Benim Sitem

mehmet şevket eygi beyin yazıları 3 karışık

 
 
______________________________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
 
bi ara konya emniyetine gittim istihbarat şubesinde bir polis abi beni tanıyordu oturduk konuşuyoruz 
şubesinde çaylarıda içiyoruz abi dedim ben gene geldim işte dedim konu aynı ben konuya girdim işte bu ülkede
 o kadar topluma kazandırılacak insan varken aşayiş konusunda siyasi cizgiden çıkmış insan varken şuça meyilli
 insanların terbiye edilmesi gerekirken benim konuşmalarımı duydumu muhbirler sabahleyin milli gazete köşe yazarı
 mehmet şevket eyginin kösesinde dedim bana milli istihbarat takılı kaldı dedim oda haklısın dedi bende bu durumu 
üstlerinize bi iletin dedim oda iletilmiş say dedi ben musade alıyım dedim oda olur sen bilirsin dedi kapıdan çıkarken ha
 baksana sen o muhbirlerin yanında konuşma bakalım ne olacak dedi bende tabiki olur dedim bir kaç gün sonra takıldığım
 kafede karşımda bilgi toplayan muhbir duruyordu o gün hiç konuşmadım orda otururken ama ayağımı çorap sıkıp duruyordu
 ve ayağımı kaşıdım az bişey neyse ordan ayrıldım sabahleyin gazeteye baktım birde ne görüyüm başlık yapmış kaşınmamı
 hatta birinci yazıda  az bişey kaşınma yazısına bakın şöyle diyor sadece  biraz  kaşınmakla yetinmez işte böyle yazarın aşağıdaki ordaki
 ortamda konuşulanlarıda  muhbir aktarmış onları muhatab almış 
 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bitlere Pirelere Alışmışız Kaşınmıyoruz Bile...
Mehmed Şevket Eygi
18 Ocak 2008 Cuma 00:28

Temiz  bir insan bitlenince pirelenince son derece rahatsız olur. Sadece biraz kaşınmakla yetinmez. Hemen soyunur, dökünür; elbise ve çamaşırlarını haşerelerden arındırır. Güzel bir banyo yapar...
Kirli, pasaklı, düşmüş bir insan bitlenip pirelenince (1940'larda Türkiye'de böyle milyonlarca insan vardı maalesef...) bazen hafifçe kaşınır, bazen kaşınmaz bile; bitler, pireler üzerinde cirit atar, kanını emer, o da onlarla birlikte yaşar gider. Bunları kanıksamıştır, arınmaya mecali yoktur.
Toplumumuzda bin türlü pislik, fitne ve fesat, ahlâksızlık, edepsizlik, cins cins kirlilik görülüyor. Biz bunlara alışmış vaziyetteyiz.
Zaman zaman medyada haberler ve yorumlar yayınlanıyor: Okullarda uyuşturucu kullanma yaşı 11'e düştü... Öğrencilerin 10'da biri uyuşturucu kullanıyor... Bu korkunç haberler karşısında gerekli ve yeterli tepkiyi gösteriyor muyuz? Vah vah, tüh tüh deyip geçiştiriyoruz.
Hangi şehirde olduğunu unuttum, bir yerdeki tapu dairesi kapanmış. Sebebi mi? Ne siz sorun ne ben söyleyim... Bütün memurları rüşvetten tutuklanmış. Memur kalmayınca da tapu ve kadastro işlemleri durmuş. Bizim bu facia karşısında tutumumuz ne oldu. He he he... Dedik ve işi bitirdik.
Bir çete yakalanmış. Çetenin başı bir karıyla seks yaparken oğlu da kamerayla kaydetmiş... Babasının oğlu... Büyüyünce genelevler imparatoru olur... Bu rezalet karşısında bizim reaksiyonumuz?.. "Bu kadarı da olmaz... Ha ho hi..."
Bir yerde bir milyar liralık naylon (sahte) fatura çetesi enselenmiş... Çelebi bizde böyle şeyler olur... Hah hah hah... Kah kah kah...
Yakın tarihimizi düşünüyorum. Hani şu Türkiye'yi ısıtmak için Rusya'dan çok pahalıya alınan bir doğalgaz işi vardı, "Mavi Akım" mı ne diyorlardı. Bu millet bu Mavi Akım'ı protesto etti mi?
Başbakanlığı sırasında Tansu Çiller'i İstanbul'a, İTO'nun başarılı işadamlarına (ve kadınlarına) ödül verme törenine çağırmışlardı. Çiller bu davete icabet etmedi. Çünkü ödül alacaklar içinde, vergi rekortmeni çok sayın Madam Matild Manokyan bulunuyordu. Saygıdeğer Madam ne iş yapıyordu biliyorsunuz... Genelevler imparatoriçesiydi. Edebiyatçılığı da vardı: Akrostişli Ata şiirleri yazardı... Çiller o törene katılmadı ama başka bir başbakan katıldı.
Ve bu toplum ne madama resmen ödül verilmesini, ne de Türkiye başbakanının bu törene katılmasını protesto etti. Öyle ya vergilendirilmiş kazanç kutsaldır... Üzerinde TC anteti bulunan resmî "vesikalarla" Türk kadınları resmen fahişe olarak çalıştırılıyor, makbuz veriliyor, KDV ve Gelir Vergisi alınıyor, bu paralar bütçeye katılıyor. Diyanet İşleri Başkanının, müftülerin, imamların maaşları bile bu bulaşık ve frengili paraların aktığı bütçe havuzundan ödeniyor.
Rüşvet, kokuşma, nepotizm (akraba ve yakın kayırma), ihalelere fesat karıştırma, alavere dalavere, saçı bitmedik yetimlerin haklarını yemek, haram haram haram, soygun, hortumlama, yağmacılık, israf israf israf... Korkunç bir kara, haram, kirli, necis servet birikimi (kimseye nereden buldun diye soramazsın...) Biz bütün bunlara alıştık, normal buluyoruz. Hatta bir takım filozof iktisatçılar "Efendim liberal kalkınma esnasında böyle pislikler olması tabiîdir..." gibi laflar ediyor.
Velhasıl bit, pire, tahtakurusu, kene, sivrisinek ve başka -insanlara ve toplumlara musallat olan ne kadar haşarat varsa- bünyemizi istila etmiş. Biz bunlarla haşır neşir olmuş vaziyetteyiz. Öylesine alışmışız ki bazen kaşınmak ihtiyacını bile duymuyoruz. Biz memnun, bitler pireler memnun...
Benim çocukluğumda mecazî manadaki bitler değil gerçek bitler, ülkeyi Kars'tan Edirne'ye, Sinop'tan Adana'ya kadar sarmıştı. İnsanların saçlarında yuvalanan bitlerin yumurtalarına sirke, o yumurtalardan çıkan yavrumsu şeylere yavşak (metamorfoz) denirdi. Her yerde çok sık taraklar vardı. Bitlenmiş çocukların saçları bu taraklarla taranır, kum taneleri gibi bit, sirke ve yavşak dökülürdü. Mide bulandırıcıdır ama onu da anlatayım. Bit yakalayanlar onları tırnakları arasında ezerlerdi. Buna "bit kırmak" denilirdi. Bit kanıyla kızarmış tırnaklar. Öğğğ!..
CHP iktidarı halkı çok sevdiği için büyük boy bit afişleri bastırmıştı. Bunlar başta okullar olmak üzere resmi dairelere, bazı kahvehanelere astırılmıştı. Hindi büyüklüğünde bir bit resmi... Onun yanında bitle ilgili faydalı korunma bilgileri...
Bitlerin ülkeyi istilası yüzünden tifüs (lekeli humma) hastalığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi kasıp kavuruyordu. Sadece fakir ve ezilen tabaka değil seçkinler de zaman zaman tifüsten ölüyordu. Egzotik romanlar yazarı İskender Fahrettin Sertelli tifüsten ölmüştü. Rivayete göre tramvayda yolculuk yaparken bit kapmış, tifüse yakalanmış. O tarihlerde antibiyotik falan yok...
Çok şükür artık o eski bit, pire, tahtakurusu, kene bolluğu yoktur. Buna mukabil mecazî manada haşarat, bütün ülkeyi korkunç şekilde istila etmiştir. Pislik gırtlağa kadardır. Uyuşturucu, kaçakçılık rüşvet, bina zina, dehşetli kara para birikimi... Eskiden ülkenin büyük kısmında evlerde akarsu yoktu. Duvara asılı musluklu kaplar su ile doldurulur, onlar kullanılırdı, yahut ibrik, güğüm vesaire... Maşaallah şimdi evlere borular girdi, sular şarıl şarıl akıyor, doğalgazlar gürül gürül yanıyor... Sadece bunlar mı? Hanelere öyle aletler kondu ki basıyorsun düğmesine yahut zaplıyorsun bütün pislikler, bütün muzahfârat evin içine lağımlar gibi akıyor... Zap: Evli bir karı aşığıyla sevişiyor... Zap: Kumarbazlar lüks bir kumarhanede bakara oynuyor... Zap: Avret mahalleri açık avratlar baldır bacak dansı yapıyor... Dedikodu, gıybet, iftira, yalan dolan, fitne fesat, nifak şikak, dinsizlik, densizlik, donsuzluk, rezaletin her türlüsü...
Bizim Hacı Bey sofu geçiniyor, namazını kılmış sofraya oturmuş. Besmelesini çekiyor, yemeğe başlıyor. Karşıda televizyon açık, Hacı yemeğini yerken cihazdan evin içine sanki bir lağım akıyor. Umurunda bile değil. Alışmış, kanıksamış, İslâm'ın pislik olarak gördüğü şeylerle haşır neşir olmuş...
 
_____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
9 temmuz salı 2012 konya zaferde akşam üstü geziyorum 11 sularında karşıdan daha önce deşifre olan mitte bilgi toplayan beni gördü bende onu oooo napan ya sen kardeşim nasılsın bende sağol seni sormalı dedim  hoş beş işte ben hemen konuya girdim ustacım bu ülkede ( o kadar ayakta uyuyan varken )  diye konuşmaya başladım beni çalıştığın teşkilat niye muhatab alıyor sizin mitte bilgi toplayanlarla karşılaşıyoruz zaman zaman onlar benim konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazete yazarı mehmet şevket eygi beyin köşesinde bu muhatab alma sayısı 6000 ni buldu bu işin sırrı ne ben bundan rahatsızlık duymuyorum ama bu kadar muhatab alınmakta biraz garibime gidiyor dedim işte bu bilgiler mehmet şevket eygi beyin köşesinin birinci başlığı ne ayakta uyuyanlar ve yazarın birinci köşe yazısında çoğu konuşma bana ait gelelim ikinci konuşmama sizin aracılığınzla mehmet şevket eygi beye mesajımı iletin onu en çok sevenlerden biriyim ondan allah razı olsun onunla ( dosluğumuz ve kardeşliğimiz bakidir )  mehmet bey  müslümanları uyardığı içinde teşekkür ederim selamımı iletiniz siz dedim bunu şunu için konuştum bazen böyle konuştummu sizin teşkilata beni mehmet şevket eygi bey muhatab alıyor dedimmi mehmet şevket eygiye bilgi gidiyor sabahleyin köşesinde kızıyor bağırıyor  işte o yüzden demek istediğim evet ben ikinci konuşmamda ne dedim mehmet şevket eygi beye mesajımı iletin dedim bu bilgiler aynen aktarılmış yazarın ikinci balığındaki ilk yazıya bakın meuhterem kardeşim mesajınızı aldım diyor birde mite ben ne dedim (dosluğumuz bakidir) dedim ikinci başlığa bakın yani aşağıdaki linke tıkla gazete açılır  oku 
 
http://www.kackartv.com.tr/?I=Haber&ID=44703
burda şuna dikkat çekmek istedim bakın algılama ilgili bilgiler nereye toplum ile bilgiler nereye 
yukardaki link bi zaman sonra açılmaz diye milli gazete diye linler var oraya kesip kopyalama yaparım ayakta uyuyanlar diye
 

Ayakta Uyuyanlar...
Memleketimizde ayakta uyuyan ne kadar çok insan var.
 
13:24 10 Temmuz 2012, Salı
Mehmet Şevket Eygi
Yatakta uyumak insanı dinlendirir, zindeleştirir ama ayakta uyumak çok kötü bir şeydir, kişiyi canlı cenaze (zombi) haline getirir.
Yürürken uyuyor, merdivenden çıkarken, inerken uyuyor, hep uyuyor.
Gözü açık ama uyuyor. Konuşurken, yer içerken uyuyor.
Uyutmuşlar onları.
Okulda uyutmuşlar, üniversitede uyutmuşlar.
En çok ayakta uyuyan Müslümanlara üzülüp acıyorum. Uyanık gibi görünerek uyuyanlar, Müslümana yakışmayacak laflar ediyor, işler yapıyor.
Uyanık Müslüman bir delikten çıkan tarafından iki kere sokulmaz. Ayakta uyuyanlar bin kere sokuluyor, yine ibret ve tedbir almıyor.
Uyanık Müslüman firasetlidir, ayakta uyuyanda firaset ne gezer.
Uyurgezerlere ne öğüt versen etkisi olmaz. Birleşin deseniz birleşmezler. İbadet edin namaz kılın deseler kılmazlar.
Bin ayakta uyuyanın, on uyanık kadar kıymeti olmaz.
Uyuyanlara en basit ve temel gerçekleri kabul ettiremezsiniz. Bildiklerini okurlar. Nuh derler Peygamber demezler. Yirmi dört saat, kah yatakta, kah ayakta uyuyanların en derin uykusu seher vakitlerindedir. Üzerlerine bir ağırlık basar bir ağırlık basar ki, namaz vakti onları uyandırabiline aşk olsun.
Ayakta uyuyan biri şeyhinin gavs olduğunu söylemişti bana. Peki öteki bin kadar gavs ne olacak dediğimde pek kızmıştı.
Şeriata göre haram olan şeyler yapan, lüks ve israf sergileyen, 60 bin liralık bir otomobil ihtiyacını pekala görebilecekken, 200 bin liralık pahalı bir otoya binen uyurgezere "İsraf etme" demiştim. Bana şöyle bağırmıştı: Zekatımı verdikten sonra istediğimi yaparım, karışma!
Ayakta uyuyanlardan biri rüşvet alıyordu. Haram gelir elde etmek senin için iyi olmaz dedim. Benim fetvam var, kötü düzenlerde kötü işler yapılır, rüşvet alınır demişti. Fetvayı kimden almış? Şeytan'dan mı?
Uyuyanlardan biri, gayr-i Müslimlerin de ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğuna inanıyordu. Bunun küfür olduğunu ayetlerle hadîslerle izah edildi kendisine iki saat. En sonunda, "Sen ne desen ben yine öyle inanacağım" dedi, kesti attı.
Ayakta uyuyan namaz kılıyor, oğlu kılmıyor... Oğluna namazı emr et dedik. Baktı, düşündü, tekrar düşündü, suratını astı, bir şey söylemeden kalktı gitti. Oğlu yüksek mühendis olacakmış...
Hem uyuyor, hem yürüyormuş. Yolda giderken bir çukura düşmüş. Dümdüz yolda güpegündüz bu besbelli çukura düştüğünün sebebini anlamamış. Ayakta uyuyanlar çukurlara düşerler. Çünkü onlar görür gibidir ama görmezler.

* (İkinci yazı)

Dostluğumuz ve Kardeşliğimiz Bâqidir

Muhterem kardeşimiz... Mesajınızı aldım, teşekkür ederim... Bendeniz profesyonel gazeteci ve yazar değilim. İlgi çekmek, başıma okuyucu toplamak, reyting yapmak gibi endişelerim yoktur. Polemikten hoşlanmam. Şahısların, kurumların yağcılığını yapmam. Bana göre boş, faydasız, hattâ zararlı olan, gaflete düşürücü konuları işlemem. Kesinlikle ısmarlama yazı yazmam.
Âhir zamanda yaşadığımız için vakit çok hızlı akıyor, hadiseler birbirini sür'atle kovalıyor. Ömrü 24 saat olan güncel vak'alar beni pek ilgilendirmez. İsterim ki, bugün yazdığım yazı, bundan on, hattâ elli sene sonra okunmaya layık olsun, ilgi uyandırsın, faydalı ve ibretli olsun.
Kendime verdiğim bir misyon vardır. Pek nâçiz, pek mütevâzı da olsa dinime, milletime, vatanıma, insanlığa faydalı olmak isterim. Hizmet edebildiğimi iddia etmem. Az da olsa edebiliyorsam ne mutlu bana.
Doğru bildiğim bazı konuları sık sık tekrarlarım. Aynı meâldeki eski yazılarımı tekrar yayınlatmam. Her defasında yeniden yazarım. Önemli bir gerçeği, çok faydalı bir uyarıyı, yapıcı bir tenkidi bir kere yazmak asla yeterli olmaz. Gerçeklerin, uyarıların tekrar edilmesi gereklidir.
Türkiye Müslümanlarının durumlarının pek parlak olmadığını düşünüyorum. Onları uyarmak benim vazifemdir.
Yazılarımı beğenmeyenler, tekrarlardan usananlar, okuyucum olmaktan vaz geçerlerse hiç darılmam ve üzülmem.
İslam esas itibarıyla müjdelerden, uyarılardan, hayırlı bilgilerden, teşviklerden, öğütlerden ibarettir. Benim vazifem, bütün aczime ve yetersizliğime rağmen hayırlı ve faydalı (olduğunu düşündüğüm) yazılar kaleme almaktır. Siz muhterem kardeşimizin dinî bir cemaate mensup olduğunu biliyorum. Cemaatinizi, başındaki zatı, faaliyet ve hizmetlerinizi övmemi istiyor ve bekliyorsunuz. Bunu yapamam. Şu anda bu memlekette on kadar büyük, yüz kadar orta, bin kadar küçük islâmî cemaat vardır. Hizmet ve faaliyetleri hayırlı olan sadece bir cemaati övmem doğru olmaz. Ya hepsini öveceksin, yahut övgü işini bırakacaksın. Hepsini övmeye de imkan yok.
Hem, Allah rızası için ihlâsla hayırlı işler yapanların övgüye mövgüye ihtiyacı yoktur.
Sizinle hayli kadim dostluğumuz, kardeşliğimiz ve muarefemiz bulunmaktadır. Bu dostluk cemaat ve tarikat dostluğu değil, iman ve İslam kardeşliğine dayalı bir dostluktur. Yazılarımı okusanız okumasanız, beğenseniz beğenmeseniz devam eder.
Cenab-ı Hak cümlemizi dinî, itikadî, ahlakî konularda ayak kaymasından, Şeriat-i Ahmediyye sınırlarının dışına çıkmaktan muhafaza buyursun; Kur'an, Sünnet, icmâ, Sevad-ı Azam ve cumhur-i ulema dairesinde ve cadde-i kübrasında sâbit-kadem olmayı ve hüsn-i hâtime nasip buyursun.
Selam ve hürmetlerimle.
 

_________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
2000 yıllarında milli istihbarat benim ilk algıladığımı farkına vardığında ve beni 3 saat sorguya tabi tutan mit elamanını gördüm yanına yaklaştım oooo napan sen nerdesin napalım hocam işte çalışıyoruz dedim sizleri sormalı hadi biraz ayaklayalım dedi filan yer  kadar gidelim  ordan  ayak üstü yürüdük çoktan beri görmüyordum kendiside iyi insan konuşmaya başladık işte siyaset ülke gündemi  asıl gündem maddelerini konuşalım dedim başlığına bakın ben yazarın ilk başlığına bakın kuranın sünnetin kötü gördüğü diye başladım ve ikinci konuşmamda  medya hürriyeti var dedim yazmak serbest dedim buda yazarın ilk başlarında aktarmış milli eğitimden bahsettim oda yazarın köşsesinde mustafa kemalin ölümünden sonra üretilmiş kemalizimden bahsettim oda yazarın ilk başlarında sonra bop islamından bahsettim ılımlı islam oda akatrılmış oda yazarın köşesinde 1960 50 yıllarında edebi türkçe oda yazarın birinci yazısında imam hatibler varya dedim oda yazarın köşesinde kendi yorumuda katmış yani yazarın birinci köşesindeki hepsi benim konuşmalarım neyse çok konuştuk işte yazarın ikinci konuşamalarda bana ait yazarın biraz katkısı var neyse hocam ben musade alıyım dedim çalıştığınız teşkilata iletin ben ne zaman sizin çalıştığınız mit elamanlarıyla konuşsam deşifre olmuşkişilerle konuşsam sabahleyin  mehmet şevket eyginin köşesinde dedim bu 1997 yılından beri bu böyle dedim  bu ne demek siz beni 3 saat sorguya almıştınız hatta bu gazeteye giden bilgileri nasıl algılıyorsun diye eeee bu ne böyle dedim oda güldü hadi git işine artık dedi allaha emanet olunuz dedim ayrıldım sabahleyin yazarın köşesinde hepsi gitmiş   birde yazarın ilk yazısı sonlara doğru bakın ne yazmış yazılarımdan rahatsız olan bir zata diye hani beni sorgulayan mite dedimya bu ne böyle ben ne konuşsam bu yazarın köşesinde diye ona diyor   halbuki ben gazete köşe yazarına bişey demedim kendisine anlıyor 2013 geldik tam gaz maşşallah 
 
http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-asil-ve-gercek-gundem-maddeleri-6178.htm
 

Mehmet Şevket EYGİ

Asıl ve Gerçek Gündem Maddeleri

20 Ocak 2011 Perşembe

Kur'anın, Sünnetin, Şeriatin kötü ve çirkin gördüğü, haram kıldığı, kınadığı şeylerin tabiî ve normal görülmesi ve bunların yasal sınırları içinde protesto edilmemesi zamanımızın büyük fitnelerinden biridir.

Bugün ülkemizde, yüzde yüz olmasa da geniş bir medya hürriyeti vardır. Yazmak serbesttir. Müslümanların uleması, fukahası, ziyalıları (aydınları) fikir adamları, önderleri, âqil kişileri, sorumlu ve vazifeli şahsiyetleri dinimizin münker ilan ettiği kötülüklerle mutlaka mücadele etmelidir.

Türkiye'nin en bozuk müessesesi şu anda Millî Eğitim'dir. Müslümanlar eğitim konusu üzerine eğilmeli, Müslüman uzmanlardan ve iyi bilenlerden bu konuda bilgi ve izahat almalı ve gerekeni yapmalıdır.

Nedir bugünkü Tevhid-i Tedrisat eğitimi?

Bu eğitim ideolojik bir eğitimdir.

Mustafa Kemal'in ölümünden sonra üretilmiş Kemalizm resmî ideolojisine hizmet vermektedir.

Çocukları ve gençleri İslâm'dan uzaklaştırıp sekülerleştirmektir birinci işi.

Şimdi bazıları soracak: Peki bu okullardaki din dersleri ne oluyor?..

Cevap: Siz bu din derslerinin içyüzünü, mahiyetini biliyor musunuz?.. Bunlar bir aldatmacadır. İslâm ile Kemalizmi karıştırarak yeni bir din çıkartmak isteyenler var. Ilımlı İslâm, BOP İslâm'ı...

Zengin, edebî, yazılı Türkçemizi bozdular... 1950'li, 60'lı yıllarda Müslümanlar lisan konusuyla yakından ilgilenirdi. Şu anda günümüzde birkaç yazar ve düşünür dışında dil konusu üzerinde duran yok. Kuşa çevrilmiş, arı, duru, sade suya tirit Türkçeyi kabullenmiş gibiyiz.

Ahlaksızlık, faziletsizlik, iffetsizlik, müstehcen yayınlar, fuhuş ticareti korkunç boyutlara ulaştı. 1970'li yıllarda Müslümanların gündeminde "Müstehcen ve ahlaksız yayınlarla mücadele" maddesi vardı. O da gündemden çıkartıldı, unutuldu.

Türkiye Müslümanlarının gündemi nasıl olmalıdır? Elbette Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslâm ahlakına göre bir gündem olmalıdır.

Dinsizlerin kendi yapay gündemleri var da, Müslümanların niçin kendilerine mahsus İslâmî bir gündemleri olmasın?

Dinsizler için emr-i mâruf ve nehy-i münker diye bir konu ve madde yoktur. Bizim gözümüzde ise bu çok önemli bir maddedir.

Yeni nesillere, çocuklara, gençlere İslâmî eğitim verilmezse Türkiye Müslümanları asla kurtulamazlar.

İmam-Hatip mektebleri var ya!..

Kuzum siz o okulları gerçek İslâm mektepleri mi sanıyorsunuz?

Benim istediğim Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslâm ahlakına, İslâm'ın dünya görüşüne, İslâm talim ve terbiyesine uygun okullardır. Vaktiyle Bulgaristan'daki Şumnu Nüvvab Medresesi gibi.

Müslümanların bu memlekette tezelden bir "İslâm Mahalle Teşkilatı" kurmaları zaruridir. Bu konuda ne yapıyoruz? Bundan haberimiz var mı? Çare ve çözüm düşünüyor muyuz?

Kur'an kurslarında hafız yetişiyormuş... Hoparlörlerden günde beş kez yüksek ezanlar okunuyormuş... Filan mahallede kadınlar çarşaf giyiyormuş... Siz bunları yeterli mi sanıyorsunuz?

Yeni bir fırka çıktı. Onlar İslâm'ın tek hak din olduğunu kabul etmiyor, hayır üç hak İbrahimî din vardır, üçünün bağlıları da cümbür cemaat Cennet'e girecektir diyor. Müslümanlar bu yeni akımı tartışıp sonunda vâzıh bir karara vardılar mı?

Bir ilahiyatçı faiz konusunda aykırı bir fetva verdi. Bu konu tartışıldı ve bir neticeye bağlandı mı?

Niçin yurt çapında ve en medenî şekilde bir tesettür kampanyası başlatmıyoruz? En medenî şekilde dedim, çünkü bu konuda bedevî kültür ile bir şey yapılamaz.

Artık halk, bin yıl boyunca kullandığımız İslâmî yazı ile okumayı bilmiyor. Bu korkunç cehaleti ortadan kaldırmak için ne yapıyoruz?

Tutturmuşuz bir hizipçilik, fırkacılık, cemaatçilik... Başka konularla, maddelerle ilgilenmiyoruz.

Akıllar, vicdanlar dumura mı uğradı nedir?

(Yazılarımdan çok rahatsız olan bir zata: Rahatsızlığınızı önlemek çok kolaydır. Yazılarımı okumayınız ve tedirgin olmayınız, keyfinize bakınız, dert edinmeyiniz...)

* (İkinci yazı)
Biz Bunlara Layığız

Peygamberimiz "Layık olduğunuz şekilde idare olunursunuz" buyurmuşlardır.

Türkiye'de bize mahsus bir demokrasi vardır. Bu demokrasi bizim layık olduğumuz demokrasidir. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!

İstanbul'un yaya kaldırımlarına bakınız. Bu kaldırımlar bizim layık olduğumuz kaldırımlardır.

Bu ülke, bu halk bugünkü idareye ve sisteme değil, daha iyisine layıktır diyenler yanılıyor.

Daha iyisini istiyorsan, ona layık olacaksın... Nasıl olacaksın? İyinin ne olduğunu öğrenip bileceksin... İyiyi isteyeceksin... İyi için iyi şekilde çalışacaksın...

Bozuk bir toplum bozuk bir sistem ve düzenle yönetilir. Bozuk bir toplumun sistemi ve düzeni iyi olmaz. Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır.

Farz edelim, sihirli bir değnek ile Türkiye'ye İngiliz demokrasisi getirildi, İngiltere'de olduğu gibi insan hakları ve hürriyetleri yürürlüğe girdi. Bunlar bizde yürür mü? Kesinlikle yürümez. Biz bunları kısa zamanda dejenere eder, bozarız.

Peki, Türkiye'yi nasıl düzelteceğiz,nasıl ıslah edeceğiz? Önce kendimizi ıslah edeceğiz... Sonra ailemizi... Sonra küçük çevremizi, sonra da bütün ülkeyi ve halkı...

Kötülükleri, münker şeyleri gereği gibi protesto etmeyen, bunları değiştirmek için gereği gibi çalışmayan bir toplum elbette iflah olmaz.

Kurtulmak için mâruf ile emr edeceksin, münkerden de nehy edeceksin. Bunu yapmazsan boşu boşuna sızıldanır, tazallüm eder durursun.

Küçük, önemsiz gördüğümüz yaygın kötülükler var bizde.

Adam hem otomobil sürüyor, hem de cep telefonu ile konuşuyor. Böyle bir ülke elbette iflah olmaz.

Devlet var, belediyeler var, müfettişler var ama halka büyük miktarda domuz eti (dana eti diye) yediriliyor. Müslümanlar olarak buna razı mıyız? Değiliz ama gerekeni yapmıyoruz öyleyse layığız.

Dinimiz yalanı yasak kılmış. Müslüman ülke Türkiye yalanlara batmış vaziyette...

Dinimiz gıybeti, nemimeyi, iftirayı yasak kılmış. Lisan afetleri toplumda yaygın halde...

Dinimiz lüksü, israfı, saçıp savurmayı, sefahati, gururu, kibri, gösterişi kesin şekilde yasaklamış. Biz bu yasaklara uyuyor muyuz?..

Sakallı baba hacı, tesettürlü anne hâce (hacca gitmiş kadınlara hâce denir) ama oğulları, kızları evlere şenlik...

Herif lokantacı veya büfeci. En kalitesiz etlerden, soyadan, tavuk atıklarından döner yapıp satıyor, vitrinine "Nefis döner" diye yazmış. Yalancı!.. Halkı aldatıyor...

Karı gecenin tenha bir saatinde üst kattan pencereyi açıyor ve çöp torbasını sokağa atıyor...

İmam-Hatip'te öğrenci, namaz kılmıyor...

Politikaya girmiş, çevirmediği dolap yok.

Doktor olmuş, ilaç firmasından caize alarak lüzumu olmadığı halde firmanın ilacını yazıp duruyor.

Bozuklukların, kötülüklerin hangi birini sayayım...

"Biz böyle şeyler yapmıyoruz..."

Böyle diyenlere soruyorum: Yapmıyorsunuz ama bu münkeratı, bu bozuk ve kötü şeyleri gereği gibi protesto ediyor musunuz? Bunların ortadan kalkması için gereği gibi çalışıyor musunuz?

Evet, her toplum layık olduğu şekilde idare olunurmuş. Ben demiyorum, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) diyor.

Düzenin düzgün, iyi, doğru, âdil olmasını istiyorsak önce kendimizi düzeltmeliyiz.

 

____________________________________________________

 

not : aklıma gelirse yazarım çok olay var ama çoğunu unuttum 


___________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

ÖN AÇIKLAMA  BU OLAYLAR NASIL OLDUDA BURAYA KADAR GELDİ YANİ D-TOX FİLİMİNİ KOYULMA SEBEBİ AŞAĞIDAKİ OLAYLARI TEK TEK BAKIN 

bir gün üst düzeyede emniyet istihbaratındaki memurla karşılaştık işte nasılsın iyimisin hoş soğbet ettik bana dediki durumlar nasıl bizden muhbirlerden bi rahatsızlığın varmı dedi bende dedimki bilgilendirme çalışmanız var muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde analiz ediliyor sürekli bende bıktım dedim ben ne için bu kadar muhatab alınıyorum dedim hatta birazda bir kaç muhbir var onların canına okuyacağım dedim fena kızıyorum dedim oda dediki boş ver dedi başını belaya sokma adam öldürmek kolay ama sonun ne olacak bende yapacağımdan dolayı değil kin besliyorum böylece konuştummu rahatlıyorum işte dedim tamam dedi gene bi sıkıntın olursa gel emniyete sana yardımcı olurum dedi bende kaç kez geldim emniyetin istihbarat şubesine hiç bi değişiklik yok dedim birazda gülüştük ayrldık tabi bilgiler gitti ertesi gün   sylveter stallone star teveye filimi koyuldu d-tox  filimin hikayesi bir adam var polis teşkilatından intikam almaya çalışıyor hani ayak üstü polise dedimya ben bir kaç muhbir var onlara yapacağımı bilirim dedimya analayın işte giden bilgiye göre koyulan filimin linki atıyım izleyin filimin hikayesi seyrederken alttta yazıda var
aşağıda fıragman var 
 
 
____________________________________________________
06 mayıs 2008 de emiyet istihbaratına telefon açtım gel dedi ordaki konyanın en yetkli istihbaratçısı bende gittim odanın kapısını kilitledi istihbaratta bir oda abicim daha önceden konuşmuştuk işte konuşmalarımda ne varda sizin elamanlar konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazeteye gidiyor konuşmalarımı analiz ediyor dedim bu ne oda lafı değiştirdi senin takıldığın islami aşırı milliyetçi silahlı mucadele veren örgüte getirdi bana ismleri ver onların bende biz kötü bişey yapmadık başladım kendimizi savunmaya biz marsist bir idolojiye karşı fikirsel mucadele verdik dedim konu kamboçyaya geldi başladım konuşmaya yazarın ilk başlığına bakın bilgiler eynen gitmiş yazarın birinci yazısındaki tüm konuşmalar bana ait birinci yazıdaki pkk lıların sünnetsiz olmaları fala benim konuşma başlığım birinci başlıktaki hepsi bana ait  hatta ordaki pkk fitnesi benim konuşma başlangıcım konu başlangıcı neyse konu açıldı  ikinci konu metres tutmak işte oradaki konuşmaların hepsi bana ait  ikinci başlığa bakın sahipsiz çoçuklar  evlilik dışı çoçuklar bunların hepsi gitmiş tabi ben gene dedimki üstlerinize iletin artık beni muhatab almayın dedim sabahleyin konuşmalarım gene yazarın köşsesinde  2013 oldu halen var hergün devam ediyor  
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Marksist Pol Pot, Kamboçya'nın 6 Milyon Nüfusunun 2 Milyonunu Öldürtmüştü...
Mehmet Şevket Eygi
07 Mayıs 2008 Çarşamba 00:23

YAKIN tarihte (belki de bütün dünya tarihinde) en berbat, en kanlı, en rezil, en katil, en canavar, en korkunç diktatörlük Marksist bir rejim olan Pol Pot iktidarı idi. Pol Pot adındaki canavar, silahlı mücadele sonunda Kamboçya'yı ele geçirmiş; kısa zamanda toplam nüfusu 6 milyon olan halkın en az iki milyonunu feci şekilde katl ettirmişti. Yani ahalinin üçte birini öldürtmüştü.
Demokratik, çoğulcu, serbest bir rejimde yaşayan bir kısım Marksistler burnu kanayan bir yoldaşlarının hesabını cesaretle sorarlar, hak ararlar ama Kamboçya'daki Pol Pot soykırımını görmezlikten gelir, üzerinde fazla durmazlar.
Ülkemiz de yakın tarihte böyle tehlikeler atlatmıştır. Deniz Gezmiş'in mahkumiyetini isteyen savcı Baki Tuğ, Aksiyon dergisinde yayınlanan bir röportajda, o tarihte silahlı terör yapan çetelerin, gerekirse 3 milyon halkı öldürmek hususunda niyetli ve kararlı olduklarına dair belgeler ele geçirildiğini söylemişti. Birileri ise böyle teröristleri "ağzı süt kokan masum fidancıklar" olarak göstermeye çalışıyor...
Türkiye toprakları üzerinde Ermeniler hak iddia ediyor... Megali İdeacı Rumların da böyle iddiaları var. Bu iddialar sözlü değil, yazılıdır. İnternette arayıp öğrenebilirsiniz.
BOP'çular da (Büyük Ortadoğu Projesi) küçük bir Türkiye istiyor.
Durup dururken Türkiye'yi parçalayıp toprak kopartamayacaklarına göre ümitleri terörde, iç savaşta, kardeş kavgasındadır.
Çarpışmalarda öldürülen birtakım PKK'lıların sünnetsiz olmalarının hikmeti nedir acaba?
1984'te Ermeni terör örgütü ASALA birdenbire sahneden çekilmiş, yerini sözde Kürt teşkilatı olan PKK almıştı. Bu değişikliğin sırrı nedir acaba?
PKK terör hareketini kimler, hangi güçler başlatmıştır?
Bu konuda akıllara durgunluk verecek iddialar vardır.
Bu terör hareketi çoktan bitirilebilirdi. Niçin bitirilmemiştir?
PKK'yı ABD'nin, İsrail'in, bazı Avrupa ülkelerinin kurdurttuğu söyleniyor. Bu iddialardaki hakikat payı ne kadardır?
PKK fitnesinin gölgesinde, tozu dumanı içinde birileri yüz milyarlarca dolar kazanmıştır? Bu birileri kimlerdir?
Korkunç miktarda uyuşturucu/beyaz ticareti...
Müthiş silah, cephane, araç gereç ticareti ve kaçakçılığı...
Türkiye'de kriptolar vardır. Onların bu dönen dolaplarda rolü var mıdır? Yoksa kuzu kuzucuk, uslu uslu, sakin sakin, masum masum, fidancık fidancık köşelerinde oturup faciayı seyir mi etmektedirler?
Bir ara Devlet Güvenlik Mahkemeleri vardı. Bir Kürt vatandaş fikir ve görüşlerinden ötürü bu mahkemelere düşünce, bazı Avrupa devletlerinin konsoloslukları, kültür ataşeleri CD plakalı araçlarıyla mahkemeye gelir, davayı dinler, bir nevi güç gösterisi yaparlar, akıllarınca göz dağı verirlerdi. Aynı hürriyetsever diplomatlar, konsoloslar, CD'li arabalılar Müslüman bir vatandaş inanç ve fikirlerinden ötürü muhakeme edildiği vakit hiç ortalıkta görünmezlerdi.
PKK terörü devam ediyor... Fitne ve fesat yangını söndürülemedi. Çünkü 30 yılı aşan bir müddetten beri bu yangının üzerine birileri habire neft döküyor.
Birileri 30 küsur yıldan beri tavşana kaç, tazıya tut siyaseti ile Türkiye'yi parçalamaya, zayıf düşürmeye çalışıyor.
PKK terörünün içyüzünü bilenler var ama onlar konuşmuyor ve yazmıyor. Niçin niçin?..
Ermeniler... Megali İdeacı Rumlar... A grubu Kriptolar... B grubu Kriptolar... Beyaz/Uyuşturucu kaçakçılığı yapanlar... Silah ve cephane kaçakçılığı yapanlar... Terör ticareti yaparak yüz milyarlarca dolar kazananlar... Tavşana kaç, tazıya tut diyenler... ABD... İsrail... AB üyesi bazı devletler...
Cehennemî devr-i daim...
Çok Eşlilik, Metres Tutmak vs...
İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya o kadar büyük asker ve sivil kayıp vermişti ki, 1945'te kayıtsız şartsız perişan şekilde teslim olduğunda bir erkeğe yedi kadın düşüyordu. Batı medeniyeti, Pavlos Katolikliğinin görüşüne uygun olarak tek eşliliği kabul eder; zaruret olsa bile bir erkeğin birden fazla kadın almasına izin vermez. Alman kadınları o tarihte büyük acılar çektiler. Acımasız işgal kuvvetleri (Amerikalılar, İngilizler, Ruslar vs) zavallı sahipsiz kadın ve kızları ezdi, iki milyon nesebi bilinmeyen (piç) peydahlandı...
Bugün Türkiye'de erkek nüfus ile kadın nüfus hemen hemen eşittir. Çok az miktarda kadın fazlalığı vardır. Binaenaleyh her erkek istese bile birden fazla kadın alamaz. Çünkü yeterli sayıda kadın yoktur. Zaten erkeklerin çoğunluğu bir kadınla yetinmektedir.
Ülkemizde, bütün dünyada olduğu gibi az miktarda çok eşlilik görülmektedir. Bu sosyal bir realitedir. İnkâr edilemez.
Devlet, evlilik dışı doğmuş çocukları babanın nüfusuna kaydediyor ve böylece yavruları koruma altına almış oluyor.
Peki, ikinci eşleri niçin korumuyor? Onlar da kadın olarak, insan olarak, vatandaş olarak korunmaya muhtaç değil midir? Onların da bu konuda hakları yok mudur?
Türkiye'deki sistem bir erkek ile bir kadının evlenmeden, nikah yapmadan birlikte yaşamasına, çocuk yapmasına karışmıyor. Lakin bir erkek, dinî/şer'î nikahla bir veya birden fazla kadın alırsa bunu yasal kabul etmiyor.
Geçenlerde Müslüman bir iş adamı üç hanımla evli olduğunu, büyük bir dairede birlikte yaşadıklarını açıkça söylediği zaman bizim ilerici medyada kızılca kıyamet koptu. Bu, onlara çok aykırı geldi.
Şer'î nikaha hayır, metres tutmaya evet...
Birbirlerini seven bir çift... Kadının çocuğu olmuyor. Onun izin ve rızası ile erkek, çocuk sahibi olabilmek için ikinci bir hanım ile evlense olmaz mı? İlle boşaması mı gerekir?
Bunlar sancılı konular, doğru dürüst, sükunetle, mantık ve iz'an ile tartışmak ve müzakere etmek zor.
Herkes, kendi doğrusunun yegane doğru olduğuna inanmış, ötekinin düşünce, inanç, görüşlerinin doğru olabileceğini kabul etmiyor.
Yine de biraz ilerleme var. Üç hanımlı iş adamı, 1950'lerde, 60'larda konuşmuş olsaydı, hemen tutuklanırdı...
Bu iş adamının bu şekilde konuşması doğru mudur? Bence değildir. İki, üç, dört eş almış... Kimseye söylemesin, iftiharla ilan etmesin, otursun oturduğu yerde.
İslâm fıkhında nikah ilan edilir ama bu şekilde, aradan yıllar geçtikten sonra değil...
________________________________________________________
AYNI EMNİYETTEKİ ABİYLE BAŞKA ZAMAN GENE KARŞILAŞTIK emniyet istihbaratında birİ geçiyordu kafenin önünden gel abi çay iç dedim koyulduk konuşmaya deşifre olanlar varmı dedi baya var dedim konu ehli sünnet düşmanları var islamı içinden yıkmak isteyenler var dedim işte bunlarla uğraşmak lazım dedim hepsi gitmiş yazarın birinci yazısında birde konu açıldı türkiyede din hürriyeti vardır dedim oda pekala dedi din hürriyeti varsa neden 5 yıl silahlı mucadele veren örgütü takıldın dedi ben devlet bize müslüman olduğumuz için kızmıyor ben örgütün aşırı türk milleyetçisi olduğu için takıldım dedim sola karşı olmasından dolayı turan düşüncesini benimsedim dedim tabi ben din bu konuşmalar aktarılmış ben dedimki bir ricam var konuşmalarım yazarlara gidiyor bunu kesİN dedim tamam dedi sabahleyin gene köşesinde ikinci yazıda yazarın din hüriyeti yoktur diyor ben polise dedimya din hürriyeti vardır diye yazarda yoktur diyor

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

İslâm'ı İçinden Yıkmak İstiyorlar

21 Kasım 2010 07:22
.

Açık ve net konuşuyorum. İddialarım şunlardır:

1. Sinsi, gizli ve derin çeteler Kur'ânı, içlerinde vahim yanlışlar ve çarpık yorumlar bulunan bozuk mealler, tercümeler ve tefsirlerle tahrif etmeye çalışıyor.

2. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinin işlerine gelmeyen önemli bir kısmını, "ayıklama" metoduyla tasfiye etmek istiyorlar.

3. Batı'dan aldıkları talimat gereğince, feminizm inanç ve ideolojisine uymayan sahih hadislere mevzudur damgasını vuruyorlar.

4. Kiliselere benzetmek için camilerin arka tarafına, gerekenden/ihtiyaçtan çok fazla tabure, sandalye koyduruyorlar.

5. Genç Kur'ân kursu kadın öğretmenlerinden, kadın vaizlerden, kadın personelden ilahi grupları kurarak erkeklere konser verdirtiyorlar.

6. Taqiyyeci, azılı Farmason, Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek, İranlı olduğu halde Afganım diyerek Müslümanları aldatan bulaşık, karışık Cemaleddin Afganî'yi büyük rehber, mürşid ve kurtarıcı olarak gösteriyorlar.

7. Sünneti ayıklayıp darbeleyerek mezhepleri ve fıkhı yıkmak istiyorlar.

8. İslâm Şeriatını ve fıkhını oyuncak etmek demek olan telfik-i mezahib fikrini yayıyorlar.

9. Zaruriyat-ı diniyeden olan, Kitab ile, Sünnet ile, icmâ-i ümmet ile sabit bulunan "Allah katında tek hak din İslâm'dır" temel inancını yıkmak; onun yerine "Üç hak ibrahimî din vardır. İslâm'ı, Kur'ânı, Hz. Peygamber'i inkâr ve tekzib de etseler Ehl-i Kitab Cennetliktir" batıl inancını getirmek istiyorlar.

10. Üç ibrahimî din vardır diyerek, tahrife uğramış, nesh edilmiş, hükümleri yürürlükten kaldırılmış dinleri de hak din olarak göstermek istiyorlar.

11. İmanın temel şartlarından olan kaderi inkâr ediyorlar, İslâm'da kader yoktur diyorlar.

12. Şefaati, kabir ahvalini, soru meleklerini inkâr ediyorlar.

13. Dall ve mudil olanlardan bazısı Kitab,Sünnet, icmâ ile sâbit tesettür farz-ı 'aynını inkâr ediyor.

14. Pakistan'da binden fazla ulemânın, fukahanın, müftülerin protesto ettiği Fazlurrahman adındaki adamın bozuk mezhebini Türkiye'ye hakim kılmak istiyorlar.

15. Bozuk fikirlerini yaymak, Ehl-i Sünnet Müslümanlığını yıkmak için yekun olarak çok büyük rakamlara ulaşan telif ücretleri dağıtıyorlar.

16. Müslüman halk kitlelerini sekülerleştirerek Dinden ve Şeriattan uzaklaştırmak istiyorlar.

17. Hak katından indirilmiş gerçek İslâm'ın yerine, uydurulmuş ılımlı bir İslâm türetmek istiyorlar.

Din düşmanları İslâm'ı, Ehl-i Sünneti dıştan saldırarak yıkamamışlardı. Şimdiki sinsi, gizli, derin şer güçler dinimizi mihraptan yıkmaya çalışıyor.

Dindar, ihlâslı, samimî Müslümanlara hitap ediyorum:

Hz.Peygamberin, Ashab-ı Kiramın, Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, Eimme-i müctehidînin icazetli ulemâ ve fukahanın, kâmil mürşidlerin yolundan ayrılmayınız.

Bütün yasal yollarla "ılımlı yeni bir İslâm türetme" hareketine karşı çıkınız ve protesto ediniz.

* (İkinci yazı)

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARININ DİN HÜRRİYETİ YOKTUR

Ezanlar okunmuyor mu? Camiler açık değil mi? İmam-Hatip mektepleri ve İlâhiyat Fakülteleri yok mu?..

Türkiye'de din hürriyeti olduğunu iddia edenler böyle konuşuyor.

Ezan okunuyor, camiler açık, lâik rejimin resmî din mektepleri var ama bunlar, tam ve gerçek bir din hürriyetinin olması için yeterli değildir.

Demagoglara soruyoruz:

Dinî inançları dolayısıyla başını örten üniversiteli kızlara niçin bunca yıl güçlük çıkartıldı?

Şu anda liseli kızlar okula başörtüsüyle gidebiliyor mu?

Millî Eğitim Bakanı, bir aile çocuğunu okula başörtüsüyle gönderirse o kızı ailesinden kopartıp alabiliriz dedi mi, demedi mi?

İçinde namaz kılınan, zikrullah yapılan, iyi insan yetiştirilen tasavvuf tekkeleri niçin hâlâ kapalıdır?

Onları Atatürk kapatmıştır açamayız mı diyorlar?.. Soruyorum: Atatürk'ün kapattırdığı Mason localarını onun ölümünden sonra açtınız da tarikatları niçin açmıyorsunuz?

Türkiye'de Robert Kolej, Saint Benoît gibi misyoner okulları var da, niçin Müslümanların özel İslâm okulları yok?

Müslümanlar niçin Kur'ân ve İslâm yazısıyla Türkçe gazeteler, dergiler, kitaplar yayınlayamıyor?

Ezan okunuyormuş da, camiler açıkmış da, namaz kılana kimse kışt demiyormuş da... Yahu siz kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz?

Bu ülkede tam ve gerçek bir din hürriyeti olması için:

Bağımsız bir İslâm Cemaati Teşkilâtı olması lazımdır.

Müslümanların Tevhidî tedrisat (eğitim) yapma, özel İslâm okulları, liseleri, üniversiteleri açması hakkı olması lazımdır.

Müslümanların başlarına bir İmam-ı Kebir yahut Emîrü'l-mü'minîn seçme hakları olması lazımdır.

İslâm ile bağdaşması ve uyuşması mümkün olmayan resmî ideolojiye din gibi iman etmek mecburiyetinin kaldırılması lazımdır.

Yahudilerin cumartesi günü, Hıristiyanların pazar günü hafta tatili yaptıkları gibi Müslümanların da Cuma günü hafta tatili yapabilmeleri imkânının sağlanması lazımdır.

Dinsizler tarafından baki bir din gibi algılanan lâikliğin veya lâikçiliğin rayına oturtulması lazımdır.

Tek kelime ile Türkiye Müslümanlarının, din konusunda İngiltere Müslümanları kadar serbest ve hür olması lazımdır.

Gerisi lâf u güzaftır!..

__________________________________________

AYNI EMNİYET İSTİHBARATINDAKİ POLİSLE GENE KARŞILAŞTIK 

4kasım pazar günü alaatinin karşısında eski iş bankasının önünde emniyet istihbaratında bir polisle karşılaştık telefon açmışsın emniyet istihbarat şubesine bana mesajın geldi dedi bende ara sokaklara girelim konuşalım dedim sizin bilgi toplayan elamanlardan karşılaşıyoruz deşifre olanların onların yanında konuşuyoruz bilgiler gidiyor sürekli milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim 2008 den beri sizle bu konu hakkında konuşuyoruz bir arpa boyu yol alamadık dedim peki sen şu şahışla konuştunmu dedi evet dedim facebookta sizin deşifre olanla konuştuk dedim vahhabiler efendizimiz türbesini yüz bulsalar dünya müslümanlarından yıkacaklar dedim peki tam anlat dedi vaktimiz var bende başladım ben şunları konuştum oda akatarmış mehmet şevket eyginin köşesinde dedim işte bu konuşmalarım yazar başlık yapmış yazarın birinci başlığındaki yazılar benimkonuşmam neyse gelelim ikinci konuşmaya abicim amaç toplumu bilgilendirmekse o zaman (halk bilgisiz bırakılıyor pkk konusunda toplumu bilgilendirin dedim benim konuşmalarımda ne var dedim sürekli muhabat alınıyorum gazatede dedim nasıl bilgisiz bıraklıyor halk dedi yani başladım konuşmaya toplumu halkı bilgilendirin pkk la nasıl mucadele edileceğini dedim işte bu konuşmalarım aktarılmış yazarın benim konuşmalarımı ciddiye alacağınıza dedim halkı bilgilendirin dedim tamam dedi ben üstlerime bu durumu anlatıyım seni muhabat almasınlar dedi sabahleyin gene konuşmaalrım yazarın köşseinde ))))))))))))

http://www.fikirhanemiz.com/artikel.php?artikel_id=526

 

Mehmet Şevket EYGİ

Milli Gazete

 

Mehmet Şevket EYGİ

 

 
5 Kasım 2012
font boyutuküçülsünbüyüsün
 


Vehhabiler Resulullah Efendimizin Türbesini Yıkmak İstiyor mu?


VEHHABİLER Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) mübarek türbesini yıkmak istiyor mu? Onların bu istekleri konusunda kimsenin en küçük bir şüphesi bile olmamalıdır. İslam dünyasının tepkisinden korktukları ve çekindikleri için yıkamıyorlar.
Allahü Tebareke ve Teala hazretleri onlara bu fırsatı verir mi? Vermez ümidindeyim.
Medineyi Yahudiler ve Haçlılar işgal etseler, böyle bir saygısızlık ve zulüm yapmayı düşünmezler.
Şu anda bütün Suudî Arabistan ülkesinde, Efendimizin türbesinden başka hiçbir türbe mevcut değildir. Bütün Ashab-ı kiramın, Ehl-i Beytin, Ezvac-ı mutahharatın (Efendimizin muhterem zevcelerinin), Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, ulema ve fukahanın, meşayihin, evliyaullahın türbeleri yerle bir edilmiştir.
Suudîlerden önce o ülkede hüküm sürmüş devletlerin inşa ettirmiş oldukları binaların yüzde 95'i yıkılmıştır.
Osmanlıların yaptığı Şam-Medine demiryolunun rayları bile sökülüp yağmalanmıştır.
Suudî Arabistan İslam dünyasına Vehhabîlik propagandası için milyarlarca petrodolar akıtmaktadır.
Vehhabiler Osmanlı düşmanıdır. Bunda da hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Vehhabilikte tecsim inancı vardır.
Vehhabilik tasavvuf tarikatlarını şirk ve küfür olarak görür.
Tasavvuf evliyası onların nazarında evliyauşşeytandır.
Ehl-i sünnet uleması Vehhabiliği red ve cerh konusunda binlerce kitap ve risale yazmıştır.
Vehhabiler İbn Teymiye'yi imam kabul ederler ama ondan da ileri ve aşırı gitmişler, onun vur dediğini öldürmüşlerdir.
Libya'da ve Kuzey Mali'de Vehhabî-Selefîler nice evliya türbesini yanlarındaki camilerle birlikte yıkmışlardır.
Vehhabilik İslam'ın, Kur'anın ve Sünnetin sahih yorumu değildir.
Vehhabîlik bir bid'at ve gulüvv fırkasıdır.
Bir sufinin, kendisine müşrik-kafir diyen bir Vehhabî imamın ardında namaz kılması ne büyük bir gaflettir.
Vehhabiler müteşabih ayet ve hadisleri lügavî manalarına alarak Allaha noksan sıfatlar izafe ederler. Allahü Teala ise bundan münezzehtir.
İcazetli Sünnî ulema ve fukaha Müslüman halkı Vehhabiliğe karşı uyarmalı ve bilgilendirmelidir.
Arabistan halkının çoğunluğu Vehhabi değildir. Lakin orada din hürriyeti yoktur, Sünniler büyük ve ağır baskılar altındadır.
Vehhabilik aleyhinde ilk yazılan kitap, Muhammed ibn Abdilvehhabın kardeşi Sünnî alim Süleyman ibn Abdilvehhab'ın telif etmiş olduğu "Es-Savaiqu'l-İlahiyye fi'r-Red 'ale'l-Vehhabiye" adlı kitaptır. Türkçeye tercüme edilmiştir ve yakında yayınlanacaktır.
(Kral Suud Efendimizin türbesini yıkacakmış da M. Kemal Paşa ordumla gelir seni alaşağı ederim tehdidini savurmuş, kral pek korkmuş, yıkamamış... Lütfen böyle aptalca martavallara inanmayınız.)
* (İkinci yazı)
Halk Bilgisiz Bırakılıyor
ÜLKENİN diğer yerlerindeki on milyonlarca halka doğru bilgi verilmiyor...
Sivas'ın doğusunda savaş hali vardır.
Birçok yere ordu karayolundan asker gönderemiyor, uçaklarla gönderiyor.
PKK bir yerde baraj bile inşa etmiştir.
Nice yerde gündüz TC geceleri PKK Cumhuriyeti...
Dış dünyada Türkiye'yi bölen, parçalanmış gösteren haritalar yayınlanıyor.
Halkın durumun vehametinden haberi yoktur.
Birtakım beyinsizler verelim kurtulalım demeye başlamıştır. A akılsızlar! Nasıl verip kurtulacaksınız? Kürt nüfusu bir bölgede değil ki... İstanbul'da milyonlarca Kürt yaşıyor. Ege bölgesi Kürt dolu. Öyle bir durumdayız ki, ülkenin bölünme şansı ve imkanı bile kalmamıştır artık.
PKK terörü her geçen gün daha çözümsüz ve çaresiz hale geliyor.
PKK'nın gerçekte bir Kürt hareketi değil, bir Ermeni ve Siyonist hareketi olduğunu kaç kişi biliyor?
Pakratunilerdan kaç kişinin haberi var?
PKK tozu dumanı içinde kimler yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı yapmıştır?
Bu uyuşturucular bir ara hangi kurumun helikopterleri ile taşınmıştır?
PKK'ya, Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun ürettiği mermileri kimler peşkeş çekmiştir?
12 Eylülden sonra, bir kısmı dağa çıksın diye Kürtlere akıl almaz zulümler ve işkenceler yapanlar zâlimler kimlerdir?
TC'nin içinde, köşebaşlarında kaç Kripto, kaç Pakratuni vardır?
PKK başarılı olsun diye, Doğuda ve Güneydoğuda dinî değerler ve kurumlar nasıl kasıtlı ve planlı olarak darbelenip çökertilmiştir?
PKK birtakım hırsızlara, yiyicilere, soygunculara yekun olarak kaç milyar dolar kazandırmıştır.
İsimleri Müslüman olan şu şu şu kişilerin Yahudi ve Ermeni Kripto olduklarını bilen kaç kişi vardır?
http://www.milligazete.com.tr/makale/vehhabiler-resulullah-efendimizin-turbesini-yikmak-istiyor-mu-254393.htmhttp://www.milligazete.com.tr/makale/vehhabiler-resulullah-efendimizin-turbesini-yikmak-istiyor-mu-254393.htm
 
______________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
bazen gınığa geliyorum  deşifre olanlara onlara diyorumki bakın üstleriniz iletin benimle bu kadar niye uğraşıyorsunuz amacınız ne dedimmi  bilgiler gidiyor ertesi gün  yerel veya ulusal kanallara  mel gibsonun başrolde oynadığı komplo teorisi filimi koyuluyordu ben mite ne diyorum mit ne yapıyor aşağıdaki linke tıkla izle filimin hikayesi filimin altında not: bu filim videosu açılmasa googleden komplo teorisi diye yazıldımı bulunur 
 
_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
ben deşifre olduğundan habersiz milli istihbarat elemanlarına geçmişte bana mit şöyle yaptı şöyle etti dediğimde bu filim ertesi gün yayına koyuluyordu çok kez izledim amacım mite kızgınlığımı ifade etmek bu filimin hikayesi filimin altında yazıyor peki istihbarat giden gilgi mantığına göre bu filimi koymasında topluma ne mesajı vermek istedi hani ben mite kızıyorumya burda polis teşkilatını övüyor şuçluları kötülüyor halbuki ben aşayişi sağlayan mite polis teşkilatına kızmadım yanlış anlama var gelde anlat hatta başrolde oynayan ceki cen polis arkadaşlarının ölümünde kendini sorumlu tutar onların ölümüne dayanamaz içkiye verir kendini falan anlatın işte toplum mühendisliği burda milli istihbaratla aramda iletşim bozukluğu var empati bozukluğu ben diyorumki mitte bilgi toplayanlara benimle bu kadar uğraşmayın gidin topluma kazandıralacak o kadar insan var onları terbiye edin diyorum olmuyor bende kızıyorum işte anlayın aşagıdaki video linkine tıklayın bakın bu filim en az 10 kez izledim 
http://www.fullfilmizle.net/gecmisin-intikami
 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
ben bazen milliistihbaratta deşifre olan muhbirler oluyor onlarla konuşuyoruz işte ahbablığımız oluyor genelde iyi insanlar görevleri bilgi toplama bende bazen atışıyoruz işte ben bazen kafamı bozma sıkarım bak sana tabi yapacağımızdan değil kızgınlımızı belirtmek bu konuşma oldumu bilgi gidiyor bakın dikkat edin hemen ertesi gün bu filim yayınlanıyor hatta ben bazen çok ileri gidiyorum baya baya bilgi toplayanı tehdit ettiğimde oluyor bu tehditeki amacım bu ülkede o kadar rejim muhalifi varken onları terbiye edilmesi gerekirken sizin bana takıntınız ne lan dediğimde hemen ertesi gün bu filim koyuluyor en son 8 mart günü koyuldu 2013 de daha önceleri bu filim en az 20 kez izledim hatta bu filimi seyretmek istesem ben gene muhbirlere takılıyordum ertesi gün izliyordum hatta bu filimi izlemek istesem gene muhbirlere kızıyordum gene ulusal kanallarda izliyordun en son atvdeydi heralde 8 mart 2013 de izledim bu filimin hikayesi fargmanın altındaki yazıda fıragmanın altında bir video daha var ordaki videoda tam ful yada tek parça yer var oraya tıklanınca izlenir  
________________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
 
18 mayıs 2006 da evime gelen jandarmayla konuştuklarım
jandarma istihbarat şubesinden geldiler perşembe günüydü 18 mayıs benim istihbarat teşkilatının yaptığı çalışmarı nasıl anlıyorsun ne gibi yeteneklerin var 6 hissinmi var bize çalışırmısın diye konuşmada oldu hatta bomba patlamadan önce bilirmisin diye sordular sulu parka gittik meram yakadaki orda başladık konuşmaya bende 6 his yok ama anlıyorum diye bu konuşmalar aktarılmış yazarın birinci ilk başlarda bir yazısı var sezgi sahibiyim diye konuştum işte bana dedilerki sen daha önceden aşırı silahlı mucadele veren milliyetçi islami örgütün sempatizanıymışın hatta baya bi olaylar yapmışşsın dedi evet dedim sana bir soru soruyum danıştay silahlı olayı hakkında ne düşünüyorsun bende dedim bütün müslümanlar şuçlanamaz bu olay aktarılmış danıştay olayı hatta olayın pisikolojisi iyice muhatb alınmış benim gittiğim silahlı mucadele örgütün psikolojisi yazarın birinci yazısına bakın bana dediki sen yaparmıydın danıştayı vururmuydun ben devletle işim olmaz ben marksistlerle işim devlet severde döverde dedim birtakım hayacanlı kişiler yapabilir veya yaptırırlar dedim bu konuşmalar aktarılmış üçüncü yazıda casular ajanlar provakotörler kıraldan daha kıralcı yazarın birinci yazısında oda bana ait dördüncü konuşma bende pkkya karşı kurulan kürt islami haraketi siz kurdunuz sonunda feci şekilde ezdiniz dedim bizede öyle yaptınız bana azmı eziyet ettiniz diye sitemde ettim diye konuşmam oldu oda yazarın birinci yazısında beşinci konuşmada bir takım dini bütün şahışlarında istihbaratçılarla ilgisi var biliyorum dedim oda yazarın aşağıdaki yazısında bana dediki ülkede kaç çeşit istihbarat var dedi bende ne biliyim 5 çeşit vardır dedim ama bilgi trafiği tek dedim oda yazarın birinci yazıda sonlara doğru işte tabi bana soru gene sordu mossad cıa ile ilişkimizi biliyormusun dedi bende evet dedim hatta mit elemanlarıyla konuşuyoruz ertesi gün tevde izliyorum amarikadaki bazı siyasetçilier konuyu şöyle bi muhatab alıp geçiyorlar dedim birazda gülüştük işte tabi yazarın bu konuyal ilgili çoğu konuşmada bana ait tabi bu bilgiler sabahleyin gene yazarın köşesinde ilginç dimi yıl 2013 geldik halen devam ediyor bu olaylar  NOT:  bilgiler ertesi gün şavaş ay gazeteci ile tvde izledim ulusal kanalda jandarma bana algılamamla ilgili soru sormuştu ya işte o konularda medyum memişe şavaş ay soruyor adam herşeyi biliyor işte diyor adam diyor şavaş ay halbuki orda o adam dediği yok anlayın işte kendisine gelen bilgiyi böyle analiz ediyorlar analiz hatası burası işte 
birde ben jandarma istihbarat şubesine dedimki mehmem şevket eygiye bilgi gidiyor benim konuşmalarım sabahleyin analiz ediyor dedim bunu kesin dedim oda dediki sen kimsinde seni kim muhatab alıcak dedi aktardıkları bilgiler yazarın köşesinde  
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Isi_Cigirindan_Cikartmak/978#.UZkWS6LFF2B
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İşi Çığırından Çıkartmak
Mehmet Şevket Eygi
19 Mayıs 2006 Cuma 10:10

ÇOK üzücü ve vahim bir hadise olmuş, Danıştay üyesi bir hakim bir avukat tarafından tabanca ile vurularak öldürülmüştür, birkaç da yaralı vardır.
Bazıları bu cinayeti çığırından çıkartarak, katilin dindar olması dolayısıyla bütün Müslümanları dolaylı şekilde suçlu göstermeye yeltenmektedir.
Dindar bir Müslüman, dinî duygularla bir kimseyi öldürdü diye bütün Müslümanları suçlu görmek, onlara saldırmak hukuka ve adalete uygun olmaz, medeniliğe yakışmaz.
Fail suçu tek başına işlediyse sadece o cezalandırılır.
Suç ortakları varsa, bunlar bulunabilir ve suçları kanunen isbat edilirse onlar da cezalandırılır.
Katili kışkırtanlar varsa, bulunup yakalandıkları ve kışkırtmaları sabit olduğu takdirde onlara da kanun dairesinde ceza verilir.
Bunun dışında, Danıştay'ın kararlarına kızan birtakım Müslüman vatandaşlar suçlu görülemez.
Hadiseden hemen sonra, sıcağı sıcağına birtakım politikacılar ve medyacılar yeni bir Menemen olayından ve Kubilay'dan bahs ettiler. Öyle düşünüyorlarsa, iyi bilsinler ki, Menemen olayı kışkırtma ve düzmece bir olaydır.Bana inanmayanlar, o tarihte Türkiye'de hizmet görmekte olan ABD büyükelçisinin hatıralarındaki bu konu ile ilgili satırları okusunlar.
Bu yeni hadise bir tertip eseri olabilir mi?
Konunun uzmanları iyi bilirler: Doğrudan doğruya değil, dolaylı şekilde, birtakım müsait ve heyecanlı kimselere telkinler yapılarak adam öldürmeleri, suikast tertiplemeleri, terör hareketlerine girişmeleri sağlanabilir. Bugün islâmî kesimde, hele "İslâmcı" camiada bir yığın casus, provokatör, manipülatör, kışkırtıcı, yönlendirici, istihbarat yapıcı ajan ve eleman bulunmaktadır. Bunlar asıl kimliklerini gizlerler, hangi camianın, grubun, cemaatin içindeyseler kraldan daha kralcı görünürler ve yapacaklarını yaparlar.
Çarşamba günkü cinayeti bir hukukçunun işlemiş olması son derece düşündürücüdür. Bu gencin hocalarının hiç sorumluluğu yok mudur?
1953'te Ankara'da Mülkiye'de (Siyasal Bilgiler) okuyordum. Bir sabah gazeteler Vatan gazetesi başmuharriri (başyazarı) Ahmet Emin Yalman'ın Malatya'da vurulduğunu yazdılar. Bir genç, yazılarından dolayı büyük ve derin bir infiale kapılmış ve gazeteciyi vurmuştu. Hadisenin akabinde iş çığırından çıkartıldı ve yurt çapında bir terör estirildi. Memleketteki dindarlar suçlu görüldü, o tarihlerde 33 adet islâmî gazete ve dergi yayınlanıyordu, bunların 30'u kapatıldı. Hattâ devrin başbakanı Adnan Menderes Yeşilköy havaalanında bir basın toplantısı yaparak "Şu kadar kara basın vardır, onların bir kısmını kapattık, geri kalanlarını da kapatacağız..."  meâlinde bir söz sarf etti. (Gazete koleksiyonları kütüphanelerde duruyor, arzu eden bakabilir...) Yalman'ın vurulmasından sonra ülke çapında bir terör estirildi. Maksat, Müslümanları yıldırmak, islâmî hareketin ve uyanışın belini kırmaktı. Bunda da muvaffak oldular. Olan Türkiye'ye oldu; devlete, millete, ülkeye oldu...
Yanlış anlaşılmasın, Yalman'ın vurulması doğruydu demiyorum. Elbette vahim bir suç işlenmişti, suçlular cezalarını görmeliydi. Ancak, hadise çığırından çıkartılmamalıydı.
1953'te Malatya'daYalman'ın vurulması (ölmemişti)hadisesi ile bugünkü müessif hadise arasında herhangi bir benzetme yapmıyorum.
Anlaşılan şudur:
Birtakım derinler düğmeye basmışlardır. Ülkedeki siyasî istikrarı bozmak, bir anarşi havası meydana getirmek istiyorlar.
Cumhuriyet gazetesine üç kere bomba atıldı. Failleri bulunmadı. Ölen ve yaralanan da olmadı. Maksat gürültü çıkartmaktı.
Son aylarda birtakım çevrelerde sinirlilik, tedirginlik, aşırı heyecan görülüyordu.
Bir ilçemizde, bir partinin yerel başkanı ciklet veya sakız çiğnedi diye tutuklandı...
Bir savcı, hazırladığı iddianameden dolayı meslekten atıldı.
Birtakım çevreler burunlarından kıl aldırmıyorlardı...
Strateji uzmanlarından bazıları son hadiseleri, iktidara "Artık git, yoksa çok fena olur senin için... En kısa zamanda erken seçim yapılsın..." mesajı verildiğini söylüyorlar.
Zaten sezgi sahibi olanlar önümüzdeki birkaç ayın çok hareketli geçeceğini tahmin ediyorlardı.
Endonezya'da Merapi yanardağı yakıcı dumanlar püskürtüyor, kızıl lavlar akıtıyormuş. Türkiye'de de patlamaya müheyya (hazır) yanardağlar vardır.
Ne oluyor, ne olacak bunları kesin şekilde bilmek mümkün değildir. Ancak bir husus çok iyi bilinmelidir ki, ortada önceden hazırlanmış, planlanmış bir TERTİP, bir SENARYO vardır.
Bu senaryonun temelinde, arka planında milyarlarca dolarlık rantlar vardır.
Bir düzenin veya sistemin her ne pahasına olursa olsun korunması kaygısı vardır.
Yakın tarihimizde görüldüğü gibi birtakım yeni cinayetler işlenebilir. Fâil-i meçhul cinayetler...
Yine tertipli, planlı, kasıtlı bir şekilde gürültüye ve yaygaraya müsait düzmece hadiseler meydana getirilebilir.
İslâmî kesimde bu gibi oyunlara gelecek dolaylı şekilde kışkırtılıp suç işletilecek heyecanlı veya dengesiz adam çoktur.
Hangi gruba, kesime, alt-kimliğe sahib olurlarsa olsunlar bütün sevgili vatandaşlarımız çok dikkatli olmalıdır. Birtakım gizli lobiler, egemen güçler, kendilerini halktan daha üstün ve imtiyazlı gören patrisyenler ülkemizi ve devletimizi yeni maceralara sürüklemek istiyorlar. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Danıştay hakiminin öldürülmesi, yaralananlar olması gerçekten çok üzücü ve vahim bir hadisedir. Bu hadisenin çığırından çıkartılması da çok vahimdir.
Dindar vatandaşlarımız ajanlara, casuslara, provokatörlere karşı son derece dikkatli ve uyanık olmalıdır. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bırakın yoğurdu üfleyerek yemeyi, bizim şimdi dondurmayı üfleyerek yememiz gerekir.
Başta sayın Başbakan ve diğer iktidar mensupları, korunmak istiyorlarsa bol bol sadaka versinler ve ihlasla hayır hasenat yapsınlar. Diğer bütün Müslümanlar da...
Yakın tarihimizde PKK'ya karşı İslâmî bir Kürt hareketi kurdurmuşlardı. Bu İslâmî Kürt hareketini kullandıktan sonra feci bir şekilde ezdiler, yok ettiler. Bunlardan her şey beklenir.
Birtakım sözde dini bütün şahıslar ve gruplar var. Bunların yaptıkları edebiyat bizi aldatmamalıdır. Bunların bazısının bazı istihbarat gruplarıyla ilgisi olduğu, işbirliği yaptığı erbabınca bilinmektedir. Hangi istihbarat grupları? Ülkemizde en az beş istihbarat grubu vardır, hangisi ne bileyim?..
Herkes uyanık olsun, fitne ve fesat hareketlerine en ufak bir şekilde katılmasın. Yanardağ patlamaya hazırlanmaktadır. Önümüzdeki aylar çok hareketli geçeceğe benziyor.
Bu işlerin altında ve ardında MOSSAD, CIA ve daha nice yabancı istihbarat da bulunmaktadır. Kambersiz düğün olur mu? Nerede fitne ve fesat varsa, onlar da orada mevcuttur.
"İşler çok iyiye gidiyor... Gelecek çok pembedir..." gibi aptalca edebiyatlar yapan birtakım safdiller acaba bu son gelişmelerden ibret alacaklar, akıllarını başlarına toplayacaklar mı?
 
______________________________________________________________________________________________
 
13 nisan 2009 konya jandarma istihbarat şubesine telefon açtım bi olay var buna bi anlam veremiyorum dedim oda gel dediler görüşelim saat 13 .30 orda oldum iki subayla jandarma istihbarat şubesiyle görüştüm konuyu anlatırmısın dediler 18 mayıs 2006 evime jandarma istihbaratından yani burdan iki kişi geldiler onlarla baya konuşmuştuk dedim ama gene olaylar devam ediyor dedim hatta orda bana amarikayla mossadla cıa ile ilişkimizi biliyormusun diye sordular ertesi gün milli gazate köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okudum konuşmalarım aktarılmış dedim bana konuyu aç dedi ya işte müttefik amarika birgün gelip çökeçek dedim sonlar yaklaşıyor dedim baya konuştum ilk konuşmalarım bunlardı hepsi gitmiş yazarın birinci yazısı bana ait tamamen ikinci konuşmada dedimki urfa ve fakı baba o olmasaydı pkk ya kaymaları önlenemeyekcti bu konuşmalarda aktarılmış yazarın ikinci konuşma başlığıda bana ait gelelim asıl meseleye ustacım ben1997 yılında fakına vardım milli istihbaratta bilgi toplayanların yanında konuşuyum sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okuyorum ben bunlara bi anlam veremiyorum 70 milyonluk ülkede mesele benmiyim benmi konuşuyorum dedim baya bağrıştık oda bana bağırma dedi ben nediyim üstlerimize iletiriz biz bişey yapamayız dedi ilet o zaman dedim bu konuşmalarda aktarılmış yazarın üçüncü yazısına bakın lütfen okumasınlar diye yazısı neyse ben jandarmaya gitme amacım beni devlet muhatab almasın bu kadar dedim gelde anlat gene konuşmalarım yazarın köşesinde sabahleyin  
http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-sonlar-yaklasiyor-2163.htm

Mehmet Şevket EYGİ

Sonlar yaklaşıyor

14 Nisan 2009 Salı

Ömrü olanlar, pek uzak değil, önümüzdeki üç beş yıl içinde dehşetli değişiklikler, akıl almaz sonlar göreceklerdir.

Bunlardan biri ABD imparatorluğunun büyük bir değişime mâruz kalması olacaktır.

Obama, bugünkü bütün haliyle ABD'nin son başkanı olabilir.

"Aaaa nasıl olur, ABD gibi bir süper güç nasıl yıkılır?.."

Çok haklısınız, ABDhiç yıkılır mı? Sovyetler Birliği gibi o da, yıkılmadan bütün gücüyle, bütün satvetiyle, bütün ihtişamıyla yerinde duracak ve dünyayı idare edecektir...

Dünyanın büyük bir savaşın ateşleri içinde kalması büyük ihtimal dahilindedir.

"Aaaa savaş olur mu hiç, sen deli misin? Dünya barışa doğru dört nala gidiyor, sen neler saçmalıyorsun?.."

1938'de de İngiltere ve Fransa başbakanları "Savaş tehlikesini ve ihtimalini bertaraf ettik, önümüzde uzun barış yılları var..." demişlerdi. Aradan bir yıl geçmeden 2'nci Dünya Savaşı patlamış, insanlık âlemi altı yıl boyunca korkunç, kanlı, ateşli ve alevli cehennemî felâketler içinde yaşamıştı.

ABDniçin gücünü kaybedecek, niçin parçalanacaktır?

ABDhalkını suçlamıyorum, idarecilerini suçluyorum. Onlar yakın tarihte büyük suçlar işlemiştir. Irak'ta bir buçuk milyon Müslümanın öldüğü söyleniyor. Afganistan mahv u perişan oldu. Filistinlilerin anası ağlıyor. Başta Guantanamo olmak üzere Amerikan hapishanelerinde Müslümanlara korkunç, insanlık ve medeniyet dışı, vahşi işkenceler yapıldı. Kur'ân yırtıldı, sayfaları yerlerde çiğnendi, sonra süpürüldü ve tuvalete atıldı.

Kur'ân'a hakaret edenleri Allah çarpar. Allah'a kimse karşı koyamaz. Allah'ın gücü karşısında ABD ordusunun küçük bir sinek kadar, sinekten geçtim tek hücreli bir amib kadar hükmü yoktur.

Kur'ân'a saygı gösteren aziz olur, Kur'ân'a hakaret eden zelil, rezil ve muzmahil olur.

Yaylar gerilmiş, kaza okları hedefe doğru nişanlanmıştır. Kün emriyle oklar fırlayacak, muallak kader mübrem kaza olacaktır.

Papalığın, Roma'nın da sonu yaklaşmıştır. Bir Papa daha gelir, sonra akıl almaz bir bitiş ve yıkım.

Nice İslâm ülkesinde kökten değişiklikler olacaktır.

Firavunlar, maça beyleri... Sonlar sonlar sonlar...

İsrail de son bulacaktır.

Bunu ben söylemiyorum, uzun sakallı, şapkalı, redingotlu Neturei Karta hahamları söylüyor. Bana inanmıyorsanız onlara sorun.

Savaş suçlarının cezasını sadece Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi vermez. Zalimleri kahr eden Yüce bir Güç vardır. İhmal etmez, imhal eder. Vakt-i merhunu gelince sille iner.

Hak sillesinin sedası yoktur,

Bir vurdu mu hiç devası yoktur.

Atom bombaları ve füzeleri atılır mı acaba? Büyük ihtimalle atılacaktır. Ortadoğu'yu ve bütün dünyayı zehirli, öldürücü radyoaktif dumanlar, bulutlar kaplayacaktır.

Nice Sodom Gomore, nice Babil yıkılacak, sernigûn ve hak ile yeksan olacaktır.

Âsümana doğru uluyanlar, siz o günlerde ne yapacaksınız?

Urfa ve Fakıbaba

Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba'nın Urfa Belediye Başkanı seçilmesi demokrasinin, sağduyunun, halk iradesinin bir zaferi olmuştur. Kendisini ve Urfalı seçmenlerini tebrik ediyor, hayırlı başarılar diliyorum.

Urfa'da niçin PKK'yı destekleyenler başarılı olmamıştır da, bağımsız bir aday başkan olmuştur?

Fakıbaba'yı destekleyen bir aşiret yoktu. Niçin yine de o seçilmiştir?

Urfa'mız dünyanın en eski şehridir.

Urfa, atamız Halilullah İbrahim aleyhisselâmın makamının bulunduğu kutsal şehirdir.

Urfa, Fakıbaba'yı belediye başkanı seçerek bütün Türkiye'ye örnek olmuş, çok güzel bir ders vermiştir.

Faziletli bir insan olan Fakıbaba, kendisine düşmanlık ve haksızlık yapanlara karşı elbette aynı şeyleri yapmayacaktır.

Urfa, kendisine hizmet edenlere vefasını göstermiştir.

Keşke bu son seçimlerde ülkemizin otuz büyük şehrinde bağımsız adaylar kazanmış olsalardı.

Yakın tarihimizde, merhum Özal'ın devrim denilebilecek teşebbüs ve yenilikleriyle belediyeciliğimiz büyük hamleler yaptı, büyük hizmetler gördü. Ancak, bu faaliyet ve hizmetlere paralel olarak dehşetli bir kirlilik, israf, partizanlık, rantçılık da görüldü.

Hizmetlerin artarak devamını, kirliliğin sona ermesini istiyoruz.

Ergenekoncu zihniyete sahip olmamak, Ergenekonculuk yapmamak şartıyla, hangi partiden olursa olsun başarılı belediyecileri tutar ve desteklerim.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, başarılı belediye başkanlarımızdandır. Solcuymuş... Keşke bütün solcular onun gibi olsa.

Bakarsınız Sarıgül bir sabah camide namazdadır... Birkaç gün sonra onu bir cemevinde görürsünüz. Bir ara Pazar günleri Edirne'ye bedava otobüs kaldırıyor, imkansız vatandaşlara tarihî ve kültürel gezi imkânı sağlıyordu. Kendi bölgesindeki herkesin derdine derman olmak için çalışır. Halkın içinde, halkla haşir neşir bir başkandır.İlgilenmediği konu yoktur. Hastalarla ilgilenir, devamsız öğrencilerle ilgilenir. Bu yüzden halk kendisini sever ve seçer. CHP'nin başına geçebilmiş olsaydı, siyasetimizde devrim çapında bir değişim ve iyileşme olacaktı. Randevu alıp bir gün ziyaretine gideceğim.

Urfa'ya 1960'ta merhum Bediüzzaman SaidNursî hazretlerinin cenazesinde bulunmak için gitmiştim. Aradan yarım asra yakın bir zaman geçti, kimbilir ne büyük değişiklik olmuştur. Tahmin ediyorum, güzelim eski evler yıkılmış, yerlerine korkunç korkunç apartmanlar yapılmıştır. Keşke eski mimarî uslübumuzu koruyabilmiş olsaydık.

Fırsat bulabilirsem Urfa'ya iki günlük bir seyahat yapmak istiyorum. Şehri gezmek konusunda rehberlik etsinler, başka bir şey istemem. İkram olarak bana bir bardak çay yeter de artar.

Urfa'da sanat, kültür, zanaat olarak ne gibi hizmetler yapılabilir? Dr.Ahmet Eşref Fakıbaba'ya düşündüklerimi ve tekliflerimi bir rapor halinde takdim edeceğim.

Lütfen okumasınlar

Çok rica ve istirham ediyorum, yazılarımdan rahatsız olanlar lütfen okumasınlar. Bazılarının bendenize yaptıkları hakaretlere üzülmem ve kızmam, böyle şeylere alışkınım. Birtakım Müslüman kardeşlerimin haline acıyıp üzülüyorum.

Yazımı, fikirlerimi, görüşlerimi beğenmiyor; bunları adam gibi tenkit edeceğine küfür ediyor, hakaret ediyor...Bu, acınacak bir hal değil midir?

Varsa tutarlı bir gerekçen onu yaz.

Fıkıh diyorum, mezhep diyorum...muhalif olan kişi sen fitne çıkartıyorsun diye sövüyor...

Böylelerinin üzülmelerine, öfkelenip çileden çıkmalarına ben de üzülüyorum, onlara acıyorum.

Evet, okumasınlar, üzülmesinler. Ne halleri varsa huzur içinde görsünler.

Ne zaman okuyabilirler?.. Benimsemedikleri fikir ve görüşlere edeple, terbiye ile, mantıkla, tutarlı gerekçelerle cevap verecek hale gelinceye kadar...

Kaynak: Milli Gazete

Bu yazı toplam 1442 defa okunmuştur
 
_______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
iki istihbaratçı agız dalaşı yapıyorlar birbirini gerçekten bilmiyorlar  işte bende araya girdim bir iki nasihat verdim  evliyayı tekfir edilmez dostum dedim bu yazarın birinci başlığında o arayı geren mit gitti öbür mitle başbaşa kaldık peygambere iteattan bagsettim sağ elden konuştum buda yazarın ikinci yazısında  birde dedimki mite ben bu arayı geren mitle konuşuyorum konuşmalar gidiyor sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim niçin cevap vermiyor dedim işte buda yazarın üçüncü başlığında  burda algılama konusu işte devreye girdi bu bilgiler gitti  sabahleyin mehmet şevket eyginin köşsesinde tıkla bak aşağıdaki linke bak
 ben yukardaki linke tıklanıpta yazı çıkmayabilir diye yazarın köşsesinde kesip kopyalama yapıyım
 
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

Evliyaullahı tekfir edenler

30 Temmuz 2009 00:12
AS
Vehhabî meşrebli ve mezhebli bazı kardeşlerimiz, tasavvuf ve tarikat evliyasına çok ağır ve galiz şekilde dil uzatmakta, hakaret etmektedir. Bu gibi kimseler, mutasavvıfların çok hürmet ettiği büyüklere müşrik ve kâfir demekten çekinmiyor. Bu yaptıkları hikmete, iman kardeşliğine, adalete, insafa, terbiye-i İslâmiyeye aykırıdır. Böyle sözler Ümmet-i Muhammed arasındaki barışı ve uzlaşmayı berhava eder, kardeşler arasında kin ve düşmanlık tohumları eker.

Bazı gerçekleri tekrarlamakta yarar görüyorum:

1. Muhyiddin 'Arabî hazretleri hâtemü'l-evliyadır. Onun en büyük eseri olan Fütuhat-ı Mekkiye'yi avamın okumasına icazet verilmemiştir. Sadece vesâyâ (dinî öğütler) kısmını herkes okuyabilir. Kitaplarındaki bazı şazz, esrarlı, anlaşılması zor cümleler dolayısıyla bu zatı tekfir etmek büyük bir insafsızlıktır. O Hazret kesinlikle bazılarının sandığı gibi panteist değildir. Merhum İsmail Fennî Ertuğrul "Muhyiddin Arabî ve Vahdet-i Vücud" adlı eserinde ona yöneltilen tenkitlere cevap vermektedir. Binlerce din alimi, fakih, müftü, müfessir, muhaddis, bilge kişi Muhyiddin Arabî'yi baş tacı etmiştir. İbn Teymiye'nin onun hakkında "O Şeyh-i Ekber değil, Şeyh-i Efkerdir" (En kâfir şeyhtir) demesi onun kadrini alçaltmaz. Lütfen nezih, edib, terbiyeli, insaflı, ölçülü, mutedil, düzgün Müslümanlar olalım.

2. Mevlana Celalüddin Rûmî hazretleri de bir İslâm büyüğüdür. Mesnevî'de bazı şathiyat olabilir. Bunlar onun kadrini alçaltmaz. Mevlana'nın Moğol casusu olduğu iddiaları gülünçtür. O, Moğolların casusu değil veliyyinimetidir, çünkü hidayetlerine vesile olmuştur. Mevlana kendi lisanıyla "Kur'ân'ın bendesidir". Bir kısım kardeşlerimiz lütfen terbiyeli, insaflı, ölçülü olsunlar. Sokak serserisi ağzıyla, Mevlana gibi ilim, irfan, hikmet güneşlerine saldırmasınlar. Kendileri kaybeder.

3. Abdülkadir Geylanî hazretleri gavs ve kutubtur. Gunyetu't-Tâlibîn kitabını açınız, Şeriata aykırı bir tek söz bulamazsınız. O ilim, irfan, hikmet, fazilet hazinesidir. Allah'ın velilerine saldıranların sonları iyi olmaz. Milyonlarca muvahhid ve sâlih Müslümanın çok sevdiği, mürşid-i kâmil olarak kabul ettiği böyle bir büyüğe hakaret eden kimse ne kadar nasipsiz ve beyinsiz bir kimsedir.

4. İmamı Rabbanî hazretleri büyük bir velî, büyük bir mürşid, büyük bir müceddiddir. Ömrü boyunca Kur'ân'a, Sünnet'e, Şeriat-ı Ahmediyyeye hizmet etmiştir. Zalimleri tenkit etmiş, zindana atılmış, nice çileler çekmiştir. Bu zat bütün mü'minlerin velinimetidir.

5. İmamı Gazalî hazretleri Hüccetülislâm ve Zeynüddin'dir. Hem fakihtir, hem velidir. İlim ve irfan semasının güneşlerindendir. Öleli bin yıla yaklaşıyor, eserleriyle hâlâ hizmet ediyor. İmana, Kur'ân'a, İslâm'a, Sünnet'e, Şeriat'a, ahlaka hizmet ediyor. O bir hidayet güneşidir. Ona dil uzatan ne kadar nasipsiz bir kimsedir.

Evet bütün ulemamız, bütün tasavvuf büyüklerimiz hürmete layık kimselerdir.

Şeriata mutabık olmak şartıyla tasavvuf haktır.

Tasavvuf ve tarikat evliyası mübarek kimselerdir.

Çok aşırı giden, ağızlarını bozan, tekfir eden Selefîlerin ve Vehhabîlerin tuzaklarına düşmeyelim.

Tasavvuf ve tarikat evliyası şeytan evliyasıdır diyorlar. Bu söz büyük bir hezeyandır, söyleyeni küfre götürmesinden korkulur.

Anadolu coğrafyasında yaşayan Müslümanların büyük velinimetlerinden biri de Türkistanlı Ahmed Yesevî hazretleridir.

Gerçek evliyaullahın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun...

(Bazı Vehhabî ve Selefî kardeşlerimizden ricamız: Lütfen mutedil, insaflı, ölçülü ve terbiyeli olsunlar. Bağlısı bulundukları meslek, meşreb ve mezheb hak değildir, orta yol değildir. İmam kabul ettikleri Muhammed ibn Abdilvehhab'a kendi kardeşi Süleyman "Es-Savaikü'l-İlahiyye fir-Red 'ale'l-Vehhabiyye" adıyla bir reddiye kaleme almıştır. Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları Muhammed ibn Abdilvehhab'ı imam kabul etmeyiz. Kardeşine kulak veririz. Çünkü o, Ehl-i Sünnet caddesinde yürüyen insaflı bir alimdir. Ey Vehhabîler aşırı öfkeye kapılmayınız. Soğukkanlı ve edebli olunuz, mütehevvirane ve gerekçesiz şekilde kendinizi kaybederek sövüp saymayınız. Mü'minleri küfür ve şirkle suçlamayınız. Mü'mini tekfir edenin kendisi kâfir olur bunu hiç unutmayınız. Selam bütün mü'minlerin üzerine olsun...)

PEYGAMBER'E İTAAT ETMEK
Allah katında tek hak din olan İslâm'ın temel kurallarından biri de Peygambere biat ve itaat etmek, onu en güzel örnek ve model olarak görmek, onun Sünnetine uymaktır.

Bu kuralın gerekçelerini sayıyorum:

1. Kur'ân'da "Allah'a, Resûlüne ve SİZDEN OLAN emir sahiplerine itaat ediniz" mealinde ayet vardır. Büyük müfessirler, Peygamberimizin vekilleri, vârisleri, halifeleri durumunda olan gerçek ulemanın da emîr sahipleri olduğunu beyan buyurmuşlardır.

2. Yine Allah'ın kitabında "Peygamber size ne getirdiyse alınız" buyrulmuştur.

3. Peygamberimizin Sünneti ve hadîsleri olmasa, iki rekat namazı bile ayrıntılarıyla doğru dürüst kılamayız. Çünkü Kur'ân-ı Azimüşşan'da namaz icmâlen emr olunmuş, bütün kuralları ve incelikleri bildirilmemiş; Peygamberimiz "Beni nasıl namaz kılıyor görürseniz siz de öyle kılınız" diyerek bu en temel ibadetin nasıl eda olunacağını anlatmış, Ümmetini aydınlatmıştır.

4. Yüce İslâm dininin hüküm ve bilgilerinin dört ana kaynağı vardır: Kur'ân, Sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukaha. Buna Edille-i Erbaa (Dört delil) denir. Din kaynağı olarak sadece Kitabullah'ı kabul eden, Sünneti inkar edenler bid'at ehlidir. 19'uncu asırda Hindistan'da Kur'âniyyûn adı verilen böyle bozuk bir fırka zuhur etmiştir. Zamanımızda Türkiye'de de bu bid'atçiler vardır.

5. Vehhabîler kıyas-ı fukahayı inkar ve red ederler. Böylelikle bid'ate düşmüş olurlar.

6. Bilmeyenlerin, din konusunda cahil olanların gerçek din alimlerini taklid etmeleri de çok faydalı, çok lüzumlu, hattâ zarurî bir din kuralıdır. Cahiller alimleri taklid etmezlerse, elbette şaşırır, ayakları kayar. Taklidi red ve inkar etmek bid'attir.

7. Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti de bir tür vahiydir, ilahî ilhamdır.Kur'ân'da Resulullah için "O kendinden, hevasıyla konuşmaz" buyuruluyor. Bu konu Ehl-i Sünnet'in usûl-i fıkıh kitaplarında güzelce anlatılır.

8. Peygamberimizin bize sahih şekilde ulaşmış bütün hadîs-i şeriflerinde; emirlerinde, yasaklarında, öğütlerinde nice hikmetler, faydalar bulunmaktadır. Bunların bazısını aklımız, kültürümüz, fehmimiz, birikimimiz sarih şekilde anlamaya kafi gelmese de hepsini bütün olarak kabul etmemiz gerekir.

9. "Biz sadece Kur'ân'ı kabul ederiz.Sünneti kabul etmeyiz" diyenler metot olarak yanlış yoldadır. Böyle bir düşünce bizzat Kur'ân'a aykırıdır.

10. Peygamberimiz sağ el ile yemeyi ve içmeyi emir buyurmuşlar, sol eliyle yiyip içmeyi yasaklamışlar, kötü görmüşlerdir. Sahih-i Buharî'de, Sahih-i Müslim'de, İmamı Mâlik'in Muvatta'ında, Ebû Dâvud'ta, Tirmizî'de geçen bir hadîsin meali şöyledir:

Ömer ibn Ebi Seleme radiyallahu anh şöyle rivayet ediyor: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin terbiyesinde bir çocuktum. Yemek yerken Resulullah bana şöyle buyurdu: 'Çocuk!.. Besmele çek, sağ elinle ye, önünden ye...' Ben de bundan sonra hep böyle yedim.

Peygamberimiz bir kimseye sağ eliyle yemesini emir ve tavsiye buyurmuş, o kişi, gurur ve kibrinden dolayı yiyemiyorum diye karşılık vermiş, Efendimiz ona beddua etmiş ve eli çolak olmuştur. Bu hadîs de muteber kitaplarımızda yazılıdır.

Evet, biz mü'minler din ve dünya işerinde Resulullah efendimizi örnek almakla, onun bütün emir, yasak ve öğütlerine uymakla yükümlüyüz.

Bir Müslüman solak da olsa, Peygamberimizin öğüt ve uyarısı mucebince sağ eliyle yemeli ve içmelidir. Sağlak olanlar nasıl sol elleriyle (isterlerse) yiyip içebiliyorlarsa, o da sağ eliyle bunları yapabilir.

Sol eliyle yiyip içmek mekruhtur. Bunu, Peygambere isyan için yapıyorsa maazallah haram olur. Ben Sünnet münnet tanımam diyorsa küfre kadar gidebilir. Gerçek din alimlerine, fukahaya, gerçek müftülere sorunuz.

Bendeniz, Peygambere muhalefet ve isyan niyetiyle sol eliyle yiyip içen fâsık kişinin ardında namaz kılmam.

NİÇİN CEVAP VERMİYORUM?
Zaman zaman aleyhimde yazılar yayınlanıyor. Matbuatı ve medyayı takip etmediğim için bunları okuyamıyorum. Bazen haber veriyorlar "Filan gazetede aleyhinde yazı çıktı, oku" diyorlar. Çoğunu merak edip de okumuyorum.

1. Aleyhimde tenkitler doğru ise bunları kabul etmek gerek.

2. İftira ediliyorsa, zaruret olmadıkça cevap vermem.

3. Saçma sapan, seviyesiz, bayağı şeylerse cevap vermek tenezzül olur.

4. Bir Müslüman veya eski bir dost tenkit veya iftira ediyorsa, cevap vermemem çok uygun olur. Çünkü cevap verirsem polemik çıkacak; dedikodu ve çekişme hastaları zevk ve heyecanla bunları okuyacaklardır. Doğrusu böylelerini memnun etmek istemem.

5. Bazı solcu ve radikal Müslümanlar komünist ağzıyla Kanlı Pazar hikayelerinden bahs edip duruyor. Geçmiş hadiseleri, cereyan ettikleri zamanın siyasî, sosyal, kültürel konteksti içinde değerlendirmek gerekir. Kanlı Pazar hadisesini benim planladığım iddiası yalandır, iftiradır, hezeyandır. Benim bilgim ve yönlendirmem dışında cereyan etmiştir. Türkiye'de kızıl ve rezil bir rejim kurmak isteyenlerin yürümeye hakları var da, böyle bir rejimi istemeyen Müslümanların yürümeye hakları yok mudur?

Mütevazı bir Müslümanım. Gücüm, ağırlığım ve etkim çok azdır. Ateş olsam düştüğüm yeri yakabilirim. Şahsî fikir ve görüşlerimde yanılabilirim. Yanılabilirim ama para ve menfaat karşılığında yanılmam. Hasbî, garazsız, ivazsız yanılabilirim.

Tekrar ediyorum: Kemiklerindeki iliklere kadar dedikoduculuk sinmiş olanları sevindirmemek için nice tenkide ve iftiraya cevap vermiyorum. Zaruret olursa çok kısa, çok özlü cevap veririm.
_________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
iki istihbaratçı agız dalaşı yapıyorlar birbirini gerçekten bilmiyorlar  işte bende araya girdim bir iki nasihat verdim  evliyayı tekfir edilmez dostum dedim bu yazarın birinci başlığında o arayı geren mit gitti öbür mitle başbaşa kaldık peygambere iteattan bagsettim sağ elden konuştum buda yazarın ikinci yazısında  birde dedimki mite ben bu arayı geren mitle konuşuyorum konuşmalar gidiyor sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim niçin cevap vermiyor dedim işte buda yazarın üçüncü başlığında  burda algılama konusu işte devreye girdi bu bilgiler gitti  sabahleyin mehmet şevket eyginin köşsesinde tıkla bak aşağıdaki linke bak
 ben yukardaki linke tıklanıpta yazı çıkmayabilir diye yazarın köşsesinde kesip kopyalama yapıyım
 
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

Evliyaullahı tekfir edenler

30 Temmuz 2009 00:12
AS
Vehhabî meşrebli ve mezhebli bazı kardeşlerimiz, tasavvuf ve tarikat evliyasına çok ağır ve galiz şekilde dil uzatmakta, hakaret etmektedir. Bu gibi kimseler, mutasavvıfların çok hürmet ettiği büyüklere müşrik ve kâfir demekten çekinmiyor. Bu yaptıkları hikmete, iman kardeşliğine, adalete, insafa, terbiye-i İslâmiyeye aykırıdır. Böyle sözler Ümmet-i Muhammed arasındaki barışı ve uzlaşmayı berhava eder, kardeşler arasında kin ve düşmanlık tohumları eker.

Bazı gerçekleri tekrarlamakta yarar görüyorum:

1. Muhyiddin 'Arabî hazretleri hâtemü'l-evliyadır. Onun en büyük eseri olan Fütuhat-ı Mekkiye'yi avamın okumasına icazet verilmemiştir. Sadece vesâyâ (dinî öğütler) kısmını herkes okuyabilir. Kitaplarındaki bazı şazz, esrarlı, anlaşılması zor cümleler dolayısıyla bu zatı tekfir etmek büyük bir insafsızlıktır. O Hazret kesinlikle bazılarının sandığı gibi panteist değildir. Merhum İsmail Fennî Ertuğrul "Muhyiddin Arabî ve Vahdet-i Vücud" adlı eserinde ona yöneltilen tenkitlere cevap vermektedir. Binlerce din alimi, fakih, müftü, müfessir, muhaddis, bilge kişi Muhyiddin Arabî'yi baş tacı etmiştir. İbn Teymiye'nin onun hakkında "O Şeyh-i Ekber değil, Şeyh-i Efkerdir" (En kâfir şeyhtir) demesi onun kadrini alçaltmaz. Lütfen nezih, edib, terbiyeli, insaflı, ölçülü, mutedil, düzgün Müslümanlar olalım.

2. Mevlana Celalüddin Rûmî hazretleri de bir İslâm büyüğüdür. Mesnevî'de bazı şathiyat olabilir. Bunlar onun kadrini alçaltmaz. Mevlana'nın Moğol casusu olduğu iddiaları gülünçtür. O, Moğolların casusu değil veliyyinimetidir, çünkü hidayetlerine vesile olmuştur. Mevlana kendi lisanıyla "Kur'ân'ın bendesidir". Bir kısım kardeşlerimiz lütfen terbiyeli, insaflı, ölçülü olsunlar. Sokak serserisi ağzıyla, Mevlana gibi ilim, irfan, hikmet güneşlerine saldırmasınlar. Kendileri kaybeder.

3. Abdülkadir Geylanî hazretleri gavs ve kutubtur. Gunyetu't-Tâlibîn kitabını açınız, Şeriata aykırı bir tek söz bulamazsınız. O ilim, irfan, hikmet, fazilet hazinesidir. Allah'ın velilerine saldıranların sonları iyi olmaz. Milyonlarca muvahhid ve sâlih Müslümanın çok sevdiği, mürşid-i kâmil olarak kabul ettiği böyle bir büyüğe hakaret eden kimse ne kadar nasipsiz ve beyinsiz bir kimsedir.

4. İmamı Rabbanî hazretleri büyük bir velî, büyük bir mürşid, büyük bir müceddiddir. Ömrü boyunca Kur'ân'a, Sünnet'e, Şeriat-ı Ahmediyyeye hizmet etmiştir. Zalimleri tenkit etmiş, zindana atılmış, nice çileler çekmiştir. Bu zat bütün mü'minlerin velinimetidir.

5. İmamı Gazalî hazretleri Hüccetülislâm ve Zeynüddin'dir. Hem fakihtir, hem velidir. İlim ve irfan semasının güneşlerindendir. Öleli bin yıla yaklaşıyor, eserleriyle hâlâ hizmet ediyor. İmana, Kur'ân'a, İslâm'a, Sünnet'e, Şeriat'a, ahlaka hizmet ediyor. O bir hidayet güneşidir. Ona dil uzatan ne kadar nasipsiz bir kimsedir.

Evet bütün ulemamız, bütün tasavvuf büyüklerimiz hürmete layık kimselerdir.

Şeriata mutabık olmak şartıyla tasavvuf haktır.

Tasavvuf ve tarikat evliyası mübarek kimselerdir.

Çok aşırı giden, ağızlarını bozan, tekfir eden Selefîlerin ve Vehhabîlerin tuzaklarına düşmeyelim.

Tasavvuf ve tarikat evliyası şeytan evliyasıdır diyorlar. Bu söz büyük bir hezeyandır, söyleyeni küfre götürmesinden korkulur.

Anadolu coğrafyasında yaşayan Müslümanların büyük velinimetlerinden biri de Türkistanlı Ahmed Yesevî hazretleridir.

Gerçek evliyaullahın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun...

(Bazı Vehhabî ve Selefî kardeşlerimizden ricamız: Lütfen mutedil, insaflı, ölçülü ve terbiyeli olsunlar. Bağlısı bulundukları meslek, meşreb ve mezheb hak değildir, orta yol değildir. İmam kabul ettikleri Muhammed ibn Abdilvehhab'a kendi kardeşi Süleyman "Es-Savaikü'l-İlahiyye fir-Red 'ale'l-Vehhabiyye" adıyla bir reddiye kaleme almıştır. Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları Muhammed ibn Abdilvehhab'ı imam kabul etmeyiz. Kardeşine kulak veririz. Çünkü o, Ehl-i Sünnet caddesinde yürüyen insaflı bir alimdir. Ey Vehhabîler aşırı öfkeye kapılmayınız. Soğukkanlı ve edebli olunuz, mütehevvirane ve gerekçesiz şekilde kendinizi kaybederek sövüp saymayınız. Mü'minleri küfür ve şirkle suçlamayınız. Mü'mini tekfir edenin kendisi kâfir olur bunu hiç unutmayınız. Selam bütün mü'minlerin üzerine olsun...)

PEYGAMBER'E İTAAT ETMEK
Allah katında tek hak din olan İslâm'ın temel kurallarından biri de Peygambere biat ve itaat etmek, onu en güzel örnek ve model olarak görmek, onun Sünnetine uymaktır.

Bu kuralın gerekçelerini sayıyorum:

1. Kur'ân'da "Allah'a, Resûlüne ve SİZDEN OLAN emir sahiplerine itaat ediniz" mealinde ayet vardır. Büyük müfessirler, Peygamberimizin vekilleri, vârisleri, halifeleri durumunda olan gerçek ulemanın da emîr sahipleri olduğunu beyan buyurmuşlardır.

2. Yine Allah'ın kitabında "Peygamber size ne getirdiyse alınız" buyrulmuştur.

3. Peygamberimizin Sünneti ve hadîsleri olmasa, iki rekat namazı bile ayrıntılarıyla doğru dürüst kılamayız. Çünkü Kur'ân-ı Azimüşşan'da namaz icmâlen emr olunmuş, bütün kuralları ve incelikleri bildirilmemiş; Peygamberimiz "Beni nasıl namaz kılıyor görürseniz siz de öyle kılınız" diyerek bu en temel ibadetin nasıl eda olunacağını anlatmış, Ümmetini aydınlatmıştır.

4. Yüce İslâm dininin hüküm ve bilgilerinin dört ana kaynağı vardır: Kur'ân, Sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukaha. Buna Edille-i Erbaa (Dört delil) denir. Din kaynağı olarak sadece Kitabullah'ı kabul eden, Sünneti inkar edenler bid'at ehlidir. 19'uncu asırda Hindistan'da Kur'âniyyûn adı verilen böyle bozuk bir fırka zuhur etmiştir. Zamanımızda Türkiye'de de bu bid'atçiler vardır.

5. Vehhabîler kıyas-ı fukahayı inkar ve red ederler. Böylelikle bid'ate düşmüş olurlar.

6. Bilmeyenlerin, din konusunda cahil olanların gerçek din alimlerini taklid etmeleri de çok faydalı, çok lüzumlu, hattâ zarurî bir din kuralıdır. Cahiller alimleri taklid etmezlerse, elbette şaşırır, ayakları kayar. Taklidi red ve inkar etmek bid'attir.

7. Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti de bir tür vahiydir, ilahî ilhamdır.Kur'ân'da Resulullah için "O kendinden, hevasıyla konuşmaz" buyuruluyor. Bu konu Ehl-i Sünnet'in usûl-i fıkıh kitaplarında güzelce anlatılır.

8. Peygamberimizin bize sahih şekilde ulaşmış bütün hadîs-i şeriflerinde; emirlerinde, yasaklarında, öğütlerinde nice hikmetler, faydalar bulunmaktadır. Bunların bazısını aklımız, kültürümüz, fehmimiz, birikimimiz sarih şekilde anlamaya kafi gelmese de hepsini bütün olarak kabul etmemiz gerekir.

9. "Biz sadece Kur'ân'ı kabul ederiz.Sünneti kabul etmeyiz" diyenler metot olarak yanlış yoldadır. Böyle bir düşünce bizzat Kur'ân'a aykırıdır.

10. Peygamberimiz sağ el ile yemeyi ve içmeyi emir buyurmuşlar, sol eliyle yiyip içmeyi yasaklamışlar, kötü görmüşlerdir. Sahih-i Buharî'de, Sahih-i Müslim'de, İmamı Mâlik'in Muvatta'ında, Ebû Dâvud'ta, Tirmizî'de geçen bir hadîsin meali şöyledir:

Ömer ibn Ebi Seleme radiyallahu anh şöyle rivayet ediyor: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin terbiyesinde bir çocuktum. Yemek yerken Resulullah bana şöyle buyurdu: 'Çocuk!.. Besmele çek, sağ elinle ye, önünden ye...' Ben de bundan sonra hep böyle yedim.

Peygamberimiz bir kimseye sağ eliyle yemesini emir ve tavsiye buyurmuş, o kişi, gurur ve kibrinden dolayı yiyemiyorum diye karşılık vermiş, Efendimiz ona beddua etmiş ve eli çolak olmuştur. Bu hadîs de muteber kitaplarımızda yazılıdır.

Evet, biz mü'minler din ve dünya işerinde Resulullah efendimizi örnek almakla, onun bütün emir, yasak ve öğütlerine uymakla yükümlüyüz.

Bir Müslüman solak da olsa, Peygamberimizin öğüt ve uyarısı mucebince sağ eliyle yemeli ve içmelidir. Sağlak olanlar nasıl sol elleriyle (isterlerse) yiyip içebiliyorlarsa, o da sağ eliyle bunları yapabilir.

Sol eliyle yiyip içmek mekruhtur. Bunu, Peygambere isyan için yapıyorsa maazallah haram olur. Ben Sünnet münnet tanımam diyorsa küfre kadar gidebilir. Gerçek din alimlerine, fukahaya, gerçek müftülere sorunuz.

Bendeniz, Peygambere muhalefet ve isyan niyetiyle sol eliyle yiyip içen fâsık kişinin ardında namaz kılmam.

NİÇİN CEVAP VERMİYORUM?
Zaman zaman aleyhimde yazılar yayınlanıyor. Matbuatı ve medyayı takip etmediğim için bunları okuyamıyorum. Bazen haber veriyorlar "Filan gazetede aleyhinde yazı çıktı, oku" diyorlar. Çoğunu merak edip de okumuyorum.

1. Aleyhimde tenkitler doğru ise bunları kabul etmek gerek.

2. İftira ediliyorsa, zaruret olmadıkça cevap vermem.

3. Saçma sapan, seviyesiz, bayağı şeylerse cevap vermek tenezzül olur.

4. Bir Müslüman veya eski bir dost tenkit veya iftira ediyorsa, cevap vermemem çok uygun olur. Çünkü cevap verirsem polemik çıkacak; dedikodu ve çekişme hastaları zevk ve heyecanla bunları okuyacaklardır. Doğrusu böylelerini memnun etmek istemem.

5. Bazı solcu ve radikal Müslümanlar komünist ağzıyla Kanlı Pazar hikayelerinden bahs edip duruyor. Geçmiş hadiseleri, cereyan ettikleri zamanın siyasî, sosyal, kültürel konteksti içinde değerlendirmek gerekir. Kanlı Pazar hadisesini benim planladığım iddiası yalandır, iftiradır, hezeyandır. Benim bilgim ve yönlendirmem dışında cereyan etmiştir. Türkiye'de kızıl ve rezil bir rejim kurmak isteyenlerin yürümeye hakları var da, böyle bir rejimi istemeyen Müslümanların yürümeye hakları yok mudur?

Mütevazı bir Müslümanım. Gücüm, ağırlığım ve etkim çok azdır. Ateş olsam düştüğüm yeri yakabilirim. Şahsî fikir ve görüşlerimde yanılabilirim. Yanılabilirim ama para ve menfaat karşılığında yanılmam. Hasbî, garazsız, ivazsız yanılabilirim.

Tekrar ediyorum: Kemiklerindeki iliklere kadar dedikoduculuk sinmiş olanları sevindirmemek için nice tenkide ve iftiraya cevap vermiyorum. Zaruret olursa çok kısa, çok özlü cevap veririm.
______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
ramazanda iftara gelen misafirlerin içinde deşifre olan bir mittte bilgi toplayanda var 

hoş gelmiş sefa getirmiş o sıralarda konuşuyoruz işte 
akrabanın elindeki telefona baktım bu telefon kaç para dedim 1 milyar dedi vav dedim iyiymiş bu konuşmalar yazarın birinci başlığında işlemiş
birde o sıralada işimde yoktu bu bilgileride işlemiş 20 küsür yaşlarında diyor öyle yazmış aslında 20 değil yaşım 

bir vatandaş diyor birinci yazıda konuyu işlemiş karşılıksız çekten konu açıldı konu o konuda yazarın köşe yazısında sonra müslüman geçim sıkıntısı çekerken asla rişvet almaz diye konuştum oda yazarın köşe
 
yazısında işlemiş 
aşğıdaki linke tıkla bak  köşe yazısına  hatta orda farklı etnik kökenden bahsedildi oda yazarın koşesinde yazarın köşe yazıları tamanın yarısı konuşma bana ait bütün konuşmalar aktarılmış  tabi kendi yorumlarınıda katarak  aşağıdaki linke tıkla oku 
ben yukardaki link ilerde silinir diye  aşağıya yazarın kendi yazısından kesip kopyalama yapıyım
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Din Elden Gidince
Mehmet Şevket Eygi
05 Eylül 2005 Pazartesi 10:07

Daha önce yazmış mıydım, hatırlamıyorum. Yirmi küsur yaşlarında bir vatandaş iş bulmak için köyden İstanbul'a gelmiş. İş bulamamış. Bekâr arkadaşlarıyla birlikte kalıyor. Elde yok avuçta yok. Köydeki yaşlı annesi, karısı, çocuğu para bekliyor. Bizimki şaşırmış vaziyette. Ne yapmış biliyor musunuz? Tam bir milyar liralık bir cep telefonu almış. Tabiî ki, borçla, taksitle. Peki nasıl ve nereden ödeyecek bu parayı? Bilmiyor ama almış işte. Bir arkadaşı ona "Benim canım kardeşim, şu anda senin halin çok kötü. Burada işsizsin, köydeki evde anan, karın, çocuğun ağlayarak para bekliyor. Sen kalktın pahalı ve lüks bir cep telefonu aldın. Nasıl ödeyeceksin bunun borcunu?.."
Arkadaşına ne cevap vermiş biliyor musunuz? Gözlerindeki çakmak çakmak kin, öfke, hınç kıvılcımları olduğu halde:
? Yahu ben insan değil miyim?.. demiş.
Ben onun samimî arkadaşı olsaydım "Elbette insan değilsin!" derdim. 
Bu akılsız, vicdansız, dengesiz vatantaşta fazla kabahat yoktur.Suçun büyüğü onu bu hale getiren uğursuz zihniyettedir.
Bu ülkede bin seneden beri, insanların ihtiraslarını, aşırılıklarını, olumsuz taraflarını frenleyen güç İslâm dini ve ahlakı idi. Yakın tarihimizde dinî inançları, dinî ahlakı, dinî yaşayış tarzını yıktılar. Yerlerine bir şey koyamadılar.
Toplumu, milleti sekülerleştirmek istediler.
Bir ölçüde sekülerleştik ama sonunda ne olduk... Şu manzaraya bakınız:
? Suçlar artmış. Mahkemeler suç davalarına bakmaktan başlarını kaşıyamıyor. Polis suçlarla ve suçlularla baş edemiyor.
? Ülkemiz genel bir kokuşma ile kirlenmiş vaziyette. Dünyanın en temiz ülkesi Finlandiya, biz listenin sonlarında yer alıyoruz. Kirlendik, hem de çok kirlendik.
? Türkiye'deki 78 etnik grubu bir arada tutan çimento İslâm idi. Bu bağı koparttık, toplum hercümerc oldu. "Kürtler aslında Türkmüş de, kışın karlar üzerinde yürürken kırt kırt diye sesler çıkartıyorlarmış. Bu yüzden onlara kürt denmiş..." Kimse bu dolmaları yutmadı. Ne oldu? Kürtçülük hareketi çıktı.
? Dinin baskısı ve rehberliği zayıflayınca iktisat, ticaret, iş hayatı ne oldu? Vahşileşti, çılgınlaştı. Adam bono imzalıyor, zamanı gelince ödemiyor. Çek veriyor, karşılıksız çıkıyor. Yalan, dolan, hile, hud'a, fitne fesat, dolandırıcılık aldı yürüdü. Herif lokantanın vitrinine "Nefis döner bulunur" diye yazmış. Girip bir porsiyon döner yiyorsunuz ki, nefis değil, berbat. En kalitesiz kıymadan yapmış, eti andıran soya unu katmış. Ticaretine yalan karıştırdığı, nefis olmadığı halde nefis dediği için kazancı haram oluyor ama onun haram maram bildiği yok. Para hırsıyla kudurmuş, gözleri dönmüş vaziyette.
? Zeytinler simsiyah ve kaliteli görünsün diye kimyevî boyalarla boyuyorlarmış. Bunlarda sağlık için çok zararlı zehirler varmış. Umurunda mı? Çünkü dinsizleşmiş, sekülerleşmiştir.
? Bozukluk, kokuşma o raddelere vardı ki, bir kısım sözde dindarlar da çok bozuldu. İslâmcı kesimde yenmeyen halt kalmadı. İhalelere fesat karıştırmak, işlerden komisyon almak, vakıf mallarına saldırmak, emanetlere hıyanet etmek, saçı bitmedik yetimlerin hakkını yemek. Yüz milyonlarca, milyarlarca dolarlık haram, kirli, kara servetler edinmek. Neymiş efendim, "Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılırmış..." Be mel'un! Sen sakın bu fetvayı Azazil'den (Şeytan'dan) almış olmayasın.
? Toplumda nezaket, kibarlık, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat kalmadı. Büyük şehirlerde kapkaççılık aldı yürüdü. Bir türlü önüne yüzde yüz geçilemiyor. Bu kapkaççılık işini sadece onbeş onaltı yaşındaki serseri çocuklar yapmıyor. Arkalarında bir mafya var, onları destekleyen ve kollayanlar var. Kimler bunlar, kimler bunlar?
? Bina ve zina başını aldı gidiyor. Nesep güvenliği büyük ölçüde sarsıldı. 
? Rüşvet gırtlağa kadar.
? Genel bir mafyalaşma karşısındayız.
? Komşuluk hukukunun pabucu dama atıldı. Alt katta komşusu ölüyor, üsttekinin haberi yok.
? Din ahlakı gidince para en büyük değer oldu, put oldu, sapıkların ve azgınların tanrısı oldu.
? Din kanaati, tevâzuu, zühdü emr ediyordu. Dinin baskısı ve yönlendirmesi zayıflayınca lüks, aşırı tüketim, gösteriş, azgınlık, israf topluma hâkim oldu.
Bazıları şöyle diyebilir? Müslümanların da bir kısmının bozulduğunu sen kendin yazıyorsun. O halde din, kötülüklere engel olmuyormuş. Hayır efendim hayır!... O bozulanlar iyi, vasıflı, örnek, gerçek Müslümanlar değildir. Bozuklar sahte İslâmcılardır, münafıklardır, Müslüman müsveddeleridir. Müslümanın elbette hatâsı olabilir, Müslüman günah işleyebilir ama bir Müslüman asla saçı bitmedik yetimin hakkını yemez. Bir Müslüman asla devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlamaz. Bir Müslüman geçim sıkıntısından kıvranır ama asla rüşvet almaz.
Resulullah efendimize sormuşlar: "Müslüman zina eder mi?" sesini çıkartmamış. Yine sormuşlar, "Müslüman yalan söyler mi?" Asla!.." cevabını vermiş.
Dinimiz "Nifak küfürden daha kötüdür" buyuruyor. Küfür bellidir. Nifak gizlidir. Bir kısım nifaklar imansızlıktan ileri gelmektedir. Evet toplum içinde din ticareti, mukaddesat bezirgânlığı yaparak para kazanmak, servet sahibi olmak, ün, alkış, riyaset, makam, mevki devşirmek, nüfuz ve prestij sahibi olmak isteyen iğrenç ve pislik münafıklar vardır. Bunların dini imanı paradır, nefistir, menfaattir. Bunlar her türlü günahı, isyanı, tuğyanı işliyorlar. Bunlar ne Kur'ân hükümlerini, ne Peygamber sünnetini dinliyorlar. Bunların yaptıkları şeriata da, tarikata da taban tabana zıttır. Bunlar Nemrud ve Firavun gibi yaşıyorlar, davranıyorlar. Bunlar Müslüman değildir, bunlar İslâm'ı temsil edemezler. Bu pisliklere, bu gürûh-i lâ yüflihûna bakıp da hiç kimse İslâm'a ve hakikî Müslümanlara taş ve çamur atamaz.
Hakikî Müslüman yalan söylemez... Emanete hıyanet etmez... Söz verip de sözünden dönmez... Haram yemez... Rüşvet almaz... Devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlamaz... İhalelere fesat karıştırmaz... Saçı bitmedik yetimlerin hakkına el uzatmaz... Vakıf mallarına ve gayr-i menkullerine göz dikmez... Hakikî bir Müslüman, menfaat kopartmak için yaltaklık, yalakalık, köpeklik, dalkavukluk yapmaz.
Yamukluk yapan İslâmcılar Müslüman değildir, ne İslâm'ı ne de Ümmet'i temsil ederler. Onlar aç ve alçak köpeklerdir. Evet köpeğin bile yükseği, asili vardır. Onlar yüksek köpek bile değildir.
İşte din gidince ülke ve toplum böyle olur... Müslümanlar örs çekiç arasında kalır. Bir yanda agresif, harbî, amansız kâfirler; öteki yanda İslâmcı kılığına bürünmüş münafıklar ve şeytanlar.
Bina çökerse hepimiz enkazın altında kalacağız. Cümbür cemaat... Sen, keyfince yaşayan, bana ne diyen, zevk u sefa içinde piknik yapan umursamaz Müslüman, evet sen de...
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
10 eylül 2009  perşembe günü  konyada depremden önce işte saat 12 suları öğlen üzeri daha önceden konuşmuştuk bir polisle siyasi şübeden  onu görüdüm oda beni gördü dediki naber dedi ne olsun abi dedim işte çalışıyoruz ne durum dedi ben olaylar devam ediyor dedim maşallah mit bana kafayı iyi takmış dedim bak dedi benim işim var ileride bir polis var sivil ona git o teşkilata iletsin tamam olur dedim o polisin yanına gittim selam verdik abi ilerdeki polis size gönderdi dedim ne dedi anlatacağın ne dedi  abi 1997 yılından beri sivil alanda oluşturulmuş mitte bilgi toplayanlar konuşmamı duydularmı dedim sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim bu olaylar hergün var benle niye UĞRAŞILIYOR dedim bunu aktarmış yazarın başlığı  KEMALİLERLE UĞRAŞMIYORMUŞUM diye başlık atmış yazar   birde milli istihbarat teşkilatı burda analiz hatası yapmış  ben yazarı eleştirmiyorum bendenize ucuz  tenkitler yöneltiyorlar diye yazısı var

  abi dedim ben rejim muhalifi değilim dedim bunuda aktarmış devlet düzen sistem diyor yazarın köşesinde sonra devletle benim işim olmaz ben milli devletle alıp veremedğim yok dedim onuda aktarmış yazarın köşsesinde devlet  işte yazısı var birde milli kültürümüzle okadar uğraşan var dedim onuda aktarmış yazarın kösesinde onuda muhatap almış  yazarın köşsesinde neyse tamam dedi ben istihbarat iletiyim dedi akşam üstü gene bir muhbirle karşılaştık  

ikinci konuda tam akşam konyada deprem olmadan önce  15 dakkada takıldığım kafede deşifre olan mittte bilgi toplayanla konuşuyoruz birader sen tarikatlara gidiyorsun   tarikata girmek farzmı dedim bana anlat onuda akktarmışlar tam o sırada deprem oldu ortalık allak bullak neyse buda gitimiş tarikat konusu yazarın ikinci yazısında  tarikat işte
  
sonuç  2013 hala devam ediyor bilgi toplayanlar konuşmamı duydumu yazarın köşesinde    ben ne diyorum yahu beni muhatab alıp durmayın desemde gene yazarın köşesinde konuşmalarım    aşağıdaki linke tıkla gör giden bilgiler nasıl analiz etmiş



http://www.milligorus-forum.com.tr/m-sevket-eygi/34895-kemalilerle-ugrasmiyormusum.html
 
yukardaki lin bir zaman sonra kaybolur diye tıklanırda açılmaz diye aşağıya orjinali kesip kopylama yaptım yazarın yazılarını

Kemalîlerle Uğraşmıyormuşum...






Bendenize birtakım ucuz tenkitler yöneltiyorlar.Cesaretim varsa bid'atçi Müslümanları bırakıp Kemalîlerle mücadele etmeliymişim...

Bunlar gerçekten ucuz tenkitlerdir.

Ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı yanlarına hanımlarını alıp bir akşam yemeğini yemek için orduevine gidebiliyorlar mı? GATA askerî hastanesindeki bir hastayı ziyaret edebiliyorlar mı?

Demek ki, bu ülkenin protokolda ilk iki şahsiyeti bile resmî ideolojiyle baş edemiyor.

Bendeniz gazetecilik yapmak üzere İstanbul'a 1960'da geldim. Yarım asır... Bu müddet zarfında kötü düzene, kötü sisteme hep muhalif kaldım.Kapasitem ne kadarsa o nispette... Kendimi dev aynasında gören megola-manyaklardan değilim.

Ucuz mücahidlikten hiç hoşlanmam...

Devletle sistemi (düzeni) ayırırım. Devleti desteklerim, ayakta tutarım; düzenin veya sistemin değişmesini, yerine iyisinin gelmesini isterim.

Düzen kötü, öyleyse bu devlet batsın demem. Öğrenciliğimde az buçuk "Âmme Hukuku Dersleri" okumuşumdur.

Türkiye demek üç şeydir:

* Ülkenin, sınırları belli coğrafî bir boyuttur.

* Halktır, Türkiyelilerdir.

* Ve Devlettir.

Devlet yıkılırsa Türkiye de yıkılır, batar, biter.

Türkiye'ye yapılan en büyük kötülük, miadı dolmuş, fosilleşmiş bir resmî ideolojiyi devlet ile özdeşleştirmektir. Bu kötülüğü iki zümre yapıyor. Kemalîlerle, bir kısım İslâmcılar.

Türkiye'nin millî, sosyal, kültürel bir kimliği vardır. Bu da temel esaslardandır. Yakın tarihimizde millî kimliği değiştirmek istediler, böyle bir saçma şeyin gerçekleşmesi mümkün olmadığı için yapımızda yıkmadık, çatlatmadık, sarsmadık, harap etmedik yer bırakmadılar.

Bendeniz Müslüman bir Türkiyeliyim ama kesinlikle İslâmcı değilim. İslâm ilahî ve hak dindir, İslâmcılık bir ideolojidir, ikisi özdeş olmaz.

İslâmcılıktaki yanlışlardan hiçbiri İslâm'da yoktur.

İslâm'ın ve Müslümanların önündeki en büyük engel Kemalîler değil, İslâm'ı yanlış anlayan, yanlış yorumlayan birtakım bedevî kültürlü (Ah ibn Haldun!..) İslâmcılardır.

Kemalîlik artık bitmiştir. Onu ayakta tutan Müslümanların:

Müttehid (birlik) olmamalarıdır.

Şehir ve medeniyet kültür ve zihniyetine sahip olmayıp; bedevî kültürü dairesinde bulunmalarıdır.

Yeterli sayıda vasıflı, güçlü, üstün Müslüman elemanlar yetiştirip bunlardan etkin kadrolar kuramamalarıdır.

Bir kısmının, utanç verici bir din sömürüsü sergilemeleri; pisliğe bulaşmayanların ise buna karşı nehy-i münker yapmamaları, tam tersine büyük ölçüde desteklemeleridir.

Başlarına bir İmam-ı Kebir seçmemeleridir.

Bozuk ve kirli düzenin haram rantlarına bir kısım sözde dindarların aç köpekler gibi saldırmasıdır.

Emanetlerine ehil ve layık olanlara vermemeleridir, verdirtmemeleridir.

Bozuk düzeni veya sistemi kanıksamış, alışmış, onu kabul etmiş olmalarıdır.

Tarikata ve tasavvufa girmek farz ve şart değildir.

Nakşîlik,Kadirîlik, Şâzelîlik, Halvetîlik, Rufaîlik gibi tasavvuf tarikatları Allah'ın velileri tarafından kurulmuştur. Bu tarikatların hepsi de, sağlam ve kopuksuz silsilelerle Allah'ın Resûlüne (Salat ve selâm olsun O'na) ulaşır.

Bu tarikatlar Kur'ân'a,Sünnete, Şeriata uygundur.

Bir Müslümana, şu veya bu tarikata bağlanmak, onun mensubu olmak vacib değildir. Mü'min kul tarikatsız da ebedî saadete nail olur, Cennet'e girer İNŞAALLAH.

Tarikatın hizmetleri ve faideleri şunlardır:

1. İmanın taklitten tahkike geçmesine vesile olur.

2. Başta namaz olmak üzere ibadetlerin daha şuurlu, daha huşû ve hudû ile dosdoğru eda edilmesine hizmet eder.

3. Kulu Yüce Yaratan'ı hem dille hem de kalp ile zikr etmeye teşvik eder.

4. Kur'ân'ı imam, rehber, düstur olarak kabul ettirir.

5. Kulun, Resulullah'ın Sünnetine yapışmasını sağlar.

6. Allah'ın yap dediklerini yaptırır, yapma dediklerinden alıkoyar.

7. İnsanın en büyük düşmanı olan nefs-i emmâreyi zincirler ve zararını ya büsbütün yahut büyük ölçüde azaltır.

8. Çok aldatıcı, çok oyalayıcı, çok gaflete düşürücü, çok zarar ve ziyan verici dünyanın tuzaklarına düşmekten korur.

9. Kişinin ahlâkını güzelleştirir, faziletlerini arttırır.

10. İnsî ve cinnî şeytanların hile ve iğvalarından korur.
11. Yüce Allah'ın rızasını kazandırır.

12. Hâce-i Kâinat Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahiyyat efendimizin şefaatine nail olma saadetini kazandırır.

13. Allah'a iyi bir kul olmaya yol açar.

14. İnsanı "ölmeden önce öl" makamına yükseltir ve böylece ölümün dehşetini azaltır.

Tasavvufun ve tarikatın saymakla bitmeyecek faydaları ve hizmetleri vardır. Yukarıda saydıklarım ders alana yeter.

Tarikat çok faydalıdır ama bir nasip meselesidir. İlle de bir tarikata girmek gerekmez. Mü'min bir kul, sahih bir imanla ve salih amellerle de ebedî saadetini biiznillah ve inşaallah kurtarır ve Cennet'e -Allah'ın lütfu ile- girer. Bu saadete nail olmak için de ilmihal dediğimiz temel din bilgisi kitaplarında yazılı olan emirleri yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, öğütleri tutmak, uyarıları dikkate almak gerekir.

Zamanımızda bazı bid'atçiler tarikatları ve tasavvufu şirk ve küfür olarak görmekte, sûfî Müslümanları kâfir ve müşrik ilan etmektedir. Böyle bir şey, hiç şüphe yoktur ki, büyük bir aşırılık ve azgınlıktır. Dilleriyle mü'min kardeşlerine eza veren, iman sahiplerini küfürle suçladıkları için kendileri kâfir olan o kimselere Huda-i Müteal hazretleri akıl, fikir, adalet, insaf, denge ve tevbe nasip etsin.

Tarikat ve tasavvuf denilince şu hususlar hiç hatırdan çıkartılmamalıdır:

1.Şeriata aykırı ne tasavvuf olur, ne tarikat.

2. Tarikatin esası sahih itikattır.

3. İslâm'ın zahirine, şeriata uymayan şeyhler şeyh değil, müteşeyyihtir, yani şeyh taslağıdır.

4. Ben yakîn derecesine çıktım, benden namaz oruç farzı sakıt oldu (düştü) diyenler kâfir olur.

5. Gerçek şeyh örnek ve model Müslümandır, Efendimizin vekili, vârisi, halifesidir.

6. Gerçek şeyh, kâmil mürşid mükemmel ve mükemmil bir zattır. Yani hem kendisi olgundur, kemale ermiştir, hem de kendisine bağlananı olgunlaştırır, ona kemal kazandırır.

7. Gerçek şeyh, kâmil mürşid muhiblerinden ve dervişlerinden para toplamaz, onları kaz gibi yolmaz, inek gibi sağmaz.

Tasavvuf, tarikat, gerçek şeyh, gerçek mürşid-i kâmil bu millet için çok büyük nimetlerdir.

Bize intisab nasip olmasa da, onlara saygı duyalım, onlara hüsn-i zan ve hayır dua edelim.

Tasavvufa, tarikata, gerçek şeyh ve mürşidlere, gerçek dervişlere hakaret etmek, onları şirk ve küfürle itham etmek çok büyük bir fitnedir.

Fitnecilerden uzak duralım. Tartışırken onların seviyesine inmeyelim.

Onlar "Tarikat evliyası evliyauşşeytandır" diyerek şeytana hizmet ediyorlar.

İnsî ve cinnî şeyâtînden Yüce Allah'a sığınırız.




http://www.milligazete.com.tr/makale...sum-138291.htm
 
__________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
21 ağustos 2007 de akşam  üstü  daha  önceden bu polisle konuşmuştuk ordan beni bildi   napıyorsun hemşerim  dedi  ne olsun abi işte çalışıyoruz hayırdır dedi hayır olsun abi siz naparsınız işte bizim malum aşayiş  abi ben sizin şübeye bir ara  gelmiştim  dedim  o gün seninle konuşmuştuk baya oldu konu işte malum  devletimiz için bilgi toplayan muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin  milli   köşe yazarı  mehmet şevket eyginin  köşesinde dedim bu 1997 yılından beri sürüyor ben bunda   mantık  kuramadım  bak kaç yıldır bu devam ediyor benim takıldığım  kafede   milli gaste hergün gelir orda bir sivil bilgi toplayan bir arkadaş var konuştuğumu duysun sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde peki  dedi  başka YAZARLARDA FARK ETTİNMİ   evet dedim baya   KÖŞE YAZARLARIDA  konu baya konuştuk işte bilgi toplanıyor sabahleyin   köşe yazarlarına gidiyor  kendilerine gelen bilgiyi analiz ediyor işte dedim  konu bir saat sürdü hep  hep konu köşe yazarları işte   neyse dedim bu bilgileri  istihbarat şübesine bir ilet dedim   olur dedi sabahleyin birde ne görüyüm  bilgiler  milli gaste köşe yazarı  mehmet şevket eyginin köşesinde  başlığı atmış  KÜFÜRBAZ YAZARLAR     birde kendisine bilgiyi temin eden mit teşkilatını gizlemek için bilgi toplat bombayı patlat diye köşsesinde i butün konuşmlara bana ait yazrın azda olsa katkısı var 

not ben polise diyorum yahu beni bu kadar muhatab almayı desemde olmuyor konuşmalar gidiyor sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde  2013 hala devam ediyor yazarın    aşağıdaki   linke tıkla bak giden bilgiler gastedeki nasıl aanaliz etmiş bakılsa nalaşılır  


http://www.belgehaber.com/artikel.php?artikel_id=126 
NOT: yukardaki link açılmazyabilir ilerde aşağıya yazarın o günkü yazısını kesip kopyaladım arjinalini
Mehmet Şevket Eygi

Milli Gazete

 

Mehmet Şevket Eygi

 


22 Ağustos 2007
font boyutuküçülsünbüyüsün

Küfürbaz Beyaz Yazarlar


* AĞIR yazmak, şiddetli bir şekilde tenkit etmek başka şeydir küfr etmek, hakaretler yağdırmak, âdice sövüp saymak başka şey... Günümüzde kendilerini uygar, halk çoğunluğunu medeniyetsiz ve geri gören birtakım fıkra (köşe) yazarları ağızlarını çok bozmaya başladı. Hakaret etmenin, sövüp saymanın da dereceleri ve türleri vardır. Aşağıdan yukarıya sıralayalım:
* Çok adi, müstehcen, bayağı, seviyesiz... En düşük sokak fahişelerinin üslubu ile...
* Orta âdilik...
* Zerre kadar bayağılığa kaçmadan edebî ve sanatlı bir üslup ile nezih şekilde batırmak, rezil etmek.
Adam eline kalem almış yazıyor. Kendisini ilerici, çağdaş, uygar gösteriyor ve affedersiniz or..... ağzıyla sağa sola saldırıyor. Böylesi medenî falan değildir, barbarın, serserinin, edepsizin, şirretin tekidir. 
Eskiden, bundan altmış, yetmiş sene önce Babıali’nin usta ve emektar  kalemleri bir kimseyi rezil etmek istedikleri vakit, sokak serserisi ağzıyla  yazmazlar; Ziya Paşa’dan, Namık Kemal’den, Koca Ragıp Paşa’dan,  Mehmed Akif veya Tevfık Fikret’ten mısralar, beyitler okuyarak şamar atarlardı.
Bütün olumsuzluklara, bütün yıkıcı propagandalara rağmen halkın yüzde 50’ye yakını son seçimlerde oyunu AKP’ye verdi. Bazı çağdaşlar, ilericiler, Beyazlar, “uygarlar” bunu hazm edemediler ve ver yansın etmeye başladılar. Milletin yüzde ellisine nerede ise ana avrat sövüyorlar. Demedikleri yok. Teneke kafalılar, geri zekalılar, bilmem nerelerinden nefes alanlar ve daha neler neler.
Yahu be adamlar sizin hiç doğru dürüst gerekçeleriniz yok mudur? Sizin namuslu şekilde çalışan beyniniz yok mudur?
Halk yanıldı ise, daha sakin, daha terbiyeli, daha mantıklı bir şekilde tenkit edemez misiniz?
Niçin sövüp sayıyor, hakaretler savuruyorlar?
Bir kere sövüp saymakta rant vardır. Adam bir gazetenin köşesine oturmuş, ayda diyelim 25 bin lira maaş alıyor. Başarılı olması lazım. Söverse birilerinden aferinler alacaktır, kotası yükselecektir.
Yüzde yirmi kadar partizanları vardır. Onlar da, kuyruk acılarını hafifleten sövgüleri severler, bunlar onlara ilaç gibi gelir.
Bendeniz bir Müslüman olarak Tevfik Fikret’i sevmem, lakin onun büyük şair olduğunu kabul ederim.
Türkiye’nin en büyük eksikliği vasıf/kalitedir.
Çoğunluğu teşkil eden Müslümanların içinde yeterli sayıda vasıflı kimse olması gerekir.
Dinsizlerin de vasıflı olması şarttır. Olmazlarsa işte ülke bugünkü hale döner.
Sağcı vasıflı olacak, solcu vasıflı...
Maalesef beyaz Türklerin bazı gazetecileri hiç mi hiç vasıflı değil.
Seçimlerdeki tercihi dolayısıyla halkın yüzde 50’sine tepki gösterilecekse bunun mutlaka olumlu, kaliteli, nezih, mantıklı, terbiyeli, ahlâk bakımından yüksek seviyede olması gerekir. Yüzde 50’yi atsan atamazsın, satsan satamazsın.
Azınlığa mensup dümensiz pusulasız, mantıksız sağduyusuz bir gazetecinin deli dana gibi saldırması bir ülke için, bir medya için büyük bir talihsizliktir...
Büyük zatlardan birinin gencecik oğlu bir gemi satın almış, gemiciliğe başlamış... Tenkit mi etmek istiyorsun? Sövüp saymayı bırak. Sen gazetecisin, polis hafiyesi gibi araştır, incele, belge ve bilgi topla ve bir müddet sonra raporunu bomba gibi patlat. Buna kim ne diyebilir. Aksine herkes aferin der. Ama sen bunu yapamıyorsun ve aczini küfür ederek, hakaretler savurarak örtmeye   çalışıyorsun.
Böyle köşe yazarları istihdam eden büyük Beyaz gazeteler günün birinde büyük zararlara uğrayacaklardır. Okuyucularının büyük bir kısmını küstürecekler, nefret ettirecekler ve ellerinden kaçıracaklardır.
Halk seçimlerde yanlış tercih yapmışsa, gün gelir bunun faturasını elbet öder...
Halkın yarısına, siyasî tercihleri dolayısıyla pek âdice küfr eden gazeteler ve yazarlar da gün gelir bunun faturasını öderler,  itibarlarını yitirirler, satışları   ve rantları düşer. Bakarsınız Beyaz patron, çok sivri dilli Beyaz gazeteciyi kapının önüne koyuvermiş... Beyazlarda vefa ve merhamet yoktur. Onların birbirine ettiğini düşmanları yapmaz.

Örnek ve Gerçek 
İslâm Toplumu

ÖRNEK ve gerçek İslâm toplumu nasıldır? Maddeler halinde yazayım:
(1) İsraf yapılmaz, doyduktan sonra daha fazla yenilmez. Böylece ülke nimetleri bütün halka yeterli olur.
(2) Su israf edilmez, böylece ülkenin suyu ihtiyaca cevap verir, susuzluk çekilmez.
(3) Riba ve faiz yoktur. Para spekülasyonları ile birileri halkı, ülkeyi, devleti soymaz.
(4) Kapıları kilitlemeye lüzum olmaz.
(5) İçki, kumar, gece hayatı, bar, pavyon, diskotek, birtakım karıların resmen veya gayr-i resmî şekilde fahişelik yapmaları diye bir şey düşünülemez.
(6) Zenginler ile fakirler arasında geçim ve hayat tarzı bakımından uçurum, büyük farklılık yoktur. Zenginler, kendi istekleriyle orta halli bir hayat sürerler.
(7) Varlıklı kesim zekatlarıyla, sadakalarıyla, hayır ve hasenatlarıyla fakirleri ve sıkıntıda olanları destekler.
(8) Yalan söyleyerek, söz verip de sözünü yerine getirmeyerek halkı aldatanlar büyük ahlâksızlık yapmış, ağır suç işlemiş olurlar ve beş paralık itibarları kalmaz.
(9) Örnek ve gerçek Müslüman toplumda insan insanın kurdu değil, meleğidir.
(10) Emanetler ehil olanlara verilir. Ehil olmayanlara asla verilmez.
(11) Adam kayırma olmaz. En tepedeki adamın oğlu veya kızı suç işlese o da cezalandırılır.
(12) Mahkemeler işsiz, hapishaneler ıssız olur. Gayet az suç işlenir. Ufak tefek anlaşmazlıklar ve nizalar mahalle teşkilatı tarafından, mahkemeye gitmeden halledilir.
(13) Kadınlar ve kızlar asla rahatsız edilmez. Rahatsızlığa uğramamaları için her türlü koruyucu tedbir alınır.
(14) Haram yenilmez, yedirilmez.
(15) Müstehcen yayın yaparak zengin olmak, köşeyi dönmek diye bir şey düşünülemez. Çünkü böyle yayınlar kesinlikle yasak olur.
Bazıları için ne sıkıcı, ne geri, ne karanlık bir toplum değil mi?

________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

  yola çıkıyorduk tam o sıarad muhbir üstümüze çıkageldi  not : diye yazıya bakın yola çıkmadan diyor sonra bayan mit elamanı yanınıza bidon alın dedi bende olur dedim bunlar delil için gösteriyorum  aşğıdaki linke tıkla yazarın köşesine gelen bilgilere bak 

http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-tarakli,-goynuk,-geyve-5530.htm
ben yazarın köşsesinden kesip kopyalıyım yukardaki link açılmayabilir belki
 

Mehmet Şevket EYGİ

Taraklı, Göynük, Geyve

16 Ekim 2010 Cumartesi

TARAKLI, Sakarya vilayetine bağlı, tarihî İpek Yolu üzerinde küçük bir ilçe (eskiden ilçeye kaza denilirdi, birkaç sene önce üniversiteli) bir genç ilçe/kazayı trafik kazası olarak anlamıştı!..) Civarında sanayi olmayan, modern ana ticaret yolları üzerinde bulunmayan kendi halinde beş bin nüfuslu sakin bir şehir. En büyük özelliği eski Osmanlı evlerinin korunmuş olması. Birkaç konak restore edilmiş. Yazık ki, çağdaş Müslümanlar artık geleneksel evlerde oturmak istemiyor. Paran var, imkânın var, be muhterem dedenden kalmış eski konakta veya evde otursana!.. Avrupa'da 500 senelik eski evlerde bile oturanlar var. Pırıl pırıl tamir ediyorlar, boyuyorlar, içine (yapısını bozup çirkinleştirmeden) modern konforu koyuyorlar ve safa ile oturuyorlar.

Daha önceki gelişimde öğle namazını Taraklı Yunus Paşa camiinde kılmıştım. Hoparlörle Ezan-ı muhammedîyi çok ama çok yüksek sesle okuyorlar. Belki de 120 desibel... Bu yüksek mâdenî ses mukaddes ezana ve kulaklara çok zarar veriyor. Maneviyatı, huşû ve hudûu gideriyor. Niçin bu kadar yüksek açıyorlar sesi? Ne lüzumu var? Ruhaniyetli bir seviyede kalsa iyi olmaz mı? Muhterem Taraklı müftüsüne durumu arz ederim...

Namaz cemaati içinde gençler yoktu. Bir İslam şehri, Müslüman bir topluluk için bu iyi bir şey değil.

Taraklı'ya son gidişimde yemeği, Belediyenin çay bahçesi içinde, sakallı dindar bir vatandaşın işlettiği lokantada yedik. (Taraklı Park Lokantası, Yunus Paşa camii yanı, Tel. 0264/491 29 78. İşleten Mehmet bey). Yemekler nefisti, fiyatları da gayet makuldü. Az kuru fasulye ile başladık. Onun ardından bir tabakta yarım kavurma, yarım pilavlar. Nefis ve gerçek (sahtesi çok) esmer buğday ekmeği. Lokantacı bize ekstradan domates sövüş, yeşilbiber, yoğurt, tahin pekmez de ikram etti. Üzerine düzgün bir çay... Hesap ne kadar diye sordum, "30 lira yeter..." demez mi? Meğer indirim yapmış. Gönlüm razı olmadı, 40 lira verdim...

Taraklı'dan sonra Göynük'e gittik. Fatih Sultan Mehmed Han'ın hocası, mürşidi, şeyhi, kibar-ı, evliyaullah'tan, ârifibillah Akşemseddin hazretlerinin türbesi orada. Ziyaret ettik, Fatiha okuyup sevabını bağışladık, namazı oradaki tarihî camide kıldık. Caminin karşısındaki dükkandan yazma kumaşlar ve bir adet sırlı çömlek aldık. Belediye, cami karşısındaki parka büyük bir çadır yapmış. Orada oturup birer çay içtik. Göynük'te de eski evler, konaklar korunmuş, çoğu tamirden geçmiş, pırıl pırıl, ışıl ışıl. Gönle ferahlık ve sükûnet veriyor. Ne kadar sevindirici bir gelişme. Bu tarihî şehrin büyümesine imkân yok. Çünkü yeni binalar yapacak arazisi yok. Bir vadiye sıkışmış vaziyette.

Daha önceki gelişimde Belediye Başkanı muhterem Kemal Kazan Bey ile biraz sohbet etmiştik. Şehirde eski geleneksel sanatlarımızın canlandırılmasını, gelişmesini, kültüre yönelik hizmetler yapılmasını arzu ediyor. Tebrike şayan bir arzu. Kendisine birkaç rapor hazırlayıp göndereceğim. (Anadolu ve Trakya şehirlerimizin her birinde yöresel yemekler, tatlılar, börekler, şerbetler yapılmalı, duyurulmalı ve bunları oraya gelip gidenlerin yemeleri, tatmalı, alıp götürüp hediye etmeleri sağlanmalıdır.)

Örnekler:

Edirne'de badem ezmesi...

İzmit'te pişmaniye.

Afyon'da kaymak tatlısı.

Beypazarı'nda oraya mahsus tereyağlı kuru (kurabiye).

Çatalzeytin'de fındık tatlısı.

Evet, her şehrin böyle, hediye edilecek bir yiyeceği, tatlısı olmalıdır.

Her şehirde Devrek'in bastonu, Buldan'ın el dokuması kumaşları, Kütahya ve İznik'in çinileri, Avanos ve Çanakkale'nin çömlekleri gibi geleneksel bir sanat/zanaat faaliyeti bulunmalıdır. Böyle sanatlar Japonya gibi bir sanayi ülkesinde yaşatılıyor. Orada sekiz yüz seneden beri aralıksız üretim yapan dünyaca meşhur çömlek atölyeleri var. Sakın, cep telefonu kafalı biri kalkıp bu devirde çömlek mi yapılırmış demesin. Doğrusu çok ayıplarım...Çin'de, Hindistan'da sanayi çapında el yapımı kâğıt üretimi var da, bizde niçin yok? İstanbul'daki Kâğıthane Belediyesi'nin bu sanat veya zanaatı en kısa zamanda canlandırmasını temenni ve ümit ederiz.Adı üstünde...

Göynük'te camiye giderken görüştüğümüz esnaftan, belediye meclisi üyesi Muzaffer Man beye yakın alakası dolayısıyla teşekkür ederim.

Göynük'ün ortasında bir dere geçiyor. Çok ruhaniyetli bir İslam şehri. İnsan, devamlı olmasa bile böyle şehirlerde zaman zaman oturmalı.

Dönüşte Geyve'ye uğradık. Eski evler yok edilmiş, şehir betonlaşmış.Nüfusu biraz fazla (30 bin) ama orada da bahçeli bir eski zaman evinde oturulabilir.

Önümüzdeki günlerden birinde inşaallah Arifiye ve Ali Fuat Paşa'ya gidip biraz dolaşıp hava almak istiyorum.

Seyahat yapmak sağlığa iyi gelir. Yeter ki, seyahat ile fısk, fücur, içki, lüks, göz zinası, günah olan çalgılar birlikte olmasın.

Alın yanınıza çoluk çocuğunuzu veya birkaç arkadaşınızla birlikte günübirlik bir seyahat yapın. Yemeğinizi temiz ve mütevâzı yerlerde yerseniz incileriniz dökülmez. Namazı (varsa) tarihî bir camide kılarsınız. Bulabilirseniz el sanatı ve zanaatı bir hatıra eşya alırsınız. Temiz hava alırsınız, gözünüz gönlünüz açılır.

Not: Trafiğe dikkat.Yola çıkmadan önce sadaka verin, belaları ve kazaları biiznillah def' eder. Yanınızda biraz yiyecek maddesi bulunsun, gittiğiniz yerde, yolda rastlayacağınız aç bir köpek ve kediyi doyurun. O da sevaptır ve büyük bir ticarettir. Allah ile yapılan ticaret... Bir de bidon alın, tenha bir yolun kenarındaki çeşmeden su doldurun. Suyun geldiği yükseklerde ev, bina falan olmasın...

* (İkinci yazı)

Bunlar Çok Kötüdür

BİR ülke, bir halk, bir devlet için şu sayacağım şeyler çok kötüdür:

Ciddî ve önemli meselelerin ayağa düşmesi.

Memleket meselelerinin futbol meseleleri gibi tartışılması.

Siyasî parti taraftarlığının holiganlık haline gelmesi.

Ülkenin asıl gerçek gündeminin gözardı edilip onun yerine düzmece, yapay, fantezi bir gündem getirilmesi.

Siyasetten anlamayan milyonlarca vatandaşın kendilerini siyaset ordinaryüs profesörü sanıp işkembe-i kübradan ahkâm kesmeleri.

Politikacıların seviyesinin düşmesi.

Politika hayatının ve faaliyetlerinin kirlenmesi.

Ülkede halka ışık tutacak ve halkı yönlendirecek yeterli sayıda bilge ve aydın bulunmaması.

Büyük medyanın mafya, endüstri, holding haline gelmesi.

Siyasete popülizmin hakim olması.

Ayakbağı olan resmî veya gayr-i resmî ideolojilerin birer din gibi benimsenmesi.

(Türkiye için...) Ülkenin hakim (dominant) dini olan İslam'ın doğru şekilde bilinmemesi, anlaşılmaması, yorumlanmaması ve uygulanmaması.

Din sömürüsünün, mukaddesat bezirganlığının, dini süflî emellere ve ihtiraslara alet etmenin yaygın hale gelmesi.

Liselerde yeni kuşaklara yeterli miktarda yazılı-edebî Türkçe, tarih, felsefe (psikoloji), mantık, ahlak, metafizik, estetik), sanat kültür ve tarihi, mimarlık ve şehircilik, temel hukuk kültürü kazandırılmaması, gençliğin okur-yazar cahiller olarak yetiştirilmesi.

Para'nın en büyük değer haline gelmesi.

Millî barış ve toplumsal mutabakatın ortadan kalkması, ülkede birbirlerinden kopuk, birbirlerine zıt, birbirlerinden nefret eden halklar oluşması.

Toplumda çözülme ve dağılma alametleri görülmesi.

Yaygın, yoğun, genel bir kokuşma olması.

Uluslararası temizlik ve şeffaflık raporlarında ülke notunun (10 üzerinden) 7'nin altında olması.

Emanetlerin (başkanlıklar, memuriyetler, temsilcilikler, makamlar, mevkiler vs) ehil ve layık olanlara değil, ehliyetsizlere verilmesi. (Bu madde tek başına çöküş ve yıkılış sebebidir.)

Ceza Kanunu'nun toplumu çökertmesi.

Medenî Kanunun aileyi çökertmesi.

Millî gelirin adaletsiz olarak dağılması, fakirlerle zenginler arasında uçurumlar olması.

Yeni nesillerin, atalarının anadilde yazılmış mezar kitabelerini okuyamayacak kadar kara câhil olarak yetişmesi.

Her türlü ahlaksızlığın ve merhametsizliğin yaygın ve genel hale gelmesi.

Kötülerin iyilerden daha cesur, daha gözükara, daha atılgan olmaları.

Haram yemenin, gayr-i meşru şekilde zenginleşmenin normal görülmesi ve yaygın hale gelmesi.

16.10.2010



______________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
bir ara  2008 de bir sifil polise dedimki  abi size bir şey anlatacam dinlermisin ben nereye başvuracam ben garip bir olay yaşıyorum dedim anlat dedi  devlet için bilgi toplayanlar yani kendisi bir şekilde deşifre olmuş işte dedim evet dedi bunlar konuşmamı duydularmı konuşmalar aktarılıyor sabahleyin milligaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okuyorum konuşmalarım yazar tarafından analiz ediliyor dedim bu 6 bine yaklaştı sürekli var dedim bu işte bir gariplik yokmu dedim oda ilginç dedi valiliğe dilekçe ver  dedi olur dedim  valiliğe dilekçe verdim işe devletimiz için bilgi toplayanlar konuşmamı duydumu bilgi gidiyor milli gaste köşe yazarı mehet şevket eygi tarafından konuşmam analiz ediliyor dedim fişlememi var diye dilekçeyi verdim baktım gelen giden yok  araştırdım dilekçeyi buldum bir kurumda bu karakoldan sana çağrı gelir dediler git dediler 2008 ayın 13 önce perşembe günüydü kasımda  eve çok kez polis arabası gelmiş beni korakol amiri bekliyormuş ama ben işteydim eve geldim evdekiler bana ne bu yahu kaç kez eve polis geldi bu ne dediler bana korakola gittim orda amir yokmuş beni beklemiş yazıyı okumuş   cumartesi günü seni bekliyor dedi banada soru senin konuşmaların çokmu önemlide dedi onun için seni muhatab alıyorlar dedi yok memur bey devletin bilgilendirme çalışmasıymış bu dedim onun için bizim konuşmalarımızda eksik veya fazla bir şey varsa onu düzeltmek için muhatab alınıyormuşum emniyet istiharatında böyle bir açıklama yapıldı dedim ben bunlardan bir rahatsızlığım yok ama 6000 sayıyı buldu bu dedim niye fişleme varmı diye dilekçe verdim işte dedi ama amirine bilgiyi yanımda iletti oda tamam cumartesi günü gelsin görüşecem demiş ama bilgi mite ulaştı ertesi gün kumburgazda bir ufo görüntüleri diye çıktı gece bekçisi  çekmiş ama daha önce çekilen bir görüntü karakolda verdiğim ifadeyle hemen ertesi gün tevede yayınlanıyor olması dikkatimi çekti  yani ben emniyet amirine algılama konusu açıldı ya haktan akdoğan bu algılamamla ilgili daha önceden ufo olayıyla bağlantı kurması dikkatimi çekti işte aşğıdaki linke bak izle
 istanbul  kumburgaz ufo açıklaması  video 2 diyor www.siriusufo.org tıkla buraya ordan bak
   video galerisi diyor wep sitesinde var haktan akdoğan ve gece bekçisiyle konuşmaları var oraya bakın 
 İstanbul Kumburgaz UFO / Açıklama Videosu 2 genede ben buraya linki atıyım izlersiniz aşağıdaki link siriusufodaki video galerisinde aldım aşağıdaki linke tıkla bak
 
 
 
tabi bu arada beni cumartesi günü evimden aldılar doğru karakola 2008 11 15 günü cumartesi günüydü beni karokola götürdüler uzun yazmayım kısa kesiyim yazıyı amirin
karşışına dikdiler evet abicim dilekçe vermişşiniz evet dedim ben buna bi ablam veremiyorum mitte deşifre olan muhbirlerle konuştuğum sürekli milli gazete köşe yazarı
mehmet şevket eygi beyin köşesinde ertesi gün sürekli böyle dedim ordan konu açıldı çaylarıda içiyoruz sağolsunlar ben bi ara marksist rejimi eleştirdiğimi sovyet rusyanın çökeceğinden bagsettim bu konuşma aktarılmış yazarın birinci yazısına bakın ikinci konuşmam abd çökecektir buda aktarılmış yazarın birinci yazısında daha sonra konuşma
bana amir dediki ergonokon örgütün başı kim dedi bende ne biliyim abi dedim bu konuşmada gitmiş yazarın ikinci başlığına bakın  kısa notlar diye ikinci başlığı neyse ben
amire dedimki dalga geçmeyi bırakta güneydoğuda aşayiş berkemalmi dedim  ve ekledim siz beraber çalıştığınız mit teşkilatı bana kafayı takmış güneydoğuda aşayişi
sağladınızmı dedim buda aktarılmış yazarın ikinci başlığındaki yazısında güneydoğuda neler oluyor diye başlığın devamı bana ait Güneydoğu’da neler oluyor? Havalar
soğudu ama Hakkari’ye veya Tunceli’ye bir haftalık bir tatile ne dersiniz? Yooo gidemem... Oralarda güvenlik yok, gerginlik var. Devletin çok büyük bir adamı bile çelik
yelek giyerek gidebildi. Tatil yapmaya gidemediğin bir yurt parçası senin midir? bu konuşmalar yazarın kısa notlar diye ikinci başlığında 
tabi o anda içeriye bir memur girdi amirim para karşılığında bir kadını fuhuş yaparken yakaladık hah dedim amirim tamda üzerine geldi işte toplumda o kadar terbiye
edilmesi gereken varken mit bana kafayı takmış bu insanları terbiye etse ya mit teşkilatı dedim bu konuşmalar aktarılmış amirim fuhuş yapan kadını yakaladık dediya bu
 olayda aktarılımış yazarın ikinci başılığındaki sonlara doğru bakın şu yazıyı göreceksiniz (Bir manken, bazı mankenlerin para mukabilinde zengin iş adamlarıyla yattıklarını
söylemiş.)
amirim bakın İki kız evden kaçmışlar. Her halde ya manken, ya artist olmak için. Birkaç gün içinde 25 kişinin tecavüzüne uğramışlar. Geçmiş olsun. ya dedim oda aktarılmış
bu yazıda yazarın ikinci başlığında  artı çok uzar diye kısa kestim yazarın çoğu yazısıda bana ait NOT: ben burda şunu anlatmaya çalıştım bakın algılama ile bilgiler haktan
 akdoğana sosyal konularda milli gazeteye birde şuna dikkat çekiyim ben amire diyorumki ben muhatab alınmak istemiyorum mit tarafından diyorum genede konuşmalar
sabahleyin yazarın köşesinde 
 Cool Çarşafın Güzelliği - Mehmet Şevket Eygi
 M. Şevket Eygi - Milli Gazete
2008-11-16
Çarşafın Güzelliği GAİPTEN haber mi veriyorsun diye çatan kimseye: Görünen köy kılavuz istemez. Sonbahardan sonra kışın geleceğini söylemek gaipten haber vermek değildir. Bendeniz daha 1960’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin çökeceğini, Marksist rejimin yıkılacağını yazıp duruyordum. Çünkü âdil olmayan, halkına ve insanlığa zulmeden bir devlet ve sistem ayakta durmaz.

Evet yakın bir zamanda ABD çökecektir. Çünkü zulm ediyor. Sadece Irak’ta bir buçuk milyon insan öldürdü. Batması için bu yeterli bir gerekçe değil midir?

Roma’daki Papalık da son bulacaktır. Bin türlü sebebi ve gerekçesi vardır. İnsanlığa rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimize (Salat ve selam olsun O’na) dil uzatan bir dinî makam ayakta durmaz. Ne zaman çöker, biter? “Vakt-i merhunu” gelince... Kesin tarihini bilemem.

Başka zulüm rejimleri ne olacak? Onlar da batacak, onlar da batacak. Tarihe bak, hangi zulüm rejimi veya sistemi ilebed pâyidar olmuş?

Birisi, çarşafı beğendiğime kızmış. Böylelerinin ömrü kızıp köpürmekle geçiyor. Yakın tarihimizin büyük ediplerinden ve estetlerinden Yakup Kadri ne yazmış:

“Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin (ortamın) yegane süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor...” Yazarın Çarşafa ve Peçeye Dair” başlıklı meşhur yazısının ilk cümleleri.)

Bazıları ne kadar fanatik. İnsanların, beğenip beğenmeme hürriyetlerini tanımıyorlar. Ben gerekçeler gösteriyorum. Büyük edip ve estet Yakup Kadri de beğenmiş diyorum.

Bir Müslüman, mini etek kıyafetini, kadınların plajlarda erkekler içinde bikini mayo ile dolaşmasını, seksî veya şehevî kıyafetlere bürünmesini kabul edip beğenebilir mi?

Gayr-i Müslimlerin, Müslümanları anlamaya çalışmaları lazımdır. Kızıp köpürmekle çözüm üretilmez. Biz bu memlekette çeşitliliklere saygı duyarak sosyal barış ve mutabakat içinde yaşamaya mecburuz. Biz onların kıyafetine karışmıyoruz, onlar da bizimkilere karışmayacak.

29 Ekim Cumhuriyet bayramı... Bayram resepsiyonu için, Çankaya Köşkü’ne davet edilmiş bir vatandaş başına zarif bir kalpak sırtına güzel bir istanbulin giyerek gitse içeriye alınır mı? Alınmaz. Halbuki bu serpuş (başlık) ve elbise bizim millî kıyafetlerimizdendir. Bir milyar nüfuslu Hindistan’ın başbakanı istanbulin giyiyor. Biz niçin giyemeyecek mişiz?

Birkaç yıl önce İstanbul’un büyük otellerinden birine, Kızılay’ın tertiplediği bir toplantıya davet edilmiştim. Yakınımdaki masada dinî kisvesi içinde yüksek dereceli bir Ermeni papazı oturuyordu. Başında serpuşu, sırtında tarihî elbisesi vardı. İstanbul müftüsü orada mıydı bilemedim. Başına sarık sarmış, sırtına cüppe geçirmiş olsaydı muhakkak kalabalık içinde fark ederdim. Avrupa kostümü, Frenk gömleği, kravat din adamlarına hiç mi hiç yakışmıyor.

Japonlar ilerlemek için millî kıyafetleri olan kimonoyu yasakladılar mı?

Son derece zor yazılarını değiştirdiler mi?

Bizim devrimcilerin “beynelmilel erkam” (uluslararası rakamlar) dedikleri, Avrupa’da “Arap rakamlarıdır”.

Türkiye Ortadoğu’nun Japonyası olabilirdi. Niçin olamadı? İlerleyeceğiz, medenileşeceğiz, kalkınacağız diye yanlış bir yola girildi. Şekilcilik, ucuzluk, yüzeyselcilik...

Türkiye Avrupalılaşmış olsaydı, şu gülünç ve rezil başörtüsü yasağı olmazdı. Bana, başörtülü Müslüman kızların üniversitelere alınmadığı bir tek Avrupa ülkesi gösterin. Gösteremezsiniz.

(Çarşaf çok güzel, çok zarif bir kadın kıyafetidir. Bütün çarşaflar güzel değildir. Bendeniz güzel olanlarını beğeniyorum.)

Kısa Notlar

KORKULAN ve beklenen oldu, Ergenekon davası tavsadı, magazinleşti, gündemin birinci maddesi olmaktan çıkıp altlara düştü.

Güneydoğu’da neler oluyor? Havalar soğudu ama Hakkari’ye veya Tunceli’ye bir haftalık bir tatile ne dersiniz? Yooo gidemem... Oralarda güvenlik yok, gerginlik var. Devletin çok büyük bir adamı bile çelik yelek giyerek gidebildi. Tatil yapmaya gidemediğin bir yurt parçası senin midir?

Tuncay Güney’in ortalığı allak bullak eden beyanları Yahudi cemaatini çok rahatsız etmiş. Böyle bir m yoktur diyorlar. Bendeniz 22 Nisan 2007 tarihli yazımda, Tuncay Güney’in instuteus.com’daki bir yazısından bahs etmiştim. Merak edenler o siteye girebilir. Hahamlığını bilmem ama Tuncay Güven’in Yahudiliğinde hiç şüphe yoktur. Onun Türk isminden başka bir de Yahudi ismi vardır muhakkak.

Şu anda içimizde hayli Kripto Yahudi bulunmaktadır. Dışı Türk ve Müslüman, içi Musevî-Yahudi. Karpuz gibi, dışı yeşil içi kızıl.

Dindar kesim içinde de varlar. Dikkatli ve ihtiyatlı hareket ediyorlar, bazen kralcıdan daha kralcı oluyorlar.

İzmir’li bir Sabataycı, büyük bir İslâmî cemaat içinde uzun müddet önemli roller oynadı.

Ergenekon dosyasında “Ergenekon İlahiyatçıları” konusunda bir şey yok. Ergenekon İlahiyatçıları ne demektir? Dikkatli vatandaşlar, Ergenekoncuların namazı günde ikiye indirmek konusunda çalışma ve projelerinden haberdardır. Ünlü anlı şanlı, eli bayraklı bir İlahiyatçı yıllardan beri Ergenekoncularla pek sıkı fıkıdır.

Kimse darılmasın, kızıp köpürmesin ama biz Müslümanlar yatakta uyuyoruz, ayakta uyuyoruz. Konuşurken, merdiven çıkarken, inerken, hep uyuyoruz. Hadiselerin içyüzünü bilmiyoruz.

Korkunç, dehşetli yolsuzluk, rüşvet, talan, vurgun haberleri alıyorum. Yazamam yazamam yazamam. Ben canımı sokakta bulmadım...

İktidar, Alevî oylarını alabilmek için tâvizler (ödünler) vermeye hazırlanıyor.

Bir manken, bazı mankenlerin para mukabilinde zengin iş adamlarıyla yattıklarını söylemiş.

İki kız evden kaçmışlar. Her halde ya manken, ya artist olmak için. Birkaç gün içinde 25 kişinin tecavüzüne uğramışlar. Geçmiş olsun.

Bir milletvekilinin büyük yük gemisi Hint Okyanusu’nda korsanlar tarafından zapt edilmiş.

Somali’nin bir bölümü Şeriatçilerin eline geçmiş. Bizim ilericiler bundan hiç memnun değil. Öyle ya, Şeriat hukukunda hırsızların eli kesiliyor.
Obama başkan seçilince bazı vatandaşlarımız sevinçlerinden oynamış, kurbanlar kesmiş... Zavallı kurbanlar...

__________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
sabahleyin kahvaltı yapıyorum eşim dediki haberin varmı dedi neden dedim rusyaya meteor düşmüş deyince 
afalladım halla halla dedim ne kadar ilginç ben bunu rüyamda gördüm olmadan önce dedim çok ilgincime gitti
bu  derken işe gittim orda daha önceden deşifre olan mite  bu konuyu açtım böyle böyle oldu bu konuyu aktarır 
bilgiler gider diye ona dedimki rusyaya meteor düşmüş halbuki ben bunu olmadan bir gün önce rüyamda gördüm
espirili bir şekilde kahiniyim neyim dedim biraz gülüştük ben hatta bende sezi var ama önsezim olduğunu ilk defa
başıma geldi dedim işte bu bilgiler aktarıldı ertesi gün foks tvde son durak diye bir filim koyuldu bilginin gittiğini böyle
 anladım daha önceki tecrübelerime dayanarak ben bekliyordum haktan akdoğana bu bilgiler gider diye öylede oldu 
ufolar metooru vurdu diyor seyrettim ertesi gün şimdi o deşifre olan mit elamanıyla akşama mesei bitimine doğru 
 konu açıldı işte hazreti isanın yeryüzüne ineceğine dair mütevâtir hadislerde belirtiliyor bu yazarın birinci başlığındaki bilgiler
 gitmiş hatta ben mite elamanına dedimya kahinmiyim oda yazarın birinci başlığındaki kendi yorumları ben mite dedimya sezim var
ama önsezimin olduğunu bilmiyordum  falan işte oda yazarın birinci balığında neyse başka konularda konuştuk geleneksel sanat zanaatlarımız 
oda yazarın ikinci başlığında hatta orda milli yiyecek milli içecekler yazısı var ordaki konuşmalar bana ait 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Son_Papa_Tahta_Oturacak/13782#.USUCBB3HF2A
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Son Papa Tahta Oturacak
Mehmet Şevket Eygi
19 Şubat 2013 Salı 00:00

2005’te Papalık tahtına oturmuş olan 16’ncı Benoit’nın istifa etmesi hatırlara Aziz Malachie’nin kehanetlerini getirdi. Bu kehanetlere göre, Benoit sondan ikinci Papadır, kendisinden sonra bir Papa (Petrus Romanus) daha gelecek, ondan sonra yedi tepeli şehir tahrip edilecek ve Papalık sona erecektir.

Bulgaristanlı âma kâhine Baba Varga’nın (1911-1996) kehanetlerinden biri şudur: “Amerikanın başına zenci bir başkan geçecek, bu zatın başkanlığı esnasında büyük bir ekonomik kriz olacak ve üçüncü dünya savaşı başlayacak. Siyahî başkan Amerika Birleşik devletlerinin son başkanı olacak, ondan sonra Birleşik devletler olmayacak, devletler olacaktır.”

Nostradamus’un bazı dörtlüklerinde doğru dürüst anlaşılmayan bir dil ve üslup ile âhir zamanda Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında büyük ve kanlı savaşlar olacağı beyan edilmektedir.

Yirminci asırda dünya iki büyük genel savaş yaşadı. Şimdi üçüncü genel ve korkunç savaşın ayak seslerini duyuyoruz.

Üçüncü büyük savaşın patlayacağını söylemek için kâhin olmak gerekmez.

Âhir zamanda Hazret-i İsa’nın (Selam olsun ona) yeryüzüne ineceği, mânen mütevâtir hadîslerle kesin olarak bilinmektedir. Reformcu ve modernist ilahiyatçıların bunu inkar etmelerinin kıymeti yoktur. Ehl-i Sünnet İslamlığında nüzul-i İsa aleyhisselam konusunda icmâ vardır.

Üçüncü dünya savaşında Türkiye’nin durumu ne olacaktır? Bendeniz kâhin mâhin değilim, bu konuda konuşmak istemem. Gördüğüm, sezdiğim, tahmin ettiğim bazı gerçekler var. Onları beyan etsem, şiddetli tepkiler alacağımı bildiğimden susuyorum.

Dostlarıma tavsiyelerim: Mal konusunda hafifü’l-haz olsunlar… Çok sadaka versinler… Namaz ve sabır ile Hak’tan yardım istesinler… İmanlarını bid’atlerden, sapıklıklardan, küfürden, nifaktan korusunlar… Fitne ve fesada bulaşmasınlar… Her türlü cemaat ve fırka holiganlığından, militanlığından, fanatizminden uzak dursunlar…

Gelecek, büyük hadiselere gebedir. Ömrü olan görecektir.

(Not: Haram ve gayr-i meşru yollarla zengin olan rantçıların, komisyoncuların, ihalelere fesat karıştıranların, türedilerin, vakıf mallarına el uzatanların, saçı bitmedik yetimlerin haklarını gasb edenlerin, zekat uğrularının gelecekleri çok karanlıktır. Haram servetlerini tasfiye etmelerini, üzerlerindeki kul haklarından kurtulmalarını tavsiye ederim ama biliyorum ki, bunu kabul etmeyecekler, dünya allak bullak oluncaya kadar haram servet yığmaya devam edeceklerdir. Maziye baksınlar: Haram parayla kim âbâd olmuş ki…)

 

* (İkinci yazı)

Geleneksel Sanat ve Zanaatlarımız

Geleneksel milli sanat ve zanaatlerimizin çok ihmal edildiği kanaatindeyim. Türkiye bir lüks ve kitsch rüküşlüğü anaforunu kapıldı, gidiyor.

Japonya’ya bir göz atalım, dünyanın üçüncü sanayi ülkesi olan Doğan Güneş İmparatorluğu’nda bütün milli sanatlar yaşatılıyor. Orada sekiz yüz senedir sönmeden çalıştırılan çömlek fırınları, atölyeleri var. Ne kadar eski geleneksel sanatları varsa yaşıyor, yaşatılıyor. Japonlar el yapımı kâğıttan ve bambudan elbise bile yapıyor. Onlar hem otomobil sanayiinde dünya birincisi, hem de el sanatlarında dünya birincisi.

Biz milli ve yerli olan hemen hemen her şeye sırt çevirmişiz.

Çömlek sanatı dediğin vakit birtakım cahil çokbilmişler bu devirde çömlek mi olur diyecekler. Kültürleri, ufukları, sanat boyutları yeterli değil.

Keşke bir “Güzel Sanatlar ve Zanaatler Üniversitesi” kurulsa ve sayıları 300’e yaklaşan milli sanatlarımızı geliştirmek için faaliyet gösterse.

Türkiye’de turizm patladı. Yılda otuz milyon yabancı geliyor. Maalesef bunların büyük kısmı ucuz, kalitesiz turist. Lakin hepsi böyle değil. Bu turistlerin bir milyonu cebinde para olan, kaliteli turist olsa ve biz onlara yüzlerce çeşit kaliteli ve sanatlı hatıra eşyası satabilsek bu sahada da patlama olur.

Ticari faaliyetlerde ahlak şarttır. Bendenizin bin dolara alabileceği bir halıyı turiste üç bin dolara satmak ahlaksızlıktır.

İran’da milli sanatlar çok gelişmiştir… Yunanistan’da müzelerdeki tarihi el sanatı eşyaların replikaları yapılıp satılıyor… Hindistan’da da öyle.

Çinliler öylesine çalışkan ve becerikli ki bizim ipek Hereke halılarını taklit ediyorlar, bir köşesine HEREKE yazıyorlar, üçte bir fiyatına satıyorlar… Hindistan’da sahipleri Müslüman olan bir el yapımı kâğıt fabrikası var, yüz çeşit kâğıt üretip bütün dünyaya ihraç ediyorlar.

İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde binlerce Çin’de üretilmiş ıvır zıvırları satan ucuz mağazalar var. Bir ara ne alırsan 1 liraydı, şimdi biraz zamlandı. Böyle bir mağazada bin çeşit ıvır zıvırın yanında, elli veya yüz çeşit sanat boyutu olan objeler de bulunuyor.

Bundan bir ay kadar önce Mercan’daki Şark Han’a gitmiştim. Porselen, üzeri Çin usulü resimlerle ve Çince yazılarla nakışlanmış, tutacak yeri hasır kaplı kocaman bir demlik aldım. Fiyatı 10 TL… Toptan alsam belki de beş altı liraya alabileceğim.

Endonezya’dan ithal edilen el yapımı kâğıttan defterler, fotoğraf albümleri var, ciltleri ağaç yapraklarından yapılmış.

Bütün sanatlarımız, zanaatlerimiz geriliyor, çöküyor. Bursa’da ipekçilik can çekişiyor.

Doğu vilayetlerimizde eskiden, kadınların sokak giysisi olarak el tezgâhlarında ihramlar dokunuyordu. Onlar da çok azaldı.

Ayakta duran birkaç sanat: Kütahya çiniciliği… İznik çiniciliği… Avanos çömlekçiliği… Biraz bakırcılık…

Son otuz kırk yıl içinde zeytinlikler tahrip edildi, yerlerine binalar, yazlıklar dikildi. Bazısı yüzlerce yıllık o cânım zeytin ağaçlarını yamyamca, vandalca, acımasızca kestik, odun yaptık. Yahu, zeytin ağacının tahtası fildişi, abanoz, kehribar gibi kıymetli bir maddedir. Bunları, Filistin’de yapıldığı gibi yontup sanat eşyasına çeviremez miydik?

Bundan yüz küsur sene önce üretilmiş eski bir cihaz, mesela borulu bir gramofon yahut antika bir telefon buldunuz. Bunları Hindistan’a Bombay’a götürün, ustalarını atölyelerini bulun, size aynısını yaparlar ve sipariş verirseniz seri üretime geçerler.

Ülkemizin birçok yerinde sapları boynuzdan bıçak ve çakı yapılıyordu, onlar da çok azaldı. On sene kadar önce Gürcistan’dan dönerken Sürmene’den el yapımı bir bıçak almıştım.

İki örnek vermek istiyorum: Birinci örnek, Devrek bastonculuğudur. Orada böyle bir el sanatı gelişmişse, Türkiye’nin en az iki yüz elli başka şehrinde, başka sanatlar gelişebilir… İkinci örnek: Yakın zamana kadar el arabalarında, tablalarda satılan simit şu anda simit saraylarında satılıyor, birçok konuda da böyle gelişmeler olabilir. Mesela kültürlü, becerikli, imkânlı bir müteşebbis “Ben dünyanın en lezzetli böreğini yapacağım diyecek” ve faaliyete başlayacak. Böreğin ana maddesi nedir, un… Türkiye’de maalesef kaliteli lezzetli börek yapacak buğday türü bile hiç kalmamış dememeyim, çok azalmıştır. Bütün ülkeyi araştıracak en kaliteli, lezzetli, buğday kokulu unu bulacak, bulamazsa ithal edecek… Etli böreklerin harcı yaylalarda beslenmiş hayvanlardan olacak… Öyle rasgele peynir kullanılmayacak, seçme olacak. Efendim ıspanaklı börekler, pazılı börekler, ısırganlı börekler, madımaklı börekler… Böreğin pırasalısı, mantarlısı, pirinçli ve tavuklusu da olur… Tabii en iyi börekler tereyağı ve (sıkı durun) terbiye edilmiş kuyruk yağıyla olur… Terbiye edilmiş kuyruk yağı ne demektir, onu yıllar önce anlatmıştım… Benim çocukluğumda bütün Türkiye soğanla, elmayla, sütle terbiye edilmiş kuyruk yağı yerdi, bu kadar hastalık da yoktu. Neyse biz börekçimize dönelim: Börek sarayı açıldı, on çeşit börek yapılıyor, müşteriler gelmeye başladı. Yiyenler zevkten dört köşe oluyor. Böreklerin yanında yaylalardan gelmiş yayık ayranları, demirhindi=temr-i hindî şerbetleri, bildiğimiz normal çay, naneli Mağrip çayı… Öyle börekler ki büryan kebabından, kuzu dolmasından daha lezzetli.

Söylemesi kolay yapması zor.

Üç yüze yakın geleneksel sanatımız gevezelikle, zevzeklikle, bürokrasiyle, emanetleri ve işleri ehil olmayanlara vermekle, asalaklıkla elbette gelişmez.

Ya memleketteki bilen, becerikli, çalışkan, hünerli, marifetli ustaları, uzmanları, üstatları bulacağız; yahut Çin’den, Hindistan’dan, İran’dan, Afrika’dan böyle ehliyetli kimseler getireceğiz.

19.02.2013