Benim Sitem

mehmet şevket eygi beyin yazıları 5

ÖN AÇIKLAMA 
 açıklama ben deşifre olmuş milli istihbarata bilgi toplayan muhbirlerle ister istemez konuşuyoruz zaten çoğuda arkadaş çevresinden oluyorlar kişilik olarakda iyi insanlar  beraber geziyoruz yemek çay içiyoruz takıldığımız kefede oluyorlar genelde neyse ben deşifre olanların yanında ne konuşmuşsam konuşmalar aktarılıyor sabahleyin dikkat edin gece 12 olsa sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eygi beyin köşesinde okuyorum genelde konuşmamı başlık yapar sonra kendi düşüncelerini yazar eğer hoşuna giden bişey varsa o konuyu baya köşesinde yazar veya bilgi eksiklği varsa o konuyu açar vs ben emiyet istihbarat şubesine delil  gösterdim 2 yıl bu çalışmanın toplumu bilgilendirme çalışması olduğunu söylediler evet aynen öyle bende bunu farketmiştim  bilgili olduğumdan dolayı değil yönlerdirilmek için muhatab alınıyorum ama 1997  yılından bu yana senenin 350 günü var hergün ben bunu anlamış değilim 2013 geldik halen devam ediyor eğer bu bilgilendirme çalışmasıysa toplumum en cahili benim demekki o kadar aşayiş konusunda çizgiden çıkmış siyasi olarak devlete kazandırılması gereken çok kişi varken terbiye edilmesi gereken insan varken bunu anlamış değilim not: 1997 yılından bu yana ben ne konuştum yazarın köşesinde ben sadece 2012 yılından sonra not anlamaya başladım delil babında bişeyler gösteriyim diye yazarın bi zaman gelirde linkleri açılmayabilir diye yazarın köşesinden kesip kopyalama yaptım orjinaldır 70 milyonda birimciyim nedense
____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
aynı istihbaratçıyla konuşuyoruz işte ben konuştum çarşamba günü muhibirin yanında ertesi gün yazar demokrasi din değildir başlığı var hatta dedim o muhbir bilgiyi aktarmış işte analiz etmiş beni dedim bu konuşları aktaracağını bildiğim için açtım konuyu oda aktarmış yazar ikinci başlığında analiz etmiş bayağı mesajlar  diye sitem dolu yazıları hatta milli istihbarattan gelen bilgiyi gizlemek için mesaj diye başlık atmış ikinci yazıya bakın aşağıda 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Dershane Bahane Kavga Derin
Mehmet Şevket Eygi
30 Kasım 2013 Cumartesi 02:00

*Bu kavga kesinlikle dershane kavgası değildir. İşin içinde başka işler vardır.
*İşin içinde ABD vardır.
*İsrail  ve Siyonizm vardır.
*Papalık ve Hıristiyanlık vardır.
*Sivil darbe teşebbüsü vardır.
*On milyarlarca dolarlık bir pasta vardır.
*Saray darbesi vardır.
*Dinlerarası diyalog vardır.
*Serbest seçimlerle iktidara gelmiş Başbakan’ın seçimsiz düşürülmesi hesapları vardır.
*Sekter emeller, planlar, stratejiler vardır.
*Münzel=indirilmiş gerçek İslam’ı değiştirip, onun yerine uydurulmuş ve türetilmiş yeni bir İslam getirmek vardır.
*Tesettürü zaruriyat-ı diniyeden çıkartıp ayrıntı haline getirmek vardır.
*İslam’ın Allah katında tek hak din olduğu temel inancını yıkıp, o inancın yerine zamanımızda üç hak ibrahimî din bulunduğuna dair bâtıl inancı koymak vardır.
Dershaneler buzdağının su üzerinde görünen onda biridir. 
Serbest seçimlerde en fazla oyu almış olan meşru Başbakan’ı bir saray darbesiyle yıkmak istemişlerdi.
Başbakan’ın hatâları varsa, bunları kendi medyalarında açık ve seçik olarak yazmaları, tenkit etmeleri gerekirdi.
Bendeniz bugünkü kavganın içine girmem ve taraf tutmam. 
Lakin kavga mı savaş mı, her neyse asıl sebeplerini aramaya, öğrenmeye çalışırım.
Çok akıllı, cin fikirli olmasam da, bu savaşın dershane savaşı olduğuna inanacak kadar ahmak ve salak değilimdir.
Burnuma çok acayip kokular geliyor.
Darphane makinalarının seslerini işitiyorum.
Hafızam gerilere gidiyor. Hani 2004  yılında Mardin’de tarihî Kasımiye medresesinde  Dinlerarası Diyalog  festivali yapılmıştı ya. Patrikler, papazlar, bir de Diyanet müftüsü… Çanlar çılgınca çalarken ezan okunmuş ve oradaki ruhbanlar hep birlikte havuzun üzerindeki derme çatma salaş köprüden kara cüppeleriyle yel yeperek yelken kürek merasimle geçmişlerdi. Akıllarınca üç ibrahimî din mensupları böylece Sırat Köprüsünden geçerek Cennete duhül edeceklerdi.
Bendeniz Ehl-i Sünnet ve Cemaat dairesi içinde nâçiz bir Müslümanım.
Dinlerarası Diyalog doktrinini reddederim.
Allah katında tek hak dinini İslam olduğuna kesin şekilde inanırım.
Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa  (aleyhimüsselam) Müslümandı.
Hz. Âdem’den bu yana inançlarda, temelde, usulde hiçbir değişiklik olmamıştır. Değişiklik şeriatlardadır, füruattadır.
Antalya’da bir Dinlerarası Diyalog parkında yan yana yapılan cami kilise sinagog beni ürkütür.
Din hürriyeti olsun ama Diyalog olmasın.
Hiçbir Müslümanın, hiçbir hocanın, İslam’ın Allah katında tek hak din olduğu inancı konusunda ödün vermeye hakkı yoktur.
Museviler, İseviler ile Müslümanlar Âmentü konusunda birlik içinde değildir.
Tevhid ile Teslis inançları asla birleşmez ve bağdaşmaz.
Kur’an’ın hak kitap olduğunu inkar eden, Hz. Muhammed’in (Salat ve selam olsun ona) Allah’ın Resulü olduğunu inkar edip, ona -hâşâ- yalancı diyen, İslam’ın hak din olduğunu kabul etmeyen ile Diyalog yapmak bir inkar değil de nedir?
Ehl-i Kitab ile barış içinde yaşamak mümkün ve kabilse elbette barış olsun, lakin onların da hak üzere olduklarına inanmak İslam’ı inkar demektir.
Ah, bu dershaneler meselesi çok su kaldırır.
Buzdağının suyun altındaki görünmeyen kısmını öğrenmeye çalışmalıyız.
Risale-i Nurların sadeleştirilmesini tenkit ettiğim yazımda, silleden, tokattan bahs etmiştim…

* (İkinci yazı)
Bayağı Mesajlar

ADAM ismini adresini yazmamış. Bir rümuzun ardına sığınmış ve kabaca, âdice, bayağıca hakaret ediyor…  Niçin gerçek ismini yazmıyor? Çünkü haksız ve âciz olduğunu peşinen biliyor. Medenî bir vatandaş, terbiyeli bir Müslüman böyle yapar mı? Kesinlikle yapmaz.
Bendenizin veya bir başkasının yazısını, fikirlerini, görüşlerini beğenmeyebilir, hattâ çok yanlış bulabilir. Ne yapacak?  Gerçek hüviyetini bildirerek, gerekçe göstererek tenkit edecek, uyaracak. İşte birileri bunu yapamıyorlar. Kültürleri, ahlakları, seviyeleri buna müsait değil. O zaman ne yapıyorlar? Küfür ediyorlar, hakaret ediyorlar, yalan söylüyorlar, iftira ediyorlar.
Bu cahil ve acizlerin yanında,  bir de ajanlar var. Herif veya kadın Müslüman değil, Müslümanmış gibi mailler gönderiyor. Amaç ne? Müslümanları birbirine düşürmek.
İnternette korkunç, dehşetli, felaket bir dezenformasyon var.  Kirlilik, pislik, rezalet diz boyu değil, boyu aşmış.
Madalyonun ardında iyi şeyler de var. Birtakım cahillerin, acizlerin,  sürüngenlerin yanında olgun, edepli, terbiyeli vatandaşları görerek müteselli oluyoruz.  Zeka, kültür, incelik, edeb, nezaket dolu tenkitler, uyarılar…
Olgun bir Müslüman nasıl tenkit eder, nasıl uyarır?.. Şöyle bir üslup ve ifade kullanmalıdır: “Muhterem beyefendi (veya hanımefendi), yazınızdaki bazı yanlışları düzeltmeme izin vermenizi rica ederim…” Gerekçe ve belge göstermelidir, mantık kurallarına riayet etmelidir. Her hâl ü kârda edeb ve terbiye sınırlarını aşmamalıdır. Edeb ve terbiye mi? Nerede bulunur, nerede satılır, nerede öğrenilir onlar?  Kilosu kaç lirayadır?
30.11.2013
M.Ş.EYGİ
______________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir konuyu kendisi açtı bende cevap verdim müslümanlar kıyasıya kavga ederken dedim bunu başlık yapmış yazar neyse konu bir yere geldi o mit ajan casus dedim ayrıca yönlerdirici dedim oda şu yazı yazarın köşesinde bakın aşağılarda slamî kesim içine sızmış binlerce casus, ajan, provokatör, yönlendirici, İbn Sebe’ var
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Müslümanlar Kıyasıya Kavga Ederken
Mehmet Şevket Eygi
29 Kasım 2013 Cuma 02:08

Müslümanların arasında nifak, şikak, kavga, düşmanlık, savaş çıktığı zaman; yapılacak ilk iş bu fitneyi bitirmek, bu yangını söndürmektir.
Hangi taraf haklı, hangisi haksız meselesi sonra gelir.
Kavga edenlerin, çekişenlerin haklı tarafları da olabilir, haksız tarafları da…
Ümmet içinde (Ümmet kaldı mı?) bir ihtilaf olduğu vakit, o ihtilaf Kur’ana, Sünnete, Şeriata, islamî hikmete göre çözülmelidir. Bunu her Müslüman yapamaz, ancak râsih alimler, fakihler, ziyalı mü’minler, âqil Müslümanlar yapabilir.
Türkiye Müslümanları tek bir Ümmet olacak,
Bu Ümmetin başında ehliyetli ve râşid bir İmam olacak,
Mü’minler bu imama biat ve itaat edecek,
Râşid İmamın ehliyetli ve mu’temen (mesela 12 kişiden oluşan) bir Meşveret Meclisi olacak,
Bir ihtilaf ve fesat çıktığı zaman bu Meclis meseleyi hall ve fasl edecek.
Bu dediklerin maalesef Türkiyede yok.
Ümmet birliği berhava edilmiş, onun yerine bin kadar parçadan (İslamcılıklar, cemaatler, tarikatlar, hizipler, fırkalar, gruplar vs) oluşan ve birbirlerinden tamamen kopuk bir mozaik gelmiş.
On milyonlarca Müslüman kendi kafalarından, kendi re’y ve hevalarıyla konuşuyor, ahkam kesiyor.
Ne büyük tezebzüb ve felaket!..
Müslümanlar arasında kavga çıkmış ve şu manzaraya bakınız:
Müslümanlar üçe ayrılmış…
Bir kısmı biz haklıyız, bir zulme uğradık diye feryad ediyor. Bu meselede az veya çok hatâ etmiş olduklarını hiç kabullenmiyor.
İkinci kısım, biz haklıyız, mazlumuz, masumuz diyenleri haksız çıkartıyor, kendilerine göre gerekçeler ileri sürüyor.
Bir kısmı da bu kavgaya karışmıyor, ses çıkartmıyor, kıs kıs gülerek seyr ediyor.
Müslüman gazeteciler, yazarlar, yorumcular, düşünürler ikiye ayrılmış. Bir kısmı onları var gücüyle destekliyor, öteki kısmı bunları destekliyor.
Kavga konusunda birileri ak diyor, ötekiler kara diyor.
Kemalistler, Ergenekoncular, Geziciler, ataistler, laikçiler, Siyonistler, Sabataistler, Kriptolar Müslümanların kavgasından çok memnunlar, kına yakıyorlar, zil takıp oynuyorlar, fitne ateşinin üzerine benzin döküyorlar.
İslamî kesimden yüz kadar âlim, fakih, ziyalı, âqil, güngörmüş, tecrübeli, birikimli, itidal ve firaset sahibi kişiler toplanıp, kavga konusunda yatıştırıcı bir beyanname hazırlayıp yayınlamıyor.
Mübarek Ramazanlarda içkili, fuhuşlu, fışkılı, günahlı, fısk ve fücurlu lüks mekanlarda; papazlarla, patriklerle, hahamlarla, monsenyörlerle, pastörlerle, zangoçlarla bir araya gelip ihtişamlı iftarlar yapanlar niçin bu kavga konusunda Müslüman kesimin âqil kişileriyle istişare etmiyor?
Başbakan ameliyat olacaktı… Gününü, saatini, dakikasını hesaplamışlar ve o narkozda iken MİT Başkanını sorgulamaya kalkmışlardı.
Böylece sivil bir saray darbesi yapmak istemişlerdi.
Lakin Başbakanın kulağına kar suyu kaçmış, ameliyatı ertelemiş ve darbeyi önlemişti…
İslam düşmanları Müslümanları bölmek, parçalamak, birbirine düşürmek için en şeytanî planları yapıyor, tuzaklar kuruyor ve biz Müslümanlar bu tuzaklara düşüyoruz.
Soruyorum: Kabahat İslam düşmanlarında mıdır, biz Müslümanlarda mıdır?
İslamî kesim içine sızmış binlerce casus, ajan, provokatör, yönlendirici, İbn Sebe’ var.
Kutsal dini âlet, istihdam, istismar ederek, mukaddesat sömürüsü yaparak şahsî menfaat ve prestij kazanmak isteyen sürüyle yarı mühtedi, münafık ve sahte mücahid var.
İslamî kesimin, islamî hizmet ve faaliyetlerin içine dinleri imanları para ve menfaat olan birtakım hergeleler sızmıştır.
Bunlar mü’minlerin tek bir Ümmet olmalarını, bu Ümmetin başında, kendisine biat ve itaat edilen ehliyetli râşid bir halife bulunmasını kesinlikle istemezler. Onlar Ümmet ve İmamet kelime ve kavramlarından nefret eder. 
Herkesi uyarmak istiyorum:
Biz kendi aramızda kavga ederken, din düşmanları bizi eski vesayet statüsüne sokmak, ülkeyi 30’lu yılların karanlıklarına yuvarlamak için gece gündüz, hiç durmadan çılgınca çalışıyor.
Gezi hadiselerinde neler yaptıklarını gördük.
Onlara fırsat verenler haindir, münafıktır.
29.11.2013
 


_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
facebookta deşifre olduğundan haberi olmayana arkadaşlık teklifi verdim oda o an ordaymış kabul etti arkadaşlığımı nasılsın işte iyimisin beni bildinmi dedim oda evet dedi işte başladık konuşmaya demokrasi din değildir diye o kişiylede bunu daha öncedende konuşmuştuk yazar bu olayı başlık yapmış ve ben konuşmayı şuraya getirdim ben silahlı mucadele veren islami örgüte takılırken beni içeri atacaklardı dedim onuda aktarmış yazarın ilk yazı başlığında o konuyu ele almış 1923 den bu yana diye yazıyı takip edin anlarsınız birde ben ben örgüte takılırken takip edildim dedim onuda ertesi gün akpli bülent arınç tv haberlerde izledim biz hiçi kimseyi takip altına almadık neyse yazarın konuşmaları yarı bana yarısıda kendine ait 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Demokrasi Din Değildir
Mehmet Şevket Eygi
28 Kasım 2013 Perşembe 04:54

*Demokrasi bir din değildir, siyasî bir rejimdir. Bir Müslüman, demokrasiyi din gibi algılarsa, İslamın yerine koyarsa, dinden çıkar. İslamın yanına da koyamaz. Demokrasi bir köprüdür. Akıllı ve şuurlu Müslüman o köprüden islamî sisteme geçmeye çalışır; bu işi için nelerin yapılması, nasıl çalışılması gerekiyorsa onları yapar.
*1923’ten bu yana, Cumhuriyet tarihindeki en serbest, hürriyetli, en fazla din, inanç, fikir, muhalefet hürriyeti olan devir bugünküdür. Vatandaşlar artık inançlarından, ibadetlerinden dolayı mahkemeye verilmiyor, hapsi mahkum edilmiyor.
*En fazla medya hürriyeti de bu devirdedir. Cumhuriyet ve Sözcü gibi gazeteler son derece ağır, şiddetli muhalefet yapabiliyor, en sert ve yavuz muhalif yazarlar serbest. Cezaevlerinde birkaç gazeteci var ama onlar muhalif yazılarından dolayı sanık değil; kendilerine isnad edilen suç darbeyle ilgili.

*Büyük medya, yapısı itibarıyla hürriyet ve haysiyetini kendi içinde, kendi iradesiyle kayb etmiş durumda. İsterlerse yapabilirler ama muhalefet yapmıyorlar. Bir sürü holdingin, bankanın, dev şirket ve fabrikanın da patronu olan ve milyarlarca dolara sahip bulunan kişiler muhalefet yapmamayı menfaatlerine uygun görüyor.
*Selanik Dönmeleri (D büyük harfle), Kriptolar, egemen azınlıklar, vesayet rejiminin gittikçe güç kaybetmesinden son derece rahatsız ve tedirginler; eski faşist ideolojik rejimi ayakta tutabilmek için çılgın geziler yapıyorlar. 
*ABD, İsrail, AB, beynelmilel kapitalizm, sömürgeciler Türkiyenin kendi millî kimlik ve kültürüne dönmesine çok öfkeleniyor ve hırçınlık yapıyorlar. Lozanın gizli protokollarının, Hahambaşı Haim Nahum doktrinin çiğnenmesinden hiç razı değiller.
*Vesayet rejimi hayli törpülendi ama resmî ideoloji saltanatı devam ediyor.
*İslamî kesimin ve hareketin içine sızan din sömürücüleri, vaktiyle bozuk deniler düzenin haram rant ve menfaatlerini yağmalamak için koşuşturuyor.

*İslamî eğitime ve okullara sahip olmayan ve istisnalar dışında, atalarının Türkçe mezar taşlarını bile okuyamayacak kadar cahil bırakılmış/kalmış olan Müslüman çoğunluk, emperyalistler ve vesayetçiler tarafından bin kadar birbirinden kopuk hizbe, fırkaya, gruba, parçaya, İslamcılığa ayrılmıştır.
*Maddî terakki, otoyollar, köprüler, havaalanları, limanlar, gökdelenler, rezidanslar, lüks otomobiller, konforlu ve israflı hayat bakamından çağ atlayan Türkiye’de ahlak, doğruluk dürüstlük, faziletler, iffet, namus geriliyor. Suç patlaması var. Hırsızlık, dolandırıcılık, zina, haram yeme yaygın.
*Beş yüz milyar (belki daha fazla) kara, kirli, necis, haram para birikimi olduğu söyleniyor.
*Kara, kirli, haram, necis, gayr-i meşru servetler için nereden buldun sorusu sorulamıyor.
*Feminizm ve kadın hürriyeti yaygaraları içinde devlet TC başlıklı resmî vesikalarla yasal, korunmuş, kollanan, KDV’li seks köleliği yaptırıyor.

*Yeni Medenî Kanun aileyi, yeni ceza Kanunu toplumu çökertiyor.
*Çağ atlayan, maddî ve teknik bakımdan harikalara imza atan Türkiyede iç barış ve toplumsal mutabakat dinamitlenmiş, korku veren bir çözülme ve bölünme görülüyor.
*Dünya devletleri listesinde temizlik ve şeffaflık bakımından Türkiye kaçıncı sıradadır ve 10 üzerinden notu kaçtır?
*Eğitim sistemi yollar kadar düzgün, gökdelenler kadar yüksek, hava yolları kadar başarılı mıdır?
*Türkiye aydınları, elit sınıfı, okumuşları; denetim, uyarı, muhalefet vazifesini hakkıyla yerine getirmekte midir?
*Türkiyede Almanyada, İngilterede, Amerikada, Japonyada olduğu gibi ve kadar güçlü bir fikir, araştırma, inceleme, kültür faaliyeti var mıdır?
*Bir ülke sadece maddî ve teknik kalkınma, mükemmel otoyollar, gökdelenler, Boğaz köprüleri, lüks otomobiller, konforlu hayat, ihracatın patlaması ile uçabilir mi? Bunların yanında insan haklarına saygı ve bağlılık, âdil hukuk sistemi, vasıflı bir eğitim, iç barış, toplumsal mutabakat, ahlak, fazilet, bilgelik de olması gerekmez mi?
28.11.2013

_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY
dşifre olduğundan haberi olmayan bir yere bakıyor bende oraya baktım hayırdır ya ne yapıyorlar dedim kavga yapıyorlar dedi ne kavgası ikdidar kavgası dedi bende gülmeye başladım bizim siyaetçiler gibimi bende başladım biraz siyaset kavgalarından bağsettim hepsi gitmiş yarı bana yarıda yazra ait yorumlar  

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Kavganın İçyüzü
Mehmet Şevket Eygi
27 Kasım 2013 Çarşamba 02:00

BU şiddetli kavganın içyüzü nedir?.. Lafı eveleyip gevelemeden söyleyeyim: Birkaç yıldan beri ülkemizde devlete sahip olma derin kavgası vardır. Devlete nasıl sahip olunur? Seçimleri kazanırsın, iktidar olursun ve devleti idare edersin.  Başka yollar yok mudur? Vardır… Ordu darbe yapar ve devlet idaresini istediği kişilere, kadrolara, zihniyetlere verir. 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de bunu gördük.
Başka?.. Ordu darbesine benzer sivil darbe teşebbüsleri olabilir. Polis, yargı, üniversiteler, temel kurumlar ele geçirilir ve saray darbesi yapılır.
Bir ülkede sadece siyasî iktidar değil, ona paralel başka iktidarlar da vardır.
Büyük ve derin finans, para iktidarı.
Medya iktidarı.
Egemen güçlü azınlıkların gölge iktidarı.
Vaktiyle İspanya’da olduğu gibi dinî bir tarikatin veya sektin (Opus Dei) iktidarı.
Sabataycıların görünmez iktidarı.
İşte zamanımızda Türkiye’de çok derin, çok şiddetli bir iktidar savaşı hüküm sürmektedir.
Bu savaşın içinde ABD, İsrail, Haçlı merkez ve mihraklar, uluslararası kapitalizm var mıdır? Hiç olmaz olur mu? Düğün olur da Kamber olmaz mı?
Türkiye’nin önünde sonunda islamî bir rejime kaydığını gören İslam düşmanları,  daha çevik ve atik davranarak sahte bir islamî rejim kurmak istemektedir.  Kendilerine bağlı, kendi direktiflerini uygulayan, güdümlü, fantoş ılımlı light bir islamî iktidar. Başına da o biçim bir Halife getireceklerdir.
Türkiye’de bütün İslam dünyasına “örnek” ve model olacak yeni bir İslam türetmek istiyorlar.  Fıkıhsız,  mezhepsiz, Şeriatsız, cihadsız bir İslam.
Allah katında tek hak din İslam’dır inancını rafa koyup,  zamanımızda üç hak ibrahimî din vardır, bunların üçünün de bağlıları ehl-i necat ve ehl-i Cennettir bâtıl inancını getirmek istiyorlar.
Gerçek İslam’da yer alan cihad fisebilillah farzını ibtal ve tatil etmek istiyorlar.
Ehl-i Sünnet İslamlığını geri plana atıp kendi yeni din anlayışlarını hakim kılmak istiyorlar.
Bir yanda bütün hatâ ve sevaplarıyla bugünkü siyasî iktidar… Öte yanda bu iktidarı ya güdümüne almak, yahut devirmek isteyenler.
Yıllarca aramızda kavga ve anlaşmazlık yoktur, söylenenler yalandır, iftiradır denildi ama bugün gerçek ortaya çıktı.
Yıllarca önce yazmıştım, birtakım dosyalar derin dondurucularda bekletilmektedir diye. İşte o dosyalar ortaya çıkartılabilir.
Seçimle işbaşına gelmiş iktidarın dolaplarında da elbette dondurulmuş dosyalar vardır.
Kemalistlerin, Kriptoların, Dönmelerin, Ergenekoncuların, Gezicilerin, Vesayetçilerin etekleri zil çalıyor; bu kavga onlar için büyük bir fırsat olabilir.
Halkın büyük kısmı kavganın, savaşın içyüzünü, derin taraflarını biliyor mu? Maalesef… Bu konuda dehşetli bir karartma, dezenformasyon var.
Bendeniz bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak ne düşünüyorum:
1. Seçimle gelen bir iktidar ancak seçimle gitmelidir.
2. Darbenin askerîsi de sivili de kötüdür, felakettir.
3. Sivil saray darbesi istemem.
4. ABD, İsrail, Vatican hesabına darbe istemem.
5. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak istemem.
6. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemem.
7. Gerçek, ehliyetli, bağımsız, râşid bir Halife isterim ama ABD ve İsrail güdümünde kukla bir Halife istemem.
8. İçkili mekanlarda papaz yahnili iftar ziyafeti istemem.
9. Ümmet şuuruna sahip olmayan, Ümmet birliği için çalışmayan Müslümanların ipiyle kuyuya inmem.
10. Ehl-i Sünnet ve Cemaat dairesi içindeki çeşitliliği ve çoğulculuğu kabul etmeyen, Müslümanların tamamını kucaklamayan, bütüncü olmayan bütün sekter doktrinlere ve hareketlere şüphe ile bakarım. 
11. İktidarın vesayet, resmî ideoloji, egemen azınlık sistemini değiştirip; onun yerine millî kimlik ve millî kültüre, insan haklarına, tarihî devamlılığa dayalı çoğulcu bir düzen kurma teşebbüslerini sempati ile karşılarım.
12. Yanlış ve kötü icraatı, yıkıcı olmamak şartıyla tenkit ederim.
Bugünkü büyük kavga nasıl neticelenecektir?
Bu kavga,  eski vesayet sisteminin geri gelmesine yol açarsa Müslüman çoğunluk için bir felaket, facia ve yıkım olur.  
Cenab-ı Hak selim akıl, doğru ve isabetli fikir, itidal, firaset, uzak görüşlülük, insaf, dirayet nasip buyursun.
 27.11.2013

_______________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
ben cuma günü 22 kasım 2013 günü milli gazeteye telefon açtım ben mehmet şevket eygi beyle görüşmek istiyorum dedim 
oda bir saniye dedi birini bağlıyım dedi abicim dedim ben devletimizin bilgi toplayan istihbaratçıları deşifre oluyorlar zamanla onlar konuşmamı duydumu konuşmaları aktarıyorlar sabahleyin mehmet şevket eygi beyin köşesinde analiz ediyor konuşmamı dedim bu 6000 sayıyı buldu dedim ben bundan bi rahatsızlık duymuyorum ama çokça muhatab alınmamda biraz garip değilmi dedim çok kez meil attım olmadı dedim  oda tamam beyfendi dedi ben iletiyim dedi neyse hemen konya emniyet istihbaratına telefon açtım aynı konuşmalarıda onlara dedim  bu bilgiler gitmiş yanlız bi garip bi durum var burda bilgiler artesi gün yayınlanırdı tesedüfen cepten inernete giridim akşam üzeri saat 03 .02 sularında gördüm bu yazıyı evet işte kendisine ulaşan bu olayı sitemli bir şekilde yazmış hatta ben meil den bağsettim ilk yazısında meilden bağsetmiş anlayın işte 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Horoz Döğüşleri, Deve Güreşleri
Mehmet Şevket Eygi
23 Kasım 2013 Cumartesi 03:02

MUHTEREM (herhangi) bir hocaefendiyi isim vererek övsem veya olumlu bir şekilde tenkit etsem, lehte veya aleyhte yüzlerce okuyucu maili gelir. Bazıları çok şiddetli tepki gösterir. Kimisi göklere çıkartır, kimisi yerin dibine batırır, her hal ü kârda müspet veya menfi tepki gösterilir.
İsim vermeden anonim tenkitler yaparsam fazla ilgilenilmez.
Tashih-i itikad… Beş vakit namazın dosdoğru kılınması… Ümmet… İmamet… İstikamet=Doğruluk dürüstlük… Medenîlik bedevilik… Bu konuları işlersem ilgi azalır.
Halkın bir kısmı polemiklere, horoz döğüşlerine, deve güreşlerine, sidik yarışlarına, iki yazarın cedelleşmesine bayılır.
Gazete sütunlarındaki, tv ekranlarındaki kavgalar toplumu zevklendirir.
Filan yazar Falan yazarı rezil etmiş… O da ondan intikamını almış, olanca kirli çamaşırını ortaya koymuş… Ya öyle mi?.. Öyle ya?
Zilli oğlu grubu, Pilli oğlu grubuna savaş ilan etmiş...
Ötekiler berikiler… Şunlar bunlar onlar… 
Turnagiller… Balıkçılgiller…
Aaa şuna bak, kavat demiş… O da ona mahlukat demiş…
Mahlukat mı, mahrukat mı?
Mahrukat ne demek? Yakıt demek… Birine mahrukat denilince onun Cehennem odunu olduğu ima edilmiş olur.
Ya öyle mi?
Muhalefet Terepantin meselesinde iktidara vermiş veriştirmiş, sövüp saymış… Aaa duymamıştım, ne zaman olmuş bu?
İktidar da ağzına geleni söylemiş.
Sonunda ne olmuş?.. Hiçbir şey olmamış.
Yahu bütün bu polemiklerin, kavga gürültünün, horoz döğüşlerinin aslı esası nedir?.. Bunlar boş ve mâlâyâni işlerdir. Yerine oturmamış çoğulcu demokratik rejimlerde, kültür seviyesi düşükse böyle şeyler olur.
M. Kemal Paşa zamanında böyle şeyler olur muydu?.. Olmazdı, Paşayı tenkit edeni İstiklal Mahkemesi kararıyla asarlardı. 
İnönü zamanında olur muydu? 1938’den 1945’e kadar olmazdı. Ondan sonra çok partili rejime geçildi, biraz da olsa muhalefet ve tenkit yapılmaya başlandı ama muhaliflerin canına okunurdu.
Müslüman halk polemikleri, dedikoduları, horoz döğüşlerini, deve güreşlerini sever mi? Hepsi için söylemem ama bir kısmı çok sever ve bayılır.
İsveçte, Norveçte, Finlandiyada, Danimarkada bizdeki gibi ve kadar seviyesiz polemik yapılır mı? Yapıldığını sanmıyorum.
(İkinci yazı)
Müslüman Süfyan’ı Sevmez   ve Desteklemez
MÜSLÜMAN Allah için sever, Allah için buğz eder. Müslüman Allaha, Onun Resulüne (Salat ve selam olsun ona), Allahın Kitabı Kur’ana, Resulün Sünnetine, İslam Şeriatine iman edenleri ve onlara hizmet edenleri sever ve destekler; Allah, Resulullah, Kur’an, Sünnet, Şeriat düşmanlarına buğz eder.
Müslüman Tevhid inancına karşı çıkan, Peygambere iman etmeyen, Kur’anı hak kitab olarak kabul etmeyenleri, İslam dininin Allah katında yegane hak din olduğunu inkar edenleri sevmez, onlarla diyalog ve işbirliği yapmaz. 
Müslüman harbî, agresif=saldırgan kafirleri asla dost ve velî edinmez.
Bir yürekte iman ile Süfyan sevgisi birlikte olamaz.
Bir mü’min, diğer mü’minleri ötekileştirmez. Mü’minlere düşmanlık edip de, kafirlere ve Süfyanlara dostluk etmek olacak şey değildir.
Bir mü’minde hatâ, günah, isyan, bozukluk varsa, bunlara muhalif olunabilir ama iman kardeşliği bozulmadan.
Bütün Müslümanlara Allah için sevgi, Allah için düşmanlık ilkesi anlatılmalıdır.
Ebu Cehil’in yolundan gidenler, bir mü’mine çok büyük dünya iyilikleri etseler bile, mü’min onları sevemez. Sadece hidayetlerine dua edebilir.
Büyük Süfyan ve diğer Safyanlar kimlerdir, özellikleri nelerdir?
Onların Allah düşmanıdır… Onlar Resulullah düşmanıdır… Onlar Kur’an düşmanıdır… Onlar Sünnet düşmanıdır… Onlar Şeriat düşmanıdır.
Hem Müslüman olduğunu iddia etmek, hem de Büyük Süfyanı, Süfyanları, Süfyancılığı sevmek ve desteklemek çelişkilerin en yamanı , cahilliklerin en koyusudur.
Allaha, Tevhide, İslama iman eden bir mü’min nasıl olur da bunlara savaş ilan etmiş zalimlere ve kafirlere sevgi besleyebilir?
Hak Tealanın kadim kitabı olan Kur’andaki emirleri, yasakları, haramları inkar edenlerden daha kafir ve zalim kim olabilir?
Allah ve Resulü, Kur’an, Sünnet ve Şeriat zinayı büyük günah, büyük suç olarak ilan etmiş ve Resululullah muhsan oldukları halde zina suçu işledikleri şer’an sabit olan kişilere idam cezası tatbik etmiştir. 
Kur’an birbirleriyle riba muamelesi yapanları Allaha ve Resulüne savaş ilan ettiklerini beyan buyurmaktadır.
Kalbinde iman olan kimse zinacılara, ribacılara sevgi beslemez.
Allahın inzal etmiş olduğu ahkamdan başkasıyla hükm edenler zalimdir.
Müslüman zulmü, zalimi sevmez.
Ey alimler, ey fakihler, ey bilenler!.. Uyarmazsanız, aydınlatmazsanız, bilgilendirmezseniz Süfyanı ve süfyaniliği seven ve destekleyen cahillerin ve şaşkınların vebali sizin üzerinize olacaktır.
23.11.2013
 
_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 pazar günü deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirin evine gitttim çağırmış yemek yiyelim diye oturalım çay kahve içelim falan gittim işte orda konu açıldı birilerine diye konuşmaya başladım ben birilerine diye ilk konuşmam yazarın başlığına bakın  ve bütün konuşmalarım gitmiş 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Birilerine..
Mehmet Şevket Eygi
18 Kasım 2013 Pazartesi 00:40

Selamdan sonra…
Yahu siz Peygamber misiniz ki hiç günah işlemeyesiniz, yanlış yapmayasınız, hatâ ve kusurunuz olmasın?
Siz kendinizi Zemzemle yıkanmış mı sanıyorsunuz?
Hiçbir tenkidi, hiçbir uyarıyı kabul etmiyorsunuz.
Sizi tenkit edenler insafsız., adaletsiz, vicdansız, iz’ansız, ahlaksız da siz nesiniz?
Niçin şeffaf değilsiniz?
Olumlu ve yapıcı tenkitleri, uyarıları niçin sükunetle karşılamıyorsunuz?
Bir Müslümanın kendisini masum zannetmesinin onun için çok büyük bir itikat bozukluğu, günah, kusur olduğunu ne zaman anlayıp idrak edeceksiniz?
Müslüman kardeşlerinize karşı niçin taqiyye ve kitman yapıyor, onları aldatıyorsunuz.
Niçin yalan söylüyorsunuz?
Niçin herkese her şeye yukarıdan bakıyorsunuz?
Niçin Ümmet birliği için çalışmıyorsunuz?
Niçin şüpheli ve bulaşık işlerin ve hesapların içindesiniz?
Doğrusu sizin için çok üzülüyorum.
Sizden korkuyorum.
Size güvenmiyorum.
Kendisini ve kendilerini masum zannedenlerden korkmayayım da ne yapayım?
Allah hepimizi ıslah etsin.
(İkinci yazı)
Suriyeli İcazetli Ulema, Fukaha, Sanatkarlar ve Hüner Sahipleri İstihdam Edilmelidir
BAZI felaketlerin hayırlı tarafları da olabiliyor. Suriyede ihtilal, iğtişaş, iç savaş olması bir felaket… Ülkemize resmî rakamla 600 bin, tahminî gerçek rakamla bir milyon Suriyelinin sığınması bir insanlık faciası. 
Bu bir milyon Suriyeli içinde kaç icazetli din hocası ve fakih varsa, kaç sanatkar varsa onları istihdam etmemiz gerekiyor.
Kemalist kanunlar yasaklıyor ama medreselerimiz var. İcazetli Suriyeli fakihler bu medreselerde müderris, Arapça öğretmeni olarak çalıştırılmalıdır. 
Ülkemize sığınanlar dışında, başka ülkelere sığınan Suriyeli hocaların bir kısmı da çekilmelidir.
İslamî sanat ustalarına gelince: Sedefkarlar, ahşap oyma işi yapanlar, sanat boyutu olan çömlekler üretenler, seramikçiler, çiniciler…
İç savaş çıkmadan önce ülkemize Suriyeden çok güzel, çok sanatlı takkeler, arakiyeler geliyordu. Bunların da ustaları bulunmalı ve bizde üretime başlanmalıdır.
El dokuması Şam kumaşları üretenler.
Suriyenin tarih boyunca çok büyük bir sanat boyutu olmuştur. İç savaştan kaçan sanatçıları bulup çalıştırarak hem onların geçimine medar olmalıyız, hem de ülkemize kültür ve sanat kazandırmalıyız.
O sanatçıları istismar etmemeliyiz, aksine korumalıyız.
Bizim bürokrasimiz böyle hizmetler yapamaz. Müslüman kesimin sivil kuruluşları bu konuda üzerlerine düşeni yapmalıdır.
Mesela, Suriyede el dokuması yünlü kumaşlar üreten bir usta bulunmalı, bir belediye onu ve ailesini himaye etmeli, kendisine bir tezgah temin edilmeli ve üretime hemen başlanmalıdır.
El dokuması kumaşların boyaları tabiî kökboyaları olmalıdır.
Böyle sanatlı üretimler nasıl satılacak?
Bendeniz bir gazeteci olarak hizmete hazırım. Sütunumda tanıtırım. 
Kardeş belediyelerden yardım ve destek istenebilir.
Suriyeli bir usta herhangi bir sanat veya zanaat eseri ortaya koydu… Fiyatı makul ise ya bendeniz teşvik için satın alırım, kendim alamazsam, kesesi dolgun bir dostuma satın aldırırım. 
İcazetli ulemaya gelince: Bunların kesinlikle Ehl-i Sünnet ve Cemaat çizgisinde olmaları gerekir. Yine kesinlikle meşrebçilik yapmayacaklardır. Siyasete de hiç karışmayacaklardır.
Edebî kültürü yüksek Suriyeli mültecilerden Arapça öğretmenliği konusunda da yararlanılabilir.
Pedagoji ihtisası yapmış olmaları şarttır.
Eski Osmanlı Padişahlarımız ve Halifelerimiz feth ettikleri ülkelerden İstanbula sanatkar sürerlermiş. Yani bir kısım sanat ve hüner erbabını, ustaları; onları maddeten mağdur etmeden, gereken imkanları sağlayarak İstanbula gönderirlermiş ki, şehir sanat ve kültür bakımından şenlensin, terakki etsin.
Mülteci Suriyeli kardeşlerimin acılarını paylaşıyorum… Onların pek az kısmının işine yarayacak olsa da yukarıda projemi belediyelerimizin, sivil kuruluşlarımızın, cemaatlerimizin, diğer sorumlu kişi ve makamların dikkatlerine arz ediyorum.
18.11.2013
 


_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayana dedimki abi 3. 4 gündür tvlerde bi olay var o ne dedim abi kızla erkek öğrenciler beraber kalıyorlarmışya dedi o olay dedim bende olurmu ya dedim hiç kızla erkek aynı evde kalırmı evli değilken dedim bu aktarılmış yazarın köşesinde ele almış fuhuş konusu açıldı oda yazarın köşesinde ve zina olayı oda köşesinde meydanda otobüste öpüşenler var onlarda aktarılmış işte yazarın köşsesinde 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Âmirîne bil-Mâruf Polisi
Mehmet Şevket Eygi
17 Kasım 2013 Pazar 00:01

DARÜLİSLAMDA âmirine bi’l-mâruf ve nâhine `ani’l-münker polisi olur, iyi işleri emr eder, kötü işleri engeller.Türkiyenin Kemalist, laik sistemi böyle bir teşkilatın kurulmasına ve faaliyet göstermesine izin vermez.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzdır… Peki, içinde yaşadığımız zaman ve zeminde Müslümanlar bu konuda ne yapacaklardır?
Bu iş, bu farz şu veya bu cemaatin, tarikatin, mezhebin, meşrebin, grubun, parçanın tek başını yapabileceği, becerebileceği bir vazife değildir. Mutlaka birlik lazımdır.
En azından beş kadar cemaatin bir arayla gelip bir emr-i maruf ve nehy-i münker yayın ve propaganda kurumu tesis etmesi gerekir.
Bu kurum, cemaat veya tarikat propagandası yapmayacak, cemaatler ve fırkalar üstü olacak; İslam adına Müslümanlara=Ümmete hizmet edecektir.
Bu iş toplanan hayır paraları sadece emr-i maruf hizmetlerine harcanacaktır.
Bu hizmeti yürütmek için aylık bir dergi, çeşitli konularda broşürler, afişler bastırılacak, filmler hazırlanacaktır.
Halk sınıflarının kültürüne uygun bir lisanla iyilikler tavsiye edilecek, kötülükler kınanacaktır.
Sahih itikada davet edilecek, reformcu ve bid’atçilerin bozuk inançlarından sakındırılacaktır.
Beş vakit namaz seferberliği ilan edilecektir.
Yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla müstehcen yayınlarla alabildiğince mücadele edilecektir.
Riba, zina ve kumarla savaşılacaktır.
Her güzel meyvenin haşaratı vardır. Emr-i maruf hizmetleri için toplanan paraları yemek isteyecek haşarat olması normal ve tabiîdir. Bu zararlılar kuruma yaklaştırılmayacak, onlara zırnık kaptırılmayacaktır.
 Emr-i mâruf teşkilatı nefret ettirmemeye azamî gayret sarf edecektir.
Emr-i maruf hizmetlerinin nasıl yapılacağını anlatan talimatnameler hazırlanacaktır.
 Zina, riba, yüksek ve lüks bina, israf, şatafat, lüks hayat, aşırı tüketim, kanaatsizlik, her gün altı milyon ekmek ziyanı, yeşil alanların tahribi ve bunlara benzer konular hakkında resimli broşürler ve afişler bastırılıp milyonlarca adet dağıtılacaktır.
Okullarda buluğa ermiş erkek ve kız çocukların birlikte okutulması çok keskin ve ağır şekilde tenkit ve protesto edilecektir.
Toplu taşıt vasıtaları içinde, sokak cadde meydanlarda, her yerde birbirine sarılıp öpüşen terbiye ve edebi az kimselerin nasıl protesto edileceği, uzmanlar tarafından hazırlanana özel talimatlara göre öğretilecektir.
Devletin TC başlıklı fuhuş vesikalarıyla yasal kölelik yaptırılması, bundan KDV alınması protesto edilecektir.
En fazla, vazifelerini yapmayan Müslüman sorumlular eleştirilecektir.
Bozuk ve sapık dinde reform, dinde değişim, dinde yenilik, mezhepsizlik, sekülarizm, laikçilik, sulandırılmış İslam gibi bid’atlerle mücadele edilecektir.
Emr-i mâruf yapılırken mümkün olduğu kadar dikkatli hareket edilecek fitne çıkartmaya çalışanlara fırsat ve imkan verilmeyecektir.

Zaman ve mekandan münezzeh, kemal sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzeh Hak Teala hazretleri, kulum Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak gelirim buyurmaktadır. (Kudsî hadis)
Biz Müslümanlar sırf Hak rızası için ihlasla hayırlı hizmetler yaparsak, O bizi aydınlatır, doğru yola rehberlik eder.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını bilkülliye terk ve tatil eden bir Müslüman toplum iflah olmaz, çöker.
Bu konuda alarm zilleri çalıyor, duyuyor musunuz?
**
Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra kızlı erkekli öğrenci daireleri skandalı patlak verdi.
Kuvve-i şeheviyeleri galeyan halinde olan kızlar ve erkekler aynı dairelerde yaşıyorlarmış.
Çağdaş, ilerici, Kemalist geçinenler hükümet ve yargı buna karışamaz diye yaygara koparttılar.

M. Kemal zamanında böyle daireler olabilir miydi?
Osmanlı Ceza Kanununda da, Paşanın tercüme ettirdiği İtalyan-Türk Ceza Kanununda da zina suçtu ama şimdi değil.
Jinekologlarla, ruh hastalıkları uzmanlarıyla konuşun, bir kısım gençliğin ne korkunç buhranlar içinde olduğunu anlarsınız.
İslamın iffet, hayâ, tesettür, hicab gibi değerleri vardır. Materyalistler ve ateistler bunları kabul etmiyor diye biz de mi vaz geçeceğiz?
Yeni kanunlarla aile temelinden dinamitlenmiştir.
Ailenin artık reisi yoktur. Koca, karısına haklı veya haksız bağırsa, üzerine yürüse, bir tokat atsa, kadın hemen aile mahkemesine giderek kocayı evden uzaklaştırma kararı çıkartmaktadır.
Ateistlerin çok normal ve tabiî gördüğü bazı şeyler İslamda yasaktır, haramdır.
Müslümanlar yan gelip yatacak, her şeyi siyasî iktidar yapacak… Bu ne eşekçe düşüncedir.
Kripto büyük medya korkunç bir ahlaksızlık ve müstehcen yayın seferberliği başlatmıştır.
Müslümanlar bunu gerektiği kadar ve yeterli şekilde protesto ediyor mu? Yasal yollardan engellemeye çalışıyor mu?
İyiliği hakim kılmak, kötülüğü kösteklemek konusunda vazifelerimizi yapıyor muyuz?
Sokakta, meydanda, otobüste birbirine sarılıp öpüşenlere karşı yasal sınırlar içinde mahalle baskısı uyguluyor muyuz?
Mahalle baskısı ne demektir? Ramazanda Erzurumda açıkta oruç yiyememek demektir. Bu baskı meşru mudur? Şiddete varmamak ve mer’î kanunları çiğnememek şartıyla elbette meşrudur.
Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını eda etmeyen Müslümanlar, kelle sayısı itibarıyla çoğunlukta olsalar bile; ezilmeye, zillete, esarete, sürünmeye, hakarete uğramaya mahkumdur.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mı?.. O yılan bir gün seni de sokacaktır.

 17.11.2013
_____________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan aramızda orda bi arkadaş dediki seninle döğüşecez dedi hatanı biliyorsun dedi bende evet dedim ne demek istediğini anladım şu günlerde namaza gelmez oldum dedim dediğin doğru dedim haklısın işte bu konuşmayı duyan muhbir bilgiyi olduğu gibi aktarmış yazarın ilk başlığına bakın yazarın aşağıdaki yazıda nama konusunu baya ele almış nasihat açısından neyse orda başka bir olay oldu ben iş kazası geçiriyordum az kalsın ordan muhbir dediki abi sadaka verdinmi evet dedim bu gün cumada sadaka verdim o kurtardı beni dedim yazar o konuyu sadaka konusunu ele almış yazısında 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Din ve Şeriat İşlerinin Şakası Yoktur; İhmal Etme Geciktirme Terk Etme!
Mehmet Şevket Eygi
16 Kasım 2013 Cumartesi 02:06

DİN dışı dünya işleri ihmal edilebilir, geciktirilebilir ama dünya ile ilgili din işleri kesinlikle geciktirilmemeli, ihmal edilmemeli, savsaklanmamalıdır Evinde yapılacak bazı tamirat var, istersen bunları ihmal eder, geciktirebilirsin.
Din işlerinin geciktirilmeye, ihmal edilmeye, savsaklanmaya tahammülü yoktur. Beş vakit namazı yalap şalap değil dosdoğru kılacaksın. Yemeği geciktirebilirsin ama sakın namazı geciktirme.
Çocuğunu sağlam bir hocaya veya kursa gönderip en kısa zamanda din ve Kur’an dersi aldıracaksın. Bu işi ihmal eder, geciktirirsen ciğerpare oğlunun veya kızının ebedî saadeti ile oynamış olursun.
Zekatını güzelce ve doğru şekilde hesaplayıp, Şeriat ve fıkıh nasıl emr ediyorsa o şekilde gerçek şahıslara vereceksin. Zekat tüzel kişilere, derneklere vakıflara cemaat ve tarikatlara verilmez. Böyle yerlere verirsen borcunu ödememiş olursun. 
Gelirin, maddî durumun müsait ise az veya çok sadaka vermeyi sakın unutma. Sadaka kazalara, belalara, musibetlere karşı koruyucu bir kalkandır. Az sadaka çok belayı def’ eder. Aman unutma, geciktirme, ihmal etme. Bilhassa seyahate çıkarken sadaka ver. Sadaka, gelmeden önce belayı def’ eder ama geldikten sonra çaresi yoktur.
Aman aman aman hergün muhasebeni yapmayı unutma, ihmal etme. Gece yatarken, ben bugün AIlah için ne yaptım diye sor kendi kendine. Namazlarımı kıldım mı, Allahın bana verdiği nimetlerin bir kısmını muhtaçlarla paylaştım mı, dilimi gıybet, nemime, dedikodudan, zararlı sözlerden korudum mu, gözlerimi harama bakmaktan alıkoydum mu?..
Her gün şu hadisi zikr et, “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” buyurmuş Hz. Peygamber (Salat ve selam olsun ona), benim bugünüm dünkünden daha hayırlı olabildi mi? Bugün, dünkünden fazla sevap işleyebildim mi?
Aynaya bak, yaptığın iyi işlerden, günahlarına tevbe etmekten, verdiğin sadakalardan, Allah korkusundan, Peygamber sevgisinden dolayı nurlanmış mısın, yoksa günahların yüzünden kararmış mısın?
Her gün ne kadar ilmihal, ahlak kitapları okuyorsun? Bugün İhyau Ulûm dersinde ne öğrendin?
Bu sabah erken kalkıp, yanına lisede okuyan oğlunu alıp camiye gittin mi?
Sokaktaki aç kediyi doyurdun mu?
Güvercinlere ve serçelere ekmek kırıntıları attın mı?
Sakın şu çok kolay ve parasız sevabı unutma: Müslüman kardeşlerine, insanlara gülümsedin mi?
Mahalleden üç kişi bir araya gelip civarda çok düşkün, miskin ve fakir birkaç kişiyi arayıp yardım etmek için bir plan ve program yaptınız mı?
Aman aman aman!...
Öncelikle Allah ile olan muamelelerimize dikkat edelim.
İslam sadece elini yüzünü yıkayıp namaz kılmaktan ibaret değil. Alış veriş, ticaret, iş hayatı… Bunlar da din ile ilgilidir.
Helal, bereketli, uğurlu kazanç elde etmek..
Bu kazançların bir kısmını Allah rızası için muhtaçlara vermek.
Gücü yettiği kadar emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmak.
İçkiden, kumardan, ribadan, zinadan uzak durmak.
Bazı tv’ler içki, kumar, fuhuş, zina, haram dolu. Onlarla aran nasıl? Düğmesine basıp evini geneleve meyhaneye çeviriyor musun?
Sen sabah namazına kalkarken oğlun Tuncer, Kızın Sevgi leşler gibi uyuyor mu? Aman çocuğun sınavı var, ses çıkartma uyanmasın… Böyle diyorsan vah sana yazık sana efsus sana.
İbadetleri, hayırlı işleri, emirleri, öğütleri sakın ihmal etme, geciktirme, terk etme, savsaklama.
Din ve Şeriat işlerinin hiç şakası yoktur.
**
Ehl-i Sünnete uygun ilmihalini öğren, Kur’an ve Sünnete dayalı İslam ahlakını öğren, vazifelerini öğren ve bunları hayata uygula.
Birinci vazifen itikadını tashih etmektir.
İkinci vazifen beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır.
Üçüncü vazifen Şeriat Müslümanı olmaktır.
Ümmetli ve İmamlı bir Müslüman olmak zorundasın.
Helalinden kazanıp temiz bir hayat sürmelisin.
Lisanını yalan, iftira, gıybet ve nemîmeden korumalısın.
Her gün faydalı ilim okumalı, öğrenmeli ve öğrendiklerini hayata geçirmelisin.
Her yeni günün, bir önceki günden daha hayırlı, daha iyi, daha feyizli olmalıdır.
Nefs-i emmaren ile devamlı olarak büyük cihad yapmalısın.
Mü’min kardeşlerini seveceksin. Sende bu sevgi yoksa islamî kemal de olmaz.
Bir Müslüman sana kötülük yaparsa, sen ona iyilik yapmalısın. Kur’an böyle emr ediyor.
Sakın dünyevileşme, dünyaperest olma.
Sakın laik bir Müslüman olma, ebedî saadetini yitirebilirsin.
A benim cahil kardeşim, niçin bin yıllık millî ve dinî yazımızı ve zengin edebî lisanımızı öğrenmiyorsun?
Kardeşlerine tebessüm et tebessüm et tebessüm et. Hz. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) tebessüm de bir sadakadır buyurduğunu duymadın mı?
Allahın emirlerini tut, yasaklarından uzak dur, Resulullahın Sünnetini hayatına uygula.
En kolay sünnet, namazı başında takke veya imame olduğu halde kılmaktır. Bu Sünnete niçin uymuyorsun?
Ölçü: Çeneni kapat, ucuz din edebiyatı yapmayı bırak, İslamı yaşamaya çalış, sana bakan sende İslamı görsün.
Dünyanın en büyük gürültü, patırtı ve dedikodularının iki rekatlık gayr-i müekked sünnet kadar değeri yoktur. Bunu biliyor musun?
16.11.2013
 
 
 
_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla ayak üstü konuştuk işte ben dedimki
ülkede gemide zina riba sömürü haksızlık adaletsizlik müstehcen yayınlar fuhuş kumar uyuşturucu ticareti gırla gidiyor dedim bu bilgiler gitmiş yazarın 8 satırda ele almış aslında çoğu konuşma mantığıda bana azda olsa yazara ait
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Büyük Türkiye Gemisi
Mehmet Şevket Eygi
14 Kasım 2013 Perşembe 00:40

BİZ Türkiyeliler, ismi TÜRKİYE olan çok büyük bir geminin yolcularıyız. Gemi, tarih denilen büyük engin uçsuz bucaksız bir okyanusun dalgaları ve fırtınaları içinde bata çıka sarsıla sarsıla yol almaktadır. Sakinlerin veya yolcuların çoğunluğu Sünnî Müslümandır. Yetmiş küsur etnik köken bulunmaktadır. Dominant faktör İslam kimliğidir. Bir milyon kadar Kripto Yahudi, bir milyon kadar da Kripto Hıristiyan olduğu söylenmektedir. Son yüz yıl içinde gemi büyük arızalar ve kazalar geçirmiş, vahim suikast ve sabotajlara uğramıştır. Geminin içindeki barış ve mutabakat sarsılmıştır. 
Gemide menfaatleri birbiriyle çatışan farklı kesimler ve gruplar vardır.
Gemide ahlaksızlık yanlıları vardır. Gemide hainler vardı.
Gemide zina, riba, sömürü, haksızlık, adaletsizlik, müstehcen yayınlar, fuhuş, kumar, uyuşturucu ticareti gırla gitmektedir.
Türkiye gemisinde yolculuk yapan Türkiyelilerin birinci vazifesi geminin güvenlik ve selametini korumaktır. Bu yapılmazsa Allah saklasın gemi su alıp batabilir. Maalesef gemiyi batırmak isteyenler vardır.
Geminin idaresini ve kumandasını ele geçirip gelirlerinin büyük kısmına el koymak isteyen egemen çeteler vardır.
Gemideki siyasî, iktisadî, ticarî mafyalar ortalığı birbirine katmaktadır.
Dış düşmanlarımız ve onların içteki yardakçıları ve işbirlikçiler geminin parçalanması için çalışıyor.
Gemideki hainlerin kendileri de sulara gömülüp boğulacaklar ama bunu düşünmüyorlar.
Gemideki Müslümanlar, gayr-i müslimler, çeşitli etnik gruplar ve kültürel kesimler vasıflı olsalar selamet ve güvenlik tesis edilecek ama olması gereken seviyede vasıf maalesef yoktur.
Gemide kullanılan lisan Türkçedir ama 1928’den önce basılmış ve yayınlanmış Türkçe talimatnameler ve kitaplar okunamamaktadır.
Geminin her yeri birtakım acayip resimler ve büstler ile doludur.
Geminin tamirata ihtiyacı vardır ama bu yeterli şekilde yapılmamakta, alabildiğine tahribat yapılmaktadır.
Gemi su almaktadır.
Geminin lüks kısmında vur patlasın, çal oynasın eğlence vardır.
Yedi yıldızlı lüks süitlerde çalgı, raks, düğün dernek, içki, fuhuş…
Gemide zaman zaman bombalar patlıyor.
Ezan sesleriyle sarhoş naraları birbirine karışıyor.
Dev dalgalar… Çılgınca esen kasırgalar… Buzdağları… Mayınlar…
Bata çıka bata çıka…
Gemideki bazı zengin Müslümanlar uçaklarla lüks ve ihtişamlı umre seyahatlerine gidiyor.
Geminin çoğunluğu Müslümandır demiştim ama bunlar tek bir Ümmet değiller ve başlarında ehliyetli bir İmamları yok. Bin parçaya, hizbe, İslamcılığa ayrılmışlar. Birbirinden kopuklar.
Gemide zenginlik var, fakirlik var. Büyük ekmek ve nimet israfı var.
Geminin okullarında İslam eğitimi verilmiyor, egemen azınlığın vesayet eğitimi veriliyor.
Geminin bir kısmında lüks ve şatafat, öbür kısmında fakr u zaruret.
Eskiden zina yasakmış ve suçmuş ama artık değil.
Dev gemi bacasından koyu kara dumanlar saçarak, bir sağa bir sola yalpalaya yalpalaya bata çıka yol alıyor.
Ezanlar, marşlar şarkılar türküler dualar sarhoş naraları rüzgarın ıslıkları, dalgaların çatırtıları, makinaların harharaları…
Allahım hepimize akıl, fikir, vicdan, iz’an ver, gemimizi koru.
14.11.2013
 
_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY

deşifre olduğundan haberi olmayanın yanına yaklaştım aklıma nerden geldiyse bir melodi geldi onu söylüyorum ama melodiyi hatırlamıyorum onu sordum bu melodi neydi oda dedi futbol maçlarında söylenir bu dedi ha dedim şimdi hatırladım işte bu bilgi olarak gitmiş yazar 3 satırda yazmış bu olayı bakılırsa  
Mehmet Şevket Eygi
 
 
O Kadar da Eşek Değilimdir
Mehmet Şevket Eygi
13 Kasım 2013 Çarşamba 01:01

BENDENİZ kemal sahibi, olgun bir Müslüman değilim. İlmim, kültürüm çok yeterizdir ama kendimi adam sanacak, küçük dağları ben yarattım havalarına girecek, nefsimi beğenecek ve tebrie edecek (aklayacak) kadar eşek ve odun değilimdir.
**
Biraz okuryazarlığım vardır. Her gün birkaç saat okurum ve yazarım. Lakin bu okur yazarlığıma bakıp da kendimi gerçekten kültürlü ve bilgili sanacak kadar da geri zekalı, cahil, salak değilimdir.
**
Faydasız işlerle ömrüm harcanıp gidiyor ama futbol ve magazin dedikodularıyla uğraşacak ve vakit zayi edecek kadar da beyinsiz değilimdir.
**
Olgun olmadığım için israf günahından kurtulamıyorum ama bir oturuşta lüks lokantada yüz liralık yemek yiyecek kadar şuursuz, çılgın ve obur değilimdir.
**
Elden geldiği kadar güzel ve temiz giyinmeye çalışırım ama bir paltoya bin, bir elbiseye beş yüz, bir ayakkabıya iki yüz, bir gömleğe yüz elli, bir kravata yüz lira verecek kadar çılgın ve savurgan değilimdir.
**
Allahü Teala kusurlarıyla kabul buyursun namaz kılarım ama kıldığım namazların Hak Tealaya layık olduğunu sanacak kadar küstah, şaşkın ve terbiyesiz değilimdir.
**
Dinî tahsilim yoktur ama dinimi reformcu, Mutezilî, mezhepsiz, Kemalist, Fazlurrahmancı, Afganîci, şefaati ve kabir ahvalini inkar eden, Ehl-i Sünnet düşmanı o biçim ilahiyatçılardan öğrenecek kadar da akılsız, iz’ansız, idraksiz değişimdir.
**
Bazen seyahat etmek, birtakım hayırlı hizmetler yapmak, kültür ve sanat eşyası satın almak için parayla ihtiyacım oluyor ama bu parayı dinimi ve mukaddesatımı alet ederek temin edecek kadar hain değilimdir.
**
Bilgi ve kültürleri bendenizinkinden aşağı olan dindar kimseler görüyorum ama kendimi Müslüman olarak onlardan üstün ve hayırlı görecek kadar hayvan değilimdir.
 
* (İkinci yazı)
Müezzinliğin Şerefi
HAZRET-İ ÖMER’in, Müslümanların emîri olmasaydım müezzinlik yapardım buyurduğu rivayet olunmaktadır.
Müezzinlik, cami imamlığı, müftülük, vaizlik, din dersi hocalığı çok önemli, çok şerefli, hakkıyla ve ihlasla yapılırsa çok sevaplı hizmetlerdir.
Bu dinî hizmetler hafife alınırsa, onlara önem verilmezse, Ümmetin en zeki, en istidatlı, en kabiliyetli çocuklarının yeterli miktarı bunlara yönlendirilmezse toplumda bozukluklar başlar. 
Eskiden nice cami kayyumu bile ilim sahibiydi.
Müezzinlik ses güzelliği, müzik kulağı, müzik kültürü isteyen bir hizmettir. 
İmamlığı namaz kıldırma memurluğu olarak kabul edip algılayanlar İslamı anlamamış kimselerdir.
Cami hizmetlilerinin hepsi icazetli olmalıdır.
Vasıflı, kültürlü müezzinler yetiştirmek için özel okul açılmalıdır.
Bütün din görevlilerinin bir geleneksel sanat veya zanaat dalında ihtisası, uzmanlığı olmalı ve eser vermelidir.
Camiler İslam Kültür Merkezleri haline getirilmelidir.
Başta müezzinler olmak üzere bütün din görevlilerine akustik dersleri verilmeli ve hoparlörlerin avaz avaz bağırtılmasının dine ve ezana saygısızlık olduğu öğretilmelidir.
Geleneksel sanatlarımız sadece hattan, tezhipten, ebrudan ibaret değildir.
Tesbih yapımı bile tatbiki bir güzel sanattır.
Müezzinlerin, imamların bir sanatı olursa, maddî sıkıntı hiç çekmezler. Maaşları kadar sanattan gelir elde ederler.
İstanbul’daki camilerin 300’ünün sanatkar imam ve müezzinleri olsa, hizmet verdikleri camilerde bu sanatlarla ilgili kurslar açılsa, gençlikten ve halktan gelip öğrenenler olsa, ne güzel bir gelişme olur.
Diyanet İşleri Başkanlığı Kültür Bakanlığı ile işbirliği yaparak böyle hizmetleri kuvveden fiile çıkartabilir.
13.11.2013
 
 

_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla ayakta konuştuk  atatürkün heykelleri kaldırılması lazım dedi kendiside imam hatipli bu konuşmayı kendi yaptı ben iştirak etmedim  yazarın sona doğru yazısında  imam hatip girişlerinde  diye yazısında ve osmanlıca yazı olayıda   bizim ikimizin ortak görüşü  
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Mübarek Osmanlıca Yazı
Mehmet Şevket Eygi
12 Kasım 2013 Salı 01:35

Allah rızası için Osmanlıca öğrenmekte, sonra bu Osmanlıca ile Kur’ana, Sünnette, İslama, Şeriata, Ümmete, Hilafete hizmet etmekte büyük sevap olduğunu anlamak için kişinin çok akıllı olması gerekmez.
Kur’an elifbasının bir harfinde bile sayısız hayırlar, bereketler, sevaplar, yümnler vardır.
Bir elifteki, bir ba’daki, bir nundaki, bir vavdaki esrar ve hikmet yazmakla bitmez.
Yazı Allahü Tealanın insanlara büyük nimetidir.
Müslümanın yazısı, anadili ne olursa olsun Kur’an ve İslam yazısıdır.
Türkçe, Farsça, Malayca, Svahili dili ve diğer İslam lisanları hep Kur’an yazısıyla yazılıp okunmalıdır.
Hidayete erip Müslüman olan İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve diğer Avrupalılar da kendi lisanlarını Kur’an alfabesiyle yazıp okumayı öğrenmelidir.
Bize olan olmuş, 1928’de yazımız değiştirilmiştir ama bu oldubittiyi asla kabul etmemeliyiz.
Latincenin yanında Osmanlıcayı da bilmeli ve kullanmalıyız.
Osmanlıcayı, İslam ve Kur’an yazısını ihmal etmek bir Müslümana yakışmaz.
Çocuklarımıza İngilizceden önce Osmanlıcayı öğretmeliyiz.
Milyar dolarlarla oynayan birtakım islamî kurum ve cemaatler birleşerek bir Osmanlıca gazete, bir de Osmanlıca dergi yayınlamalıdır. Bu gazete ve dergide sahibinin ve yazı işleri müdürünün, basıldığı matbaanın isimlerinden, idare yerinin adresinden, telefon ve mailinden, basım tarihinden başka hiçbir Latince yazı bulunmamalıdır.
Devletimiz iki yıldan beri Osmanlıca kursları açmıştır. Bu kurslar ücretsizdir. Müslüman ana babalar çocuklarını bu kurslara göndererek Osmanlıca öğrenmelerini sağlamalıdır.
En faydalı, en kurtarıcı, ebedî saadeti en fazla kazandırabilecek hayırlı kitaplar Osmanlıcadır.
Müslümana latin-perestlik yakışmaz.
Elbette yazıların hepsi faydalıdır ama bizim öncelikle kendi dinî, millî Osmanlıcamızı öğrenmemiz gerekir.
İmkanı olan herkes evlerine, bürolarına münasip Osmanlıca levhalar asmalıdır.
Parası olanlar orijinal hatlar, orijinal tezhipli levhalar: olmayanlar güzel baskı hatlar…
Her Müslümanın evinde maddî ve mâlî durumu müsaitse orijinal, değilse matbaa baskısı bir Hilye-i Şerif levhası bulunmalıdır.
Hilye Resulullah Efendimizin yazı ile portresidir. Temiz ve halis niyetle hangi mekana, haneye asılırsa inşaallahu teala yangına ve başka afet ve uğursuzluklara karşı manevî bir sigorta olacağını ümid ederiz. 
İmam-Hatip okullarının girişlerindeki, müdür odalarındaki tasvirler ve heykeller kaldırılmalı, yerlerine sanatlı hatlar konulmalıdır.
Başka kavimlerden ibret alalım. Bir milyardan fazla Çinli o çok karışık, çok zor, çok girift Çin yazını, Japonlar Japon yazısını, Ruslar Kril alfabesini, Yahudiler İbranî yazısını, Yunanlılar Grek yazısın, Ermeniler Ermeni yazısını, Gürcüler kendi millî alfabelerini, Hinduların büyük kısmı Sanskrit yazısını, Habeşiler Habeş yazısını, Süryaniler Süryani yazısını ve daha nice kavim kendi millî ve dinî alfabelerini kullanıyorlar da biz Türkiye Müslümanları nicin kendi millî islamî Kur’anî yazımızı kullanmıyoruz?
Maddî menfaat için değil, sırf Allah rızası için, Resulullah (Salat ve selam olsun ona) sevgisi için halis niyetle Kur’an yazısını seversek, lisanımızı o yazı ile yazarsak, mekanlarımızı o yazıyla yazılmış levhalarla aydınlatırsak, o mübarek yazıyı öğrenirsek, o yazıyı öğretirsek, o yazıyı teşvik edersek; inşaallah Kerim olan Rabbimizin bizi mükafatlandıracağını zan ve ümid etmekteyim.
(Osmanlıca, Kur’an yazısı, islamî kültür, hat sanatı, ulum-i islamiyye için çalışan, hizmet veren, Şeriat dairesi içinde tasavvufî hizmetler yapan herkese, bilhassa Osmanlıca kahramanı Yazıcı Nurcular grubuna selam ve hürmetler eder, dualarını beklerim.)
12.11.2013
 
____________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla birileri konuşuyor bende üstüne vardım konu ümmet birliği bende iştirak ettim işte yazarın ilk başlığındaki konuşma bana ait çoğu kendisine ait bana ait olan ilk başlarda soru diye başlıyor
 

 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Ümmet Birliği ve Hilâfet Zarurîdir
Mehmet Şevket Eygi
10 Kasım 2013 Pazar 00:01

SORU: İslam veya Muhammed (Salat ve selam olsun ona) Ümmeti nedir?
CEVAP: Ümmet, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah imanına sahip Ehl-i Tevhidin ve Ehl-i Kıblenin oluşturduğu mübarek ve feyizli topluluktur. Bütün mü’minler bu mübarek topluluğun üyesidir.

S. Ümmeti bilmek, onun içinde yer almak konusundaki bilgiler zarurî din bilgileri midir?
C. Evet, bunlar zaruriyat-ı diniyedendir. Kur’anla, Sünnet ile, icmâ ile sabittir.
S: Bir Müslümanda Ümmet şuuru olmasa o nasıl bir Müslümandır?
C. Eksik ve vasıfsız bir Müslümandır. Şeytan ona kolayca musallat olur ve kendisini aldatır.
S: Bir Müslümana sen hangi topluluktansın diye sorulsa ne cevap vermelidir?
C. Elhamdülillah ben Ümmet-i Muhammed’denim demelidir,
S. Böyle demeyip de ben şu veya bu fırka ve cemaattenim derse ona ne lazım gelir?
C. Cahillik lazım gelir.

S. Müslümanların tefrikadan kurtulup Ümmet birliğine sahip olmaları için öncelikle ne gerekir?
C: Ehliyetli, liyakatli, taqvalı, ihlaslı, dirayetli, güçlü, bağımsız bir İmam, başkan, Halife olması ve mü’minlerin bu muhterem kimseyi başkan olarak tanıyıp kendisine biat ve itaat etmeleri gerekir.
S. Halife demokratik usullerle seçilebilir mi?
C: Seçilemez. Onu Ümmetin en seçkinlerinden beş on kişinin seçmesi ve diğer Müslümanların kabul, biat ve itaat etmeleri gerekir.
S. Tek bir Ümmet olmayı düşünmeyen istemeyen ve Ümmetin başındaki İmam’a biat ve itaat etmeyen mü’minler iyi mü’minler midir?
C. Kötü ve vasıfsız Müslümanlardır onlar.

S. Yakın tarihin karanlık zulüm ve baskı devirlerinde Hilafetten bahs etmek mümkün müydü?
C: Değildi. Yılına göre bundan bahs edenler idam edilebilir veya ağır cezada yargılanıp zindana konulabilirdi.
S: Bugün böyle baskılar ve zulümler var mıdır?
C. Çok şükür yoktur. Zulüm olmadığı için Müslümanları ümmetleşmeye ve ehliyetli liyakatli taqvalı ihlaslı meşru ve râşid bir halifeye biat etmeye çağırmak alimlerin ve ziyalıların üzerine vaciptir.
S. Ümmet birliğinin ve İmametin önündeki en büyük engel nedir?
C. Müslümanların arasındaki tefrikadır, cehalettir, cemaat ve hizip holiganlığıdır.
S. Din sömürücüleri Ümmet birliği ve İmam isterler mi?
C. Kesinlikle istemezler. Çünkü birlik ve imamet olunca Müslüman halkı sömüremezler.
S. Ümmet birliğini istememek, bütün mü’minlerin yekvücut olması için çalışmamak, bir İmam seçip veya bulup ona biat ve itaat etmemek nedir?
C. Büyük bir günah, gaflet, hainlik ve isyandır.

S. Zamanındaki İmama biat ve itaat etmeden ölen kimsenin durumu nedir?
C. Peygamber Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Zamanındaki İmama biat ve itaat etmeden önce ölen kimse sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyurmuştur.
S. Bu hadîs sahih midir?
C. Elbette sahihtir. Bazı reformcu, mezhepsiz, mutezilî kişiler hadisleri ya tamamen, yahut kısmen inkar ediyorlar. Onların itirazlarının hiçbir kıymeti yoktur.
S. Bu zamandaki İmamın kim olduğunu bilmiyorum, ne yapayım?
C. İmam kim ise ona gıyabında biat ve itaat edersiniz. Âhir zamanda zuhur edeceği bildirilen büyük zatın ortaya çıkması yakındır.

S. Ümmetin başına geçecek İmamın birinci şartı nedir?
C. İmamete haris (hırslı) ve talip (istekli) olmamasıdır. Ey Müslümanlar ne olur Allah aşkına beni halife seçin de saltanat süreyim, dünyalık edineyim, yalancı bir ün kazanayım, tarihe geçeyim niyetiyle içi cayır cayır yanan diye kişi alçaktır ve öyle bir alçak İmam olamaz.
S. Müslümanlar tek bir Ümmet olmadan ve bu Ümmetin başındaki İmama biat ve itaat etmeden kurtulabilir, necat ve felah bulabilir, zilletten izzete, esaretten hürriyete, mahkum olmaktan hakim olma statüsüne geçebilirler mi?
C. Geçemezler.

S. Birçok cemaat, hizip, fırka halife seçilecekse ille de bizim hocamız seçilsin demezler mi?
C. Elbette derler. Onların dedikleri önemli değildir. Ümmet ve Hilafet konusunda Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın, fıkhın, hikmet-i islamiyenin dediği önemlidir.
S. İmamet konusunda hangi kitabı okuyalım?
C. İmamı Mâverdî’nin Ahkam-ı Sultaniyesini okursak gerekli ve yeterli bilgileri öğrenebiliriz. Türkçe tercümesi vardır.
S. Ümmet birliğini ve İmameti inkar edene, dinimizde böyle değerler yoktur diyene ne lazım gelir?
C. Küfre düşmesinden korkulur.
10.11.2013
 
 
_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla konu açıldı ben kızdım birine işte oda dediki medeniyetin mesi bile yok desene dedi bende evet dedim ben şu konyaya şu zaman geldim işte dedim yazar bunu ben istanbula küçük yaşta geldim diye yazmış birincisi diye yazı başlığındaki ilk konuşma bana ait yedincisi diye yazıdaki konuşma bana ait sekizinci yazıdaki konuşma ban ait onuncusu diye başlıyan konuşma bana ait onbirincisi yazıdaki konuşma bana ait  onüçüncüsü yazıdaki yazı bana ait aslında çoğu konuşmada ara ara yazmış onları yazmadım
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Hür bir İstanbullu Olarak
Mehmet Şevket Eygi
08 Kasım 2013 Cuma 01:01

Bendeniz İstanbul’a 1939’da yedi yaşında küçük bir çocuk olarak yatılı mektepte okumak üzere geldim. Altmış küsur yıldır İstanbulluyum.
Hür bir İstanbullu olarak haklarım, hürriyetlerim, arzularım, dualarım, beddualarım vardır. Bunları sıralamama müsaade buyurulmasını istirham ederim:
Birincisi: İstanbul’un, dünyanın en medenî kültür şehri olmasını istiyorum. Dünyanın en büyük köyü veya mezrası olmasını istemiyorum.
İkincisi: Öncelikle sur içi tarihî İstanbul’da en az on adet Gülhane Parkı gibi park, bahçe, yeşillik, koru, havadar yer istiyorum. Sık sık oralara gidip sincaplara fıstık, serçelere kurabiye kırıntıları atmak istiyorum.
Üçüncüsü: İstanbul’da insanların birbirleriyle efendimli konuşmalarını istiyorum, aha oha moha gibi böğürtüler ve ünlemler işitmek istemiyorum.
Dördüncüsü: İstanbul’da yeterli miktarda Eton gibi, eski Mekteb-i Sultanî gibi güçlü ve vasıflı millî mektepler olmasını istiyorum.
Beşincisi: Eski İstanbul kültür, nezaket, kibarlık, edeb, görgüsünün tekrar hayata geçirilmesini istiyorum.
Altıncısı: En az on beş milyon kitap, belge, resim, harita vs. ihtiva eden ve ihtişamlı bir binaya sahip olan dünyaca meşhur bir İSTANBUL KÜTÜPHANESİ istiyorum.
Yedincisi: İstanbul kadın ve kızlarına hürmet edilmesini, onların bir kısmının seks ve şehvet aleti haline getirilmemesini istiyorum.
Sekizincisi: Toplu taşıma vasıtalarında yaşlılar ayakta seyahat ederken, birtakım saygısız gençlerin oturduğunu görmek istemiyorum.
Dokuzuncusu: İstanbul bir İslam şehridir, eskiden Darü’l-Hilafe idi. İstanbul Müslümanlarının dindar olmasını, namaz kılmasını istiyorum.
Onuncusu: Okullardaki erkek öğrencilerin küçük beyefendiler, kız öğrencilerin küçük hanımefendiler olmasını istiyorum.
On birincisi: İstanbul’umda seks azgınlıklarının ve pisliklerinin sokaklara, meydanlara taşmasını, şehrin modern bir Sodom ve Gomore haline dönüşmesini istemiyorum.
On ikincisi: İstanbul ekmeklerinin dünyanın en leziz ekmekleri olmasını istiyorum.
On üçüncüsü: İstanbul’un bir ribalar, zinalar, yüksek şeddadî binalar, suçlar, edepsizlikler şehri olmasını protesto ediyorum.
On dördüncüsü: İstanbul’un eskiden olduğu gibi bir sadaka taşları kenti olmasını, parası olanların bu taşlara para koymasını, parasızların ellerini sokup bir miktar (hepsini değil!) almasını temenni ediyorum.
On beşincisi: İstanbul Yahudileri nasıl cumartesi günleri, Hıristiyanları nasıl pazar günleri hafta tatili yapıyorsa, ben de bir Müslüman olarak cuma günü tatil yapmak istiyorum.
On altıncısı: Şehrin ana caddelerine, meydanlarına, bulvarlarına eski Osmanlı büyüklerinin, Padişahların, vezirlerin, kaptan-ı deryaların, seraskerlerin, büyük ulemâ, fukâhâ, üdebâ, şuarânın isimlerinin verilmesini istiyorum.
On yedincisi: İstanbul’u çirkinleştiren, şehre kaldırabileceğinden fazla nüfus getiren, çirkin ve çürük binalar yaptır(t)an, kültür yozlaşmasına sebep olan, yeşilliklerini tahrip eden, rantçılara meydan ve fırsat veren herkesi ve her kurumu en ağır şekilde tenkit ediyorum, bir İstanbullu olarak hakkımı onlara helal etmiyorum. Allah’tan bulsunlar!
On sekizincisi: Birtakım müteahhitlere, yapımından birkaç ay veya birkaç sene sonra bozulan, kırılan, çöken, çatlayan çürük çarık kaldırımlar ve yollar yaptıranları tel’in ediyorum.
On dokuzuncusu: Site alanlarına çirkin binalar ve mahalleler yaptıranları affetmiyorum. 
Yirmincisi: Başta Karacaahmet ve Eyüb Sultan kabristanları olmak üzere tarihî kabristanları tahrip edenlerin yüzlerine bu sütunlardan tükürüyorum. 
Yirmi birincisi: İstanbul’u vasıta ederek haram, kirli, kara, necis rantlar, servetler, gelirler elde edenleri tahkir, tel’in ve terzil ediyorum.
Yirmi ikincisi: Bir Hıristiyan Ayasofya’nın tekrar kilise olmasını ister, Bir Sabataycı, bir Kemalist müze olarak kalmasını ister. Müslüman bir İstanbullu olarak ben de tekrar cami yapılmasını isterim.
Şimdi birileri şöyle diyebilir: Be adam, sen nasıl böyle konuşuyor ve yazıyorsun?
Cevap: Yazımın başında hür bir İstanbullu olduğumu beyan etmiştim, işte bu hürriyetimi kullanıyorum. Beğenmeyen, rahatsız olan beğenmezse beğenmesin…
08.11.2013
 
 
____________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla konu açıldı işte kitaplar kitab dolabı işte bu ilk konuşma yazarın ilk başlığının altına biraz inin görülür neyse başladık işte oda konuşuyor ortak noktamız yazarın başlığındaki konu edebiyat tarih sanat düşünce kültür fukaralığı baya konuşmaları aktarmış 
BAŞKA OLAY 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Edebiyat Tarih Sanat Düşünce Kültür Fukaralığı
Mehmet Şevket Eygi
05 Kasım 2013 Salı 02:00

MEHMET Âkif’in mesleği veterinerlikti. Lakin büyük bir şair, edip, fikir ve dava adamı idi.
Ben doktorum, ben mühendisim, ben sanayi ve ticaret adamıyım, ben eczacıyım, ben politikacıyım diyerek edebiyattan, tarih ve sanat kültüründen, düşünceden uzak durmak büyük bir eksikliktir.
Lise ve üniversite okumuş Müslüman vatandaşların mutlaka sağlam bir din kültürüne sahip olmaları gerekir.
Fakülteyi bitireli yirmi sene olmuş, bu uzun müddet zarfında bir tek faydalı fikir, tarih, sanat, düşünce, edebiyat, din kitabı satın alıp okumamış… Ne büyük bir karanlık ve boşluk.
İmkanı olan her vatandaşın evinde, servetine göre, ya bir kitap dolabı, yahut bir kitap odası bulunmalıdır.
Herkes günde en az bir saat faydalı kitap okumalıdır.
Edebiyat, tarih, sanat, düşünce kültüründen kopuk on milyonlarca vatandaşın futbol ve magazin haberlerine bağımlı olduğunu görmek ne kadar üzücü.
Millî Eğitim Bakanlığı Osmanlıca kursları açtı ve iki yıl içinde sadece yüz bine yakın kişi bu kurslarda Osmanlıca okuma öğrendi. Kurslar parasız, böyle mi olmalıydı? İki senede en az iki milyon vatandaş ve genç koşa koşa gelmeli, bin yıllık yazımızı ve zengin edebî ve dinî Türkçeyi öğrenmeli, kültür kopukluğunu tamir etmeliydi.
Büyük gazetelerimize bakınız. Ayda bir kere bile edebiyat, tarih, mimarlık, kültür, düşünce konusunda manşet atmıyorlar. Var mı yok mu, fasa fison magazin haberleri. Bol bol müstehcen yayınlar. Vücutlarını teşhir eden kadınlar. Şarkıcılar, türkücüler, oyuncular, tulumbacılar…
Büyük, güzel, sanatlı bir bina yapılınca medyanın, okumuşların, gençliğin yakından ilgilenmesi, heyecanlanması, sevinmesi, övmesi gerekmez mi?
Çirkin bir bina yapılınca herkesin medenî ve yasal sınırlar içinde yermesi, kınaması, protesto etmesi gerekmez mi?
Kültür, edebiyat, tarih, sanat damarlarımız maalesef fena ve feci şekilde tıkanmıştır.
Bunun başlıca sebebi liselerimizde sağlam edebî kültür verilememesidir.
Kültürün temeli yazı ve zengin lisandır. Yazımız 1926’de elden gitmiş, yazılı dilimiz suikasta uğramıştır.
Dedelerinin atalarının kabir taşlarındaki Türkçe kitabeleri okuyamayan yeni nesiller elbette edebiyattan, tarihten, sanattan uzak kalacaklardı.
Süflî, şehevî, rezil, âdi, utanç verici, alçaltıcı konulara, hiçbir faydası olmayan magazin dedikodularına önem verenler elbette ulvî edebiyata, dünümüzü anlatan tarihe, peyzajımızı ve siluetimizi çizen mimarlığa önem vermezler.
Bir yaz gününde büyük bir şehrin ana caddesinden akan kalabalığa bakınız. Kaç kişi düzgün, zarif, rabıtalı, vücuduna ve yaşına uygun bir kıyafetle dolaşmaktadır?
Artistin birinin filimde sümüğü akmış, sanal medya yıkılmış…
Maç oynanırken binlerce kişi sahaya fırlamış, az daha kaos olacak, kan akacakmış.
Genç bir kadının yayın esnasında donu düşmüş.
Filanca tulumbacının seks hayatı.
Falanca mankenlerin seks hayatı.
Bataklık bataklık bataklık…
Bataklıklarda edebiyat laleleri, tarih gülleri, mimarlık manolyaları yetişmez.
(NOT: İstisnalar, enderler üzerlerine almasınlar, üzülmesinler… Bendeniz genel manzarayı anlatıyorum…)

* (İkinci yazı)
Çengelköy’de İlginç bir Dükkân
 
İki ay kadar önce Çengelköy’de çarşı içinde küçük, lakin çok ilginç bir dükkana uğramıştım. Daha sonra dar dükkana daha geniş bir ilave yapılmış. Bu dükkanın özelliği, namaz vaktinde kapanması ve çalışanların yakındaki camide namaz kıldıktan sonra gelip tekrar açmalarıdır. Dükkanla ilgili bilgiler aşağıdadır. Yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim.
“Çikolata Kahve:
Adres: Çengelköy Cad. Derecik Sk. No. 1/A Çengelköy (Çengelköy Çınaraltı yakınında)
Sahibi: Bülent Ünver Bey (ve Aslıgül Ünver Hanım).
Açılış Saatleri ve Günleri: Öğle namazını müteakip açılır ve akşam/gece saat 8’de kapanır (kapanış saati namaz vakitlerine göre değişebilir).
İçecekler: Kremalı Sıcak Çikolata, Çikolatalı Türk Kahvesi 
Çikolatalar: Şahsî imalatları olan envai çeşit sütlü, bitter, fıstıklı, cevizli, frambuazlı, portakal kabuklu, yuvarlama çikolatalar mevcuttur
Hususiyet: Namaz vakitlerinde dükkan kapatılır, çalışanlar (çıraklar, muvakkat yardımcılar dahil olmak üzere) bila istisna cemaatle namazı edaya yakındaki Hacı Ömer Camii’ne giderler… Dükkanda güzel hüsn-i hat levhaları asılıdır.”
5.11.2013

_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konu açıldı azgınlıkların ana sebebi hesabı cazayı unutmaktır o sırada kapı çalındı dışarıya çıktım biri kubuz kubuz konuşuyor işte dağları ben yarattım diyor bende kızdım onu muhbir duydu onuda iletmiş yazarın köşesinde muhbir birini konuşmaya başladı aldatılmış biri var işte adamı işletmişler oda yazarın köşesinde fakirler sürünürken kendileri karun gibi oda aktarılmış neyse hepsi yazarın köşesindeki azda olsa konuşmalar bana ait ikinci konuda o am süriyede olayları tvden haber geçiyor bende bu iç barışı ne zaman sağlıcaklar dedim suriye başladım konuşmaya hatta ikinci yazısındaki iç barış konuşma bana ait işte yazarın yarı yarıya konuşma bana ona ait karışık 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Azgınlıkların Ana Sebebi Ahireti Hesabı Kitabı Cezayı Unutmaktır
Mehmet Şevket Eygi
04 Kasım 2013 Pazartesi 00:37

AZGINLIKLARIN, zulümlerin, çatışmaların, çekişmelerin, tek kelimeyle fitnelerin temel sebeplerinden biri; insanların hep dünyaya yönelmeleri ve öteki dünyayı, hesabı kitabı, Mahkeme-i Kübra’yı, Cennet ve Cehennemi unutmalarıdır.
Âhiret inancı, kötülüklere karşı en büyük engel ve frendir.
Âhirete inanmamak, adalete inanmamak demektir. 
Bu dünyadaki kötülüklerin en büyük kısmını ya âhirete hiç inanmayanlar, yahut da inanır gibi görünen, lakin gerçekte inanmazca davrananlar yapmaktadır.
Âhirete gerçekten inanan kimse yalan söylemez… Ne kendini, ne başkasını aldatır… Zulmün her çeşidinden uzak durur… İsraf etmez… Kibirlenip böbürlenmez, küçük dağları ben yarattım havalarına girmez… İktisadî, ticarî, malî zulüm ve sömürülerin en iğrenci olan faiz ve ribaya bulaşmaz… Rüşvet alıp vermez… Haram, kara, kirli, necis para kazanmaz, servet edinmez… Başkalarının karılarına, kızlarına kötü gözle bakmaz… Ağaçları kesmez, yeşillikleri tahrip etmez… İsrafa, lükse, aşırı tüketime kaçmaz…
Âhirete inanır gibi görünen ama gerçekte inanmayan zalimler yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını sanırlar.
Âhirete gerçekten inanmış olsalardı hiç zulmedebilirler miydi?
Maalesef dünya adaleti yeterli olamıyor.
Dünya mahkemeleri zalimlerin, hırsızların, kara servet sahiplerinin, halk düşmanlarının hepsini yakalayıp cezalandıramıyor, pek azını cezalandırıyor.
Lakin, hiçbir zalim yakasını Mahkeme-i Kübra’nın elinden kurtaramayacaktır. 
Her insanın yanında onun sevaplarını ve günahlarını yazmakla vazifeli katipler vardır.
İnsanlar öldükten, dünya hayatı bittikten, Kıyamet koptuktan sonra tekrar diriltilecekler ve hesaba çekileceklerdir.
Dünyada nice katiller cezasız kalıyor… Nice hırsızlar cezasız kalıyor… Nice soyguncular ve eşkıya=mafya cezasız kalıyor… Âhirette hepsi hesaba çekilecektir.
Bırakın adam öldürmeyi, zavallı bir kediye tekme atan, lüzum ve zaruret yok iken bir ağacı kesen, bir kuşun yuvasını bozan bile cezasını görecektir.
Bilerek bir bal arısını öldüren bile hesap verecektir.
Âhirete inanmayanlar, dünyayı çöplük haline getirdiler… Denizleri kirlettiler, ormanları yaktılar… Kadınları ve kızları seks aleti ettiler… Fakirler sürünürken, kendileri Karun gibi zengin oldu… Bu yaptıklarının elbette, zerre kadar şüphe yok ki, hesabını verecek ve cezalarını çekeceklerdir.
Yakın tarihimizde zalimler ve yardakçıları, bütün iyiliklerin, doğruların, güzelliklerin kaynağı olan İslam dinine savaş ilan ettiler ve uzun yıllar boyunca halka kan kusturdular. Onlar hiç cezasız kalabilir mi?
Zalimlerin bir kısmı cezalarını dünyada çekiyor, bir kısmının ise cezası ahirete kalıyor. 
Asıl hesap kitap âhirettedir.
Bu memlekette uzun yıllar boyunca genç nesillere âhiret, ilahî adalet, Kiramen Kâtibîn melekleri, insanların sevap günah defterleri, Mahkeme-i Kübra, hesap kitap, ceza mükafat konusunda yeterli bilgi verilmedi. Bunun sonucu olarak azgınlıklar, her çeşit zulüm ve kötülük ayyuka çıktı.
Ne mutlu âhirete inanan ve ayağını denk alanlara.
Yazıklar olsun o kimselere ki, hem âhiret var derler, hem de fütursuzca zulüm ve soygun yaparlar.
Hesapları temiz ve şeffaf olanlara selam olsun.
Gelirleri ve servetleri helal ve tayyib olanlara ne mutlu.
İsraftan kaçıp kanaat ve tevazu içinde yaşayanlar, hezar ahsente size.
•(İkinci yazı)
En Büyük Güç İlim, İman, Ahlak,
Fazilet, Bilgelik ve Adalettir
SAYIN baylar, sayın bayanlar!.. Bir ülkeyi, bir milleti, bir devleti korumak için ordudan ve silahlardan önce ilim, ahlak, fazilet, bilgelik, birlik, iç barış olması gerekir. 
Faydalı ilim en büyük silahtır… Ahlak ve fazilet en büyük güçtür... Bilgelik=hikmet olmazsa nükleer silahlar bulunsa bile faydasından çok zararı dokunur.
İkinci dünya arefesinde Fransa ile Almanya’nın orduları, silahları eşitti. Hattâ Fransa’nın donanması daha büyük ve güçlüydü. Lakin Almanya Fransa’yı birkaç hafta içinde çökertti. Niçin? Çünkü Almanya, göreceli de olsa ahlaklı, disiplinli bir yapıya sahipti. Fransa ise o devrin Sodom ve Gomoresi’ydi.
Efendiler!.. İşin başı iman, ilim ve ahlaktır. Bunlar zaafa uğramışsa istikbal karanlıktır.
Hitler devrinde Almanya’nın astığı astık kestiği kestik en güçlü adamlarından biri olan Himmler’in maaşı geçimine yetişmediği için maddî sıkıntı çekiyordu. Çalmıyordu, çalamıyordu, rüşvet ve avanta almıyordu, alamıyordu.
Sonunda Nazi Almanyası da battı. Çünkü sapık bir ideolojiyi din gibi benimsemişti.
Sovyetler Birliği, belki de dünyanın en güçlü ordusuna, atom silahlarına, füzelere sahipti ama battı. Çünkü ahlaken çürümüştü.
Müslüman bir ülkede iman ve ahlak zaafa uğrar, halk yabancılaşır ve dejenere olursa çöküş ve yıkılış kaçınılmazdır.
İslam doğruluk=istikamet üzerine kuruludur. Doğruluk giderse yıkım olur.
İslam dini inanç, mal, can, ırz ve namus güvenliğini üzerine kuruludur. Bu güvenlik elden giderse yıkılış önlenemez.
İslam, parayı kesinlikle ana değer olarak kabul etmez. Bir İslam toplumunda para, zenginlik ana değer olursa batışı beklemek gerekir.
İslam rüşveti haram kılmıştır… İslam ribayı=faizi haram kılmıştır… İslam zinayı haram kılmıştır… İslam israfı, lüksü, şatafatı haram kılmıştır… Bir toplumda bunlar haddinden fazla çoğalmışsa o toplum batar. Silahlarıyla, füzeleriyle, müzeyyen meskenleri, şatafatlı binitleriyle, fabrikalarıyla, gökdelenleriyle, hızlı trenleriyle cümbür cemaat batar.
Müslüman bir ülkede bilenler bilmeyenleri uyarmaz, aydınlatmaz ve bilgilendirmezse hepsi birden batar ve asıl sorumluluk bilenler üzerine olur.
İslam hak dindir, hak dünya nizamıdır. İslam’a az veya çok aykırı bütün ideolojiler, sistemler, düzenler batıldır. İslam ahkamına sırt çevrilir, bozuk sistemlerin hükümleri uygulanırsa batış, çöküş, dejenere oluş kaçınılmazdır.
İslam kirli, kara, necis servetleri kabul etmez. Bir İslam ülkesinde böyle pis servet birikimi varsa, o ülke, orada yaşayan halk, oradaki devlet geleceğinden korksun.
Müslüman bir ülkede okullarda doğru inançlar, faydalı bilgiler öğretilmiyor; bilgi ve kültürün yanında ahlak ve karakter terbiyesi verilmiyorsa oradaki toplum çökecektir.
Okullarda güzellik öğretilmiyor, estetik kültürü verilmiyorsa, ülke bir çirkinlikler meşheri olur ve yıkılır.
Herkes iyi bilsin ki, yüksek binaların ve zinanın çoğalması âhir zaman alametleridir.
Evet işin başı faydalı ve doğru ilimdir… Ahlak ve fazilettir… Bilgeliktir… Din, can, mal, ırz ve nesep güvenliğidir… Adalettir… Doğruluktur… İffet ve hayâdır… 
Bunlar yoksa, yahut sarsılmışsa, bunların yıkmak için çalışanlar varsa; o toplum ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar lüks ve konforlu bir hayat sürerse sürsün sonunda yıkılmaya mahkumdur.
Evet doğru ilim, doğru inanç, bilgelik, ahlak, fazilet, güvenlik, adalet…
Asıl güç bunlardır, bunlardadır.
04.11.2013

 
_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirler bir konu açıldı islami  kanunlar  islami cumhiriyet işte ilk konuşmada tirenlerde vapurlarda tranvaylarda lokantalarda hanımların yeri ayrıydı diye ilk konuşma buydu bunu yazarın aşağıdaki yazısında almış ve başka konuşmada var işte onu muhatab almış neyse ikinci konuşmada faiz konusu onuda ikinci yazıda almış aşağıda burda şuna dikkat çekiyim ilk konuşma islami kanunlar islami cumhuriyet ilk konuşma peki ikinci konuşmada faiz şimdi burda şunu anlatmaya çalıştım konuşma bile sıraya göre iletiliyor 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
1923'te Kurulan İlk Cumhuriyet
Mehmet Şevket Eygi
03 Kasım 2013 Pazar 00:16

CUMHURİYET 90 yaşına girmiş… Onu bu doksan sene içinde ne boyalara soktular. 1923’te kurulan Cumhuriyet gerçek Türkiye Cumhuriyeti idi. Anayasasının ikinci maddesinde Devletin dini İslam’dır yazılı idi. İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda oturan ve her hafta merasimle selamlığa çıkan bir Halifesi vardı. Resmi tatil günü Cuma idi. Medenî Kanunu Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye idi. Bütün Müslüman kadınlar, başta M. Kemal’in eşi olmak üzere tesettürlü idi. Cumhuriyet kabinesinde sarıklı, sakallı, cüppeli bir Şer’iyye Vekili  (Şeriat İşleri Bakanı) vardı.
Bu Cumhuriyetin polisi şapka giyen züppe Müslümanları tutukluyordu.
Ramazanda alenen oruç yiyenler de tutuklanıyordu.
Mebuslar=milletvekilleri Meclis’te vallahi, billahi, tallahi diye İslamî yemin ediyordu.
Medreselerinde icazetli ulemâ ve fukâhâ yetişiyordu.
Liselerinde, kışlalarında camiler vardı, ezan okunup namaz kılınıyordu.
Galatasaray Lisesi’nin 600 kişilik çinili mihraplı, oymalı ahşap minberli camii bile açıktı.
Tekkelerde zikrullah yapılıyordu.
Trenlerde, vapurlarda, tramvaylarda, lokantalarda hanımların yerleri ayrıydı.
Düğünlerde men’-i israfat (Düğünlerde israfı önleme) kanunu vardı.
Alkollü içkiler yasaktı.
Cumhurbaşkanı M. Kemal Ankara’dan İzmir’e giderken Balıkesir’e uğramış, orada öğle namazını Zağanos Paşa camiinde kılmış, namazdan sonra minbere çıkarak bir hutbe okumuş, İslam’ı ve Şeriatı medhetmişti.
Lozan’ın birinci safhasında İsmet Paşa emperyalist ve sömürgeci galip devletlere karşı İslam hukukunu ve fıkhını müdafaa ediyordu.
Bu İslam cumhuriyetinin takvimi hicrî ve rumî takvimdi. Halkın büyük kısmı ezanî alaturka saat kullanıyordu.
Cumhuriyetin dili zengin edebî Türkçeydi ve bu dil İslam-Kur’an alfabesiyle yazılıp okunuyordu.
Cumhuriyetin erkek ve kız okulları ayrıydı, karma eğitim yoktu.
Cumhuriyet millî kimliğe ve millî kültüre bağlı, saygılı ve sadıktı.
Cumhuriyetin millî ceza kanununda zina suçtu.
Millî Mücadele yahut İstiklal Savaşı İslamî bir cihattı ve Cumhuriyet onun meyvesiydi.
İlk Cumhuriyet İslam’la, millî kültür ve kimlikle barışıktı.
Bu ilk cumhuriyeti hep özlemişimdir.
 
* (İkinci yazı)
Korku ve Ümid
RİBA=FAİZ Kur’anda kesin olarak haram kılınmıştır. Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) sahih hadîsleriyle riba haram ve yasak kılınmıştır. Ribanın haram oluşunda icma vardır. Bu icmayı inkar eden kafir olur.
Dar’ül-islam’da da Dar’ül-Harp’te de Müslümanlar birbirileriyle riba muamelesi yapamaz.
Riba çok büyük bir günah ve zulümdür.
Müslümanlar arasında ribanın fetvası, ruhsatı, izni olmaz.
Ribanın azı da çoğu da ribadır.
Ribaya caiz diyenin dini gider.
Düşük faizli mesken kredisi caizdir fetvası batıldır.
Mesken kredilerinin faizinin düşük olduğu iddiası bir aldatmaca ve kandırmacadan ibarettir.
Sahih hadîsleri AB normlarına göre ayıklayan reformcuların, ribayı caizmiş gibi göstermelerine şaşılmaz. Onlardan her hokkabazlık beklenir.
Ehl-i Sünnet’te riba da haramdır, zina da…
Kalbinde gerçek iman olan Müslüman ribadan nefret etmekle, riba muamelesi yapmamakla yükümlüdür.
Mevrid-i Nas’ta ictihad yapılamaz, aykırı fetvalar verilemez.
Bozuk inançlı, bozuk görüşlü Reşid Rıza’nın riba konusunda verdiği fetvalar şeytanîdir ve reddolunur.
Allahü Teâlâ ribayı haram, Şeriata uygun ticareti helal kılmıştır.
İslam toplumunda faizsiz karz-ı hasen sandıkları kurulmalıdır.
Bir açık riba, bir de gizli riba vardır. Bunun ikisinden de kaçınılmalıdır.
Kur’an ribacılar için “Onlar Allah’a ve Resulüne savaş açmışlardır” buyurmaktadır. Ribacıların bu savaşı kazanmalarına imkan yoktur. Er veya geç rezil, rüsvay, mağlub, müzmahil olacaklardır.
Riba dünyada uğursuzluk, ahirette ateştir.
Riba yoluyla birtakım yerli ve yabancı büyük para babaları ülkemizde bir trilyon dolardan fazla haram, kara, kirli, necis servete ve gelire sahip olmuştur.
Riba Musevilikte de, Hıristiyanlıkta da haramdır.
Ribaya helaldir, caizdir diyenler Altın Buzağı dinine mensuptur.
Cenab-ı Hak cümlemizi ateşli riba vebasından korusun.
DİKKAT: Dinimizin helalleri ve haramları bellidir, çok açıktır. Helalleri helal, haramları haram olarak kabul etmemiz gerekir. Bir de tartışmalı ve şüpheli konular ve meseleler vardır.  Faiz değil ama faize benziyor, şüpheli ve karanlık tarafları var…  İşte bunlardan da uzak durmak gerekir.
3.11.2013

_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla süriyedeki ve diğer islam ülkelerindeki oyunları işte konuştuk yazarın ilk başlığına bakın ve yazarın ilk başlarındaki konuşma bana diğerleride kendi yorum katmış işte neyse ikinci konuşmamda başörtüsü onuda yazar ikinci başlık yapmış neyse ben o sırada çok çıplak giyen bir kız arkadaşım vardı kilodu gözürdü bende ona nasihat ederdim kızım böyle teşhircilik yapma diye neye yazarın ilk çıplak yazısındaki çoğu konuşma bana ait 
BAŞKA OLAY 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Suriye Savaşı Uzun Sürmezdi Ama
Mehmet Şevket Eygi
02 Kasım 2013 Cumartesi 00:40

SURİYEDEKİ iç savaş sürüyor. Biteceği miteceği de yok.  Türkiye’de resmen 600 bin Suriyeli mülteci varmış.  Gerçek rakam bir milyon olabilirmiş. Şehirler yangın yeri, savaş meydanı gibiymiş. Yüzbinlerce insan ölmüş.  Yaralıların haddi hesabı yokmuş. Başkaldıranlar yetmiş ayrı gruba ayrılmış vaziyetteymiş. Bazı bölgelerde çoluk çocuk, kadınlar, ihtiyarlar açlığın pençesinde kıvranıyormuş… 
Esed rejiminin devrilmesi bu kadar zor muydu? Değildi ama şeytanî bir satranç oynayarak işi çıkmaza soktular. 
ABD, AB, İsrail, Rusya, İran ve başka güçler Suriye’de, çoğunluğu oluşturan Sünnilerin iktidar olmasını istemez. Suriye’de çoğulcu bir rejim kurulmasını istemez.
Onlar müzmin bir savaş olmasını ve ileride ülkenin bölünmesini ister.
Müslümanlar ne kadar bölünürse onlar için o kadar iyidir.
Derin güçlerin planları şudur:
Afganistan’da bitmez tükenmez bir savaş olsun ve ülke bölünsün.
Irak’ta bitmez tükenmez bir savaş olsun ve ülke bölünsün.
Mısır’dasakın İslamcı bir rejim kurulmasın, orada iç savaş olsun, ülke bölünsün.
Libya’da huzur ve iç barış olmasın, orası da bölünsün.
Tunus’ta Müslümanlar iktidar olmasın, iç savaş çıksın.
Derin güçler İran’ı da parçalamak istiyor.
Türkiye’nin parçalanma planları çoktan uygulanmaya başladı bile.
İsrailin ve Siyonizmin yaşaması için Ortadoğu param parça olmalı, Müslümanlar birbirleriyle gırtlaklaşmalıdır.
Türkiye Hıristiyanlığın beşiğidir, tekrar Hıristiyanlaştırılmalıdır. Siz Osmanlı devletinin ve Hilafetin misyonerler tarafından yıkıldığını bilmiyor musunuz?
Türkiye’yi yıkmak için bir milyondan fazla Kripto Hıristiyanı ve yine bir milyondan fazla Kripto Yahudiyi kullanıyorlar.
Ah ah ah!... Yirminci asrın ilk yarısında kurulan iki Yahudi devleti…
1920’lerde İngiliz boyunduruğu altındaki Hint Müslümanları Hilafeti kurtarmak için nasıl çırpınmışlardı. O gayret bugünün Müslümanlarında yok.
Derin şer güçleri Müslümanları parçalamak ve bozmak için şeytanın bile düşünemeyeceği planlarla çalışıyor.
Başta Türkiye Müslümanları olmak üzere dünyevileştirme, sekülerleştirme hareketi hızla ilerliyor.
İslam’ı bir ideoloji haline getirmek istiyorlar.
İslam’ı bir hümanizma haline getirmek istiyorlar.
Bin çeşit reform hareketiyle İslam’ı içinden yıkmak istiyorlar.
Türkiye’deki irili ufaklı ve hepsi birbirinden kopuk İslami fırkaların, hiziplerin, grup ve cemaatlerin sayısı binden aşağı değil.
Aman Müslümanlar bozulsun, aman Müslümanlar parçalansın, aman Müslümanlar tek bir Ümmet çatısı altında birleşmesin, aman Müslümanların gerçek ve raşid bir Halifesi olmasın… Aman paralı Müslümanlar lüks ve israf içinde yaşasın… Aman Müslümanlar birbirinden kopuk olsun…
Müslümanlar harıl harıl müzeyyen yeni camiler yapsınlar ama sakın onların gerçek İslam Mektepleri olmasın.
Aaaa sen neler söylüyorsun, Türkiye hiç parçalanır mı?.. Öyle bir parçalanır ki…  1912-13 Balkan savaşında ülkemizin en değerli kısmını birkaç hafta içinde yitirmedik mi?
1923’te kurulan Cumhuriyet bir İslam Cumhuriyeti idi. Onu yitirmedik mi?
Tanzimattan bu yana yitirdiklerimize bakalım…
Müslümanlar olarak aklımızı, kültürümüzü, kimliğimizi, Ümmet birliğimizi, İmamet kurumumuzu, alfabemizi, zengin yazılı lisanımızı, takvimimizi, hukuk sistemimizi, fütüvvet ahlakımızı, ahîliğimizi,  ahlakımızı,  velhasıl nice değerimizi yitirdik.
Kur’an, birileri için “…Onlar namazı yitirdiler ve şehvetlerine uydular…” buyuruyor.
Yıkılmak için çok şey yitirmeye lüzum yok, namaz yitirilince zaten bina-yıİslam ve Ümmet çöker.   
              
(İkinci yazı)
Tesettür Hürriyet Haysiyet ve
Medeniyettir, Çıplaklık Köleliktir

İSLAMA göre, hür kadınların örtüleri onları yükseltir, şereflendirir, kendilerine haysiyet kazandırır.
Bir kadın için en kötü şey, avret mahallerini teşhir ederek kendisini seks ve şehvet konusu ve kölesi haline getirmektir. İslam böyle bir şeyi kabul etmez, buna izin vermez.
Kadınlar ve kızlar bacaklarını, göğüslerini, kalçalarını teşhir edecekler, erkekler bunlara şehvetle bakacak ve bu yapılan uygarlık olacak… Böyle bir şeyi Hıristiyanlık ve Yahudilik de kabul etmez.
İslam dininin, Kur’anın Sünnetin Şeriatın kadınlığa bahş ettiği en büyük hürriyet ve şeref şer’î tesettürdür.
Başörtüsü takmanın bir tür kölelik olduğunu iddiası hezeyandan ibarettir.
Müslüman kadınların ve kızların başörtülerine saldıranlar, TC başlıklı fuhuş vesikalarıyla seks köleliği yaptırılan kadınlara baksalar iyi ederler… Yasal, KDV’li, gelir vergili, kapısında resmî polis bekçili seks köleliği…
Başörtüsüne saldıran birtakım Kemalistler bu iğrenç ve rezil seks köleliğini niçin görmezden geliyor?
İslam’ın ve Kemalizmin kadın hakları, hürriyetleri ve haysiyeti konusundaki görüşleri bağdaşmaz.
Kemalistlerin, ülkemizdeki resmî-yasal, vesikalı, KDV’li seks köleliğini protesto etmeleri, onlar için bir tercih değil, mutlaka yerine getirmeleri gereken bir vazifedir. Bu vazifelerini niçin yerine getirmiyorlar?
Büyük Millet Meclisine başörtülü kadın milletvekili sokmayacaklarmış. Meclis onların babalarının çiftliği midir? Bu memleketin kadınlarının yarısından fazlası başörtülü iken, Meclise başörtülü vekil sokmamak diktatörlük, sömürgecilik, vesayetçilik olmaz mı?
Kemalist ve Sabataist medyadaki müstehcen yayınlardan utanmıyorlar.
Ekranlarda donu düşen, dekolte elbisesinin askısı kopan, fermuarı açılan kadınlar uygar oluyor; başlarını örten Müslüman kadınlar çağdışı ve gerici oluyor… Densizliğin böylesi!
İslam’da iffet ve haya denilen ve insanı insan eden iki büyük değer vardır. Onlar bu iki değerin şişelerini taşa çaldılar diye Müslümanlar tesettürden, başörtüsünden vaz geçecek değildir.
Devletin resmî ve tasdikli vesikalarıyla fahişelik yapmak hiçbir zaman ve zeminde bir hürriyet olarak kabul edilemez.
Kıyafet hürriyeti vardır ve Müslüman kadınlar ve kızlar tesettür kıyafetine bürünmek hakkına sahiptir. Bu hakka ve hürriyete karşı çıkanlar zorbadır.
Kadınları teşhir ederek onları seks ve şehvet konusu yapanlar ilerici ve çağdaş değil barbardır.
Bu barbarlar, kendilerini İskilipli Âtıf Efendinin idam edildiği kara günlerde mi sanıyor?
Zavallı Şalcı Bacıyı İstiklal Mahkemesi kararıyla idam ettikleri kara ve kanlı günlerde yaşadıklarını mı sanıyorlar?
İyi bilsinler ki, Türkiye, halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir ve Müslümanlığın bütün icapları yerine getirilecektir.  Hiçbir zorba ideolojinin,  millî kimlik ve kültüre aykırı hiçbir sistemin, hiçbir vesayetçi ve sömürgeci rejimin din hürriyetini kısıtlamaya hakkı yoktur.
Türkiye’nin İran’a veya Arabistan’a dönmesini istemiyorlarmış…  Bırakın bu herzeleri! 
Türkiye din ve inanç, inandığı gibi yaşamak konusunda İngiltere’ye, Norveç’e, İsveç’e benzesin istiyoruz biz.
Onlar Türkiye’nin Sodom ve Gomoreye dönmesini istiyorlar. Biz Kur’an, Sünnet, Şeriat, Ümmet Müslümanları ise iffetli, hayâlı, temiz, ahlaklı, faziletli bir Türkiye istiyoruz.
Çok iyi bilsinler ki, din hürriyetinin içinde tesettür, serpuş, yazı ve lisan hürriyeti de vardır.
 (Bazı Kriptoların, tesettür gibi dinî konularda terbiyeli ve dengeli hareket etmeleri, agresif üslup kullanmaktan ve kültür ırkçılığından vaz geçmeleri gerekir.  Aksi takdirde iç barışı ve toplumsal mutabakatı berhava ederler ve kendileri de enkaz altında kalır.)
02.11.2013
 
____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle soğbet ediyoruz işte konu başörtüsünden açıldı konu chp kesin bu başörtüsü konusunu gündeme getirir dedi hatta laikliğe aykırı der çıkar der dedi bende başladım konuşmaya işte yazarın ilk başlığına bakın ilk konuşma başörtüsü ve laiklik ve devam ettim işte baya konuştum yazarın köşesindeki  yarı konuşma  bana ait dğer konuşmada kendisine ait uzatmış gitmiş işte 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Önemli Olan Laiklik Değil Din Hürriyetidir Meclise Başörtülü Vekil Girmesini Tenkit Etmek Ayıptır
Mehmet Şevket Eygi
01 Kasım 2013 Cuma 00:40

DİNİN ve mukaddesatın sömürülmesine karşıyım. Din sömürücülerini tenkit eder dururum. Bunu herkes bilir.
Din ve mukaddesat ulvî ve kutsaldır. Şahsî ve siyasî süflîemellere, menfaatlere, prestijlere âlet edilmemelidir.
Lakin ülkemizde,  din hürriyeti ile din sömürüsünü birbirine karıştırmakta direnen kötü niyetliler bulunmaktadır.
Müslüman kadın ve kızların başlarını örtmeleri din sömürüsü değildir. Sade vatandaş da örtebilir, milletvekili de…
Birkaç hanım milletvekilinin Meclis’e başları örtülü olarak gelmeleri,  din sömürüsü değil, din hürriyetinin bir tezahürüdür.

Hacca gitmişler, hacı olduktan sonra başlarını kapatmaya karar vermişler. Böyle bir karara herkesin hürmet etmesi gerekir.
Meclise sadece açık kadınlar girebilir, başı örtülü kadınlar giremez demek eşitsizliği savunmaktır.
Meclise başı örtülü milletvekili girmesinin laikliğe aykırı olduğunu iddia etmek, cahillik ve kültürsüzlüktür.
Laiklik evrensel bir değer değildir. İnsan hakları ile hiçbir metinde, laiklik ne bir hak, ne de bir vazife olarak yer almaktadır.
İnsan haklarının temeli din, inanç, vicdan ve inandığı gibi yaşamak hürriyetidir.
Türkiye’de laik bir devlet, laik bir rejim yoktur.

Devletin yüz bin resmî camisi olacak, yüz binden fazla devlet bütçesinden maaş alan imamı, müezzini, müftüsü, diğer din görevlileri olacak. Binlerce İmam-Hatip mektebi olacak.  Devlet, bütün okullarında (ama şöyle ama böyle) mecburî din dersleri okutacak. Din işleri ve hizmetleri için yılda milyarlarca dolar harcayacak… Sonra bu devlet laik olacak.  Böyle bir iddiaya kargalar bile güler.
Başörtüsü düşmanları, laiklik giderse demokrasi de gider diyorlar.  Boş ve kof laflardır bunlar… Demokrasinin beşiği olan İngiltere krallığında laiklik yok ama demokrasi var, insan hakları var, âdil yargı var. Orada, hükümdar hem devletin, hem de resmî kilisenin-dinin başıdır.  İngilterenin büyük bir bölümünde 1944’ten bu yana kolejlerde her sabah mecburî ayin ve ibadet yapılmaktadır.

Laiklik elden giderse cumhuriyet ve demokrasi de elden gider iddiası gerçeklere aykırı bir yalandır.
Bir kere bizde kesinlikle laiklik yoktur, “Devlet dini” sistemi vardır, din devletin boyunduruğu altındadır.
İkincisi, İngiltere örneği göstermektedir ki,  laiklik demokrasinin, insan haklarının garantisi değildir.
Japonyada  laiklik yoktur ama o doğu ülkesi demokrat, insan haklarına saygılı ve bağlı, âdil bir hukuk sistemine sahip  medenî ve çok kalkınmış bir ülkedir.
Türkiyenin yakın tarihinde iç sömürgeciler, vesayet sistemi taraftarları, egemen ve zalim azınlıklar,  Kriptolar;  laikliği alet ederek çoğunluktaki Sünnî Müslümanları ezmişlerdir.
Laiklik aleyhine konuştu ve yazdı diye mâsum Müslümanları ağır cezalarda yargılayıp zindanlarda çürütmüşlerdir.

Bu ülkede Masonluk, Sabataycılık, nice gizli cemaat serbest olacak da, çoğunluğu oluşturan Müslümanlar niçin serbest ve hür olamayacakmış?
Hürriyet ve serbestlik nedir?
İnandığı gibi yaşamaktır.
Bunun örneği de, yüzde yüz olmasa da İngiltere’dir.
Orada isteyen Müslümanlar, özel hukuk konularında son yıllarda açılmış seksen beş Şeriat mahkemesine bile başvurabilmektedir.
İngilterede, dindar Müslümanların yaşadığı bazı mahallelerde İslam Mahalle Teşkilatı kurulmuş olup; buralara içki, domuz eti ve seksi kıyafetli dekolte kadınlar sokulmamakta,  kumar oynanmasına izin verilmemektedir.
Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye Büyük Millet Meclisine iki başörtülü kadın vekilin girmesinden daha normal, daha tabiî bir şey olamaz.
Demokrasi bunu gerektirir. Eşitlik ilkesi bunu gerektirir. İnsan hakları ve din hürriyeti bunu gerektirir.

Türkiye halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir. Çoğunluğun din, vicdan, inanç, inandığı gibi yaşamak hak ve hürriyetlerine saygı gösterilmelidir.
Agresif ve militan başörtüsü düşmanları resmî ideolojinin meftunlarıdır. Bugün dünyanın hiçbir demokrat ülkesinde resmî ideoloji heyulası yoktur.
Türkiyenin resmî ideolojisi insan haklarına, âdil hukuka, millî kimlik ve kültüre, din hürriyetine aykırıdır.

Meclise iki başörtülü vekil girdi diye yaygara kopartan başörtüsü düşmanları,  kendilerini çoğunluktaki Müslümanlardan daha eşit mi sanıyor ve görüyorlar? Bu, bir tür ırkçılık değil midir? 
1.11.2013
___________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 bir masada 4 kişi var  biride muhbir mitin konu açıldı 1 ci konu hanefi mezhebi   2 ci konu nurculuk bende zamanında nurcu arkadaşlardan istifade ettim dedim yazar  yazarın çoğu yazısı bana ait hepsi gitmiş muhbir hepsini aktarmış yazarın başlık yazı mantığıda bana ait 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Bütün Parçanın İçine Sığmaz
Mehmet Şevket Eygi | Bütün Parçanın İçine Sığmaz
27 Ekim 2013 Pazar 00:50

HANEFİLİK çok mübarek ve feyizli bir fıkıh mezhebidir. Her Müslüman Hanefî olmak zorunda mıdır? Hayır… Dört hak mezhepten birine bağlanmak konusunda baskı ve zorlama yapılamaz.
Nakşî tarikatı çok değerli bir tarikattır. Her Müslüman Nakşî mi olmalıdır? Hayır… Bir tarikata girmek nasip melesidir. Bu konuda zorlama olmaz. 
Risale-i Nur hizmetleri çok güzel, çok verimli, çok bereketli iman, Kur’an hizmetleridir. Lakin nasibi olanlar Nurcu olur, hizmet eder. Nasibi olmayanlar zorlanamaz. Zorla güzellik olmaz.
Ümmet bütündür, mezhepler, tarikatlar, cemaatler parçadır.
Bütün parçanın içine sığdırılamaz.
İslam dünyasında müspet meşreblerin, çeşitliliğin bulunması rahmettir.
Hak mezheplerin, tarikatların, meşreblerin, cemaatlerin çekişmesi, rekabet etmesi haramdır.
Rekabet düşmanlığa, çekişmeye yol açar.
Ümmet içindeki çeşitliliklerin hizmetlerde kardeşçe müsabaka etmesi, yarışması gerekir.
Bütün islamî hizmet ve faaliyetlerin Kur’ana, Sünnete, Şeriata uygun olarak yapılması temel şarttır. 
İslam, amaca ulaşmak için Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam Ahlakına aykırı metodlara başvurulmasına izin vermez.
Allah Kur’anda “Hiç şüphe yoktur ki, bütün mü’minler kardeştir” buyuruyor.
Çeşitli mezheplere, meşreblere, tarikatlara, cemaatlere mensup Müslümanlar, iman kardeşliğine zarar verecek söz ve hareketlerden kaçınmalıdır.
Beş vakitte camilerde çeşitli cemaatlere, tarikatlara, meşreblere mensup Müslümanlar hep birlikte yan yana saf tutmalıdır.
İman kardeşliğini bozanlar büyük günah işlemiş olur. 
Allah katında iyi ve üstün Müslüman olmak ancak takva iledir.
Mü’minler, meşreb tarikat cemaat farklılıklarından dolayı iman kardeşlerini ötekileştirmemelidir.
Benim şeyhim gerçek şeyh, öteki şeyhler sahte şeyh diyen kişi İslamı anlamamıştır.
Ne diyecek? Benim şeyhim çok muhteremdir, öteki şeyhlere de hürmet eder, ellerinden öperim…
Futbol holiganları gibi tarikatçılık, cemaatçilik yapanlar doğru yolda değildir.
Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, hayırlı işlerde birbirlerini desteklemeleri, yardımlaşmaları, paylaşmaları, birbirlerinin sevinçlerine ve acılarına ortak olmaları farzdır.
İman kardeşliğini inkar edenler kafir olur. 
Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) “Mazlum olsun zalim olsun kardeşine yardım et” buyurmuştur. Mazluma yardımı anladık da zalime nasıl yardım edeceğiz sorusuna “Elini onun eli üzerine koyarak yani zulmüne mani olarak” cevabını vermişlerdir.
Bir Müslüman zina etse, suçunu itiraf etse, recmen idam edilse bile onunla olan kardeşliğimizi inkar edemeyiz, askıya alamayız. Peygamberimizin Sünneti, buyruğu böyledir.
* (İkinci yazı)
İslam’ı Bilmek ve Hayata Uygulamak
TÜRKİYE Müslümanları’nın en büyük meselesi İslam’ı doğru olarak öğrenmektir.
Gerçek İslam’ın mutlaka hayata, aslına uygun şekilde uygulanması gerekir.
İslam Kur’an, Sünnet ve Şeriat üzerine kurulu bir hayat nizamıdır.
İslam sadece namaz kılmaktan, oruç tutmaktan, hacca ve umreye gitmekten, kurban kesmekten, kabirleri ziyaret edip ölüler için Kur’an okumaktan ibaret değildir.
On milyonlarca Müslüman İslam’ı doğru olarak biliyor mu?
Bilmiyor… Çünkü okullardaki mecburî din derslerinde gerçek İslam öğretilmemiş, Paşa ideolojisine uygun sulandırılmış bilgiler verilmiştir.
Gerçek İslam Ehl-i Sünnet ilmihallerinden ve Ehl-i Sünnet ahlak kitaplarından öğrenilir.
Laik rejimin kontrolündeki Diyanet halka Sünnî ilmihal öğretmiyor.
Derin devlet, Sünniliği kaldırmak, onun yerine Fazlurrahmancı ve Afganîci türeme bir İslam getirmek istiyor.
Derin devlet Ümmet birliği ve teşkilatı istemiyor.
Derin devlet İmamet ve Hilafet istemiyor.
Derin devlet, icazetli Sünnî ulema ve fukâha yetiştirecek İslam medreseleri istemiyor.
On milyonlarca halka sahih itikad dersleri verilmiyor.
Beş vakit namazın dosdoğru kılınması konusunda yoğun ve etkili bir propaganda yok.
İslam’ı doğru anlamak ve hayata doğru şekilde uygulamak için yurt çapında bir müjdeleme, uyarma, aydınlatma, bilgilendirme halk eğitimi başlatılmalıdır.
Bütün Sünnî dinî cemaatler, tarikatlar, hizipler, fırkalar, parçalar İslam’ın müşterek=ortak değerleri konusunda birleşmeli ve bu halk eğitimini icazetli, irtibatlı ve vasıflı bir şekilde başlatmalıdır.
Günümüzün en güçlü ve etkili cihaz ve silahı olan televizyondan bu konuda yararlanılmalıdır.
Müslüman halk beş vakit namaza çağrılmalıdır.
Hür ve mukim erkeklerin farz namazları cemaatle kılması teşvik edilmelidir.
Cami mihraplarına gerçek imamlar tayin edilmelidir.
Milyonlarca adet akaid, ilmihal, ahlak, büyük günahlar, riba gibi haramları anlatan risaleler bastırılıp dağıtılmalı, okutulmalıdır.
Bu risalelerin dizaynları uluslararası kitap dizaynı ödülü kazanmalıdır.
Hiçbir cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, parça bu hizmetleri kendi menfaatine alet etmemeli, kendi tekeline almamalıdır.
Dev bir irşad, tebliğ, aydınlatma, müjdeleme, davet kurumu kurulmalıdır. Bu kurum cemaatler ve parçalar üstü olmalı, Ümmet hesabına çalışmalıdır.
Ümmet adıyla, günlük bayi satışı iki milyon olan büyük bir gazete yayınlanmalıdır.
Halk fevc fevc namaza başlamalıdır.
Bütün islamî hizmetler ihlasla yapılmalıdır.
Ümmet bünyesine sızmış olan iğrenç din sömürücüleri, mukaddesat bezirganları kusulup atılmalıdır.
Herkes, içinde en ufak bir şüphe ve tereddüt olmaksızın servetinin bir kısmını irşad ve tebliğ kurumuna seve seve bağışlayabilmelidir. Bu kurumun hesapları son derece şeffaf olmalıdır. Bir kuruş bile ziyan edilmemeli, hiçbir haşarata para kaptırılmamalıdır.
Bu anlattıklarım yapılamayacak işler midir? Hepsi yapılabilir, hepsi için hürriyet, imkan, fırsat, para vardır ama niçin yapılmıyor?
Müslümanların, yapmaları gerektiği halde yapmadıkları iş ve hizmetlerden sorumlu olduklarını ne zaman anlayacağız?
27.10.2013

____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanda var yanımızda bir arkadaş konu açtı işte abi ben bi hahimle tanıştım baya bilgiliydi diye işte konu bu bilgi akatarılmış yazarın birinci başlığındaki yazılara iyi baklılırsa hakim konusunu baya açmış misal vererek şeriat hakimi konusu 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
En Üstün Hukuk Sistemi Şeriat Hukukudur
Mehmet Şevket Eygi
26 Ekim 2013 Cumartesi 00:40

ŞUURLU Müslüman, Kur’an’ daki ve Sünnetteki hükümlerden çıkartılmış olan Şeriat hukukunun; en doğru, en üstün, insanlığın yaratılışına ve fıtratına en uygun, en âdil hukuk sistemi olduğuna inanır.
Hem ben Müslüman’ım diyecek, hem de Şeriatı kabul etmeyecek… Ne korkunç, ne yaman çelişki!..
Ancak şu hususa dikkat etmemiz gerekir:
Cahiller, çağın çok gerisinde kalmışlar Şeriat hukukunu hakkıyla anlayamaz, hayata ve günümüze başarıyla tatbik edemez.
Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de çeşitli İslamî uygulamalar var. Bunların hepsi Kur’an’ a ve Sünnete uygun değil.
Cahiller, yarı alimler, tek kanatlılar, modernite dışında kalmış olanlar Şeriatı hayata başarılı şekilde uygulayamaz.
Şeriat hakimi nasıl bir kültüre sahip olmalıdır?
Öncelikle çok güçlü din ve fıkıh bilgisine sahip olacaktır.
Mükemmel Arapça ve çağımızın lingua francası olan İngilizce’ yi iyi bilecektir. 
Türkçe, Arapça, İngilizce ciddî araştırmalar, makaleler, kitaplar yazmış olacaktır.
Fuzulî Divanı’nı kolayca okuyup anlayacak ve bu kıraatten haz ve zevk alacak edebî kültüre sahip olacaktır.
Sadece Müslümanların değil, İslam dışındakilerin bile saygısını ve güvenini kazanmış olacaktır. 
İslam kültürüne, çağ kültürüne, derin hukuk bilgisine sahip olmayan bir kimse Müslüman olabilir ama Şeriat hakimi olamaz.
Şeriat hakimi olacak kişilerin iki doktorası veya yüksek lisansı olması gerekir: Biri İslamî ilimler ve konularda Arapça; diğeri felsefe, Batı Hukuku gibi konularda İngilizce, Fransızca veya Almanca.
Türkiye’de böyle Şeriat hakimleri yetiştiren üniversiteler var mıdır? Maalesef…
Böyle hakimler zannımca Hindistan’daki bazı İslam üniversitelerinde yetiştirilebilir, onlara bilahare alternatif eğitim verilir.
Türkiye Müslümanları böyle Şeriat hukukçuları yetiştirmezse felah ve necat bulamaz.
Önemli bir husus: İslam toplumuna sağlam din eğitimi verilecek ve Şeriat düzenine ve hukukuna hazır hale getirilecektir.
İslam cami ve diğer İslamî hizmet binalarıyla yükselmez; vasıflı, güçlü, üstün Müslüman elemanlar yetiştirilerek ve bunlardan kadrolar kurularak yükselir.
Şeriat hakimi öyle büyük ve üstün bir ahlaka ve karaktere sahiptir ki, maaşı ve ücreti için kendisine açık çek verilir ve o, ihtiyacından fazlasını almaz.
Şeriat hakimi lüks ve israflı bir hayat sürmez.
Şeriat hakimi parayı, zenginliği, ihtişamı, debdebeyi, gösterişi sevmez.
Ülkenin ve dünyanın bilgeler listesinde Şeriat hakimleri de yer alır.
Şeriat hakimi gerektiğinde kendi suçlu çocuğuna veya kardeşine bile en ağır cezayı vermekte tereddüt etmez.
Şeriat hakimi cemaat, tarikat, parça, hizip, fırka holiganlığı, militanlığı, fanatizmi sergilemez.
Gerçek Şeriat hakimi Ümmetin yüz akı olur. 
Yukarıda anlattıklarım olmayacak, muhal ve mümteni işler değil, mümkün işlerdir.
Mümkün, yapılabilir hayırlı hizmetleri yapamayan, yapmayan bir toplum cahil ve zavallıdır.

* (İkinci yazı)
Dinden Ödün Verilemez
İSLAM’DAN, imandan, Kur’andan, müekked Sünnetten, zaruriyat-ı diniyeden, Şeriattan hiç kimse, ne bir şahıs, ne bir kurum ödün verebilir. 
Dinden ödün vermek, dini yıkmak demektir.
İman ve İslam bir bütündür, bütününe iman edilmeli, bütünüyle kabul edilmelidir.
Bu devirde faizsiz ribasız yaşanmaz sözü küfürdür.
Ben Müslüman’ım ama Şeriatı istemiyorum diyen kimse imanlı Müslüman değil, sosyolojik Müslüman’dır.
Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetini inkar eden yahut hafife alan küfre düşer. 
Bir Müslüman günah işleyebilir, günahkar bir Müslüman olabilir ama haramı helal kabul ederse küfre düşer.
İslam’ın sadece ahiretle ilgili hüküm ve bilgilerini kabul eden, dünya ile ilgili hükümlerini kabul etmeyen kişi dinden çıkar.
Din öncelikle bir dünya nizamıdır.
Kur’anın muhkematını, Sünnetin mütevatirini, sahihini ve muhkematını inkar eden, bunların bir kısmına tarihseldir, günümüzde geçerli değildir diyen küfre düşer. 
Zekatını veren Müslümanlar lüks, israflı bir hayat sürebilir diyen dinden çıkar, çünkü kesin bir haramı helal ve caiz kabul eden dinden çıkar. 
İlmi ve icazeti olmadığı halde Kur’anı kendi heva ve re’yi ile yorumlayanlar küfre düşer.
Diyanet İşleri Başkanlığı Müslüman halka İslam’ı bir bütün olarak anlatıyor mu?
İslam ile resmî ideoloji Kemalizmin bağdaşmayacağını açıkça söylüyor mu?
Diyanete tarihselci Fazlurrahmancılar sızmış mıdır?
Diyanet, İslam Şeriatı’nı savunuyor mu?
Diyanet Sevad-ı Âzam, Cadde-i Kübra ve İslam’ın doğru yorumu olan Ehl-i Sünnet’i savunuyor mu?
Diyanet “Allah gerçek bir Janustur” diyen zındığı tenkit ediyor mu? 
Diyanet bütün cami mihraplarına ehliyetli, icazetli, muttaqi imamlar tayin ediyor mu?
Diyanet, imandan sonra İslam’ın ikinci temel emri olan beş vakit namaz konusunda bir seferberlik başlatmış mıdır?
Diyanet beş vakit farz namazların cemaatle kılınması konusunda ne yapmıştır?
Diyanet, bütün mü’minlerin tek bir Ümmet olduğu, olması gerektiği gerçeğini Müslümanlara öğretmiş midir ve bu gerçeğin hayata geçirilmesi için ne yapmıştır?
Heybeliada’daki Ortodoks Ruhban Okulunun açılması faaliyetleri sürerken, Diyanet, İslam Medreseleri’nin açılması için ne gibi çalışmalar yapmaktadır? 
Siyaset, medya, iktisat, ticaret ve diğer bütün sosyal ve kültürel kesimlerde korkunç bir kirlenme ve kokuşma görülürken Diyanet bu konuda ne yapmaktadır?
Müslüman toplumun temeli, ana kurumu olan aile yıkılırken, kadınları şiddetten korumak bahanesiyle aile yapısı altüst edilirken Diyanet ne yapıyor?
Kemalist eğitim okullarındaki besmelesiz, Paşa resimli, Şeriatsız, Ümmetsiz, uyduruk ve aldatmaca Din dersi kitapları konusunda Diyanetin görüşü nedir? 
İcazetli ulema, fukaha, ziyalı kimseler; Müslüman halkı uyarmak, aydınlatmak, bilgilendirmek konusunda ne gibi etkili hizmetler yapmaktadır? 
Din, Şeriat, Kur’an ahkamı, Sünnet elden giderken biz nelerle uğraşıyoruz?
Namaz kılma nispeti yüzde ona düşmüş, bizim bir kısmımız dedikodularla, çekişmelerle, parça holiganlıklarıyla, cami ve minare hoparlörleriyle meşgul.
Din Allah’ın en büyük emanetidir.
Yarın Mahkeme-i Kübra’da İslam’ı, Kur’anı öğretmek, savunmak için ne yaptın sorusu yöneltilirse sorumlular ne cevap verecek?
26.10.2013
 


___________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte konu kötü toplumda neler olur ben ucunu azıcık kanattım işte bilgiler gitmiş yazarın yorumları neyse ikinci konuda ben internette babası türk annesi alman bir kadınla tanıştım türkiyeyi begenmiş hatta bana gez filan yeri dedi bende ona sordum işte ne işle mşgulsun diye oda turist rehberliği yaptığını söyledi işte konuşma bu kadar bu konuda aktarılmış yazarın ikinci yazısının sonlarına bakın kendi yorum yapmış ben değil ülkemize her yıl otuz milyon turist geliyor diye 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Kötü Toplumlarda Neler Olur?
Mehmet Şevket Eygi
25 Ekim 2013 Cuma 00:01

1. Bozuk toplumlarda küçük hırsızların canına okunur; nadir istisnalar dışında büyük, seçkin, iri, saygın, muteber, yavuz, dişli, heybetli hırsız ve soygunculara ilişilmez, onlara hürmet ve gıbta edilir. (Milyonla çalan mesned-i izzette serefraz/Birkaç kuruşu mürtekibin cay-ı kürektir.)
2. Bozuk toplumlarda başkalarının kadınlarına, kızlarına, eşlerine şehvetle bakılır. 
3. Bozuk toplumlarda iffet, hayâ, hicap değerleri yoktur.
4. Bozuk toplumlarda (istisnalar dışında) insan insanın kurdudur.
5. Bozuk toplumlarda örtünen kadın ve kızlar çağdışı ve gerici olur, çıplaklar baş tacı edilir.
6. Bozuk toplumlar atalarının, dedelerinin mezar taşlarındaki anadilleriyle yazılmış satırları okuyamaz.
7. Bozuk toplumlarda çok büyük miktarda (yüz milyarlarca dolar) kara, kirli, necis, haram para ve servet birikimi olur.
8. Bozuk toplumlarda türedi zenginler Firavunlar ve Nemrudlar gibi lüks, ihtişam, aşırı tüketim, beş ve yedi yıldız, gurur, kibir ve israf içinde yaşarken fakirler geçim sıkıntısı içinde kıvranır.
9. Bozuk toplumlarda günde milyonlarca ekmek (nan-ı aziz) çöpe atılır.
10. Bozuk Müslüman toplumlarda sabah namazında birkaç cami dışında mabetler boş kalır.
11. Bozuk toplumlarda kanaat ve iktisat ile ayağını yorganına göre uzatarak yaşanmaz, nice beyinsizlik sergilenir.
12. Bozuk toplumlarda iyi vatandaşlar alabildiğine korkak, ürkek, gayretsiz, pısırık, nemelazımcı olur; kötüler ise alabildiğine cesur, gözü kara, atılgan, yaman, yavuz olur.
13. Kötü toplumlarda para en büyük değer olur.
14. Kötü toplumlarda zengin olmak, lüks ve konforlu bir hayat sürmek için her halt yenilir.
15. Kötü toplumlarda zina suç sayılmaz, Müslümanlar bu serbestliğe itiraz etmez.
16. Kötü bir Müslüman toplumda riba yaygın hale gelir, ribanın caiz olduğuna fetva verilir.
17. Kötü bir Müslüman toplumda halkın çok büyük kısmı ilmihalini özet de olsa bilmez ve öğrenmez.
18. Kötü bir toplumda bilenler, alimler, fakihler, ziyalılar halkı uyarmaz, aydınlatmaz, bilgilendirmez, hidayete çağırmaz. 
19. Kötü bir toplumun okullarında doğru bilgi ve kültürün yanında ahlak ve karakter terbiyesi verilmez.
20. Kötü bir toplumda içinde yüklü bir meblağ bulunan cüzdanınızı düşürürseniz, size geri dönme ihtimali binde bir bile değildir.
21. Kötü toplumlarda çocuklar normal zamandan iki yıl önce büluğa erer.
22. Kötü toplumlar beklenen, yaklaşan büyük afetlere karşı tedbir alınmaz. 
23. Kötü toplumlarda haram rantlar yenir.
24. Kötü toplumlarda aşikare fısk ve fücur patlaması olur. Günahlar açıkça, küstahça, meydan okurcasına işlenir, halk buna kanıksar.
25. Kötü toplumlarda doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
26. Kötü toplumlarda devletin malı deniz, yemeyen domuzdur.
27. Kötü toplumlarda korkunç ve dehşetli din sömürüsü olur.
28. Kötü toplumlarda beyefendilerin, hanımefendilerin, küçük beylerin, küçük hanımların sayısı pek azalır.
29. Kötü toplumlarda bilgeliğin zerresini bulamazsınız.
30. Kötü toplumlarda İslamı hakkıyla yaşamak ve kötülüklere bulaşmamak, avucunda kor tutmak kadar zor zahmetli olur.
31. Kötü toplumlarda başlar ayak olur, ayaklar baş.
(İkinci yazı)
Dört Konu

Ülkemizde sanırım yüz bine yakın cami var. Bu camilerin imamlarına mükemmel Osmanlıca öğretilmiş olsa, camilere bağlı Osmanlıca kursları açılsa, her cami ortalama yüz Müslümana millî ve İslamî yazımızı öğretse, yekun olarak on milyon vatandaş öğrenir. Ne güzel bir şey olur değil mi?
Bu anlattığım çok zor bir şey midir? Kesinlikle değildir. Lakin bilmek, niyet etmek, niyeti aksiyona çevirmek, metotlu bir şekilde azimle, sabırla çalışmak gerekir.
Bu hizmet Yazıcı Nurculara verilirse onlar Allahın izniyle başarırlar.
On milyon vatandaş Osmanlıca öğrenirse, millî yazımızla günlük gazete, aylık dergi, kitap yayınlanır, maarif yönünden muazzam kalkınma ve fütuhat olur. 
Diyanet niçin bu ve buna benzer hayırlı hizmetlere teşebbüs etmiyor?
**
Yüz zengin ve büyük belediye, vakıf, teşkilat son on sene içinde, her biri senede on kitap olmak üzere yüz klasik edebiyat, tarih, sanat, fikir eserini yayınlamış olsaydı, yekun olarak on bin eserlik bir kütüphane meydana gelmiş olurdu.
Kurumlar bu eserleri rastgele, bildikleri gibi, kendi kafalarına göre yayınlamazlar, koordineli şekilde yayınlardı. Kitapların ebatları, kağıtları, yazı karakterleri , dizaynları hep aynı olurdu. Fransadaki La Pleiade külliyatı gibi…
Yüzlerce divan, yüzlerce tarih, yüzlerce klasik seyahat kitabı, yüzlerce değerli kitap…
Bu iş yapılamaz mıydı?
Kesinlikle yapılabilirdi ama maalesef yapılmadı ve yapılması için herhangi bir teşebbüs ve kıpırdanma da yok.
Ne büyük kültür fırsatlarını kaçırıyoruz.
**
İstanbul Fatih semtinde Sanki Yedim Camii vardır. Ecdadımızdan muhterem bir zat israf etmemiş, iktisatlı ve kanaatli bir hayat sürmüş, biriktirdiği para ile bu camiyi inşa etmiş. Kendisi vefat etmiş ama cami sadaka-i cariye olarak duruyor. İçinde namaz kılındıkça, Kur’an okundukça, dua edildikçe onun defterine de yazılıyor. Biz zamane Müslümanları israf beyinsizliğinden uzak dursak, kanaatli bir şekilde yaşasak, biriktirdiğimiz paralarla, dernekler ve vakıflar kurarak hayırlı müesseseler meydana getirsek ne iyi olur. 
**
Ülkemize her yıl otuz milyona yakın turist geliyor. Parası olan turist, gittiği ülkeden hatıra ve el sanatı eşyası alır. Kültür Bakanlığımız, belediyelerimiz, holdingler, Diyanet, zengin cemaatler; koordineli bir şekilde, işbirliği yaparak ülke çapında binlerce millî el sanatı kursu açsalar, bu kurslara hobiciler alınmasa, muhtaç vatandaşlar alınsa, bu vatandaşlar evlerinin bir köşesinde veya mütevazı basit atölyelerde ürün vermeye başlasalar, devlet bunlardan vergi almasa; birkaç sene içinde bir milyon vatandaşımız doğrudan doğruya ve dolaylı olarak bu sektörden az veya çok para kazanabilir. Bizim, bir tasnife göre 270 çeşit millî sanatımız ve zanaatımızz varmış, bunlar canlanır. Bu hayırlı hizmetler niçin yapılmıyor? İstanbulda büyük bir bütçeye sahip İSMEK var ama onun kurslarında öğrenilen sanatların satıldığı bir tek dükkan yok. Köprü altında kimsenin uğramadığı bir dükkan vardı. O da kapandı. Her yerde Çin ıvır zıvırlarının satıldığı dükkanlar var. Türkiye el sanatlarının teşhir edildiği ve satıldığı dükkanlar niçin yok?
25.10.2013
 

____________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz  işte  bugün islami düzen oluşsa müslümanlar düzene uyabilirmi baya konuştum yazarın kendi ve benim konuşmamıda köşesinde yazmış  yazarın başlığına bakın işte ikinci olayda ben dedimki yazar beni gene muhatab almış dedim onuda muhatab almış sitem dolu yazısı ikinci başlığında 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Müslüman Halk İslamî Düzene Uyabilir mi?
Mehmet Şevket Eygi
24 Ekim 2013 Perşembe 00:09

ÜLKEDE İslamî bir düzen kurulsa, bugün din din diye bağıran zamane Müslümanları bu düzene uyabilir, bu düzeni kaldırabilir mi?
Büyük bir kısmının kaldırabileceğini, uyum sağlayabileceğini sanmıyorum.
Niçin sanmıyorsun? 
1924’ten bu yana çoğunluğu oluşturan Müslümanlar kasıtlı ve sistemli olarak bozulmuştur.
Ümmet birliği ve teşkilatı çökertilmiştir.
Müslümanların başında ehliyetli ve muttaqi bir İmam yoktur.
Böyle bir İmamın vüzerası, müşavirleri, şûrası yoktur.
Müslümanları uyaracak, aydınlatacak, bilgilendirecek icazetli ulema ve fukaha yetiştiren İslam Medreseleri yoktur.
Müslüman çocukları ve gençleri yetiştirecek İslam eğitimi, İslam mektepleri, İslam liseleri yoktur.
Müslümanları terbiye edecek tasavvuf tekkeleri, tarikatlar yoktur.
İş hayatını tanzim edecek ahîlik teşkilatı, fütüvvet ahlakı yoktur.
Ehl-i Sünnet kasıtlı olarak darbelenmiştir.
Müslüman yığınlar, farkında olmadan laikleştirilmiş, seküler hale getirilmiş, dünyevileştirilmiştir.
Şu halimize bakınız: Söylenmesinde, yazılmasında hiçbir kanunî yasak ve baskı olmamasına rağmen, hür ve mukim Müslüman erkeklerin beş vakit farz namazları cemaatle kılmaları gerektiği hükmü halka bildirilmiyor.
Bozuk medyanın, günün yirmi dört saatinde yoğun şekilde magazin ve mâlâyâni kültürü yüklediği Müslüman halk ilmihalini bilmiyor.
Derin güçler sulandırılmış, light, ılımlı, Şeriatsız, fıkıhsız, mezhebsiz bir İslam türetmeye çalışıyor.
Harıl harıl müzeyyen, büyük, süslü, şaşaalı yeni camiler yapılıyor ama sabah namazlarında mabetler hemen hemen boş.
Bina, zina, riba gırla gidiyor.
Tesettür ve hicabın, iffet ve hayanın pabucu dama atılmış.
İslamî bir düzen ve sistem kurulduğunu farz edelim. Bugünkü Müslüman yığınlar Kur’an, Sünnet, Şeriat disiplinine uyak uydurabilir mi?
Bin çeşit İslamcılık, fırka, hizip, cemaat Ümmet birliğine katılır mı?
Kur’an dinde ikrah=zorlama yoktur diyor. Bu hüküm gayr-i Müslimler içindir. İslamî bir düzende Müslüman halka namaz, cemaat, oruç, zekat, tesettür, hicab, büyük günahları cehren işlememek gibi konularda baskı yapılır. Bu, onların hayrı ve ülkenin selameti için zaruridir.
Tatlısu Müslümanları bu baskıları kaldırabilir mi?
Bütün bu olumsuzluklar konusunda ümitsiz, karamsar olmamalıyız. Allahtan ümit kesilmez.
Lakin, nasıl çalışmak, hizmet etmek gerekiyorsa öyle çalışmalıyız.
Müslüman halkı uyarmalı, aydınlatmalı, bilgilendirmeli, hazırlamalı, eğitmeliyiz.
Bunu yapabilmek için Ümmet birliğini ve teşkilatını kurmalı, başına ehliyetli ve taqvalı bir İmam veya Emîr getirmeli, ona biat ve itaat edilmeli, uygun bir plan ve program yapılmalıdır.

* (İkinci yazı)
İtiraf Ediyorum Rahat Olunuz
Muhterem efendim,
Hem doğruyu söylemek, hem de sizi rahatlatmak için şu gerçeği açıklamak istiyorum: 
Bendeniz Mehmed Şevket Eygi çok kültürlü ve faziletli bir kimse değilim.
Ne kadar ilmim, kültürüm olduğu yazılarımdan konuşmalarımdan anlaşılır.
Bilhassa dinî konularda az, öz, sahih bilgilere sahip olmaya çalışırım ama engin bir dinî kültürüm yoktur.
Zemahşerînin yanında benim ilim bakımından ismim okunmaz ama onun Ehl-i Sünnet ve Cemaate aykırı inanç ve görüşlerinin yanlış olduğunu ilmel yakîn bilirim.
Tarihçi değilim ama yakın tarihimizde yalancı, sahte, ideolojik bir tarih uydurulduğunu, birtakım ideolojik mitolojik mavallar ve masallar düzüldüğünü bilir; bunların hangi konularda gerçek tarihe uymadığını özet olarak anlatabilirim.
Edebiyatçı değilim. Lakin, Muallim Naci denilince onun mezar taşına hâkkedilmiş şu beytini hatırlayacak kadar bir nebzecik edebî kültürüm vardır ve bunun yetersiz olduğunu müdrikim.
Hakperestim arz-ı ihlâs ettiğim dergâh bir / Bir nefes Tevhidden ayrılmadım Allah bir.
En sağlam bilgi ve kültürüm özet de olsa ilmihal sahasındadır. Ehl-i Sünnet ilmihalini bilirim, Ehl-i Sünneti müdafaa, ehl-i bid’ati tenkit ederim.
Bin yıllık millî ve İslamî alfabemizle yazılmış, basılmış (lisanı pek çetrefil olmayan) kitapları ve evrakı okuyabilirim ama bu konuda derin ve engin kültür ve uzmanlığa sahip değilim.
Fransızcam fena değildir. Türkçeden çok Fransızca okurum. Senede bir saat bile bir Fransız ile Fransızca konuşamadığım için mükalemem zayıftır. 
Sokrates bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir demiş.
Önemli olan hususun abur cubur bir yığın şeyi bilmek değil; doğru, sağlam, faydalı, lüzumlu, zaruri şeyleri yeteri kadar bilmek olduğunu bilirim.
Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Ya Rabbi faydasız ilimden sana sığınırım buyurmuştur.
Muhterem beyefendi!.. Rahat ve müsterih olunuz. Ben gerçekten çok kültürlü, çok bilgili, çok faziletli bir kimse değilim ve bunu itiraf ediyorum.
Sadece bilgi boyutunda değil, aksiyon (ahlak ve fazilet) boyutunda yüksek bir kişi değilim.
İlk çağ büyüklerinden Süleyman Daranî hazretleri ne demiş? “Bütün dünya halkı beni kötülemek konusunda bir araya gelseler, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler.”
Bendeniz de böyle söylerim ama arada önemli bir fark vardır. O, gerçekten çok büyük olduğu için, bendeniz ise çok küçük olduğum için böyle derim.
Müslümanım ama iyi ve vasıflı Müslüman değilim.
“Bu herif kim oluyor?.. Bu adam kendini alim ve kültürlü mü sanıyor?.. Böyle yazılar yazması ne büyük cür’et, cesaret ve küstahlıktır!..” buyurmuşsunuz. 
İşte itiraf ettim, alim ve kültürlü değilim dedim. Lütfen sinirlenmeyiniz, bozulmayınız, rahat ve müsterih olunuz.
Siz o kadar yükseksiniz ki, bu fakiri kale almak bile size yakışmaz.
Zat-ı âliniz bir vâdide, bendeniz başka bir vâdide…
Baki selam ve hürmetler…
24.10.2013
 
 
__________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla ayak üstü konuşuyorum işte israilin türkiyediki gücü bakın başlık yapmış yazar  ve benle karışık yazmış yarısı bana yarısıda kendine ait ve ve ikinci konuşmam futbol magazin sex müstehcen yayınlar bu konular yazarın birinci yazsında bakın gitmiş bu giden bilgiler aynı zamanda medyada geldi iran israil konuşması başbakanımız birde cnn turkte burada laf çok purağramında konuşuldu ordaki konuşmalar cemil ipekçi okan bayülgen konu eşcinsellerin topluma kazandırılması
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İsrailin Türkiyedeki Gücü
Mehmet Şevket Eygi
23 Ekim 2013 Çarşamba 00:40

“İSRAEL, Türkiye’de İsrael’de olduğundan daha güçlüdür.” Bu söz Prof. Dr. Yalçın Küçük’e aittir ve /Kalemler kılıçlar/ sitesinin başında yer almaktadır.
İsrail Türkiyede niçin çok güçlü olmuştur? Bu iddia ve hükmün gerekçeleri nelerdir?
Türkiyelilerin bundan haberleri var mıdır?
İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra Türkiye, Yahudi nüfuzu ve tesiri dairesi içine nasıl girmiştir?
Yirminci asırda Yahudiler Akdeniz havzasında iki devlet kurdular iddiası mübalağa mıdır yoksa gerçeğin kendisi midir?
Yazık ki, on milyonlarca vatandaşımızın bu iddialardan, bu soru ve konulardan haberi yoktur.
Halk yığınları kötü medya tarafından afyonlanmaktadır.
Futbol, magazin, seks, müstehcen yayınlar. Kısır politika tartışmaları, şarkı söyleyen kedi, gülen horoz, donu düşen manken, çapkın futbolcunun yatak maceraları gündemin birinci maddesi haline gelmiştir.
İdeolojik vesayet eğitim sistemi genç nesilleri iyi ve vasıflı Türkiyeliler olarak yetiştiremiyor.
Polemikler, dövüşler, tartışmalar bir kısım halkı cezb ediyor ama gerçek tarihe olan merak çok zayıf.
Türkiye’de bir milyondan fazla Kripto Yahudi olduğunu biliyor muyuz? 
Yine bir milyondan fazla Kripto Hıristiyan vatandaşımız bulunduğundan haberdar mıyız?
Türkçeye benzeyen birtakım isimlerin ve soyadlarının ardındaki derin manalar ve ilişkiler hakkında özet de olsa sağlam bilgilere sahip miyiz?
Bütün bu soruların cevaplarını en doğru şekilde verecek tarih kurumlarımız, ilmî araştırma enstitülerimiz, bilgi bankalarımız var mıdır, yok mudur?
Her sene çeşitli hizmetler için milyarlarca dolar toplayan ve harcayan Müslüman kesimin beyinleri niçin böyle müesseseler kurmuyor?
Birinci dünya savaşından sonraki mütareke devrinde galip devletler tarafından işgal edilmiş olan İstanbul’dan bir yat, derununda yirmi iki ton altınla Karadenizden Tuna yoluyla Avrupaya gitmişti. Bu altınlara ne oldu? Geri getirildiyse kimlere verildi?
Müslümanlar iktidar oldular ama Ayasofya hâlâ kapalı. Niçin? 
Ülkemizde bunca Müslüman tarihçi var ama yirminci asrın ilk yarısında Akdeniz çevresinde kurulan iki Yahudi devleti ile ilgili kaç ciddî araştırma var?
İsrail Türkiye’de İsrail’de olduğundan daha güçlü müdür, değil midir?
Bir vilayetimizdeki Kripto Yahudiler niçin bu kadar güçlü?
Kripto Yahudiler bazı İslamî hiziplerin, grupların, cemaatlerin içine sızmış mıdır?
Bu soruların cevaplarını vermek bana düşmez.
Müslümanların milyarlarca dolarını toplayan güçlü ve zengin kişi ve kuruluşlar konunun uzmanlarını çalıştırıp cevap versinler.

(İkinci yazı)

Kısa Notlar

O meşhur aile İran kökenlidir. Meşhed Yahudilerindendir. Dıştan Müslümanmış gibi görünürler ama asıl kimlikleri Yahudiliktir. Dindar Yahudi değildirler. 
**
Otuz senedir olup bitenler, yaşanan facialar, dökülen kanlar Müslüman Kürtlerin işi değildir. Kürt meselesinin ardında Kriptolar vardır.
**
Bir kimsenin Kripto Yahudi olup olmadığından şüpheleniyorsanız, onun para ile olan muamelesine bakınız. Paraya tapıyorsa, para için çıldırıyorsa, en büyük emeli süper zengin olmaksa yüzde doksan beş Kripto Yahudi olması ihtimali vardır.
** 
Din, iman, İslam, Kur’an, Sünnet, Şeriat hizmetleriyle darphane gibi para kesip zengin olanlara dikkat!
**
Halkın bir kısmı o kadar pusulasız ve dümensiz kaldı ki, Deccalları ve Süfyanları Müslüman büyüğü sanır oldu.
**
Risale-i Nur hizmetleri, Nurcu olmayan Müslümanları yakından ilgilendirir. Çünkü Risale-i Nurlar Ümmetin malıdır; iman İslam Kur’an Şeriat hizmetleri yapılmaktadır. Risale-i Nurları tahrif etmek isteyenler var. Bunlara Ümmetçe engel olunmalıdır.
**
Ümmet diyorum… Ümmet kaldı mi ki… Din kitaplarının satırlarında Ümmet yazılı ama sadrlarda (gönüllerde) Ümmet birliği kalmadı.
**
Fikir, medya, görüşlerini açıklamak hürriyeti var ama yalanın saltanatı hepsini gölgeliyor. Bunca hürriyet varken niçin bazı gerçekler haykırarak söylenmiyor?
**
Biz o eski salih ve muttaqi Müslümanları görsek onlara deli derdik. Onlar bizi görseler, bize Müslüman demezlerdi.
**
Zavallı Müslüman öğrenci!.. Babası onu paralı İngilizce kursuna göndermiş ama parasız Osmanlıca kursuna göndermemiş. Zalim baba, mazlum çocuk.
**
Keşke biri çıksa da ona sabah namazından bir saat önce telefon edip, uyan namaza kalk dese.
**
Beş yüz bin liralık lüks ve deccalî otomobilinde mağrur bir Nemrud gibi oturuyordu… 
**
Nefs-i emmaresinin kölesi bir gafil, nefsine ağır gelen doğru bir sözden pek gocunmuş, izzet-i nefsim rencide oldu diye söyleniyordu. İzzet-i nefsi batsın! 
**
Şehir büyüye büyüye, büyültüle büyültüle patladı. Hattata “Şehir bitti!” levhası yazdırıp, çerçeveletip görünür bir yere asacağım.
**
O herifin muhakkak büyük bir işkembesi var. Normal bir mideyle bu kadar yemek yenemez.
**
Kibar bir zat bendenizi tenkit etmiş. Tenkitleri (bence) tutarsızdı ama onu kibarlığından, efendiliğinden, nezaketinden dolayı tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
**
Son cumayı küçük bir camide kıldım. Mekan doluydu. Beş kişi takkeliydi. Sünnet ve edeb elden gitti!
**
Emanetlerin ehline verilmediği bir ülkenin çökmesini bekleyin. Emanetler nelerdir: Başkanlıklar, memuriyetlikler, müdürlükler, makamlar, memuriyetler, işler, vazifeler, şarbaylıklar…
**
Halife, İmam, Emîr olmaya haris kimseye Ümmetin başkanlığı verilmez. İslamda riyasete talib olmak haramdır. Talib olmasa, matlub olsa, ehil değilse kabul etmek yine haramdır.
**
Küfrü seven ve beğenen kafir olur. Küfür ve dalalet nizamından razı olana küfür lazım olur.
**
Zulüm, baskı, tehdit devirlerinde bazı şeyler yazılıp söylenemiyordu. Haklı veya haksız mazeretler vardı. Şimdi, yüzde yüz olmazsa da hayli geniş bir hürriyet var. Vatandaşlar dinlerinden, inançlarından dolayı tehdit edilmiyor. Artık susmak caiz olmaz. Gerçekler mutlaka Müslüman halka anlatılmalıdır.
**
Çocuklarını gerçek İslam Mekteplerinde okutmayan bir İslam toplumu yıkılmaya, esarete, rezil ve rüsvay olmaya mahkumdur.
23.10.2013
 
_____________________________________________________________
deşifre olduğundan haberi olmayanla sürekli konuşuyoruz işte konu hilafettten açıldı ben türkiye cumhiriyeti hilafetin başı olmasını emparyalistler sömürgeci devletler istemez dedim elindeki islam dünyasından geçinen  bir çok sömürgeci devlet var falan baya konuştum ben ilk konuşmam hilafet yazarın başlığına ve ilk yazısına bakın sonra resmi idoloji konusu açıldı  ben resmi idolojiyi hiç bir zaman eleştirmem dedim bizim milli idolojimiz dedim oda yazar 10 nolu yazısında ele almış yazarın ilk baştaki çoğu konuşma bana azda olsa yazara ait neyse ikinci başlığı var yazarın ordaki konuşmalarda yarısı bana yarısıda yazara ait konu şifali otlardan açıldı yazarın 9 nolu konuşma bana ait yazarın 20 nolu başlığındaki özel konuşmam oda bana ait yazarın 
BAŞKA OLAY 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
İki Yahudi Devleti Ümmet Birliği Hilafet
Mehmet Şevket Eygi
22 Ekim 2013 Salı 00:42

Madde 1. Siyonistler yirminci asrın ilk yarısında Akdeniz havzasında iki Yahudi devleti kurmuşlardır.
Madde 2. 1909’da İslam Halifesi ve Osmanlı hakanı Sultan İkinci Abdülhamidi devirmek üzere Selanikten İstanbula gelen Hareket Ordusunda bir Yahudi Lejyonu (El Batalyon Djudio) vardı.
Madde 3. Hahambaşı Hayim Nahumu tanımayan, Hayim Nahum doktrini hakkında bilgisi olmayan bir kimse Türkiyenin yakın tarihini anlayamaz.
Madde 4. Selanikli Dönme eğitimci Şemsi efendi nam-ı diğer Şimon Zvi mânevî mimar sayılabilir.
Madde 5. Birinci dünya savaşında Siyonistler, gönüllü Yahudi lejyonları kurarak Filistinde ve Çanakkalede İngilizlerle birlikte Osmanlı devletine karşı savaşmışlardır.
Madde 6. Yahudi Moiz Kohen, asıl ismini gizlemiş, takma Tekin Alp ismiyle sahte bir Türkçü lük cereyanı türetmiş ve kitaplarından birine “Kahr olsun Şeriat” başlıklı bir bölüm koymuştur.
Madde 7. Yakın tarihimizin büyük sırlarından biri İtamar Ben-Avi yazmıştır. 
Madde 8. New Yorkta yayınlanan Forward adlı Yahudi gazetesinin 28 Ocak 1994 tarihli nüshasında Hillel Halkin adlı Yahudi… 
Madde 9. Yakın tarihimizle, İstiklal savaşıyla, Cumhuriyetin ilanıyla, Kemalist devrimlerle ilgili araştırmalar yapacak çok ciddî bir enstitü kurulmadan ve her biri bin sayfalık on ciltten oluşan gerçek ve çıplak bir Cumhuriyet tarihi yazılmadan yakın tarihimiz anlaşılamaz.
Madde 10. Bu tarihi köylü tarihçiler ve resmî ideolojinin kiralık tarihçileri yazamaz.
Madde 11. Antisemitizm ve ırkçılık yapmadan yakın tarihimizde rol oynamış bütün Kripto Yahudiler deşifre edilmelidir.
Madde 12. Yahudiler Müslüman Türklerin dillerini kesmiştir.
Madde 13. Müslümanlar Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın emr ettiği şekilde tek bir Ümmet olmazlarsa Siyonist boyunduruğundan kurtulamazlar.
14. Siyonistler, İslam dünyasının tek bir Ümmet olup tek bir İmam’a biat ve itaat etmesine kesinlikle razı olmazlar. Bu maksatla Müslümanları birbirinden kopuk binlerce parçaya ve fırkaya ayırmışlardır.
15. İslam tarihinin son gerçek halifesi Sultan İkinci Abdülhamid Handır.
16. Sultan Reşad ve Sultan Vahidüddin gerçek halife değil, sûrî halife idi.
17. Son halife Abdülmecid bin Abdülaziz han dünyevî iktidarı ve gücü olmayan sembolik bir halife idi.
18. Tek bir Ümmet haline gelmeyen ve ehliyetli ve taqvalı bir Emîrülmü’minîne biat ve itaat etmemekte direnen tatlısu Müslümanları Siyonistleri bilerek veya bilmeyerek dolaylı şekilde desteklemektedir.
19. Müslümanlar yeterli miktarda vasıflı, medenî, ahlaklı, faziletli, derin kültürlü, temiz, şecaatli, uyanık, firasetli, gerçekten vatansever üstün elemanlar yetiştirmedikçe ve râşid bir Halifenin güdümünde doğru dürüst çalışmadıkça necat ve felah bulamaz.
(Uyarı: Ümmet birliği ve hilafet konusu hiçbir şahsın ve hizbin tekelinde değildir… Yazılarımı beğenmeyenler gerekçe göstererek seviyeli şekilde tenkit ederlerse memnun olur teşekkür ederim… Seviyesizce küfür edenlere pabuç bırakmam… Ümmet birliği ve İmamet konusundaki yazılarımdan rahatsız olanlar okumasınlar.)

(İkinci yazı)
Kara Kirli Necis Yakıcı Haram Servetler ve Kazançlar
1. Rüşvetle veya rüşvete benzeyen şüpheli gelirlerle elde edilen servetler haramdır, kirlidir, Cehennem ateşidir. 
2. Müslümanların birbirleriyle Darülislamda ve Darülharbte riba muamelesi yapmaları haramdır. Riba/faiz yoluyla elde edilen servetler Cehennem ateşidir.
3. İhalelere fesat karıştırılarak elde edilen servetler kara servettir.
4. İslam Şeriatının kabul etmediği bey’ bi’l-bâtıl yoluyla elde edilen servetler uğursuzdur.
5. İhale alıyor, yalap şalap kaldırım yapıyor, birkaç ay sonra kaldırım eciş bücüş oluyor. Geliri haramdır.
6. Seks kölesi kadınlara TC fuhuş vesikaları veriliyor. Bu yasal ve tanzimli fuhuştan KDV ve gelir vergisi alınıyor. Devletin bütçesine lağım karıştırılıyor.
7. Devletin bizzat yaptığı veya yapılmasına izin verdiği piyangolar, kumarlar haramdır.
8. İçkiyle elde edilen bütün gelirler haramdır.
9. Uyduruk kaydırık şişirme merdiven altı bitkisel mucizevi (!) fasa fiso ilaçlardan elde edilen gelirler haramdır. (Sağlık Bakanlığının kontrolünden geçmiş ve gerçekten şifalı olanlarına bir şey demem…)
10. Vitrinine lokantamızda nefis döner bulunur diye yafta asan, lakin döneri nefis olmayan lokantacının kazancına haram karışmıştır.
11. Müslüman kadınlara ve kızlara, islamî ve şer’î olmayan, aksine şeytanî olan tesettür kıyafetleri satarak elde edilen servetler haramdır.
12. Halkı israfa, lükse, aşırı tüketime, saçıp savurmaya teşvik eden ilanlarla kazanılan servetler haramdır.
13. Besmelesiz kesilen, tüyleri kolay yolunsun diye önce kaynar suya atılıp, içleri sonra temizlenen tavuklar necistir. Bu yolla kazanılar servetler ateştir.
14. Müslüman gazetelerin ve tv’lerin riba ve seksî kadın reklamlarından elde ettikleri gelirler haramdır.
15. İçlerinde yalan bulunan ticarî reklamlarla elde edilen gelirler haramdır.
16. Mısır şurubu, glikoz ve diğer şekerlerle yapılan sahte ballar ile kazanılan servetler haramdır.
17. En haram ve yakıcı servetler din, Kur’an, İslam sömürüsü ile elde edilen servetlerdir.
18. Müslüman halkı aldatarak elde edilen her türlü servet haramdır.
19. Müslüman bir ülkede yekun olarak beş yüz milyar dolar olduğu tahmin edilen kara, kirli, necis, cehennemî para birikiminin o ülkeye çeşitli âfetler, belalar, uğursuzluklar, meymenetsizlikler, felaketler getirmesinden çok korkulmalıdır.
20. Türkiyenin icazetli uleması, fukahası, kamil mürşidleri, gerçek şeyhleri, ziyalıları; haram gelirler ve kara para birikimi konusunda halkı uyarmazlar, aydınlatmazlar ve bilgilendirmezlerse sorumluluğun büyük kısmı onların üzerine olur.
22.10.2013
 
                                            
 
 
 

                                               
______________________________________________________________
BAŞKA OLAY
bir yerde oturuyoruz  konu evden lüks evden açıldı  yazarın 3 cü yazısında ele almış başka olaylarda varda uzun sürer kısa kesiyim
____________________________________________________________________________
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Müslüman Muhalif Olmak Zorundadır
Mehmet Şevket Eygi
21 Ekim 2013 Pazartesi 00:05

YIL 2013… Mekan Türkiye… Gerçek Müslümanın mutlaka muhalif olması gerekir… Siyasî muhalefet mi?.. Hayır hayır… Derin kültürel muhalefet…
1. Türkiyenin yakın tarihteki ve bugünkü düzeni, sistemi, nizamı; İslama, Kur’ana, Sünnete uymuyor. Müslüman böyle bir ortamda muvafık olamaz, muhalif olmaya mecburdur.
2. Bozuk düzen-sistem içindeki iktidar ile muhalefet çekişmesinden bahs etmiyorum… 
3. Bozuk bir düzen, Müslümana kapıları altından, merdivenleri gümüşten evler verse, onu lüks, konfor ve rahat içinde yaşatsa bile o ondan asla razı olmamalıdır.
4. Halkının çoğunluğu Müslüman olan bu ülkede Kur’an, Sünnet, Şeriat ve İslam ahlakı hakim olmadıkça Müslüman razı ve memnun olamaz.
5. Küfre rıza küfürdür.
6. Allahın indirdiği hükümlerle hükm etmeyenler kafir, fasık ve gafildir.
7. Ülkede yüz bin cami varmış, gürül gürül ezan okunuyormuş, cayır cayır yeni camiler yapılıyormuş, şadırvanlardan sular akıyormuş… Bunlar ölçü değildir. Ölçü İslamın yaşanmasıdır, İslamın hayata uygulanmasıdır.
8. Eğitimin süfyanî ideolojiye göre yapıldığı bir ülkede yaşayan Müslümanların bu eğitim sistemine muhalif olmaları gerekir. Onların bu konuda seçim=tercih hakları yoktur.
9. Müslüman zinayı suç saymayan bir sisteme alkış tutamaz.
10. Müslüman ribayı caiz ve mübah gören bir sisteme taraftar olamaz.
11. Müslüman, seks kölesi kadınlara TC fahişelik vesikası veren, yasal seks evleri açan, seks köleliğinden KDV ve gelir vergisi alan bir sisteme mutlaka muhalif olmak zorundadır.
Gerçek aydın bozuk düzene muhalif olmak zorundadır.
Gerçek şuurlu Müslüman da…
Bugün durum eskisine nispetle daha iyiymiş… Böyle bir hükmü mantık bilmez cahiller verebilir ancak.
Eskiden kötü olan bir şey daha iyi olmaz, daha az kötü olabilir.
Eskiden Ceza Kanunu zinayı suç olarak kabul ediyordu. Bugün etmiyor. Bunun neresi az kötüdür?
Müslüman, bozuk bir düzen ve sistemin haram rantlarını yemez, haram menfaatlerini iğtinam etmez.
Bundan otuz kırk yıl önce bozuk düzene ateş püskürten, ellerine fırsat geçince her biri yaman bir müteahhid olarak sahnede arz-ı endam eden sâbık radikal İslamcılar benim ne dediğimi anlıyor mu acaba?
İslam şu ana değerler üzerine kuruludur: Kur’an… Sünnet… Şeriat… Ümmet… İmamet… İslam ahlakı…
Müslüman, âdil olmayan bir düzen ve sistemi beğenmez, ondan razı olmaz.
Haram kazançlar, gelirler, servetler lâşedir, lâşeye talip olanlar köpektir.
Haysiyetli gerçek Müslüman lâşe yemez.
Müslüman Rabb olarak Allahtan,
Kitab olarak Kur’andan,
Din olarak İslamdan,
Nebi olarak Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemden,
Şeriat olarak İslam Şeriatından, 
Ahlak sistemi olarak İslam ahlakından razı olan kimsedir.
 
(İkinci yazı)
Niçin Ehl-i Sünnet İslamî Bilgi Bankamız yok?

Yirmi seneye yakın bir zamandan beri defalarca bir İslamî bilgi bankası kurulmasını teklif ettim, kabul görmedi… Şu bilgi çağında bilgisizlik karanlıkları içinde el yordamıyla yürüyoruz.
Bilgi bankası ne demektir:
1. Düğmesine basarsın, Türkiye’de kaç imam-hatip okulu vardır… İmam-hatip okullarının tarihçesi nedir? Bu okulların zayıf tarafları nelerdir? Bu konuda ne gibi olumlu ve yapıcı tenkitler yapılmıştır?.. Bunlara benzer yüzlerce dosya karşınıza çıkar.
2. Türkiye’de kaç İslamî tarikat ve cemaat vardır?.. Bunların hangileri Ehl-i Sünnet dairesindedir, hangileri ehl-i bid’attir.
3. Fethullah Gülen Hocaefendi cemaatiyle ilgili sağlam ve doğru bilgiler arasanız, onlar da karşınıza çıkar… Tenkitler, müdafaalar… Dünyanın kaç ülkesinde kaç kolej açmışlardır? Bazı ülkelerdeki kolejleri niçin kapatılmıştır? Daha neler neler…
4. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi… İmam, müezzin, vaiz, müftü ve diğer personeli…
5. Diyanet bünyesinde kaç bin feminist kadın eleman vardır? Bunların misyonu nedir? Bu konudaki iddialar, tenkitler, müdafaalar nelerdir?
6. Taraftarı kalmamış Mutezîle mezhebi nasıl hortlamış ve hortlatılmıştır? Takiyye ve kitman yapan kaç Mutezilî ilahiyatçı vardır?.. Bunlar Ehl-i Sünnet’i darbelemek için nasıl bir metot, strateji, siyaset takip etmektedir?
7. Fazlurrahmancılık nedir? Diyanette Fazlurrahmancı var mıdır? Ehl-i Sünnet ulemasının Fazlurrahmancılığa karşı makaleleri, kitapları var mıdır? Kimler Fazlurrahmancıdır?
8. Derin devlet, vesayet rejimi ve bazı İslamcılar Ehl-i Sünnet’i yıkmak, yerine evcil türedi bir İslam getirmek için neler yapıyor?
9. “Allah gerçek bir janustur” diyerek, kemal sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzeh Hak Teâlâ Hazretlerini iki çehreli bir Roma putuna benzeten, bu suretle sapık müşebbihe taifesi dairesi içerisine giren İranlı Yazar Ali Şeriatî niçin İslamcılar tarafından; bir imam, bir din önderi, bir mücahit olarak benimsenmektedir? Bu konudaki tenkitler, redler, cerhler, ilmî münakaşalar nelerdir?
10. Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki usule ait on beş kadar ihtilafın listesi…
11. Türkiye Müslümanları niçin irili ufaklı, hepsi birbirinden kopuk bin kadar cemaate, hizbe, fırkaya, sekte, gruba ayrılmıştır.
12. Türkiye’de zekatların çok büyük bir kısmı niçin Kur’an’ a, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun olarak verilmiyor ve sarf edilmiyor?
13. Umre seyahatleri büyük bir sektör ve endüstri haline gelmiştir? Bundan kimler nemalanmaktadır? İslam dini ve ahlakı lüks, turistik, ihtişamlı umrelere izin ve ruhsat verir mi?
14. Mustafa Kemal’in din hakkındaki inanç ve görüşleri nelerdir? Din konusunda neler yapmıştır? Açılma tarihi çoktan gelip geçtiği halde vasiyetnamesi niçin araştırıcılara ve halka kapalı tutulmaktadır?
15. Tesettür meselesi… Kur’an’ a, Şeriata, Sünnete uygun tesettür nedir? : Şeytanî tesettür nedir? Şeytanî tesettür sektöründe her yıl milyarlarca dolar dönmektedir. Bu konularda raporlar, tenkitler, teklifler, ilmi ve ciddi tartışmalar…
16. Müslümanlar millî eğitim konusunda neler yapıyorlar, neler yapmıyorlar, neler yapmalılar? Kur’an’ a, Şeriata, Sünnete uygun İslam Mektepleri açabilirler mi? Bu mekteplerin eğitim sistemi nasıl olmalıdır?
17. Müslümanların bugünkü sanat faaliyetleri yeterli midir?.. Bu sahada ne gibi faaliyetler ve hizmetler yapılmalıdır?
Yukarıda arz ettiğim konular gibi yüzlerce konuda Bilgi Bankası’ndan sağlam, doğru, aydınlatıcı, uyarıcı bilgi edinmek mümkün olmalıdır.
Maalesef, bin kere maalesef, Müslümanlar böyle bir Bilgi Bankası kurmuyorlar yahut kuramıyorlar.
Böyle bir hizmeti bir tek cemaat yapamaz. Bu hizmeti başarabilmek için hepsi olmasa bile, bir kısmının birleşmesi gerekir.
Firdevsî “Kim ki bilgili oldu, o güçlü oldu” diyor.
İslamî Bilgi Bankası’na sahip olmayan Müslümanlar güçsüz kalmaya, ezilmeye, zillet içinde yaşamaya, karanlıkta çırpınmaya mahkum kalırlar.
21.10.2013
_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir biriyle konuşuyor bende eşlik ettim işte baya konuştum konuşmalarım yazarın ikinci yazısında islami halk eğitimi diye başlığı var  kendi yorumlarıda var  
Mehmet Şevket Eygi
 
 
O Eski Rical Nerelere Gitti?
Mehmet Şevket Eygi
13 Ekim 2013 Pazar 00:50

ZENGİN ve kültürlü Müslümanın evindeyim… Aaa aaa aaa!.. Saçma sapan yapma çiçekler… Kültürlü Müslümanlıkla yapma çiçek bağdaşır mı? Aaa aaa aaa!.. Salonun zemininde fabrika dokuması saçma halılar… Matbaa baskılı kalitesiz iki hat… Olacak şey değil! Sen hem kültürlü, hem zengin Müslüman ol, hem de devlethanende orijinal yazılı ve tezhipli bir Hilye-i şerif levhası bulunmasın.
Aaa aaa aaa!.. Çaylar geldi ama bunlar ne biçim zengin ve kültürlü Müslüman çayı? Çay bardakları, çay tabakları güzel değil... Çay bir felaket…
Zengin ve kültürlü Müslüman ama salonunda maun, ceviz veya akaju ağacından bir kütüphane ve içinde maroken ciltli kıymetli kitaplar yok…
Köşedeki vitrinin içi saçma sapan kitsch eşya ile dolu…
Sohbette edebiyattan, tarihten, sanayi-i nefiseden, tasavvuftan, bahsedilmedi…
Büyük sukut-i hayal içinde (hayal kırıklığı içinde) ayrıldım. 
Sohbetimizde siyasetten, günlük dedikodulardan, fasa fiso magazin haberlerinden hiç bahsedilmemeliydi. Çay ve kahve rayihaları içinde Fuzuli’den, Koca Ragıb Paşa’dan, Şeyh Galib’ten, Ziya Paşa’dan mısralar, beyitler okunmalıydı. 
Keşke bir gramofon olsaydı da taş plaktan “Feryat ki, feryadıma imdat edecek yok / Efsus ki beni gamdan azad edecek yok” şarkısı okunsaydı. Güftesi Nigar Hanım’ın, bestesi Tanburî Cemil Bey’in. 
Ayrılırken dikkat ettim, ayakkabılarımın uçları evin içine doğru konulmamıştı. Öyle konulmuş olsaydı giyerken arkamı dönmüş olmazdım. 
Kulaklarımda elli, altmış, yetmiş yıl ötesinden şarkılar… Eski beyefendiler, eski hanımefendiler. Eski rical. Yaşlı beyefendiler, yaşlı hanımefendiler. Eski saray mensupları Çerkez aksanıyla konuşurlardı. 
Eski hayâlar, eski iffetler, eski mürüvvetler… Evim denilmezdi, fakirhane denilirdi; eviniz denilmez, devlethane denilirdi… O zamanlar pederler, biraderler, hemşireler, mahdumlar, kerimeler vardı…
İstanbul kültürüne sahip olanlar ben demezler; bendeniz, bu fakir derlerdi…
Siz’ler, zat-ı âlinizdi…
Eski kibar insanlar teeddüp ederlerdi... 
Herkesin arasında parmak çıtlatmak ne kadar ayıptı…
Günlük hayatta en çok kullanılan kelimeler efendim, estağfurullah, lütfen, teşekkür ederim idi… 
Eskiden İstanbul Kültürü, İstanbul adâb-ı muâşereti, İstanbul edep ve terbiyesi, İstanbul ahlakı, İstanbul nezaket ve kibarlığı, İstanbul mürüvveti vardı…
Yarabbi bütün bu değerler nereye gitti?
Eskiden o küçük, sevimli, nostaljik tramvaylarda başka bir hava, başka bir letafet vardı… 
Modern tramvayda çıngıraklı kahkahalar atan şu iki genç kız dünkü İstanbulluların torunları mıdır?
Aha, oho, yuho, muho diyen bu güruh nereden geldi? 
Eskiden müezzinler minarelerin şerefelerine çıkarlar, hepsi olmasa bile bazısı ne güzel ezanlar okurlardı… 
Zamanımızdaki yüz otuz desibel şiddetindeki ezanları onların torunları mı okuyor? 
Eski üdeba ve zürefâ beyaz atlara bindiler, aynaların ötesine gittiler… 
Limandan sessizce demir alan yelkenliler enginlerin ötesine gitti...
Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Yahya Kemal, Süheyl Ünver, Mahir İz, İbnülemin Mahmud Kemal, Tahir’ül-Mevlevi; bütün o eski şeyhler, eski ulema, eski fukaha, eski dervişân, mutribân, semazenler nerelere gittiler?
Bizi öksüz bıraktılar. 
Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin
Bülbül hâmuş havz tehî gülsitan harab

(İkinci yazı)
İslamî Halk Eğitimi
 
ÇOCUK genç büyük, erkek kadın bütün Müslümanlara çok etkili din dersleri verilmelidir. Bu derslerde hangi konular işlenmelidir?
1. Sahih=doğru itikad.
2. Namazın, imandan sonra İslamın ikinci temel şartı olduğu ve her Müslümanın mutlaka kılması gerektiği.
3. Hür ve mukim erkeklerin farz namazları cemaatle kılmaları gerektiği. Cemaatin tercih konusu olmadığı, mecburî olduğu. Farz namazların ehliyetli, icazetli Sünnî hocalar ardında kılınması gerektiği.
4. Dinin, bütün ferdî ve toplumsal hayatı kapsadığı, sadece bir inanç ve vicdan işi olmadığı, Müslümanın İslama göre yaşaması gerektiği.
5. İslamın doğru yorumunun Ehl-i Sünnet ve Cemaat yorumu olduğu.
6. Bütün inananların tek bir Ümmet olduğu, olması gerektiği.
7. Ümmetin başında ehliyetli, liyakatli, muhlis, taqvalı, cesur bir İmam bulunması ve bütün mü’minlerin bu zata biat ve itaat etmeleri gerektiği. 
8. Dinî ve dünyevî konularda bölünmemek, birbirine düşmemek, çekişmemek gerektiği.
9. Münafıkların, kafirlerin, İslam düşmanlarının Müslümanları bölmek için hazırladıkları tuzaklara düşmemek gerektiği.
10. İsraftan, lüksten, aşırı tüketimden, her türlü beyinsizlikten kaçınıp mütevazı ve kanaatli yaşamak gerektiği. İsraf ve lüksün toplumları çökerttiği.
11. İslam ahlakının ilkelerini hayata uygulamak gerektiği.
12. Yedi yaşından itibaren çocukların namaza alıştırılması gerektiği.
13. Büluğa ermelerinden sonra gençlerin namaz kılmaları gerektiği.
14. Her türlü dinde reformun, dinde değişimin, dinde yeniliğin, dinî konularda kendi re’y ve hevası ile konuşmanın ve yazmanın, Kur’anı kendi kafası ile yorumlamanın, Sünnet düşmanlığının, hadîs ayıklamanın çok kötü bid’atler olduğu ve bunlardan mutlaka kaçınılması gerektiği.
15. Kafir ve münafıkların İslamı içinden yıkmak istedikleri. 
16. Cami imamlığının namaz kıldırma memurluğu olmadığı.
17. Tesettür ve hicabın farz olduğu.
18. Müslümanların çocuklarını, genç nesilleri mutlaka İslam mekteplerinde okutmaları gerektiği.
19. İslam okullarında beş vakit namazın mutlaka mecburî olarak okulun camiinde okul imamının ardında cemaatle kılınması gerektiği.
20. Tasavvufî faaliyet ve hizmetlerin, tarikatların mutlaka Şeriata uymaları gerektiği. 
21. Allah katında İslamdan başka hak din olmadığı.
22. Resulullahın daveti kendisine ulaştıktan sonra bu daveti red ve tekzib edenlerin ehl-i necat ve ehl-i Cennet olmadığı.
23. Zamanımızda üç hak ibrahimî din bulunmadığı. İbrahim Halilullah aleyhisselam Efendimizin Yahudi ve Nasranî olmadığı.
24. Ehl-i Sünnete muhalif bütün İslamcılıkların, hizip ve fırkaların, cemaat ve sektlerin bozuk olduğu.
25. Muhkem Kur’an ayetlerinin ve sahih hadislerin nicesinin hükümlerinin zamanımızda geçerli olmadığını, bunların tarihsel olduğunu iddia eden bozuk Fazlurrahman mezhebinin batıl ve sapık bir mezhep olduğu.
Ve diğer önemli ve hayatî konular…
Bu halk eğitimi camilerde, dershanelerde, gazete, dergi ve tv’lerde; Ümmet Şûrası tarafından tasdik edilmiş kitapçıklar ve broşürlerden, duvarlara asılacak levhalardan pedagoji eğitimi almış ehliyetli Sünnî hocalar tarafından verilmelidir. Bu dersler esnasında cemaat, tarikat, sekt, grup, parça, hizip, fırka propagandası, militanlığı, holiganlığı yapılmamalı ve asla para toplanmamalıdır. Ümmet içindeki müsbet çeşitliliğe ve meşreb farklılarına saygı gösterilmelidir.
13.10.2013
 
________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla biri konuşuyor bende duyuyorum işte yakınım onlara ordaki arkadaş cuma günü tatil olsa iyi olur dedi ben bunu duydumya cevap vermedim diye kabul etmiş oluyorum işte muhbir böyle anlıyor ve bilgiler gitmiş işte  yazarın hemen altta bi yazısı var mesela cuma resmi tatil değil diye 
BAŞKA OLAY 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Sudan Çıkmış Balık Misali Müslümanlar
Mehmet Şevket Eygi
12 Ekim 2013 Cumartesi 00:14

KIZILDENİZ’DE yaşayan bir balığı Kuzey Atlantik’in soğuk sularına koyarsanız yahut soğuk denizlerde yaşayan bir balığı Kızıldeniz’e koyarsanız ne olur? Tabir caiz ise, sudan çıkmış balığa döner. Yine derya içindedir ama ona uygun bir derya içinde değildir.

Türkiye Müslümanlarının durumu da böyledir.

Çocukları İslam Mektepleri’nde okuyamıyor… Gençleri İslam üniversitelerinde tahsil göremiyor… Müslüman halk İslam evlerinde barınamıyor… Hayat İslam dininin programlarına, değerlerine ve ölçülerine göre tanzim edilmiş değil… Mesela Cuma resmi tatil olmadığından Cuma namazına gitmekte sıkıntı çekiyorlar.

Çocukluğumda bazen kuluçka tavukların altına ördek yumurtaları konurdu. Yavrular çıkar, nerede bir su bulurlarsa ona girip yüzmeye başlarlardı. Ana tavuk şaşırır kalırdı. Şimdi birçok Müslüman ailenin durumu böyle.

Hayvanların içgüdüleri (sevk-i tabiîleri) vardır. İnsanların da vardır. Her millet, her kavim, her ümmet kendisine özel şartlar içinde yaşar. Müslümanlar İslam dininin planlarına, programlarına, şartlarına göre yaşayamıyor.

Müslümanlar yabancılaşmış, aliéné olmuş.

Bundan yüz elli sene önce Müslümanın günlük hayatı beş vakit namaza göre ayarlanmıştı. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı hayat günde beş kez duruyordu.

Haftada bir gün, haftanın bayramı Cuma vardı.

Sabah namazı kılan Müslümanlar erken kalkardı.

Sabaha kalkabilmek için yatsıdan sonra uyurlardı.

Müslüman çocukları okula âmin alayıyla başlardı.

İş, ticaret, zanaat, çalışma hayatı dinin kontrolü altındaydı… Loncalar, ahilik, fütüvvet ahlakı vardı… Başarılı çıraklar dinî törenle peştamal giydirilerek kalfa olurdu… Önüne gelen çorbacı veya köfteci dükkânı bile açamazdı… Her işin dinî bağlayıcı kuralları vardı…

Eskiden dükkânlarda şöyle levhalar bulunurdu: “Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız / Hazret-i Selman’dır pirimiz, üstadımız.”

Müslümanlar seküler ve yabancılaşmış oldular ama bundan haberleri bile yok.

Bugün din denilince camiler, minareler, ezanlar, Umre’ler, Hac’lar, kurbanlar anlaşılıyor. Din sadece bunlardan ibaret değil ki.

Müslüman İslam dininin hükümlerine, kurallarına, ölçülerine, normlarına, ahlakına göre yaşayan kimse demektir.

Bugün müthiş teknik ilerleme varmış, zenginlik artmış… Bunlar Müslüman bülbüllerin hapsedildiği altın kafeslerdir. Altın da olsa, kafes kafestir.

Bir zindan hücresi düşünün dört metre kare, kasvetli, küflü, havasız… Sadece pencere parmaklıkları ve kapısı altın kaplama… Ne fark eder?..

Müslümanda İslam’a göre yaşamak şuuru olmalıdır… Bu niyete sahip olmalıdır… Bu niyeti kuvveden fiile çıkartacak enerjiye, iradeye, aksiyona sahip olmalıdır… Bunlar kaçımızda var?..

Farkında değiliz ama milyonlarca Müslüman din işlerine ceplerindeki telefon cihazları kadar önem vermiyor.

Ülkeyi kolayca İslamlaştıramayız ama servetimiz ve imkânımız varsa kendimize bir İslam evi yapabiliriz ve hiç olmazsa onun harîminde Müslümanca ve hür yaşayabiliriz.

Evet, evleri Müslümanların kaleleridir. Kapısını açarsın, içeriye girersin, tekrar kilitlersin… İşte şu an bir İslam Cumhuriyeti’ndesin. İslam Cumhuriyeti mi? Evet evet evet… Bu cumhuriyeti kurabilmek için bilgi ve kültür lazımdır, niyet etmek lazımdır, niyetten aksiyona geçmek lazımdır… İrade irade irade…

İradesiz Müslümanlar İslam evlerinde bile yaşayamaz.
 
 
 

* (İkinci yazı)

Akıllı ve Firasetli Zengin Müslüman Ne Yapar?

OLDUKÇA zengin bir Müslüman. En az elli milyon liralık servete sahip. Evler, hanlar, yazlıklar, ticarethaneler. Beş vakit namazını kılıyor, hanımı ama şöyle ama böyle tesettürlü. On sekiz yaşında bir oğlu var, onun yetişmesi için çırpınıyor. Lakin çocukta ehliyet, liyakat, istidat ve kabiliyet yok. Ne yapsan, çabalama kaptan ben gidemem diyor. Bizim zengin onu yetiştirmek için büyük paralar harcayıp duruyor.

Bu zat ne yapmalıdır? Çocuğu ciğerparesidir. Onu yetiştirmek için çırpınmaktan geri duramaz.

Onun için uğraşadursun; çok zeki, çok akıllı, çok istidatlı, çok idealist, çok ahlaklı, çok faziletli fakir bir İslam çocuğu bulacak, ona manevi baba olacak ve bu genci yetiştirmek için çalışacak, büyük paralar harcayacaktır.

Zengindir ama böyle bir genci yetiştirmek için gerekli kültüre, plana, programa, reçeteye sahip değildir. Bu konuda ciddi ve güvenli kimselerle istişare edecektir.

Gerekiyorsa sürü sepet mallarından birkaçını bu çocuk için harcayacaktır. Çocuğun annesi, bizim yavrumuz varken başkasının çocuğuna bu kadar yatırım yapılır mı diyerek ağlayacak, saçını başını yolacak, kendini yerden yere atacaktır. Akıllı zenginimiz bunlara pabuç bırakmayacak ve bildiğini yapacaktır.

Yetiştirdiği çocuğa yatırım yapmadan önce, istişare safhası bittikten sonra istihare yapacak veya yaptıracak, ondan da müspet cevap alacaktır… Kendisine yatırım yapılan çocuk bir cevher, bir nadire-i hilkat, bir fırtınadır… Birkaç sene içinde derin Osmanlıca, İngilizce, Arapça, Fransızca öğrenecektir… Eton Koleji’nin verdiğinin çok üzerinde bir genel kültüre sahip olacaktır… Eline Fuzuli Divanı’nı vereceksin, açıp rastgele bir gazel göstereceksin, şahane bir metin şerhi yapacaktır. Hattat ve neyzen olacaktır. Hezarfen olacaktır… İstanbul kültür, terbiye, görgü ve adab-ı muaşeretinin bir heykel-i mücessemi olacaktır… Bir hikmet abidesi olacaktır…

İlim, irfan sahibi, muhlis, mürüvvetli, müeddep, ahlak-ı hasene ile mütehallik, kâmil bir Müslüman olacaktır…

Dünyayı ayaklarının altına alacaktır…

Mahlukattan ücret istemeden ve almadan nice hayırlı hizmetler yapacak, fütuhata nail olacaktır…

Yıllar geçecek bizim hayırsever zengin vefat edecek, lakin hayır defteri kapanmayacaktır… Yetiştirdiği bu iyi insanın sevapları ona da yazılacaktır… Sadaka-i cariye...

Acaba bizim bunlara aklımız eriyor mu?

Bu yolla İmam-ı Gazali’ler yetiştirilebilir…

Şeyh Şamil’ler yetiştirilebilir…

Nureddin Zengî’ler, Selahaddin Eyyubî’ler yetiştirilebilir…

Şöhret, mevki, makam sahibi olmayan isimsiz kahramanlar yetiştirilebilir…

 
 
_________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte din ve devlet bu konuyu yazar ikinci yazısında ele almış 
birinci yazısında da çoğu konuşma bana ait  
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
On Büyük Üzücü Kötülük
Mehmet Şevket Eygi
11 Ekim 2013 Cuma 00:47

 

*Sünnî Müslüman çoğunluğun, üç büyük kurumda, orduda yargıda emniyette başörtüsü yasağının sürdürülmesini, gereği gibi ve yeterli şekilde protesto etmemesi ve etkili baskı yapmaması çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

Diyanetteki binlerce Feministin, TC başlıklı resmî belgelerle yasal genelevlerde seks köleliği yaptırılmasını, bundan KDV ve gelir vergisi alınmasını, yasal genelevlerin devlet tarafından korunmasını, seks köleliğinden alınan vergilerin bütçeye konulmasını, Diyanet Başkanının, din görevlilerinin, Feminist kadın elemanların bu seksli haram ve necis paradan maaş almasını protesto etmemeleri çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

Devletimiz iki yıldan beri yaz tatillerinde halka ve gençliğe ücretsiz Osmanlıca dersi veren kurslar açtırmış olduğu halde halkın ve gençliğin bunlara rağbet etmemesi çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

Bunca uyarılara rağmen ülkemizde her gün milyonlarca aziz ekmeğin çöpe atılması faciasının sürmesi çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

İstanbulda bazı semtlerde ve yollarda günün bazı saatlerinde vatandaşları kahr eden, adeta çıldırtacak hale gelen trafik konusunun idareciler ve sorumlular tarafından masaya yatırılıp halli için çalışılmaması çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

Denize nazır Gülsuyu adlı semtin bir tür Texas haline gelmesi, teröre alet edilen bir cenazede yüzleri kırmızı maskeli militanların ellerinde kalaşnikoflarla fotoğrafçılara sere serpe poz vermeleri, devletin bu konuda o gün aciz kalması düşündürücü ve üzücüdür.

**

Gazetelerde ve tv’lerde yüzlerce bitki ilacının kanunlara ve nizamlara aykırı şekilde kimisi abartılı, kimisi yalan reklamlarının yapılması, bu sektörde çok büyük paraların dönmesi, birilerinin kolayca zengin olması, halkın aldatılması ve sağlığı ile oynanması doğrusu çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

Son yıllarda çıkartılan millî kültür ve yapımıza tamamen aykırı kanun ve nizamlarla ailenin çökertilmesi; reissiz bir aile türetilmesi, erkeklerin tabiî haklarının ellerinden alınması, boşanmaların anormal şekilde artması, karısına biraz bağıran erkeğin mahkeme kararıyla evden uzaklaştırılması, bu karardan sonra eve yaklaştığı takdirde hapis cezası verilmesi, aşırı nafakalar, meskenin yarısının diğer eşin üzerine tescil edilmesi, uzaklaştırılmış erkeklere elektronik kelepçe takma projesi ve bunlara benzer aile yıkıcı, düzen bozucu, çökertici mevzuata karşı Müslüman çoğunluğun harekete geçmemesi, bunca yanlışı kuzu kuzu kabul etmesi doğrusu çok üzücü ve düşündürücüdür.

**

Bazı büyük gazete ve tv’lerde çok aşırı, çok iğrenç, çok rezil, çok azdırıcı müstehcen yayın yapılması, utanç verici resimler basılması; Müslüman halkın ve önderlerin bu pislikle gereği ve yeteri kadar mücadele ve etkili protesto etmemesi gerçekten düşündürücü ve çok üzücüdür.

**

Memleket çapında yaygın ahlaksızlık, soygun, rüşvet, kokuşma, uyuşturucu, haram yeme, işret, devlet eliyle kumar ve piyango, yarı resmî fuhuş ve karı kız satışı, riba, emanetlerin ehil ellere verilmemesi, haram rantlar yenilmesi, daha bunlara benzer nice fısk, fücur, isyan, tuğyan ve büyük günaha karşı Sünnî Müslümanların emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmamaları yürekleri dilhûn eden üzücü ve düşündürücü bir gaflettir.
 
 
 

* (İkinci yazı)

Din ve Devlet

DİN ve devlet münasebetleri üç şekilde olur: Birincisi, din devletidir. Bu sistemde din ile devlet birdir, özdeştir, devlet dine bağlı olarak, dinin hüküm ve kurallarına göre hareket eder. Osmanlı devleti bir din devleti idi.

İkincisi, devlet dini sistemidir. Devletin açıkça söylenmese de resmî bir dini vardır. Devlet o dine hükmeder, onu kontrol altında tutar, baskı yapar. Bugün TC’deki sistem böyledir.

Üçüncüsü: Laikliktir, yani din ve devletin ayrı oluşudur. Din sosyal bir kurum olduğu için mutlak laiklik olmaz. Avrupa’da anayasasında laiklik yazan iki devlet vardır. Biri Fransa, diğeri Portekiz. Fransa’nın iki vilayetinde laiklik yoktur. Orada devlet Katolik, Protestan, Yahudi din adamlarının maaşlarını bütçesinden öder.

Türkiye kesinlikle laik bir devlet değildir.

Laikliğin belki de yüz çeşidi vardır.

Dünya tarihinde en zalim, amansız, kanlı, vahşi, barbar laiklik Arnavutluk’ta, 1966’da ve onu takip eden yıllarda diktatör Enver Hoca zamanında yaşanmıştır. Bu adam dini, inancı, ibadet etmeyi kesin olarak yasaklamış; birkaç tarihî bina dışında bütün ibadet mekanlarını yıkıp tahrip etmiştir. Enver Hoca rejiminde ezan okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, çocukları sünnet etmek, ölüleri İslam dinine göre yıkayıp kefenleyip, cenaze namazı kılarak defnetmek yasaktı. Bu yasakları çiğneyenlere idama kadar varan cezalar veriliyordu.

Sovyetler Birliği’nde Stalin zamanında, Arnavutluktaki gibi yüzde yüz olmasa bile din, inanç ve inandığı gibi yaşama hürriyeti yüzde 99 kısıtlanmıştı. Orta Asya Müslüman ülkelerinde binlerce camiden sadece birkaçı o da göstermelik olarak bırakılmıştı. Türkiye’de 1923’te bir İslam Cumhuriyeti kurulduğu zaman İstanbul’da Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş bir Halife vardı. Kabinede sarıklı, cüppeli, sakallı bir Şer’iye Vekili (Din ve Şeriat İşleri Bakanı) bulunuyordu. Cumhurbaşkanının hanımı tam bir tesettür kıyafeti ile geziyordu. Hafta tatili Cuma idi. Bütün okullarda her gün bir saat din ve Kur’an dersi okutuluyordu. Altını çizerek söylüyorum, Cumhuriyetin ilk iki yılında açıkta oruç yiyenler, şapka giyen Müslüman erkekler tutuklanıyordu. Toplu taşıma vasıtalarında erkeklerle kadınların yerleri ayrıydı. Karma eğitim yoktu. Mahkemelerde kaynağı İslam fıkhı olan Mecelle’ye göre hüküm veriliyordu.

1924’te son Halife kovulduktan sonra dinde reformlar, inkılaplar yapılmaya başlandı.On bine yakın cami, mescid, tekke, medrese, imaret, taş mektep binası yıkıldı, satıldı, kiraya verildi.

İslam’a karşı amansız bir savaş açıldı.

Din hocaları, tarikat şeyhleri idam edildi.

Bir ara Ezan değiştirildi. Bir camide fraklı imam hutbe okudu. Namazda gerçek Kur’an’ın okunmasını da yasaklamak istiyorlardı, buna fırsat zaman ve imkan bulamadılar. Cami mihraplarına piyano konulmasını isteyen din raporları hazırlandı.

İslam’ı ya kökünden kazımak yahut reforme ederek kuşa çevirmek istiyorlardı.

Bu yaptıklarına da laiklik, din ve devleti birbirinden ayırmak diyorlardı.

Demokrasinin ve insan haklarının beşiği olan İngiltere’de laiklik yoktur. İngiliz devletinin başı olan hükümdar orada aynı zamanda millî Anglikan kilisesinin de başıdır.

Laiklik cumhuriyetin, temel insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, adaletin, güvenliğin ve demokrasinin olmazsa olmaz şartı değildir. Böyle iddialar, tarihî realitelerle uyuşmuyor, bağdaşmıyor.

Hıristiyanlıkta Allah’ın hakkını Allah’a, Sezar’ın hakkını Sezar’a verme, prensibi vardır ama İslam’da din ile dünya, cismanî iktidar ile ruhanî iktidar ayırımı yoktur.

Bizde laiklik türlü boyalara girmiştir ama her halinde egemen azınlıkların, despot vesayet rejimlerinin, askerî darbelerin aleti olmuştur.

Dine samimiyetle ve dinin kurallarına göre hizmet edilebilir…

Din birtakım alçaklar ve sefiller tarafından alet ve istihdam da edilebilir.

1924’ten bu yana Türkiye din ve rejim kavgaları ve fırtınaları içindedir.

Artık din ile barışılması gerekiyor.

Dinsiz kafir olsun, münafık Müslüman olsun İslam’ı kendi şahsî menfaat ve nüfuzları için alet ve istismar edenler bu memlekete, bu halka, bu devlete iyilik etmemişler, aksine çok kötülükler etmişlerdir.

Japonya’nın dini bizimkine benzemez ama orada din devlet kavgası var mıdır?

Türkiye bugünkü buhranlarından=krizlerinden kurtulmak, bütün insanlığa örnek olmak istiyorsa, yapay din-rejim kavgalarına son vermeli, İslam’la barışmak için neler yapılmak gerekiyorsa onları cesaretle yapmalıdır.

Anglikanlık İngiltere’nin, Şintoizm Japonya’nın kalkınmasına engel olmuyorsa, İslam da Türkiye’nin mânen ve maddeten kalkınmasına, huzur ve istikrar bulmasına engel olmaz.

Türkiye’ye yüz yıla yakın bir müddetten beri kan kusturan egemen azınlıklar, vesayetçiler acaba İslam ile barışabilirler mi?

11.10.2013

 
_______________________________________________________________________________
deşifre olduğundan haberi olmayan aramızda işte konu erdemliler meclisi işte konu bu yazarın çoğu köşesinde benim konuşmam neyse ikinci konuda yazarın ikinci yazısında konu işte hayırlı cemaatlar hayırsız cemaatlar oda yazar ikinci konuşmamı ikinci yazsında muhatab almış hepside benim desem doğru olur 
BAŞKA OLAY 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Erdemliler ve Vasıflılar Meclisi
Mehmet Şevket Eygi
10 Ekim 2013 Perşembe 00:41

Türkiye, Meclis’te kaç sandalye varsa o kadar bölgeye ayrılacak, seçimlerde her bölgeden bir milletvekili çıkacak…

Partiler kadar adayların şahsiyeti ve vasfı da önemli rol oynayacak.

Siyasî partiler çok kaliteli adaylar bulacak ve onlar çekişecek.

Bu yolla belki siyasetimize biraz vasıf gelir.

Milletvekili adayları seçim bölgelerini karış karış gezecek, seçildikleri takdirde neler yapacaklarını anlatacak. Çalmadıkları kapı kalmayacak.

Telefonunuz çalacak, bir ses “Ben bulunduğunuz bölgenin Filan Parti adayıyım, şayet rahatsız etmezsem ve izin vermek lütfunda bulunursanız sizi müsait bir zamanda ziyaret etmek istiyorum” diyecek. Buyurunuz efendim, memnun olurum cevabını vereceksiniz ve belli gün ve saatte aday cenapları evinize güneş gibi girecek.

Adayın kültürüne, ahlakına, hal ve tavrına, efendiliğine, kibarlığına hayran kalacaksınız.

Türkçesi mükemmel, konuşurken ıkınıp sıkınmıyor…

Sanki sınava girmiş süper bir öğrenci gibi… Sizin dertlerinizi dinliyor, kendi projelerini anlatıyor… Çok samimî, yapabileceklerini söylüyor, yapamayacaklarını itiraf ediyor.

Birkaç gün sonra Falan parti adayı müracaat ediyor. O da bir harika…

Böylece belli başlı partilerin adaylarını tanımış olmuyorsunuz. Çok ciddî bağımsız adaylarla da tanışıyorsunuz.

Sandığa gitmeden önce vicdanınızda bir seçim yapıyorsunuz. Her biri birbirinden faziletli ve vatansever. Nihayet istişare, sonra istihare yapıyor ve içlerinden birini seçiyorsunuz.

Böyle olsa ne güzel olur değil mi?

Hangi renkten, görüşten, kesimden olursa olsun Meclise ülkenin en faziletli, en vasıflı, en vatansever, en faydalı insanları girmelidir.

Onların tartışmaları bile kaliteli olmalıdır.

Ulan ben senin bilmem neni bilmem ederim gibi bayağı sözler Meclis çatısı altında sarf edilmemelidir.

Vasıflı milletvekilleri gerektiğinde partilerine ve liderlerine bile karşı çıkabilmelidir.

Meclis bir erdemliler meclisi olmalıdır.

Her şeyin üstünde âdil hukuk, bilgelik bulunmalıdır.

Böyle bir meclis seçilirse, ümit ederim ki, yapacağı ilk iş milletvekilliği maaşlarını ve kıyak emekliliği budamak olacaktır.

Böyle bir meclis Türkiyeyi kokuşma, rüşvet, komisyon, soygun, haram rantlar, kara ve gizli servet pisliklerinden arındırıp dünyanın en temiz ve şeffaf ülkesi haline getirecektir.

Sabaha kadar süren bir celsede Nereden Buldun Kanunu çıkartacaktır.

Aaah böyle bir meclis!.. Vaah böyle bir meclis!..
 

* (İkinci yazı)

Hayırlı Hayırsız Cemaatler

BU memlekette bir değil, birçok cemaat vardır. İyi hayırlı cemaatler vardır, hatâlı cemaatler vardır.

Bir cemaat ki:

*Ümmet birliğini kabul eder… *Kendisini Ümmetin bir parçası olarak görür… *Müslümanları kendisinden olanlar ve kendisinden olmayan öteki Müslümanlar diye ikiye ayırmaz… *Zekatı Kur’ana, Sünnete fıkha aykırı olarak toplamaz ve sarf etmez…*Allah katında tek hak din İslamdır ayetine aykırı laf etmez… *Zaruriyat-ı diniye konusunda sapık ve çarpık inançları, amelleri, görüşleri olmaz… *Dine aykırı aşırılıklar, holiganlıklar, militanlıklar ve fanatizmler sergilemez… *Kendi meşrebinden olmayanları dışlamaz… *Bir tek ben varım, ötekiler yok havalarına girmez…

Böyle bir cemaat elbette hayırlı bir cemaattir.

*Yalan söyleyen, Müslümanları aldatan, zekatları gasb eden, emanetleri ehil olmayanlara veren, öteki Müslümanları yok farz eden, Ümmet birliğini kabul etmeyen, hep bana hep bana diyen cemaatler bozuk cemaatlerdir.

Soru: Be adam isim versene!.. Ben savcı, hakim, cellat değilim. İsim vermem.

İslamî kesimde cemaat olabilir ama cemaatçilik kabul edilemez.

Ehl-i Sünnete aykırı inançları, görüşleri, amelleri, davranışları olan bozuk cemaatleri tutmam.

Başlarındaki reisleri, ruhbanları erbab haline getirenleri tutmam, desteklemem.

Zekat toplayan cemaatleri isim vermeden tenkit ederim. Hiçbir cemaatin zekat toplayama hakkı yoktur.

Hiçbir cemaatin ABD, İsrail, Siyonizm, AB, kapitalizm, emperyalizmle, sömürgecilerle, İslam düşmanlarıyla işbirliği yapmaya hakkı yoktur. Yapanlar haindir.

Kendi meşrebinden olmayan mü’minlere ötekiler olarak bakanlar bid’atçidir.

Her cemaat İSLAM, İMAN, KUR’AN, SÜNNET, ŞERİAT, ÜMMET, İMAMET, İSLAM AHLAKI için çalışmaya mecburdur.

Her cemaat Ehl-i Sünnet ve Cemaat, Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunmak, Cadde-i Kübrada yürümek zorundadır.

Hiçbir hayırlı cemaat, diğer hayırlı cemaatleri düşman veya rakip göremez.

Cemaatler birbirleriyle ancak hayırlı ve müsbet iş ve hizmetlerde müsabaka=yarışma yapabilirler.

Bütün hayırlı cemaatlerin mensupları günde beş vakit ehil imamların ardında cemaat olarak birleşirler.

Bütün hayırlı cemaatler, Allah katında derece ve rütbe üstünlüğünün şu veya bu cemaate mensup olmakla değil, taqva ile olduğunu kabul ederler.

Bütün hayırlı cemaatler, Müslümanın asıl kimliğinin İslam kimliği olduğunu, tarikat veya cemaat kimliğinin altkimlik olduğunu bilir ve kabul ederler.

Bir temenni: Bütün hayırlı cemaat önderlerinin, Ümmet birliğini sağlamak üzere bir araya gelip, ehliyetli bir İmam seçmelerini ve o muhterem zata biat ve itaat etmelerini bekleriz.

10.10.2013

 
________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan yanımda tevede filim seyrediyoruz işte filimde bir ev gördüm tek katlı harika ev vay be dedim ne güzel manzaranın içinde ev böyle evim olmasını isterdim işte dedim başka bişey demedim bilgi aynen aktarılmış yazar kendisine gelen bilgiyi analiz etmiş kösesinde 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Müslümanlar Gökdelenler Rezidanslar
Mehmet Şevket Eygi
09 Ekim 2013 Çarşamba 00:11

BENDENİZ lafı ağzımda eveleyip gevelemem. Yine açık, seçik ve keskin konuşacağım. Bugünkü gökdelenler, yüksek rezidanslar birer Nemrud-hânedir, Kur’ana Sünnete İslama aykırıdır.

Öncelikle lüks ve israflı oldukları içindir. İsraf haramdır.

Böyle binalar Sünnete aykırıdır. Resulullah Efendimiz, Medinede birazcık şatafatlı topraktan bir bina yaptıran sahabinin selamını almamıştır. Çünkü o, binasını yükseltmişti.

Hadis: “Her gün dünya semasından bir melek seslenir: Ey bugün doğacaklar, ölmek üzere doğunuz!.. Ey bugün yükseltilen binalar, harap olmak üzere yükseltiliniz!..”

Elli seneyi aşan bir zaman boyunca Türkiye çılgın bir hırs ve şehvetle lüks meskenlere yatırım yaptı. Yekun olarak trilyonlarca dolarını öldürdü, âtıl bıraktı. Mesken sahibi olmak için milyonlarca vatandaş faizli krediler aldı. O lüks ve israflı meskenlerin içleri saçma sapan eşya ve mobilya ile dolduruldu. Bir fasid daire ki sormayın.

Biz Türkiyeliler bütün sermayemizi, varımızı yoğumuzu lüks meskenlere, lüks eşyaya harcarken; Japonlar 35, 45, en zenginleri 75 metre karelik mütevazı dairelerde oturdular ve iktisat ve finans sahasında dünyayı hayran bırakan harikalar meydana getirdiler.

Ey zevzek, çok konuşma, vır vır etme!.. Türkiyenin, Japonya gibi millî ve yerli bir otomobil sanayii var mı? Çek Cumhuriyetinin Skodası gibi bir markamız bile yok.

Müslümanın ideal meskeni nasıl olmalı? Küçük de olsa bahçe içinde bir, iki, bilemedin üç katlı mütevazı fakat harika güzel bir ev. Mal değil, yuva…

Şuna bak, otuz katlı lüks bir rezidansın en üst katında oturuyor. Bulutlarla arkadaş… Yabani kazlar hizasından geçerken, ne acayip yaratıklar diyorlardır muhakkak.

Evet lüks ve israflı rezidanslar, gökdelenler İslamın ruhuna, Kur’ana, Sünnete, hikmete=bilgeliğe, akl-ı selime aykırıdır.

Karga nasıl karga yuvası, kırlangıç nasıl kırlangıç yuvası yapıyorsa Müslüman da İslam evi yapmalıdır.

Bir kırlangıcın bülbül yuvası yapması ne kadar acayip olursa, bir Müslümanın Nemrud-hâne yapması ondan daha acayip olur…

İslam sadece dar manada bir din ve teoloji değil, en geniş manasıyla bir medeniyet ve kültürdür. İslam medeniyetinin kendi evleri, binaları, mimarisi, altın oranı vardır.

İslam evi dar-ı saadet ve huzurdur

İslam evi dar-ı hikmettir.

Salon, salamanje, antre, jakuzi, şömine… Onlar, Ehl-i küfür sıçan deliğine girseler, peşlerinden girerler.

İmkanları olduğu halde İslam evlerinde oturmayan Müslümanlar yabancılaşmış, aliene olmuş Müslümanlardır. Onlardan ne köy olur ne kasaba.

Efendiler hanımlar!.. Müslüman isen Müslüman evinde, Türksen Türk evinde oturacaksın.

Arslanını arslan olduğu ininden belli olurmuş…

Mesken, mobilya, dekorasyon konusunda israf sergileyenler, Kur’an lisanıyla şeytanın kardeşleridir.

Müslüman evi nasıl olur kültürünü halkımıza, gençliğe kimler verecek?
 

* (İkinci yazı)

Üç Temel Kurumda Başörtüsü Yasağı Kabul Edilemez

KAMUDA başörtüsü serbestliği getirildi ama üç kurumda çalışan hanım personel bunun dışında tutuldu, ordu emniyet ve yargı…

Hürriyeti getirenlere teşekkür ediyoruz ama istisnaları doğru bulmadığımızı da belirtmek istiyoruz.

Üniversite hocası başını örtebilecek ama dindar hakim hanım örtemeyecek… Böyle eşitlik olur mu?

Bu üç istisna temel insan haklarına ve hürriyetlerine, din inanç ve inandığı gibi yaşama hürriyetine aykırıdır.

Ordu, yargı ve emniyet ülkenin ve devletin üç güçlü ve temel müessesesidir.

Hanım bir hakimin veya savcının başını düzgün ve sade bir şekilde örtmesi, onun vazifesini-işini yapmasını önler mi?

Emniyet ve ordu mensubu dindar bir hanımın, başını kapatıp üzerine polis veya asker kasketi giymesinin ahlaken, vicdanen ne sakıncası olabilir ki?

İsveçte Müslüman bir hanım polis oluyor, üniformasını giyiyor, başını tek renkli sade bir eşarpla örtüyor, üzerine polis şapkasını geçiriyor, orada bunu herkes normal ve tabiî karşılıyor da bizde niçin bu tolerans yok?

Kadın savcılar, hakimler, polisler, subaylar başlarına alaca bulaca eşarplar örtemez denilseydi buna itiraz etmezdim. Lakin üç müessesede başörtüsü yasağının sürdürülmesini kesinlikle hukukî, etik ve normal bulmuyorum.

Türkiye Müslüman bir ülkedir ve burada öncelikle Müslümanların, sonra diğer din mensuplarının dinî hürriyetleri hiçbir şekilde kısıtlanamaz.

Siyaset ilminde ve kültüründe baskı grupları diye bir kavram vardır. Siyaset arenasında sadece siyasî partiler değil, baskı grupları da rol oynar.

Türkiyede Alevî baskı grupları vardır. Bunlar son derece aktiftir. Haklı veya haksız isteklerini duyururlar, icabında yasal sınırlar içinde ve dışında sokağa inerler. Maalesef Sünnî çoğunluk onlar ve diğer azınlıklar gibi aktif değildir.

Kamuda başörtüsü serbestliği sağlanırken bunun yüzde yüz ve tam olması gerekmez miydi?

Niçin üç kurum istisna ediliyor?.. Hanım öğretmenler başlarını kapatabilecek de, savcılar hakimler niçin kapatamayacak? Bu eşitsizliğin akla sığan bir gerekçesi var mıdır?

Bu üç istisna karşısında Sünnî kesim niçin ayağa kalkmadı?

Sünnî kesimin şeyhleri, reisleri, muhteremleri, üstadları, ağabeyleri, efendileri, liderleri (yapıcı olmak şartıyla) niçin itiraz etmediler?

Üç kurumda başörtüsü yasağının devam etmesi bir haksızlık değil midir? Evet tekrar ediyorum haksızlık değil midir?

Peygamber Efendimiz salat ve selam olsun ona “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” buyurmamış mıdır?

Zaman Ebedî ve Millî Paşalar, darbeci âsi generaller, sıkıyönetimler, ağır baskılar, yıldırmalar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri zamanı değildir. Memlekette o kadar hürriyet var ki, birtakım densizler ve terbiyesizler Başbakana bile ağır hakaretler edebiliyor. Peki bu hürriyet ortamında hakkı söylemek ve tavsiye etmekle vazifeli bulunan birtakım Sünnî rüesa ve kübera niçin susuyor?

Önce kamuda başörtüsüne hürriyet getirenlere teşekkür edilmesi, sonra üç kurumu niçin bu hürriyetin dışında bıraktınız diye sorulması gerekmez mi?

Haklarını imkan ve hürriyet olduğu halde doğru dürüst arayamayan Sünnî çoğunluk… Çok yazık, pek yazık!

9.10.2013

 
________________________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte benim hocam vardı o ilk konuşmaya başladığında allah rızası derdi bu konuşma yazar başlık yapmış ve ilk konuşması şu diye başlardı SİYASET ve ÜLKE İDARESİNDE  DİYE  bu konuşmalar hepsi gitmiş  yazar kendi yorumlarıda var ikinciş konuşmada eğitim kurumları konuşmasıda geçti oda yazar ikinci başlığında ela almış
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Allahın Rızası
Mehmet Şevket Eygi
04 Ekim 2013 Cuma 00:02

UYANIK, şuurlu, gerçek Müslüman, ferdî=bireysel veya toplumsal hayat ve uygulamanın her safhasında Allahın rızasını kazanma niyetini taşır ve bunu gerçekleştirmek için çalışır çabalar.
 

Böyle bir Müslüman her konuda, Allahın rızasına aykırıniyet ve amellerden (aksiyon, iş) kaçınır.

*SİYASET ve ÜLKE İDARESİNDE: Allahın göndermiş olduğu hükümlerle idare edilmesini ister. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona), Allahın indirmiş olduğu hükümleri hayata nasıl uyguladığını öğrenir ve bu hükümleri o şekilde tatbik eder.

*EĞİTİM: Çocukların, genç nesillerin Allahın rızasına uygun olarak yetiştirilmesini ister. Allahın rızasına uygun eğitim sistemi Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına, hikmete uygun bir sistemdir. Allah küfre ve İslam karşıtlığına dayalı ideolojik ve süfyanî bir eğitimden razıolmaz. Bunu anlamak için din alimi olmak gerekmez. Zihni küfür ve nifak vesveseleriyle körleşmemiş herkes alim cahil bunu anlar.

*AİLE DÜZENİ: Kur’an erkeği aile başkanı olarak kabul etmektedir. Kur’an erkeğin gerektiği takdirde zevcesini te’dib etmesine (terbiye etmesine) izin vermektedir. Ailenin reissiz olması İslama, Kur’ana, Sünnete ve ilahî rızaya aykırıdır.

*ZİNA MESELESİ: İslam dini zinayı büyük günah ve ağır suç kabul eder. Hiç evlenmemiş ve halen evli olmayan zinacılara sopa cezasıverilir. Başlarından evlilik geçmiş olanlar idam edilir. Allahü Teala zinanın suç olmaktan çıkartılmasından razı olmaz. Gerçek Müslüman da razı olmaz.

*RİBA=FAİZ: Kur’an ve Sünnet faizi kesin olarak yasak ve haram kılmıştır. Kur’anda ribacılar için “Onlar Allaha ve Resulüne savaş ilan etmişlerdir” buyrulmaktadır. Müslüman da ribaya karşıdır. Allah ribacılardan razı olmaz.

*İSRAF: Kur’an israf edenler için “Onlar şeytanın kardeşleridir” buyurmaktadır. Allah israf edenlerden razı olmaz. Müslüman mesken ve yazlıkta, giyim ve kuşamda, yeme içmede, binitte, hayatın her safhasında kanaatli olmakla; israftan, lüksten, aşırı tüketimden, gösterişten, gurur ve kibirden kaçınmakla mükelleftir. Kendisi israf etmediği gibi israf edilmesine de karşı olacak, muhalefet edecektir.

*NAMAZ: Namaz, sahih bir imandan sonra İslamın temel direğidir. Allah beş vakit namaz kılınmasını emr etmiştir. Resulullah beş vakit namazı ölünceye kadar kılmıştır. Allah namazsızlıktan razı olmaz. İslam toplumu hayatı günde beş kez namazla durdurmakla memurdur.

*KADINLAR: Allah Müslüman kadınların açılıp saçılmasından, kadınlara seksî nazarla bakılmasından, göz zinasından razıolmaz. Allah iffeti, hayayı, namusu, şer’î tesettürü emr eder.

*ŞEYTANÎ TESETTÜR: Bazı kadınlar, öyle bir tesettür bürünüyor ki, namahrem erkeklerin şehevî bakışlarını çıplak kadınlardan daha fazla üzerlerine çekiyor. Böyle sahte tesettür kıyafetleri Kur’ana, Sünnete,Şeriata ve bi’t-tabi ilahî rızaya aykırıdır.

*ÂHİRETİ UNUTMAK ve TAMAMEN DÜNYAYA YÖNELMEK: Böyle birşey ilahî rızaya aykırıdır. Müslüman, ahirete yönelik olarak dünya vazifelerini yapmalıdır. Dünyaperestlik, sekülerlik, laiklik ilahî rızaya aykırıdır.

*ÜMMET: Allahü Teala bütün mü’minlerin tek bir Ümmet olduklarını bildiriyor; mü’min kullarını ayrılmaktan, bölünmekten, birbirleriyle çekişmekten men ediyor. Birliğinizi bozarsanız gücünüz elinizden gider diye uyarıyor. Ümmet birliğini bozanlardan, bölücülük ve ırkçılık yapanlardan, parça ve grup fanatik ve holiganlarından Allah razı olmaz.

*İSLÂMÎ RİYÂSET: Allahü Teala Kur’anda mü’min kullarına“Allaha, Resulüne ve SİZDEN olan emir sahiplerine itaat ediniz” buyuruyor. Müslümanların Ümmet olmaları ve bu Ümmetin başında ehliyetli bir İmam’ın bulunması farzdır.

 

* (İkinci yazı)

Ülkemizde Kaç Tür Eğitim Sistemi ve Okul Vardır?

*Türkiyede gerçek İslam Mektepleri var mıdır?... Yoktur. Çünkü gerçek İslam mektebinde Ehl-i Sünnet akaidi okutulur, İslam dinine uygun bir eğitim verilir… Bütün öğrenciler ve öğretmenler farz vakit namazlarını hep birlikte okulun camiinde okul imamının ardında cemaatle kılar… İslam mektebinde büluğa ermiş erkek ve kız çocuklar birlikte okutulmaz… İslam mektebinde bilgi ve kültürün yanında İslama uygun ahlak ve karakter terbiyesi verilir… Türkiyede hizmet veren bir İslam mektebinin bütün öğrencileri İslam-Kur’an yazısıyla edebî Türkçeyi okur yazar…

*Düzenin Kemalist eğitim veren okulları.

*İmam-Hatip okulları… Bu okullar gerçek İslam okullarımıdır? Maalesef değildir.

*Misyoner okulları. Bunların başında Robert College gelir. Saint Joseph, Saint Benoît, Sainte Pulchery, Notre Dame de Sion vs…

*Müslüman sermaye tarafından kurulmuş birtakım kolejler. Yazımın birinci paragrafındaki bilgilerin ışığında bunların gerçek İslam mektebi olmadığı kolayca anlaşılacaktır.

*İslamın tek hak din olmadığına, zamanımızda üç hak ibrahimî din bulunduğuna, Yahudilerin ve Hıristiyanların da ehl- necat ve ehl-i Cennet olduğuna inanan kimselerin kurdukları kolejlerin İslam mektebi olduğunu sanmak büyük cehalet ve gaflettir.

NETİCE: Türkiyede gerçek İslam mektebi yoktur. Bu yokluk büyük ve ölümcül bir noksandır. Gerçek islamî mektepler açmazlarsa Türkiye Müslümanlarının istikbali çok karanlıktır.

_______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan yanımızda konuşuyoruz işte biriyle ben dedimki akp boşörtüsü konusunda iyi adım attı dedim işte o konu gitmiş yazarın ilk başlığındaki yazılara ve başlığa bakın neyse ben dedimki ayağa kalkalılm gezi pakındaki olayla gibi dedim masustan oda yazarın ikinci yazısında ele almış )) 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Hanım Polisler, Savcılar, Hakimler, Subaylar Başlarını Niçin Örtemeyecekmiş?
Mehmet Şevket Eygi
03 Ekim 2013 Perşembe 00:33

 

İnternette /Veıled Woman Muslım Polıce Sweden/ kelimeleriyle arayıp görsellere basarsanız karşınıza İsveç krallığı emniyet teşkilatında çalışan resmî üniformalı Müslüman bir hanımın resimleri çıkacaktır.

İsveç’te başörtülü ve üniformalı olarak çalışa(bile)n Müslüman hanımın ismi Donna Eljammal’dır.

İsveç krallığı… Demokrasi… Din, vicdan, inandığı gibi yaşamak hürriyeti… İnsan hakları… Müslüman azınlık… Başörtülü resmî üniformalı Müslüman bir hanım polis…

Türkiye Cumhuriyeti… Halkının büyük çoğunluğu Müslüman ama burada dindar bir hanım polis başörtülü çalışamaz.

İsveç ile Türkiye arasındaki fark…

Şu hususun da altını çizeyim: Başörtüsü dinin emr ettiği bir şeydir. Türkiyede üç şekilde karşımıza çıkıyor:

(1) Dindar bir vatandaş, sırf dininin emrini yerine getirmek için, dine uygun bir şekilde başını örtüyor…

(2) Dindarlık adına, başını örtüyor ama dine aykırı bir şekilde. Bendeniz buna şeytanî tesettür diyorum.

(3) Tesettürü, başörtüsünü siyasî emellere âlet ediyor.

Tesettür Yahudilikte de, Hıristiyanlıkta da vardır… Onlar büyük ölçüde terk etmiştir ama dindar Müslümanlar terk etmemiştir.

Tesettür İslamda kadının hürriyetinin, haysiyetinin, üstünlük ve şerefinin sembolüdür.

İslam dini, nikah dışında kadınlara şehvetle bakılmasına izin vermez.

İslam kadının seks kölesi yapılmasını kabul etmez.

İslam dini devletin verdiği, üzerinde TC başlığı bulunan fahişelik vesikalarıyla kadınların satılmasını, bu satıştan KDV ve gelir vergisi alınmasını, fuhuşhane kapılarında resmî koruma polislerinin beklemesini kabul etmez.

Emniyet teşkilatında polis memuru, yargıda savcı ve hakim olarak vazife gören kadınların başlarını örtmelerine izin vermemek bir insan hakları ihlalidir.

Böyle bir yasak eşitliğe aykırıdır.

Bir itiraz: Eskiden kamu alanında başörtü tamamen yasaktı, şimdi dört meslek dışında (polis, savcı, hakim, ordu mensubu) serbet bırakıldı. Bu hürriyet ve serbestlik yetmez mi?

Cevap: Yetmez… Kamu alanında başörtüsünün serbest bırakılması dolayısıyla iktidarı tebrik ediyorum; Müslüman hanım polislerin, savcıların, hakimlerin ve ordu mensuplarının bu serbestlik dışında bırakılmalarını bir Müslüman olarak tenkit ediyorum.

Emniyet, yargı ve ordu mensubu Müslüman hanımların başlarını örtememesi konusunda tutarlı, hukukî, ahlakî bir gerekçeleri var mıdır?
 
 

* (İkinci yazı)

Geziler Devam Edecektir

GEZİ kalkışmalarını mâsum demokratik gösteriler olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu konuda milyonlarca vatandaşın beynini yıkamaya uğraşıyorlar.

Gezi hadiseleri basit halk ve gençlik hareketleri değildir. Organize gayr-i meşru darbe hareketlerdir.

Bunların ardında bazı dış ve yerli dev güçler vardır.

Çok büyük bir aile holdingi vardır.

Basit hareketlerde, yürüyüş ve nümayiş yapanlara on binlerce kumanya dağıtılmaz.

Bu kalkışmalar karanlık güçler tarafından planlanmış, desteklenmiş, teşvik görmüştür. Amaç, seçimle gelmiş meşru iktidarı devirmek, yerine egemen azınlıkların vesayet sistemi diktatörlüğünü getirmektir.

Taksim Gezi kalkışmasının stratejik hesaplarını uzmanlar yapmıştır.

Siyonizmle, Ortodokslukla, Hahambaşı Haim Nahum ile ilgisi olan büyük şirketin büyük ortaklarından biri, Gezi hadiselerinin en alevli ve ateşli günlerinden birinde Gezici bir Gazeteye giderek kışkırtıcı manşet attırmıştır.

Gezi hadiselerinin bir kısım planları resmî bir lisede hazırlanmıştır.

Yeni Geziler hazırlanmaktadır. Tragedyanın ikinci perdesinin prelüdleri başlamıştır.

Gezinin derin kurmayları mutlaka kan dökülmesini istemektedir.

Gezi kalkışmasında İsrailin, Siyonizmin, Evangelistlerin, Megali İdeacıların, Kriptoların tuzu biberi rolü var mıdır? Hiç olmaz olur mu?

Gezi hadiseleri esnasında ülkemize dünyanın her yerinden acayip sabıkalı turistler gelmiş midir, gelmemiş midir?

Elbette yürüyüş, toplanma hakkı vardır ama bu Gezi işleri kesinlikle normal, tabiî, mâsum, sıradan işler değildir.

Türkiyede tenkit edilecek bozuk işler yok mudur. Hiç olmaz olur mu, elbette vardır. Lakin Gezi kalkışması bunları protesto için değil, dıştan sözde demokrat, gerçekte dediğim dedikçi Kemalist bir diktatörlük kurmak için yapılmıştır.

Gezi hadiselerinin ardında iktisat, finans soygunları planları var mıdır? Bundan kimse şüphe etmemelidir. Bu ülke, bu halk, bu memleket kırk yıldan beri vatan elden gidiyor yaygaraları içinde yüz milyarlarca dolar soyulmuştur.

Fırtınalı bir gecede dev bir firmanın dört buçuk milyar dolar vurgun vurduğu rivayetleri ayyuka çıkmıştı.

Bu memleket uzun yıllar boyunca müzmin yüksek enflasyonla soyulup durmuştur.

Eski faşist diktatörleri taparcasına seven ve övenler şimdi Gezi hadiseleriyle eski vesayet günlerini geri getirmek istiyor.

Türkiyenin Sünnî çoğunluğu bu emellerin önünü kesmelidir.

Sandıkla gelen iktidarlar, sandıkla gitmelidir.

Mâsum mitingler, yürüyüşler elbette yapılsın. Lakin organize Gezi kalkışmalarının karşısına polis çıksın.

Onlar vaktiyle bütün muhalifleri uyduruk mahkemelerin zalim kararlarıyla asmış, zindanlarda çürütmüş, sürgünlerde perişan etmişti. Organize Gezicilerin üzerine su sıkılması, gaz püskürtülmesi; eski korkunç kıyımların, Dersimde Sabiha Gökçen (Hatun Sebilciyan) vasıtasıyla uçaktan atılan bombaların yanında pek hafif kalır.

Geziciler niçin Bir Kemalist Parti kurmuyor?

Kemalist parti kurmak yasak mı?

Parti kursunlar, seçime girsinler, kazanırlarsa ülkeyi idare etsinler. Paşa paşa…

3.10.2013

 
_________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanda var aramızda konuşuyoruz işte  ben muzip bir arkadaşın arkasından bişey konuştum aslında niyetimde kötü bişey yoktu onu aktarmış yazarın 1 nolu yazısında ikinci konuda aramızda biri var kendini beğenmiş muhbirde dediki işte sen kendini beğenmiş birisin oda 2 ci yazısında başka konu geçti başkalarının karısında kızlarına bakılması iyi değil dedim oda aktarılmış 3 cü yazısında sözün kısası 15 nolu yazarın köşesine kadar bütün yazılar bizim konuşmalarımız işte başka muhbirin yanında konuşmalarda yazarın ikinci yazısında konu sigarayı bırakalı çok oldu konuşması geçti oda yazarın sigara ile yazısına bakın neyse ordan lüks otomobile geldi işte oda aktarılmış oda yazarın ikinci yazısında
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Îkazlar=Uyarılar
Mehmet Şevket Eygi
02 Ekim 2013 Çarşamba 00:42

1. Gıybet etmek ölü kardeşinin etini yemek gibi iğrenç bir günahtır. Gıybetin tarifi şudur: Bir kimsenin bulunmadığı bir yerde onun, duyduğu takdirde hoşlanmayacağı bir kusurunu ve ayıbını söylemektir. Mesela zayıf birine sıska, şişman birine şişko, saçı dökülmüş birine dazlak… kepçe kulak… dişlek demek. Yani gıybet doğru olanı söylemektir. Doğru olmayan bir şey söylenirse o iftira ve yalan olur. Allah bizi ıslah etsin, biz kendimizi ıslaha çalışalım. Ölü kardeşimizin etini yemeyelim.

2. Kendini beğenme… Kibirlenme… Gururlanma: Namaz kılıyor, oruç tutuyor, umreye gidiyor ama gururundan, kibrinden, azamet taslamasından yanına yaklaşılamıyor. Böylesi sofu ve iyi bir Müslüman değil, kötü bir Müslümandır. Ağızlarıyla dilleriyle Kur’an okuyan dindarlık taslayan, lakin okudukları Kur’an hançerelerinden kalplerine inmeyen, dindarlıkları pek yüzeysel olan boş ve kof kimselerden olmayalım. Kur’an okumak elbette çok büyük bir fazilettir ama Kur’anın emir ve öğütlerini tutmak yasaklarından kaçınmak gerekir. Kur’an sadece okunmak için değil, uygulanmak için gönderilmiştir. Müslüman, Kur’anı yaşayan, Kur’an ahlakına sahip olan kimsedir.

3. Başkalarının karılarına, kızlarına, analarına, gelinlerine kötü gözle bakan kimselerden olma! Başkasının karısına ve kızına şehvet ve kötü niyetle bakan, kendi karısına ve kızına kötü bakılmasına zımnen razı olmuş olur.

4. Kafamıza şunu iyice koyalım: Müslümanlar Darülislam’da da Darülharb’te de faiz muamelesi yapamaz. Dinimiz faizi kesin olarak yasaklamıştır. Ribanın yetmiş çeşidi vardır, en hafifi kendi anası ile zina etmek gibidir. Yine kafamıza iyice yerleştirelim: Düşük faizli mesken kredisi yoktur, düşük kelimesi bir aldatmacadır. Aldığın borcu üç-beş sene sonra ödeyince ödediğin faiz miktarının % 50 olduğunu görürsün. Ku’ anda ribacılar için “Allah’a ve Resûlü’ne savaş ilan etmişlerdir” buyuruluyor. Sakın ha faiz caizdir, batıl ictihadlarına ve fetvalarına kanma, inanma. Faizciler büyük fasıklar ve facirlerdir, o zümreye dahil olma, onlarla ülfet ve ünsiyet etme.

5. Dinimiz bize şüpheli şeylerden kaçınmayı emrediyor. Zahirde faiz gibi görünmeyen, lakin faize benzeyen acayip para ve kredi muamelelerinden de bucak bucak kaç.

6. Komşu haklarına çok dikkat et. Ne yap yap, onlara “Bizim şu komşumuz ne iyi bir adam, Allah ondan razı olsun” dedirt. Onların senden yaka silkmelerine yol açacak kötülükler, haksızlıklar yapma, rahatsızlık verme, onların kurdu değil meleği ol.

7. Evcil ve vahşi hayvanlara, bitkilere diğer mahlukâta zarar verme, onlara merhamet et. Bir kedi yüzünden cennete girebileceğin gibi cehenneme de düşebilirsin. Karınca gibi zararsız hayvanları öldürme. Kış aylarında aç kalan kuşları besle. Karlı bir günde pencere kenarına koyacağın bir avuç bulgur, sebeb-i necâtın olabilir.

8. Kur’an müsrifler= savurganlar için, “Onlar şeytanın kardeşleridir” buyuruyor. Bir lokma ekmeği bile atma, pilav yerken tabağında tek pirinç tanesi bile bırakma. Açık büfede açgözlülük etme, tabağına gerekenden fazla yiyecek koyup, sonra bunların bir kısmını yemeyip çöpe atılmalarına sebep olma beyinsizliğini irtikâb etme. Meskeninde, yazlığında, giyiminde kuşamında, otomobilinde, seyahatlerinde, mobilyanda orta halli, mütevazı kanâatkar ol. Sakın Nemrutluk, Firavunluk taslama, ilahî sille yersin. Mütevazı ol, kanaatli ol, alçak gönüllü ol, ölçülü ol.

9. Sakın kimsenin kalbini kırma… Kıblegâh-ı Kibriyâdır yıkma kalbin kimsenin. Sakın ah alma. Gecenin oklarından sakın… sakın… sakın!.. Gecenin okları nedir bilir misin sen? Bir kimseye haksızlık edersin, zulmedersin, kalbini kırarsın; zavallı gecenin tenha vaktinde ellerini açar seni Allah’a şikayet eder. İşte bu şikayetler gecenin oklarıdır. Tabanca, tüfek, top mermisinden daha yakıcı ve vurucu olabilir.

10. Her gün sor kendine: Bugün Allah için ne yaptım? Beş vakit namazımı kıldım mı?.. Farzları cemaatle kıldım mı? Allah’ın bana nasip etmiş olduğu yiyeceklerden ve nafakadan başkalarına verdim mi? Ağlayan bir gözün yaşlarını sildim mi? Sefalet çekenlere zekat ve sadaka verdim mi?... Suriyeli mülteci aile iki odalı viranhânede çoluk çocuk on kişi yaşamaya çalışıyor. Kış yaklaşıyor onlara bir iki battaniye götürdün mü? Yiyecek almaları için biraz para verdin mi? İbadette, hayır hasenatta, iyilik yapmakta, ilim öğrenmekte her yeni günün bir öncekinden daha ileri ve hayırlı olmalıdır. Resûlüllah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” buyurmuştur. Sen bu hadisi her gün en az bir kere hatırlıyor ve gereğini yapıyor musun?

11. Dinimiz mâlâyâni işleri kötü görüyor yasaklıyor. Sen gevezeliklerden, zevzeklikten, boş ve kof siyaset dedikodularından, günah yüklü magazin dedikodularında uzak mısın, yoksa onlarla iç içe misin? İç içe isen vah sana, yazık sana!..

12. Rahman’ın rızasını kazandırıcı, Resûlüllah’ın şefaatine nail edici neler yapıyorsun? Sakın bu konuda gafil olma.

13. Para ile aran nasıl? Sen bir paraya tapan mısın? Para kazanmak zengin olmak için her haltı yiyor musun? Haram ve şüpheli kazançlarla aran nasıl?

14. Mümin kardeşlerini bizden olanlar ile bizden olmayanlar şeklinde ikiye ayırıyor musun? Bazı mümin ve Müslümanlara “Öteki Müslümanlar” gözü ile bakarak bir tür ırkçılık yapıyor musun?

15. Hanım kardeşlerimize: Aynaya bakın tesettürünüz nasıl? Kur’ana, Sünnete uygun şer’î tesettür mü, yoksa rengarenk, alaca bulaca, düttürü Leyla, namahrem erkeklerin şehevî bakışlarını çeken şeytanî tesettür mü? Evet, lütfen aynaya bakın. Sonra ne yapmak lazımsa öyle yapın.
 
 

* (İkinci yazı)

Bilmek, Niyet Etmek, Gerçekleştirmek…

İYİ ve güzel bir şey yapabilmek için öncelikle onun bilgisine sahip olmak gerekir… Ancak bu bilgiye sahip olan kişi o işi yapmaya niyet edebilir…

İyi bir iş yapmaya niyet eden kimsenin, o iyi niyetini aksiyona çevirmesi gerekir…

Yani iyi işler üç kademede yapılır: (1) Bilecek, ilmine sahip olacak… (2) Onu yapmayı niyet edecek, karar verecek… (3) Bu niyetini ve kararını düşünceden fiile, aksiyona geçirecek…

Birkaç örnek veriyorum:

*Sigaranın sağlığı için çok zararlı olduğunu öğrenecek… Sigarayı bırakmaya karar verecek… Bu kararı uygulayacak, yani bırakacak.

*Müslüman kişi beş vakit namaz kılmanın kendisi için çok faydalı ve lüzumlu olduğunu, Kur’anda ve Sünnette imandan sonra dinin ikinci şartının namaz olduğunu, kılarsa kendisi için çok iyi olacağını, kılmazsa ahiretteki hesabının çok zor olacağını öğrenecek, bunu iyi bilecek… Kılmaya niyet edecek, karar verecek… Bu karar ve niyetini gerçekleştirecek, kılmaya başlayacak…

*İhtiyacı olmayan çok lüks, çok pahalı, çok israflı, gösterişli bir otomobili var. Bu otomobil onu gurura, kibre götürüyor. İsrafın, gösterişin, gurur ve kibrin kesin haram olduğunu öğrenecek… Bu bilgi onu, lüks ve israflı arabasını satıp ihtiyacı kadar bir otomobil almaya yönlendirecek… Bunu niyet edecek… Pahalı, israflı, kibir verici şeytanî otoyu satacak, yerine ihtiyacı ne kadarsa öyle bir araba alacak…

Bize çok yararlı inançları, bilgileri, işleri muteber ilmihal ve dinî ahlak kitaplarından iyice öğrenelim… Zararlı olan şeyleri de öğrenelim… Yararlı iyi salih işleri yapmaya niyet edelim, yapalım… Zararlı şeyleri yapmamaya niyet edelim, yapmayalım…

Bütün doğru inançlar ve fikirler; bütün iyi ve sâlih işler; bütün güzellikler Kur’anda, Sünnette, Şeriattadır. Bunları muteber, doğru, güvenli din kitaplarımızdan öğrenelim ve hayatımıza tatbik edelim.

2.10.2013

________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte  konuştum işte yazarın birinci yazısındaki çoğu konuşma bana ait 1 den 7 kadar yazarın konuşmaalrı bizim konuşmalarımız işte ikinci konu ordudan konu açıldı hepsi gitmiş azda olsa yazarın kendi yorumlarıda var hatta ordudan bahsettik hatta az bir ordu gücüyle büyük orduların yenilebileceğinden konuştuk onlarda bizim ayrı konuşmalarımız ordudan kastımız bildiğimiz orduydu çevirmiş yazar onu değişik şekilede yazmış neyse yazarın en son yazısı kişinin aynasıdır yazısı muhbirin kendi konuştu 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Üç Liseli Öğrenci Yetiştirilecek
Mehmet Şevket Eygi
29 Eylül 2013 Pazar 00:50

Şöyle bir projem var: İstanbul’da lise 1, 2, 3’ te (4 olmaz) okuyan edebiyata, tarihe, sanata, keyfiyet kültürüne bağlı üç zeki, kabiliyetli, istidatlı, ehliyetli, liyakatli öğrenci bulayım, bunlara pratik çalışmalar yaptırayım, paralel ve alternatif eğitim (verebilirsem bizzat) vereyim, verdireyim.

Pratik çalışmalar:

(1) Osmanlıca’dan kolay, küçük bir metni Latin harflerine çevirecek.

(2) Kültür ve sanat konusunda fotoğraflı küçük bir gezi yapacak. Mesela bir pazar günü Edirne’ ye gidecek resimler çekecek, “On Altı Yaşında Bir Liseli Gencin Bir Günlük Edirne Seyahatnâmesi” unvanı ile albüm gibi bir şey hazırlayacak. Fotoğraflar, onların yanında kısa ve net açıklamalar… Camiler, eski Osmanlı, Rum, Bulgar, Yahudi evleri, köprüler vs.

(3) Çok kısa, “Liseli Bir Gencin Bir Aylık Güncesi’’ isminde notlar…

(4) Geleneksel, millî, İslamî sanatlarımızdan birini öğrenecek, ürün verecek.

Alternatif ve paralel eğitim ve din kültürü:

1. Namaz kılmıyorsa namaza başlayacak.

2. Ehl-i Sünnet mezhebi üzere ilmihâlini, ezberleyerek öğrenecek.

3. Edebiyat ve arûz dersleri alacak.

4. Gerçek tarih dersleri alacak.

5. İstanbul kültürü, görgüsü, nezaketi, edebi, çelebiliği dersleri…

6. Lükse kaçmamak şartıyla güzel giyinme, sağlıklı beslenme dersleri…

7. Bunlara benzer konular.

Bu çocukların zekâları 100 IQ’dan aşağı olmayacak; karakterleri bu eğitime müsait olacak.

İstanbul’daki yüz binlerce öğrenci içinden üç kişi çıkar mı, bulabilir miyim, böyle bir denemeye kendileri ve ebeveynleri razı olur mu, bu konuda kesin bir şey söyleyemem.

Belki güçlü adaylar vardır, bu yazımdan haberleri bile olmaz.

Herhangi bir cemaat, sekt mensubu gençleri yetiştirmek üzere kabul etmem doğru olmaz.

Şu hususu da belirteyim: Bu üç öğrenciye burs vermeyeceğim. Gerektiğinde seyahat masraflarını, özel ders ücretlerini ben öderim ama öğrencilere para veremem. Zaten cazip miktarda burs vereceğimi söylesem izdihamdan kapım kırılabilir…

Bu öğrencilere yaptıracağım transkripsiyon metinleri, fotoğraflı gezi notları, günceler çok az sayıda mesela yüz ellişer nüsha basılacaktır.

Kanunlarımıza göre öğrenciler, reşit olmadıkları için velilerinden izin ve muvâfakatnâme getireceklerdir. Lakin velileri ile görüşmeyeceğim ve hizmetime müdahale etmeyeceklerdir.

Böyle bir proje hayata geçirilebilir, bu üç genç kendi ve bendenizin kapasitesi nispetinde yetişebilirlerse ileride gazeteci, yazar, fikir adamı, eğitimci, edebiyatçı, tarihçi, hukukçu, mimar, sanatkâr olarak hizmet edebilir.

Bu anlattığım şeylerin bana ne faydası olacak?.. İleride adam olurlar, hayırlı hizmetler ve işler yaparlarsa, bu çalışmayı ihlâsla yapmış olmam şartıyla bendeniz için sadaka-i cariye olur, sevap kazanırım.

Bu hizmeti ihlâsla yapabilecek misin? Çok zor… Allah yardım ederse… Hizmetin içine benlik karışabilir… Riya karışabilir.

Arzu eden olursa kendi el yazıları ile özgeçmişlerini, geleceğe ait projelerini içeren bir kompozisyon yazmalarını, bir zarfa koyup üzerine /M.Ş. Eygi Bedir Yayınevi, Cağaloğlu Yokuşu İst./ adresini yazarak posta ile göndermelerini rica ederim.

Not:

*Politikacı olmak isteyenler müracaat etmesinler. Onları yetiştirecek yeterli siyasî kültürüm yoktur.

*Müracaat eden olursa açık adresini, telefon numarasını, varsa e- mailini bildirsin.

*El yazısıyla yazılmamış müracaatlar nazar-ı itibara alınmayacaktır. (Yazısı kişinin aynasıdır.)

 
 

* (İkinci yazı)

İslam’ın Önündeki En Büyük Engel
 

MÜSLÜMANLARIN en büyük düşmanı Siyonistler, Haçlılar, agresif İslam karşıtları mıdır? Hayır hayır hayır!... İslamın ve Ümmetin önündeki en büyük engel, bizzat Müslümanlardır. Elbette onların hepsi değildir ama büyük bir kısmıdır.

İslam’a vasıfsız, çürük, yarı mühtedi, yüzeysel, darmadağınık, birbirinden kopuk Müslümanlardan daha fazla zarar veren bir zümre yoktur.

Bir milyon kişilik bir ordu düşünün… Disiplin yok, üniter hiyerarşı yok, bin tane mareşal, iki bin orgeneral var. Bütün birlikler birbirinden kopuk. İrtibat yok, keşif yok, emniyet tedbiri yok. Her birliğin bütçesi ayrı. Herkes kendi birliği adına para topluyor. Ordu ticarete alet ediliyor. Doğru dürüst talim malim yapılmıyor. Herkes kendi kafasından, kendi re’y ve hevası ile ordu adına konuşuyor. Bazı birlikler arasında rekabet, çekişme var. Ne hayır gelir böyle bir ordudan?

Böyle bir orduyu on bin kişilik disiplinli küçük bir ordu yenebilir.

Müslümanların kurtulabilmeleri için tek bir Ümmet olmaları lazımdır. Ümmet sadece lafla, edebiyatla olmaz.

Ümmetin teşkilatı, üniter hiyerarşisi, disiplini, talimatları, başında bir İmam-ı Kebiri, mü’minlerin ona biat ve itaat etmiş olmaları, İmamın yardımcıları ve şûraları, Ümmetin Kur’ana, Sünnete, Şeriata uygun bir plan ve programı, bir stratejisi bulunması gerekir.

Ordu talim yapmaz, yan gelip yatarsa ne olur? Orduluktan çıkar.

Ümmetin çeşitli talimleri vardır. Birinci ve en önemli talim beş vakit namazdır. Bizim Ümmetin yüzde doksanı namaz talimini bırakmış.

Birleşmeyen, tek bir Ümmet olmayan, ehliyetli ve liyakatli bir İmam’a biat ve itaat etmeyen, namazı yitiren, şehvetlerine uyan Müslümanlar İslamın önündeki en büyük engeldir.

Başka düşmana lüzum yoktur.

29.09.2013

 
 
_______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte halkın çoğunluğunu oluşturan sünni kesim ilk konuşma bu yazarın birinci yazısına bakın tasavvuf falan hepsi gitmiş benim az ama kendi katkısı çok neyse ikinci konu yazarın köşseinden kestip buraya yapıştırdım İslam düşmanları, Müslümanların içine çok miktarda casus, ajan, provokatör, yönlendirici, istihbaratçı sokmuştur. bu yazı neyse üçüncü yazıda 2 ci yazı başlığındaki hepsi bana ait AKILLI MÜSLÜMAN DİYOR O YAZI 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Müslümanlar haklarını niçin aramıyor?
Mehmet Şevket Eygi
28 Eylül 2013 Cumartesi 00:44

 

Halkın çoğunluğunu oluşturan Sünnî kesim haklarını arayamıyor. Bir toplumun en temel, en meşru haklarını arayamaması onun için büyük, süründürücü, öldürücü bir eksikliktir.

Eskiden Müslümanlar ağır baskılar altında yaşıyordu ve haklarını arayamıyordu. Bugün ise, yüzde yüz olmasa bile hürriyet vardır; hakkımı ararsam zalimler mahkemeye verirler hapse mahkum ederler mazereti ortadan kalkmıştır.

Müslümanların, aramadıkları hakları nelerdir:

1. Cumhuriyetin ilk yıllarında kapatılmış olan İslam Medreseleri’nin tekrar açılması. Eskiden medreselerde icazetli din alimi, fakih, müftü, muhaddis, müfessir, müderris yetiştiriliyordu; bunların İslamî usule uygun icazetleri oluyordu. Bugün bu sistem yoktur. Mevcut İmam-Hatip okulları ve İlahiyat fakülteleri icazetli ulema ve fukaha yetiştirmiyor. Eski medreseler Ehl-i Sünnet üzere eğitim ve öğretim yapıyordu. Paşalar devrinde, din hürriyetine ve insan haklarına aykırı şekilde kapatılmış olan İslam Medreseleri açılmazsa Sünnî Müslümanların toparlanması ve yükselmesi mümkün değildir.

2. Eski tasavvuf tekkelerinin de açılmaları ve faaliyete geçmeleri gerekir. İslam, Türkiye’ye tasavvufla girmiştir, tasavvufsuz din hayatı eksik kalır. Açılacak tekkelerin, ehliyetli ve liyakatli ulema ve meşâyihten oluşacak bir Meclis-i Meşâyih tarafından kontrol edilmesi gerekir. Ehl-i Sünnete, sahih itikada, Şeriata aykırı tarikatlara ve tasavvufî faaliyetlere izin ve fırsat verilmemelidir.

3. Müslümanlar eski İslam Vakıfları’nı da talep etmelidir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana maalesef muazzam miktarda vakıf malı yok edilmiştir. Müslümanlar, kendilerine ecdaddan kalan bu malların hesabını sormalı ve devletten tazminat istemelidir.

4. Türkiye Müslümanlarının en doğal haklarından biri devletten bağımsız bir İslam Cemaati’ne sahip olmaktır. Bugün böyle bir şey yok. Genel müdürlük seviyesinde ve ideolojik rejime tamamen bağımlı bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Siyasi iktidar istediğini Diyanet İşleri Başkanı yapıyor, canı istemezse azlediyor, yerine başkasını getiriyor. Türkiye’deki sistem gerçek lâiklik değildir, “Devlet Dini” sistemidir. Yargının, üniversitelerin, bazı kurumların devlete karşı özerklikleri vardır ama Diyanet’in yoktur. Birtakım derin güçler Türkiye’yi Ehl-i Sünnet dairesi içerisinden çıkartıp yeni bir İslam türetmeye çalışıyor, bunun için Diyanet’i alet ve istismar ediyor. Dinin bu şekilde alet edilmesini önlemek için ya özerk yahut tamamen bağımsız bir “İslam Ümmeti Teşkilâtı” kurulmalıdır. İslam vakıfları bu teşkilâta verilmeli, yok edilmiş vakıflar için devlet tazminat ödemelidir.

5. Kapatılmış, yok edilmiş ahîlik teşkilâtı ve fütüvvet ahlakı yeniden hayata geçirilmelidir. Bu yapılmazsa iş, ticaret, sanayi, finans hayatındaki çürüme ve kokuşma önlenemez.

6. 1928’de bin yıllık millî yazımızın yasak edilip Latin yazısının mecburi kılınması eğitim ve kültür hayatımızda korkunç bir kopukluk meydana getirmiştir. Bu kopukluğun tamir edilmesini istemek Müslümanların en büyük hakkıdır. Kuran-İslam yazısıyla yazılıp okunan Osmanlıca üzerindeki bütün yasaklar ve tabular kaldırılmalı; bu yazıyla kitap, gazete, dergi çıkartılmasına izin verilmelidir. Hem İslam harfleri ile hem de Latin harfleriyle eğitim veren müesseseler kurulmalıdır.

7. Türkiye Müslümanlarının temel haklarından biri, İslamî eğitim hakkıdır. Tevhid-i Tedrisât devrimine son verilmeli, İslam mektepleri açılarak Müslümanların çocuklarının, inançlarına göre yetiştirmelerine imkan sağlanmalıdır.

8. Cumhuriyetin ilk yıllarında kılık-kıyafet ve tesettür konusunda da Müslümanlara büyük zulümler yapılmıştır, adil olmayan kanunlarla temel haklar ve hürriyetler çiğnenmiştir. Bunlara da son verilmelidir.

9. Ülkemizdeki Yahudiler Cumartesi, Hıristiyanlar Pazar günleri hafta tatili yapabiliyor ama çoğunluktaki Müslümanlar Cuma günü tatil yapamıyor. Bu konudaki haklar da aranmalıdır.

Müslüman çoğunluk bu haklarını niçin aramıyor, arayamıyor? Bunun birkaç sebebini de sayayım:

*Müslüman halkın hak arama kültürü yeterli değildir. Tarihî arızalar sebebiyle medenî kültür gitmiş, kırsal kesim ve taşra kültürü gelmiştir.

*Tek bir ümmet olmaları gereken Sünnî kesim bin kadar İslamcılığa, cemaate, tarikata, hizbe ve fırkaya ayrılmıştır. Bunlar birbirinden kopuktur, en hayatî konularda bile işbirliği yapamıyorlar.

*İslam düşmanları, Müslümanların içine çok miktarda casus, ajan, provokatör, yönlendirici, istihbaratçı sokmuştur.

*Din sömürücüsü, yarı mühtedi sahte İslamcılar kendi menfaat ve saltanatlarını düşünmektedir. Onların gözünde Müslümanların haklarının kıymeti yoktur.

Temenni: İslam’a, kur’an’a, şeriat’a sadık şuurlu ulemânın, fukahânın, meşayihin, ziyâlıların, uyanık Müslümanların birleşmeleri, haklarını aramaları gerekir. Bunu yapmazlarsa vebal altında kalacaklardır.

Harıl harıl büyük, orta, küçük camiler yapılıyor… Yukarıda saydığım haklar elde edilmezse vakit namazlarında bu camileri dolduracak cemaat bulunamaz.

Türkiye Müslümanlarının, gasbedilmiş haklarını arama, isteme ve geri alma konusunda eğitilmeleri gerekir, bu işi kim yapacaktır?
 

* (İkinci yazı)

Akıllı Müslüman

Selim bir akıl, dini anlamak için birinci ve zarurî alettir. Aklı olmayanın mükellefiyeti=yükümlülüğü yoktur. Akıl âlettir, araçtır ama dinin kaynağı değildir. Dinin kaynağı Kur’andır, Sünnettir, icmâ-i ümmettir ve kıyas-ı fukahadır.

İnsan İslamı kendi aklıyla, hevasıyla, re’yi ile doğru olarak öğrenemez.

İslam rehberlik ile öğrenilir.

İslamı insanlığa Resulullah (Salat ve selam olsun ona) tebliğ etmiş ve öğretmiştir.

Her devirde İslamı doğru bilen ve Resulullahın vekilleri, vârisleri, halifeleri olan icazetli alimler, fakihler, fazıl kimseler olmuştur. Her Müslüman İslamı bunların derslerinden ve kitaplarından, onların tedrisi, tâlimi ve rehberliği ile doğru olarak öğrenebilir.

Lütfen ezberleyiniz: Aklı olmayanın dini yoktur ama akıl dinin kaynağı değildir.

Vahye, nakle ihtiyaç olmasaydı, insanlar kendi akıllarıyla doğru yolu bulurlar ve Peygamberlere (aleyhimüsselam) ihtiyaç kalmazdı.

Dini akıllarıyla, re’y ve hevalarıyla yorumlayan şu çeşit çeşit İslamcılara bakınız. Her biri ayrı telden çalıyor. Akılları onları Kur’anda, Sünnette, Şeriatta birleştiremiyor, tek bir Ümmet haline getiremiyor.

Akıllı Müslüman kesinlikle akılcılık yapmaz.

Akıllı Müslüman aklın din kaynağı olmadığını iyi bilir.

Gerçekten akıllı Müslüman dini râsih, zahid, âbid, muttaqi, firasetli, icazetli ulema, fukaha ve meşayihten öğrenir.

Dini konularda kendi re’y ve hevasıyla konuşan, hüküm veren, ictihada yeltenenler akıllı Müslüman değil, akılsız Müslümandır.

28.09.2013

 
______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanın yanında futbol çılgınlığından bahsettim bilgierl aynen gitmiş 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Futbol Çılgınlıkları
Mehmet Şevket Eygi
26 Eylül 2013 Perşembe 00:37

 

Bendeniz futboldan hoşlanmam. Ülkemizde öteden beri futbol merakı, çılgınlığı, hastalığı vardır ama son yıllarda, aylarda, haftalarda bu hastalık ve çılgınlık korkunç boyutlara ulaşmıştır.

Haberlerin metinlerini ve yorumlarını okumuyorum, sadece başlıklarına ve resimlerine bakıyorum, durum o kadar vahim ki, futbol meraklıları bile saçlarını başlarını yoluyor.

Bizans’ta bir ara mavilerle yeşiller varmış, bizdeki durum onların rekabetini de geçti.

Futbol bir spor mudur?.. Siz yirmi iki kişinin sahada top koşturmasına ve yirmi iki milyonun bunu stadyumlarda yahut ekranlardan seyr etmesine spor diyorsanız eyvallah.

Futbol gerçekten bir spor ise, bizdeki haliyle spor olmaktan önce bir çılgınlıktır.

Sporun ana kaidelerinden biri centilmenliktir. İki sporcu güreşir, sonunda biri yener, diğeri yenilir, birbirlerinin ellerini sıkarlar.

Sporda düşmanlık, rekabet yoktur. Müsabaka=yarışma vardır.

Artık bizdeki son futbol maçları eski Romanın gladyatör oyunlarına benzemeye başladı.

Ya futbol şikelerine ne demeli.

Futbol salarında oyuncular top koştururken, arka planda karanlık odalarda kirli şike hesapları yapılıyormuş.

Bütün oyuncuları kasd etmiyorum ama özel hayatları seks gazetelerinde teşhir edilen bazı oyuncuların çocuklara, gençlere, halka iyi örnek olduklarını iddia etmek mümkün müdür?

Futbolcularımızın içinde kimisi beş vakit namaz kılan terbiyeli, ahlaklı, edebli, nezih gençler var. Onlar tabiî ki tenkitlerimin dışındadır.

Sık sık yazarım, bu memlekette her şeyin çivisi çıkmıştır diye… Bu hükmüme itiraz eden var mıdır? Bugünkü haliyle Türk futboluna normal mi denir, yoksa çivisi çıkmış mı denir?

Gezi hadiselerinin tahribatını gördük. Yarın Allah saklasın iki büyük futbol kulübünün holigan ve militanları iç savaşa, Gezi kalkışmasına benzer bir şey çıkartırlarsa ne yapacağız?

Son çılgınlıklar Gezici kurmayların provokasyonu ve tezgahı olabilir mi?

Dış düşmanlarımız ve içteki işbirlikçileri nice konuyu ve sahayı futbollaştırdılar.

Türklerle Kürtleri ayırdılar… Sünnilerle Alevileri… Dindarları çağdaşları… İç barışı ve toplumsal uzlaşmayı dinamitleyip berhava ettiler.

Bütün bunlar Hahambaşı Haim Naumun doktrini planlarına göre yapılıyor.

Lozanın gizli protokolleri, başka protokoller…

Halkı ve gençliği müstehcen yayınlarla çürütmek.

Toplumu aşırı tüketimci ve aşırı israf eden bir topluma dönüştürmek.

Halkı lüks mesken, lüks otomobil fetişisti yapmak.

Dindarları sekülerleştirmek, dinden kopartmak.

Gençliğin ve halkın bir kısmını seks manyağı yapmak.

Kaç kişi kaldıysa, ülkenin ‘âqil insanlarından bir heyet toplansa ve futbol taşkınlıkları hakkında doğru dürüst bir rapor hazırlasa ne iyi olur.

Ey gerçek aydınlar… Ey yüksek düşünürler!.. Ey ‘âqilan!.. Futbolculuğumuz ve şikeler hakkında ne diyorsunuz?

Olup bitenler normal midir, yoksa çılgınlık mıdır?

Söyler misiniz, bu toplum nereye gidiyor?
 
 

(İkinci yazı)

İtiraz Eden bir Zata

İtirazınızı okudum. İmam-Hatip okullarında namazın mecburî olması isteğimi yersiz buluyorsunuz. Aksine çok yerindedir. Bendeniz aşçılık veya bahçıvanlık okulunda namaz kılınmalıdır demiş olsaydım, belki (haksız olarak) itiraz edebilirdiniz ama İmam-Hatip okullarında bütün öğrenciler için vakit namazlarını kılmanın mecburî olmasını istememden daha tabiî ve normal bir şey olamaz.

İmam-Hatipte okuyacak çocuğumuz ileride cami imamı, vaiz, müftü, din dersi öğretmeni olabilir. Onun namazlı ve abdestli olarak yetişmesi bu yüzden çok önemlidir.

 Din görevlisi olmayacak da doktorluk, mühendislik, ticaret gibi bir meslek seçecekse yine namazlı olması icab eder. Çünkü o genel kültürün yanında dinî tahsil veren bir okuldan mezun olmuştur ve iyi bir Müslüman sayılması için mutlaka musalli=namazlı bir Müslüman olması gerekir.

Sultan ikinci Abdülhamid Han zamanında veteriner mekteplerinde bile beş vakit namaz kılmak mecburî idi.

Bir İslam devletinde bütün Müslümanlar namaz kılar. Medreselerde ve genel kültür mekteplerinde namaz mecburî olur.

Müslüman olmayanlara baskı yapılmaz, onlar kendi dinlerinde hür ve serbest bırakılır.

Zamanımızda birtakım İslamcıların en büyük çelişkisi ya hiç namaz kılmamaları, yahut bazen kılıp bazen kılmamalarıdır.

Tekrar ediyorum: İmam-Hatip okullarında vakit namazlarının cemaatle kılınmasının mecburî olmaması çok büyük bir aykırılık ve çelişkidir.

Namazsız Müslümanlar ileride hem İslama, hem de memlekete, devlete ve halka büyük zararlar verebilir.

Bendenizin bu iddiasına karşı çıkacak aklı başında, bilgili ve vicdanlı bir Müslüman düşünemiyorum.

Müslümanların açtıkları bütün özel okullarda namaz mecburî olmalıdır.

Bazı İslam-Türk kolejlerinde cami olmaması, namazı dosdoğru kıldıracak bir imam bulunmaması ve Müslüman öğrencilerin cemaatle vakit namazı kılmaması korkunç ve yıkıcı bir eksikliktir.

Okulda gayr-i Müslim öğrenciler varsa, onlara elbette hiçbir baskı yapılamaz.

Bazı Ehl-i Sünnetten sapmış bid’atçi İslamcılar hem İslam, Kur’an diyorlar, hem de namazı gündemlerinden çıkartmış bulunuyorlar. Namaz imandan sonra İslamın ikinci şartıdır, temelidir. Bir Müslüman namazı nasıl ihmal edebilir?

Zamanımızda gerçekten dindar liseli ve üniversiteli bir gençlik kütlesi var mıdır?

Var diyen varsa, İstanbulda bir ay müddetle sabah namazında camileri dolaşalım ve cemaat içinde kaç liseli, kaç üniversiteli genç var, görelim. Maalesef yoktur.

Bir İslam toplumu namazı terk yahut ihmal ederse onun iflah olması, necat ve felah bulması imkansızdır.

Namaz işine önce İmam-Hatip mekteplerinden başlayalım.

26.09.2013

 
______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla oturduk konuşuyoruz eskilere daldık işte ismet inönü adnan menderes 1960 darbesi ana konu diktotörlük yazarın ikinci yazısındaki çoğu kanuşma kendisine ait benimde katkım var yazısında
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İmam-Hatiplerde Beş Vakit Namaz Mecburî Olmalıdır
Mehmet Şevket Eygi
20 Eylül 2013 Cuma 00:13

 
Bütün İmam-Hatip okullarında, bütün öğrencilerin vakit namazlarını okul camiinde, okulun resmî imamının ardında hep birlikte cemaatle kılmaları mecburî olmalıdır.

Gerekçesi: Günde beş vakit namaz kılmak, Kur’anla, Sünnetle, icmâ ile farzdır. İmam-Hatip okulları, isimlerinden de anlaşılacağı üzere dinî okullardır ve öğrencilerinin namaz kılmalarından daha tabiî bir şey olamaz.

Osmanlı devleti zamanında bütün okullarda, medreselerde, kışlalarda cemaatle namaz kılınırdı.

Bırakın medreseleri, ülkenin en gözde lisesi olan Galatasaray Sultanîsinde bile Müslüman talebelerin cemaatle namaz kılması mecburî idi.

Hem de cemaatle… Hiçbir öğrencinin, şimdi biraz başım ağrıyor, sonra münferiden tek başıma kılarım demeye hakkı yoktur.

Sen İmam-Hatip mektebi aç ve orada bütün talebelerin cemaatle namaz kılması mecburî olmasın. Olur mu böyle şey?

Bir kere yazmakla olmuyor, bin kere yazmak gerekiyor. İngilterenin değil, dünyanın en vasıflı koleji olan Eton’un kilisesinde her sabah ayin yapılıyor ve talebelerin buna katılması mecburî.

Eton İngiltereyi İngiltere yapan okuldur. Ilımlı, light, sulandırılmış, suya sabuna dokunmaz yeni bir İslama taraftar olanlar, yukarıdaki teklifime soğuk bakacaklardır. Onların istediği olsa, İslamın ismi ve resmi kalır ancak.

Namazsız İslam olmaz… Namazsız İmam-Hatip mektebi olmaz.

Vak’anüvis Lütfi Tarihinde Sultan İkinci Mahmud Han’ın valilere irade göndererek, bütün Müslüman halkın beş vakit namazı camilerde cemaatle kılmalarını emr ettiği yazılıdır.

Sultan Abdülhamid namaza çok önem verirdi. Hem kendisi kılar, hem de halka kıldırırdı.

Sultan Reşad, Harem-i hümayunda muallimelik=öğretmenlik yapan Safiye (Ünüvar) hanımı huzuruna çağırtmış, “Hocahanım, Harem kapısına “Beş vakit namazı kılmayanlara tuzum ve ekmeğim haram olsun… Sultan Reşad…” yazılı bir levha astır” demiş.

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) namaz konusunda ısrarlı emirleri, namazı terk edenler hakkında da ağır tehdit ve uyarıları vardır. Başta İmam-Hatipliler olmak üzere bütün çocuklarımıza beş vakit namazı sevdirmeli ve kıldırmayız.

İslam dini canım isterse kılarım, istemezse kılmam demeyi kabul etmez.

Müslümanlar namazı yitirir ve şehvetlerine uyarlarsa (Dünya, para, lüks, konfor, gel keyfim gel, zevk u safa, gurur, kibir, aşırı tüketim şehvetlerine) zillete düşerler, hürriyetlerini kaybederler, rezil ve rüsvay olurlar.

Bülûğa ermiş oğullarına ve kızlarına namaz kıldırmayan anne ve babalar dinen suçludur ve evlatlarına kötülük etmektedir.

Antalyada ve başka yerlerde yan yana cami, kilise ve sinagog yaptıran, nice kilise harabesini restore ettiren iktidarın, İmam-Hatip mekteplerine de, bütün talebeyi içine alabilecek genişlikte camiler yaptırmasını istemek hakkımızdır.

İtiraz eden olursa İngiltere kolejlerinin kiliselerindeki sabah ayinlerini örnek gösteririm.
 
 

* (İkinci yazı)

Hiçbir Diktatöre Sen Diktatörsün Denemez

AÇIK alanda bir grup vatandaş, on beş yirmi kişi, bağırarak ellerinde beyaz bir yazılı bez taşıyor. Ne yazıyor bezin üzerinde?.. Katil Erdoğan… Bizim malum ve mahut medya, bu resmi ve haberini haberini basarak Erdoğan diktatördür diye feryat ediyor.

Yahu bunlarda hiç akıl, vicdan ve iz’an yok mudur? Erdoğan gerçekten diktatör olsa, onlar bunu serbestçe söylebilir, bez üzerine yazarak teşhir edebilir mi?

Ulu Paşa zamanında Katil… Diktatör diye bağırılıp, sokak nümayişi yapılabilir miydi?

Millî Şef İsmet Paşa diktatörlüğü zamanında yapılabilir miydi?

Açık konuşuyorum, böyle sözler Adnan Menderes için de söylenemezdi.

27 Mayıs 1960’dan sonra Katil Cemal Gürsel Paşa denilebilir miydi?

Erdoğan elbette tenkit edilebilir ama ona diktatör demek mümkün değildir.

Diktatörlük Mısırda var, Suriyede var, Kuzey Korede var…

Diktatörlük rejimlerinde baştaki şef diktatör kutsaldır; ona bırakın diktatör ve katil demek, en ufak ve yumuşak muhalefete bile izin verilmez.

Bugünkü Kemalist, Sabataist medya ile Türkiyenin işi çok zordur.

Damdan bir muhalif düşer ölür, yaygarayı basarlar, polis öldürdü derler.

Kalbine pil takılmış bir barmen nümayişe gider, kalbi dayanamaz yıkılır ölür, bizimkiler yaygarayı basar, iktidar öldürdü der.

Polis kanunsuz nümayiş yapanların üzerine biber gazı ve tazyikli su sıkıyormuş, bizim Kemalistlere göre bu bir zulümmüş, diktatörlükmüş.

Senelerce yazıp durdum, Türkiyede çoğunluğu oluşturan Müslümanlar medya konusunda birinci olmazlar, en etkili gazeteleri yayınlamazlar, en güçlü tv kanallarına sahip olmazlarsa iktidarı alsalar bile çok zorlanırlar dedim.

Köylü ve taşra zihniyet ve kültürüyle büyük ve tesirli gazete yayınlamak, büyük ve tesirli tv sahibi olmak çok zordur.

Müslümanlar son elli küsur yıl içinde en zeki, en kabiliyetli, en istidatlı, en vasıflı çocuklarının yeterli kısmını subay yapmadıkları için perişan oldular, yine akıllanmadılar.

Yetmiş altı milyonluk şu Türkiyede, çoğunluğu oluşturan Sünnîlerin niçin günde en az iki milyon bayi satışı olan (taşıma suyla abone satışı değil!) güçlü ve tesirli gazeteleri yok?

Niçin en az beş milyon vatandaşa hitap eden tv kanallarımız yok?

Eğitim, okul, öğretmen konusunda neler yaptık, neler yapmadık? Şu koskoca Türkiyede bir tek gerçek İslam Mektebimiz var mı?

Artık o eski faşist rejimlerin boyunduruğu altında yaşamıyoruz. Hürriyet var, Müslümanların çok parası var, imkan ve fırsat var. Niçin bunlardan yararlanmıyoruz?

Sanırım aklımız, kültürümüz, vicdanımız, gücümüz, ahlakımız, karakterimiz yeterli değil.

20.09.2013

 
 
______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan benden kalem istedi bende yok dedim kusura bakma bukadar konuştuk işte bilgi aktarılmış yazarın ilk birinci yazısında kalemi yok yazısına bakın bu olaydan önce geyik muhabbetine daldık başka muhbirle öfff öffff falan diye bu öfff lafı yazar ikinci yazısında başlık yapmış bu geyik muhabbeti siayasi laflarımız aktarılmış yazarın ikinci yazısında 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Eyvahlar
Mehmet Şevket Eygi
18 Eylül 2013 Çarşamba 00:38

Karşınızdaki üniversiteli gence lütfen not alır mısınız diyorsunuz. Cep telefonunu çıkartıyor ve notunuzu cihaza kaydetmeye çabalıyor… Evyah!.. Delikanlının cebinde küçük bir not defteri ve kalem yok. Şifahî kültürlü…

Lise diplomalı biri size bir mektup yazmış, acizane yerine acizhane yazmış. Evyah eyvah!..

Yalan söyleyen, haram yiyen, yamuk ahlak ve düşük karakterli biri kendisine bol keseden mücahid unvanını vermiş. Yahu mücahidlik bu kadar düştü mü?

Karı tam bir rüküşlük heykeli. Alaca bulaca, rengarenk, ince topuklu ayakkabılar, gökkuşağının bütün renklerini aksettiren bir eşarp. Üstelik elinde bir dondurma külahı, yalaya yalaya caddede yürüyor. Bir elinde cep telefonu, bir elinde dondurma. Böyle tesettür olur mu?

Bir öğretim görevlisi, Beyazıt’ta Üniversitenin ana kapısının altından geçiyor. Kapının üzerinde şaheser bir hatla Türkçe bir kurum adı yazılı. Bizim öğretim üyesi bu Türkçe yazıyı okuyamıyor. Yahu bu ne biçim üniversitedir, bu ne biçim akademisyendir.

Hacı bey lisedeki oğlunun İngilizce öğrenmesi için bir çuval para harcamış ama Osmanlıca öğrenmesi için kılını kıpırdatmıyor. Vah vah…

Hafızımız Kur’anın tamamını ezberinden okuyor ama Kur’anın emirlerini yerine getirmiyor, yasaklarından uzak durmuyor. Böyle hamele-i Kur’an olur mu?

Büyük şehirde beş bin cami var. Sabah ezanları okunuyor. Camiler açık, ışıl ışıl ama birkaç ihtiyar dışında gelen yok. Halk ve dindar gençliğin büyük kısmı leşler gibi horul horul uyuyor. Böyle İslam şehri olur mu?

Günde tam altı milyon ekmek çöpe atılıp israf ediliyor. Müslümanlar başlarına azap inmesinden korkmuyor mu?

Aaaa!.. Bu ne biçim gazete? Her sayfasında seksî ve şehvetli açık saçık kadın kötü kadın resimleri var. Gazete mi, genelev bülteni mi? Irz, namus, iffet, hayâ, ahlak, fazilet taraftarları niçin böyle gazeteleri ve yayınları protesto etmiyor.

Kadıköyde Kripto Geziciler bir duvara büyük bir yazıyla “Zulüm 1453’te başladı” diye yazmışlar. Milyonlarca Müslüman bunu protesto etti mi?

İstanbul depremini bekliyor. Bütün uzmanlar deprem olacak diyor. Lakin gereken tedbirler alınmıyor. Milyonlarca halk kurbanlık koyun gibi bekliyor. Gafletin, umursamazlığın, intiharın böylesi…

Bozuk düzenlerde rüşvet alınır, haram yenir, kara para zengini olunur fetvasını Şeytandan mı almışlar şu rezil herifler?

Cuma ezanları okununca Müslümanlar niçin dükkanlarını, işyerlerini kapatmıyor; ticarete, alış verişe ara vermiyor?

Çinin Müslüman nüfusu bizim nüfusumuzdan fazla. Orada camilerde başı açık namaz kılan tek Müslüman yok da, bizde namaz kılanların yüzde doksanı niçin başı açık namaz kılıyor?

Maddî durumu bozuk şu yetim öğrenci kızcağıza, şu dul kadına niçin zekatla yardım yapılmıyor?

Şu sahte dindarın midesi her gün kilolarca ölü kardeşinin etini yemeyi nasıl kaldırıyor?

Bunca hürriyet varken Müslümanlar niçin birleşip tek bir Ümmet çatısı altında toplanmıyor?

Ehl-i İslam niçin ehliyetli ve liyakatli bir İmam’a biat ve itaat etmiyor?

İngiltere’de son yıllarda 85 Şeriat mahkemesi açıldı. Bizde niçin yok?

Sapıklar cesur, gözükara ve atılgan da Müslümanlar niçin değil?

Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına ve bilgeliğe aykırı; bunca fitne fesat, nifak şikak, fısk fücur, günah isyan içinde şu adamlar nasıl oluyor da “Her şey yolunda” diyebiliyor?

* (İkinci yazı)

İki Güzel Haber

Öfff… Öfff… Öfff… Gazetelerde internette hiç iç açıcı haber yok… Fitne fesat… Fısk fücur… Nifak şikak… Dinsizlik densizlik donsuzluk… Gezi parkında, şurada burada polisle çatışmalar ara ara devam ediyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi ilim yuvası mı kargaşa merkezi mi belli değil… Trafik kazaları, cinayetler… Cerbezeli ve cazgır kadının biri İstanbul metrobüsünde yanındaki boş yere hiçbir erkeği oturtmamış… Gazetelerde iğrenç, rezil, utanmazca müstehcen resimler… Fuhşiyat, fuhşiyat, fuhşiyat… Bazı politikacılar bayram topu gibi gürültülü atışlara devam ediyor. Uyuşturucu satışları berdevam. Dev binalar yükseliyor, onlara paralel zina, zina, zina. Binaların ve zinaların yanında ribalar… Dinsizler ve densizler bir alem; İslamcılar ve Süslümanlar bir alem. Ramazan bitti ya, namazların pabucu da dama atıldı. Sabah namazlarında camiler boş… İstanbul trafiği çekilmez bir bela haline geldi. Deniz dibi tüneli açılınca ferahlama olacakmış. İnanan inansın, ben inanmam… Okullar açılıyor, Ulu Paşa’nın resimleri ve büstleri nezaretinde çağdaş, laik, ıvır zıvır dersler başlayacak.

Bunca olumsuzluğun içinde iki haber beni mutlu etti. Birincisi: İstanbul’dan hareket edip Marmara’nın öbür sahiline giden bir deniz otobüsü denizin ortasında istop etmiş, yarım saat beklemiş. Sebep mi? Bir leylek sürüsü güneye doğru deniz üzerinden uçuyormuş. Denizden bir iki metre yükseklikte… Kaptan gemiyi durdurmasa onlarca kuşcağıza çarpıp parçalayacakmış. Yarım saat beklemiş. Yolcular fotoğraf çekmişler, kaptanı tebrik etmişler.

Bu merhametli ve medeni kaptan Murat Küçükçaylı beyi ve yarım saat gecikmeyi hoş karşılayan yolcuları tebrik ediyorum… Bu dünya sadece insanlar için değildir. Leyleklerin diğer hayvanların da hakları vardır.

İşte bin türlü kötülük cinayet, rezalet, ahlaksızlık, vahşet, azgınlık, dinsizlik, densizlik, rezillik ve rüsvaylık içinde beni bir nebze de olsa mutlu eden, huzurlu kılan hızlı deniz otobüsü ve leylekler hadisesini sizlere kısaca arz ettim.

Buna benzer bir hadise de Bolu da Abant tarafında ağaçlık bir yerdeki (Karacasu beldesi) Gazelle isimli otelde cereyan etmiş. Başıboş vahşi köpeklerden kaçan bir geyik yavrusuyla bir karaca otelin bahçesine girmişler, otel çalışanları onlara biberonla süt vermiş, her gün sütlerini içip ormana geri gidiyorlarmış. İnşallah vahşi avcılar onları kurşunlamaz.

Acımasızlık her gün biraz daha yaygın hale geliyor. Cinayetler, adam öldürmeler çoğalıyor. Bazı yerlerde peynir ekmek, fındık fıstık gibi kadın satılıyor. Akıl almaz işler oluyor… Kolluk kuvvetlerine ait bir mekanda kumar oynatılıyormuş… Fesubhanallah!

Suriye göçmenleri parklarda yatıyormuş, yağmurlar başlayınca ne olacak?

Burnumuzun ucunda savaş tamtamları çalıyor. Gezici medya vur patlasın çal oynasın magazin ve fuhşiyat haber ve resimleriyle dolu… Orta Doğu Teknik Üniversite’sinde başörtülü kızlara saldırmışlar.

Gidip görmedim ama İngiltere’de seksen beş Şeriat mahkemesi açılmış. Ne güzel.

Yine İngiltere’de halkının çoğu Müslüman olan mahallelerin giriş cadde ve sokaklarına pankartlar açılmış. Bu bölgede içki içilmez… Kumar oynanmaz… Kadınlar açık saçık giyinemez… Domuz eti satılmaz ve yenmez. Türkiye’de sofu Müslümanların yaşadığı bir bölgede böyle bir yasak olsa Kemalistler yeri göğü birbirine katar.

Birkaç günlüğüne bağ evime gideyim diyorum. Orada televizyon yok, zaten İstanbul’daki evimde de yok, telefon çekmiyor, birkaç gün temiz havada, kötü haber ve dedikodulardan uzakta dinlenirim İnşaallah.

18.09.2013

 
 
________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla internette bi kadın muhbirler konuşuyoruz konu açıldı işte şen dulum dedi bende iyi olmamış demekki boşandınmı dedim oda evet dedi hayırlısı olsun dedim baya konuştum kendisine tesellide bulundum işte bu bilgi olarak aktarılmış yazarın köşesinde hepsi kendi düşüncesi azda olsa benimde var konu boşanma 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Kadınlar Hakkında Yeni Devrim Yasaları Ve Uygulama Sonuçları
Mehmet Şevket Eygi
13 Eylül 2013 Cuma 00:11

 


Son yıllarda ülkemizde Feministler bir yandan hukuk, öte yandan Diyanet alanında M. Kemal ve İsmet Paşa zamanlarında bile yapıl(a)mamış devrimler=inkılaplar yapmıştır. Feminist bir Medenî Kanun hazırlanmış, ailede reis kavramı kaldırılmış, erkeğin aleyhine zevceye gayr-i âdil haklar tanınmış, kadın erkek eşitliği bozulmuş, toplumun temeli olan ailenin temelleri çökertilmiş, boşanma davaları çoğalmış, büyük sayıda çocuk mutsuz kılınmıştır. Bu konuda hukukçu bir dostumun hazırladığı raporu, kendisine teşekkür ederek yayınlıyorum:

R a p o r:

“Kadın hakları başlığı altında 2000 yılından itibaren devrim mahiyetinde yeni yasal düzenlemeler yapılmıştır. Özellikle AK Parti iktidarı dönemine tekabül eden yasa çalışmaları sonuçları itibarı ile feminist ve aşırı kadın hakları savunucularının duygu ve düşünceleri doğrultusundadır. Diğer bir ifade ile Cumhuriyet döneminde yapılan devrimlerin güncellenmesi ve daha ileriye götürülmesi olarak tanımlayabiliriz.

Somut bir örnek: CHP İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Yüksel Çavuşoğlu Kasım 2012 tarihinde yapılan kadın hakları konulu konferansın bitiminde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in yanına gelerek, “Sizi seviyor ve beğeniyorum. Keşke siz başkan olsanız. Başkan olmanızı isterim. Kadınlara bakışınız çok güzel” diyerek hayallerini gerçekleştiren sayın bakanı tebrik etmiştir. Bu gelişme üzerine CHP Genel Merkezi tarafından CHP İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Yüksel Çavuşoğlu görevden alınmıştır. Sayın bakan ise görevine ve CHP kadın kolları başkanının hayallerini gerçekleştirmeye devam etmektedir.

Kadın hakları konusunda yasal düzenlemelerin sonuçlarına diğer bir örnek: Ülkemizde ilk defa erkekler “boşanmış babalar grubu” adı altında bir araya gelerek Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı önünde eylem yaptılar. Çocuklarının velayetlerinin ellerinden alındığını ve tayin edilen yüksek nafaka bedellerini ödeyemediklerinden haklarında hapis kararları çıktığını açıklayarak bakanlık önüne siyah çelenk bıraktılar.

Yapılan yeni düzenlemeler üzerine ihtisas mahkemeleri olan Aile Mahkemeleri kurulmuştur. Aile Mahkemeleri hakimlerinin ekserisi kadın hakimlerden oluşmaktadır. Yerel mahkemelerin ve Yargıtay’ın kararları açıklanan yasal düzenlemelerin sonucu olarak kadınlar lehine çıkmaktadır.

Anayasa başta olmak üzere Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklikler özetle;

1. Referandum ile yapılan son anayasa değişikliğine kadınlar lehine pozitif ayrımcılık hükmü getirilmiştir. Madde 10 - (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

Uygulama yasaları hazırlanmaktadır. Uygulamada kamu kurumuna eşit şartlarda başvuranlar arasında kadınlara öncelik verilmesini sağlayacaktır. Tüm yasalarda kadınları koruyucu tedbir ile birlikte lehe düzenlemeler yapılması beklenmektedir.

2. Medeni Kanun’da yapılan  değişiklikle 01.01.2002 tarihinden itibaren evlilik birliği içerisinde edinilen malların % 50’si, edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince paylaştırılması hükmü getirilmiştir. Bu hükümlerden kadınların yararlandırılması amaçlanmıştır. Aynı şekilde kadınların miras payı % 25 iken yeni yasalarla % 62.5 oranına çıkarılmıştır. Geriye kalan tüm çocuklar ise % 37.5 oranını paylaşacaklardır. (% 50 edinilmiş mal rejimi +% 12.5 ise geriye kalan hissenin ¼ dür)

Medeni Kanundaki  Değişiklikler

• Yeni Medeni Yasada aile reisliği kaldırılmış ve eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetecekleri düzenlenmiştir.

• Eski kanunda evlilik birliğini temsil yetkisi kocaya aittir. Yeni Yasada temsil yetkisi eşlerin her ikisine birlikte verilmiştir.

• Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.

• Kadına, “önceki” soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren ve daha önceden yapılmış olan (1997 yılında) değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.

• Yeni Yasa ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiştir. Aile izni ile evlenme halinde 17 yaşını doldurmak, mahkeme kararıyla evlenme durumunda 16 yaşını doldurmak şartı getirilmiştir.

• Eski Medeni Kanuna göre eşlerin velayeti birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek eşlerin velayeti birlikte kullanacakları düzenlenmiştir.  Anlaşmazlık halinde ise hakim karar verecektir.

• Yeni Medeni Yasada eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten izin almadan sürdürebilecektir.

• Yeni kanunla eşler arasındaki cebri icra yasağı kaldırılmıştır.

• Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim,  gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.

• Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.

• Birliğin korunması için, eşler birlikte yaşarken,  eşlerden birinin istemi üzerine hakim, ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler. Birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde, eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.

• Yeni Medeni yasa ile `aile konutu’ kavramı gelmiş ve eşlerden birinin, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceği, aile konutunu devredemeyeceği veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacağı kabul edilmiştir. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilecektir.

• Daha önce boşanma davalarında yetkili mahkeme, davacının ikametgâhı ya da davadan önce eşlerin birlikte altı ay oturdukları yer mahkemesi iken, yeni yasa ile boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri (Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir) veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Bir soru üzerine kadınlara notlardan alıntı:

Yeni Medeni Kanuna göre kısaca haklarınız şunlardır: 1.Evlilik birliğini eşinizle birlikte yönetme hakkına sahipsiniz… 2.Evlenme ile kocanızın soyadını alırsınız, ancak istediğiniz takdirde eşinizin soyadı ile birlikte önceki soyadınızı da kullanabilirsiniz… 3.Meslek veya iş seçiminde eşinizden izin almak zorunda değilsiniz… 4.Evli iseniz çocuğunuzun velayetini birlikte kullanırsınız. Resmi nikahlı değilseniz çocuğunuzun velayeti size (anneye) ait olacaktır… 5.Çocuğunuzun adını eşinizle birlikte koyma hakkına sahipsiniz... 6.Evliyseniz çocuk ailenizin soyadını, evli değilseniz sizin (annenin) soyadınızı taşır… 7.Eşinizden haklı bir sebeple ayrı yaşıyorsanız nafaka isteme hakkına sahipsiniz... 8.Eşinizle oturacağınız konutu birlikte seçme hakkına sahipsiniz… 9.Tapu müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurarak oturduğunuz evi aile konutu olarak şerh ettirebilirsiniz. Eşiniz sizin rızanız olmadan oturduğunuz ev kira ise kira sözleşmesini feshedemez ve oturduğunuz ev eşinize aitse evi sizin rızanız olmadan satamaz… 10.Eğer 01.01.2002 tarihinden sonra evlenmişseniz ve başka bir mal rejimini seçmemişseniz `edinilmiş mallara katılma’ rejimini seçmiş sayılırsınız. Boşandığınız zaman evliliğiniz süresince edindiğiniz malları paylaşma hakkına sahip olursunuz. 11.01.01.2002 tarihinden önce evlenmişseniz, bu tarihten önceki dönem için eşinizle başka mal rejimi seçmemişseniz `mal ayrılığı’ rejimi hükümleri uygulanır. Yani o dönemdeki malların paylaşımında kendinize ait olan mallarınızı alabilirsiniz… 12.Boşanmanız durumunda eşinizden kendiniz ve müşterek çocuğunuz için nafaka isteyebilirsiniz… 13.Boşanmak istemiyorsanız ancak eşinizden haklı bir nedenle ayrı yaşıyorsanız, hakim kararıyla boşanmadan da nafaka talep edebilirsiniz… 14.Hakim,  eşinizin ve sizin maddi durumunuzu esas alarak ödenecek nafakayı belirler. Bu nafaka size her ay düzenli olarak ödenmek zorundadır.

3. Ceza kanununda zina suç olmaktan çıkarılmıştır. Sadece boşanma nedeni olarak kabul edilmektedir.

4. Nafaka borcunu ödemeyenlere İcra İflas Kanunu 344 md. gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi verilmektedir. Boşanma davalarında çocukların velayeti (akıl hastalığı ve/veyahut haysiyetsiz bir hayat yaşadığı kanıtlanmadan) anneye verilmektedir. Velayetle birlikte iştirak ve tedbir nafakalarına hükmedilmektedir. Nafaka miktarları genellikle babanın ödeme imkanlarını zorladığından ödemede gecikme nedeniyle hapis kararı ile sonuçlanmaktadır. Baba ayrıca çocuğunu kararda açıklanan günlerde görebilmektedir. Uygulamada ise annenin insafına kaldığını görmekteyiz. Anne çocuk adına aldığı nafakayı keyfi kullanabilmektedir.

Boşanma Davası

4. Yasal değişiklikler sonucu kadının  boşanma davası açtığını, velayet, nafaka, tazminat, edinilmiş malların paylaşımı, maddi ve manevi tazminat ve tedbir taleplerinin uygulamasını istediğini var saydığımızda kuvvetle muhtemel gelişmeler  ve sonuçları :

a-Kadın boşanma davası açmakla ayrı yaşama hakkını kazanır,

b-Şiddetin varlığını dahi aranmadan manevi  baskının olduğunu dahi söylerse kocanın aile konutundan uzaklaştırılmasına, nafaka tayinine karar verilmektedir. Zinanın suç olmaktan çıkarıldığı düşünülürse vahim sonuçları tahmin edebiliriz. Aşağıda metnini eklediğim kanun maddesi taraf teşkili yapılmadan tedbir olarak verilmektedir.

Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

Kanun No. 6284 Kabul Tarihi: 8/3/2012

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları

MADDE 5-(1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir. c-Kadın evlilik birliği içinde edinilen malların yarısını almaktadır. (gayrimenkul, menkul, tüm hak ve alacakları) Boşanma davası açıldığında kocanın tüm mallarına tedbir kararı verilmektedir.

d-Akıl hastalığı veya ağır haysiyetsiz hayat sürme dışında çocukların velayeti anneye verilmektedir. Ayrıca tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmektedir.

e-Talep edilen maddi ve manevi tazminat şartları genellikle kadın lehine yorumlanmaktadır.

f-Boşanma davası açılmakla koca evinden, karısından, çocuklarından uzaklaştırılmakta, tüm mal varlığına tedbir konulmakta, mallarının yarısını karısına vererek nafaka ve tazminata mahkum edilmektedir.

g-Güncel uygulama ise Borçlar Kanununda yapılan değişiklikle eşin rızası, muvafakati alınmadan hiçbir taahhüt altına girilememektedir. Özellikle iş hayatında ciddi aksamalara neden olmaktadır. Sözleşme yaparken, kredi alırken, kefil olurken eşiniz/karınız yanınızda olmak zorundadır.  Bankalar eşiniz imzalamadan çek defteri bile vermemektedirler. Bankalarda, işyerlerinde trajikomik hikayeler anlatılıyor. Bir gün önce imzaladığı sözleşmeyi bankaya gelip çığlıklar içerisinde geri isteyen, imzasını iptal etmek isteyen kadın hikayeleri anlatılmaktadır. Evdeki en küçük çekişme/tatsızlık iş hayatına etki etmektedir.

Açıklanan yasal değişiklikler ve uygulamaları bir arada düşünüldüğünde ulaşılan sonuçlar;

Evlilik sayısında ciddi azalmalar olmuştur.

Boşanma sayısında ciddi artışlar olmaktadır.

Boşanma davaları artık kadınlar tarafından açılmaktadır.

Evlilik yaşı yükselmiştir (kadınlar 25-erkekler 30).

Dul, zengin, orta yaş kadın sınıfı oluşmuştur.

Kadına yönelik şiddetin artışının bu yasa değişiklikleri ve uygulamalardan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Boşanma davalarının diğer bir sonucu bir milyona yakın çocuğun aile birliğinin koruması altında olmamasıdır.

Kadına yönelik şiddet medya üzerinden abartılarak verilmektedir. Bir kısım feminist kadın hakları savunucuları her gün medya üzerinden propaganda yapmaktadırlar.”

*****

(Feministler Diyanet’e de sızmış, beş bin kadar kadın müftü yardımcısı, vaize, öğretmen tayin edilmiş: büyük bir vilayetimizin müftü yardımcısı, Buharî’de yer alan sahih bir hadîs hakkında, “Peygambere söyletmişler” diyecek kadar ileriye gitmiştir.)

13.09.2013

 
 
__________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
deşifre olduğundan haberi olmayan kadın isihbaratçıyla konuşuyoruz işte ben ona dedimki işlerin nasıl iş yeri sahibi işler iyi değil dedi bende dedimki sen iyi insansın işlerinde hile yapmadığından dolayı öyle işte dedim kendiside dürüst bir insan evet dedi kısmet dedi tabi allah herkese helal lokma nasip etsin dedim bu bilgiler aktarılmış yazarın ikinci başlığına bakı altta din hizmetkarlığının zenginliğ diye yazı başlığı var kendi düşünceleri işte ben fazla konuşmadım 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Okullarda İbadet Mekanları
Mehmet Şevket Eygi
12 Eylül 2013 Perşembe 00:14

Okullarda, istek olursa ibadet yeri (mescid, namaz odası) açılabilecekmiş. Millî Eğitim Bakanlığını, bu doğru ve çok isabetli kararından dolayı tebrik ediyorum. Bir okulda spor salonu, laboratuarlar, atölyeler olabiliyor da niçin (gerekiyorsa) bir ibadet yeri olmasın?

Duyduğuma göre Galatasaray lisesinde beş kadar öğrenci namaz kılıyormuş ve bunların merdiven altında minicik bir mekan da olsa ibadet edebilecek bir yerleri yokmuş. Doğru mudur bu?

Kemalist, Sabataycı, Laikçi (laik değil) medya, okullarda gerektiğinde açılabilecek bu ibadet yerlerini pek soğuk ve somurtkan karşıladı. Haksızlar.

Ülkemizdeki misyoner papaz okullarının kocaman kiliseleri olabiliyor da, devlet okullarının niçin namaz odaları, mescidleri ve camileri olmasın?

İngiltereden ibret alalım: Oradaki kolejlerin kocaman kiliseleri var. İnternetten Eton Kolejinin resmini bulun, kilise binası okul binasından yüksek ve her sabah orada, derslere başlanmazdan önce öğrenciler ibadet ediyor.

M. Kemal Paşa, Manastır askerî mektebinde ve İstanbuldaki Harbiyede okurken, diğer bütün büyük mekteplerde olduğu gibi, okulun camiinde resmî imamın ardında beş vakit namaz kılmıştır.

Yine birileri itiraz edecek ve bazı öğrenciler abdestsiz namaz kılmıştı diyecekler. Bunu kabul ediyorum ama kimler abdestsiz namaz kılmıştır? Bu sorunun cevabı basittir: Sabataycı çocukları… Sabataycı çocukları…

İslamî düzen ve devlette Müslümanların farz namazlarını eda etmeleri mecburîdir. Dinde ikrah=zorlama yoktur hükmü, Müslümanlar için değil, gayr-i Müslimler içindir.

Bendenizin parası olsa ve bir İslam Mektebi (lisesi, koleji, idadî veya Sultanîsi) açabilsem, bütün Müslüman talebelere vakit namazlarını, okulun camiinde, okulun imamının ardında cemaatle kıldırırım. Yahudi ve Hıristiyan öğrencilerim olursa onlar da kendi ibadetlerini yapabilir.

Doğrusu Sabataycı, çağdaş, Kemalist okur-yazarlarımızın bir kısmı çok bağnaz=fanatik. Okullarda açılabilecek küçük namaz odalarından çok rahatsız oluyorlar. İşveçlilerden ibret alıp utansınlar. Orada tesettürlü bir hanıma saldırılınca, nice Hıristiyan ve ateist kadın ve erkek başlarına eşarp bağlamak suretiyle, saldırıya uğrayan kadıncağızı savunmuşlardı.

Onlara haber veriyorum: İleride bu memlekette, bütün Müslüman öğrencileri beş vakit namazı cemaatle kılan İslam Mektepleri açılacaktır. Bundan hiç şüpheleri olmasın. 1912’ye kadar Galatasaray Sultanîsinde olduğu gibi. Peki o zaman dıştan Müslüman görünen Sabataycı çocukları ne yapacak? Sabataycı olduklarını, Müslüman olmadıklarını ispat ederlerse namazdan muaf tutulacaklardır.

Namaz Müslümanlar için farz-ı `ayndır, mecburîdir.

Gayr-i Müslimlere elbette namaz konusunda baskı yapılmaz.

Din hürriyeti budur.

Laiklik mi?.. O, din, inanç ve inandığı gibi yaşamak hürriyetinden sonra gelir.

• (İkinci yazı)

Din Hizmetkârlarının Zenginliği

DİN ilimleri, din hocalığı, dinî hizmetler zengin olmaya alet edilemez.

Mücahitler, elbette ganimet payı alarak zengin olabilirler ama zamanımızda İslam devleti yoktur, gerçek mânada cihad fi sebilillah yapılmamaktadır, binaenaleyh ganimet de toplanmamaktadır.

Saf Müslüman halkı soyarak, kaz gibi yolarak, inek gibi sağarak zenginleşenler mücahid değildir, lanetli din sömürücüleridir.

Cami imamları elbette, fetva ve ruhsat ile maaş alabilirler ama imamlığı, hocalığı alet ve istismar ederek zengin olamazlar.

Resulullah (salat ve selam olsun ona) Efendimizin eline muazzam miktarda ganimet malı geçerdi de, onların hepsini dağıtır ve zat-ı risaletpenahileri bazen aç kalırdı. Aylar geçerdi de, Muhammed Mustafanın ocakları tütmezdi, çünkü pişirecek bir şeyi olmazdı.

Ne buyurmuştu o?..

“Uhud dağı kadar altınım olsa, borç ödemek için bir kenara koyacağım bir altın dışındaki paranın, bir gece bile yanımda kalmasını istemem, hepsini sadaka olarak Allah yolunda dağıtırım…”

İslamda, Müslüman zengin olmaz diye bir hüküm yoktur. Lakin bazı zenginlikler haramdır.

Din ticareti, mukaddesat bezirganlığı ile zengin olmak haramdır. Böyleleri karı satanlardan daha alçaktır.

Müslümanların, birbirleriyle riba muameleleri yaparak zengin olmaları Darülislamda da Darülharbte de haramdır.

Şeriatın, fıkhın bey’ bi’l-bâtıl dediği yollarla zengin olmak caiz değildir.

İhtikâr yaparak zengin olmak haramdır.

İhalelere fesat karıştırarak zengin olmak haramdır.

Rüşvet alarak zengin olanlar mel’undur.

Haram komisyonlar alarak zengin olmak haramdır.

Zengin olmanın meşru ve helal yolları vardır… Üretir, ticaret yapar, ithalat ihracat, ticarî hizmetler, özel okullar ve hastahaneler açar ve saire…

Amaaaa…

Özel okul açtı, orada putperestlik ve tağut eğitimi yapıyor, çocuk ve gençlere sapık ideoloji aşılıyor, mesela Darwinizmi doğruymuş gibi gösteriyor. Kazancı haram olur.

Özel hastane açtı, para kazanmak iç in lüzumsuz yere ameliyat yapıyor, faturayı şişirmek için lüzumsuz ilaçlar veriyor. Kazancı haramdır.

Müfessirlik ehliyeti ve icazeti olmadığı halde, zengin olmak için kendi re’y ve hevasıyla tefsir veya din kitabı yazıyor veya yazdırıp yayınlıyor. Bu yolla kazanılan para da haramdır.

Müslüman zenginin serveti helal ve tayyib olmalıdır.

Başta din sömürüsü olmak üzere bütün haram kazançlar dünyada rezillik ve rüsvaylık, öteki dünyada ateş ve azaptır.

Cami imamı, aynı zamanda hattat. Hattatlıktan para kazanmış, zengin olmuş, ona kim ne der.

Din hocası, temiz niyetle telif ve tercüme yapmış, bundan bir miktar ücret almış. Buna bir şey dediğimiz yok.

Para kazanmak, zengin olmak hırsıyla içleri yanlış bilgilerle, bid’atlerle dolu şişirme din kitapları yazmış; işte böylesi kınanmaya layık bir kişidir, kazancı da haramdır.

Parayla Kur’an okuyarak, hatim indirerek zengin olmuş. İşte bu da haram bir zenginliktir.

Eski devirlerde cihada iştirak etmiş, gazi olmuş, toplanan ganimetlerden Şeriat taksimiyle eline geçen para ve mal ile zengin olmuş… Ne güzel, ne helal, ne tayyib bir zenginlik.

Bana sövüp sayan çokbilmiş, soruyorum sana: Bu devirde cihad var mı, ganimet var mı?

Resulullah Efendimiz, Hayber gazasında, bir çift sarı deriden pabucu ganimet olarak alıp saklayan ve bilahare öldürülen kimsenin cenaze namazını (gulül yaptığı için) kılmamışlardır.

Din ilimleri zengin olmak için öğrenilmez. Böyle bir niyet fasittir.

Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın, fıkhın meşru ve helal görmediği kirli ve kara yollarla zengin olanlar fasık ve facirdir.

Kur’an okuyarak, hatim indirerek zengin olanlar facir ve fasıktır.

Bu Ümmetin başına gelen musibetlerin yüzde doksanı din sömürücülerinden gelmiştir.

12.09.2013

 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
evdeyiz işte ben hiç konuşmadım desem iyi olur konu açıldı işte biri birini şeçim zamanında kullanmış adamı kendi partisi için sonra bu adama kazık atmış işte bende kimya o dedim akp li biri dedi ha dedim işte orda çatışma var işte işte bu ilk konuşma gitmiş yazarın birinci yazısına bakın başlığına neyse benim akrabamda var bana dediki maç kaçta bende ne maçı dedim ben maçla ilgilenmem dedim neyse bı bilgilerde gitmiş yazarın ilk başlığıyla harmanlamış ilk yazısına bakın başa hatta futbolla ilgili ilk yazısında ele almış  futbol hastaları diye 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Cemaat, Parça, Grup, Sekt Holiganlığı
Mehmet Şevket Eygi
11 Eylül 2013 Çarşamba 00:30

Bir takım Müslüman kardeşlerimizin futbol kulübü tutar gibi cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, parça, sekt; holiganlığı, militanlığı ve fanatizmi yapmaları doğrusu çok esef, üzüntü, kaygı verici bir haldir.

Futbol hastaları, meraklıları holiganlık, moliganlık yapabilir. Futbol dünyaya da ahirete de faydası olmayan bir eğlencedir.

İslam ise insanları hem dünyada haysiyetli yaşatan hem de ahirette mutlu kılan ilahi bir kurumdur.

Müslümana holiganlık, militanlık, fanatizm=bağnazlık yakışmaz.

Müslüman Ehl-i Sünnet ve Cemaat dairesi içinde olmak şartıyla bir tarikate, bir cemaate, bir derneğe, bir vakfa, bir meşrebe intisab edebilir ve hayırlı hizmetler yapabilir. Buna bir şey dediğimiz yoktur. Lakin holiganlığa yüksek sesle hayır diyoruz.

Şeriat ve Ehl-i Sünnet dairesi içindeki bütün tasavvuf tarikatleri doğrudur, haktır, iyidir ve güzeldir. Bir Müslüman tarikatLİ olabilir ama asla tarikatÇİ olamaz. Bir Müslüman İslamcılık yapabilir mi? Bugünkü bin çeşit İslamcılık cereyanına, bunların ümmeti böldüklerine, dini sahada kaos ve anarşi çıkardıklarına bakarak bunlara da hayır dememiz gerekir.

Allahu Teala hazretleri bize İslamı göndermiş, İslamdan razı olmuştur; şu bin çeşit İslamcılık nerden çıkmış?

Bendeniz şahsen Müslümanım ama İslamcı değilim.

Şeriat ve Ehl-i Sünnet dairesi içindeki bütün tarikatler birer Tarikat-i Muhammediyedir. Nakşilik, Kadirilik, Rufailik, Halvetilik, Bayramilik, Cerrahilik şube isimleridir.

Müslümanlar holiganlık, militanlık, fanatizm, rekabet yapamazlar ama hayırlı işlerde müsabaka yapabilirler. Yani kardeşçe ve dostça yarışabilirler.

Hayret etmek mezmum=zemmedilmiş huylardandır, binaenaleyh hayret etmiyorum ama doğrusu, Risale-i Nur camiasının yirmi küsur ayrı parçaya ayrılmış olmasından büyük üzüntü duyuyorum.

Merhum Üstad Bediüzzaman birliğe, beraberliğe, kardeşliğe, ittihada, tesanüde, vifaka çok önem verir, tefrikadan hiç hoşlanmazdı.

Peki, Üstadları birliğe böyle önem verirken bir takım Nurcular nasıl parçalanmışlar?

Üstad hazretleri vefat ettikten sonra Risale-i Nur muhiblerinin has hizmetkarlara, ağabeylere tabi olmaları; onların nasihatlerini, talimatlarını, öğütlerini dinlemeleri gerekmez mi?

Nurcuların yirmi küsur ayrı parçaya ayrılıp tartışmaları reva-yı hak mıdır?

Müslümanlar arasında ihtilaflı çekişmeli konular olursa Kur’ana, Sünnete, Şeriata müracaat etmemiz gerekir. İlmimiz yeterli olmadığı için bu konuda icazetli, ihlaslı, takvalı ulemayı hakem kılmamız icab eder.

Eskiden Osmanlı İmparatorluğu zamanında Meşihat makamı vardı, bunun başında Şeyhülislam bulunur; tasavvuf tarikatleri Şeyhülislamlığa bağlı Meclis-i Meşayih tarafından idare edilirdi. Zamanımızda ne Meşihat kaldı, ne Meclis-i Meşayih. Başı boşluk denetimsizlik, dediğim dediklik aldı yürüdü.

Bendeniz naçiz bir yazar olarak Müslümanlar birleşsin, ümmet teşkilatı kurulsun, bu ümmetin üniter bir hiyerarşisi olsun, ümmetin başında ehil ve layık bir İmam bulunsun, mü’minler bu İmama biat etsin diye yazıp duruyorum. Ümmet birliği ve İmam olmazsa akıbetimiz ileride Mısır Müslümanları gibi olur diyorum. Bu yazılar dolayısıyla, avamdan gelen birkaç olumlu mesaj dışında hiçbir tepki yok.

Sanki Müslümanlar, birleşmeme konusunda ittifak etmişler.

Ülkemizdeki binlerce İslami cemaat bağımsızlığın zevkini sürüyor. Bu zevk ne zamana kadar sürer acaba?

Mısır’da Müslüman selefi Nur Partisi’nin, Müslüman İhvan iktidarına karşı zalim darbecilerle işbirliği yapması Türkiye’nin bölük pörçük Müslümanlarının gözünü açmadı.

Tasavvufa göre İslam dünyasında her devirde bir tek gavs olur… İki gavs birden olmaz… Zamanımızda bin kadar gavs olduğu söyleniyor. Bunlar hiç birleşir mi?

Defalarca yazdım tekrar ediyorum: Allahü Teala Kur’an-ı Kerim’de mü’minlerin tek bir ümmet olduklarını beyan buyurmaktadır.

Ümmet şuuruna sahip olmamak ölümcül bir noksanlıktır. Büyük bir günahtır.

Bütün Müslümanlar bir bütündür… Çeşitlilikler birbirinden kopuk olursa tesbihin ipi kopmuş taneler darmadağın olmuş demektir.

Alim, arif, abid, zahid, muhlis, muttaki Müslümanlar riyasete haris olmazlar. Kişiye, riyasete haris olmak kusur ve ayıp olarak yeter de artar.

(İkinci yazı)

Türkiye’de Niçin İslam Mektepleri yok?

ŞUURLU, uyanık, kültürlü Müslümanların islamî eğitim istemesi gerekir.

İslamî eğitim istemeyen Müslüman uyanık değil, uyurgezer Müslümandır.

İslamî eğitim İslam mekteplerinde verilir.

İslam mektebi olmayan okullarda İslam eğitimi verilemez.

800 kişilik büyük laik bir lise. Bunun her sınıfında mecburî din dersi okutuluyor. 800 kişi içinde beş öğrenci namaz kılıyor… Bundan çıkartacağımız mantıkî netice şudur: İslam mektebi olmayan okullarda İslamî ve ahlakî eğitim doğru dürüst verilemez. O 800 kişilik okul İslam mektebi olsaydı, bütün Müslüman öğrenciler vakit namazlarını okul camiinde, okulun imamının ardında cemaatle kılacaklardı. Türkiye Müslümanlarının öncelikle yapmaları gereken beş işten biri, gerçek İslam Mektepleri açmak ve buralarda vasıflı Müslüman yetiştirmektir.

Birtakım cemaatlerin, vakıfların, Müslüman sivil kuruluşların özel okulları ve kolejleri var ya!...

Sakın aldanmayalım… Bunlar İslam mektepleri değildir.

Bir okulun İslam mektebi olabilmesi için:

Vakit namazlarının orada cemaatle kılınması gerekir. Öğrencilerin kimi kılıyor, kimi kılmıyor yahut bir kısmı cemaatle topluca kılıyor, bir kısmı münferid=tek başına kılıyor… Böyle İslam mektebi olmaz.

Rakamlı bir örnek vereyim:

600 kişilik bir mektep… Camii var… Vakit gelince öğrencilerin 200’ü okulun imamının ardında cemaatle namaz kılıyor… 200 öğrenci cemaate katılmıyor ama teker teker veya birkaç kişilik cemaatler halinde namazı kılıyor… 200 öğrenci ya hiç kılmıyor yahut arada bir kılıyor… Bu haliyle bu okul bir İslam mektebi olamaz.

Galatasaray lisesinde (Mekteb-i Sultanî) 1912’ye kadar vakit namazlarını cemaatle kılmak mecburî idi. (Bu mecburiyetin 1908 veya 1909’da kalktığını sanıyordum, evvelki yazılarımda bu iki tarihi vermiştim. Doğrusu 1912’dir. Okuyucularımın bendenizi bağışlamalarını istirham ederim.)

İngilterenin, belki de dünyanını en vasıflı koleji olan 1440’de kurulmuş Eton College’in kocaman bir katedral kilisesi vardır ve günümüzde öğrenciler her sabah orada, derslere başlamadan önce âyin ve ibadet yaparlar.

 Öyle çarpık ve sapık bir zamanda yaşıyoruz ki, İslam mektebi kavramını, bırakınız dinsizlere ve çağdaşlara, birtakım ılımlı ve aliene olmuş İslamcılara bile anlatamıyoruz.

Türkiyede bir İslam mektebinde öğretmenlik yapmak ehliyetine ve diplomasına sahip sarıklı cüppeli icazetli ulema ve fukaha tarafından Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadına, fıkhına ve ahlakına uygun din dersleri verilmelidir.

Eton Kolejinde öğrenciler günün belli saatlerinde frakla dolaşıyor… İslam mektebi talebesinin de, vaktiyle Mekteb-i Sultanî’de olduğu gibi fevkalade güzel üniformaları olmalıdır.

Türkiyede şu anda çok geniş bir hürriyet var… Birtakım zengin cemaatlerin milyarlarca dolarlık bütçeleri var. Lakin bir tek, yukarıda biraz anlattığım gibi gerçek İslam mektebi yok.

Üzerinden kaç ay geçti hatırlamıyorum. Müslümanlar bir İmam-ı Kebire biat ve itaat etsinler konulu bir yazıma öfkelenen Müslüman bir zat, bu fakire akıl almaz galiz ve seviyesiz hakaretler savurmuştu.

Beyinleri “parça” asabiyeti vesveseleri ile dumura uğramış birileri de, bendenizin Ümmet birliği, Hilafet ve İslam Mektepleri gibi yazılarına karşı “Bu herif bunadı, cemaat düşmanlığı krizlerine giriyor…” gibi laflar ediyor, mail’ler gönderiyor.

Kendi çapımda nâçizane faydalı, uyarıcı, olumlu yazılar kaleme aldığıma, çareler ve çözümler ürettiğime inanıyorum.

11.09.2013

 
 
_______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla ayak üstü konuşuyoruz işte bana dediki nasıl şu adamla iyi geçinebiliyornusun dedi bende ne geçinmesi adam yaptığı zinayı anlatıp duruyor ballandıra ballandıra ayıp dedim yapılan günah ballandıra ballandıra anlatılırmı dedim oda ona bakma ya dedi özenti yaptığından değil dedi olsun dedim böyle özentimi olur dedim işte ben bunları konuştum konu zina olayı bilgiler gitmiş yazarın ilk başlığına bakın zina meselesi ve kendi yorumları 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Zina Meselesi
Mehmet Şevket Eygi
10 Eylül 2013 Salı 00:57

 

Çağdaş Laik Türkiye’nin en büyük ayıplarından ve eksikliklerinden biri, yeni Ceza Kanunu’nda zinanın suç olmaktan çıkartılmış olmasıdır.

Zina Osmanlı devleti zamanında suçtu, M. Kemal rejiminde suçtu, Millî Şef İsmet İnönü zamanında suçtu, askerî darbe rejimlerinde suçtu… Lakin artık suç değil… Niçin? Çünkü Türkiye Avrupa’ya girmek istiyormuş, Avrupa medeniyeti ise artık zinayı suç saymıyormuş.

Zinanın suç olmaktan çıkartılması, İslam dinine, İslam Şeriatine, İslam hukukuna, millî ahlaka aykırıdır.

Dünyada sadece Avrupa Medeniyeti değil, on kadar ayrı ve bağımsız medeniyet vardır . Türkiye İslam medeniyeti dairesi içindedir.

Türk toplumun temeli fert değil, ailedir. Zinanın Ceza Kanunundan ve suç olmaktan çıkartılması aileye indirilmiş çok ağır ve tahrip edici bir darbedir.

Aile sarsılırsa Türkiye sarsılır, aile yıkılırsa Türkiye yıkılır.

Türkiye’nin ayakta kalmasını istiyorsak, zinanın Ceza Kanununa tekrar suç olarak konulması ve zina yaptıkları hukuken isbat edilen erkeğin de kadının da cezalandırılması gerekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın zina konusunda ülkeyi idare edenleri ve idare edilenleri uyarmalı, aydınlatmalı, bilgilendirilmelidir.

İslam Şeriatine göre zina ağır bir suçtur.

Büyük bir günahtır.

Zinanının günah ve suç olmadığına inanların dini elden gider.

Zinayı suç ve günah saymayan bir Müslüman düşünülemez. Zinayı suç saymayan reformcu, yenilikçi, değişimci, mezhepsiz, Sünnet düşmanı, Kemalist ilahiyatçılar Ehl-i Sünnet ve Cemaat dışı bid’atçi, dall ve mudil kimselerdir.

İslam Şeriatinde recm cezası olmadığını iddia edenler yalancı ve bid’atçidir.

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) recm cezasını uygulamıştır.

İslam fıkhının ukubat bölümünde recm cezası ile ilgili hükümler vardır.

Bir İslam memleketi olan Türkiye’de zinanın suç olmaktan çıkartılması çok vahim bir hadisedir.

Müslümanların, yasal sınırlar içinde bunu protesto etmemeleri de çok vahim bir pasifliktir.

Bütün Müslüman ulema, fukaha, meşayih, ziyalılar, yazarlar; zina konusunda doğruları yazmalı, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmalıdır.

Bir İslam toplumu emr-i mâruf, nehy-i münker yapmazsa üzerine âfet iner.
 

(İkinci yazı)

Gerçek İmamların Duaları

Cami imamı, “Namaz kıldırma memuru” değildir.

Cami imamı, yüksek dereceli din alimi ve fakih olmasa bile, mutlaka âli ve ‘âli ilimlerden icazetli olmalıdır.

Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesine sahip olmayan kimse cami imamı olup da Sünnî Müslümanlara namaz kıldıramaz.

Bid’ati ve günahları kıldığı namazın sıhhatine mani olan kimseyi cami imamı yapmak hıyanet ve cinayettir.

Ayakta tebevvül eden ve istibraya dikkat etmeyen kimse cami imamı olamaz.

Karısı kızı açık gezen kişi cami imamı olamaz.

Cami imamı ilim, irfan, ihlas, taqva, mürüvvet, hilm, kerem, sabır, sebat, hikmet sahibi olmalıdır.

İmamların maaş almasına fetva ve ruhsat verilmiştir ama aldığı maaşı kıldırdığı namazların ücreti olarak kabul eden kişinin ardında namaz kılınmaz.

İmam, cemaatin ve cami hinterlandının önderidir.

İmam Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha ve İslam ahlakına uyar.

Gerçek imam, imamlığı ve din hizmetlerini âlet ederek, vasıta kılarak dünya zenginliği elde etmez.

İmam, öyle bir karizma ve cazibeye sahiptir ki, etrafın gençleri ve halkı onu görmek, onun ardında namaz kılmak, onun sohbetinden yararlanmak için sık sık camiye gelir.

İmam cami çevresindeki fakir ve miskin Müslümanların hamisidir. Onlara zekat ve sadaka verilmesi için telkinatta bulunur.

İmam herhangi bir Sünnî cemaate ve tarikata mensup olabilir ama asla cemaatçilik ve tarikatçılık, holiganlık ve militanlık yapmaz.

İmam, cami çevresindeki halkın küçük nizalarını ve anlaşmazlıklarını mahkemeye gitmeden fıkha göre halleder.

İmamın ahlakını, faziletlerini, halka ve insanlara yaptığı hizmetleri dinsizler ve dinden kopmuşlar bile takdir eder.

İmam, yasal sınırlar içinde emr-i mâruf ve nehy-i münker yapar.

İmam halkın acılarını, kederlerini, sevinçlerini paylaşır.

Hiçbir gerçek imam mikrofon, hoparlör, klima, kalorifer, vantilatör fetişizmi yapmaz.

Hiçbir gerçek imam reformculuk, dinde değişimcilik, dinde değişiklik, mezhepsizlik, sünnet düşmanlığı, Fazlurrahmancılık yapmaz.

Mihraplar, minberler, kürsiler Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya efendimizin makamlarıdır. İmamlar vekildir. Mihrapların, minberlerin, kürsilerin hakkını veren gerçek imamları tebrik ediyor, ellerinden ve eteklerinden öpüyorum.

Böyle imamların inşaallah müstecab dualarına çok muhtacım.

İstirham ediyorum: Bu fakir için de dua buyursunlar.

Kendilerine selam, minnet ve teşekkürlerimi arz ederim.

10.09.2013

 
 
________________________________________________________________________________
deşifre olduğundan haberi olmayanla soğbet ediyoruz işte ben dedimki müslümanlar tek çatı altında birleşmiyor  ümmet bilinci yok falan dedim işte biraz konuştum ucunu biraz kanattım bilgiler gitmiş yazarın birinci yazısından sonuna kadar birlik konusunu almış 
 
BAŞKA OLAY 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İhmallerimiz Günahlarımız
Mehmet Şevket Eygi
09 Eylül 2013 Pazartesi 00:23

*Müslümanları parçalamak, bölmek, birbirine düşürmek için hiçbir kötü ve yıkıcı şey yapmıyor ama birleştirmek, tek bir Ümmet olmalarını sağlamak için de çalışmıyor, Ümmet birliğini istemiyor… Bu konudaki pasiflik bir günahtır.

*Elinde imkan var, ilmi ve kültürü var, bir medya organına sahip, çevresi var, kendisi namaz kılıyor ama Müslüman halkın ve gençliğin namaz kılması için propaganda yapmıyor. Bu da bir günahtır, büyük bir ihmaldir.

*Gerekli gereksiz bir yığın bilgi, kültür veya anti-kültür öğreniyor ama bu coğrafyada bin yıl boyunca kullanılmış olan İslam-Kur’an yazısıyla Türkçe okumayı öğrenmiyor. Büyük ayıp, büyük noksanlık…

*Kendi şeyhine veya cemaat reisine saldırılınca çok şiddetli reaksiyon gösteriyor ama Peygamberimize (Salat ve selam olsun ona) ve İslam mukaddesatına saldırılınca o kadar tepki göstermiyor ve savunmuyor. Büyük bir dengesizliktir bu.

*Müslüman patronun fabrikası var. İşçilerine türlü, bulgur pilavı, erik hoşafı yediriyor; kendisi kuyu kebabı, fıstıklı tereyağlı iç pilavı ve künefe yiyor. Olmadı olmadı olmadı!.. Adaletsizlik ve eşitsizlik…

*Beş vakit namaz kılan dindar bir baba… Parası çok. Oğlunu yaz tatilinde İngilizce öğrenmesi için Maltaya gönderiyor ama Arapça öğrenmesi için hiçbir çalışma ve masraf yapmıyor. Büyük gaflet.

*Kendisini bilgili bir dindar olarak gösteriyor ama Allahın on dört sıfatını sayınız denilince dut yemiş bülbül gibi susuyor. Büyük cahil!

*Müslüman geçiniyor ama sabah ezanları okunurken leşler gibi yatıyor. Bu nasıl bir Müslümandır?

*Din gayreti yok ama hizip fırka parça gayreti çok. Futbol kulübü tutar gibi cemaat holiganlığı yapıyor. Bu adam dini bütün bir Müslüman mıdır, yoksa noksan bir Müslüman mıdır?

*Cuma ezanı okunuyor, bizimki camiye gidiyor, dükkanı veya atölyesi açık, ticaret alış veriş devam ediyor. Dindar Müslüman bir esnafa, tâcire yakışır mı bu?

*Bizim sofu, zinanın suç olmaktan çıkartılmasını tenkit etmiyor, partiye zarar verir diyor. Din mi daha önemli, parti mi?

* (İkinci yazı)

Bu Kaçıncı Uyarı…

Türkiyede çoğunluğu oluşturan Ehl-i Sünnet Müslümanları tek bir Ümmet çatısı altında yer almadıkça, bu Ümmetin nâfiz ve etkili bir teşkilatı olmadıkça, Ümmetin başında mü’minlerin biat ve itaat ettiği ehliyetli bir İmam bulunmadıkça; Müslümanlar zilletten zillete, esaretten esarete, rezillikten rezilliğe uğrayacaklardır.

Bugünkü Ümmetsiz ve İmamsız, birbirinden kopuk cemaatler, gruplar, hizipler, fırkalar, parçalar, İslamcılıklar mozaiği; Kur’anın, Sünnetin, Şeriatin, hikmetin ruhuna aykırıdır.

Mü’minlerin oluşturduğu topluluğun adı Ümmettir.

Allah, iman eden kulları için Ümmeti beğenmiştir.

Resulullah (Salat ve selam olsun ona) Ümmeti beğenmiştir.

Kur’an Ümmet diyor, Sünnet Ümmet diyor.

Ümmet birliğinin ve teşkilatının olmaması en büyük bid’attir.

Müslümanlar İmamsız, bir gün bile haysiyetli bir hayat süremez.

Ümmet ve İmam iki türlü inkar edilir.

Birincisi söz ve yazı ile ki, küfürdür.

İkincisi dolaylı şekilde… Ümmet birliğinden, ehliyetli bir İmama biat ve itaatten hiç bahs edilmez, sanki İslam dininde bu iki kurum ve değer yokmuş gibi davranılır.

Kur’an “Allaha, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz” buyuruyor. Bu bir farzdır.

Allaha ve Resulüne hakkıyla itaat etmek için Müslümanların başında âlim, ârif, fazıl, ehliyetli, liyakatli, muhlis, muttaqi, müeyyed min indillah, mustaqim, firasetli, âdil, müteverri, halka şefkatli, asla haram yemez ve zulm etmez gerçek bir İmamın bulunması gerekir.

Dünyada insan, hayvan, böcek türünden topluluk halinde yaşayan bir taife olsun da başında bir reis bulunmasın, böyle bir şey görülmemiştir. Sadece 1924’ten beri Sünnî Müslümanlar… Onların da hali mâlum.

Ümmet teşkilatını ve İmama biat ve itaat etmeyi açıkça veya dolaylı şekilde inkar edenler gerçekleri, zaruretleri inkar etmiş olur.

Türkiye Müslümanları en kısa zamanda toparlanmaz, birleşmez, yukarıda sıfatlarını ve özelliklerini zikr ettiğim gerçek bir İmama biat ve itaat edip tek bir Ümmet olmazlarsa büyük belalara, afetlere duçar olacaklardır.

Ümmet ve İmamet vesile-i rahmet ve necattır.

Tefrika gazab ve azab getirir.

Ey Kur’ana ve Sünnete inanan Müslümanlar, Ümmet çatısı ve teşkilatı altında ehliyetli bir İmama biat ve itaat ederek bir an önce birleşiniz!

En azından, Ümmet ve İmamet şuuruna sahip olunuz.

Somut bir birleşme olmasa bile yüreklerimizde birleşme hasreti olmalıdır.

Kafirler ve münafıklar bizim parçalanmış, bölünmüş olmamızı ve kalmamızı istiyor.

Niçin onların istediği gibi oluyoruz?

İttihad yaşatır, tefrika öldürür.

Ümmet birliğine ve Hilafete karşı olanlar Allahtan korkmuyorlar mı?

Birleşemesek bile bari birleşelim diyelim.

09.09.2013

 
 
_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz ordada baya kişi var konu açıldı bende dedim müslümanlar uyanık değilki müslümanlar birleşmiyor dedim işte bu bilgiler aktarılmış sabahleyin köşesinde yazarın ilk başlığına bakın sonra yazarın ilk başlığında ve sonlarıdan azda olsa başka konuşmalarımı muhatab almış  hatta ikinci olayda şu öbür deşifre olan yanıma geldi tarihte ne şahşiyetler gelip geçmiş bu dünyadan selahattin eyyübü oda yazarın birinci yazısında aşağılara doğru almış
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Türkiye Müslümanları, Uyanın ve Birleşin!..
Mehmet Şevket Eygi
05 Eylül 2013 Perşembe 00:02

 

Türkiye Müslümanları!.. Mısırda olup bitenleri, faciaları, kıyımları, zulümleri, akan kanları, seller gibi akan gözyaşlarını, maddî ve mânevî yangınları görüyorsunuz.

Defalarca yazdım. Sonbaharda Türkiye’mizde de aynı oyunlar oynanacaktır.

Müslümanlara iki türlü zulüm yapılmaktadır.

Birincisi: Harbî ve zalim dış kafirlerin zulümleri, kıtalleri, kıyımları, yangınları.

İkincisi: Müslümanların bizzat kendilerine yaptıkları zulümler, büyük kötülükler.

Birinci zulümlerin az çok farkındayız ama ikinci tür zulümleri göremiyoruz.

Müslümanların kendilerine yaptıkları zulümler saymakla bitmez ama bunların belli başlılarını sıralamak istiyorum.

Bütün Ehl-i Sünnet Müslümanlarının birleşerek tek bir Ümmet olmamaları.

Ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli, şecaatli, müeyyed min indillah bir İmam-ı Kebire, bir Emîre biat ve itaat etmemeleri.

Ehl-i Sünnet Müslümanlarının birbirlerini sevmemeleri, desteklememeleri.

Müslümanların, Kur’anın kesin yasağına rağmen gayr-i müslimleri sevmeleri, dost ve veli edinmeleri.

İtikad konusunda korkunç sapıklıkların, sapmaların, bid’atlerin zuhur eylemiş olması. Bilenlerin bu konuda Müslüman halkı ve gençliği uyarmaması.

Beş vakit namazın büyük ölçüde yitirilmiş, terk edilmiş olması.

Müslüman halkın büyük bir kısmının şehvetlerine, nefs-i emmarelerine, hevalarına tâbi olması.

Zekatın ya hiç verilmemesi, yahut Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun olarak verilmemesi, zekat eşkıyasına kaptırılması.

Riba ve zinanın korkunç şekilde artması.

İsrafın ve lüks tutkusunun çılgınlık ve azgınlık halini alması. Günde altı milyon aziz ekmeğin çöpe atılması…

Feminizmin Ehl-i sünnet Müslümanlığına karşı topyekun bir savaş başlatmış olması ve Müslümanların bu konuda savunma yapmaması.

Halkın ilmihalini bilmemesi.

Korkunç ve manen öldürücü bir dünyevileşme tufanı içinde boğulmamız.

Emanetlerin ehline verilmemesi.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmaması.

Sevgili Türkiye Müslümanları!.. Ellerinizden ayaklarınızdan öperim ama sizlere çok acı sözler söylemekle vazifeliyim.

Biz bu kafada gidersek, Mısır Müslümanlarından daha kötü duruma düşebiliriz.

Mısırda yaşanan facialar bizi uyandırmazsa sonumuz çok kötü olabilir.

Kendimize zulm etmekten vaz geçelim.

Birleşelim, tek bir Ümmet olalım.

Ömer ibn Abdülaziz, Nureddin Zengi, Salahaddin Eyyubî, Şeyh Şamil gibi bir İmama biat ve itaat edelim.

Birtakım ruhbanları erbab haline getirmek putperestliğinden tevbe edelim.

Korkunç boyutlara ulaşmış din sömürüsünü engellemeye çalışalım.

Ümmet olmak rahmanîdir, bin parçalı İslam Protestanlığı mozaiği şeytanîdir.

Mısırdaki faciaları mitinglerle, nümayişlerle, bağırıp çağırmakla, protesto etmekle iş bitmez.

Birleşmezsek sonumuz beter olur.

Kur’an sadece okunmak için gönderilmemiştir. Kur’anın emirlerini, yasaklarını, öğütlerini tutalım, hayata uygulayalım.

Peygamber Efendimizin Sünnetine yapışalım.

Bizim için tek kurtuluş yolu Şeriat yoludur, bu yola girelim.

Her türlü ırkçılığı, hizipçiliği, tefrikayı, fırkacılığı, nifak ve şikakı, fitne ve fesadı, isyan ve tuğyanı terk edelim.

Hür ve mukim erkekler farz namazları gerçek imamların arında kılsınlar.

Dilimizle Kur’an, İslam, Sünnet diyoruz ama kutsal emirleri, yasakları, öğütleri tutmuyoruz.

Türkiye’nin Mısırlaştırılmasına az kaldı ama biz hâlâ koyu bir gaflet içindeyiz.

Cılız ve kısık sesimle feryad ediyorum: Müslümanlar toparlanın… Müslümanlar

uyanın… Müslümanlar, tek bir Ümmet olun… Müslümanlar, parçalanmışlığı ve çekişmeyi bırakın… Müslümanlar, zamanın İmamına biat ve itaat edin… Müslümanlar sahih itikad, güzel ahlak, namaz ve ittihad ile Allahtan yardım isteyin…

(İkinci sayfa)

Kadınlar Camii Basmış

Bodrumda bir camide ikindi ezanı okunurken bir grup kızgın çağdaş kadın camiye gelmiş, hoparlörleri çok yüksek açtığı için imama verip veriştirmiş. İmam karakola gidip şikayetçi olmuş, sonunda şikayetini geri almış, mesele kapanmış.

Haberle ilgili okuyucu mesajlarına baktım, ikiye ayrılıyordu. Bir kısmı ezan edebiyatı yapıyor, ezanlar susmaz, bayraklar inmez diyordu. Bir kısmı ise, ezandan değil, hoparlörlerin çok yüksek sesle bağırdığından şikayet ediyordu ve kadınları haklı buluyordu.

Bir Müslüman kesinlikle ezandan şikayetçi olmaz.

Lakin hoparlörlerden şikayet edebilir.

Hoparlörden şikayet etmek, ezandan şikayet etmek manasına gelmez.

Bendeniz namaz kılan bir Müslüman olarak hoparlörlerin sonuna kadar açılarak ezan okunmasından yıllardan beri çok şikayetçiyim.

Evet açık konuşuyorum: Ezandan asla şikayetçi değilim, ezan kutsaldır, şikayetçi olmam düşünülemez ama şu sonuna kadar açılan, avaz avaz haykırtılan hoparlörlerden şikayetçiyim.

Cami ve minare hoparlörleri fetiş haline getirilmiştir.

Hiçbir imamın, müezzinin, müftünün, cami derneği mensubunun hoparlörleri 65, bilemediniz 70 veya 80 desibel şiddetinden yükseğe ayarlayarak ezan oku(t)maya hakkı yoktur.

Dünyanın en güzel sesli ve usûl bilen müezzini, aşırı yüksek sesli hoparlörle ezan okunursa ezan bozulur.

Hoparlörlerden şikayet eden vatandaşlara siz ezan düşmanısınız demek yanlıştır, adaletsizliktir.

Bodrumdaki öfkeli çadaş kadınların camiye gelip imam efendiyle tartışmaları ve ona hakaret etmeleri de yanlıştır.

Diyanete, müftülüğe, kaymakamlığa, belediyeye, kamuoyuna şikayet etmeleri gerekirdi.

Şikayet dilekçelerine de, biz ezandan değil, sonuna kadar delicesine açılan çılgın hoparlörlerden şikayetçiyiz diye yazmaları gerekirdi.

Bendeniz şimdiye kadar çok yazdım, hoparlörler sonuna kadar açılmasın dedim ama kimse ilgilenmedi.

Sabah namazlarında camiler boş, lakin hoparlörler sonuna kadar açılarak ezan okunuyor.

Bu memlekette öyle ezanlar okunmalı ki, sabahları namaz kılmayanlar bile onları dinlemek için uyanmalı.

Sesi müsait değil, ezanla ilgili musiki, usûl, eda kültürü yok, alıyor eline mikrofonu bağırıyor

avaz avaz…

Sesi müsait olmayanların mikrofonla hoparlörle ezan okumaları yanlıştır.

Tekrar ediyorum: Sabah ezanı 65 desibel, diğer ezanlar en fazla 80 desibel şiddetinde okunabilir.

Ezanları 125, hattâ bazen 150 desibel şiddetinde okuyanlar hoparlör fetişistidir.

İyi okunan ezanlar gayr-i Müslimleri bile celb eder.

Sabah ezanı okunurken çocuk uyanmalı tebessüm etmeli, hasta uyanmalı kendini daha iyi hissetmelidir.

Ezan duyan turistler, şu Müslümanların dinleri ne güzel, ibadete davetleri ne hoş demeli, heyecan ve zevk içinde dinlemeli.

Sultanahmed camiinin minarelerinde 32 adet hoparlör var. Bunların sayısı 12’ye indirilmeli ve ses şiddeti 80’i geçmemelidir.

Sultanahmetteki Firuzağa camiiinin minaresinde sekiz hoparlör var…

Diyanet İşleri Başkanlığı, Teknik Üniversitesi akustik uzmanları ile işbirliği yaparak kaç desibel ezan okunması gerektiğini ayarlamalıdır.

Ya Rabbi ne günlere kaldık, çözümü gayet kolay ve basit olan cami ve minare hoparlörleri meselesini bile çözemiyoruz.

05.09.2013

_______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuruz devamlı işte konu açıldı ben şu an askere çağırsalar gitmem dedi bende dedimki beni çağırsınlar henem hiç düşünmeden giderim vatan devlet millet dinim için askere giderim askerdeyken iyi eğitim aldım zıpkın gibiyim baskınlar tuzaklar çok iyi şavaş eğitimi aldım işte ne olcak dedim işte bu kadar konuşma bilgiler gitmiş ama kendi yorumları çok ben sadece ucunu kanattım yazarın başlığına bakın ordu ve ve birinci yazısı ne  bakın neyse gelelim ikinci konuya baya zaman geçti konu ekmekle beslenmeye geldi muhbir dediki biz ekmek toplumuyuz ekmeksiz doymayız başladık gülüşmeye konuyu baya konuştuk bu bilgilerde gitmiş  yazarın ikici başlığına bakın yoğurtlar ve ekmekler bilgiler orda 

 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Sünni Çocukları Orduya!
Mehmet Şevket Eygi
31 Ağustos 2013 Cumartesi 00:24

Varlıklı Sünni ailelere uyarı:

En zeki, en istidatlı, en kabiliyetli, en başarılı, en çalışkan, en vatansever, en faziletli çocuklarınızı subay olarak yetiştirmedikçe; esaretten, zilletten, rezaletten, tekmelenmekten kurtulamazsınız. Bu