Benim Sitem

mehmet şevket eygi beyin yazıları 6

 
 
                                      ÖN AÇIKLAMA 
 açıklama ben deşifre olmuş milli istihbarata bilgi toplayan muhbirlerle ister istemez konuşuyoruz zaten çoğuda arkadaş çevresinden oluyorlar kişilik olarakda iyi insanlar  beraber geziyoruz yemek çay içiyoruz takıldığımız kefede oluyorlar genelde neyse ben deşifre olanların yanında ne konuşmuşsam konuşmalar aktarılıyor sabahleyin dikkat edin gece 12 olsa sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eygi beyin köşesinde okuyorum genelde konuşmamı başlık yapar sonra kendi düşüncelerini yazar eğer hoşuna giden bişey varsa o konuyu baya köşesinde yazar veya bilgi eksiklği varsa o konuyu açar vs ben emiyet istihbarat şubesine delil  gösterdim 2 yıl bu çalışmanın toplumu bilgilendirme çalışması olduğunu söylediler evet aynen öyle bende bunu farketmiştim  bilgili olduğumdan dolayı değil yönlerdirilmek için muhatab alınıyorum ama 1997  yılından bu yana senenin 350 günü var hergün ben bunu anlamış değilim 2013 geldik halen devam ediyor eğer bu bilgilendirme çalışmasıysa toplumum en cahili benim demekki o kadar aşayiş konusunda çizgiden çıkmış siyasi olarak devlete kazandırılması gereken çok kişi varken terbiye edilmesi gereken insan varken bunu anlamış değilim not: 1997 yılından bu yana ben ne konuştum yazarın köşesinde ben sadece 2012 yılından sonra not anlamaya başladım delil babında bişeyler gösteriyim diye yazarın bi zaman gelirde linkleri açılmayabilir diye yazarın köşesinden kesip kopyalama yaptım orjinaldır 70 milyonda birimciyim
__________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
konu açıldı işte ordan biri yanlış biliyor bir konuyu konu ice açıldı muhbir imam hatipli oda devreye girdi abi o kunu öyle değil dedi falan bende ben bu konuyu tveden puroğramda izledim demekki o konu yanlışmıydı vay be dedim işte dini konuları magazinleştirdiler dedim işte bu konuşma yazar başlık yapmış ikinci başlık yazarın ilk konuşmasındaki televizyonların yazısına bakın ben dedimki ben hanifiyim ben büyük islam ilmihalini açar okurum kafama takılan bişey olursa dedim baya konuştum bu konuda yazarın köşesinde ele almış ömer nasuhi bilmem büyük islam ilmihali baya konuştum hepsi yazarın köşesinde ana konu tvde bazı ilahiyatçıların dini magazinleştirmesi işte 
 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Ilim_Irfan_Medeniyet_Ask_Sevk_Ruhan_Heyecanlar_Mnev_Neseler_Gelsin/16059#.UgEDsjvFF2A
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İlim, İrfan, Medeniyet, Aşk, Şevk, Ruhanî Heyecanlar, Mânevî Neş’eler Gelsin…
Mehmet Şevket Eygi
06 Ağustos 2013 Salı 00:57

 

Muhterem din kardeşim… Küçük Caminin kısa ve tek şerefeli minaresini yıkıp yerine füze gibi uzun üç şerefeli yeni bir minare yapmak istiyormuşsunuz. Aman bana bu uzun ve çok şerefeli minarelerden hiç bahsetmeyiniz. Duymak bile istemiyorum. Duyarsam cinler başıma toplanıyor. Benim uzun minare üç şerefe diye bir sıkıntım, gündem maddem yok. Bu konuda size bir lira bile yardım edemem. Allah cümlemize akıl fikir versin…

Camiye klima koyacakmışsınız, bendenizin öyle bir derdi ve sıkıntısı yoktur. Size az veya çok yardım edemem. Bana darılırsanız ve camiye gelmemi istemiyorsanız haber verin… (Klima alırsanız, o iğrenç ve pis cihazların önünü ve yanlarını kafesle kapatın ki gören medeni Müslümanların gözleri rencide olmasın. )

Minarede dört hoparlör varmış. Bunların sayısını sekize çıkartmak istiyormuşsunuz. Aslında daha fazla hoparlör istiyormuşsunuz ama şerefe müsait değilmiş. Bu konuda da size zırnık yardım yapamam. Sizin camiye bilemediniz iki hoparlör yeter. Sekiz hoparlör yerleştirmek çılgınlıktır. Sabah namazında camiye yedi ya da sekiz kişi geliyor. Siz hoparlörleri sonuna kadar açıp, bînamazların bazısından hakaret işitiyorsunuz. Böyle bir şeye alet ve destek olamam.

Cami avlusuna modern ve lüks bir helâ yapılacakmış, cami işlek bir yol üzerindeymiş. Namaz kılmayan, oruç tutmayan kalabalık bu lüks helâda teşarşür edip her biri bir lira bırakacakmış. Böylece WC darphane gibi para basacakmış. Böyle saçma sapan şeyleri duymak bile istemiyorum.

Camiinin kadınlar bölümündeki kafes ve perdeleri, Feministlerden korkarak çıkartmışsınız. Çok kötü bir şey yapmışsınız. Feministlerden korktuğunuz kadar Allah’tan korksanıza!..

Camii şadırvanı… Camilerin içinde ve dış cephesinde yürüyen kırmızı ışıklar… Yine çok zevksiz ve kaba, ışıklı namaz vakitleri… Yellengeçler… Kapılardaki ayakkabı poşeti sandıkları… Mihrabların bazısındaki 5-6 mikrofon… Bunlar yetişmiyormuş gibi yakalara takılan kablolu seyyar mikrofon… Bunları ne gözüm görsün ne kulağım işitsin.

Benim dinim yüksek minare, bol şerefe, hoparlör, seyyar ve sabit mikrofon, klima, vantilatör, soğuk su cihazı, paralı WC, yürüyen ışıklı cihaz lojman dini değildir.

Mimarlığa ve camii sanatına uymayan her yeni camii İslam medeniyetine sırtından saplanmış bir hançerdir. Camii ve minare hoparlörlerini aşırı şekilde açmak; ibadete, cemaate, ezana, Kur’an tilavetine, tesbihata hıyanettir.

WC Camilerini ticarete konu etmek, en hafif tabirle ayıptır.

Yakın tarihimizde binlerce camimizdeki kıymetli el dokuması halı ve kilimler atıldı, halı mafyasına kaptırıldı; yerlerine anilin boyası, sanatsız iğrenç yaygılar serildi… Yazıklar olsun!..

Tarihi camilerimizdeki on binlerce levha yok edildi. Sultan Abdulhamid’in cuma namazı kıldığı camii bir hat müzesi gibiydi. Şimdi gidin bakın, hiçbiri yerinde yok; tam takır olmuş o kudsî makam…

İslam düşmanları, ahmaklar, bid’atçiler imamlığı namaz kıldırma memurluğuna dönüştürdüler. Boyları devrilsin! Bazı imamların cüppelerine bakıyorum da utancımdan yer yarılsa da içine girsem diyorum.

Hutbelerde vaazlarda lisân, edebiyat, gramer, vurgu hataları yapılınca utanç duyuyorum.

Bendeniz, camilerde ilim, irfan, hikmet, güzel nasihat, güzel tilavet, ruhaniyet istiyorum… Sabah namazlarında camilerin cumalarda olduğu gibi dolmasını istiyorum. Cumalarda cemaatin sokaklara, caddelere, meydanlara taşmasını istiyorum. Namaz kılmayanların bile sabah ezanı dinlemek için yataklarından doğrulmalarını istiyorum. Ezanlarda, namazlarda, vaazlarda cemaatin bir kısmının ağlamasını istiyorum.

Ey hoparlörler!.. Ey mikrofonlar!.. Ey vantilatörler!.. Ey klima cihazları!.. Ey soğuk su aletleri!.. Ey o iğrenç anilin boyalı halıları!.. Ey o yürüyen kırmızı ışıklar!.. Ey men women’lı paralı cami WC’leri!.. Ey makbuzsuz para toplamaya mahsus kırık masalar, plastik leğenler!.. Görünmeyin gözüme!..

Huz ma safa da ma keder. Hoparlörler gitsin. Yerine ilim, irfan, hikmet, fıkıh, derin İslam kültürü, İslam medeniyeti, harika ezanlar, insanları heyecan ufuklarına götüren Kur’an tilavetleri, cemaati ağlatan vaaz ve nasihatler gelsin… Aşk gelsin, şevk gelsin, neş’eteyn gelsin…

 

(İkinci yazı)

DİNÎ KONULARI MAGAZİNLEŞTİRMEK

Bazı ilahiyatçıların, İslamcıların, gazetelerin, televizyonların bilhassa şu mübarek ramazan ayında dinî konuları magazinleştirmelerini, rant ve reyting konusu yapmalarını üzüntü ve nefret ile protesto ediyorum. Bunu en fazla Sabataycılar, Kriptolar, iki kimlikliler yapıyor ve resmen İslam’la, Müslümanlarla alay ediyorlar.

Maalesef bazı şaşkın Müslümanlar da bu tuzaklara düşüyor, bu zokaları yutuyor.

Bu Ramazan dağıtıldı mı bilmiyorum, bundan önceki ramazanlarda

Birtakım harbî dinsiz gazetelerin, okuyucularına dinî kitaplar hatta Kur’an tercümeleri dağıttıkları görülmüştü. On bir ay boyunca İslam’a savaş ilan ediyor, Ramazan gelince Kur’an tercümesi dağıtıyor. Onlara mı kızayım, bu oyuna gelen saf ve cahillere mi?

Ülkemizde seviye çok düşmüştür. Ciddiyet, vakar, asalet, dürüstlük şişeleri taşa çalınmıştır.

Dinî konuları magazinleştirmek küfre kadar gidebilecek bir hafife almadır.

Dinî konular yılışıklık, bayağılık, zevzeklik, hokkabazlık kabul etmez.

Gazetelerde Tv’lerde dinî program yapan muhterem ve ciddî hocalara hürmet ederim. Onlara bir şey dediğim yoktur. Lakin onların sözlerini bile çarpıtan medya organları vardır. Bu ciddiyetsiz ve seviyesizlere teessüf etmek gerekir.

Bir de zıvanadan çıkmış reformcular, dinde yenilikçiler, dinde değişimciler, mezhepsizler, Sünnet düşmanları, şazz görüşlerin taraftarları var ki onları kınamamak mümkün değildir.

İmsak olmuş, oruç başlamış aradan bir buçuk saat geçmiş adam hem oruç tuttuğunu iddia ediyor hem de kameraların karşısında lıkır lıkır su içiyor. Bu kişi akıllı mıdır, deli midir?

Böylelerinin meşhur olmak için yapmayacakları yoktur.

Sevgili Müslüman kardeşlerimden rica ediyorum:

Dinî konuları magazinleştirenlere alet olmayalım. Onların programlarını seyretmeyelim. Ekmeklerine yağ sürmeyelim.

Dinî sorularımızı icazetli ve ciddi Ehl-i Sünnet hocalarına soralım.

Hanefî mezhebine bağlı her Müslümanın başucunda merhum Ömer Nasuhî Bilmen hazretlerinin “Büyük İslam İlmihali” bulunmalıdır. Şafiî mezhebine bağlı olanlar da o ayarda güvenilir, sahih, muteber, bir Şafiî ilmihali edinmelidir. Dinî sorularımızın cevaplarını böyle kitaplardan öğrenmeliyiz.

Reformcuların, Fazlurrahmancıların, Afganîcilerin, BOP’cuların, light ve ılımlı İslamcıların, Mezhepsizlerin, Kemalist ilahiyatçıların ilmihalleri ve dinî kitapları alınmamalı, okunmamalı, onlara güvenilmemelidir.

Dinî konularda alay etmek, farzları haramları hafife almak, Sünneti inkar etmek, üzerinde icma olan zaruriyat-ı diniyeyi kabul etmemek, dini meseleleri anlatırken tahkir edecek şekilde he he he diye edepsizce gülmek… İşte bunlar kişinin ayağını kaydırır, Allah saklasın farkında olmadan küfür uçurumuna yuvarlar.

Din ilimlerinin ticarete, bezirgânlığa, zengin olmaya, voli vurmaya, köşeyi dönmeye alet edilmesi haramdır. Bu haramı işleyenler de hayır, bereket, meymenet yoktur. Onlar, acı karpuzlar gibidir; dışları yeşil, içleri kıpkızıl…

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki… Allah encamımızı hayreylesin.

(Feministler camilerde erkek cemaatiyle kadın cemaatinin karıştırmak istiyorlar. Çeşitli camileri dolaşan dostlarım anlatıyor, bazı yerlerde kadın erkek iç içe… Fıkha göre bu çok sakıncalıdır, bir kısım erkeklerin namazları bozulabilir. İslam tarihinde 1400 yıl boyunca görülmemiş bu fitneyi çıkartanlara beddua ediyorum. İşleri rast gitmesin. Kaldırttıkları perdeler ayaklarına dolaşsın…)

            06.08.2013

 
___________________________________________________________
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte onun bi hocası varmış onu anlatıyor bende dedim iyi adammış has hizmetkar yani dedim işte bu kadar bu aktarılmış yazar bunu başlık yapmış yazar has hizmetkar dediğimi neyse ikinci konuşmada hocam dedi geçen soğbetinde gezi parkındakilere çıkıştı dedi bende iyi yapmış dedim bu aktarılmış yazarın ikinci konuşmasında olayı ele almış 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Has Hizmetkârlar
Mehmet Şevket Eygi
07 Ağustos 2013 Çarşamba 00:38

Her Müslüman, istisnasız, İslam’a imana Kur’ana Sünnete Şeriata hizmet etmekle yükümlüdür. İslam hizmetkârlarının sınıfları vardır. En üst derece ‘’Has’’ hizmetkârlardır. Bir benzetme yapmak gerekirse onlar hizmet ordusunun özel yetiştirilmiş süper komandoları, fedaileridir.

Normal, sıradan, avamdan bir Müslüman arada bir keyfine bakabilir ama has hizmetkâr keyfine bakmaz, tatil yapmaz, geçinebileceğinden fazla kazanç elde etmez. Onun aklı fikri, işi gücü İslama, İmana, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Ümmete, İmamete, İslam ahlakına hizmet etmektir.

Ehl-i dünya has Müslümanı görünce ona deli der. Asıl deliler kendileridir de farkında değildirler.

Has Müslüman çok yorulup, çalışamayacak hale gelince biraz dinlenir, kuvvet kazanır sonra yeniden hizmete başlar.

Bendeniz böyle Müslümanlar görmüşümdür. Çok zulüm çektiler, lakin sabr ve sebat ettiler.

Genellikle yüzlerinin rengi solgun olurdu. Yeterli yiyecek bulamazlar, iyi beslenemezlerdi.

Hatırlıyorum, bazılarının ceketlerinin kol uçları yıpranmıştı, iplikler sarkardı… Ayakkabıları eski ve boyasızdı…

Sahih itikatlı idiler… Namazı çok dikkat ile kılarlardı… Meşru bir mazeretleri olmadıkça farzları cemaatle eda ederlerdi… Tesbihata önem verirlerdi…

Eşeddü’l-bela ‘ale’l-enbiya sümme’l-emselü fe’l-emsel… Has hizmetkârların üzerine bela imtihanları yağmur gibi yağardı. Onlar tahammül ile sabreder, ödün vermezler, yollarından dönmezler veya sapmazlardı.

Övgüler ve yergiler onların nazarında birdi. Övgülere sevinmezler, yergilere üzülmezlerdi.

Herkes pek fark edemezdi ama onların vücutlarından ve bilhassa başlarında auro denilen, görülmeyen bir ışık halesi olurdu.

Onlar dünya dedikodularıyla, politika çekişmeleriyle, senlik benlik kavgalarıyla ilgilenmezlerdi.

Bu has hizmetkârların bazısı Risale-i Nur dairesi içinde hizmet ederdi, bazısı Süleyman Efendi Hazretlerinin dairesinde, bazısı şu veya bu tarikat içinde.

Tek başına hizmet edenler de vardı. Resulullah Efendimiz (salât ve selam olsun ona) bazı kimseler için “onlar tek başına bir ümmetti’’ buyurmuşlardır. Bu anlattıklarım da onlara benzerdi, tek başına bir ümmettiler.

Yakın tarihimizin karanlık kasırgalı zulüm ve zalâm yıllarında bu has hizmetkârlar çok çalıştılar, çok çırpındılar, gerçekten hizmet ettiler. Cenab-ı Hakk onlara rahmetiyle muamele buyursun, ilahî izni ile şefaat edecekleri makama çıktılarsa bizleri şefaatlerine naîl eylesin.

Zamanımızda çok bozukluk var. Zulüm azalınca, Müslümanlar gevşeyip yayılıyor.

Hizmetler paraya, nefse, dünyalığa alet edilir oldu.

İhlâs bozuldu.

Hizmet hizmet hizmet diye reklâmı yapılan nice hizmetin bereketi kalmadı.

Bazı hizmetler hezimetlere yol açtı.

Nemrud’un sarayından daha müzeyyen bir mesken… 200 bin liralık lüks bir otomobil… İsraflı mükellef sofralar… Lüks melbusat (giysiler)… Aman bir ihtişam, bir tantana, bir velvele, bir debdebe ki sormayın… Hizmet darphanesinde gece gündüz para kesiyor.

Hizmetmiş… Sevsinler!..

 

(İkinci yazı)

Çapulcular

(Bu yazı yirmi gün önce yazılmıştı…)

ÖFF öff öff!.. Gezi parkındaki çiş ve kazurat kokusu burun direklerini kırıyor, öf öf öf!..

Savulun çapulcular geliyor…

Başörtülü genç anneyi döverek yere yıkan ve üzerine işeyen çapulcular…

Zavallı annenin birkaç aylık bebeğini tırmıklayan uygar çapulcular…

Camiyi işgal edip halıların üzerine ayakkabı ile basan çapulcular…

Camiye def’-i hâcet eden çapulcular…

Çağdaş çapulcular…

İlerici çapulcular…

Kemalist ve laik çapulcular…

Kripto çapulcular…çapulcular…

Egemen azınlıkçı çapulcular…

Müslüman zencilerin haklarını tanımayan aparthaid taraftarı faşist çapulcular.

Onların çoğunluğun haklarını ve hürriyetlerini tanımaz… Evet, eşitlik vardır ama onlar çoğunluktan daha eşittir…

Egemen azınlıkların çapulcuları…

Sandıktan çıkmakla iş bitmez; çapulcuların iradesi çoğunluğun iradesinden güçlüdür…

Çapulcular faiz lobisine hizmet ederler… Faiz lobisinden otuz bin kumanya paketi…

Gezi Parkı yangın yerine dönmüştü… Çapulcular bahçe mimarisinden iyi anlar…

Aaaa aaa aaa!.. Çapulcuların arasında bir grup İslamcı namaz kılıyor… Bunlar neyin çapulcusu?..

Çapulcular darbe istiyor… Darbe olsun, halk kurşunlansın… Kanlar aksın… Adnan Menderes asılsın…

Çapulcular zurna gibi ötüyor… Yaşasın devrimler, yaşasın özgürlük, yaşasın çapulculuk…

Sâyelerinde Gezi Parkının çimenleri çiğnendi, çiçekleri soldu, ağaçları sarardı…

Gezi parkı mezbeleye döndü… Çadırlar kuruldu oraya… Teşarşür edildi sağa sola… Öf ne pis koktu Gezi parkı…

M. Kemal Paşa zamanında Gezi isyanı olur muydu? Olamazdı… Tek parti rejimi hemen sıkıyönetim ilan eder, Kel Alinin başkanlığında İstiklal Mahkemesi kurulur ve Gezicilerin elebaşıları idam edilirdi çabucak…

Sabiha Gökçen=Hatun Sebilciyan uçağıyla bombalar atardı Gezicilerin üzerine.

Polis ne yaptı Gezicilere? Tazyikli su ve biber gazı sıktı. Onlar bunu büyük bir zulüm olarak gördüler. Siz zulüm nedir görmemişsiniz a Geziciler!..

Gezi isyanının ikinci perdesine hazırlanıyorlar.

Bu sefer hazırlıklı olsunlar, Gezi Parkına seyyar WC’ler götürsünler. Sağa sola işemesinler, yestehlemesinler. Çevreyi temiz tutsunlar.

Bir cami işgal ederlerse, halılara ayakkabı ile basmasınlar, camiyi büyük kirletmesinler...

Çok rica ediyoruz: Yirmi üç yaşındaki başörtülü zavallı anneyi dövmesinler, üzerine idrar etmesinler, bebeğini tırmıklamasınlar.

Çapulculuğun da raconu vardır. Daha medenî, daha vicdanlı, daha insan olsunlar.

Şu kuralı akıllarından hiç çıkartmasınlar: Merhamet etmeyene merhamet edilmez.

Bu kadar vicdansız, bu kadar acımasız, bu kadar gaddar, bu kadar saygısız olmasınlar.

Çapulculuğun da bir sınırı vardır.

Gün gelir, men dakka dukka olur…

07.08.2013

 
 
___________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

deşifre olanla ayak üstü konu açıldı konuşuyoruz pkk konusu açıldı işte bu konuşmalar aktarılmış ikinci başlığında ele almış barış huzur ve sükün gelirmi üçüncü yazısında başlığında ben bu muhbire devamlı derim kendisi deşifre oldun demiyorum çünkü ben ne zaman muhbirlere bişey desem sabahleyin bu yazarın köşsinde konuşmalarımı muhatab alır diye onuda sitem şeklinde yazmış 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
En Büyük Düşman Tefrika
Mehmet Şevket Eygi
28 Temmuz 2013 Pazar 00:05

MISIRDA Müslümanlar bin parça… Müslüman İhvan iktidarını Müslüman Selefî Partisi sırtından hançerledi…
Türkiyede Müslümanlar bin bir parça… İslamcı siyasî iktidar ile İslamî büyük bir cemaat rekabet halinde…
Dünyanın hiçbir Müslüman ülkesinde Müslümanlar birlik ve beraberlik halinde değil.
Siyasî partiler, cemaatler, tarikatler, hizipler, fırkalar, gruplar, parçalar parçalar parçalar.
Elbette müspet çeşitlilikler, meşrebler olacak ama onların üzerinde Ümmet birliği şemsiyesi de olmalı lakin işte o yok.
Bu paramparça, darmadağınık Müslümanların başlarına bir bela ve darbe gelince hemen feryada başlarlar, bizi Siyonistler, emperyalistler, sömürgeciler eziyor derler. Yalan yalan yalan.
Müslümanların kendilerine ettiklerini hiçbir dış düşman edemez.
Müslümanların en büyük düşmanı kendi benlikleri, hırsları, ölümcül büyük günahlarıdır.
Birleşmemekte direnmek en büyük düşmandır.
Başsız, İmamsız, Emîrsiz, Halifesiz İslam Âlemi…
Biatsiz ve itaatsiz İslam Âlemi…
Bizi Siyonistler bu hale getirmiş… Yok canım!... Aynaya baksak ya… En büyük düşmanımız aynalarda…
Ne kadar çok bağımsız Baronumuz var. Birbirleriyle görüşmeyen bu Baronların bazısı patriklerle, papazlarla, monsenyörlerle, kıssislerle, pastörlerle, zangoçlarla içli dışlıdır.
Şu Türkiyedeki İslamî dergiler enflasyonuna bakınız. Her cemaatin, her derneğin, her vakfın, her tarikatin, her tarikat şubesinin, her parçanın ayrı dergisi var.
Bütün Ehl-i Sünnet Müslümanları birleşip tek bir dergi çıkartsalar, bu dergi ayda üç milyon adet satsa, büyük etkisi olsa, muazzam hizmet ve fütuhat yapsa fena mı olur? İyi olur ama biz böyle bir şey yapamayız.
Küfre ve nifaka en büyük hizmet nedir biliyor musunuz? Parçalanmak, bölünmek, birbirine düşmektir…
En küçük bir Baron bile büyük bir İmam-ı Kebire itaat ve biat edemez.
Bütün Baronlar yüzde yüz bağımsız olmalı.
Müslümanlar bölünmeli bölünmeli bölünmeli…
Bölük pörçük olalım ki, ayrı ayrı belamızı bulalım.

* (İkinci yazı)
Barış, Huzur ve Sükûn Gelir mi?
PKK terörü öyle kolay kolay bitmez. PKK’nın ılımlıları savaşı bitirmek isteseler bile, aşırıları ve şâhinleri bitirmek istemeyecektir.
PKK’nın gölgesinde uyuşturucu üretimi, ticareti, kaçakçılığı yapanlar, yekun olarak yüz milyarlarca dolarlık rantlarını terk edebilirler mi?
Gerçek Kürtler ve gerçek Aleviler barışa razı olsalar bile, Kripto Ermeniler, Kripto Yahudiler vaz geçer mi?
Madem ki terörü bitirmek için anlaştılar, Lice’de karakol yapılmasına niçin karşı çıkıyor birileri?
Yapılacak karakol, uyuşturucuya sekte vereceği için mi?
Dünyanın fırtına bölgeleri vardır… Japonya gibi sık sık zelzele olan ülkeler vardır. Türkiye de bir fitneler ve fesatlar ülkesidir. Japonya nasıl depremlere karşı tedbirli ise, orada hayat nasıl depremlere rağmen devam ediyorsa; Türkiye de fitnelere, fesatlara, terörlere tedbirli olmalı, bunlara rağmen ülkenin bütünlüğünü koruyabilmeli, gereken bütün çözüm ve çarelere başvurmalıdır. 
Türkiyeyi ayakta tutmanın, kriz ve fitnelere rağmen yüceltmenin, bütünlüğünü korumanın çare ve çözümleri nelerdir?
*Millî kimlik ve kültüre saygı ve bağlılıktır.
*Ülkenin, devletin, halkın ayağına köstek olan resmî ideoloji safrasından kurtulmaktır.
*Çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanların bütün haklarını ve hürriyetlerini vermektir.
*Azınlıkların ve alt-kültürlerin bütün haklı isteklerini yerine getirmek, onların da haklarını ve hürriyetlerini vermektir.
*Türkiyeyi önünde sonunda parçalamaya karar vermiş olan ABD, AB, Siyonist, Haçlı, emperyalist, sömürgeci, hegemonyacı güçleri tesirsiz hale getirmektir.
*Âdil hukukun üstünlüğünü sağlamaktır.
*Kokuşmayı önlemek, Türkiyeyi temiz ve şeffaf bir ülke haline getirmektir.
İslam, Kur’an, Sünnet ölçü, hüküm ve normlarına göre Türkiyenin Sünnî çoğunluğunun durumu iyi midir? 
Sünnîlerin durumu iyi değilse ülkenin, devletin düzelmesi mümkün olmaz.
Türkler Kürtler, diğer etnik gruplar… Sünnîler Alevîler, Sabataycılar Kripto Ermeniler… Dindarlar Laikler… Evet belli başlı bütün çeşitlilikler hep birlikte bir toplumsal barış ve mutabakat ahidnamesi imzalamazlarsa fitneler ve krizler hiç bitmeyecektir.
İçimizde ve dışımızda Türkiyeyi batırmaya, bölmeye, parçalamaya, yıkmaya azimli bunca güç varken barış, istikrar, huzur ve sükun tereyağından kıl çekercesine kolayca gelir mi?

* (Üçüncü yazı)
Hakkım Helal Olsun
İSLAMA, ülkeye, halka hizmet eden samimî doğru ve dürüst gerçek dindarların, aramızda meşreb farkı olsa da ellerinden öperim.
Anonim tenkit ve kınamalarımın onlarla ilgisi yoktur.
Onların bazısı bendenizi yerseler bile bu fakir onlara cevap vermez. 
İsim vererek, hedef göstererek tenkit etmiyorum.
Tenkitlerim hazır konfeksiyon gömlekler gibidir, kimin üzerine cuk oturursa onundur.
Yarası olan gocunur.
Din ve mukaddesatı alet ederek haram yollarla zengin olanlardan nefret ederim.
Dün radikal mücahid, bugün ensesi kalın müteahhid… Gözümde beş paralık değeri yoktur.
Arivist İslamcılar, kafirlerden daha zararlıdır.
Müslüman hizmetkar ihlaslı, âdil, temiz, şeffaf, hasbî olmalı.
Din ilimleri, para kazanmak, zengin veya meşhur olmak için öğrenilmez.
Din siyasete alet edilmemeli. Siyaset dine alet edilebilir.
Yaratan için yapılan hizmetlerin ücreti yaratıklardan istenmemeli ve alınmamalı.
Gerçek dindarın faziletini düşmanları bile kabul ve teslim eder.
Din sömürüsü yapmak, karı satmaktan daha alçakça bir rezilliktir.
Din-i mübin-i İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, tarikata, hakikate muhlisen lillah hizmet edenler, haklı veya haksız bendenize düşmanlık etseler, hakkım onlara helal olsun.
  28.7.2013



____________________________________________




bu konuşmada cumartesi gününden kalma konu o zamanlar eğitime ve kültüre  geldi konu yazarın ilk konu başlığına bakın bana bir ara muhbir abi kalemin varmı diye sordu 
bende şu ana üzerimde yok dedim yazar bunuda yazmış 1 tl kalem diye birde halk cahil bırakılıyor diye konuştum onda almış birde namaz konusunda  gevşeklik var diye konuştuk onuda kaleme almış 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Alametler_Gostergeler/15966#.UfZl1rJKMdk


Mehmet Şevket Eygi
 
 
Alametler Göstergeler
Mehmet Şevket Eygi
29 Temmuz 2013 Pazartesi 00:42

TÜRKİYE Müslümanlarının hallerini, medeni durumlarını, kültürel seviyelerini gösteren bazı alametler vardır.

Müslüman kadınların tesettür kıyafeti bunlardan biridir. Eskinin tesettürü terkedilmiş, onun yerini büyük ölçüde alaca bulaca, rengârenk, sanat ve estetikten uzak kalitesiz, kitsch=rüküş bir tesettür modası almıştır.

Müslümanların meskenleri, yazlıkları, otomobilleri, cep telefonları, evlerindeki mobilyalar, bütün bunlar da birer göstergedir. Sanattan uzak bir şatafat, israf, lüks, gösteriş… Bunlara bakarak da İslami kesimin halini anlayabiliriz.

Çok küçük fakat çok düşündürücü göstergeler de vardır, mesela: Cebinde bin dolarlık bilgisayarlı bir cep telefonu var, kalemi ya hiç yok, varsa 1 TL’lik bir tükenmez kalem. Ne büyük tezat, ne büyük fakirlik! İslam kâğıt, kalem, kitap medeniyetidir.

Türkiye Müslümanları bilgisayarlı cep telefonu üretemezler ama kalkınma hamlesine kendilerinden çok geç başlamış olan Kore’nin ürettiği aletlere avuç avuç para verirler. Biz Koreliler gibi niçin böyle aletler üretemiyoruz diye düşünmezler bile.

Türkiye’nin egemen azınlıkları yüzde yüz yerli ve milli bir Türk otomobili üretilmesini istemezler. Onlar yabancı markaların montaj otomobillerinden büyük paralar vurmayı tercih etmişlerdir. Müslümanlar ise çok zenginleşmiş olmalarına rağmen, yerli Türkiye otomobilleri üretme niyet ve iradesine sahip değillerdir. Kaç Müslüman “Güney Kore devlet büyükleri, milli Kore otomobillerine biniyor da benim ülkemin büyükleri niçin yüzde yüz Türkiye ürünü olan otomobillere binmiyor?” sorusunu hatırına getirir?

Türkiye Müslümanlarının çok büyük kısmı, İslam-Kur’an alfabesi ve yazısıyla Osmanlıca okuma yazma bilmez. Müslüman halk öyle câhil bırakılmış, kalmıştır ki, atalarının Türkçe mezar taşlarını okumaktan âcizdir. Anadili Türkçe olan nice Müslümanın eline 1927’de yayınlanmış Türkçe bir roman verseler, sanki Çinceymiş gibi bakar okuyamaz.

1750’de yaşamış İstanbullu bir Müslüman mezarından kalkıp şehrin bugünkü halini görse, Avrupaî kıyafetli Müslümanları, Latince yazıları, çıplak kadınları, hafta tatilinin Pazar günü olduğunu görünce, vah vah şehri kefere geri almış diye hayıflanır. Hele Ayasofya’nın ibadete kapatılmış olduğunu öğrenince hemen mezarına geri girer.

Müslüman erkekler, (nadir istisnalar dışında) kıyafet konusunda da İslam’dan kopmuş ve yabancılaşmıştır. Namaz kılanların çoğunluğu baş açık kılar. Ne fes, ne imame, ne arakiye, ne takke…

Müslümanların büyük kısmı Ümmet birliği ve teşkilatı, İmam-ı Kebire biat ve itaat kavramlarını yitirmiştir.

Şehrin artık çok bozulmuş olduğunun delillerinden biri de cuma ezanından sonraki durumdur. Ezanlar okunur fakat ticaret, alış veriş durmaz. Halkın bir kısmı namaza gider ama ötede, milyonlarca Müslüman çarşılarda pazarlarda, nakil vasıtalarında boy gösterir. Hâlbuki Kur’an, Sünnet ve Şeriat cuma ezanı okununca ticareti, alış verişi bırakın ve camilere Allah’ı anmaya gidin demektedir.

 

(İkinci yazı)

Heyecan ve İlgi Cihazı

BİZİMKİNİ ibreli heyecan ve ilgi cihazına bağlamışlar. Deprem aleti gibi bir şey. Deneme yapılan kimseyi alete bağlıyorsunuz, ona sorular soruyorsunuz, tepkilerini ölçüyorsunuz.

Soru: Zengin Türkçe ve Osmanlıca konusunda ne düşünüyorsunuz? İbre kıpırdamamış…

Soru: Bütün Müslümanlar tek bir Ümmet yapısı ve teşkilatı içinde yer alıp, tek bir İmam-ı Kebire biat etsinler mi? İbre kıpırdamamış.

Soru: Namaz kılanların ve oruç tutanların nispeti çok azalmış ne dersiniz? İbrede bir hareket yok.

Soru: Bir kadın müftü yardımcısı camilerin kadınlara ait bölümlerindeki perde ve kafesleri kaldırtmış… Cihazın ekranında denek uyuyor, uyandırın yazısı belirmiş.

Soru: Her Müslüman ilmihalini öğrenmeli değil mi?... İbre kıpırdamamış.

Soru: Bu Ramazan İstanbul’da cayır cayır gündüzün oruç yeniyor, buna ne dersiniz?... Hiçbir tepki yok.

Bu minval üzere hayli soru yöneltmişler, adamda müspet menfi tepki yok.

Nihayet “Öteki” sorulara geçmişler.

Soru: Ramazan pideleri susamlı mı olmalı, çörek otlu mu?... İbre kıpır kıpır.

Soru: Filan Partisinin (FİP) başkanı Falan Partisi (FAP) başkanına vermiş veriştirmiş, sövmüş saymış… İbre hızla gelmiş gitmiş. Adam anlat anlat ne gibi küfürler edilmiş demiş.

Soru: İki Müslüman yazar dehşetli bir polemiğe girişmişler, birbirlerine çok ağır lâflar etmişler… İbre hızla oynamış, son limitine dayanmış. Adam yüksek sesle ben bunları kaçırmamalıyım, içer gibi okumalıyım demiş.

Soru: Umreye gitsen hangi otelde kalmak istersin? Zam Zam Towerde mi, Muntazam Towerde mi?.. İbre çok kıpırdamış, adam Muhteşem Towerde kalmak isterim, kral dairesi olsun demiş.

Soru: Sizin tarikat (veya cemaat) denilmeye başlanınca, henüz cümle bitmeden ibre deliler gibi oynamış, cihaz ve adam sarsılmaya başlamış, içinden yanık kablo kokusu ve dumanları gelmiş, fişi çekmek zorunda kalmışlar…

Yeni seans:

Soru: Denek’in Baronundan bahs etmişler… Tepki: Cihazdan alarm, çan ve zil sesleri gelmiş. İbre öyle oynamış ki, gösterge kırılmış. Heyecan ve ilgi dorukta… Tansiyonu 20’ye yükselmiş. Gözleri fal taşı gibi açılmış, ter dökmeye, zangır zangır titremeye başlamış… Sağlık sebepleri ve cihazın bozulması dolayısıyla test çalışmalarına ara verilmiş.

29.07.2013

 
_____________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
 
internette yayınladığım olayları mit görmüş deşifre olanların yanında konuşuyorum sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin kösesinde okuyorum diye bunu mitin dikkatini çekmek için yayınladım işte mitte görmüş yazarın 3 cü başlığına bakın aşağıdaki yazıma ilave yapılarak internette yayınlamışlar diye bende bunu okudum ben bunu deşifre olan mite durumu açtım haberi yok deşifre olduğundan ben konuya girdim benim yazımı mit görmüş dedim mehmet şevket eygi kızıyor dedim internette görmüşler dedim benim eskiden düzene karşı olduğumu şimdi ise düzenin rantlarını yediğimi yazmış dedim benim kişilik purofilim üzerinde durmuş ben eskiden düzene atar tutardım işte o konuyu almış dedim benim bu işte suçum ne halbuki ben emniyet istihbaratına dedim bu çalışmayı kesin bak kesmesseniz ben internette yayınlarım dedim onlarda yayınla dediler benden günah gitti işte bu konuşmayı yaptım ertesi günü en aşağıda yazar keramet değil istidractır başlığında olayı ele almış bendeki bu algılama olayını birde kendini yazar bunu niçini ortaya koymaya çalışmış bu olaya işte en aşağıda inanları uyarmalı bilgilendirilmesi gerektiğini ( not doğru buna bişey diyen yokta 6000 sayıyı buldu ben ona diyorum kızdığım ) neyse gelelim ikinci konuya ben emniyete dedimya çatışma piskolojisi işte o konuşmayı yaptım bu bilgiye görede star tvde 03 2013 cumartesi günü kadir gecesi günüydü akşam 20 sularında çatışma diye bir filim koyuldu filimin konusu svat timleri içinde çatışma burda yanlış analiz işte ben ne diyorum ne oluyor ben filimin hikayesini kesip kopyaladım aşağıdaki yazı ve linkinide atıyım faragmanıda var ve filimde izlenir en yukarıdaki linke tıkla birazdan açılır
Anti-teror experti ve cok basarili Los Angeles polisi olan Paul Cutler (Gabriel Macht, Dusman Hatti) S.W.A.T takimina rehine kurtarma teknikleri hakkinda egitim vermek uzere Los Angelos'a davet edilir. Fakat her sey bir rehinenin hayatini kaybettiren kotu bir operasyonla degisir. Artik Cutler ve S.W.A.T ekibini yok etmeyi kafaya takmis bir suikastci vardir.sunfilmizle.com ailesi olarak iyi seyirler dileriz. ( NOT.) ayrıca şunuda belirtiyim ben bu muhbirler daha öncedende aynı psikoloji ile konuştuştum geçmisin intikamı diye filim koyulmuştu ceki ceynin başrolde oynadığı ve mel gibsonunun başrolde oynadığı intikam peşinde filimi anlaşılmıştır heralde not burda bu filimin yayına koyması mitin topluma bu filimle bişey anlatmaya çalışmasından ibaret biz ne dedik ne koyuldu işte anlayın 

Read more: http://www.sunfilmizle.com/ozel-tim-catisma-turkce-dublaj-izle/#ixzz2bCbvy1HX

 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Misirdan_Beter_Oluruz/16003#.UgELJjvFF2A
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Mısırdan Beter Oluruz!
Mehmet Şevket Eygi
01 Ağustos 2013 Perşembe 00:59

TÜRKİYE Müslümanları Mısır faciasından… Mısırda mübarek Ramazanda yaylım ateşiyle şehid edilen kardeşlerimizden… Mısırdaki zulümden… Mısırda dökülen kanlardan… Can çekişenlerden… Morgların şehid cesetleriyle dolmasından… Hastahanelerin binlerce yaralıyı tedavi edememesinden… Büyük ve korkunç acılardan ibret alıp da toparlanmazlarsa artık onları hiçbir top uyaramaz.

İbret alıp toparlanmak ne demektir? Dağınık haldeki Müslümanların birleşmek için somut adımlar atmaları demektir. Kuru kuruya aman birleşelim edebiyatı yapmakla birleşme olmaz.

Türkiye Müslümanlarının teşkilatlı, intizamlı, hiyerarşili tek bir Ümmet olması için ne yapılması gerekiyorsa onları hayata geçirmek.

Din konusundaki bütün zararlı ihtilafları, tefrikayı, anarşiyi, bid’atleri bölünmüşlüğü, kaos ve anarşiyi ortadan kaldırmak.

Din sömürüsünü önlemek ve engellemek.

İçimizdeki, fitne ve tefrika tohumları eken İbn Sebe’leri kusmak…

Küfrün darbelerine karşı hazırlıklı olmak.

“Ötekilerle” görüşüp anlaşmak, iç barışı ve sosyal mutabakati yeniden kurmak.

Bilhassa tek kimlikli gerçek Alevî kardeşlerimizle anlaşmak.

Müslümanları bedevî şifahî kültürden, yazılı medenî kültür seviye ve statüsüne yükseltmek.

Evet, Mısır facialarından ders almaz ve birleşmezsek, bizim akıbetimizin de Mısır gibi olmasından korkulur.

Mısırda korkunç facialar yaşanıyor ve biz gaflet içinde seyrine bakıyoruz.

Mısır Müslümanları bu duruma nasıl düştüler?

Birlik ve beraberlik içinde olmadıkları için…

Tek bir Ümmet olmadıkları için…

Başlarında kendisine biat ve itaat edilen bir Emîrü’l-mü’minîn bulunmadığı için…

Mısırda birbirleriyle barışık olmayan İhvan ve Selefî partileri olduğu gibi bizde de nice İslamî parça birbirine karşıdır.

Şu anda Türkiye Müslümanları Mısır Müslümanlarından daha fazla parçalanmıştır.

Parçalanmış, bölünmüş Türkiye Müslümanları birleşmemek, Ümmet olmamak konusunda ittifak içindedir.

Bunun sonu Mısır gibi olmaktır.

 

(İkinci yazı)

Kurtuluşa ve Ebedî Saadete Dâvet

HİÇBİR iddiası olmayan, insanlardan herhangi bir menfaat talep etmeyen mütevâzı bir yazarım. Ne para isterim, ne makam mevki, ne de memuriyet başkanlık. Profesyonel gazeteci değilim. Sarı basın kartım bile yoktur.

Yirmi küsur yıldır nâçiz bir hizmet olarak bu sütunlarda yazıyorum.

Dinime, memleketime, halkıma hizmet etmek isterim.

Acaba sahiden hizmet edebiliyor muyum?

Takdir ve tebrik edenler var; tahkir ve tezyif edenler var…

Birer birer hepimizi, halkı, ülkeyi, devleti İslamın kurtaracağına inanırım.

Din konusunda kendi kafamdan şahsî fikirlerimi yazmam. Bendeniz bir

Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanıyım. Muteber ve güvenilir İslamî kitaplardaki bilgileri nakl ederim.

Bazıları yazılarımı Mızraklı İlmihale benzetiyorlar. Bununla iftihar ederim.

Günlük, gelip geçici, çok sebatsız, çok değişken, çok sathî=yüzeysel hava cıva konulardan hoşlanmam. Yazı ve fikir dediğin kalıcı olmalı. Yazılarım 10, 20, 50 sene sonra da okunabilmeli.

İsim vererek, şahıslara çatarak polemik yapmaktan nefret ederim.

Tenkit ederim ama tenkitlerim anonimdir. Ismarlama gömlek dikmem, hazır konfeksiyon gömlek dikerim. Kimin üzerine uyarsa onun olsun.

Nazarımda en büyük ahlaksızlık ve şerefsizlik, din sömürüsü, mukaddesat bezirgânlığı yapmaktır. Böylelerini karı satanlardan daha âdi görürüm.

Bendeniz icazetli din hocası değilim. İslamın iki kere iki eder dörtlerini yazarım, bunları yazmak için hoca olmak gerekmez, Müslüman olmak yeterlidir.

Okuyucularıma, muteber kitaplardaki bildirilen mutluluk ve kurtuluş yollarını beyan ederim.

İslamın iki kere iki eder dörtleri nelerdir?

Allah katında makbul sahih=doğru bir imana sahip olmak.

Beş vakit namazı dosdoğru kılmak.

Zekâtı Kur’ana Sünnete Şeriata fıkha göre dosdoğru vermek.

Fırka-i Nâciye ve Sevad-ı Âzam olan Ehl-i Sünnet dairesi içinde bulunmak.

İslamın cadde-i kübrasında yürümek.

Kur’an, Sünnet, Selef ahlakı ile ahlaklı olmak.

Ümmet ve Hilafet şuuruna sahip olmak.

Peygambere (Salat ve selam olsun ona) biatli ve onunla irtibatlı olmak ve ona itaat etmek.

Riba, zina, israf gibi azgınlıklardan uzak durmak.

Dünyayı imar ederken ve dünya hizmetlerini görürken ahirete dönük olmak.

Tefrikadan, nifak ve şikaktan, fitne ve fesattan kaçınmak.

Kendisine yetecek kadar ilmihalini öğrenmek.

Bunlara benzer konularda yazarım ve sık sık tekrar ederim.

Bu konular güvenilir ve muteber din kitaplarında vardır.

Din konusunda yeni bir şey söylemem.

Eğitim, İslam mektepleri, kültür, sanat, adam yetiştirme, şifahî bedevî kültürden yazılı medenî kültüre geçme konularını işlerim.

Kaç kere yazdım, tekrar ediyorum: Yazılarımdan hoşlanmayanlar okumasınlar.

İslamın iki kere iki eder dört kategorisindeki bilgileri tekrar ederken yanılmam mevzuubahs olamaz.

Her Müslüman beş vakit namazı dosdoğru kılsın derken nasıl yanılabilirim?

Naçiz yazılarımla bir tür emr-i mâruf ve nehy-i münker yaptığıma inanıyorum.

Mutezile, Vehhabî, Haricî, Rafızî, Fazlurrahman, Afganî mezheplerine bağlı bazı kimseler bendenize kızıyor. Yukarıda arz ettim, bu fakir Ehl-i Sünnet mezhebine mensubum, elbette o mezhebin inancını, fıkhını, görüşlerini yazacağım. Hem onlar gibi taqiyye ve kitman da yapmıyorum…

Muteber din kitaplarından nakl ettiğim bilgiler, uyarılar insanın kurtuluşuna ve ebedî saadetine vesile olur; ülke halk ve devlet de bu inanç ve fikirlerle yükselir.

Müslümanların uyanması, aydınlanması, doğru bilgilenmesi, Ümmet birliği içinde yerini alması, ehliyetli ve liyakatli bir İmam’a biat ve itaat etmesi konusunda; pek küçük, pek minik, pek nâçiz bir hizmet yapabiliyorsam maksat hâsıl olmuş demektir.

Yazılarımı faydalı bulanlara teşekkür eder, dualarını beklerim. Rahatsız olanlara da okuyup canınızı sıkmayın, hoşgörün derim.

Herkese selam ve hürmetlerimi sunarım.

 

(Üçüncü yazı)

Yazıma İlave Yaparak İnternet Piyasasına Sürmüşler

HABER aldığıma göre, isim vermeden anonim tenkitler yaptığım eski bir yazıma, birileri eklemeler yapmışlar ve internete sürmüşler… Bir yazarın, onun iznini ve rızasını almadan, yazısına ilave yapmak ahlaken ayıptır, kanunen suçtur, bir hak ihlâlidir.

Bendeniz bazı eski mücahidler şimdi müteahhit oldular derken isim belirtmiyorum.

Eskiden mücahidmiş, aradan yıllar geçmiş, çizgisinden sapmamış, yine mücahid… Böyle bir kişiye kim ne diyebilir?

Mücahid fi sebilillah olabilmek için mutlaka muhlis=ihlâslı olmak gerekir. Münafıktan mücahid olmaz.

Bendeniz gerçek bir mücahidi kötülersem, rüzgâra karşı tükürmüş olurum.

Bundan otuz kırk yıl önce radikal mücahidmiş, atıp tutuyormuş, esip tozuyormuş, bu düzen bozuktur, yerine hak bir düzen gelsin edebiyatı yapıyormuş; şimdi ise, vaktiyle bozuk dediği necis düzenin haram rant ve nimetlerini yiyerek, bin türlü dalavere yaparak semirmiş, büyük zengin olmuş… Böylesini, isim vermeden (bendeniz savcı, hâkim ve cellât değilim) tenkit etmemden tabiî ne olur.

Yazılarıma ilave yaparak piyasaya sürenleri mahkemeye vereceğimi duyururum.

            01.08.2013

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Keramet Değil İstidractır
Mehmet Şevket Eygi
03 Ağustos 2013 Cumartesi 01:00

((Bugün saat 15 ile 18 arasında Beyazıt Kitap Fuarı BEDİR Yayınevi standında 
kitap imzalayacağım.))

İMAMI Gazalî hazretleri “Bir adam eliyle bir ağaca dokunsa ve ağacı altın etse, o kişinin itikadında bozukluk varsa, yaptığı keramet değil istidractır” mealinde bir sözü vardır.
Bütün gerçek mü’minler, bütün evliyaullah, bütün sâlih ve muhterem kişiler sahih=doğru itikad sahibidir.
Bütün gerçek ulemanın, fukahanın, eimmenin, kâmil mürşidlerin, evliyaurrahmanın ana itikadı, Hak Teala hazretlerinin kemal sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğu temel inancı üzerine kuruludur. 
Küfrü ve kâfirleri övmek…
Küfre rıza göstermek…
Kur’anın kesin şekilde nehy etmiş olmasına rağmen İslam düşmanı kafirleri dost ve velî edinmek…
Zaruriyat-ı diniyeden birini bile inkar etmek… 
Kişiyi dinden çıkartır.
Allah katında (hak) din İslamdır kesin ayetine muhalefet ederek, bu devirde üç hak ibrahimî din vardır inancına sahip olmak da kişiyi İslam dairesinden çıkartır.
Âhir zaman Peygamberi Muhammed Mustafayı (Salat ve selam olsun ona), onun getirdiği Kelamullahı, İslam dinini red, tekzib, inkar eden kimseleri ehl-i necat ve ehl-i Cennet görmek İslam ile bağdaşmaz.
İtikadı bozuk bir şahsın veya topluluğun zenginliği keramet değildir, istidractır.
Küfür ve bid’at ehlinin insanî hizmetleri onların, ehl-i necat olduğuna delil değildir.
Allahü Teala sahih iman sahiplerinin günahlarını dilerse afveder ama tevbe edip hidayete gelmeyen kafir ve müşrikleri affetmez.
Allaha eş, benzer, şerik=ortak, oğul, nazir, kız, zevce koşanlar müşriktir.
Müşriklerin hidayet üzere olduklarını iddia etmek, şirke rızadır.
Teslis ehli, Tevhid ehli Müslümanları, İslam dinini, Kur’anı, Peygamberimizi hak kabul etmez. Onlar Muhammed aleyhisselamı, Kur’anı, İslamı red ve inkar ederken; Müslüman geçinen bazılarının onları hak kabul etmeleri büyük bir çelişki ve kendini inkardır. 
İslam dini geldikten sonra önceki şeriatların hükümleri kaldırılmıştır. Müslümanların sorumluları ve vazifelileri, Tevhid dinini yani İslamı bütün insanlığa anlayacakları şekilde tebliğ etmekle mükelleftir. Bunu yapmazlarsa günahkar olurlar.
Kendisine İslam daveti ulaşan kimse, bu daveti kabul etmezse hidayeti reddetmiş olur.
Birtakım gayretkeşlerin, İslamı Hak din, Kur’anı hak kitap, Hz. Muhammed Mustafa’yı (Salat ve selam olsun ona) hak peygamber olarak kabul etmeyen Ehl-i Kitabı hak olarak görmelerine şaşılır.
İslamın tek hak din olduğu Kitab, Sünnet ve icmâ ile sabittir.
Gerçek ulema ve fukaha, kafirlerin ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğuna inananları uyarmalı, aydınlatmalı ve bilgilendirmelidir.
Bunu yapmazlarsa vebal altında kalırlar.
Tekrar ediyorum: Bozuk inançlıların başarıları keramet değil, istidractır.
En büyük ve temel keramet sahih itikattır.
Bozuk itikatlılarda görülen harikalar ve başarılar, Allah İslam dinini fasık veya facir kişilerle de te’yid eder hadîs-i şerifinin ışığında yorumlanmalıdır.

(İkinci yazı)
Hacı Bey çok üzülmüş, kahrolmuş…
Hacı Bey!.. Çok üzgünsünüz sizi anlıyorum 150 bin dolarlık lüks Mercedes’inizi sert bir maddeyle çizmişler. Bunu görünce kederden kendinizi kaybetmişsiniz. Biliyorum, lüks otonuzu çok seversiniz. Acaba onu bir Gezici mi çizdi?
Bizimki susamlı pideye bayılır. Akşamleyin çocuk susamlısını bulamamış, çörek otlu pide getirmiş. Kardeşiniz üzülmüş, sinirlenmiş. İftarını afiyetle yiyememiş. 
Kerraki Bey, kırsal kesimdeki yazlığının etrafını Çin Seddi gibi granit bir duvarla kaplatıyormuş. 
Ferraşi Bey, öyle lüks bir ziyafet vermiş ki, o çeşitlilik Nemrud’un ve Firavun’un sofrasında bile yokmuş. İsraf sınırları aşılmış, yenilmiş yenilmiş yenilmiş… Artanların bir kısmı da çöpe gitmiş. 
Tantuni Bey, çok üzülüyor. Meydan gelişmeleri dolayısıyla Mekke’deki Zamzam Tower yıkılacakmış. Hâlbuki o, her yıl lüks ve ihtişamlı bir umre yapar, Zamzam’ın kral dairelerinden birinde kalırmış. Yıkılırsa Zamzam’sız kalacak. Üzülmesin de ne yapsın? 
Mertebani Bey, ciğerparesini okutma konusunda tereddütler içindeymiş. Önünde her biri birbirinden lüks on beş pahalı ve lüks tağuti kolej listesi var, acaba hangisini seçse? Albert Koleji mi, Joseph Koleji mi, Fransuva Koleji’ni mi? Bunların acaba hangisi daha tağuti?
Hacı Umre Bey, en son gittiği iftar ziyafetindeki lüksü, ihtişamı, israfı gördükten sonra içinde camlar kırılmış. Bu ziyafet onun Deccal Tower otelinde verdiği ziyafetten üstünmüş, çok kahırlanmış.
Tesettürlü Kuşkonmaz Hanım, (bazı giysilerini Paris’ten getirtir) yürümekte güçlük çekiyormuş. Çünkü ayakkabılarının topukları çok yüksekmiş ve çok inceymiş, eşarbının altındaki saçını da deve hörgücü gibi yapıyormuş.
Tarçın Bey, teravih için büyük bir camiye gitmiş, caminin son kısmında kadınlar erkekler perdesiz, kafessiz namaz kılmışlar. Fıkha göre nice Müslümanın namazı fesada uğramış.
Zencefil Bey, bu sıcaklarda üşenmemiş; Samatya’da meşhur bir kebapçıdan hakiki nefis içli köfte ve çiğ köfte satın almış… Daha bitmedi!:. Oradan Haseki’deki Şarkî Türkistan lokantasından Özbek mantısı ve samsa böreği aldıktan sonra bir zahmet evine dönmüş. Evde zaten yemek gani… Ailecek kendilerine sultanî bir ziyafet çekmişler. Afiyet olsun Zencefil Ailesi. İnşallah arka sokakta bir odada yaşayan Münevver teyzeye de biraz yemek göndermişsinizdir. 
Kazım Bey, orucunu tutan, namazını kılan bir Müslümandır ama şu mübarek ramazanda sokakların, lokantaların, tatlıcıların, pastanelerin oruç yiyenlerle dolu olmasından rahatsızlık duymuyor. Kendisine “Farkında mısın, Müslümanların yüzde 60’ı açıkta oruç yiyor’’ dedim. “Ya öyle mi, hiç dikkat etmemişim’’ cevabını verdi. 
03.08.2013