Benim Sitem

mehmet şevket eygi beyin yazıları 2015

ÖN AÇIKLAMA 
 açıklama ben deşifre olmuş milli istihbarata bilgi toplayan muhbirlerle aslında deşifre olduğundan haberi olmayan  ister istemez konuşuyoruz zaten çoğuda arkadaş çevresinden oluyorlar kişilik olarakda iyi insanlar  beraber geziyoruz yemek çay içiyoruz takıldığımız kefede oluyorlar genelde neyse ben deşifre olanların yanında ne konuşmuşsam konuşmalar aktarılıyor sabahleyin dikkat edin gece 12 olsa sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eygi beyin köşesinde okuyorum genelde konuşmamı başlık yapar sonra kendi düşüncelerini yazar eğer hoşuna giden bişey varsa o konuyu baya köşesinde yazar veya bilgi eksiklği varsa o konuyu açar vs ben emiyet istihbarat şubesine delil  gösterdim 2 yıl bu çalışmanın toplumu bilgilendirme çalışması olduğunu söylediler evet aynen öyle bende bunu farketmiştim  bilgili olduğumdan dolayı değil yönlerdirilmek için muhatab alınıyorum ama 1997  yılından bu yana senenin 350 günü var hergün ben bunu anlamış değilim 2013 geldik halen devam ediyor eğer bu bilgilendirme çalışmasıysa toplumum en cahili benim demekki o kadar aşayiş konusunda çizgiden çıkmış siyasi olarak devlete kazandırılması gereken çok kişi varken terbiye edilmesi gereken insan varken bunu anlamış değilim not: 1997 yılından bu yana ben ne konuştum yazarın köşesinde ben sadece 2012 yılından sonra not anlamaya başladım delil babında bişeyler gösteriyim diye yazarın bi zaman gelirde linkleri açılmayabilir diye yazarın köşesinden kesip kopyalama yaptım orjinaldır 70 milyonda birimciyim nedense burdaki olaylar 2015tarihi itibariyle not burda yazarı eleştirmiyorum onu hatırlatıyım 
_____________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle ayak üstü biraz konuştuk işte yazarın birinci başlığındaki yazılar bir bana birde yazara ait neyse gelelim ikinci başlık konusuna yazarın hastalık oruç başlığındaki olaylara bana muhbir sordu oruçlumusun bende yok dedim ayıp oluyor ama sanada yakıştıramadım dedi valla dedim doktor oruç tutmucan dedi hatta doktorda başörtülüydü dindar biriydi uydurukça bana demedi işte dedim işte konu burdan açıldı doktorun dindar olma meselesi konu bu yazarda katkısı var tabi 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
İslam Protestanlığı Vebası
Mehmed Şevket Eygi
03 Temmuz 2015 Cuma 00:37

İSLAM Protestanlığı cereyanı, Müslümanlara hazırlanan en büyük tuzaktır. Derin gizli güçlerin gayeleri şudur: 
Müslümanları bölmek, birbirinden kopuk bin parçaya ayırmak.
Müslümanları din konusunda bitmez tükenmez verimsiz zararlı tartışmalara çekişmelere çekmek.
Ümmet birliğini parçalamak.
Kur’an ve Sünnet Müslümanlığının içini boşaltmak.
Müslümanları yabancılaştırmak aliene etmek.
Birlikten doğan gücü kırmak.
Light ve ılımlı İslam türetmek.
Ülkemiz kültüründeki hâkim faktör Ehl-i Sünnet ve Cemaat’i yıkmak.
Kutsal kitabımız Kur’anın cahiller, ehliyetsizler, kötü niyetliler tarafından yanlış yorumlanmasına yol açmak.
Sünnete doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde saldırarak fıkhı, onunla birlikte dini yıkmak.
İslamın içine boşaltmak.
Şeriatsiz bir İslam türetmek.
İlahî münzel (indirilmiş) dinimizi uydurulmuş bir din haline getirmek.
Dinî konuları ayağa düşürüp mıncıklamak, magazin konusu haline getirmek.
İslamı din halinden çıkartıp bir hümanizma ve ideoloji haline getirmek.
ABD, AB, İsrail, Haçlılık, uluslararası kapitalizm ve sömürgecilik emellerine hizmet etmek.

Bütün Ehl-i Sünnet kardeşlerimi uyarıyorum. 
1. Gerçek İslamın temel değerlerinden biri Ümmet birliğidir. Bütün mü’minler tek bir Ümmet oluşturur. Tefrika çekişme tepişme haramdır.
2. İslamın Kur’andan sonra ikinci temel kaynağı Sünnettir.
3. Müslümanların râşid ve âdil bir İmama biat ve itaat etmeleri gereklidir.
4. İslam dininin Şeriati vardır, mü’minler buna uymalıdır.
5. Dinî konular ve meseleler rasih ve ehl-i zikir icazetli ulema ve fuqahadan öğrenilir. 
6. Kur’an re’y ve heva ile yorumlanamaz.
7. Cahillerin, yetersizlerin, ehliyetsizlerin dinî konuları tartışıp mıncıklamaları caiz değildir.
8. Zaruriyat-ı diniyeye aykırı fetva verilemez, ictihad yapılamaz. Böyle ictihadlar fetvalar görüşler geçerli olmaz.
9. Fazlurrahmanın tarihsellik mezhebi, İslamı içinde yıkmaya yönelik en tehlikeli bid’attir, sapıklıktır.
10. Sarıklı Farmasonlar din önderi ve rehberi olamaz.
11. Resulullah Efendimizin sahih hadislerini AB kriterlerine göre ayıklamak küfürdür.
12. Gerçek İslam’da din ve dünya ayırımı, sekülerlik yoktur. 
Kalbinde iman olan, Müslümanların birlik halinde olmasını isteyen, tefrika ve bölünmeyi önlemek isteyen İslam Protestanlığı fitnesinden uzak dursun.
Dini konular cahiller tarafından tartışılmasın, mıncıklanmasın.
Dinde TECDİT vardır ama PROTESTANLIK yoktur.
Tecdid vazifesini her asrın başında zuhur eden MÜCEDDİTLER yapar. İmam Gazalî, İmam Rabbanî gibi. 
Ehl-i Sünnet ve Cemaat, bozuk fırkalar ile eşit tutulamaz.
Ehl-i Sünnet İslam’ın ana caddesidir, Sevad-ı Âzam’dır.
İslam Protestanlığı vebasından uzak duralım.

(İkinci Yazı)
Hastalık ve Oruç

ŞU mübarek Ramazanda oruç tutmayan birtakım sözde uzmanlar, hastalar oruç tutmasın diyerek kafa karıştırıyorlar. Fıkhımız hastalara oruç tutmama izni vermiştir ama hangi hastalara? Bütün hastalar oruç tutmayacak diye bir kural yoktur. Şu anda halkın yarısı gizli hastalıklıdır. Ülkemizde milyonlarca diyabet hastası vardır. Bir hastanın oruç tutmaması için dindar, sâlih, hâzık, mesleğinde ve branşında uzman bir doktorun kesin raporu olmalıdır. Oruç tutmayan, namaz kılmayan doktorun, oruç tutmasın raporu vermesi fıkha aykırı olur. Ayakta geçirilen hastalıklar, müzmin rahatsızlıklar bahane edilmemelidir. Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Oruç tutunuz, sağlık bulunuz” buyurmuşlardır. Kur’ana, Sünnete, hikmete uygun olarak tutulan oruçla hastalıkların çoğu tedavi edilebilir. Gündüz vakti mutlaka iğne yapılması gereken diyabet hastaları müslim ve hâzık doktor raporuyla oruç tutmayabilir. 

Nice gayr-i müslim doktorun, sağlık uzmanının oruçla, açlıkla tedavi konusunda ciddî kitapları, ilmî makaleleri vardır.
Sevgili din kardeşlerim: Dindar olmayan, oruç tutmayan birtakım doktorların ve beslenme uzmanlarının laflarıyla sakın oruç ibadetinizi terk etmeyiniz. Çok zarar edersiniz. Oruç konusundaki tıbbî raporu, tutmama iznini mutlaka ve mutlaka dindar, sâlih, hâzık, muttaqi, musalli doktorlardan alınız.
Ayak parmakları arasında mantar da bir hastalıktır ama oruç tutmaya mani değildir.
Baş ağrısı hastalığı oruca engel olmaz. Tutan inşallah ağrılarından kurtulur, şifa bulur.
Dindar olmayan doktorlar ve uzmanlar din işlerine burunlarını sokmasınlar, ibadetlerimize karışmasınlar.
Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda Müslüman halkı uyarmasını ve yönlendirmesini bekliyoruz.

Diğer bir konu da şudur:
İslama, islamî hayat tarzına, İslam devletine, Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeye karşı olan birtakım medya organları ve kuruluşlar dini konuları devamlı şekilde yılışık ve cıvık bir üslupla mıncıklamakta, magazin konusu yapmaktadır. Bunları okumamak, dinlememek gerekir. Bunlara yasal sınırlar içinde sert tepki göstermek gerekir.
Dini hafife almak, kutsal konuları ayağa düşürmek, magazinleştirmek İslama ihanet ve hıyanettir. Bendeniz fetva veremem ama küfre kadar yol açmasından korkulur.
Birtakım yılışık fâcirlerin kasıtlı olarak sordukları “Öpüşmek orucu bozar mı?” soruları ciddiye alınmamalı, onlara cevap verilmemelidir.
03.07.2015

_____________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan yanında biri var fetva verme dedim FETVA MECLİSİ OLSADA SORSAK  dedim işte bunu başlık yapmış neyse başka bir muhbirle akşam üstü koyu konuşmalara daldık yazarın 11 nolu yazıya kadar hepsi benim birazda kendi düzelterek yazmış birinci yazısındaki çoğu konuşma bana ait neyse gelelim ikinci yazıya YEME İÇMEDE İSRAF  dedim onuda ikinci başlığında ele almış 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Ümmet Fetva ve Danışma Meclisi Olsa da Sorsak
Mehmed Şevket Eygi
01 Temmuz 2015 Çarşamba 00:09

ÜMMET teşkilatı olsa, bunun Danışma Meclisi, Fetva Heyeti, İrşad ve Uyarı Kurumu ve bunlara benzer organları olsa ve aşağıdaki konuları, meseleleri, soruları cevaplandırsalar, halkı aydınlatsalar, öğütler verseler, yönlendirseler, topyekûn bir ıslah ve tecdit seferberliği ilan etseler ne iyi olur.

1. Müslüman kadın ve kızların kıyafetleri nasıl olmalıdır. Kur’ana, Sünnete, hikmete uygun tesettür nedir? Avrupa-Batı kıyafetlerine bürünüp, başına renkli bir bez bağlamakla tesettür olur mu? Dindarlar bu konuda ne yapmalıdır? 
2. Çocuklarımızı gençlerimizi nasıl yetiştirmeliyiz? Kemalist eğitim sistemiyle onları iyi, vasıflı, güçlü Müslümanlar olarak yetiştirmek mümkün müdür? Gerçek İslam mektepleri ve medreseleri açmanın zarureti… 
3. Müslümanlar arası uhuvvet-i islamiye (İslam kardeşliği), birlik ve beraberlik, yardımlaşma, birbirini destekleme, ittihad, vifak, tesanüd, sevgi nasıl gerçekleştirilecektir?
4. Müslüman kesimde, mânevî bir veba gibi yayılan lüks ve pahalı cep telefonu hastalığı, manyaklığı, fetişizmi ile nasıl mücadele edilecektir? Telefonun, bir ihtiyaç olmaktan çıkıp bir statü ve gösteriş aleti haline gelmesi karşısında neler yapabiliriz?
5. Lüks otomobil hastalığı ve çılgınlığı nasıl önlenebilir? 
6. Bugünkü meskenlerimiz ve mobilyalarımız İslam’ın ev konusundaki prensiplerine uygun mudur?
7. Müslüman halk siyaset konusunda neler yapmalıdır? Siyasetteki bugünkü çeşitlilik ve parçalanmışlık uygun ve münasip midir?
8. Müslümanlar kurtulmak, yükselmek, hür ve haysiyetli olmak, zilletten izzete geçmek için neler yapmalıdır? Bu konuda bir talimatname hazırlanıp milyonlarca nüshasının halka dağıtılması uygun mudur?
9. Müslümanlar kötülüklere, münkerlere karşı nasıl muhalefet yapmalıdır?
10. Ticaret, iş, finans, iktisat, çalışma hayatını tanzim etmek ve temiz tutmak için ne gibi faaliyetler yapılmalıdır? Halk bu konuda nasıl uyarılmalı, aydınlatılmalı, bilgilendirilmelidir? Ahîlik teşkilatını ve Fütüvvet ahlakını nasıl canlandırabiliriz?
11. On milyonlarca Müslüman halktan toplanacak paralarla nasıl bir otomobil fabrikası kurabilir ve yüzde yüz millî ve yerli arabalar üretebiliriz? Bu büyük sermayenin ehliyetsiz ve beceriksiz haşarat, yeşil çekirgeler tarafından yenmesinin, çar çur edilmesinin önüne nasıl geçebiliriz?
Böyle yüzlerce soru var… Müslüman kesimin bu soruları cevaplandıracak, ortak planlar ve programlar yapacak beyni var mıdır?
Kendimizi nasıl ıslah edeceğiz?
Bugünkü tefrikayı nasıl gidereceğiz?
Camilerimizi nasıl islamî uyanış merkezleri haline getireceğiz?
Korkunç boyutlara ulaşmış olan din sömürüsünü nasıl önleyeceğiz?
İçimize sızmış olan İbn Sebe’leri, Lawrence’ları, casusları, ajanları, provokatörleri, Pakradunileri nasıl deşifre edip şerlerinden kurtulacağız?
Çok büyük bir güç olan tasavvufî faaliyetleri nasıl organize edeceğiz?
Risale-i Nur camiası nasıl yek-vücut hale getirilecek?
Namaz kılanların nispetini yüzde 10 veya 15’ten, yüzde 90’a çıkartmak için neler yapılmalıdır?
Gerçek İslam medreseleri kurulmadan kurtuluş ve yükseliş mümkün müdür?
Düşmanlarımız tarafından ortaya atılmış light ve ılımlı İslam projesini nasıl engelleyebiliriz? İslamın içini boşaltma ve Müslümanları yabancılaştırma yıkıcı faaliyetlerini nasıl durdurabiliriz?
On milyonlarca Müslüman kardeşimizi günlük gevezeliklerden ve zevzekliklerden çekip, onların dikkatlerini ciddî konulara nasıl çekebiliriz?
Müslümanların birbirleri aleyhinde konuşarak iman kardeşliğini dinamitlemelerini nasıl önleyebiliriz?
Cemaat tarikat hizip grup parça holiganlıklarını nasıl önleyebiliriz?
O kadar soru, problem ve dert var ki, yazmakla bitmez.
Bin parçaya ayrılmışız, burunlarımızın doğrultusunda gidiyoruz.

(İkinci Yazı)
Yeme İçmede İsraf

Daha önce de yazmıştım, birkaç kere yazmakla mesele halledilmez, tekrarlıyorum: 
Büyük bid’atlardan biri ihtiyaçtan, gerekenden fazla yemektir. Fazla yemek israftır, israf günahtır, haramdır.
Allahü Teala hazretleri müsrifleri=israf edenleri sevmez. 
Müslümanlar uzun günlerde oruç tutuyor, akşam iftarda elbette yiyip içecekler ama Kur’an-ı azimüşşanın “Yiyiniz içiniz, lakin israf etmeyiniz” buyruğunu hiç hatırlarından çıkartmayacaklar.
Lüks sofralar para israfına yol açtığı için kötüdür.
İşin içine gurur, kibir, gösteriş girerse daha da kötü olur.
Misafirlere elbette ikram edilecek ama onun bir ölçüsü, sınırı olmalıdır.
Yeme içme konusu hakkında en aydınlatıcı ve uyarıcı bilgiler, Hüccetül İslam ve Zeynüddin İmam Gazalî hazretlerinin İhyâ kitabında yazılıdır. Bu çok faydalı ve mübarek kitabın kırkta biri bu konuya ayrılmıştır.
Fakir halk kıvranıp dururken zengin Müslümanların filler gibi tıkınmaları elbette kötü ve çirkin bir şeydir.
Zengin, ben zekatımı verdikten sonra dilediğim her şeyi yaparım diyemez. 
Müslümana sofraların en çeşitlisi, en zengini, en lüksü layıktır demek batıl ve sapık bir sözdür.
Her işimizde olduğu gibi yeme içme işlerimizde de Allaha ve Resulüne (Salat ve selam olsun ona) sormalıyız.
Allaha sormak ne demektir? Kur’andaki hükümleri öğrenmek ve uygulamaktır.
Resulullaha sormak ise, onun hadislerine ve Sünnetine bakmaktır.
Evliyaullahın yeme içmesi nasıldı? 
Cihanı feth eden Osmanlılar, kuruluş ve yükseliş zamanında nasıl yerler ve içerlerdi?
Yeme içmede israfın en büyük cezası sağlığını kaybetmektir.
O hale düştük ki, etten daha faydalı ve besleyici olduğu halde yeşil mercimek yemeğini hor görenlerimiz var.
Birkaç dostumu çağırıp şöyle bir ziyafet vermek istiyorum:
Mönüsü şu olacak: (1) Tarhana çorbası… (2) Mercimekli ve sebzeli pilav… (3) Salata… (4) Kuru erik hoşafı… Yanında bol esmer ekmek… Bu nimetleri beğenmeyen bir daha gelmesin!
01.07.2015


_____________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşurken yanımıza kedi geldi işte kediye acıdım işte o mezuyu almış köşesinde birazda kandi yorumu 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Mü’mine Kâfir Diyenin Kendisi Kâfir Olur
Mehmed Şevket Eygi
30 Haziran 2015 Salı 06:51

İKİ Müslümandan biri, ötekini tekfir ederse, sen kâfirsin, sen kâfir oldun gibi laflar ederse, küfürle suçlanan kişi kâfir değilse, tekfir eden, yani ona kâfir diyen kâfir olur.
***
İsraf haramdır. İsraf olduğu kesinlikle bilinen bir şeyi, hayır bu israf değildir diye yapan kâfir olur.
***
Devamlı olarak, mütemadiyen, doyduktan sonra tıkınıp durmak, aşırı yemek yemek haramdır.
***
Ben zekatımı verdikten sonra istediğim masrafı yaparım, dilediğim gibi lüks hayat yaşarım, her haltı yerim, bana kimse karışamaz diyenler beyinsizdir. Zekatını ödemek, israf yapmaya cevaz vermez.
zzzzz
Zalimleri, günahkârları, fâsıkları, fâcirleri öven, medh eden, göklere çıkartan yağcılar ve yalakalar sefil ve rezil insanlardır.
***
Şeytanî tesettüre bürünen, erkeklerin bakışlarını açık karılardan daha fazla üzerlerine çeken Süslüman bayanlara laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.
***
İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı bir kötülük çıkartan, kötülüklere âlet olan kimselerin amel defterlerine, sapıttıkları ve azdırdıkları insanların günahları yazılır.
***
Kork, hüsn-i hâtime konusunda korkusu olmayandan.
***
Çok cahillerin ayakları, benim şeyhim benim tarikatım edebiyatı yapa yapa kaymıştır.
***
İnsan bir kedi yüzünden Cehenneme atılabilir, bir köpek yüzünden Cennete girebilir. Buharî ve Müslim’de (Sahihayn) kediyi haps edip ölmesine sebep olan kadının Cehenneme girdiği, susuz bir köpeği suvaran kötü kadının Cennete konulduğu yazılıdır.
***
Çocuklarına ilmihallerini ve Kur’an öğrettirmeyen, yedi yaşından itibaren onları namaza alıştırmayan, on yaşından itibaren namaz kıldırmayan, evlatlarını iyi Müslüman, iyi insan olarak yetiştirmeyen anne ve babalar bu ihmalleri yüzünden çok büyük sıkıntılar ve azaplar çekecektir.
***
Çocuğumu adam olması, yetişmesi için laik Kemalist okula gönderdim diyenden daha ahmak ebleh ve salak kim olabilir?
***
Müslümanların haline günde bir saat hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla, gözyaşları saça saça ağlasak azdır.
***
Kendini beğenen, kendini temize çıkartan, kendini aklayan, nefs-i ammâresinden râzı olan kişi iflah olmaz.
***
Dikkat et, dikkat et!.. Âhir zamanda insan evinden mü’min olarak çıkacak, akşama kâfir olarak dönecekmiş…
***
Perişan, bîçare, miskin sâlih bir kişi gördüm. Bir köşeye çekilmiş, duvara dayanmış uyurken üzerine nur iniyordu…
***
Balkonumda kırık pirinçle beslediğim kumrular ve serçeler bana baktılar, ben onlara baktım.
***
Mutfak penceresindeki saksıda bir aylandoz fidanı bitmiş. Yemyeşil yaprakları var. Her yeşillik gibi o da Allahı zikr ediyor. Her ne yeşillik ki, yerden biter, birdir O ortağı yoktur der… O aylandozun rahmet ve berekete sebep ve vesile olacağına inanıyorum.
***
(Aynen olmuştur) Liseli bir gençle tanıştım, kendisinden izin alarak bazı sorular yönelttim. Namaz kılıyor musun dedim. Kılmıyorum dedi. Muhterem pederiniz ne iş yapar sorusuna, “Din dersi öğretmenidir” cevabını verdi!..
***
Davet edildiğim iftarda iki pek genç medrese talebesi vardı. Düzgün sarıkları, cüppeleri, şalvarları ile dikkat çekiyorlardı. Simaları pek yerli görünmüyordu. Bunlar kimdir dedim. Letonyalı iki mühtedi çocuk dediler.
***
İftarda yanımda oturan muhterem hoca cebinden iki defter çıkarttı. Biri, kabı parşömen, içi el yapımı kağıt, nefis bir defterdi. Diğerinin, üzerinde İznik çinileri resmi bulunuyordu, o da çok güzeldi. Hocanın kalemi de yüz liralık kaliteli bir dolmakalemdi. Cep telefonuna baktım. Maddî değeri olmayan sıradan bir şey. Hocaefendiyi gerçekten takdir ettim. Tebrikler.
***
Başka bir liseli genç gördüm. İmam Hatibi bitirmiş. Namaz kılıyormuş. Takkenizi görebilir miyim diye sordum. Cebinden güzel bir Cerrahî takkesi çıkarttı. Ney çalıyormuş. Yanımdaki sordu: Cerrahî dervişi misiniz? Hayır, derviş değil muhibbim dedi. Ona Abdülkadir Meragîyi çok dinlemesini tavsiye ettim. Diş doktoru olmak istiyormuş. Bundan memnun kalmadım. Allahtan başarılar diliyorum.
***
Katıldığım toplantılarda hiç durmadan günlük siyaset dedikoduları gevezelikleri zevzeklikleri yapılıyor. Keşke Müslümanlar edebiyattan, sanattan, tarihten, mimarlıktan, hüsnühattan, edeb ve irfan ile ilgili konulardan bahs etseler.
***
Ramazanda dinsiz medyanın dinî konuları mıncıklamasından, mukaddesatımızı magazin mevzuu yapmasından çok rahatsız oluyorum.
***
Geçen gün kendimi çok kınadım, nefsime en ağır hakaretleri savurdum. Niçin kendi halime ve Müslümanların haline çok ağlamıyorum diye. Biraz üzülüyorum ama o kadarı yetmez ki. 
***
Efendi!.. Dinsizleri donsuzları münafıkları bırak da aynaya bak. Bu memleketi bu hale getiren, din düşmanları değil, vazifesini yapmayan, iyiliği emr etmeyen, münkerden nehy etmeyen, rahatı görünce yan gelip yatan Sünnî çoğunluktur. 
***
İstanbulu berbat eden, mahv eden haram yiyici rantçılar fakirin yazılarını okumazlar. Okusalar da intibaha gelmezler. İstanbul katilleri!..
***
Ramazanın ilk günleri serin geçiyor. Bu, bize Allahın lütfudur. Hamd olsun.
***
1911 yılında gibiyiz. Ardından 1912, 1913 gelir…
30.06.2015

YASAL UYAR


______________________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifreolduğundan haberi olmayan muhbirle konu açıldı hizmet hezimet yeterlimiktarda iyi ilim sahibi insanların yetişmesi islama millete devlete hizmet edilmesigrektiğini falan işte bilgi gitti yazar kendiyorumları çok

Mehmed Şevket Eygi
 
 
27 Haz. Cumartesi Beyazıt Kitap Fuarında Olacağım
Mehmed Şevket Eygi
26 Haziran 2015 Cuma 00:23

27 Haziran cumartesi günü ikindi namazından sonra, saat 17.30 ile 19.30 arasında Beyazıt Kitap fuarı Bedir Yayınevi (147 numaralı) standında kitap imzalayacağım.

Hizmet ve Hezimet
 
Kural şudur: Türkiye Müslümanları kurtulmak istiyorlarsa yeterli miktarda güçlü, vasıflı, başarılı, tuttuğunu koparır üstün elemanlar yetiştirmek ve bunlardan oluşan kadrolar kurmak zorundadır. 

Yeterli sayıda, yeterli miktarda olmazsa kurtuluş ya hiç olmaz yahut çok zor olur. 

Yeterli miktarda böyle eleman olsa fakat bunlar kadrolaşmamış, perakende olsalar yine fazla bir işe yaramazlar. 

Bu güçlü vasıflı elemanlar ve kadrolar plansız ve programsız çalışsalar, yine doğru dürüst hizmet edilemez. 

Böyle elemanlar vasıflı mekteplerde ve medreselerde yetişir. Türkiye’nin bugünkü okullarıyla bu eleman yetiştirme işi olmaz. 
Güçlü, ileri, başarılı ülkelerin vasıflı eleman yetiştirecek eğitim müesseseleri vardır. Bizde yoktur.

Biz gençlerimize imam-hatip okullarında dört yıl, ilahiyat fakültelerinde dört yıl, yekûn olarak sekiz yıl Arapça okutuyoruz ve doğru dürüst öğretemiyoruz. 
Danimarka liselerinde iki yabancı dil, mükemmel şekilde öğretiliyormuş. 
17 Haziran 2015 tarihinde Fransa da Bakalorya felsefe imtihanları yapıldı, eskiden bizde de vardı, şu anda haberimiz bile yok. 

İngiltere’deki Eton Koleji gibi güçlü mektepler açmazsak kurtulmamız, yükselmemiz lafta kalacaktır. 

Yurt çapında alternatif bir eğitim sistemi kurarak vasıflı Türkiyeli, vasıflı Müslüman, vasıflı hizmet elemanı yetiştirmeliyiz. Alternatif eğitim hakkında geçmiş yıllarda hayli yazdım. 

Üniversite öğrencilerine ayda birkaç yüz lira burs vererek adam yetiştirilmez. 
Burs vermekle kaliteli adam yetiştirmek arasında hiçbir illiyet yoktur. Burslar geçinmesine yardım içindir. Yapılacak iş şudur: Ona para vermeden, yetişmesi için planlı ve programlı şekilde para harcamak gerekir. 

Vasıflı eleman ülkenin kültür dili olan Türkçe’nin edebiyatına vakıf olmalıdır. Bunun için adam başına en az elli bin lira harcanmalıdır. Öğrencilerimize çok kudretli, işinin ehli edebiyat hocaları bulunacak, bunlar onlara mükemmel Osmanlıca öğretecektir. 

İngilizce de mükemmel öğretilecektir. Bu iş için elli bin lira, yüz bin lira yetişmez. Adam başı en az iki yüz bin lira harcanacaktır.

Tarih kültürü… Sanat kültürü… Mantık… Psikoloji… Nazari Ahlak… Metafizik… Estetik… Mimarcılık ve şehircilik… Beşeri ve iktisadi coğrafya… 
Bitmez bitmez bitmez, bunlarla bitmez. Vasıflı elemanımız İstanbul Osmanlı kültür, ahlak, görgü, nezaket, kibarlık, incelik eğitimi alacaktır. Görenler, fikir ve inançlarını paylaşmasalar bile ona hayran olacaktır.

Ya hikmet, ya hikmet… Yetişecek gençlerimize hikmet dersleri verecek kaç elemanımız kaldı. (Bendeniz veremem…)

Vasıflı Müslüman gençler maneviyat komandoluğu eğitimi görecektir. Maneviyat komandosu da ne demekmiş? Bu konuda bir kitap yazılabilir. On sene boyunca büyük emekler ve masraflarla bir eleman yetiştireceksin ve sonra o lüks otomobil hastası manyağı fetişisti olacak… Böyle biri yetişmemiş vasıflı olmamış demektir. İslam’a, ülkeye halka devlete (rejime değil!) hizmet ancak ve ancak fütüvvet ahlakıyla olur. 

Ömer Seyfettin’in Pembe İncili Kaftan hikâyesindeki Muhsin Çelebi’nin ahlak ve karakteriyle olur.

İhlaslı temiz bir eleman ama kültür bakımından çok geride, aşağıda kalmış… Doğru dürüst hizmet edemez. 

Ahlakı bozuk, parayı, menfaati, benliğini çok seviyor. Bu da hizmet edemez. 
Siyaset yaparak hizmet etmek amacıyla Meclis’e girdi. Atatürk’e sadakat yemininden sonra, ilk işi milletvekili maaşlarının artması teklifine imza koymak oldu. Böylesinden hizmet olmaz, köy olmaz kasaba olmaz. 

Müslüman ama aynı zamanda cemaat, tarikat, grup holiganlığı yapıyor. O, hizmet değil hezimet üretir. 

Sıkı bir eğitimle büyük paralar harcayarak İngilizce belki üç sene de öğretilebilir ama ihlas beş sene de bile öğretilemez, öğrenilemez. Bizim elemanlarımızın kâmil mürşidlerden beş sene boyunca sıkı ihlas dersleri almaları gerekir. 
Vasıflı eleman tasavvufu, tarikatı, sûfiliği öğrenecektir. Bu konuda nasibi ve istidadı yoksa kırk senede de öğrenemez. 

Vaktiyle Sovyetler Birliği zamanında Moskova da yabancı bir devletin bir casusu varmış. Sinsice vazifesini yapıyormuş. Bir gün aniden şiddetli bir sancıya yakalanmış. Hemen hastaneye kaldırmışlar, akut apandisit, derhal ameliyata alınması lazım. Casus zehirle intihar etmiş. Niçin? Narkoz altındayken anadiliyle sayıklayıp kendini ele vermemek için. 

İslam’da intihar etmek yok. Bendeniz örnek ve ibret olsun diye zikrettim. Vasıflı eleman böyle olur. 

Sahte, ucuz, sade suya tirit mücahid, cart curt, zart zurt… Bu düzen bozuk, ben İslamiyet’i getireceğim… Eline imkân ve fırsat geçince dün bozuk, kötü dediği düzen ve sistemin haram rantlarına ve nimetlerine aç köpek gibi saldırıyor. Böyle hizmetkâr ve hezimetkârlarla iki yakamız bir araya gelmez. 
Hem sözde hizmet ediyor hem malı götürüyor. Böylesinin Allah belasını versin. 
Vasıflı eleman derken laf uzadı, konu nerelere geldi…
26.06.2015


_____________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle konuşuyorken ordan biri hafızasında bişeyi tutamıyor işte o bilgiyi aktarmış yazarın ikinci başlığında ele almış  tarfik konusuda
Mehmed Şevket Eygi
 
 
İstanbulun Trafiği Artık Düzelmez
Mehmed Şevket Eygi
25 Haziran 2015 Perşembe 00:25

İSTANBUL trafiğini düzeltmenin hemen hemen çaresi kalmamıştır. En fazla beş milyon kişi kaldırabilecek bu coğrafyaya otuz küsur milyon (evet son rakam budur) insanı tıkıştırırsanız, trafik elbette çaresiz ve çözümsüz kalır. 
Tam çare değil ama çaremsi bir yol var: Bir milyon değil, milyonlarca İstanbullu yasal sınırlar içinde trafiğe isyan edecek, bir kere değil, sık sık yollara meydanlara dökülecek, en enerjik en etkili en korkutucu şekilde trafik rezaletini, trafik işkencesini, dünyanın en güzel şehrinin rant canavarlarına kurban edilişini, aşırı betonlaşmayı, şehrin yeşil alanlarının vandalca, yamyamca, haince, düşmanca talan edilişini protesto edecek… Bizim halkımızda böyle bir şuur var mıdır? Olduğunu sanmam.

Niçin böyle ağır yazıyorum, anlatayım: Geçenlerde bir Pazar günü, öğle sularında hem biraz hava almak, hem oradaki tesislerde karnımı doyurmak için Sultanahmetten Yıldız parkına gittim. Kapıda otomobillerden para alınıyor, yedi lira verdik girdik. Aman ya Rabbi, park tıklım tıklım otomobil dolu. Yukarı taraflara çıktık, otomobil sayısı arttı. Yemek yemeyi düşündüğümüz eski köşk, yeni lokantanın etrafı binlerce park etmiş otomobille dolu; biz arabamızdan inmeden, yukarıdaki porselen fabrikasının yanındaki kapıdan çıktık. Yemeği başka yerde yemek zorundaydık. Belki oradaki lüks lokantalardan birinde bir şeyler yiyebilirdik ama bendeniz alkollü yerlere gitmiyorum, pahalı ve lüks yeme merakım da yok zaten. Otomobili koyacak bir yer bulsak bile normal fiyatlı tesiste masa bulamayacağımız belliydi.

Gezmek, hava almak için ta nerelere gittik biliyor musunuz? Kilyos’a kadar uzandık. Oradaki eski camide namazımızı kıldıktan sonra içkisiz bir yer aradık. Keşif yaptıktan sonra başı örtülü bir hanımın lokantasına gittik. Siz de bir gün Kilyosa giderseniz Rizeli Hatice hanımın Canca Ev Yemekleri adlı mütevazı lokantasında gönül rahatlığı ile karnınızı doyurabilirsiniz. Fiyatları hakkında bir fikir vermek için yediklerimizi yazıyorum: Bir tas nefis kelle paça çorbası. Ömrümde böyle lezzetli çorba az içmişimdir. Bir mercimek çorbası. İki tabak patatesli salçalı köfte. Hatice hanım yarım tabak da nohut ikram etti, ısrarıma rağmen parasını almadı. Sürahi ile su getirdi, civardaki bir köyden geliyormuş. Nefis bir suydu. Hepsi 18 lira tuttu. Adam başına iki yüz liralık yemek yiyenler gülecekler…

Vaktiyle merhum Çelik Gülersoy’un ikamet ettiği Zekeriya köy yok olmuş, yerini en lüks, en konforlu villalar, siteler almış. Lüks bir Migros ve Carrefour da açılmış. 
Kilyos elden gitmiş. Halk lokantalarından birinde bir erkek iki kadın mayolu çıplak müşteri vardı. Tabiî orada yemek yiyemezdim. Yemekten sonra denizi gören bir gazinoda çay içmek istedim. Boş masa yoktu. (Çayın bardağı 2,5 lira…)
Kilyosun eski halkı dindar, muhafazakar Karadenizlilerdi. Azınlığa düşmüşler, o küçük sahil kasabası şimdi kozmopolitleşmiş, çağdaşlaşmış, laikleşmiş. Bir din hocasıyla konuştum, burası bozuldu ve gün geçtikçe daha da bozuluyor dedi. 
Üçüncü köprü yolları yapıldıktan sonra bu bölge büsbütün elden çıkacak, İstanbulun son ciğerleri yok edilip yerlerine siteler, mahalleler, şehirler yapılacak, nüfus otuz milyondan kırk milyona yükselecek.

Cinnet geçirten çılgın akşam trafiğine yakalanmamak için saat 15’te geri döndük. İkindi çayımızı evde içtik.

Son söz: İstanbulu bu hale getiren rantçıların, beton muhiblerinin iki yakaları bir araya gelmesin. Tepe üstü düşsünler. Haram rant paralarını afiyetle yiyemesinler, kan kussunlar, beladan belaya uğrasınlar.

(İkinci yazı)
Hâfıza Dikkat Kalmadı Zekâlar Köreldi

Gençlikte hafıza kalmadı. Normal zekalı ve normal hafızalı birini markete gönderiyorsunuz. On ayrı çeşit eşya alınacak. Ekmek, süt, zeytinyağı, kaşar peyniri, kiraz vs. Ona listeyi şifahen (sözlü olarak) söylersiniz, dikkatle dinler ve gider, hepsini alıp döner. Hiçbir unutma olmaz. Bu dediğim normal insanlar içindir. 
Zamanımızda dört beş madde söylüyorsunuz, birini unutuyor. 

Bu hafızasızlığın sebepleri nelerdir?
1. Okullardaki eğitim çok kalitesizdir… 
2. Fetiş haline gelen cep telefonları ve bilgisayarlar hafızayı öldürmüştür.
3. Hafıza ile birlikte dikkat ve merak da çok zayıflamıştır.
4. Bugünkü büyük gazeteler ve tv’ler insanları robotlaştırmaktadır.
5. Harama bakmak hafızayı köreltmektedir.
6. Aşırı gevezelik ve zevzeklik…
7. Büyük şehirlerdeki trafik çilesi insanları canından bezdiriyor. Bezgin insanların hafızası da erir.
Adam olmak isteyen gençlere hitap ediyorum:
Paranız varsa hafızayı güçlendirme kurslarına gidiniz.
Deliler, çılgınlar gibi cep telefonu kullanmayınız.
Hafızanın yanında dikkat ve merak dersleri de alınız.
Şu husus da unutulmasın: Hafızanın türleri vardır. Ders çalışırken birkaç hafızayla çalışınız.
Kitap önünüzde…
Birinci hafıza göz hafızasıdır. Göz ile okumakla olur.
İkinci hafıza: Gözünüzle okurken dilinizle telaffuz ediniz. Bu, dil hafızasıdır.
Üçüncü hafıza: Dilinizle telaffuz ederken kulağınız duyar. Bu da kulak hafızası.
Dördüncü hafıza: Bunların yanında, önünüzdeki deftere bilgilerin özetini, önemli kelimeleri yazarsınız. Bu da parmak, yazı hafızasıdır.
Türkiyenin bugünkü kültürü ve medeniyeti insanları maalesef geri zekalı yapıyor.
Gözler var, görmüyor.
Kulaklar var, duymuyor.
Beyinler çalışmıyor.
Zekalar o hale geldi ki, iki önemli konuyu aynı anda ele alamıyor.
Bugünkü berbat büyük medya bu şekilde devam ederse insanlarımız insanlıktan çıkacak.
Üç yüz kelimelik sokak, çarşı pazar Türkçesiyle derin edebiyat, derin düşünce, derin kültür ve sanat olmaz.
Okullarımızda, çoğu bilimsel terimler olmak üzere dokuz bin kelimeyle eğitim yapılıyormuş. Geri zekalılar eğitimi… Avrupa ülkelerinde 70 bin kelimeli ve terimli eğitim sistemleri var.
Başıma çok gelmiştir. Otomobille bilmediğimiz bir semte veya şehre gidiyoruz, aradığımız adresi bulamıyoruz, birine soruyoruz. Anlatıyor, tarif ediyor… Sağa şu kadar metre git, ikinci sokağa git, elli metre sonra şu binayı göreceksin, sonra sonra sonra… Adam anlatırken biz sanki anlıyormuş gibi he he he diyerek kafamızı sallıyoruz. Teşekkür ediyor ve ayrılıyoruz. Otuz metre gitmeden, aaa adam ne demişti, ikinci sokak mı, üçüncü sokak mı, sağ mı sol mu, o bina hangisiydi? Yeniden soruyoruz… Velhasıl bir sürü bocalama. Bunun sebebi dikkatsizlik ve hafızasızlıktır. Adam anlatırken dikkatle dinlesene…
Ölümden başka her derdin, her hastalığın çaresi varmış. Aramalı, bulmalı, tedavi etmeli, çözmeli…
25.06.2015

_______________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuştum yazarın birinci ve ikinci yazısında konuşmaların çoğu ban ait 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bile Bile
Mehmed Şevket Eygi
24 Haziran 2015 Çarşamba 00:02

Biz, gıybetin çok çirkin, çok iğrenç, çok berbat, ölü kardeşinin etini yemek gibi kusturucu bir günah olduğunu biliyoruz ama durup dinlenmeden gıybet ediyoruz. Yahu biz ne biçim Müslümanlarız?

Biz yalan konuşmanın, iftiranın, fitne fesat çıkartmanın kötülüğünü biliyoruz ve bu günahları bile bile işliyoruz.

Biz, kadınlara, kızlara, çıplaklara şehvet nazarıyla bakmanın haram olduğunu biliyoruz ve bu haramı bile bile çiğniyoruz.

Biz, sabah ezanı okununca yataktan kalkıp, abdest alıp, namaz kılmanın çok kesin bir farz olduğunu biliyoruz ama mübarek seher vakitlerinde yorganı başımıza çekip leşler gibi uyuyoruz.

Biz, ribanın çok büyük, çok yakıcı, çok korkunç bir haram ve günah olduğunu biliyoruz ama yine de ribalı mesken, otomobil, ticaret kredileri alıyoruz. Üstelik bir kısmımız da bu konudaki şeytani fetvaları benimsiyor ve kabul ediyor.
Biz, israfın kesin bir haram olduğunu biliyoruz, lakin bu konuda hiçbir şekilde nefsimizi kontrol etmiyoruz. Her konuda israf yapıyoruz… Paramızı, gençliğimizi, sağlığımızı, vaktimizi ziyan ediyoruz.

Biz, trafik kurallarını çiğnemenin hayatımıza mal olacağını, sakat kalabileceğimizi biliyoruz ama bu kuralları çiğniyoruz, kendimizi tehlikeye atıyoruz.
Biz, kopya çekmenin sahtekarlık, adaletsizlik, haysiyetsizlik olduğunu biliyoruz ama içimizden bazıları yine de kopya çekiyor.

Biz, herkesin arasında yemek yemenin, içmenin sokaklarda caddelerde dondurma yalayarak dolaşmanın vicdansızlık olduğunu biliyoruz ve bunu yine de yapıyoruz.
Biz, Resulullah Efendimizin (salat ve selam olsun ona) ‘’Komşusu aç gecelerken kendisi tok sabahlayan kimse bizden değildir’’ hadisini bildiğimiz halde, çevremizdeki fakirleri, miskinleri, biçareleri araştırıp, imkanımız nispetinde onlara yardımcı olmuyoruz.

Biz, ülkemize göç etmek durumunda kalmış Suriyeli kardeşlerimizin bir kısmı, geride bıraktığımız dehşetli kış aylarında evsiz barksız kalıp, derme çatma naylon çadırlarda titreşirken, sıcacık yuvalarımızda keyfimize baktık.

Bizim bir kısmımız, geçen Ramazanlarda yatsı ezanları okununca, camilere gidip Rahmana secde etmedi; karı erkek karışık Şer’-i şerife ve İslam ahlakına aykırı Ramazan şenliklerine, eğlencelerine, etkinliklerine katıldı.

Kimilerimiz, İslamın ibadet anlayışına ve ruhuna aykırı; lüks, ihtişamlı, israflı, Zam Zam Tower’li, Kâbe-i Muazzama’ya yukarıdan bakmalı umrelere gidiyor, nafile ibadetlerin reklamı yapılmaması gerekirken gitmeden önce ve döndükten sonra her yere haber veriyor.

Türkiye siyasetini, birtakım Müslümanların kötülüklere göz yummalarının, partiye zarar gelir şeytanî endişesiyle yapılması mutlaka gereken eleştirileri yapmamalarının, politikada temizlik istememelerinin bugünkü çıkmaza soktuğunun acaba farkında mıyız?

Ah bile bile günah işliyoruz… Bile bile hem kendimizi hem toplumu mahv ediyoruz… Tuzak çukurlarına bile bile göre göre düşüyoruz…
Bile bile ittihatsızlıkta, Ümmet birliği çatısı altında toplanmamakta direniyoruz, inat ediyoruz.

Bile bile uhuvvet, tesanüt, vifak bağlarını kopartmışız.
Aklımızı başımıza ne zaman toplayacağız? Türkiye’miz Suriyeye ve Irak’a döndüğü zaman mı? Çok geç olmaz mı? 

(İkinci Yazı)
Bizde Almanya’dakinden Fazla Lüks ve İsraflı Mercedes Varmış
Mercedes otomobillerini Almanya üretiyor. Almanya bizden zengin bir ülke, nüfusu da bizden fazla. Ne garip, ne akıl almaz bir gerçektir ki, bizdeki lüks, israflı, pahalı, şaşaalı, gösterişli Mercedes sayısı, Almanya’dakinden daha fazladır. Bu anormallik değil midir? Dengesizlik değil midir? Akılsızlık değil midir? Beyinsizlik değil midir?
Türkiye zenginleri, seçkinleri son elli yıl içinde, lüks otomobillere bineceklerine, daha mütevazı otomobillerle gezmiş olsalardı, tasarruf edilen parayı sermaye yapıp yüzde yüz millî ve yerli bir otomobil fabrikası kurmuş olsalardı iyi olmaz mıydı?
Biz Mercedes gibi üstün ve mükemmel otomobiller yapamazmışız… Bırakın bu safsataları yahu. Önce Kore gibi, Çek Cumhuriyeti gibi otomobiller yapardık, sonra Mercedes seviyesine çıkardık. 

Vatan haini alçak ve sefil bir zihniyet Türkiyenin kendi millî otomobil ve uçak sanayiini kurmasını baltalamış, sabote etmiştir.

O hale geldik ki, halkın bir kısmı “Yahu Kore cumhurbaşkanı Kore otomobiline biniyor da, bizim cumhurbaşkanımız niçin Mercedes’le geziyor?” sorusunu bile sormuyor.

Güney Kore cayır cayır lüks cep telefonları yapıyor, dünyaya ihraç ediyor, bizler de bunları avuç dolusu paralar vererek cayır cayır satın alıyoruz. Onlar üretmekte şampiyon, bizler satın almakta şampiyonuz.

Dünyanın sayılı tahıl ambarlarından olan Türkiye şu anda ekmeklik buğdayını niçin dışarıdan almak zorundadır? Ekilecek toprağımız mı yok?
Ankaranın bir ilçesinde vatandaşın 350 dönüm tarlası varmış ama şehre gelmiş, asgarî ücretle korumalık yapıyormuş. 

Üniversitelerimiz memur adayları yetiştiriyor. Girişimci zihniyet binde bir bile değil.
20-30 bin nüfuslu bir şehre gidiyorsunuz. Bir tek mahallî geleneksel sanat veya zanaat ürünü yok. Oradaki Çin ıvır zıvırları mağazasına giriyorsunuz, çoğu lüzumsuz ve faydasız binlerce Çin malı eşya satılıyor.

Aklımız fikrimiz lüks meskenler edinip bunları saçma sapan yaldızlı kitsch eşya ile doldurmak.

Evde yirmi beş metrelik bir salon, tıklım tıklım mobilya büfe vitrin masa sandalye koltuk kanepe ile dolu. Dolaşacak dönenecek yer kalmamış. Bir de bizden daha üretken Japonların küçük evlerine bakınız. Ne kadar sade ve az eşyalı.
Bir devlet vatandaşlarını eğitemiyorsa, çocuklarını ve gençlerini iyi yetiştiremiyorsa sarsılmaya ve yakılmaya mahkumdur.

Mercedesleriyle, cep telefonlarıyla, kanepe ve koltuklarıyla birlikte cümbür cemaat.
24.06.2015

______________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konu alevlendi bir anda bende müslümanlar aldatılıyor oyalanıyor afyonlanıyor dedim baya konuştum işte yazarın köşesinde bir beni birde kendi yorum katmış neyse gelelim ikinci konuşmaya anormal şekilde cinayet işleniyor ülkemizde dedim aşayiş berkemal işte diye eleştirdim bir beni birde kendi yorumunu katmış 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Müslümanlar Aldatılıyor Oyalanıyor Afyonlanıyor
Mehmed Şevket Eygi
07 Haziran 2015 Pazar 00:00

Konu: Sünnî Müslüman çoğunluk aldatılıyor, oyalanıyor, Afyonlanıyor.

Soru: Bu işi kimler yapıyor?.. Cevap: Sinsi İslam düşmanları ve bazı sözde dostlar.

Bu konuda neler yapılıyor ve yapılmıyor?

1. Müslümanlar şu anda bin kadar, birbirinden kopuk hizbe, fırkaya, cemaat, parçaya ayrılmıştır. Hür, haysiyetli ve izzetli bir şekilde yaşamak istiyorlarsa mutlaka, şu veya bu şekilde birleşmeleri gerekmektedir. Düşmanlarımız bunu kesinlikle istemiyor. Sözde dost geçinenler de bu konudan hiç bahs etmiyor, birleşme için çalışmıyor. Çağdaş Türkiye Müslümanlarının gündeminde ittihad, uhuvvet, birleşme maddesi yoktur. Bütün Müslümanların tek bir Ümmet haline gelmesi için var gücümüzle çalışmamız gerekmez mi? Kafirler, münafıklar, İslam düşmanları Ümmetleşmeyi istemiyor, peki bu konu üzerinde durması ve ittihad-ı İslam için çalışması gerekenler niçin çalışmıyor? Müslümanlar bugünkü tefrikayı, bölük pörçüklüğü bitirip nasıl Ümmet olacaklar? Bunu alimlerin, fakihlerin, ziyalıların tartışması, çare ve çözümler bulması gerekmez mi? Zaman zaman içimizden birileri ittihadın, uhuvvetin edebiyatını yapıyor ama ittihadı hayata geçirmek için çaremiz çözümlerimiz plan ve programlarımız yoğun propagandamız, teşebbüslerimiz yok.

2. Din düşmanları, Müslümanların tek bir Ümmet olmasını, bu Ümmetin başında râşid ve âdil bir Halife bulunmasını, mü’minlerin bu zata biat ve itaat etmesini istemiyor. Bu tabiî görülebilir. Lakin bu konuda çalışması, çırpınması, gayret göstermesi gereken birtakım kodaman Müslümanlardan hiç ses çıkmıyor. Bu sessizlik, bu ilgisizlik, bu gayretsizlik son derece vahim değil midir?

3. Mübarek Ramazana pek az vakit kaldı. Kutsal ayın bereketinden yararlanıp hayırlı işler yapmak konusunda hiçbir faaliyetimiz yok. Dinsizler, Ramazanda hayırlı faaliyetler yapmamızı istemiyor; peki bizimkiler niçin bu konuda var güçleriyle çalışmıyor? Yoksa birileri kutsal ayda minareler arasına mahya gerilmesini islamî faaliyet mi sanıyor?

4. Rasgele her Müslüman İslam’a, Ümmete hakkıyla hizmet edemez. Hizmet için, özel yetiştirilmiş, çeşitli ilimlerle cihazlandırılmış, kültürlü vasıflı üstün güçlü elemanlar lazımdır. İslamî kesimin böyle elemanları yetiştirmesi, bunlardan güçlü kadrolar kurması gerekiyor ama böyle bir çalışma da görülmüyor. İmamların bir kısmını maaşla namaz kıldırma memuru haline getirdi. Mihraplara gerçek imamlar geçirmek, minberlere gerçek hatipler çıkartmak için ne gibi ciddî, planlı faaliyetlerimiz vardır?

5. Müslüman kadınlar konusunda ne gibi hizmetlerimiz, faaliyetlerimiz, plan ve programlarımız vardır? Feministlerin, tesettür bezirganlarının tuzaklarına düşmemek için ne gibi tedbirler alıyoruz?

6. Hem düşmanlarımız, hem birtakım sözde dostlarımız Müslümanların dikkatlerini dedikodulara, gevezelik ve zevzekliklere, fantezilere, magazin konularına çekmek istiyor. Ciddî hayatî önemli ana konular kenara itiliyor.

7. On milyonlarca halk İslamı doğru dürüst bilmiyor… Halka ilmihal ve ahlak bilgileri öğretilmiyor… Tashihi-i itikad çalışması yok… Beş vakit namaz konusunda genel bir seferberlik yok…

8. Zekatların bir kısmı kapanın elinde kalıyor… Sabah namazlarında genellikle camiler boş, birkaç ihtiyardan başka cemaat yok, bunca genç mücahid o vakitte ne yapıyor?..

Velhasıl Sünnî kesimde, olması gereken uyanıklık yok, ittihad ve uhuvvet yok, İslama ve çağın şartlarına uygun plan program yok.

Müslüman çoğunluğu bu hale kimler getirdi? Düşmanlar mı, yoksa vazifelerini yapmayan bazı dostlar mı?

(İkinci yazı)

Anormal şekilde cinayet işleniyor.

Trafik kazası her yerde, her zamanda olur ama zamanımız Türkiye’sindeki trafik kazaları normal sınırlarını aşmış millî bir felaket haline gelmiştir.

Hırsızlık her zaman olur ama bugün korkunç ve dehşet verici bir hırsızlık ve yolsuzluk salgını ile karşı karşıyayız.

Suçlarda öyle büyük bir patlama oldu ki, hapishaneler dolduğu için ağır suçluların bazısı tutuksuz yargılanıyor.

Zaten polisin yakalayıp getirdiklerinin bazısı serbest bırakılıyor.

Her yerde, her zamanda birtakım vicdansız ve nimet nankörü kimseler ekmeğe saygısızlık ederler ama günümüz Türkiye’sinde her gün beş milyon ekmek çöpe atılmaktadır. Bu nankörlüğe normal demenin imkanı yoktur.

Birtakım kendini bilmez kadınlar çıplak dolaşabilir, erkekleri tahrik edebilir ama bugünü çıplaklık, ahlaksızlık ve tahrik akıl almaz bir azgınlık haline gelmiştir.

Bazı dinsiz ve densiz medya, arada bir müstehcen yayın yapar ama bugünkü müstehcen yayın furyası tahammül sınırlarını aşmıştır.

Evet, bütün ahlaksızlıklar, kötülükler, azgınlıklar gemi azıya almıştır.

Edepsizliğin de bir raconu vardır. Şimdi racon macon kalmadı.

Eskiden ahlaksızlık diz boyu idi… Sonra çoğala çoğala göğsümüze kadar yükseldi. Şu anda boyumuzu aşmıştır. Azgın kazurat selleri ile boğuşuyoruz.

Sanki ahlaka, fazilete, iffete, namus ve şerefe savaş ilan etmiştir birileri.

Azgınlık o mertebeleri geldi ki, erkekleri tahrik eden bir aşüfteye tecavüz edilince, keşke bu kadar şehevî kıyafete bürünüp tahrik etmeseydi diyenler linç ediliyor.

Ahlaksızlar cesur, sözde ahlaklılar pısırık ve sessiz.

Ceza Kanununda müstehcen yayınlar suç sayılıyor ama bu madde hayata uygulanmıyor.

Zina suç olmaktan çıkartıldı ama resmî vesikalı seks köleliği devlet güvencesi altında devam ediyor.

Bonzai fındık fıstık gibi satılıyor.

Kara kirli necis servetler… Çalan çalana… Sözde dindar hırsız, on bir ay haram yedikten sonra lüks bir umre yapıp anasından doğduğu gibi günahlarından arınacağını sanıyor.

Yahu bir bilen varsa söylesin, nereye gidiyoruz?

07.06.2015

 

_______________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuştuk bu bilgiler gitti ama cımbızla ayıklamak gibi olur şimdi hangi konuları aktarmış neyi muhab almış evet biraz bana çoğu kendine ait neyse esas konu hoşuma giden bir konu oldu ben muhbire dedimki yahu kızın biri söğdü dedim bu kıza yakışırmı zilli bir tip dedim onuda yazara ulaşmış yazıda var bakın kahkaha atabilirmi diye yazıya bakın 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
En Değerli ve Büyük Nimet İmandır
Mehmed Şevket Eygi
04 Haziran 2015 Perşembe 00:00

SORU: Allah’ın dünyada verdiği en büyük nimet nedir?.. CEVAP: İman nimetidir.

SORU: Bir insan için ölürken en büyük nimet nedir?.. CEVAP: Hüsn-i hâtime ile ölmektir, yani ömrünün ölümüne iman ile bitişmesidir.

SORU: İmanlı olarak ölen ebediyyen yanar ve ceza çeker mi?.. CEVAP: Çekmez. Allah onu ya bağışlar Cennete koyar yahut adaleti ile bir miktar cezalandırdıktan sonra Cennete koyar.

SORU: Be adam şu anda bin bir siyasî dedikodu ve polemik varken sen niçin bunları yazıyorsun?.. CEVAP: Dedikoduların, gevezeliklerin, zevzekliklerin, polemiklerin, çekişmelerin, tepişmelerin, önemsiz aktüel hadise ve havadislerin kıymeti yoktur. Sana, senin için çok önemli ve hayatî konuları anlatmaya çalışıyorum. İmanlı ol… İtikadın sahih olsun… İmanını korumaya çalış… Ölürken imanlı ölmek için neler gerekiyorsa onları yap, bunun için bütün sebep ve vesilelere yapış.

SORU: Cemaat-iktidar savaşı hakkında ne diyorsun?.. CEVAP: Bu mesele mıncıklana mıncıklana artık kabak tadı vermeye başladı. Gerçek icazetli ulemadan, fukahadan, hükemadan, meşayihten, büyük ziyalılardan on kişilik bir heyet bunun fetvasını yazsınlar ve on milyonlarca Müslüman bu fetvaya uysun.

SORU: Müridleri Filan zatı uçuruyorlarmış, ne dersin?.. CEVAP: Şeyh efendinin, kendisini uçuran holigan müridlerini hakaret ederek ve döverek kovmasını isterim.

SORU: Kâzım beyin damadı Râsim bey doçent olmuş, ne dersin?.. CEVAP: Osmanlıca okuma yazma biliyorsa tebrik ederim, bilmiyorsa, ne hali varsa görsün derim.

SORU: Lebib bey bir oturuşta 150 liralık yemek yemiş, ne dersin?.. CEVAP: Çüş derim. Bu Lebib dediğin kişi devegiller fasilesine mi mensuptur?

SORU: Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı bir küfür ve inkar düzen ve sistemine iyi veya eskisine göre daha iyi diyen ne olur? CEVAP: Cahillik mazereti yoksa kafir olur.

SORU: Lüks pahalı israflı ihtişamlı şaşalı debdebeli tantanalı otomobiliyle övünen, böbürlenen, onunla değer kazandığını sanan bir kimse nasıl biridir?.. CEVAP: O bir beyinsizdir!..

SORU: Anne ve baba namaz kılan oldukça dindar kişiler ama buluğa ermiş çocuklarına namaz kıldır(a)mıyorlar, onlara ne dersin?.. CEVAP: Vah vah derim.

SORU: Afife bir İslam hanımı ve kızı sokakta herkesin arasında kahkaha atabilir mi, gülebilir mi?.. CEVAP: Kesinlikle kahkaha atamaz, gülemez, hattâ yabancıların yanında tebessüm bile edemez.

SORU: Kibar bir kimse, dengi birine (İstanbul terbiyesine göre) sizin eviniz, benim evim diyebilir mi?.. CEVAP: Dememesi lazım gelir. Sizin eviniz yerine devlethaneniz veya saadethaneniz, benim evim yerine fakirhane demesi uygun olur.

SORU: Hiç durmadan, devamlı olarak ben ben ben ben diyen adam nasıl bir kimsedir?.. CEVAP: O çok bencildir… Kibar ve medenî kimselerle konuşurken, ben yerine bu fakir veya bendeniz denilmelidir.

SORU: Bir mü’min haram yiyebilir, rüşvet alabilir mi?.. CEVAP: Haram yiyen, rüşvet alan alçaktır.

SORU: Filanca zat sizin aleyhinizde bulunuyor… CEVAP: O zat ile kadim hukukumuz vardır, kendisi ile polemik yaparak çoluk çocuğun maskarası olmak istemem. Cenab-ı Hak hepimize selamet ve akl-ı selim versin.

SORU: Çok açık saçık, çok dekolte ve seksî kıyafetlere bürünen Çıplakiyye hanım hakkında ne dersin? CEVAP: Onun niçin fahişe kıyafetiyle gezdiğinin sırrını bendeniz de henüz çözmüş değilim.

SORU: İslamın hak din olduğunu, Kur’anın Kelamullah olduğunu, Hz. Muhammed Mustafa’nın (Salat ve selam olsun ona) Resulullah olduğunu inkar eden kimsenin ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğunu iddia eden kimseye ne dersin?.. CEVAP: İmanını ve nikahını tazelesin derim.

SORU: Türkiye iyiye mi gidiyor, kötüye mi?.. CEVAP: Bu gidiş kötüdür, hem de çok kötü.

SORU: Bu çok kötü gidişi iyiye çevirmek için ne yapılmalı?.. CEVAP: İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha dönülmeli, İslam ahlakı ile ahlaklı olunmalı, İslam hikmetine kulak verilmelidir. İtikad tashih edilmeli… Beş vakit namaz dosdoğru kılınmalı… Zekat dosdoğru verilmeli… Herkes ilmihalini öğrenip içindeki bilgileri hayata uygulamalı…

SORU: Bu dediğin hayata nasıl geçirilecek?.. CEVAP: Müslümanlar birleşecek, tek bir Ümmet oluşturacak, bu Ümmetin başında râşid ve âdil bir Halife bulunacak, halk bu muhterem zata biat ve itaat edecek… Başka türlü olmaz.

SORU: Teberrük bey lokantacılık yapıyor. Cuma ezanından on beş dakika önce dükkanını kapatıyor, namaz bitinceye kadar açmıyor, ona ne dersin?.. CEVAP: Kendisini tebrik ederim.

SORU: Din sömürüsü yaparak zengin olan uğursuz mendebura ne dersin?.. CEVAP: Yaptığının karı satmaktan daha çirkin olduğunu söylerim.

SORU: Dünyadaki Müslümanların en değersizi hangisidir?.. CEVAP: Bendeniz…

04.06.2015

 

______________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbire dedimki unutmuşum yukarı çıkıyımda alıyım dedim iyi al dedi benim tablet telefon için yukarı çıktım işte ikinci başlığa bakın 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Osmanlıca Öğrenmeyen Müslüman Gençlere Yazıklar Olsun!
Mehmed Şevket Eygi
02 Haziran 2015 Salı 01:16

Osmanlıca Öğrenmeyen Müslüman

 

Osmanlıca öğrenmek istemeyen yahut isteyip de öğrenecek derecede; iradesi, sabrı, azmi, sebatı olmayan liseli ve üniversiteli gençlerin yetişmesine yardımcı olmam. Yardımcı olmak istesem de olamam.

Müslüman bir gencin adam olmasının, yetişmesinin ön şartı Osmanlıca bilmektir. Nasıl bilmek? Türkçeyi İslam ve Kur’an harfleriyle, Latin harflerinden daha iyi okuyacaktır.

Temiz ve iyi niyetli liseli veya üniversiteli genç dese ki: Ben adam olmak istiyorum ama Osmanlıca öğrenmek istemiyorum, istesem de öğrenecek durumda değilim… Ona vah vah eyvah derim.

Hani sınava girmek için bazı ön şartlar, formaliteler, belgeler, evrak, kimlik ve diploma suretleri istenir ya, işte Osmanlıca bilmek (bilmiyorsa hemen öğrenmek) bunlar gibidir.

Hem düşünelim:

Osmanlıca öğrenmeye hiç niyeti yok… Öğrenecek azmi ve sabrı da yok. Ne işe yarar böyle Müslüman bir genç?

Müslüman bir genç Osmanlıca öğrenmeden doktor, mühendis, hukukçu, işletmeci, veteriner, vapur kaptanı olabilir ama kültür bakımından kaliteli ve yeterli kaliteli bir Müslüman olamaz.

Birçok kimse bu yazdıklarımın derin manasını anlayamaz ve bendenizi aşırılıkla suçlayabilir. Ne derlerse desinler, Osmanlıca öğrenmemekte direnen, istese bile öğrenecek kapasitesi olmayan kimselerin Müslüman “komando” olmasının (Komando kelimesinin mecazî manada kullanıyorum) mümkün olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Türkiye Müslümanlarının millî alfabesi yazısı İslam ve Kur’an yazısıdır.

Vasıflı, güçlü, üstün Müslüman olmak isteyen bunu öğrenmekle mükelleftir.

Osmanlıca bilmek, imtihana girerken kimlik kartı göstermek gibi bir ön şarttır.

Sen bu milletin bin yıldan fazla kullanmış olduğu, bütün mâşerî (toplumsal) hafızasının bu yazıyla kayıtlı bulunduğu Osmanlıcayı öğrenme ve sonra adam olmayı, vasıflı olmayı, kültürlü olmayı hayal et.

Gençleri yetiştiren muhteremlere hitab ediyorum: Onları Osmanlıcasız bırakmayınız. Onları, Osmanlıcayı iyi öğrenmek konusunda icbar ediniz. Aksi takdirde onlar iyi yetişemeyeceklerdir.

İslam kültürünün ana kaynağı Kur’andır. Her iyi, vasıflı, güçlü, üstün, hayırlı Müslüman İslam ve Kur’an yazısıyla Türkçe öğrenmeye mecburdur.

Bir Kemalist, bir Selanik Dönmesi, bir ateist, dinden uzaklaşmış, dine karşı bir kimse için böyle bir mecburiyet yoktur ama Müslüman için vardır.

Osmanlıca bilmeden yüksek lisans ve doktora yapmak isteyen Müslüman gençlere çok acırım.

Şu ana kadar Millî Eğitim Bakanlığı’nın Osmanlıca kurslarında en azından birkaç milyon Müslümanın iyi Osmanlıca öğrenmesi gerekirdi. Hâlbuki maalesef sadece iki yüz bin kişi müracaat etmiş ve öğrenmiştir. Yazıklar olsun!

Cahillikte direnmek ne ayıp şey…

(İkinci yazı)

Telefonunu Unutmuş!

Zamanımızın yaygın kötü adetlerinden biri şudur: Bir misafir geliyor, görüşüyoruz, çay içiyoruz, bir saat sonra gidiyor. Beş dakika sonra kapı çalınıyor, kim o, demin giden misafir, ben geldim, cep telefonumu sizde unutmuşum da… Telefonu alıyor tekrar gidiyor…

Cep telefonu yerine içinde kimlik kartı olan cüzdanını unutan da var.

Bilhassa yaz aylarında genç misafirlerin bir kısmı gelir gelmez telefonlarını, cüzdanlarını, anahtarlarını sehpanın üzerine koyuyorlar. Bu gibi eşyanın, çok dikkatli bir şekilde korunması, cebinden dışarıya çıkartılmaması gerekir.

Bunların en iyi korunup saklanacağı yerler gömlek cepleridir.

Daha iyisi: Seyahate falan giderken, içten boyuna asılacak fermuarlı bir torbaya koymaktır.

Geçenlerde olmuş bir vak’ayı anlatayım: Bir grup genç Kudüs’e gitmişler, bir yerde yemek yerken içlerinden biri pasaportunu işi bittikten sonra çöpe atılan plastik tepsiye koymuş. Unutmuş, pasaport atılmış, sonra aman pasaportum, tam bir gün konsoloslukta yeni pasaport almak için geçmiş, bir sürü sıkıntı, üzüntü, masraf… Seyahati zehir olmuş…

Kalem cep defteri unutan yok denecek kadar az. Kimse defter kalem taşımıyor ki…

Bu dağınıklık, hafızasızlık, unutkanlık zihinlerde, beyinlerde de var. Karşımdaki şey şey şey deyip duruyor. Be mübarek neyse onu söylesene. Ben o şeylerin ne olduğunu ne bileyim.

Milletin kafası o kadar karışık ki, bayram haftası diyorsunuz, sandal tahtası anlıyor.

Yazı kültürü kalkmış, onun yerini şifahî=sözlü kültür almış.

Elinde üç bin liralık bilgisayarlı telefon, oynayıp duruyor. Bir not mu alacak, hemen telefona sarılıyor. Bir deftere yazsa olmaz.

Bizim homo telefonicus’u manometreli bir alete bağlayıp konuşmaya başlayın. Edebiyat, tarih, sanat, yüksek kültür konularına ibre hiç tepki vermez, yerinde durur.

Siyaset dedikodu ve polemiklerinden dem urunuz, ibre heyecanla oynamaya başlar.

İbreli adamın bağlı olduğu cemaat veya tarikat konuşulunca ibre çılgınlar gibi oynar.

Meftunu olduğu din baronunun ismi geçince alet patlar, ibre bir tarafta manometre öbür tarafta, herif bir tarafa…

Halkımızın, gençliğimizin bir kısmına cidden yazık oldu.

Dikkatsizlik, hafızasızlık, meraksızlık had safhada.

İçmeye ayrına olmayanlar helaya pahalı telefonlarla gidiyor. Be adam bari memşânede konuşma. Olmaz, konuşmadan duramaz. Konuşmazsa patlar.

02.06.2015




____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte yazarın birinci başlığında benimde konuşmalarımı almış işte 12 nolu yazı bana ait 13 nolu yazı bana ait 17 ci yazı bana ait 18 :19 nolu yazıda bana ait 43 nolu yazıda bana ait 44 nolu yazıda bana ait 50 nolu yazıda bana ait 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hayır Dua Ettiğim
Mehmed Şevket Eygi
01 Haziran 2015 Pazartesi 00:30

Elli Sınıf Müslüman

BİRKAÇ yıldan beri beddualar çoğaldı, şiddetlendi, yoğun hale geldi. Bendeniz bugün bazı kimselere hayır dualar etmek üzere aşağıdaki yazıyı kaleme almış bulunmaktayım.
1.Kur’an, Sünnet, Şeriat, Selef-i Sâlihîn, Sevad-ı Âzam Müslümanlığına muhlisen lillah (ihlasla) hizmet eden, bid’atlerle sapıklıklıklarla reformculuklarla savaşan, dinî imanî Kur’anî hizmetlerini ticarete, zenginleşmeye, benliğine, siyasete alet etmeyen herkese aferin derim ve candan yürekten dua ederim.
2.Beş vakit namazı dikkatle, önem vererek, hassasiyetle kılan ehl-i salâta…
3.Farz namazları, cemaatle eda edenlere…
4.İlmihalini öğrenip ezberleyenlere ve içindeki bilgileri hayata uygulayanlara…
5.Haram yemeyenlere, haramın ötesindeki şüpheli şeylerden de uzak duranlara…
6.Cuma ezanı okununca işyerini, dükkanını kapatıp, ticarete ara verip camiye gidenlere…
7.Kur’ana, Sünnete, Şeriata uygun tesettüre giren, şeytanî tesettüre girmeyen Müslüman hanım ve kızlara…
8.Allahın kendilerine ihsan buyurduğu geliri ve serveti muhtaçlarla paylaşanlara…
9.Zekatlarının Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde verenlere.
10.İlmi, derecesi, makamı ne kadarsa, o nispette emr-i mâruf ve nehy-i münker yapanlara, her hal ü kârda kötülüklere kalben buğz edenlere…
11.Çocuklarına ilmihallerini öğrettiren ve yedi yaşından itibaren namaza alıştıran, on yaşından itibaren namaz kıldırtan ana babalara…
12.Gözlerini göz zinasından koruyanlara…
13.Dillerini gıybetten, laf taşımaktan, yalandan, iftiradan, tecessüsten koruyanlara…
14.Yemek için yaşamayıp, yaşamak için Müslümanca yiyip içenlere…
15.Cemaat, tarikat, hizip, fırka holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapmayanlara…
16.Mü’min kardeşlerini Allah için sevenlere, Allahtan korkup uhuvveti zedelemeyenlere…
17.Gösteriş, caka satmak, böbürlenip övünmek için ihtiyacının üstünde lüks otomobil almayanlara…
18.Evcil ve vahşî hayvanlara merhamet edenlere, onları koruyanlara, onlara yiyecek verenlere…
19.Zevk için olta ile balık tutmayanlara…
20.Kur’an yazısıyla Türkçe-Osmanlıca öğrenenlere…
21.Kendi ayıp ve günahlarına üzülmekten, başkalarınınkileri göremeyenlere…
22.Başkalarının gizli ayıp ve günahlarını öğrenince bunları gizleyenlere, setr edenlere…
23.Kendisini beğenmeyenlere…
24.Nefs-i emmâresi ve şeytanı ile büyük cihad yapanlara…
25.Kötülükleri iyilik ile def’ etmek suretiyle düşmanlarını dost haline getiren mürüvvetlilere…
26.Günde en az bir kere ölümü hatırlamak suretiyle kendine çeki düzen veren, âhirete hazırlananlara…
27.Fütüvvet ahlakı ile mütehalli (ziynetlenmiş) olanlara…
28.Bir ekmek kırıntısını bile atmayan, tabağındaki son pirinç tanesine kadar yiyen, her türlü israftan kaçınanlara…
29.Boynunda zamanın İmam’ına biat ve itaat bağı bulunanlara…
30.Her türlü iyiliği yaptıkları halde kendilerini beğenmeyen, ‘ucba kapılmayan, nefislerini tezkiye ve tebrie etmeyenlere…
31.Allah ile ezelde yapmış oldukları ahd ü misaka sadık kalanlara…
32.Resulullah Efendimizle (Salat ve selam olsun ona) irtibatlı, ona biatlı olanlara ve onun Sünnetine sarılanlara…
33.Efendimizin Ashabına, etbaına, ezvacına, Ehl-i Beytine, Âl’ine, yârânına sevgi ve saygı besleyen, onların hatıralarına hürmet edenlere…
34.Müslümanlar arasında fitne, fesat, tefrika, nifak, şikak çıkmasına yol açacak söz ve hareketlerden kaçınanlara…
35.Haftada en az bir fakirin karnını doyurup ona harçlık verenlere…
36.Komşularının kendisinden razı ve memnun olduğu, yahu bu ne iyi komşudur ki, bize akrabamızın yapmadığı iyilikleri yapıyor, hakkımızı hukukumuzu gözetiyor, sanki meleğimizdir dedirten kimselere…
37.Emanetlere riayet edenlere, hıyanet etmeyenlere…
38.Gece namazına kalkınca, ışıkları yakmadan önce perdeleri iyice sımsıkı kapatanlara…
39.Sağ eliyle verdiği sadakayı (yardımı hayrı) sol eli görmeyen ve bilmeyenlere…
40.Günahlarını, cürümlerini, hatâ ve kusurlarını, noksanlarını itiraf edenlere…
41.Kendisinin, Müslümanların, insanların, düşmanlarının ıslahına dua edenlere…
42.İslam dünyasının, insanlığın perişan ve kötü haline üzülüp ağlayanlara…
43.İstanbul’da yaşayan ve evindeki kuru ve bayat ekmekleri yanına alıp vapurla karşıya geçerken martı kuşlarına yedirenlere…
44.Balkona, pencere kenarına güvercinler, kumrular, serçeler için her gün bir avuç bulgur koyanlara…
45.Sünnete ve âdaba riayet için namazı takke, arakiye, fes veya imame ile kılanlara…
46.Öfkesini, gayzını frenleyip yenenlere…
47.Sık sık Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm diyenlere…
48.Sabahleyin siftah ettikten sonra gelen ikinci müşteriyi henüz siftah etmemiş komşu dükkana gönderenlere…
49.Sokakta meydanda çarşıda pazarda açıkta yiyip içmeyen mürüvvetlilere…
50.Bir kısım pislik kanallarını seyr etmemek, evini meyhane genelev batakhane kumarhane fuhuşhane lağım haline getirmemek için harim-i ismetine deccalvizyon denilen aleti koymayanlara…
51.Çok günahkar, çok mücrim, çok hatâlı, çok kusurlu, çok noksan, çok faziletsiz, çok meziyetsiz, çok değersiz bu fakir için lütfen ve merhameten hayır dua edenlere…
01.06.2015

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşurken mezu açıldı mevlasını arayan ve belasını arayan diye işte bunu başlık yapmış gelelim ikinci konuya niçin bir otomobil veya uçka fabrikamız yok dedim bunu ikinci başlık konusu yapmış işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Mevlâ’sını veya Belâsını Arayanlar
Mehmed Şevket Eygi
31 Mayıs 2015 Pazar 00:00

Seçimlere az kaldı. Oylarımızla ya Mevla’mızı, yahut belamızı arayacağız. Ne aradıysak onu bulacağız.

Kendi düşenin ağlamaya hakkı yoktur.

Din istismarı yapılıyormuş… Din istismarı yapılıyor da, dinsizlik istismarı yapılmıyor mu?

Birileri Türkiye’yi 1925 ile 1945 yılları arasına geri götürmek istiyor. O yirmi sene onların altın çağıdır. İnsanların inançlarından, fikirlerinden, görüşlerinden dolayı apar topar asıldığı terör ve zulüm altın çağı.

Toplu katliamların yapıldığı altın çağ.

Şapka yüzünden nice vatandaşın idam edildiği, olağanüstü mahkemelerde süründürüldüğü, zindanlarda çürütüldüğü altın çağ.

Ezan okumanın yasak olduğu altın çağ.

Onların altın çağı, Müslüman çoğunluk için karanlık ve kanlı çağdır.

O günlerde memleketi kasıp kavuran acımasız bir diktatörlük vardı.

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) haber veriyor: Bir toplum ne halde ise öyle idare olunur, buyuruyor.

Biz ne halde isek, seçimlerden sonra başımıza bize layık idare gelecektir.

İyi isek iyi, doğru isek doğru, güzel isek güzel bir idare.

Vatandaş seçim günü sandığa git ve oyunu at. Ya Mevlanın rızası için, ya belanı bulmak için. 

(İkinci yazı)

Bizim Niçin bir Skoda’mız Yok?

Çek Cumhuriyetinin yüzölçümü Türkiye’nin onda biridir, nüfusu ise on milyondur.

Diğer ismiyle Çekya’nın başta gelen özelliklerinden biri Skoda otomobil fabrikasına sahip olmasıdır. Bu otomobilin yüz yılı geçen bir mazisi vardır. Şimdi üretiyor mu bilmiyorum, bir ara tank ve top da üretiyordu.

Skoda yerli bir otomobildir, bizim gibi yabancı markaların montajıyla ortaya çıkmış değildir. Bir müddetten beri Almanlarla ortak çalışıyorlar ama Skoda’ları yine yerlidir, yine millîdir.

Koskoca Türkiye’nin niçin böyle bir otomobili, böyle bir otomobil sanayii yok? Şu cevabı bendeniz cevap kabul etmem: Efendim, bizde de elektrikli yerli otomobil üretilecek veya üretilmeyle başladı…

Benim kasd ettiğim, diğer dünya otomobil markalarıyla rekabet edebilecek ve her ülkede satılan, cihan çapında şöhreti ve itibarı olan millî ve yerli bir markadır ve Türkiye’nin böyle bir otomobili yoktur.

Maalesef biz otomobil sanayiinde Doğu Almanya kadar bile olamamışızdır. Onların tarihe karışmış çakar almaz bir Trabant’ları vardı. Bizim kendi, yüzde millî ve yerli Trabant’ımız bile olamadı.

Türkiye’nin son bir asırlık tarihinde yerli ve millî otomobil ve uçak sanayii olmaması büyük ayıplarımızdan ve noksanlıklarımızdandır

İstenseydi, teşebbüs edilseydi bizim yerli ve millî uçak ve otomobil sanayiimiz olamaz mıydı? Pekala olurdu. Lakin hain bir zihniyet bunu baltalamıştır, Türkiyeyi böyle bir sanayiden kasıtlı olarak mahrum bırakmıştır.

Vatansever zenginlerimizden Nuri Demirağ CHP tek parti diktatörlüğü yıllarında bir uçak fabrikası, ona paralel bir uçak okulu kurdu da ne oldu? CHP iktidarı destek vermedi ve fabrika battı.

Nuri Demirağ veya başka bir vatansever zengin, 1930’lu yıllarda pekâlâ bir otomobil fabrikası kurabilirdi. Lakin hain ve köle zihniyet bunu ne teşvik etti, buna ne izin verdi.

Kalkınmadan bahs ediyoruz ve hâlâ yerli ve millî otomobil ve uçak sanayiimiz yok. Yahu bu ne biçim kalkınmadır? Kendimizi aldatmaktan utanmıyor muyuz?

Otomobil konusunda Güney Kore’den niçin ders ve ibret almıyoruz? O ülke de hem yüzölçümü ve hem nüfus bakımından Türkiye’den küçüktür ama dünyaya açılmış çok güçlü bir otomotiv sanayiine sahiptir.

Biz başlangıçta Almanlar ve Japonlar kadar çok sayıda ve mükemmel otomobiller üretemezdik ama mutlaka Çekler ve Koreliler gibi otomobil sanayiimiz ve otomobillerimiz olmalıydı.

Açık sözlü bir kimse olarak bu eksikliğin sorumlularını en ağır şekilde suçlamama izin veriniz.

Vatan haini olmak için sadece gizli askerî belge ve haritaları düşmanlara satmak gerekmez. Yapılabilme imkanı olduğu halde, yapılması mutlaka gerekenleri yapmamak, millî ve yerli uçak ve otomobil sanayii kurmamak da yakın tarihimizdeki rezil vesayet rejimi için büyük bir vatan hainliğidir. Yüzde yüz yerli ve millî otomobil konusunda yaya kaldık ama en pahalı, en lüks, en israflı, en “statü” yabancı otomobilleri satın almakta dünya birinciyizdir ve bu halimizden hayâ da etmiyoruz.

Türkiye son elli yıl içinde otomobil konusunda israf etmemiş, orta arabalarla yetinmiş olsaydı, tasarruf ettiği sermayeyi uçak ve otomobil sanayii kurmaya yatırmış olsaydı, çoktan yerli uçaklarımız ve otomobillerimiz olurdu. Şunu da belirteyim ki, hayalperest değilim, uçak derken Airbus’u yahut Boeing’i, otomobil derken Mercedes’i veya BMV’yi kasd etmiyorum. Bizim de kendi çapımızda uçak ve otomobillerimiz olurdu diyorum.

Otomotiv sanayiinde niçin Japonya ile rekabet edemeyecekmişiz?

Türkiyeyi böyle bir sanayiden mahrum eden köstekleyici iktidarlar ve idareler hangileridir?

Hangi süper zengin firmalar ve aileler, yabancı otomobil satışını ve montaj üretimini tercih ederek, böyle bir sanayie karşı çıkmıştır?

Ölçüyü veriyorum: Türkiye’nin de Güney Kore gibi güçlü bir otomobil sanayii olacak, yüzde yüz yerli ve millî otomobillerimiz dünyanın her yerinde çatır çatır rekabet ederek, beğenilerek satılacaktır. Bunu gerçekleştirecek bir Nuri Demirağ’ımız yok mudur?

Bütün paramızı inşaat sektörüne, ülkeyi betonlaştırmaya, lüks meskenlere harcadık ve yüzde yüz yerli ve millî otomotiv sanayiinde cascavlak iyot gibi açıkta kaldık.

31.05.2015

 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle konuşurken konu imam hatip okulunu bitirmiş birini konuştum işte konuda ehli sünneti savunmaya kadar geldi bilgide gitti başlığa bakın 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
İmam-Hatip Okulları Islah Edilerek Gerçek İslam Mekteplerine Dönüştürülmelidir
Mehmed Şevket Eygi
28 Mayıs 2015 Perşembe 00:00

1950’de İstanbulda Vefa bozacısı civarında eski bir konakta faaliyete geçen ilk İmam-Hatip mektebini düşünüyorum. Osmanlı devletinden kalmış nice büyük icazetli hocalar, dersiamlar, üstadlar, mümtaz muallimler, allameler orada öğretmen olmuşlardı. Ahşap ve fersude binası çürüktü ama eğitimi çok sağlamdı.

Okulda Arapça, Farsça, Osmanlıca okutuluyordu. Ehl-i Sünnete uygun akaid, usul-i fıkıh, fıkıh, usul-i hadîs, usul-i tefsir ve daha nice ulum-i islamiye okutuluyordu.

Sonra bu okulların sayısı çoğaltıldı. Şu anda üç bini geçti sanıyorum. Kemiyet nicelik artarken, keyfiyet nitelik aynı seviyede kalmadı, kalite çok düştü.

Okullardaki ehl-i sünnet hassasiyeti erozyona uğradı. Mutezilî, İbn Teymiyeci, Selefî, mezhebsiz, telfikçi, Mason Afganîci, hattâ Kur’anın üç yüz küsur muhkem ayetinin bugünü hükmü geçerli değildir, onlar tarihseldir diyen Fazlurrahmancı sızmalar oldu. Arapça eğitimi öylesine zayıfladı ki, üç sene ortaokul, dört sene lise, cem’an yedi sene bu lisanı okumuş ve mezun olduğunda Arapça gazete bile okumaktan âciz, kimseler bile görüldü.

1950’li yıllarda Ankaranın yüksek tepelerinden birindeki kodaman ve azılı bir Kemalistin, biz irticayı=gericiliği dıştan saldırarak yıkamadık, bu sefer içten mihraptan yıkacağız dediği rivayet edilmişti.

Bütün İmam-Hatiplileri kasd ederek söylemiyorum, elbette istisnalar vardır ama genelde bu okullar çok sabotaja uğradı, seviyeleri kasden düşürüldü, büyük kayıplar verildi.

Açıklanmıyor ama İmam-Hatip mekteplerini sulandırılmış light ve ılımlı İslam akımına alet etmek isteyen derin projeler olduğu anlaşılıyor.

Vaktiyle Sultan Abdülhamid-i Sânî hazretleri zamanında, Osmanlı devletinin Batıya açılan penceresi olan Galatarasay Sultanîsinde, bütün Müslüman talebelerin vakit namazlarını okulun camiinde, okulun devlet bütçesinden maaş alan resmî imamının ardında cemaatle kılmaları mecburî imiş. Tek başına münferit kılmaya izin ve cevaz yokmuş. Şimdi ise, İslama açılan kapı olduğunu iddia ettiğimiz İmam-Hatiplerde böyle bir mecburiyet yok. İslam mektebi olacak ve öğrencileri farz namazları topluca cemaatle birlikte kılmayacaklar. Böyle din mektebi olur mu?

İmam-Hatip okullarına karşı değilim ama bunların gerçek, güçlü, çok vasıflı İslam mektepleri olmasını istiyorum. Bugünkü hallerinden ve seviyelerinden razı değilim.

Bu okullar şöyle ıslah edilebilir:

1. Beş vakit namaz bütün öğrenciler için mecburî olacaktır.

2. Hiçbir velinin, ben çocuğumun namaz kılmasını istemiyorum, o namazdan muaf tutulsun demeye hakkı olmayacaktır.

3. Arapça, din kültürü dersi olarak mükemmel şekilde öğretilecektir. Son sınıf öğrencileri klasik Arapça kitapları, muasır Arap edebiyatını çok iyi bileceklerdir.

4. Bu okullarda Osmanlı edebiyatı da mükemmel, en üst derecede okutulacaktır.

5. Ehl-i Sünnet, Sevad-Âzam Müslümanlığına uygun akaid dersleri okutulacaktır.

6. Bilhassa usûl-i fıkıh dersine çok önem verilecektir.

7. En az Kudurî seviyesinde Hanefî fıkhı, Şâfiî öğrenciler için o ayarda bir fıkıh kitabı okutulacaktır.

8. Okulda, bilgi ve kültürün yanında çok yüksek seviyede İslam ahlakı ve karakter terbiyesi verilecek, öğrencilere fütüvvet ahlakı aşılanacaktır. Sular aşağıdan yukarıya doğru akabilecektir ama bir İmam-hatip talebesinin yalan söylemesi, gıybet ve iftira etmesi, sahtekarlık ve şarlatanlık yapması, haram yemesi düşünülemeyecek, tasavvur ve tahayyül edilemeyecektir.

9. İmam-Hatiplerde İstanbul ahlak, kültür, görgü, medeniyet, nezaket ve kibarlığı öğretilecektir.

10. Bilgi ve kültür, ahlak ve karakter yanında üçüncü bir boyut olarak bu mekteplerin öğrencilerine sanat estetik güzellik boyutu kazandırmak maksadıyla geleneksel millî ve islamî sanatlarımızda biri, ürün verecek seviyede öğretilecektir.

11. Erkek ve kız talebeler birlikte okutulmayacak, erkekler için ayrı, kızlar için ayrı mektepler açılacaktır.

12. Bu okullardan çağdaş Salahaddin’ler, İmam Gazalî’ler, Şeyh Şâmiller, Emîr Abdülkadir’ler, Şeyhülislam Mustafa Sabriler ve benzeri büyük ulema ve önderlerin yetişmesi için neler yapılması gerekiyorsa, bunların hepsi planlı ve programlı şekilde yapılacak, hayata geçirilecektir.

13. İmam hatiplerin son sınıfına lise bitirme ve bakalorya imtihanları konulacak, bunları veremeyenlere diploma verilmeyecektir.

14. Hepsi olmasa bile bu okulların biri veya birkaçı İngiltere’deki Eton Koleji ayarında olacaktır.

***

Bazı konular, meslekler, hizmetler, vazifeler, işler vasat=orta derece ve not ile yapılamaz. Din hizmetleri böyledir. Siz hiç, pilotluğu on üzerinden beş olan birinin kullandığı uçağa biner misiniz? Siz hiç, cerrahlığı on üzerinden beş olan bir operatörün sizi ameliyat etmesine razı olur musunuz?

İmam-Hatip mekteplerini ıslah edemezsek biz Türkiye Müslümanları kurtulamayız ve yükselemeyiz. Bırakın kurtulmayı ve yükselmeyi, ayakta bile duramayız.

Bu okullar İslamcılığın, partizanlığın, siyasetin üzerinde tutulmalıdır.

İmam-Hatip okullarında partizan, arivist, aktivist, militan, holigan yetiştirilmemelidir.

Yeterli miktarda İmam-Hatip öğrencisi, liseden sonra askerî okullara girmeli ve üstün başarı sağlamalıdır. Askerlikten sonra öğretmenlik, eğitimcilik sahasına yönelmelidir. Üçüncü sektör de cami ve din hizmetleri olmalıdır.

İmam-Hatip mezunu genç ilmiyle, irfanıyla, ahlakıyla, faziletiyle, üstün meziyetleriyle, engin kültürüyle, sanat yönüyle, yabancı dillere hakimiyetiyle, doğruluk ve dürüstlüğüyle, vatanseverliğiyle her sahada ve sektörde kendini göstermeli, düşmanlarının bile takdir ve hayranlığını kazanmalıdır.

Faydasız ve boş övgü edebiyatını bırakalım ve bu okulları gerçek İslam mekteplerine çevirmek için planlı ve programlı şekilde gerekenleri yapalım. İmam-Hatip okulu denilince

beton bina, yurt, yatakhane, yemekhane, kalorifer, tablet bilgisayar düşünenlerle bu ıslah yapılamaz.

Dinimizin derin güçler tarafından temelinden, mihraptan yıkılmasına izin vermeyelim, light ve ılımlı İslam tuzaklarına düşmeyelim.

İmam-Hatip öğrencilerine selam ve hürmetlerimi sunuyorum. Harcanmasınlar, kendilerini harcatmasınlar, para kazanmayı ve dünyayı amaç edinmesinler.

28.05.2015


____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle konuşuyorken mezu açıldı işte ben dedimki niçin japonya kadar olamadık diye konuştum bunu başlık yapmış işte az bişey yazısında almış beni hepsi kendi yorumu 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Türkiye Niçin Japonya Gibi Olamadı?
Mehmed Şevket Eygi
27 Mayıs 2015 Çarşamba 00:00

Türkiye’de en büyük darbe 1924’te yapılmıştır. Bu tarihten itibaren muasır medeniyet seviyesine (çağdaş uygarlık düzeyine) füze gibi fırlamak için peş peşe devrimler sahneye konulmuştur. Bunlar devrim değil, darbedir.

Bu devrimler yüzünden ülkemiz ve devletimiz Ortadoğu’nun Japonya’sı olma şansını yitirmiştir.

1950’de serbest seçimler yapılmış, halkın büyük çoğunluğu darbecilere, vesayetçilere, resmî ideolojiye hayır demişti ama 27 Mayıs 1960 askerî darbesiyle yine eskiye dönülmüştür. 12 Mart 1971 askerî darbesi… 12 Eylül 1980 darbesi… 28 Şubat darbesi… Bütün bu darbeler ülkemizin hızını kesmiş ve bizi hep geriye, kopukluğa, ârızaya götürmüştür.

Lozan’ın gizli protokolleri Türkiye’ye, Ortadoğu’nun Japonya’sı olmak imkanını, fırsatını, şansını tanımıyor.

Yirminci asrın ilk yarısında doğu Akdeniz’de iki Yahudi devleti kuruldu. Bu netameli bir konu, fazla yazmaya, derinleşmeye gelmez.

Türkiye’den nüfus ve yüzölçümü bakımından küçük Güney Kore, dünya çapında otomobil ve elektronik sanayiine sahip oldu da, Türkiye niçin olamadı?

Türkiyenin mânen, maddeten, iktisat ve sanayi bakımından, eğitim ve kültür yönünden ilerlemesini istemeyen Lozan ruhu neler yaptı?

1. Ülkenin çoğunluğunu ve dominant faktörünü oluşturan Sünnî Müslümanları cahil bıraktı. Onları, zengin yazılı edebî ve kültürel Türkçeyi bilmez, atalarının mezar taşlarını okuyamaz hale getirdi.

2. Millî kimliği erozyona uğrattı, halkı yabancılaştırdı.

3. Dindarlıkla ve ahlakla kalkınma olmaz safsatasıyla iş hayatını kirletti.

4. Türklerle Kürtleri, Sünnîlerle Alevîleri, dindarlarla laikleri birbirine düşman etti, iç barışı ve sosyal mutabakatı berhava etti.

5. Halktaki, okumuşlardaki sorgulama yeteneğini köreltti.

6. Uzun yıllar boyunca işleri acımasız. sömürücü, zalim egemen azınlıklara verdi.

7. Çoğunluğu tepkisiz uysal evcil “sömürge yerlileri” haline getirdi.

8. Kötü eğitimle, çoğunluğun bir kısmını da kendilerine benzetti ve kullandı.

Nihayet ülkemiz o hale geldi ki, beyinler dumura uğradı, dünya çapında kültür ve düşünce kitabı yazılmaz oldu. Abartıyor muyum? Hayır hayır hayır. Soruyorum: Türkiye’de, Türkiyeliler tarafından Türkçe yazılmış ve birkaç sene içinde on yabancı dile tercüme edilmiş bir tek kültür ve düşünce kitabı gösterebilir misiniz?

Dünyanın en büyük ve zengin dili olan Türkçenin canına okudular, onu arı duru sade suya tirit fakir bir dil haline getirdiler.

Müslüman çoğunluğun çoğunluğunu din konusunda cahil bıraktılar. Besmelesiz, Paşa fotoğraflı ve Paşa beyannameli din dersi kitapları hazırlayıp okuttular.

Makalemin başında 1924 demiştim. Hilafeti kaldırarak hem Türkiye’nin, hem de İslam aleminin belini kırdılar.

Hahambaşı Haim Nahum doktrini ve Moiz Kohen Tekinalp ideolojisiyle ülkemizi bir içten sömürge haline getirdiler.

Bu mel’un ve menfur yıkıcı, köleleştirici sömürge zihniyeti faaliyetlerini bazen açıkça, bazen sinsice sürdürüyor.

Türkiye’nin hâlâ dünya çapında yüzde yüz millî ve yerli bir otomotiv sanayii yok.

Türkiye’nin Eton Koleji ayarında bir tek güçlü ve vasıflı lisesi yok.

Türkiye’nin, kitapları yabancı dillere çevrilen ve insanlık aleminde derin akisler yapan filozofları, büyük düşünürleri yok.

Biz kısmımızı öylesine bozdular dejenere ettiler ki, egemen azınlıkların sabotajlarına lüzum kalmadı.

Şu İslam ülkesinde ahlak yerlere serildi.

Kadın hürriyeti diyerek, devletin TC’li resmî vesikalarıyla KDV’li ve gelir vergili seks köleliği yaptırıyorlar. Bunu protesto eden bir tek feminist gördünüz mü?

Beyinler öyle betonlaştı dondu ki, “Yahu Kore devlet büyükleri ve kodamanları kendi yerli otomobillerine biniyorlar da Türkiye büyükleri niçin Mercedes’lerle BMV’lerle geziyor?” diye soran bir kişi bulamazsınız.

Türkiyeyi hem çökertiyorlar, hem çökerttiriyorlar.

Yakın zamana kadar dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biri olan ülkemiz, şu anda, her yıl dışarıdan üç milyon küsur ton buğday alıyor. Bunu sorgulayan kaç kişi var?

Şu bütün şiddeti ile devam eden Cemaat-İktidar savaşı bile hal-i perişanımızı göstermeye yeter.

Şimon Zvi’ler (Şemsi Efendi), Haim Nahum’lar, Moiz Kohenler, benzerleri ve benzettikleri adamlar ve kadınlar bizi ne hallere getirdiler. Devlet-i ebed-müddetimiz ne boyalara girdi.

Biraz hürriyet geldi ama ondan da yararlanamıyoruz. Hürriyetten, fırsatlardan, imkanlardan yararlanabilmek için akl-ı selim sahibi sâlim kafalar olması gerekir.

27.05.2015

 


_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle konuştuğumuz yazarın birinci başlığındaki az bana çoğu kendisine ait sonra ikinci başlıktaki yazıya gelelim bizde otomobil ihtiyaçtan çıkmış yazı başlığı bana ait satırı yani sonra güney kore otomobil fabrikası kurdu bizde yok dedim telefonların eskisini getir yenisini götür muhbirin konuşması ikinci yazıdaki azda olsa bana çoğu kendi yorumu işte sağolsun birde adam yaya iken sakin araca binince kuduruyor işte o yazıda bana ait yaya araç ahlakı 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Birilerindeki On Beş Büyük Kusur
Mehmed Şevket Eygi
26 Mayıs 2015 Salı 00:00

1. İslam’ı doğru dürüst bilmeden, kendi re’y, kafa ve hevasıyla câhilce din hizmeti yapmaya kalkmak.

2. Ehliyeti olmadığı halde İslam’ın bayraktarlığına ve temsilciliğine soyunmak.

3. Kur’anın ve Sünnetin Ümmet, ittihad, uhuvvet, vifak, tesanüd emrine uymamak.

4. Boynunda biat ve itaat bağı olmaksızın serseri mayın gibi dolaşıp çalkalanmak.

5. Din sömürüsü, mukaddesat ticareti yapmak. İslam’ı, Kur’an’ı, kutsalları kendi şahsî menfaatine ve siyasî emellerine âlet etmek.

6. İmandan sonra dinin ikinci şartı-temeli olan beş vakit namazı kılmakta ihmal ve tehâvün göstermek.

7. Ehl-i Sünnet dairesinden ya bir ayağını veya iki ayağını birden çıkartmak.

8. Emellerine nail olmak için, hiç hakkı ve salahiyeti olmadığı halde dinden tâviz=ödün vermek.

9. Zaruret ve kesin lüzum olmadığı halde taqiyye ve kitman yapmak. Mü’min kardeşlerini aldatmak.

10. Şeytanî ve şahsî düşüncelerle mü’minleri ötekileştirmek, kardeşlikten silmek ve onlara düşmanlık etmek.

11. Ene’sine put gibi tapınmak, kendini dev aynasında görmek.

12. Zekât paralarına ve mallarına göz dikip, bunları Şeriatın öngörmediği şekilde toplayıp sarf etmek, bir kısmını zimmetine geçirmek.

13. Arivist=ikbal avcısı olmak. Ehliyeti ve liyakati olmadığı halde her dolabı çevirip yüksek makamlara çıkmak.

14. Sözde hizmetlerine fakir başlayıp kısa zamanda büyük mal varlığına sahip olmak.

15. Nefs derecesi, kâfirlerin ve hayvanların nefs-i emmâre derecesinde olmak.

(İkinci yazı)

16 Milyonluk Hollanda’da

20 Milyon Bisiklet Varmış

BBC’de okudum. Hollanda’nın nüfusu on altı milyonmuş, bisiklet sayısı yirmi milyon… Her yerde bisikletliler için ayrı yollar varmış. Başbakan, bakanlar bile sıklıkla işe bisikletle gidiyormuş.

Trafikte bisikletlilerin öncelik hakkı varmış. Bisiklet sayesinde trafik sıkıntısı yaşanmıyormuş.

Bir de bizim halimize bakalım. İstanbul’da her sabah milyonlarca otomobil sadece süren bir kişiyle evden işe işten eve gidip geliyor. Sabah ve akşam saatlerinde insanları deli eden korkunç bir sıkışıklık ve zaman israfı oluyor.

Halkımızın bir kısmı trafik konusunda o kadar eğitimsiz ve terbiyesiz ki, yeşil ışık yanar yanmaz hemen kornaya basıyorlar.

Bizde otomobil bir ihtiyaç olmaktan çıkmış, bir statü bir cinnet haline gelmiştir. Benim otom seninkinden daha lüks, benimki seninkini döver ahmaklığı, geri zekâlılığı, eblehliği…

Türkiye otomobil, yakıt, yedek parça konusundaki israfı yapmamış, tasarruf ettiği paralarla, Güney Kore gibi ihracata yönelik ürün veren fabrikalar kurmuş olsaydı ne iyi olurdu değil mi? Bizde bu kafa yok. Fakir halk, yoksul ailelerin üniversitede okuyan çocukları lüks, pahalı, israflı, cakalı cep telefonları almakta dünya birincisidir. Akıllı Güney Kore bu oyuncakları yapıyor, biz de satın alıyoruz. Bir sene geçmeden daha marifetli bir telefon üretiyorlar. Eskilerini atıp yenilerini ediniyoruz. Allah hiçbir toplumu akl-ı selimden mahrum bırakmasın. Pahalı cep telefonu fetişizmi veya statüsü… Öylesine bağımlı olmuşlar ki, beş dakika çalmasa tedirgin olurlar, içlerinde bir eksiklik duyarlar, niçin aranmıyorum derler.

Bundan on beş yirmi sene önce, sonradan görme türedi bir herif Yeşilköy havaalanına gitmiş. VİP kapısına gelmiş, beyefendi kartınız demişler, kartı yokmuş, içeriye almamışlar. Adam kahrından mosmor olmuş, küplere binmiş, bağırıp çağırmış. Sonunda iş inada binmiş ve yine almamışlar. Bunun üzerine bizimki yükseklerdeki bir yere telefon etmiş, efendim büyük rezalet, beni VİP’e almıyor diye şikâyet etmiş. Yüksekteki zat, emir vermiş, hemen alın demiş. Öyle almışlar.

Bizde asalet kalmadı. Asalet derken Avrupa’daki aristokrasiyi kasd etmiyorum. Ruh ve medeniyet asaletinden bahs ediyorum.

Ailelerin bir kısmı, okullar ve toplum genç nesillere ahlak, fazilet, ruh asaleti aşılayamıyor.

Tevazu büyük bir fazilettir. Gurur, kibir, caka satmak, hindi gibi tüylerini kabartıp tosur tosur gezinmek… Bunlar bayağı, âdi, düşük huylardır.

Bir adamın ne mal olduğu otomobil kullanışından anlaşılır. Yaya iken oldukça sakin, direksiyona geçince azıyor, kuduruyor, canavar kesiliyor. Böylesinin ciğeri beş para etmez.

Cebindeki telefon üç bin lira. Kalemi ise, ya hiç yok yahut bir liralık âdi bir tükenmez… Bu da insanın cevherini ortaya koyan bir kriterdir.

İngiliz kolejlerinde bilgi ve kültürün yanında ahlak ve karakter terbiyesi verirler. Bizde ne yeterli bilgi veriliyor, ne ahlak ve karakter.

Kibir, gurur, kendini beğenme, lüks araba statüsü insanı küçültür ve alçaltır, tevazu ise yüceltir. Bunu insanlarımızın büyük kısmına nasıl anlatacağız?

Kendime faziletli demem ama fakirin cep telefonu, pazara götürsem 25 lira etmez eski bir Nokia’dır. Seyahatlerde, sokağa çıktığımda yanıma almam. Yemek yerken, çay içerken çalarsa bakmam. Telefon fetişizmi, manyaklığı yapacağıma kitap okurum.

Çocukluğum fakir Türkiye’de geçti. Şimdi ülke ve halkın bir kısmı zenginleşti. Fakirliğin afetleri mi daha büyük, zenginliğin belaları mı daha çok diye düşünüyorum.

(İşi icabı ihtiyacı var, pahalı bir telefon aldı. Buna bir şey demem. Bendeniz telefon fetişistlerini kınıyorum.)

26.05.2015

 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuştuk işte ıslah seferberliği bunu konuştuk yazar bunu başlık yapmış benimde katkım var kendiside neyse gelelim ikinci başlığa ben marka hastalığına karşıyım dedim onuda ikinci yazısında ele almış ikinci yazıdaki konuşmalarda muhbirin yanında olan konuşmalar almış hepsini benide dost diye hitab etmiş sağolsun 



Mehmed Şevket Eygi
 
 
Topyekun Islah Seferberliği
Mehmed Şevket Eygi
25 Mayıs 2015 Pazartesi 00:52

Ülkenin, halkın, devletin kurtulması, yücelmesi, güçlenmesi ıslahtan geçer. Islah iyileşme demektir. Bir toplum iyileşmek istemezse, kendini iyileştirmezse yahut dışarıdan iyileştirilmezse düzelemez.

İyi olmayan insanlar ve toplumlar, kendilerini iyi görür, iyi sanırsa, onların ıslah edilmesi çok zordur.
Müslümanlar için iyilik ölçüleri İslam’ın, Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın kriterleri, hükümleri, değerleridir.
Bir ülkenin, devletin düzelmesi, iyileşmesi için orada ıslah vazifesini, işini, hizmetini yapacak çok vasıflı, çok güçlü, çok üstün elemanlar ve kadrolar bulunması ve işleri onların görmesi gerekir.
Böyle elemanlar ve bunlardan oluşacak kadrolar nasıl yetişir, yetiştirilir?
1. Âile terbiyesiyle. Bir ülkede çocuklara ve gençlere âile terbiyesi verilemiyorsa durum çok vahim demektir.
2. Eğitim sistemi vasıtasıyla okullarda. Okul sadece bilgi öğrenme yeri değildir, aynı zamanda ahlak ve karakter edinme, iyi insan olma mekanıdır.
3. İş, ticaret, iktisat hayatında. Eskiden bunu loncalar, ahîlik teşkilatı, fütüvvet ahlakı yaparmış. Dükkanlar, çarşılar, pazarlar birer mekteb-i edeb ve insaniyet imiş.
4. Osmanlı zamanında tasavvuf ocakları, tarikatlar, tekke zaviye ve dergahlar da iyi insan yetiştirme merkezleriydi.
Hayat bir müsabaka=yarışmadır. Koşuya herkes aynı zamanda başlar ama bazıları öne geçer, en sonunda onlardan biri birinci olur. Yarışın birincileri, ikincileri, üçüncüleri olur. Büyük hayat yarışında ortada olanlar, geride kalanlar, dökülenler de olur. Ortalarla, dökülenlerle, onlar samimî de olsalar, ıslah hizmetleri yapılamaz.
5. Islah işinde en büyük rol, hizmet, vazife idarecilerindir. Bunlar ıslahın gerekliliğini bilmiyorlarsa tabii ki hizmet edemezler. Bilseler bile bu hizmeti yapacak ehliyetleri, liyakatleri, kapasiteleri yoksa yine hizmet edemezler.
6. Hizmetin ön saflarında öğretmenler, subaylar ve din görevlileri bulunur. Ülkenin en zeki, kabiliyetli, istidatlı, vatansever çocuklarının yeterli kısmı bu üç meslekte hizmet görmek üzere yetiştirilmelidir.
7. Bu üç mesleğe önem verilmez, öncülük tanınmaz, en zeki ve üstün çocuklar, doktorluk, mühendislik işletmecilik gibi branşlara yönlendirilirse ülke, halk, devlet ıslah edilemez.
8. Suriye’de çoğunluğu oluşturan sünni Müslümanlar, yeterli miktarda vasıflı çocuklarını subay yapmadılar. Boşluğu yüzde on olan Nusayriler doldurdu, kısa zamanda büyük bir dengesizlik oluştu ve ortaya bugünkü kahredici feci manzara çıktı. Şimdi oradaki durum kötünün de kötüsüdür.
9. Türkiye Müslümanları da aynı hatayı işlediler. En ehliyetli ve kabiliyetli çocuklarını subay, öğretmen ve din görevlisi yapmadılar, sonunda, yakın tarihimizi allak bullak eden kopukluklar, bozukluklar, terslikler, kötülükler oldu.
Hülasa-i Kelam: Her Müslümanın beynine, zihnine ıslah konusunu koymalıyız. Fertleri ıslah… Aileyi islah… Toplumu ıslah… Eğitimi ıslah… Din hizmetlerini ve din hayatını ıslah… Devleti, halkı, ülkeyi ıslah… Aydınlarımız (varsalar…) bu konuda doyurucu, tatmin edici kitaplar, ciddi makaleler yazmalıdır.
Topyekûn bir ıslah seferberliği başlatmalıyız.
(İkinci yazı)
Bir Dostuma
Sevgili ve muhterem kardeşim… Lütfen sizi uyarmama ve bazı hatırlatmalar yapmama izin veriniz…
Yalan söylemeyiniz, çünkü yalan münafıklık alametidir. Verdiğiniz sözden vaatten dönmeyiniz, o da münafıklık alametidir… Emanetlere hıyanet etmeyiniz, o da münafıklıktır.
Müslümana münafıklık yakışmaz.
Mütemadiyen, devamlı olarak, haddinden fazla yemeyiniz. İslam pisboğazlığı, oburluğu, tıkınmayı yasak kılmıştır. Ölçü şudur: Acıkmadan sofraya oturmazsınız… Sofradan, doymadan önce kalkarsınız… Müslüman yemek için yaşamaz, yaşamak için yer.
Çok rica ediyorum, cep telefonu bağımlısı ve hastası olmayınız. Bu alet, ihtiyaç ise satın alınır, ihtiyaç olduğu zaman kullanılır. Pahalı ve lüks telefonuyla öğünmek, gururlanıp kibirlenmek beyinsizliktir. Müslümana yakışmaz.
Otomobil konusunda da size bilge bir Müslüman gibi hareket etmenizi tavsiye ediyorum. Otomobil statü değil, binittir. Gerekenden, ihtiyaçtan üstün pahalı ve lüks bir oto edinip bununla caka satmak beyinsizlik olup size yakışmaz.
Lüks ve pahalı restoranlarda yemek yemeyi de bir statü haline getirmemeniz gerekir. Allah müsrifleri (israf edenleri) sevmez.
Allah aşkına, sizden çok rica ediyorum, giyim kuşamda marka fetişisti olmayınız. İki yüz liralık bir cekete, markası yüzünden bin lira vermek salaklık değil de nedir?
Zekatlarınızı Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde hak edenlere veriniz. Zekat parasıyla cami yapılmaz, derneklere zekat verilmez. Zamanımızda zekat uğruları türemiştir, sakın zekatlarınızı onlara kaptırmayınız, borcunuzu ödemiş olmazsınız, tekrar yerli yerinde zekat vermeniz gerekir.
Yüzünüze söylemeye sıkılıyorum, lütfen bendeniz ile sohbet ederken tarikatınızın, büyüğünüzün reklamını ve aşırı övgüsünü yapmayınız. Bunlar tasavvuf ahlakına ve adabına uygun değildir. Sizin muhterem Mübareğinizin uçması fakiri ilgilendirmez, kazlar da uçuyor.
Size bu uyarıları yaptığım için, kendimi sizden üstün gördüğümü sanmayınız. Böyle bir zan bendeniz için eşeklik olur. Dostluğumuza güvenerek ve size minicik bir hizmet olsun diye bu satırları karalamış bulundum. Kendini cümle halktan edna bilmek prensibinden habersiz değilim. Baki selam ve hürmetler.
25.05.2015
 

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla resmi ideolojiyi konuştuk ama mustafa kemali eleştirmedim onu savundum herzamanda neyse işte yazar bunu başlık yapmış neyse gelelim ikinci konuya yazar yoldaki kaplumba diye yazı başlığına ben kaplumbağayı kurtaran birini anlattım yazar bunu kendi başından geçmiş bir olayla anlatmış sonra köydeki evlerden bahsettim onuda elel almış işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Resmî İdeoloji Kösteği
Mehmed Şevket Eygi
24 Mayıs 2015 Pazar 00:00

M. Kemal Paşanın sağlığında, asıl ismi olan Moiz Kohen’i gizleyip buram buram Türklük ve millîlik kokan Tekin Alp takma adıyla Türkçülük kitapları yazan Yahudi; Kemalizm ideolojisini kurmak istemişse de kaba ve derme çatma bir eskiz denemesinden öteye geçmemiştir.

Kemalizm, Paşanın ölümünden sonra Vesayet rejiminin Dönmeleri tarafından tedric yoluyla oluşturulmuş bir ideoloji taslağıdır. Ona Nazizm, Faşizm gibi tam teşkilatlı ideoloji demek pek mümkün değildir. Vecizelerden, sloganlardan ibarettir. Şapka, Latin yazısı, Alafranga takvim, Beynelmilel Erkam, İslam Medreselerinin Tasavvuf Tekkelerinin kapatılması, Tevhid-i Tedrisat, Anayasaya Paşa’nın ölümünden önce konulan Laiklik ve diğer Beş Ok Yurtta Sulh Cihanda Sulh… Bunlarla sistematik bir ideoloji olmaz.

Birtakım İlahiyatçıların ve İslamcıların İslam dini ile Paşanın ölümünden sonra üretilmiş Kemalizmi bağdaştırmaya çalışmaları ciddiyetten uzak bir çabadır.

Kemalizm ideolojisi İslama taban tabana, kökten zıttır. İkisinin uyuşması mümkün değildir.

Haydi, birtakım cahiller ve kültürsüzler İslamla Kemalizmi bağdaştırıyor, az buçuk din ilimlerini okumuş Kemalist İlahiyatçılar bunu nasıl yapabiliyor?

Bazı Kemalistler o kadar ileri gidiyor ki, bu ideolojiyi devletin, ülkenin, milletin, millî kimliğin üzerinde görüyor yahut bunlarla özdeşleştiriyor. Doğrusu büyük fikir sefaleti ve akıl kıtlığıdır bu.

İkinci dünya savaşından sonraki yıllarda Batı dünyasında resmî ideoloji kalmadı. İspanyada Frankizm, Portekizde Salazarizm biraz direndi, onlar da tarihe karıştı. Sovyet Birliğinin yıkılışı ile doğu blokunda da Marksizm-Leninizm ideolojisi çöktü.

Şu anda Çin’deki sistem Marksist görünüyor ama gerçekte öyle değildir. Orada hakim olan ideoloji vahşi kapitalizm ve alabildiğine liberal ekonomidir. Mao’nun resimleri, heykelleri duruyor, lakin pabucu çoktan dama atılmıştır.

Bence, Kuzey Kore’den başka tam ideolojik devlet kalmamıştır dünyada.

Resmî ideoloji ile demokrasinin, temel insan haklarının, hukukun üstünlüğü prensibinin birlikte yürüyemeyeceğini bizim Kemalistler nasıl anlatmalı bilmem ki.

Bu ideoloji, 1938’den bu yana Türkiyemizi çok kösteklemiş, çok geri bırakmıştır.

Japonya’nın ayaklarında, bizdeki Kemalizm gibi bir bukağı olsaydı, o ülke bu kadar ilerleyebilir, güçlenebilir miydi?

Ülkemizin, devletimizin önünü açmak istiyorsak, Kemalizmi resmî ideoloji olmaktan çıkartıp,. özelleştirmeliyiz. İnanan inansın, inanmayan inanmasın.

Kemalistler, arzu ederlerse Atatürk Partisi (AP) kursunlar, seçimleri kazanırlarsa iktidara geçsinler. Lakin bize, Paşanın ölümünden sonra çıkartılmış ve günümüzde fosilleşmiş ve batıl bir din haline gelmiş ideolojilerini, sistemlerini din gibi kabul ettirmeye çalışmasınlar.

Resmî ideoloji yerine ne konsun?

Âdil hukukun üstünlüğü… Temel insan hakları ve hürriyetleri… Millî kimlik ve millî kültür hakim olsun.

İtirazı olan var mı?

(İkinci Yazı)

Yoldaki Kaplumbağa

Bir hafta kadar önce Şile’ye gidiyordum. Anayoldan çıkıp köy yoluna girdik, yol üstü bir kaplumbağa gördük. Arabamızı kenara çektik, kaplumbağayı kenardaki otların arasına koyduk, yolumuza devam ettik. Kaplumbağaların da korunmaya, yaşamaya hakları var. Onlara ve diğer canlılara merhamet etmekte hayat var.

Eyvah!.. Köy evimin yine damı akmış, ev rutubet küf içinde. Baktırttım, eski nostaljik kiremitler ele alınınca un ufak oluyormuş, çatıya şencil mi neyse işte ondan yapıştırmak gerekiyormuş. Nasıl yaptıracağım bilmem ki…

Yatak odamın duvarında kocaman bir akrep… Onu dikkatle bir kavanozun içine düşürdük, karşıdaki ormanın içine attık. Akrep bile öldürmek istemiyorum.

Bahçemde bülbüller ötüyor, bütün gece…

Evimin eski suyu dağdan membadan geliyordu, onu kesmişler, şehir suyu vermişler, içilmiyor.

Bahçeme incir, ceviz, şeftali, elma, zeytin fidanları dikmiştim, çoğu kurudu.

Eve dört kere hırsız girdikten sonra hevesim kaçtı, moralim bozuldu. Çalacak pek kıymetli bir şey yok ama yine de girdiler. Elleri kırılsın desem haksızlık mı etmiş olurum?

Civardaki bir köyde iki market açılmış, hem hava almak hem de alış veriş yapmak için bunlardan birine gittim. Bir tek evet bir tek köy ürünü satılmıyor. Kola var, köy ayranı yok, köy peyniri yok, köy yumurtası yok, köy tereyağı yok.

Şileye giderken bir yerde gözlemeci dükkanları yer alıyor. Bir tekinde bile gözleme, ayran, çay fiyatları yazılı değil? Niçin?.. Bu yüzden oralarda bir şey yemiyorum.

Köyde bundan kırk elli yıl öncesine ait Fransızca Historia dergileri buldum, bol bol okudum.

Şileye bazı yerleri üç gidiş, üç dönüş altı şeritli otoyol yapıldı. En çok görülen vasıtalar, dev hafriyat kamyonları. Bir tek ticarî ürün taşıyan kamyon veya kamyonet görmedik. Bu yol hafriyat için yapılmadığına göre, ormanları kırsal kesimi betonlaştırmak için mi yapıldı?

Yollar lüks otomobillerle dolu. Su gibi yakıt harcayan dev jipler… İsraf israf israf…

Bazı köylerde beş katlı apartmanlar yapılmış. İki katında yaşanıyor, üç katı boş. Ne lüzum var bu boş katlara?

Pazar günü, trafik sıkışır korkusuyla saat 13.30’da namazı kılıp yola çıktık. Beni götüren arkadaşa, her şeyi otomobile koydun mu, su muslukları elektrik düğmeleri kapalı mı, her şey yolunda mı diye sormuştum, evet demişti. Yolda dağ başındaki bir çeşmeden iyi su alacaktım, bidonu evde unutmuş!.. Unutkanlık hastalığı salgın halde…

Trafik delileri gördük. Lüks bir araba çılgınlar gibi bir sağa bir sola girerek ilerliyordu. Suçlusu direksiyondaki deli mi? Hayır devlet, polis, okullar, sistem… Medenî ülkelerde çılgınca otomobil kullananların canına okunur. Singapur’da böyle araba kullanana dünyayı zindan ederler.

24.05.2015

 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle idarecileri eleştirdim işte bunu başlık yapmış kendisi yorum eklemiş neyse ikinci başlıktaki yazı başlığıda tuzu kuru olanlar mezusu işte anlayın o mezuyu konuştuk yeniliyor içiliyor konuşmasıda bana ait 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Yirmi Sıfata Sahip Olgun Müslüman İdareciler
Mehmed Şevket Eygi
23 Mayıs 2015 Cumartesi 00:34

 

Dünya işleri yarım Müslümanlarla, yarı mühtedilerle, çürük çarık sahte dindarlarla, dışı yeşil içi kızıl karpuz gibi adamlarla düzelmez. İşler kâmil, âmil, ârif, âdil, râşid, mâruf ile âmir, münkerden nâhi, muhlis, muslih, munsif, muttaqi, sahih itikatlı, musalli, mürüvvetli, mustaqim, medenî, firasetli, müeyyed min indillah, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) ruhaniyetinin kendilerinden razı olduğu, Kur’an ve Sünnetin nuru ile gören Müslümanların eline verilmezse, onlar Ümmetin işlerini ehil ve güvenli kimselerle istişare ederek görmezse dünya bozulur, fesat ve fitneler çoğalır ve akıbet yıkım olur, çöküş olur, zillet ve izmihlal olur.

Yukarıdaki paragrafta yirmi sıfat ve haslet saydım. Meraklı kimselerin bunların manalarını muteber lügat kitaplarına bakarak öğrenmelerini rica ve tavsiye ederim.

Bu on beş sıfat olmadıkça düzelme, ıslah olmaz.

Halkın tamamının böyle olması gerekmez. İdareciler böyle olacaktır.

İman ettim demekle iş bitmez. Kâmil Müslümanın ikinci gündem maddesi, sahih itikattan sonra namazın dosdoğru kılınmasıdır.

Namazın dosdoğru kılınması için, farz namazların (yirmi kadar şer’î bir mazeret yoksa) cemaatle kılınması gerekir.

Efendi, bu fakir bunu kendi kafamdan, kendi re’y ve hevam ile söylemiyorum. Resulullah (Salat ve selam olsun ona) bizi uyarıyor. Ne buyurmuş? Dinle: “Aynı yerde bulunan iki Müslüman farz namazları ayrı ayrı münferiden tek başlarına kılarlarsa şeytan onları istila eder.”

Resulullah Efendimiz hayatı boyunca farz namazları yalnız başına kılmamışlardır.

Sahih=doğru bir itikada sahip olan ve namazı dosdoğru cemaatle kılan Müslümanların mustaqim yani doğru ve dürüst olması gerekir. Yamuk Müslümanlarla dünya düzelmez, batar batar batar.

Yukarıda saydığım yirmi sıfat olacak ki, dünyada dirlik düzenlik âsâyiş huzur Müslümanlık hakim olsun.

Haram yiyenler Müslüman değildir, onlar Müslüman karikatürü ve müsveddesidir.

İsraf Kur’anla, Sünnetle, icmâ ile haramdır, günahtır. Lüks hayat sürenler, israf edenler iyi Müslüman değil kötü fasık facir günahkar âsi Müslümanlardır. Onlardan köy olmaz, kasaba olmaz.

Kâmil Müslümanlar karılarını, kızlarını İslamın tesettür ve hicab hükümlerine göre yaşatmakla mükelleftir. Böyle yapmayanlar dünyayı ıslah edemez, ifsad eder.

Herkes Ömer Fâruk veya Ömer b. Abdülaziz olamaz ama idareciler onları örnek almaya, elden geldiği kadar onların yolundan gitmeye mecburdur.

Hiçbir Müslümanın İslamı sulandırmaya, içini boşaltmaya, light ve ılımlı hale getirmeye, Ehl-i Sünneti kaldırmaya hakkı ve salahiyeti yoktur. Böyle yapanlar haindir.

Yazıma nasıl başlamıştım? Din ve dünya işleri, sayılan yirmi sıfata sahip olgun Müslümanlara verilmezse işler düzelmez, sonunda korkunç bir yıkım olur. Dünyanın ıslahı konusunun özeti budur. Bunun dışında islamî çare ve çözüm yoktur. Noksan, çürük, pişmemiş, müsrif Müslümanlarla hedefe varılmaz.

(İkinci Yazı)

Büyük Gemi

Adına Türkiye denilen çok büyük bir gemide seyahat ediyoruz. Geminin batmasını istemeyiz ama isteyenler de var. Onları engellemez, gemiyi batırmalarını önlemezsek, hepimiz denizin dibini boylarız.

Geminin lüks ve konforlu kısmındaki tuzu kuru mutlu ve neş’eli yolcular, geminin selameti konusunda çok uyanık olmazlar ve vazifelerini yapmazlarsa, gemi battığı takdirde onlar da kendilerini suyun içinde bulacaklardır.

Gemideki bazı Müslümanlar, biz fitneye fesada karışmayız, bizim kendi vazifelerimiz ve hizmetlerimiz vardır, onların dışına çıkmayız derlerse vazifelerinin bir kısmını yapmamış olurlar.

Geminin lüks ve birinci mevki kısmında keyifler yerinde, yeniliyor içiliyor, eğleniliyor, keyf çatılıyor. Ambarlardaki yolcuların durumu ise pek parlak değil. Karınları doymuyor, istirahatleri yetersiz.

Geminin bütçesi adaletli, hakkaniyetli şekilde dağıtılmadığına, harcanmadığına dair rivayetler var.

Gemide çok dedikodu ve münakaşa yapılıyor, çekişmenin tepişmenin haddi hesabı yok.

Birileri kamaralara gizli mikrofonlar, kameralar, böcekler yerleştirerek yolcuların ve idarecilerin özel gizli hayatını tespit ediyor ve sonra bunları şantaj vasıtası yapıyor.

Gemide çok fısk u fücur var, çok günah işleniyor.

Gemide çok fuhşiyyat=azgınlık, çok zina, çok riba, çok israf var.

Gemide müthiş fare var. Bunlar erzakı, peksimetleri, yiyecek maddelerini talan ediyor. Bunlarla kimse baş edemiyor.

Geminin her yeri sayısız heykellerle, büstlerle, büyük boy portrelerle dolu. Zaman zaman birileri bunların önünde hazır ol vaziyetinde reverans yapıyor.

Gemide büyük bir Sezar mâbedi var.

Çalgı sesleri, kahkahalar dalgaların ve rüzgarların sesini bastırıyor.

Gemide camiler var, onların minarelerinden avaz avaz ezan okunuyor ama namaza pek riayet yok.

Ülke büyüklüğünde muazzam bir gemi… Bir hâyuhuy, bir hengâme içinde menzil-i maksuduna gidiyor.

 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
yazarın türkçü yazısı bana ait çoğu konuşmada karışık bir beni bir kendisini almış işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kendimle Röportaj
Mehmed Şevket Eygi
22 Mayıs 2015 Cuma 00:21

 

Soru: Sen kimsin? Cevap: Mü’min bir Müslümanım.

SORU: Müslümanın mü’min olmayanı da var mı? Cevap: Her mü’min aynı zamanda Müslümandır ama bazı Müslümanlar mü’min değildir.

SORU: Nasıl bir Müslümansın? Cevap: Elhamdülillah Müslümanım ama iyi ve vasıflı bir Müslüman değilim. Tevazu icabı söylemiyorum, bu fakir gerçekten iyi Müslüman değilim. İyi Müslüman olsam bile kendime iyi Müslüman demem İslam ahlakını göre doğru olmazdı.

SORU: Müslümanlar yetmiş üç fırkaya, şubeye ayrılmışlar, sen hangi gruptansın? Cevap: Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanıyım. Çoğunluğu oluşturan Sevad-ı Âzam dairesi içindeyim. İtikad (inanç) meselelerinde imamım (önderim) İmamı Mâturidî hazretleridir. Fıkıhta İmam Ebu Hanife hazretlerine bağlıyım.

SORU: Bir tasavvuf tarikatına bağlı mısın? Cevap: Bu konuda konuşmayı, beyanda bulunmayı adaba aykırı görürüm. Şeriata ve dinin zâhirine bağlı olmak şartıyla tasavvufun ve bütün tarikatların taraftarıyım.

SORU: Sen İslamcı mısın? Cevap: Müslümanım ama İslamcı değilim. İslam bana din ve dünya nizamı olarak yeter. İslam kelimesinin ardına cılık ekini koymaktan hoşlanmam, bunu doğru bulmam.

SORU: Türk müsün? Cevap: Türküm ama Türkçü değilim. Moiz Kohen Tekin Alp gibi İslam düşmanlarının Türkçülüğünden uzağım.

SORU: Türkiye’nin bugünkü düzenini ve sistemini beğeniyor ve benimsiyor musun? Cevap: Böyle bir şeyden Allaha sığınırım. Devlet ile düzeni özdeşleştirmem, devlet düşmanlığı yapmam ama bozuk düzene karşıyım, onun değişmesini, yerine hak, âdil, doğru, millî bir düzen gelmesini isterim ve bunun için çalışırım.

SORU: Mevcut düzeni beğenen, doğru bulan kimseler sence günah mı işliyor, yanılıyor mu? Cevap: İslama, Kur’ana, Sünnete, ahkam-ı şer’iyeye, hikmet-i islamiyeye uymayan bir düzenden razı olmak kişiyi küfre kadar götürür, imanından eder…

SORU: Sence, her Türkiyeli Müslümanın Türkçeyi İslam ve Kur’an yazısıyla okuması şart mıdır? Cevap: Şarttır. Bu hususta ihmal ve tembellik yapması ayıptır. En kısa zamanda öncelikle okumayı, sonra da yazmayı öğrenmesi iyi olur.

SORU: Bu konu tartışılamaz mı? Cevap: Tartışılamaz. Bin yıldan fazla kullanılmış geleneksel yazımızdır. Millî yazıdır. Öğrenilmelidir, öğretilmelidir, korunmalıdır. Öğrenmek istemeyenlere üzüntülerimi bildiririm.

SORU: Sen kendini aydın mı sanıyorsun? Cevap: Hayır, öyle bir manyaklığım yoktur. Aydın değilim ama okuryazar bir Müslümanım. Yemin etsem, başım ağrımaz. Devamlı okurum yazarım.

SORU: Türkiye’nin düzeni nasıl bir düzendir? Cevap: İdeolojik bir düzendir.

SORU: Bu ideoloji hak bir ideoloji midir? Cevap: Hak bir ideoloji değildir, İslama karşıdır. Zaten ideolojinin iyisi kötüsü olmaz, hepsi kötüdür.

SORU: Hem İslamı, hem resmî ideolojiyi, ikisini birden benimsemek, tutmak mümkün müdür? Cevap: Böyle bir şey yaman bir çelişki olur. İki zıt bir arada bulunmaz. Ya İslam, ya ideoloji…

SORU: Lakin realitede ikisine birden iman edenler var, buna ne dersin? Cevap: Allah akıl fikir, hidayet, akl-ı selim versin derim.

SORU: Erkekler ile kadınlar eşit midir? Cevap: Hukuk önünde, insan haysiyeti bakımından eşittir ama mutlak eşitlik yoktur. Erkeklerin kadınlardan, kadınların erkeklerden üstün tarafları vardır. Tam eşitlik olsaydı, orduların yarısının erkek, yarısının kadın olması gerekirdi. Olimpiyatlarda, spor yarışlarında kadın atletler ile erkek atletlerin birlikte yarışması gerekirdi.

SORU: Ailenin reisi kimdir. Cevap: Erkektir. Bugünkü Medenî Kanun aile reisliği kavramını kabul etmiyor. Bunun sonunda aile yıkılacaktır. Aile yıkılınca da Türkiye çökecektir.

SORU: Bugünkü eğitim sistemi millî midir, doğru bir sistem midir? Cevap: Doğru bir sistem değildir, bozuk ve müflis (iflas etmiş) zararlı, ideolojik, arkaik, çağdışı, fosil bir sistemdir. Düzeltilmezse Türkiye ayakta duramaz.

SORU: Mevcut eğitim sistemi kendi içinde ıslah edilemez, düzeltilemez mi? Cevap: Düzeltilemez. Bu sistemin tamamen kaldırılması, yerine insan boyutlarına uygun, hak değer ve kriterlere bağlı millî bir sistem getirilmelidir.

SORU: Bazıları, mesela Aziz Nesin Türkiye halkının çoğunluğunun aptal ve salak olduğunu iddia ediyor, sen aynı görüşte misin? Cevap: Hayır aynı görüşte değilim. halkımız nice ülke halkından daha zekidir ama kötü eğitim, kötü sistem ve kötü medya tarafından sistemli olarak aptallaştırılmakta, sersemleştirilmektedir.

SORU: Kaç medeniyet vardır? Cevap: Tarihte ve halen dünyada on küsur ayrı medeniyet vardır. Bunların doğrusu, iyisi, güzeli İslam medeniyetidir.

SORU: Batı medeniyeti hakkında görüşünüz nedir? Cevap: Temelleri Yunan, Roma ve Yahudi kültürü üzerine kurulu olan, insan boyutlarına, insanın fıtratına, evrensel hikmete uymayan güçlü, etkili, saldırgan bir medeniyettir. Diğer medeniyetleri ikinci plana itmiştir. İki dünya savaşına sebep olmuş, üçüncüsünü hazırlayan kötü zalim dall ve mudil bir medeniyettir. Bir intihar ve tahrip medeniyetidir. Sömürgecidir, vahşi kapitalisttir, acımasızdır, dünyayı yaşanmaz hale getirmektedir. Allah ile olan bağlarını koparmıştır.

SORU: Bugün Türkiyede İslam medeniyeti var mı? Cevap; Maalesef yoktur.

SORU: İslam dünyasında İslam medeniyeti var mıdır? Cevap: Yine maalesef yoktur.

SORU: İslam medeniyetine nasıl kavuşabiliriz? Cevap: İlimle, irfanla, Kur’anla, Sünnetle, Şeriatla, islamî eğitimle, İslam ahlakı ile, İslamı iyi öğrenip hayata doğru uygulamakla, vasıflı güçlü iyi Müslümanlar olmakla, kendimizi ve toplumu ıslah etmekle.

SORU: Müslümanları, İslam dünyasını kurtaracaklarını iddia eden İslam aktivistleri hakkında ne dersin? Cevap: İslam öncelikle dindir. Aktivizm bir tür ideolojidir. Yirminci asırda hiçbir aktivist islamî hareket ilahî tevfikata nail olup başarılı olmamıştır. Pakistan’da, Mısırda, öteki İslam ülkelerinde hep hezimete uğramıştır.

SORU: Müslümanların kurtulmak ve izzete kavuşmak için ilk başta ne yapmaları gerekir? Cevap: İslamı iyi bilen ve onun hükümlerini hayata uygulayan güçlü, üstün, iyi, vasıflı, tesirli, tuttuğunu koparır elemanlar yetiştirmesi ve işleri onlara vermesi gerekir.

SORU: Bir örnek gösterebilir misiniz? Cevap. 19’uncu miladî asırda Kafkasya’da kendisinden yüz misli güçlü olan istilacı, emperyalist, sömürgeci Rus güçlerine karşı şanlı bir cihad hareketi başlatmış olan Şeyh-İmam Şamil hazretleri…

SORU: Ama sonunda o yenildi, esir düştü. Cevap: Yapabileceği her şeyi yaptı ve mukadderat-ı ilahiyye öyleymiş, mağlub oldu ama galib sayılır bu yolda mağlub.

SORU: Şeyh Şamil’in metodu neydi? Cevap: Kur’an, Sünnet, Şeriat, cihad, ihlas idi. Nakşî ve Kadirî tarikatlarını askerî bir düzen haline getirmiş ve müridizm hareketini kurmuştur. Allah ona rahmetiyle muamele buyursun, bize gerçekten örnek ve model olmuştur.

SORU: Vehhabilik hakkında ne dersin? Cevap: Bozuk fırkalardan bir fırkadır. Muhammed ibn Abdilvehhab bir din imamı değildir. Kardeşi Süleyman b. Abdilvehhab ona karşı “es-Savaiq el-ilahiyye fi’r-Red ‘ale’l-Vehhabiye kitabını reddiye olarak yazmış ve bid’ate dayanan batıl ve aşırı görüşlerini çürütmüştür.

SORU: İslamı kimlerden öğrenmeliyiz? Cevap: Zikir ehlinden, yani râsih ihlaslı taqvalı faziletli icazetli ulema ve fuqahadan. İlmi var ama ehl-i dünya, bunlardan din öğrenilmez. Dini, Kur’anı, mukaddesatı ticaret metaı yapan, Allahın ayetlerini ucuza veya pahalıya satan tâcir ve fâcir alimler dinlenilmez. Fasıkların, facirlerin, din sömürücülerinin peşlerine düşenler sapıtır.

SORU: Şeyhler hakkında ne dersin? Cevap: İcazetli, Şeriata bağlı, faziletli gerçek şeyhlerin ellerinden öper, hayırlı dualarını beklerim. Müteşeyyihlerin şerlerinden Allaha sığınırım.

SORU: Müslümanlardan bir isteğin var mı? Cevap: Herkes selam ve hürmetlerimi sunar, ehl-i dua olandan dua beklerim.

 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
yazarın ikinci yazıdaki israf günahı beyinsizliği yazı başlığındaki olaylar bana ait konuşmada var 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hırsızlıklara ve Yolsuzluklara Karşı Olmadığım İftirası
Mehmed Şevket Eygi
21 Mayıs 2015 Perşembe 00:16

 

Bir ara, cemaat ve iktidar savaşının pek ateşli olduğu günlerde, birtakım vatandaşlar mail’ler gönderiyor, bu konuları bırak, hırsızlardan bahset, bahsetmezsen şöylesin böylesin, yoksa sen hırsızlıkları caiz mi görüyorsun, sen de mi onlardansın mealinde saldırgan ve saygısız laflar ediyor, bazıları edep ve terbiye sınırlarını aşıyordu.

Bunlara karşı lâ havle çekip durdum, elden geldiği kadar sabr ettim.

Meğerse onların bazısı bu işi camilerde de yapmış, hatip Cuma hutbesi okurken kalkıp, efendi bu anlattıklarını bırak, hırsızlıklardan ve yolsuzluklardan bahset diye bağırmışlar.

İslam adalet ve doğruluk dinidir. Kur’an, Sünnet, Şeriat, İslam ahlakı idarecilerin âdil, doğru, dürüst, insaflı olmalarını emr eder.

İslam’a hizmet eden veya ettiklerini iddia edenler de âdil, insaflı, doğru, dürüst, temiz olmalıdır.

İslama hizmet ettiklerini iddia eden şahıslar, gruplar yalan söyleyemez. İftira edemez… Gıybet edemez… Halkı aldatamaz…

Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığında savaş hilesi ve zarurî durumlar dışında taqiyye ve kitman yapılamaz.

Taqiyye ve kitman kafirlere, azılı din düşmanlarına yapılır. Müslümanlara yapılamaz. Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) bizi aldatan bizden değildir buyurmuştur.

Hiçbir islamî cemaatin, tarikatın, grubun, derneğin, vakfın; Müslümanları ötekileştirme, onlarla rekabet etme, onlara düşman olma, onlarla çekişip tepişme hakkı ve şansı yoktur.

Hiçbir hizmet grubu, zekatları Kur’ana Sünnete, Şeriata ve fıkha aykırı olarak toplayamaz.

Kurban bayramında yurt dışında kurban kesmek üzere vatandaşlardan para toplayan hayır kuruluşları, topladıkları paraların tamamını kurban kesmek için harcamalıdır.

Zekat, yardım, sadaka, hizmet paraları ile cemaat ve cemaat reisinin propagandası ve övgüsü yapılamaz.

Kurban etleri satılamaz.

Acı bir gerçek vardır:

İslamî hizmetler sahasına birtakım hergeleler girmişlerdir ve bazı hizmetlere gölge düşürmektedir.

Hizmet edeceğiz diye rüşvet alınıp verilemez.

Kul hakkı yenilemez.

Sınav soruları çalınıp ehliyetsiz bizdenlere imtihan kazandırılıp emanetlere hıyanet edilemez.

İslama, İmana, Kur’ana, Ümmete doğru dürüst, ihlasla, hakkaniyetle, gerektiği gibi, meşru şekilde hizmet edenlerin ellerinden öperim. Hizmet yapıyoruz diye yamuk işler yapanları desteklemem, onlara teessüf ederim.

Cemaatini, tarikatını, hizip ve fırkasını din ile özdeşleştirenler doğru dürüst hizmet edemez.

Ümmet birliği olmadan, râşid bir Halifeye biat ve itaat edilmeden gerektiği gibi/kadar hizmet edilemez.

Holiganlıkla, tekelcilikle, Müslümanları ötekileştirerek yapılan hizmetler bereketli olmaz.

Hizmet ile din sömürüsü bir arada olamaz.

Şu hizmet şahıslarına ve kuruluşlarına çok hürmet ediyorum ve kendilerini âcizâne destekliyorum:

1. Hizmetlerini Kur’an ölçülerine, hükümlerine, kriterlerine uygun olarak yaparlar.

2. Hizmetlerini Resulullahın Sünnetine uygun olarak yaparlar.

3. Hizmetlerini İslam ahlakına uygun olarak yaparlar.

4. Hizmetlerini İslam hikmetine uygun olarak yaparlar.

5. Hizmetlerini öteki Müslümanlarla rekabet ederek değil, bir müsabaka, hayır yarışması şeklinde yaparlar.

6. Hizmet esnasında zenginleşmezler.

7. Ruhbanlarını, baronlarını, başlarındaki zevatı erbab haline getirip putlaştırmazlar.

8. Hizmetlere benlik karıştırmazlar.

9. Hizmetleri sadece Allah rızası için ihlasla yaparlar.

10. Hizmet konusunda Ümmetin ehliyetli ve mu’temen kimseleriyle istişare ederler.

Bendenizi hırsızlıklarla haksızlıklarla mücadele etmemekle suçlayanlar iftira ve adaletsizlik ediyor, yalan söylüyor.

İnternette /fikriyet eygi/ kelimeleriyle arayın, karşınıza Allah Belanızı versin başlıklı zehir zemberek bir yazı çıkacaktır. Tıklama rekorları kıran bu yazımda islamî kesimde yolsuzluk yapanları çok ağır şekilde tenkit etmekteyim. Daha ne yapayım?

(İkinci Yazı)

İsraf Günahı Ve Beyinsizliği

İsraf konusu üzerinde Müslümanlar yeteri kadar durmuyor? Bilinmelidir ki, günde beş milyon ekmeği çöpe atan bir ülke ve toplum batmaya mahkumdur. Bu israftan, diğer israflardan vaz geçmezse batacaktır ama şu anda kesin tarihi belli değildir.

Ülkemizde mesken konusunda korkunç bir israf vardır… Otomobil konusunda israf vardır… Cep telefonu konusunda israf vardır… Yeme içme konusunda israf vardır… Daha bin konuda israf vardır… Bu israflar bir araya gelince geminin emniyeti tehlikeye girer.

Devlet israf içindedir… Bazı belediyeler israf içindedir… Birtakım konserlere ödenen paralar israftır… Bütün yurdu sarmış olan sosyal tesislerde israf yapılmaktadır… Adam başına 150 liralık yemekler, 65 liralık kahvaltılar hep israftır… Beş yıldızlı, yedi yıldızlı otellerde keyf için, gösteriş için, statü için konaklamak israftır… Her birine bir servet ödenen lüks cep telefonları israftır…

İsraf haramdır… Müslüman lüks hayata layıktır diyerek israfın haram olduğunu inkar edenler kafir olur.

Milyonlarca vatandaş sıkıntı içinde yaşarken, sefalet çekerken mutlu bir azınlığın israf içinde yaşaması vicdansızlıktır. İsraf beyinsizliktir.

Bir ateist, dinsiz, imansız ile gerçek ve salih bir Müslümanın israf anlayışı bir olmayabilir. Müslümanlar için Kur’anın, Sünnetin, İslam ahlakının kriterleri geçerlidir.

Birkaç örnek vereceğim:

1. Müslüman bir lokma, bir dilim ekmeği bile çöpe atmaz.

2. Tabağında bir tek pirinç tanesi bile bırakmaz.

3. Normal olarak doyduktan sonra yemez.

4. İhtiyacı neyse ona göre otomobil alır.

5. İhtiyacı neyse ona göre cep telefonu alır.

6. Konaklamalarda tasarrufa riayet eder, gösteriş ve statü ahmaklığından uzak durur.

7. Hiç lüzumu yokken caka satmak, statü yapmak için uçakların business kısmında seyahat etmek lüks ve israftır.

8. Devlet ve belediyelerdeki lüzum ve ihtiyaç dışı lüks otomobil saltanatı israftır, haramdır.

9. Ev salonlarını lüks ve pahalı kitsch saçma sapan eşya ile doldurmak israftır.

10. Her sabah milyonlarca otomobilin evden işe, akşamları işten eve bir tek kişi ile trafiğe çıkması hem israf, hem ahmaklıktır.

 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayana sert çıktım allah sizin cezanızı versin diye birazda soğbet ettik işte bilgiler gitmiş az benim konuşmam var hepsi kendi eklemiş 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hak Sizin Cezanızı Versin!
Mehmed Şevket Eygi
20 Mayıs 2015 Çarşamba 00:17

 

Erkeklerin şehvetlerini kamçılayacak aşırı dekolte kıyafetler giyip dolaşarak kendilerini seks objesi haline getiren, tecavüzlere davetiye çıkartan, bir sürü fitne ve fesada sebebiyet veren çıplak beyinsizler, Hak sizin cezanızı versin.

Müslüman geçindiği halde haram gelirler, haram rantlar, kirli ve kara kazanç ve servetler elde edip Firavun ve Nemrud gibi azgınca hayat süren musibetler, Hak sizin cezanızı versin.

Yakın geçmişin tahıl ambarı Türkiye’yi, şu anda dışarıdan yılda üç milyon ton buğday satın almak zorunda bırakanlar, Hak Teala sizin cezanızı versin.

Günde beş milyon aziz ekmeği çöpe atan vicdansız reziller, Cenab-ı Hak size layık olduğunuz cezayı versin.

Kronik yalancılar, Allah sizin cezanızı versin.

İftira edenler, rezil ve rüsvay olun inşaAllah.

Gıybetçiler, iğrenmeden yediğiniz ölü kardeşlerinizin etleri sizi zehirlesin, yerlere sersin, kıvrım kıvrım kıvrandırsın.

Başkalarının gizli ayıplarını, günahlarını araştıranlar, yatak odalarına ofislere gizli kameralar, böcekler koyanlar, kazdığınız tuzaklara kendiniz düşün, rezil ü rüsvay olun.

Efsanevî kara servetlerin sahipleri, kara kara kurtlar yesin sizleri.

Dindar Müslüman geçinip içkili, fışkılı, fuhuşlu bol yıldızlı otellerde keyf çatan sürtükler, tepe taklak olun emi.

Allaha ve Resulüne savaş açmış ribacılar, yanmaya hazır olur.

Namuslu kadınlara iftira edenler, kamçılar insin tepenize.

Rüşvet yiyenler, ateştesiniz ateştesiniz ateşte.

Holiganlık militanlık yaparak iman kardeşine düşmanlık edenler, sizler ne utanmaz kimselersiniz.

Ruhbanlarını erbab hale getirip uçuranlar, uçurduklarınız taş olup düşsün başınıza.

Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha göre zekat toplamaya hakkı olmadığı halde saf ve cahil Müslümanların zekatlarını toplayıp deve edenler, azgın ve kızgın develer yesin sizi.

Kur’an Kur’an deyip de, Kitabullahın emirlerini yerine getirmeyen, yasaklarını çiğneyen ve bütün öğütlere kulak tıkayan fâsık-i mütecâhirler, öldüğünüz vakit korkunç bir şekilde uyanacaksınız.

Pahalı, gösterişli, lüks mü lüks statü otomobilleriyle caka satan, fink atan gösteriş budalaları, siz ne ahmak, ne beyinsiz kimselersiniz.

Bir oturuşta adam başına 300 liralık lüks yemek yiyenler, sonra birkaç saat geviş getirenler, “bakar” gibi bakmayın bana, istikbalinizi düşünerek biraz ağlasanıza.

Arıların yanına bile uğramadığı sahte ballar üreterek halkı dolandıranlar, Allah belanızı versin.

Sahte bal imalathanelerini sahiplerinin başına çökertmeyen vazifeliler, Allah cezanızı versin.

Müslüman halka yaban domuzu, evcil domuz, eşek eti yedirenler ve onlara engel olmayanlar, Allah tümünüzü kahr etsin.

İlaç fabrikalarına çalışan, gerekmediği halde pahalı ameliyatlar yapan, Hipokrat yeminine hıyanet eden bütün tıp ve ilaç bezirganları, kazandığınız haram paraları afiyetle yiyemeyin, kan kusun, beladan belaya uğrayın.

En fazla beş milyon nüfusu kaldırabilecek İstanbul’u rant hırsıyla otuz milyonluk idare edilmez ve yaşanmaz bir canavar kent haline getiren kaltabanlar, yığdığınız istiflediğiniz o korkunç rantları ağız tadıyla yiyemeyin.

Millî eğitimin canına okuyan, içine eden sapık ideoloji militanları, ilim irfan ahlak bilgelik çarpsın sizleri.

Kadın haklarından ve özgürlüklerinden bahs eden, işin edebiyatına gelince mangalda kül bırakmayan, lakin devletin TC’li resmî vesikalarıyla KDV’li yasal seks köleliğine ses çıkartmayan yalancı reziller, sonunuz rezillik rüsvaylık kepazelik olsun.

Vaktiyle Ayasofya Ayasofya diye bağırıp çağıran, saçlarını başlarını yolan, ellerine fırsat ve imkan geçince Ayasofya dosyasını derin donduruculara koyanlar, Fatih’in laneti çarpsın sizleri.

Titremeyen vicdanlar, ağlamayan gözler, taşlaşmış kalpler yazıklar olsun size.

Çok yazık, o kalın kafalarınız, haramla âbâd olunmaz, berbat olunur gerçeğini bir türlü idrak edemedi.

Tevbe edip ve pişman olup kendinizi ıslah etmezseniz çok kötü günler bekliyor sizi.

Sadece pişmanlık da fayda vermez.

Haram servetlerinizi kuruşuna kadar hak sahiplerine iade etmeniz gerekir.

Ya sahiplerini bulamazsanız?.. Onları rızaen lillah sadaka olarak dağıtmanız gerekir.

Asla unutmayın, yaptıklarınız yanınıza kalmayacak, ilahî adalet yerini bulacaktır.

Size dünyada rezillik, rüsvaylık, âhirette azab var, ey yakıtı insanlar olan ateşin pervaneleri!

 

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşurken konu açlık tokluktan kıvrananlar konsuysu işte baya bende konuştum kendi yorumlarıda var işte yazarın ikinci yazısıda bir imam hatipliden gelen mektup gibi almış ben muhbire dedimki yazarın geçenki yazısında mektup başlıklı yazısı vardı onla konuyu harmalamış işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Açlıktan ve Tokluktan Kıvrananlar
Mehmed Şevket Eygi
17 Mayıs 2015 Pazar 00:00

ÇOK düşük aylıkla şehirde iş bulanlar köylerini, tarlalarını, tarımı terk ediyor.

Büyük şehirlerin yakınlarındaki köylerde tarlalarını iyi fiyatlayazlık inşa etmek isteyenlere satıp paralananlartarımı terk ediyor, aldıkları paraları har vurup harman savuruyor.

Dünündünyanın sayılıtahıl ambarlarından biri olan ülkemiz, ekmek ihtiyacınıtemin için dışarıdanher yıl üç milyon ton buğday satın alıyor.

En ucuz gıda maddesi olan patatesin kilosu marketlerde beş liraya çıktı.Bunda, lanetliihtikarcıların(Muhtekir mel’undur. Hadîs)stoklarını depolamalarının da rolü varmış.

Küçük Ayasofya’da dükkanı olan dostum Kasap Ayhan beye sordum, etin kilosu kaç lira diye. Kırklira ile altmış lira arasında dedi. Bazı ülkelerde etin kilosu yedi liraya imiş.

Çok ucuza satılan maddeler de var: Beş kilo bal 100 lira!.. Ama onlar gerçek bal değilmiş.Enayiler kapış kapış alıp kaşık kaşık şifa niyetine yiyormuş.

Kumkapıdaki, çorbanın bir liraya, kuru fasulyeninbir liraya, pilavın bir liraya satıldığı self servis lokantaları tıklım tıklım dolu.

Hürriyet yazdı, İstanbulun en lüks pahalı lokantası açılmış.Adam başına bir öğün yemek 850 liraymış. Statücüler lüks otomobillerine binerek gidip yiyorlarmış.

Bendeniz Aksaray Millet caddesindeki Tarbuş(fes) isimli Suriye lokantasındabiri yoğurtlu bakla, biri felafil olmak üzere iki tabak yemeği on liraya yedim. (Bitiremedim, artanı paketletip eve götürdüm.)

Sosyal devlet çok fakir ve düşkünlere ayda 140 lira aylık veriyormuş. Yiye yiye bitiremezler.

Salih ve sadık Müslüman bir mide ilekafirler ve bazı günahkar Müslümanlaryedi mide ile yiyormuş.

Karnını lüks ve pahalı yemeklerle dolduran muhalif gazeteci, halk sıkıntı içinde kıvranıyor başlıklı ağır bir yazı yazdıktan sonraayaklı cam bardakta kup griye yemiş. Bardağı on beş lira.

Fakir kenar mahallede Belediyenin Halk ekmek büfesi önünde bir kuyruk gördüm.Ucuz ekmek kuyruğu. Çoluk çocuk ihtiyarlar…

Birileri açlıktan kıvranıyor, ötekiler tokluktan…

Açlık da zor, tokunyediği ağır yemeklerin sindirimi de zor.

Zenginler lüks restoranlarda, hotellerde neler yiyor: Önce ordövrdenilen mezelik soğuk şeyler, küçük dolmalar, küçük börekler,tadımlık zeytin yağlılar,minik lahmacunlar ve daha neler neler. Sonra nefis bir çorba. Ondan sonra (bilhassa Ramazanlarda) nefis pastırmalı yumurta. Onu takiben ana yemek. Ana ki ana…Daha bitmedi!.. Fıstıklı, garnitürlü, özeltereyağlı basmati pirincinden pilav… Baklalı enginar… Turşular, salatalar, cacıklar… Osmanlı şerbetleri, temrihindiler. Sonra dillere destan tatlılar… Yanda servis masası var, on beş yirmi çeşit tatlı sergileniyor, al tabağını doldur ye.Bitmedi bitmedi!.. Çaylar kahveler, dondurmalar…

Öööf ki öf…

On sene kadar önce Boğaz kenarındaki lüks bir otelde böyle bir iftar ziyafetine davet edilmiştim.

Salonun ortasında küçük bir orkestra vardı. Başları açık, giyimleri oldukça kapalı genç hanımlar çalgı çalıyordu.

O günün ertesinde bir gazetede yürek burkan bir haber yayınlanmıştı. Güney bölgemizdebir grup fakirin çöplükten bayat pideleri topladığı haberi ve onun resmi.

Artık, böyle ziyafetlere (zaruret olmazsa) gitmiyorum.Söylemeye hacet yok, kendimi faziletli ve iyi bir Müslüman olarak da görmüyorum. 

(İkinci yazı)

Bir İmam-Hatip

Öğrencisinin Mektubu

Bendeniz İstanbul’da bir İmam Hatip lisesinde eğitim görmekteyim. İmam Hatip lisesinde gördüğüm eğitimin dışında, kendimi daha iyigeliştirebilmek ve ileriye yönelik sağlam bir temel oluşturabilmek için yaklaşık üç aydır düzenli olarak belli bir program doğrultusundaçalışmalarıma devam etmekteyim.

1) Çalışmalarıma öncelikle,bir Müslüman olarak ilmin ve kültürüntemeliolan akaidilmiyle başladım.Ehl-i sünnetve cemaat üzere sağlam ve doğru bir itikada sahip olmakiçin İmam-ı Tahavî’nin ‘’Akidetü’t-Tahaviyye’’ adlı eserindeki metinleri okuyup bitirdim. Günümüzde İslam Dünyası içerisinde belli başlı Ehl-i Sünnet dışı hatâlı fırkalardan korunmak için gerçek ve sağlam kaynaklardan Ehl-i Sünneti öğrenmemizin biz Müslüman gençler için çok gerekli olduğunu idrak etmiş bulunuyorum.

2) Günlük ibadetlerimizden beş vakit namaza çok dikkat ediyor ve namazlarımı eda ederken başı açık kılmamaya özen gösteriyorum.Başı örtülü namaz kılmanın, bu ibadetin âdab ve sünneti olduğunu biliyorum.

3) İslami sanatlarımızdan olanhüsn-i hatsanatımızıicazetli muhterem bir hocadan öğrenmeye başladım; ayrıca hat sanatı konusundabilgi ve kültür edinmeye çalışıyorum.

4) Edebiyat alanında gazel olarak *ŞâirNâbî’nin ‘’Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu...’’,* Şeyh Esad Erbilli’nin ‘’Tecellâ-yı cemalinden Habibim nevbaharâteş...’’, *Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin ‘’İmtisal-i Câhidüfillaholubdurniyyetüm...’’, *Şâire Nigâr Hanımın ‘’Feryâd ki feryâdımaimdâd edecek yok...’’ adlı güzelve bercesteeserlerini ezbere biliyorum ve nice daha güzel gazeller. mısralar, beyitler, ruabiler, kıt’alarezberlemeye niyyet ve gayret ediyorum.

5) Günde on kültür bilgisini internetten veya farklı kaynaklardan öğreniyor ve öğrendiğim bilgileri defterime kayıt ediyorum.

6) Ecdadımızın asırlarca kullandığı Osmanlıcayı öğreniyor,matbugazete, dergi, hikaye ve romanları okuyabilecek seviyede biliyorum, şu anda eski bir Osmanlıca çocuk hikayesini çevirmeye gayret ediyorum. Bunu bitirdiğimde inşaallah az sayıda da olsa basılması için bazı yayınevlerine müracaat edeceğim.

7) Eski İstanbul ahlakı, kültürü, görgüsü edinmeye çalışıyorum.Yüksek kültürlü kimselerle konuşurken ben yerine bendeniz veya bu fakir, eviniz yerine saadethaneniz veya devlethaneniz, evim yerine fakirhane diyorum veya yazıyorum.

7) Genç bir talebe olarak, el yazısının ne kadar önemli olduğunu öğrendim ve daha latin harfleriyle güzelve estetikyazabilmek içinyazı çalışmalarına başladım.

8) Faideli bilgiler öğrenmek adına, çeşitli kitaplar okuyor ve bu kitaplar üzerinde fikir muhasebesi yapıyorum.

Her şeyden önce yapacağımız bu güzel çalışmaları ihlasla, samimiyetle, iradeyle, sabırla, sebatlave azimle yapmaya gayret etmemizi genç yaşıtlarım ve kardeşlerimden âcizane tavsiye ediyorum..

İnşaallah böylegüzel, faydalıve hayırlı çalışmaları, tüm Müslüman genç kardeşlerimizle beraber gayret edip başarabilmeyi Hz. Allah’tan niyaz ediyorum.

Büyüklerimizin dediği üzere bizler geleceğin teminatıyız…Faydalı ilimlerle, yüksek ahlakla, sanatla mücehhez olmamız gerekir.

Mektubumu okuyan herkese selam ve hürmetlerimi arz ediyor, dualarını bekliyorum.

17.05.2015

 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşurken mezu açıldı yazarın ilk satırlarında ticaret sanayi işleriyle uğraşmadılar diye başladık işte ikinci konuda japonya başlıklı yazısı küba başlıklı chp başlıklı yazısı işte yazarın tümyazısı bir bana birde kendi yorumları var işte hattta sonlara doğru mersedes yazısı bana ait 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Mehmed Şevket Eygi
15 Mayıs 2015 Cuma 00:49

SİZİN şu meşhur iki paşanız ömürleri boyunca ticaret, sanayi işleriyle uğraşmadılar, maaşlarıyla yaşadılar. Peki, öldüklerinde (bugünün milyar dolarları miktarında) o muazzam terekeleri-mirasları nasıl bırakabildiler?

***
JAPONYA o son derece zor yazısıyla dünyanın üçüncü sanayi ülkesi oldu, ilimlerde ve fenlerde önde koştu, hayli Nobel ödülü kazandı da; bizler pek zor olmayan millî yazımızı bıraktık, o pek kolay Latin alfabesini aldık da niçin Ortadoğu’nun Japonya’sı olamadık?
***
KÜBA her sahada geri kalmış bir ülke. Halkı sıkıntı içinde yaşıyor. Otomobil alamadıkları için 50-60 yıllık eski külüstür arabalarla geziyorlar. Bin türlü sıkıntı içindeler. Üstelik hürriyet de yok. O çok medh ettiğiniz sosyalist sistem ve rejim o ülkeyi niçin ilerletmedi?
***
1924’te, Hilafetin kaldırılması ve Halifenin yurt dışına kovulması konusunda serbest ve hür bir halk oyu yapılmış olsaydı milletin ezici çoğunluğu bunu reddetmez miydi?
***
Millî Mücadele yapılırken, ileride Ayasofyayı camilikten çıkartacağız, müze yapacağız deselerdi, Yunanla savaşan Mehmetçikler ne derlerdi?
***
1920’te Ankarada ilk Büyük Millet Meclisi açıldığında, başkanlık kürsüsün üzerinde büyük boy yazıyla şûra ayeti yazılıydı. Acaba bu tarihî levha bir yerde korunuyor mu? Bilen varsa lütfen bendenize bilgi versin.
***
Büyük Paşanın gerçek babasının ismini bilen var mı?
***
CHP tek parti iktidarı, Nuri Demirağ’ın kurduğu ve o devre göre oldukça kaliteli uçaklar üreten fabrikasını niçin iflas ettirmiştir?
***
İstanbul Yahudilerinden Profesör Esther Benbassa, Mütareke yıllarında İstanbul işgal altında iken, bir yatla 22 ton Osmanlı altınının Karadeniz Tuna yoluyla Avrupa’ya kaçırıldığından bahs ediyor. Bu altınların akıbeti ne olmuştur? Kimlerin eline geçmiştir?
***
Ben Avi’nin iki ciltlik İbranice kitabında, 1911’de, bir Osmanlı şehri olan Kudüs’teki Kamenitz otelinde bir Osmanlı zabitinin, babam bana bir Karay din hocası tutmuştu, çocukken Şema Yisrail duasını okumadan uyumazdım dediği yazılıdır. Bu zabit kimdir?
***
1930’lu yıllarda, Ayaspaşa’daki Park Palas otelinde gece orkestra çalarken, bir ara müzik susar. Oradaki büyük kodaman, orkestra şefi Ermeniyi çağırır, orkestra niçin sustu der. Efendim Ayaspaşa camiinde ezan okunuyor, o bitince tekrar başlayacağız deyince, Hazret köpürür, vali ve belediye başkanına emir vererek, çöpçü amelesiyle minareyi geceleyin yıktırır. Bu işin içyüzü nedir?
***
Adnan Menderes idam edilmeden önce, sağlığı idam edilmeye uygun mudur (!) amacıyla sağlık muayenesinden geçirilmiş ve bu arada prostat muayenesi yapılarak kendisine cinsel tacizde bulunulmuştur. Bunu yapınlar Türk müdür, Müslüman mıdır, yoksa Kripto mudur?
***
1918-20 aralarında Doğuda büyük sayıda yetim çocuk vardı. Bunların bir kısmı Müslüman, bir kısmı Ermeni idi. Amerikalılar sünnetsiz Ermeni yetimlerini toplayıp götürdüler, Kazım Karabekir Paşa da sünnetli Müslüman yetimleri topladı. Müslüman yetimlerin içine, henüz sünnet yaşına gelmemiş bir miktar Ermeni yetimi de karıştı. Bu yetimler, sahte Türk ve İslam kimliği ile önemli okullarda okuyup, ileride Müslümanlara kan kusturmuştur. Bunun tafsilatını bilen var mıdır?
***
Bizim Konya vilayetimiz büyüklüğündeki Hollanda tarım, çiçekçilik, lalecilik sahasında harikalar meydana getirirken, büyük topraklara sahip Türkiye her yıl dışarıdan üç milyon küsur ton ekmeklik buğday ithal ediyor. Bu rezaletin ve facianın sorumluları kimlerdir?
***
Bizden küçük ve az nüfuslu Güney Kore’nin cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları, genelkurmay başkanı, elçileri, valileri, genel müdürleri, kodamanları kendi yüzde yüz millî ve yerli lüks otomobillerine biniyorlar da, bizim büyük adamlarımız niçin Alaman Mercedesleriyle gezip tozuyor?
***
Şapka inkılabı ile çağdaş uygarlık düzeyine füze gibi fırlayacak ve kısa zamanda medenileşip kalkınacaktık. Hatta şapkaya muhalif olanların bir kısmını astık, bu yüzden hayli cana kıydık, zulm ettik. Peki, niçin kalkınamadık? Şapkacılar artık niçin şapka giymiyor?
***
Bir Yahudisevere: Latin yazısını savunmayı, İslam yazısını kötülemeyi bırak da, verebileceksen şu soruma cevap ver: Meftunu ve hayranı olduğun Yahudiler niçin kendi millî İbranî alfabesi ile yazıp okuyor? Niçin o yazıyı atıp Latin yazısını almadılar? Hele bir kendini zorla, cevap bulmaya çalış…
15.05.2015
 


_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyoruz elindeki cep telefonu çok güzel dedim yeni modeli çıkmış dedim oda sende al bitane dedi bende almam dedim benimki iyi işimi görüyor işte dedim yazar bunu ilk satırında ele almış aşağıdaki yazıları açıklamak baya uzun sürer hepsi bir günde olan hadise konuşmalar hepsi gitmiş yani 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Müslümanların Dikkatlerine Notlar
Mehmed Şevket Eygi
13 Mayıs 2015 Çarşamba 00:00

Üç bin liralık statü telefon sahibi öğrenciye:

Bir liralık o berbat tükenmez kalemi atıp, yerine yirmi beş liralık mürüvvetli dolmakalem aldığınıza sevindim. Lütfen onun yanında cebinizde bir de güzel ve zarif bir defter bulundurunuz. Sakın bu defterden hoyratça sayfa yırtmayınız. Size, yazınızı düzeltmeniz için kaligrafi ders almanızı tavsiye ediyorum. El yazınız okumuş kültürlü bir insanın yazısına benzemelidir.

***

Yaz geliyor, mürüvvetli Müslümanlar olalım ve sokaklarda meydanlarda herkesin içinde inek gibi dondurma yalamayalım. Canımız dondurma istiyorsa, dükkanların içinde, kapalı mekanlarda yiyelim.

***

Anadili Türkçe olan Müslümanın yazısı İslam Kur’an yazısıdır. Lütfen Osmanlıca öğrenelim.

***

Cumartesi pazar ve sair günlerde piknik yaparsak, dönüşte o mekanı tertemiz bırakalım, çöplük halinde terk etmeyelim.

***

Erkekler namaz kılarken başlarına mutlaka fes, takke, arakiye gibi bir serpuş taksınlar. Başı açık namaz kılmak edebe ve sünnete aykırıdır.

***

Zevk için avcılık yapmayalım, balık tutmayalım.

***

Paramız ve imkanımız varsa ikram edelim, israfa kaçmamak şartıyla cömertlik sergileyelim.

***

Yemek yerken bir ekmek kırıntısını, tabakta bir pirinç tanesini bile israf ve ziyan etmeyelim.

***

Ölü kardeşinin etini yemek kadar kötü ve iğrenç olan gıybetten dilimizi koruyalım.

***

On yaşına gelmiş kız ve erkek çocuklarımıza namaz kıldıralım. Onlara ilmihallerini öğretelim.

***

Fiyatları ucuz, faydaları yüksek din ve ahlak kitapçıkları, risaleleri toptan alıp okuyacak ve kıymetini bilecek olanlara dağıtalım. (Tepki gösterecek olumsuz kimselere vermeyelim.)

***

Trafik kurallarına uyalım. Otomobil sürerken cep telefonu ile konuşmayalım. Gece saat 3’te bile olsa, kırmızı ışıkta geçmeyelim. Yaya geçitlerinde yayalara öncelik tanıyalım. Trafik magandası ve eşkıyası olmayalım.

***

Yanlış işler yapan idarecilere beddua etmeyelim, ıslahları için dua edelim.

***

Kızdığımız bir kimseye Allah seni ıslah etsin diye bağırmayalım. Allah hepimizi ıslah etsin diyelim.

***

Ramazan yaklaşıyor, mübarek ayda yatsı ezanı okunduktan sonra vakit namazını ve teravihi kılalım, namazı bırakıp da eğlencelere, şenliklere, etkinliklere katılmayalım.

***

Müfessirlik icazetine sahip olmayan ehliyetsizlerin, para kazanmak ve dini bozmak için yazdıkları Kur’an tercümelerini, meallerini, tefsirlerini okumayalım.

***

Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) buyruğu üzere büyüklere hürmet edelim, küçüklere şefkat ve merhametle muamele edelim.

***

Nefs-i emmaremizi ve şeytanı büyük düşmanlarımız bilelim.

***

Nefsimizle büyük cihad yapalım.

***

 Başkalarının analarına, karılarına, bacılarına, kızlarına şehvet gözüyle bakmayalım, göz zinası yapmayalım. Böyle bir şey eşeklik ve domuzluktur.

***

Kendimizden yukarıdakine değil, aşağıdakine bakalım.

***

Gevezelik ve zevzeklik yapmayalım, siyaset dedikodularından çekişme ve tepişmelerinden uzak duralım.

***

Kutsal dinî konuları mıncıklamayalım, mıncıklatmayalım, magazin konusu yapılmasına izin vermeyelim.

***

Şeytan ve deccal vizyonlar ile evlerimizi meyhaneye, kumarhaneye, geneleve, batakhaneye benzetmeyelim.

***

Dünya ve insanlık çok bozuldu. Az gülelim, çok ağlayalım.

***

Kişiye Allahın en büyük nimetinin iman olduğunu bilelim ve imanımızı koruması için Allaha yalvaralım, kendimiz de bu konuda gereken vesilelere ve sebeplere yapışalım.

***

Ezan okununca, dükkanlarımızı işyerlerimizi kapatalım, ticarete ara verelim ve camiye namaza gidip Allahı zikr edelim.

***

Nefs-i emmarelerinin kurbanı ve kölesi olmuş münafık sahte mücahidlerin şerlerinden kendimizi koruyalım, onların tuzaklarına düşmeyelim.

***

Rab olarak Allahü Tealadan razı olalım ve O’na eş, ortak, şerik, nazir, oğul koşmayalım, yalnız O’na ibadet ve kulluk edelim, gizli şirkten ateşten kaçar gibi kaçalım.

***

Kitap ve düstur olarak Kur’andan razı olalım ve Kitabullahın emirlerini yerine getirelim, yasaklarını işlemeyelim, öğütlerine kulak verip tutalım.

***

Kur’anda “Allah katında (hak ve muteber) din İslamdır” buyuruluyor. İslamın dışında hiçbir İbrahimî hak din bulunmadığını iyi bilelim ve din olarak İslam’dan razı olalım.

***

Tevhid inancı ile Teslisi bir tutmak gibi bir sapıklıktan uzak duralım, kaçalım.

***

Resulullah, Seyyid ve kaaid olarak Muhammed Mustafadan (Salat ve selam olsun ona) razı olalım. Onun Ehl-i beytine, âline, ashabına, ezvacına, etbaına, yârânına, dostlarına, halifelerine hürmet edelim, onlara dil uzatmayalım, dil uzatanlardan uzak duralım ve onlardan teberri edelim.

***

Şeriat olarak İslam Şeriatından razı olalım.

***

Ümmet olarak Ümmet-i Muhammed’den razı olalım.

***

Ölümü, âhireti, berzahta kabir hayatını, sorgu suali, Kıyametin kopacağını, insanların diriltip Mahşer meydanında toplanacağını, Mahkeme-i Kübranın kurulacağını, mizanı, muhakeme edileceğimizi hiç unutmayalım ve bunlara hazırlıklı olalım.

***

Ölüm gelip çattığında imanla göç etmeyi bize nasip ve müyesser kılması için Allaha yalvaralım, hüsn-i hatime konusunda tir tir titreyelim.

***

Efendimizin şefaatine nail olmak için onun Hak’tan bize getirdiği Şeriata ve Sünnetine yapışalım.

***

Helak edici gururdan, kibirden, ucbtan uzak duralım.

***

Kendi ayıp, günah, noksanlık, kabahat ve hatalarımıza bakıp üzülmekten, başkalarınınkilerini göremeyelim. Ez-kaza görürsek onları setr edelim.

***

Dinde aşırılıklardan uzak duralım; cemaat tarikat fırka holiganlığı militanlığı fanatizmi yapmayalım, orta yoldan gidelim.

***

Dinî bir konuda ihtilaf ve tefrika zuhur ettiğinde biz Sevad-ı âzam dairesi içinde bulunalım.

***

Dinimizi bozmak, Müslümanları aliene etmek, evcilleştirmek (yabancılaştırmak) için çıkartılmış ılımlı ve light İslam fitnesinden uzak duralım.

***

Her türlü dinde reform, dinde değişiklik, dinde yenilik, dini tahrif hareketine cephe alalım.

13.05.2015

 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle hastahaneye gidecem yarın dedim iyi git dedi bende sağol dedim işte bütün konuşmalar bu birinci başlıkta ele almış neyse gelelim ikinci yazının konusuna ben facede mehmet şevket eygi beni nasıl muhatab aldığını mit teşkilatından bilgilerin kendisine nasıl ulaştığnı yazdım bunu fesimde kendileri haberi yok onları bildiğimden bilgiler gitti kendisini övmeme rahmen yazmış işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Modern Ortodoks Tıp Kilisesi
Mehmed Şevket Eygi
11 Mayıs 2015 Pazartesi 00:17

MODERN Ortodoks tıp, büyük ölçüde ticarî ve iktisadî dev bir sektör, fanatik bir kilise haline gelmiştir.

Hastalara müşteri gözüyle bakılmaktadır.
Uluslararası dev ilaç şirketleri tıbbı pençesine almıştır.
Haddinden fazla faydasız, hattâ bazen zararlı ilaç yazılmakta ve tüketilmektedir.
Gerekmediği halde çok sayıda ameliyat yapılmaktadır.
Sağlık bütçesinin büyük kısmı birtakım çeteler ve çıkar grupları tarafından hortumlanıp yağmalanmaktadır.
Amaç şudur: Daha çok hasta-müşteri, daha çok ilaç, daha çok tedavi, daha çok ameliyat, daha çok kâr, daha çok kazanç, para para para!..…
Milyarlarca dolarlık aşı kampanyaları aleyhinde çok ciddî iddialar vardır.
İnsanlığa daha fazla ilaç tükettirmek için gerçek dışı teoriler üretilmekte, hastalıklar icad edilmektedir.
Kolestrolle ilgili iddiaların çoğu kof ve ilim dışı çıkmıştır.
Modern Ortodoks Tıp kilisesi koruyucu hekimliğe gereken önemi vermemektedir.
Fransız Akademisi üyelerinden Jules Romains’in “Knock ou le Triomphe de la Medecine” isimli piyesi modern tıbbı tenkit etmektedir. (Filmi de çevrilmiştir).
Bazı hastalar hastahaneye yürüyerek gitmekte, muayeneden sonra sedye ile çıkmaktadır.
Yan tesirli ilaçlar, kaşığı ile tedavi ederken, sapı ile göz çıkartmaktadır.
Tıp elbette çok faydalı bir ilim dalıdır ama modern Ortodoks Tıp Kilisesi madalyonunun bir tarafından fayda vardır, öbür yüzünde ahlaka, vicdana, bilgeliğe aykırı işler görülmektedir.
Bazı yumuşak-paralel tıp ekolleri, bazı hastalıkları modern tıptan daha iyi, daha ucuz, daha kolay tedavi etmektedir.
Hastalığı, tıbbı, ilacı, tedaviyi kabul etmeyen Christian Science kilisesi (kurucusu Mary Baker Eddy, 1821-1910) mensupları, tıbba ve ilaca bağımlı insanlardan daha sağlıksız değildir.
Zamanımızda bazı doktorlar Hipokrat yeminine hıyanet etmektedir.
Modern tıbbın tedavi edemediği grip için her yıl dünya çapında milyarlarca dolarlık ilaç yutturulmaktadır.
Yeryüzünde bir tek tıp yoktur, çeşitli tıp ekolleri vardır.
Çinlilerin geliştirdiği akupunktur bunlardan biridir ve bazı ağrıların tedavisinde modern tıptan üstün olduğu iddia edilmektedir.
Modern tıp, işine gelmeyen, ilaç ve tedavi ticaretine zarar veren paralel tıp ekollerini, ucuza mal olan faydalı ilaçları karalamaktadır.
Modern tıp sektörü için en büyük felaket ve yıkım, insanların büyük kısmının sağlıklı olması, tıbba ilaca doktora hastahaneye ihtiyacı kalmamasıdır.
Bugünkü ortamda doktor hastahane eczahane sayısı aritmetik diziyle artarken, hastaların ve hastalıkların sayısı sanki geometrik diziyle artmaktadır.
Vahşi kapitalizmin tıbbı sadra şifa olmamaktadır.
Dünyada modern tıp aleyhinde çok sayıda ciddî kitap yayınlanmıştır.
Tıp çok ciddî ve hayatî bir uzmanlıktır. Tababet sahasında hiçbir soytarı, şarlatan, ahlaksız, üç kağıtçı, dolandırıcı, tokatçı, muslukçu, merdiven altı mahluk yaşatılmamalıdır.
İşbu yazım faydalı, şefkatli gerçek ve iyi tıbbın ve gerçek haysiyetli doktorların aleyhinde değildir. Onları tenzih ediyorum, kendilerine hürmetlerimi, minnetlerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum.
(Prof. Dr. Rasim Küçükusta’nın modern tıp sahasında yapılan uygunsuz işleri tenkit eden makalelerini okumanızı tavsiye ediyorum. /ahmetrasimkucukusta.com/)
(İkinci Yazı)
Zarurî bir Cevap
Terbiyesiz ve saygısız bir üslupla yazdığınız hakaretâmiz mektubunuzu aldım.


Fakir, bağımsız bir yazarım. Hiçbir topluluğu, ücretli veya ücretsiz övmeye mecbur değilim.
Siz zengin bir gruba mensupsunuz. Büyük paralarla oynuyorsunuz. Birini bulur, ücretini verir ve kendinize övgüler, destanlar yazdırabilirsiniz.
Sizi övmediğim gibi, yermiyorum da. Anonim tenkitlerimi üzerinize almanız kuruntudan, vehimden ibarettir.
Tashih-i itikada önem vermeyen, namazı dosdoğru kılmayan, ihlasa aykırı tavırları olan bir kimseyi (hakaret etmemek şartıyla) edeb ve terbiye dairesi içinde tenkit etmekte hiçbir sakınca yoktur.
Çok muhterem bir zatı tekelinize almışsınız ve onun gölgesinde karışık işler yapıyor, fesat çıkartıyorsunuz.
O muhterem zat ileride sizden davacı olacaktır.
Değer ölçüleriniz ne kadar aptalca… Biri sizi överse iyi oluyor, yapıcı şekilde tenkit ederse kötü oluyor.
Sizden olmayan Müslümanları ötekileştirmeniz size ayıp olarak yeter.
Sizin hiçbir günahınız, hatânız, yanlışınız yok. Bütün günahlar, hatâlar başkalarında… Artık yeter, bırakın bu geri zekalı zihniyeti.
Üstünlük şu veya bu mezhebe, meşrebe, gruba, cemaate mensup olmakla değil; ilimle, irfanla, yüksek ahlakla, ihlasla, taqva ile, salih ameller işlemekle, cihad fi sebilillahla olur.
Ayağınızı denk alın, İslam dini birtakım ruhbanların erbab haline getirilmesini kabul etmez. Fazla uçurmayın, şirke düşer ebedî felakete uğrayabilirsiniz.
Gururu, ‘ucbu, kendinizi beğenmeyi bırakınız.
Başkalarının gözlerindeki çöpleri görüyorsunuz ama kendi gözünüzdeki mertekleri göremiyorsunuz.
Ben kusurlarımı itiraf ediyorum, kendimi kimseden yüksek görmüyorum. Siz de benimle uğraşmaktan fâriğ olunuz.
11.05.2015
_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte kabahat ve suç düşmanlarımızda değil bidedir diye konuşurken mezu iyice genişledi bilgilerde gitti tabi sabahleyin köşsesinde bir beni birde kendini muhatab almış işte kendi yorumlarıda çok tabi neyse gelelim yazarın ikinci başlıktaki yazısına konu arazilerini betonlaşmala yazık eden bir toplumuz işte tarlasını satıp şehire gelenler işte yazarın ikinci ilk başlığındaki ilk başlıklar bana ait neyse bir beni birde kendi yorumunu katmış işte hatta 6 nolu yazıdaki konuşmada bana ait küçük memurlukları beğenmiyen var diye 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kabahat ve Suç Düşmanlarımızda Değil Bizdedir
Mehmed Şevket Eygi
09 Mayıs 2015 Cumartesi 00:13

 

MÜSLÜMANLARIN kurtulup yükselmesine engel olan uyuşturucu ve zehirleyici afyonlardan biri şudur: Biz Müslümanların hiç kabahati ve eksiği yoktur. Bizi o hain, acımasız, gaddar düşmanlarımız bu hale getirmiştir. Düşmanlarımızın kötülükleri ve hıyanetleri olmasa biz kısa zamanda derlenip toparlanırız…

Bu düşünce ve zihniyet yanlıştır, bin kere yanlıştır. Bu zihniyet bizi mahv etmektedir.

Bizi bu hale getiren büyük ve asıl sebep düşmanlarımız değildir; bizim kendi kusurlarımız, eksiklerimiz, cahilliklerimiz, gafletleriz, zaaflarımız ve hıyanetlerimizdir.

Bize, şu anda bizden daha büyük ve zararlı düşman yoktur.

Bütün kusuru ve kabahati düşmanlarımızın üzerine atmak, pek ucuz, pek kolay bir teselli ve bahanedir. Yaman bir afyondur.

Bizi cahilliğimiz, ilim ve irfansızlığımız yıkıyor.

İttihad=birlik, uhuvvet=kardeşlik, tesanüd ve vifak, sevgi ve anlayış yok Müslüman kesimde.

Bizi düşmanlarımız değil, tek bir Ümmet olmamamız yıkıyor.

Boynumuzda zamanın İmamına, Emîrine biat ve itaat bağı olmaması yıkıyor.

İslam ahlakına uyan faziletli, vasıflı, güçlü, üstün ve meziyetli Müslümanlar olamadığımız için sürünüyoruz.

Paraya, mala, zenginliğe, lükse, konfora, keyfe, rahata, lüks meskenlere, lüks otomobillere, lüks hayat tarzına, israfa çok düşkün olduğumuz için zelil vaziyetteyiz.

Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Siz birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız” buyuruyor ve bizim bir kısmımız, sevmekten geçtim, birbirimizin gözünü oyuyoruz.

Bizi bedevilik yıkıyor.

Bizi cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, parça holiganlıkları, militanlıkları, fanatizmleri yıkıyor.

Düşmanlarımız çok güçlü değil, biz çok zayıfız.

Lafa, kuru edebiyata gelince mangalda kül bırakmıyoruz ama işe gelince pek yaya kalıyoruz.

Medya, eğitim, kültür, sanat konusunda nal topluyoruz.

Can düşmanımız olan egemen azınlıklar nice sahada bizden üstün.

Kur’an Kur’an diyoruz, Allah aşkına doğru ve âdilane cevap verelim, Kur’an ahlakı var mı bizde? Kur’anın emirlerini yerine getiriyor, yasaklarından uzak duruyor, öğütlerini tutuyor muyuz? Kur’anı kendimize dünya düsturu=anayasası edinmiş miyiz?

Kur’an, Sünnet, Şeriat ribayı yasak ediyor, bizim riba ile aramız nasıl?

Kur’an, Sünnet israfı haram ve yasak kılmış, bizim israfla aramız nasıl?

Kur’an, Sünnet, Şeriat günde beş vakit namazı dosdoğru kılın diyor, bizim kaçta kaçımız bu emre uyuyor?

Kur’an fuhşiyatı=azgınlıkları yasak kılmış, bizim bunlarla aramız nasıl?

Kur’an adaleti emr ediyor, biz âdil Müslümanlar mıyız?

Bin türlü, günah, mâsiyet, isyan, hıyanet içindeyiz ve sonra bütün suç düşmanlarımızdadır diye kendimizi aldatıyoruz. Ne korkunç, ne yaman aldatmadır bu!

Bizim hiçbir dış düşmanımız olmasa bile bu halimizle kesinlikle kurtulamayız, iflah olmayız, necat bulmayız.

Kurtuluşumuz, izzetimiz, necatımız; Dinimize, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlak ve hikmetine uymakla olur.

Sahih itikatla, beş vakit namazı dosdoğru kılmakla, cemaatle, ihlasla, birlikle, tek bir Ümmet çatısı altında toplanmakla, râşid bir İmama biat etmekle, işlerimizi ehliyetli âdil ve güvenilir kimselere danışarak görmekle, ilim ve irfan sahibi olmakla, yüksek ahlakla, nefsimizle büyük, küffarla küçük cihad yapmakla, dinî konuları mıncıklamamakla, din sömürüsü yapmamakla, yapanlara engel olmakla kurtulup yükselebiliriz.

Bunları yapmayıp, bütün suçu düşmanlarımıza yükleyip yan gelip yatmakla; rezillikten, rüsvaylıktan, zilletten, ezilmekten, esaretten, yenilgiden, sürünmekten, kepaze olmaktan kurtulamayız.

Daha beteri de var… İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata hıyanette böyle gidersek büsbütün berbat oluruz.

Bu işin sonunda Endülüs gibi olmak da var.

Bilmem ki, nasıl uyanıp toparlanacağız?

 

(İkinci Yazı)

Bir Felaket

BÜYÜK felaketlerden biri şudur: Bazı bölgelerde köylüler tarlalarını, arazilerini yazlık yapmak isteyen zenginlere satıyor, ellerine iyi para geçiyor, bu parayla kendilerine bazısı çok katlı beton binalar yaptırıyor, otomobil alıyor; geride kalan tarla ve bahçelerini ekip biçmiyor.

İyi fiyata tarla satan köylünün, eline geçen para ile tarıma, hayvancılığa, arıcılığa, el sanatlarına, üretime yönelmesi gerekir.

Para mı kazandı?.. Bununla seralar kuracaktır… Fidancılık yapacaktır… Tarla balıkçılığı yapacaktır… Daha yapılacak nice iş var.

Devlet bu konuda köylüleri uyarmıyor, onlara rehberlik yapmıyor, yol göstermiyor ve desteklemiyor.

Bazı ülkelerin ziraat yapmak için yeterli toprağı yok. Dağların yamaçlarına taştan teras duvarları örüyorlar. Ovalardan bin zahmet ve eziyetle oralara toprak taşıyor ve sebzecilik yapıyorlar.

Biz ise dümdüz ovalarımızı, arazilerimizi, tarlalarımızı ya hiç ekip biçmiyoruz yahut doğru dürüst ekmiyoruz.

Toprakları, bir topluma emanettir. Toplum o emanetleri gereği gibi işlemezse, hele hıyanet ederse elinden alınır.

Bendeniz edebiyat yapmıyorum. Yakın zamanlara kadar dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biri olan Türkiye’miz şu anda her sene dışarıdan üç milyon küsur ton kalitesiz buğday satın almak zorunda kalmıştır. Ya Rabbi bu ne utanç verici ve rezil bir durumdur!

Soruyorum:

Bizim topraklarımız çalışkan, iyi idare edilen bir toplumun elinde olsa, durum böyle mi olurdu?

Daha bir hafta önce Ankara’da ekolojik tarım yapan bir dostumuz anlattı. Köyde 350 dönüm arazisi olan genç ve sağlıklı bir vatandaş, tarlalarını bırakmış, şehirde 1300 lira aylıkla korumacılık yapıyormuş. Bu kafadaki bir toplum çökmeye, sürünmeye mahkumdur.

Sigortası, emeklilik hakkı olsun da isterse asgarî ücret olsun. Bizi bu zillet bitiriyor.

İnsanlarımıza aşağıda sayacağım zihniyet kazandırılmazsa geleceğimiz parlak değildir.

1. Teşebbüs-i şahsî yani kişisel girişimcilik.

2. Kendi iş yerini, kendi atölyesini açmak.

3. Ticaret…

4. Üretim…

5. Helal kazanç…

6. Küçük memurlukları istememek, beğenmemek.

7. İçinde zerre kadar hile, şeker, glikoz boya, aroma bulunmayan tabiî ve saf bal üretimi.

8. Kahvelerde oturmayıp geceleri birkaç saat el sanatları ile uğraşıp ürün vermek.

9. Tarla balıkçılığı.

Şimdiye kadar bin kere yazdım, bin birinci kere yazıyorum. Bütün akıllı, ciddî gençlerimiz geleneksel millî İslamî sanatlardan birini öğrenip ürün vermelidir.

Belki bazılarının haberi yoktur ama dünyanın nice ülkesinde balkon, pencere kenarı ve teras sebzeciliği yapılmaktadır. Bunu biz de denemeliyiz.

Devlet, üretim yapan köylüleri desteklemeli, onlara yol göstermelidir.

Bir de şu nokta üzerinde durmalıyız. Geçmiş yıllarda devlet hayvancılığı desteklemek için sıfır faizli krediler vermişti. Birtakım (hepsi değil) alçak, rezil, kepaze, vatan haini, namussuz, eşkıya, rezil kimseler alavere dalavere bu kredileri, inekleri aldılar, sonra inekleri sattılar, kredi paralarını bol faizli banka hesaplarına yatırlardı. Ah Osmanlı olacak ki, böyle rezilleri ipe çeksin…

Yine yakın zamanda olan bir hadise: Yeni kaymakam ilçede hayvancılığı sütçülüğü teşvik edip geliştirmek için canla başla çalışıyor. Koyun sürüleri çoğalıyor, inek sayısı artıyor, süt yoğurt tereyağı peynir üretimi artıyor. Halk memnun. Lakin biri memnun değil. Kaymakam o birinin pahalı sattığı yemi aldırmıyor, dışarıdan yarı fiyatına yem getirtiyor. Bu adam güçlü ve nüfuzlu bir particidir ve birkaç ay içinde kaymakamı sürdürüyor. Hizmet etmenin de bir faturası vardır…

 
_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayana daha önce konuştuğumuz bir mezu vardı işte o konuşmayı kendisi aktardı yazarın köşsinde nasıl analiz etmiş onu gösterdim tabi bilgide gitmiş oldu yazarın ikinci yazısındaki başlıkta  kendisine gelen bilgileri nasıl analiz etmiş bakın hattta orda konuşmamızda ben pahalı bir telofondan bahsettim nasıl alınır diye onuda analiz etmiş benimki 30 liralık sizinki 3 bin liralık diye 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
BARUT FIÇILARI
Mehmed Şevket Eygi
08 Mayıs 2015 Cuma 00:15

 

1. Kuzey Kafkasya patlamaya müheyya bir barut fıçısı gibidir. Şu anda biraz sakin ve sessiz görünmesine kimse aldanmasın.

2. Irak’ta fitne fesat, nifak şikak kapıları sonuna kadar açılmıştır. IŞİD şiileri ezmektedir. Şii militanlar Sünnilere kan kusturmaktadır. Orası da barut fıçısıdır.

3. Suriye’nin durumu yürekler acısıdır. Suriye’ye barut fıçısı demek çok hafif kalır.

4. Libya’da iç savaş devam ediyor.

5. Mısır’da askeri laik diktatörlük dehşet saçıyor.

6. Yemen yüzünden Suudi Arabistan’la İran savaşabilir.

7. Basra Körfezinde sular ısınıyor.

8. Balkanların durumu parlak değil.

9. Ukrayna yüzünden üçüncü dünya savaşı çıkabilir.

10. Türkiye’nin parçalanması konusundaki planlar, programlar, projeler bazen açık, bazen sinsi şekilde hayata geçiriliyor.

11. Somali’ nin durumu çok kötü.

12. Nijerya’da iç savaş var.

Dünyanın durumu 1914’tekinden, 1939’dakinden çok daha karışık.

Üçüncü dünya savaşı patlak verirse Türkiye’nin durumu ne olur?

Derin emperyalist güçler Türkiye ile İran’ı savaştırmak istiyor. Bu tuzağa düşmemek için iki taraf neler yapmalıdır?

Kimse olmaz demesin, yakın zamanda dünya derin güçleri İran ile Irak’ı sekiz yıl boyunca savaştırmamış mıydı? Büyük tahribat olmamış mıydı? Bir milyon insan ölmemiş miydi? Tarih boyunca Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve paylaşmak için yüzden fazla plan, proje yapılmıştır. Bunların kitabı da yazılmıştır. (Türkiyeyi Parçalama Planları, Yakup Üstün, Diyanet Vakfı yayınları.)

Şu anda çok şükür uluslararası bir sıcak savaşın içinde değiliz, lakin ülkemizde sanki iç savaşlar yaşanıyor.

İktidar-Cemaat çatışması nedir? Bir tür iç savaş değil midir? Dış güçler ve onların içimizdeki yardakçıları halkımızı Türk Kürt, Sünni Alevi, Dinci Laik diye birbirine düşman fraksiyonlara ayırdılar. İç barışı ve sosyal mutabakatı planlı ve kasıtlı olarak berhava ettiler.

İsrail’in ayakta kalması için Müslümanların birbirinin boğazlaması, İran’la Türkiye’nin aralarının gergin olması şarttır. Müslümanların birleşmesi Yahudi Devleti’nin sonu olur.

Türkiye’deki kripto Yahudiler ve kripto Hristiyanlar ülkenin parçalanmasını istiyorlar. Ermenistan’ın, bizden istediği topraklar kendi yüzölçümün 4-5 mislidir. Ayrıca tazminat istiyorlar.

Ülkemizde kimsenin anlamadığı bir boşaltma hareketi vardır. Doğu ve güneydoğuda bazı bölgeler boşaltılıyor. Bu, ne kadar planlı ve kasıtlı bir projedir, bilinmez.

Muhtarların verdiği raporlardaki insan sayısı eklenmiş… İstanbul’un nüfusu 30 milyonu geçiyormuş. 77 milyonluk bir ülkenin nüfusunun yarısının bir şehirde toplanması, kendi kendine de olsa, planlı bir şekil ve şekilde de olsa hayra alamet değildir.

Dünya nereye gidiyor… İslam dünyası nereye gidiyor… Ortadoğu, Kuzey Kafkasya, Balkanlar, Ukrayna nereye gidiyor… Sağlam bilgisi olan varsa lütfedip bildirsin.

 

(İkinci yazı)

Bendeniz Sizin Denginiz Değilim

BU fakirin sizinle fazilet yarışı yapması hiç mümkün müdür? Böyle bir şeyi aklımın köşesinden bile geçirmem.

Bendeniz mütevazı olmaya çalışan nâçiz bir Ehl-i Sünnet Müslümanıyım. Sevad-ı Âzam kitabına göre, Sünnî Müslüman hüsn-i hâtime konusunda korkar, titrer. Sizin itikadınız ise, öleceğiniz sırada büyük bir zat uçar gelir, sizi âhiret âlemine mutlu ve kolay bir şekilde postalar. Bir Sünnî olarak benim böyle bir garantim yoktur.

Siz kendinizi, intisabınız dolayısıyla pek yükseklerde görüyorsunuz, bende bu da yok. Sizin gibi göklerde uçamam, iki ayağım yerdedir.

Siz fazla yediğiniz içtiğiniz için hayli semiz ve kilolusunuz. Ben sizinle güreşemem.

Benim gibi bir bîçare hiç, sizinle aşık atabilir mi?

Gurur sizde, kibir sizde, azamet sizde. Ben zavallı sizinle nasıl baş edebilirim?

Bu fakir günahlarını, cürümlerini, hatâlarını, kusurlarını, zenblerini müdriktir. Ben kim, siz kim?

Cenneti garantiledim havaları içindesiniz. Siz benimle muhatap olamazsınız.

Telefonlarımız bile denk değil. Zat-ı alinizinki üç bin liralık, benimki otuz liralık.

Ya otomobillerimiz? Sizinki 100 bin dolar, benim âriyet arabamı pazara götürsem, on beş bin lira vermezler.

Lütfen yazılarımı okumayınız. İçinizden gelirse kerem eder dua edersiniz. Bir ricam var: Lütfen gölge etmeyiniz. Ölü eti yemeyiniz…

 

(Üçüncü yazı)

Cenaze Etrafında Gürültü Patırtı

BÜYÜK camiin avlusunda muhterem bir kardeşimizin tabutu duruyor. Biraz sonra namazı kılınacak ve kabrine götürülecek. Tabutun önünde birkaç yüz dostu yakını tanıdığı, son vazifelerini yapmak üzere gelmişler. Ortalık sanki bir arı kovanı gibi. Yüksek sesle konuşuluyor. Bazıları dişleri görülecek şekilde gülüyor. Hal hatır sormalar, epeydir ortalıkta görünmüyordun, ne var ne yoklar gırla gidiyor.

Ölü muhterem bir zat… Bazı haber ve rivayetlere göre cenazesinin önündeki bu gürültü patırtıyı işitiyordur.

Keşke cenazelerimizde biraz daha sakin, biraz daha vakur ve ciddî olabilsek.

Yüzümüzde keder görülse.

Kısık sesle merhumun faziletlerinden bahs edip ona rahmet dilesek.

Hal hatır sorulacaksa, o da üzüntülü bir hava içinde olmalı.

Bendeniz yüksek bir kimse değilim. Hatâ ediyorsam lütfen uyarınız.

 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyorken bana dediki sen internetten sürekli gazetelere bakarsın bunları görmedinmi dedi bende gördümde elimden ne gelirki  dedim işte  giden bilgi bu yazar kendi gazeteye sabah namazından sonra internetten baktım diyor anlayın işte ilk satıra bakın olumsuz şeylerden bahsetti muhbir yazarın yazısıda hepsi ben fazla konuşmadım bu kadar işte 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
O BELDE (Bu yazıyı birkaç ay önce yazmıştım)
Mehmed Şevket Eygi
07 Mayıs 2015 Perşembe 00:13

 

 

SABAH namazına daha epey vakit var. İnternetten gazetelere bakıyorum. Doğru dürüst bir tek iyi haber yok. İlim adamları Çanakkale civarında bir derede yeni bir canlı türü keşf etmişler, bir o haber moralimi bozmadı.

Siyaset allak bullak tepe taklak… Futbol alemi hercümerc içinde. Şikeler, bağırıp çağırmalar, havada uçuşan milyonlarca dolarlar, nefret içinde çemkirmeler…

İslam dünyasının her yerinden kötü haberler ve resimler. Bombalar, füzeler, saldırılar. Feci şekilde ölen siviller, çocuklar, ihtiyarlar. Kan kan kan, ateş ateş ateş, fitne fesat azamî haddinde.

Rüşvet haberleri, alavere dalavereler, komisyonlar, rantlar, köşe dönmeler, türediler, nev zuhurlar. Nereden çıktı bunca muzır süflî haşarat?..

Tencere dibin kara!.. Seninki benimkinden kara!.. Alçak şerefsiz hain hamiyetsiz namussuz!..

Müstehcen yayınlar gırla gidiyor.

Dinî konular bile magazinleştiriliyor.

Tabiî afetler… Edirne’de taşkın olmuş. Bu sene balıkçılar mağdurmuş… Minibüs ters yola girmiş, on üç kişi ölmüş… İki lise öğrencisi, kız yüzünden tartışmış, biri öbürünü öldürmüş. Ölen mezara, öldüren kodese.

1960’ların başında gidebileceğim, kaçabileceğim çok ülkeler vardı. Şimdi kaçacak yer kalmadı gibi. Norveç, İsviçre güvenli, oldukça sakin yerler ama oralara sokmazlar, oturma izni vermezler. Farz-ı muhal izin alsanız bile hayat çok pahalı olduğu için geçinmek zor olur.

Kırım çok güzel bir mekan, orası da sahip değiştirdi, Rusyanın eline geçti. Farz edelim oraya kapağı attınız, camiye gitseniz, dindar bir Tatarla konuşsanız casus ve terörist olursunuz. Bahçesarayda yaşamak ne güzel olur ama…

Gidilebilecek nadir ülkelerden biri Arnavutluk. Makedonyaya ne dersiniz?

Hint okyanusundaki Mauritius… Vize ve oturma izni alırsanız Reunion adası… Komorlar…

Yok yok yok!.. İnsan yine de vatanında yaşamalı. İkindi çayı: Fırından yeni çıkmış simit, yanında biraz peynir ve iyi demlenmiş mis gibi çay… Bunları dışarıda bulamazsınız.

“O beldeyi” Türkiye sınırları içinde aramalı. Nüfusu beş binin altında kıyıda köşede kalmış bir şehir. Sanayii yok, ticareti gelişmemiş… Fabrikasız, dumansız, kavgasız… HES’siz MES’siz… Tarihî bir yer olmalı… İşte orada eskiden kalma, bahçe içinde bir Türk evi. Alt kat taşlık, üst katta hayat. Odalarda ocaklar, şerbetlikler, gusülhaneler… Bahçesinde nar, erik, dut ağacı. Balkona tırmanmış mor salkım, hanımeli, yasemin…

Misafir odasının duvarında “Geçme nâmerd köprüsünden ko apartsın su seni / Müstaqim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni” levhası.

Soğuk günlerde mangalın kıvılcımlı külünde hazırlanan kahve. Akşam yemeğinde tirit ve üzüm hoşafı.

Televizyon radyo cep telefonu istemem, gazete sokmam evime.

Komşuya tembih ederim, darbe marbe olursa haber versin diye.

Çok iyi biliyorum ki o küçük ve önemsiz şehirde zaman yavaş yavaş akar. Kuru yapraklar dallardan yere yavaş yavaş düşer. İnsanın düşünmeye vakti olur. Düşünmeye ve hazırlanmaya.

Haftada bir pazar kurulur. Ekmekler daha lezzetli olur. Hava daha temiz, sema daha berrak, sular daha leziz.

Ve birileri bana deli der. Bunca akıllı içinde deli olabilmek, ne büyük şeref.

O belde, o belde.

 

(İkinci Yazı)

ELİMDEN GELSE İMKANIM OLSA

1. Mimarlık fakültesinde okuyan Müslüman öğrencileri Latin yazısını güzel yazabilmeleri için kaligrafi kursuna gönderirim. Onlara hat dersi de aldırırım. (Mimarlık yazdım ama bu iki isteğim bütün lise ve üniversite öğrencileri için geçerlidir.)

2. Bir Ezan Enstitüsü açar, sesi müsait, müzik kulağına sahip birkaç yüz gence (böylesi birkaç yüz binde bir çıkar) güzel ezan okuma dersleri aldırırım. Bu işi dört senede bitirdikten sonra onları Batı dünyasının en büyük müzik okuluna gönderirim. Üç yüz kişinin içinden yüz müezzin çıksa, güzel ezan okumak konusunda büyük bir inkılap olur.

3. İngiltere’deki Eton Kolejinden güçlü ve üstün bir İslam mektebi açar, burada hem İslamı iyi ve doğru anlamış, hem de genel ve çağdaş kültüre vakıf süper gençler yetiştiririm. Bu konuda geçen yıllarda yayınlanmış hayli yazım vardır.

4. Şeytanî tesettürden Şer’î tesettüre geçmek için ne yapılması gerekiyorsa onları yaparım.

5. Müslümanlar için çok zarif, çok sanatlı, çok beğenilen, çok kibar serpuşlar, fesler, arakiyeler, kalpaklar, takkeler yaptırırım.

6. Kendi hayrım olarak güneşte pişmiş kerpiçten, etrafında yirmi beş müştemilatı olan mütevazı bir cami yaptırırım. Cami kısmında ve kısa minaresinde kesinlikle elektrik olmaz, geceleri ve sabahları kandil ve şem’alarla aydınlatılır. Yirmi beş ekinin onu idare ve yayın kısmı, on beşi sanat atölyeleri olur. Camide on beş tür sanatla meşgul olunur, kurs yapılır, ürün verilir. Vakfiyesinde , “Bu camiye elektrik tesisatı kurulamaz, elektrikle aydınlatma yapılamaz, hoparlörle ezan okunamaz, namaz kılınamaz” diye yazarım ve ölümümden sonra bunu yapacaklara beddua ederim. Bu camiin imamlığını ve müezzinliğini yapacak zatlar maaş almaz.

7. İslamî irşad ve tebliğ vakıf kurar, yüzlerce konuda tirajları bir milyon olan çok faydalı, çok zarurî, çok lüzumlu, çok hayırlı kitaplar, broşürler yayınlarım.      


____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyorduk işte konu konuyu açtı bende ümmet biriliği hilafet dedim bunu başlık yapmış işte ben söze girdim işte osmanlı devleti yıkıldıktan sonra diye başladım bunu ilk satırlarda bakın görürsünüz yazarın yazıları bir bana birde kendine ait ikinci başlıktakide nepal zelzelesi diye başlıkta 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Ümmet Birliği ve Hilâfet
Mehmed Şevket Eygi
05 Mayıs 2015 Salı 00:52

Osmanlı devleti çökünce/çökertilince, Hilafet kaldırılınca Ehl-i Sünnet dünyası paramparça oldu, başıboş kaldı. Bunun neticesinde Ümmet birliği de elden gitti. Şu anda İslam dünyası kaos, anarşi, fetret, iç savaşlar, büyük yangınlar içindedir. Hilafetin kaldırılması İslam dünyasının belini kırmıştır.

Ramazan hilalinin tespiti için ülkeler arası kongreler yapılan İslam aleminde Ümmet birliği ve Hilafetin ihyası için ciddî ve güçlü bir hareket görülmüyor.

Parçalanmış, başıboş kalmış Müslümanlar; birlik, ittihad, vifak, uhuvvet şuurlarını da büyük ölçüde yitirmiştir.

Din alimleri, faqihler, tarikat şeyhleri, Müslüman düşünürler ve ziyalılar, Müslüman akademisyenler üzerine basarak devamlı olarak Ümmet birliğini konusunda güçlü ve yeterli çalışmalar yapmıyor; halklara bu konuda yoğun eğitim verilmiyor, telkinatta bulunulmuyor.

Başta Halife olmayınca, Ümmet birliği kurulmayınca, bu Ümmetin üniter hiyerarşisi ve zarurî kurumları, fetva meclisi, şûrası, dünya çapında medyası, eğitim kurumları, ilmî araştırma merkezleri olmayınca; Müslümanlar dağınıklıktan, zilletten, aczden, yenilgiden, ezilmekten, hakarete uğramaktan kurtulamıyor.

Ümmet birliği ve Halife olmadığı için, son otuz kırk yıl içinde Ehl-i Sünnet ikinci plana düşmüş, Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) “Şeytanın boynuzu oradan çıkacak” dediği bölgede zuhur etmiş bir aşırılıklar ve terör sekti, gerçek Müslümanlıkmış gibi algılanmaya başlamıştır. Dünyanın en fazla petrol çıkarıp satan ülkeleri İslam dünyasına mensup olduğu, bu petrolle trilyonlarca dolar gelir elde edildiği halde, bu muazzam paralarla vasıflı, güçlü, üstün, mücahid Müslümanlar yetiştirilmediği, mutlaka olması gereken ciddî kurumlar kurulmadığı, yapılması vâcib işler yapılmadığı için İslam dünyasındaki kargaşa sürüp gidiyor. Bu gidişle, bu kafayla durumun düzeleceği de yok.

Ümmet birliği ve Hilafet olmadığı için bir buçuk milyarlık İslam dünyası, dokuz milyonluk İsrail ile başa çıkamamaktadır.

Emperyalist ve sömürgeci küfür ve nifak güçleri zaten paramparça olan İslam dünyasını; daha da parçalamak, bölmek, Müslümanları birbirleriyle savaştırmak için iblisâne projelerini hayata uyguluyor.

Ümmet birliği ve Hilafet olsaydı Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve daha nice İslam ülkesi böyle mi olurdu? Bu kadar Müslüman kanı dökülür müydü? Milyonlarca Müslüman gurbetlere düşer miydi? İslam şehirleri harabeye döner miydi? İrtidat (dinden dönüş), sapıklık, azgınlık bu kadar kudurmuş olabilir miydi? Müslümanların kafaları bugün olduğu gibi son derece karışık olabilir miydi?

Müslüman alimlerin, faqihlerin, gerçek şeyhlerin, aydınların, düşünürlerin temel vazifelerinden biri Ümmet birliği ve hilafetin tesisi konusunda halkı eğitmeleridir.

Bu hizmet nasıl yapılacaktır?.. Her ülkenin siyasî, kültürel, sosyal şartlarına göre yapılacaktır. Ne kadar yapılabilecekse o kadar yapılacaktır. Elde imkan, fırsat, hürriyet varken Ümmet birliği ve Hilafet için gereği gibi çalışılmaması bir intihardır.

(İkinci yazı)

Nepal zelzelesi bizi uyarmadı

Nepaldeki son büyük zelzele de bizi uyarmadı. O şiddette bir zelzele İstanbulda vuku bulsaydı neler olurdu?

Yer sarsılıyor, gök gürlüyor, biz hâlâ dedikodularla, polemiklerle, sen ben kavgalarıyla meşgulüz.

Bitmez tükenmez Cemaat-İktidar çekişmesi… Futbol alemindeki o yüz kızartıcı şikeler, rezaletler… Dönme medyanın o ar damarlarını çatlatan müstehcen resimleri.

Ehl-i dünya dünyada, ehl-i ukba ukbada, gurmeler leziz yemekler peşinde, zen-perestler karı kız avlamakla meşgul, zinacılar zina, ribacılar riba, binacılar yüksek bina yapıyor..

Şu memlekette ne kadar çok holigan ve militan peydahlandı.

En büyük kötülük paranın ana değer olması, putlaştırılmasıdır. Altın Buzağı dini…

Zelzele İstanbula yaklaşıyormuş, kimsenin umurunda değil.

Büyük şehrin muhtarları nüfus idaresine rapor göndermiş, yekun yapılmış, nüfus otuz milyonu aşıyormuş…

Resmî rakam 15 milyon, bendeniz 25 milyon diye yazıp duruyorum, meğerse 30’u aşmış da haberimiz yok.

Üzerine bina yapacak arsa ve arazi kalmayınca rantçılar şimdi gözlerini askerî arazilere dikmişler.

Gökdelenler… Rezidanslar… AVM’ler… Lök gibi meskenler… Para para para…

Para için kuduranların çoğu, paralarını yiyemiyor.

Zaten haram paradan ne hayır gelir ki…

Soru: İstanbul’da büyük bir zelzele olacak mıdır?.. Cevap: Bu konuda bütün uzmanlar, bir istisnasız olacaktır diyor…

İstanbul’da büyük bir zelzele olmayacak diyen var mı?.. Bir kişi bile yok.

Son büyük zelzele Adapazarı, İzmit, Gölcük, Yalovada olmuş, bu esnada İstanbul da sarsılmıştı. Şimdi sıra İstanbulda.

Son o büyük zelzele Allahın bir ihtarıdır diye yazan Yeni Asya gazetesi sahibi Mehmet Kutlulara ne yapmışlardı? Devlet Güvenlik Mahkemesine vermişler, hapse mahkum etmişler ve zindana koymuşlardı.

Zelzeleye karşı tedbir alınır mı? Elbette alınır. İlk yapılacak iş, 7 şiddetindeki bir depremde yıkılacak bütün binaları tahliye etmektir.

Büyük bir depremden sonra hayatta kalacak on milyonlarca halk hangi sahalarda, meydanlarda çadır kurup barınacaktır?

Bunların karınları nasıl doyurulacaktır?

Yaralılar nerelerde tedavi edilecektir?

İnsanlar tuvalet ihtiyaçlarını nerede giderecektir?

Büyük sayıdaki ölü nereye gömülecektir?

Su ve elektrik ihtiyacı nasıl karşılanacaktır.

Yağmacılık ve soygun nasıl önlenecektir?

Enkazla tıkanan yollar nasıl açılacaktır?

Önemli soru: Yardım bahanesiyle gelen süper devletin işgal donanmasına ve ordusuna karşı ne gibi tedbirlerimiz vardır?

Ööööf moralimize bozma beee!.. Bırak bunları da bize zevkli ve meraklı dedikoduları, kavgaları, polemikleri, şikeleri, manken futbolcu hikayelerini anlat biraz…

 

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte konu mehmet şevket eygi beyi bunu başlık yapmış beni çoktan beri konuşmamı nasıl muhatab aldığını konuştuk işte yazar kendini anlatıyor işte hatta 20 küsür yıldır okuyorum işte dedim bunu ilk satırlarında ele almış işte baya var konuşmamda onlarda var 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
ŞEVKİ BEYCİĞİM
Mehmed Şevket Eygi
30 Nisan 2015 Perşembe 00:00

YOLDA karşılaşıyoruz, boynuma sarılıyor, yazılarınızı yirmi küsur yıldan beri hiç kaçırmadan okuyorum ŞEVKİ beyciğim dedikten sonra soruyor: Şimdi nerede yazıyorsunuz?

Bir başka biri… Onunla Sultanahmet meydanında karşılaşıyoruz. Benden telefon numarası istiyor. Telefonu pek nadir kullanıyorum, size e-mail adresi vereyim diyorum. Adres alacak küçük bir defteri ve kalemi yok. Cebinden üç bin liralık bir telefon çıkartıyor, ayakta zar zor adresi ona yazıyor. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Hem adres, hem de benim üç bin liralık lüks telefonum var…

Onunla küçük mütevazı (ama yemeklerinin lezzetli olduğunu iyi bildiğim) lokantanın kapısında karşılaşıyorum. Buyurun size yemek ısmarlayayım diyorum. Aç olduğu belli ama lokantaya baktıktan sonra teşekkür ederim diyor ve kaçıp gidiyor.

Semiz gence, yaşı küçük olduğu için cesaret ediyor ve kilo vermesinin sağlığı için iyi olacağını söylüyorum. Pek hoşlanmıyor, suratını asıyor.

Tramvaya biniyorum. En gerideki sırada terbiyesiz bir çift sarılmış öpüşüyor. İlk durakta iniyorum, yoluma başka bir vasıta ile devam ediyorum.

Cebime MEDİNE HATIRALARI isimli küçük ama harika kitaptan bir nüsha koyuyor ve konferansa gelmiş başı örtülü on altı yaşındaki kız öğrenciye hediye ediyorum.

Sabah namazına bir camiye gidiyorum. Farz kılınacak, sadece sekiz kişi var, mihrapta sabit bir mikrofon duruyor. İmam efendi yakasına mandalla seyyar bir mikrofon takmaya çalışıyor, mandalı bozulmuş, tutturamıyor. Biraz uğraştıktan sonra kızıp mikrofonu öfkeyle yere atıyor.

Başörtülü genç bir hanım uzun ince topuklu ayakkabısıyla zorlukla yürürken bir yandan da elindeki dondurma külahını şap şap yalıyor.

Üniversite öğrencisi Müslüman genç cebinden çıkarttığı defterden bir sayfa kopartıyor. Kağıdın bir tarafı fare yemiş gibi… Berbat bir tükenmezle bir iki satır yazıp bendenize veriyor. Yazısı eciş bücüş, çirkin mi çirkin. Kağıdı kerhen alıyorum.

Ziyaretime gelen iki gence Avusturya malı (bendenize hediye edildi) Mozartkugeln çikolatalarından ikram ediyorum. Almıyorlar. Gece onlardan biri mail atıyor. Çikolatalar alkollüdür, bilginize… Araştırma yapıyorum, Avusturya’ya soruyorum, iki tür üretim varmış, bendekiler alkollü değilmiş.

Hürriyette okudum: Bir kişinin 850 liraya yemek yediği süper lüks bir lokanta açılmış. Statücüler gidiyormuş. Bugün giderler, yarın ve öbür günler, ben Altın Zıkkım restoranda yemek yerken diye anlatırlar her halde.

Dinî bir makama bir milyon küsur liralık lüks ve pahalı bir makam otomobili alınmış. Medya bunu tartışıyor. Bendeniz tartışmak istemem. Böyle bir binit İslama, Kur’ana, Sünnet uygun mudur diye sorarım.

Mafya teşkilatı sabahleyin dilencileri işlek yolun belli kısımlarına bırakıyor, akşama topluyormuş. Motorize mafyatik dilencilik… Terakki var… Buna karşı polis ne yapıyor?

Sovyetler Birliği ayakta iken Çernobil santralını işleten ve bir deneme yaparken, tesirleri hala devam eden o korkunç kazaya sebep olan Rus şirketi bizde de santral yapacakmış. Ne diyeceğimi bilemiyorum.

Hızlı hızlı gidiyordu. Sordum: Quo vadis? Yemekleri nefis ve leziz bir İskenderun lokantası açılmış, mideme bayram yaptırmak için oraya gidiyorum cevabını verdi. Parası olan deliye her gün mide bayramı.

Sultanahmet’ten geçiyordum. Birden bir gümbürtü koptu, gökten bardaktan boşanırcasına desibeller akmaya başladı.

Çağdaş, laik, Kemalist büyük gazetede aynı günde iki büyük haber yer alıyor. Biri önemli siyasî bir gelişme, diğeri cinsel münasebet esnasında orgazm…

Koskoca göbeği olan vatandaş suya harika bir formül katıyor, bunu akşam içiyor, sabahleyin göbeksiz, düz karınla kalkıyormuş. Bir kısım göbekli semiz vatandaşlar buna avuç dolusu para vererek satın alıyormuş. Birileri bu yolla zengin oluyormuş. Sağlık bakanlığı seyrine bakıyormuş. Sizin bunlara aklınız eriyor mu?

Pahalansın diye birileri patatesi stok yapmış, en ucuz gıda maddesi şimdi kilosu beş liradan satılıyormuş. Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) “Muhtekir mel’undur” buyurmuş. Bu muhtekirler kimlerdir?

250 bin liralık lüks otomobilini, beş lira park parası vermemek için kenara çekmiş. Muzırın biri arabanın kaportasını keskin bir madde ile çizmiş. Şimdi ateş püskürüyor. Be adam beş lira verip arabanı sağlama alsaydın a…

Israrla görüşmek istiyordu. Görüşmenin bir konusu var mı diye sordum. Yoook sadece tanışmak istiyorum dedi. Yazılarımı okuyor musunuz dedim. Okumuyorum, benim amacım sadece tanışmak dedi.

On dört yaşındaki öğrenciye kültürünü arttırmak için her gün internetten faydalı on konuyu indirip öğrenmesini söyledim. Boş vakitlerimde konsol oynuyorum, bu dediğiniz şeye zaman bulamam dedi.

Epey oluyor, misafirlerime tavuklu pilav ikram etmiştim. İçlerinden biri bu tavuk helal mi sordu. Onu bir daha çağırmadım.

Gençleri, içlerinde zerre miktarı gurur ve kibir kalmayıncaya kadar eğitmek gerek. (Büyüklere olan olmuş bari gençler ıslah edilsin.)

Açık saçık kadın namaz kılmıyor, nice azgınlığı işliyor, Ramazanda oruç tutmuyor, zekat vermiyor, itikadı çok bozuk… Bu kadına, şu veya bu duayı şu kadar sayıda okursan dileğin yerine gelir deniliyor. Nasıl oluyor bu iş? Duaların kabul şartları yok mudur?

Üniversite bitirmiş, kapı kadar diploması var, elifi görse mertek sanıyor. Bu nasıl okumuşluktur?

30.04.2015

 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte yazarın birinci başlığındaki çoğu konuşma bana ait gelelim yazarın ikinci yazı başlığına ben muhbire dedimki yazarın nedense meil adresi yok kendisine gelen meil diyor halbuki 10 yıldır bir meil adresi yokki işte asıl bunu konuşmamın sebebi kendisine gelen bilgiyi meilden gelmiş gibi açıklıyor aslında ben geçen cumartesi günü isithbaratçıdan geldi benim konuşmam sabahleyin analiz etti dedim başlığ halimiz gelen meilden anlaşılıyor diye başlığı var aşağıda bakın neyse bilgiler gitti işte yazar açıklıyo anlayın işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Yapılamayan Mozaik Tablo
Mehmed Şevket Eygi
29 Nisan 2015 Çarşamba 00:00

ÖBEK öbek, yığın yığın, çuval çuval mozaik parçaları var. Bunlar Türkiye tablosunun mozaikleri. Tablo yapılmamış, küçük parçalar karmakarışık darmadağınık, alt alta üst üste duruyor.

Bütün üzerinde duran yok, herkes işine gelen renkteki bir veya birkaç parçayı ele almış, onlardan bahs ediyor. Kızgın kızgın insanlar birbirlerine, küfür ederek, hakaretler savurarak mozaik parçaları fırlatıyor.

Bu mozaikleri birleştirip Türkiyenin tablosunu resm edecek bir kişi veya birkaç kişi var mıdır? Varsa bu işi niçin yapmıyor?

Bu, bir kişinin başaracağı bir iş değilse niçin mozaik sanatından anlayan bir ekip buna girişmiyor?

Mozaikler birleştirilse ve tablo bütünüyle ortaya çıksa acaba nasıl bir manzara çıkacak ortaya?

Türkiye siyasî açıdan nereye gidiyor? Siyasetimiz temiz mi, kirli mi?

İktidar-Cemaat savaşının sonu ne olacak? Taraflardan biri kazanacak mı, yahut savaşı ikisi de kaybedecek mi?

Türkiye sağlıklı dengeli istikrarlı bir toplum mudur, yoksa hasta mıdır?

Ülkenin, halkın, devletin geleceğinin garantisi olan eğitim sistemi iyi midir, kötü mü?

Yüzlerce üniversite toplumu aydınlatıyor, doğru yola yönlendiriyor mu?

Şeffaf, temiz, ahlaklı, faziletli bir ülke miyiz?

Medenî miyiz, bedevî mi?

Millî kimliğimize ve kültürümüze yeteri kadar sahip çıkıyor muyuz?

Sistem veya düzen iyi mi, kötü mü?

Şu eli bayraklılar ne yapmak istiyor?

Bizim tablomuz niçin Japon estamplarına benzemiyor?

Büyük mozaik tabloda birtakım Türkçe yazılar var. Halkın yüzde doksan beşi bunları okuyamıyor. Bu cahilliğin sebebi nedir?

Türkiyeyi dış düşmanlara karşı korumakla yükümlü ordu, 1960’dan bu yana niçin üç darbe, bir de post-modern darbe yapmıştır?

Mozaik tabloda bol ve aşırı miktarda altın parçalar yer alıyor. Bu kadar altın nereden geliyor?

Türkiyenin, Güney Kore gibi dışa açılan güçlü elektronik ve otomotiv sanayii var mı, yok mu? Yoksa niçin yok.

Mozaikler birleştirilince tabloda bir yığın gökdelen görülecektir. Bunlar iyi midir, kötü mü?

Ülkede iç barış, toplumsal mutabakat var mı, yok mu?

Şehirler, binalar güzelleşiyor mu, çirkinleşiyor mu?

Maalesef ortada tablo yok ve bu sorulara doğru cevaplar verilemiyor.

Türkiye, parçaları birleştirip de tabloyu yapacak geniş ufuklu, engin kültürlü süper dahi çocuklarını yetiştirememiş.

Bakacak görecek fikir edinecek bir resmimiz yok. Ressam yok ki, resim olsun.

İktidar her şey yolundadır, Altın Çağ yaşıyoruz derken, muhalefet felaket çanları çalıyor.

Tablonun çeşitli yerlerinde öbek öbek Müslüman gruplar görülüyor. Tevhid ve ittihad dinine mensup Müslümanlar niçin birlikte değiller?

Müslümanların arasına sızmış kurtlar, şeytanlar, sırtlanlar, çıngıraklı yılanlar var. Nereden gelmiş bunlar.

Ayasofya’nın üzerinde toplanmış kara bulutlar… Davullar zurnalar… Yiye yiye şişmiş kimseler, açlar sefiller… Tabloda ne kadar çok kötü kadın yer alıyor. Ne çok umumhane var. İçip içip zil zurna sarhoş olanlar. Lüks binitlerle gezen mağrurlar, kibirliler. Cebinde binlerce liralık telefonu var, kalemi bir liralık döküntüler. Türediler türediler türediler.

Tablonun orta yerinde Vezüve benzer bir yanardağ yer alıyor. Kraterinden dumanlar çıkıyor, kızıl lavlar aşağıya akıyor.

Deniz kenarındaki rıhtımda Titanic, yolcularını ve yüklerini almış, halatlarını çözmüş okyanusa doğru açılıyor.

Gemide lüks ve israf var, orkestralar çalıyor, danslar ediliyor, yeşil çuhalı masalarda oyunlar oynanıyor, şampanyalar patlatılıyor. Şık ve şuh kadınların boyunlarında inciler, pırlantalar kelep kelep.

Quo vadis Titanic? 

(İkinci Yazı)

Bir Mail, Eski bir Hatıra

AŞAĞIDA metnini okuyacağınız mail’i, kadim okuyucularımdan bir zat bir yayınevine göndermiş, oradan bendenize ulaştırdılar. Eski hatıraları canlandırdığı için sütunuma derc ediyorum.

**

(Yayınevi sorumlusundan rica ediyorum: Muhterem Şevket Eygi Bey’e ulaştırılmak üzere bu mektubumu 3-4 kanaldan iletmiştim; kendisine ulaşmadığını düşündüğümden son olarak bir de sizin kanalınızdan gönderiyorum. Lütfen kendisine ulaştırmanızı rica ediyorum.)

Azîz ağabey, kadîm ağabey… Aşağıdaki ifadelerim RİSALE HABER sitesinde yayınlanmış bir yazınız üzerine, epeyce bir süre önce size hitaben yazdığım ve kendi “face” sayfamdan size ulaştıramadığım bir hasbihalimdir, inşaallah şimdi ulaşır.

Esselamü aleyküm muhterem Mehmed Şevket Eygi ağabey!..

Sizinle şahsen tanışmadım. Neredeyse yarım asır önce zatınızın mübarek davetleriyle “Toplu Sabah Namazları”nın genç ve ateşli bir aktivisti idim. Sizi o sabah namazlarından birinde sizi bir fecir vakti sanırım Adapazarı’nda abdest alırken görmüştüm.

İzmir Hisar Camii Toplu Sabah Namazına ise o gün akşama yakın geç haber aldığım Mengen’den karayolu ile uçarcasına yetişmiş ve tam namaz kılınırken cami girişindeki bombalamaya şahit olup barut kokuları altında cemaat-i kübra ile namaz eda edilirken, İmam Efendinin SAFF SÛRESİ’nden “Yürîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim....” âyetlerini tilâvet ederken adeta münkirlere “Bu Dîn-i mübîn-i İslâmın nurunu söndüremeyeceksiniz… ne ellerinizle ne de ağızlarınızla… asla!..” diye haykırdığına sizinle beraber bizzat şahit olmuştum. İlk evladım Muhammed Nurullah Keskin doğduğunda ise “Bugün Gazete”nizde başlığın sağ tarafında RİCA başlıklı gayet veciz bir ilânla mü’min kardeşlerimden dua istemiştim. Şimdi o oğlum 47, ben ise 71 yaşında emekli bir öğretmen olarak 52 yıl önce Risale-i Nur ile çıktığım Cihâd-ı Manevînin İstanbul-Anadolu yakasında el’an aktif bir hâdimi olarak hayatımı sürdürmekteyim. Risale-i Nur’dan haberler veren bir sitede Üstadımız Hazretlerinden ve hakikî Nur Talebelerinden övgüyle bahseden yazınızı görünce hislendim ve bu satırları karaladım. Allâh sıhhat ve afiyetlerle sizi ve bizi İslâmî Îmanî hizmetlerde uzun yıllar (muhlisen lillah) dâim, qâim ve istihdam eylesin. Âmîn. Bi hürmeti Seyyid-il Mürselîn. Teoman Keskin. /tkeskin44@gmail.com/

**

Yaşı müsait olmayan okuyuculara:

1968’de, sahibi bulunduğum BUGÜN gazetesi, birçok yerde olduğu gibi İzmir’de toplu sabah namazı tertiplemiş, bendeniz de katılmıştım. Kırk bin kadar cemaat vardı. Tam farz namazı kılınırken, camiye yakın bir çiçekçinin saksıları arasına saklanmış olan el yapımı bir bomba patlatılmış, lakin cemaatten bir kişi bile namazı bozmamıştı. Çok şükür herhangi bir can kaybı da olmamıştı. O patlama sırasında cemaat paniğe kapılmış olsaydı, Allah saklasın nice kimseler ayak altında kalabilirdi… Daha sonra polis bomba koyanları yakalamıştı… Bu hadisenin ayrıntıları o günün gazete koleksiyonlarından öğrenilebilir.

29.04.2015

 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyorduk işte konuyu ben açtım dedimki cumartesi günü jandarmaya telefon açtım istihbarat şubesine sürekli mehmet şevket eygi beyin köşesinde muhatab alınıyorum dedim muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin kösesinde dedim ne konuşsam işte dedim bu olayı muhbire masustan ben açtım durumu arzediyim diye tabi bilgi gidecek yazara işte beni bu kadar muhatab almayın işte demek istedim ama böyle yüzlerce olay var hiç sonuç vermiyor işte neyse yazara bilgi ulaşmış işte yazarın en sonunda olayı açmış işte yazılarımı beğenmiyen lütfen okumasın diyor yanlış analiz neyse işte böyle 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bendeniz Hoca ve Âlim değilim
Mehmed Şevket Eygi
28 Nisan 2015 Salı 00:00

BU fakir din alimi değilim, dinî tahsilim yoktur.

Din hocası veya başka bir hoca da değilim.

Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu okuryazar bir vatandaşım. Her gün hem okurum hem yazarım. Bu konuda yemin etsem başım ağrımaz. (Yedek yazım olduğunda bazı günler yazmayabilirim.)

Kendime aydın demem. Aydın olmak o kadar kolay ve ucuz değildir.

Zaruriyat-ı diniyeyi, ilmihal bilgilerini gazeteci lisanıyla yazmak hususunda muhterem bir zattan icazetim vardır.

Müftü değilim, fetva veremem.

Kur’anla, Sünnetle, icmâ ile sabit, üzerinde tam ittifak bulunan zaruriyat-ı diniyeyi inkar eden kafir olur demek fetva vermek değildir.

Her Müslüman gibi İMAN, İSLAM, KUR’AN, SÜNNET, ŞERİAT, FIKIH, ÜMMET, İMAMET, İSLAM AHLAKI, İSLAM MEDENİYETİ taraftarıyım, aklımın erdiği kalemimin yettiği kadar bunları savunurum.

Dine zarar veren her türlü cemaat hizip grup holiganlığına, militanlığına, fanatizmine karşıyım.

İnançla ilgili konularda İmam Mâturidî hazretlerine bağlıyım.

Fıkıhta imamım Ebû Hanife hazretleridir.

Muhiblik konusunda bilgi vermem.

Şeriata yüzde yüz mutabık olmak şartıyla tarikata ve tasavvufa taraftarım.

Müslümanım ama İslamcı değilim.

Bid’at ve dalalet fırkaları ile Ehl-i Sünneti bir tutmam. Gurabiye sapık fırkası ile Ehl-i Sünneti bir tutmayı büyük cahillik ve hıyanet bilirim.

Günahları, kusurları, hatâları, yanlışları da olsa bütün mü’minleri kardeş bilirim.

Profesyonel gazeteci değilim, sarı basın kartım bile yoktur.

İslamın ve Ümmetin kiralık askeri, ağlayıcı karısı durumuna düşmek istemem.

Kendini beğenmeyi öldürücü bir ayıp ve günah olarak görürüm.

İslamî kesimin arivistleri içinde olmak istemem.

Becerebildiğim kadar kendimi hor ve hakir görürüm, nefsimi tebrie edip aklamam.

Yazılarımı beğenmeyen din ve iman kardeşlerimin ellerinden öper ve lütfen okumayın derim. Haklı veya haksız, edeb ve uhuvvet dairesi içinde yapılan tenkitler dolayısıyla Müslümana düşmanlık etmeyi eşeklik bilirim.

Hayır dua eden çıkarsa çok memnun, müteşekkir ve minnettar kalır, bahtiyar olurum.

(İkinci yazı)

Ermeni Meselesinin İki Yüzü

BUGÜN Ermenistan’ın başkenti olan Erivan, 19’uncu yüzyılda bir Türk ve Müslüman şehriydi. Ermeniler Van’ı istiyor da, bizler niçin Erivan’ı istemiyoruz?

Bu konuda Samet Serdariyan’ın yazmış olduğu “İrivan Müslümanlar Yurdu idi” başlıklı kitabını Türkiye Türkçesine çevirtip yayınlamak için 2008’de teşebbüse geçmiştim ama imkansızlıklar yüzünden başarılı olamamıştım.

1915 tehcir hâdisesi için ilmî bakımdan, kendimizi savunmak açısından gereği gibi hazırlanmadık.

Son beş sene içinde bu konuda çeşitli dillerde yüz milyonlarca broşür, afiş, kitapçık, kitap yayınlamış olmalıydık.

Onlarca internet sitesi kurmalıydık.

Uluslararası etkili konferanslar, seminerler tertiplemeliydik.

Bunları yapamadık. Kırsal kesim taşra zihniyetiyle böyle faaliyetler başarılamıyor.

İlgililerin, sorumluların, vazifelilerin nicesinin Aaargh sitesindeki ARMENİCHANTAGE ilmî araştırma dergisinden haberleri var mıdır acaba?

Yüzlerce üniversitemiz var. Ermeni meselesi, tehcir hadisesi konusunda Türkiyeyi savunmak için ilmî yayınlar yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı?

Eskiden bazı hizmetler yapılamadığı zaman, yapılamaz tabiî, çünkü para yok deniliyordu. Şimdi para çok ama yeterli hizmet ve faaliyet yine yok.

Bendeniz sade bir vatandaş olarak bu konuda Ahmed Refik’in “İki Komita İki Kıtal” küçük kitabını senelerce önce yayınlamış bulunuyorum. Bu kitap iki kısma ayrılır. Birincisinde Ermenilere yapılanlar, ikincisinde Ermenilerin Türklere ve Müslümanlara yaptıkları anlatılır.

Geçmiş yıllarda bu konuda bana bir vazife verilmiş olsaydı, bunu ücretsiz ifa etmeye çalışırdım ve elden geldiği kadar âdil ve insaflı olurdum.

1915’te Osmanlı devleti durup dururken Ermeni tehciri yapmamıştır. Doğu cephesinde Rus ordusu ilerliyor ve Ermeni çeteleri düşman ordusunu kurtarıcı gibi karşılıyordu. Devlet Ermenileri zarar veremeyecekleri güvenli bölgelere sürmek zorundaydı.

İşte bu tehcir esnasında birtakım zulümler yapılmıştır ama bunları Devlet değil, eşkıya yapmıştır.

Türkiye düşmanı Ermeniler gerçeklere sadık kalmamakta, konuyu çok abartmaktadır.

Bu Ermeni meselesinde, en azından son on yıl içinde, deha çapında bir Propaganda Bakanı, çok güçlü, vasıflı, vatansever bir ekiple gece gündüz çalışmalıydı.

Bakanlığın ismi ERMENİ İŞLERİ BAKANLIĞI olabilirdi. Bu isim sakıncalı ise başka bir isim verilebilirdi.

Her işte olduğu gibi Ermeni meselesinde de Türkiye’nin belini büken iki büyük kötülük vardır. Birincisi: Kırsal kesim taşra bedevî zihniyeti… İkincisi: Her hizmetin paraya, menfaate endeksli olması.

Yıllarca önce uyarmıştım… İşte 2015 Ermeni tehcirinin 100’üncü yıldönümü geldi çattı. Tamamen hazırlıksız yakalandık.

Ermeni meselesi ve tehciri iki yüzü olan bir madalyon gibidir. Birileri bizim aleyhimizdeki yüzünü çok iyi işlediler, biz ise kendimizle ilgili yüzünü onlar gibi işleyemedik, gerekenleri yapamadık, vazifemize hıyanet ettik.

Kendini savunmaktan acizlere acımak mı lazım, kızmak mı?

1915 tehcirini inceleyip ilmî kitap yazabilmek için sadece Türkçe bilmek yetişmez, onun yanında Ermeniceyi de iyi bilmek gerekir. Bizim tarihî araştırmalar yapabilecek kadar Ermenice bilen kaç elemanımız, tarihçimiz var? Mangalda kül bırakmayan beyler cevap versinler!..

Ermeniler, 1915 tehcirinin intikamını büyük sayıda Müslümanı katl ederek fazlasıyla almışlardır. Düşman Rus ordusu bir nebze korumamış olsaydı o bölgede bir tek Müslüman kalmayacaktı.

(Arzu edenler Bedir Yayınevinden İki Komita İki kıtal kitabını alıp okuyabilir.)

Ermeni meselesi konusunda hizmet verecek kaç Muhsin Çelebi’miz vardır? (Pembe İncili Kaftan hikâyesindeki…)

28.04.2015

 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle konuşurken güzel şehirlerden konu açıldı işte şimdede dedim binaları koydular şehir ne hale geldi dedim işte bu kadar sonrası yazar arkasını getiriyor işte 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Her Çirkin Bina bir Şiddet Hareketidir
Mehmed Şevket Eygi
27 Nisan 2015 Pazartesi 00:09

BİR yere çirkin bir bina yapılınca, başta aydınlar olmak üzere halkın büyük kısmının isyan ve protesto etmesi gerekir. Mimarlık sanatı bakımından çirkin bir bina dolaylı bir şiddet hareketidir.

Ormanlar, kıyılar, tabiat güzellikleri tahrip edilince yine halk yasal sınırlar içinde ayaklanmalıdır.
İstanbul korkunç derecede çirkin binalarla dolduruldu, isyan misyan yok.
Yanlışlıklara, kötülüklere, çirkinliklere isyan etme şuurunu kaybeden bir toplum ağır hastadır.
Evcil veya vahşi hayvanlara yapılan çirkin zulümler de protesto edilmelidir.
Kötülüklere, çirkinliklere kanıksayan bir toplum bozulmaya mahkumdur.
Adamcağız yemek yemiş, ağzının kenarında salça bulaşığı kalmış. Böyle bir şey görenleri rahatsız etmelidir.
Bazı evlere, bürolara gidiyorum. Duvara asılı bir levha çarpık duruyor. Hemen düzelttiriyorum.
Camiye gidiyorum. Ana kapının yanında veya görünür bir yerde saplı bir süpürge duruyor. Rahatsız oluyorum.
En pasaklı insanlar bile, halıyı kaldırıyor, süprüntüyü altına koyuyor, bizde bazıları bunu bile yapmıyor.
Şu güzelim Türkiye’yi birileri, batasıca bir zihniyet çöplüğe çevirdi.
Türkiye vatanımızdır, çöplüğümüz değil.
Vatandaş mââile pikniğe gidiyor, bir ağacın gölgesinde yiyip içip eğleniyor. Akşam dönerken orasını mezbelelik halinde bırakıyor. Bu bir ahlaksızlık ve çirkinliktir.
Okumuş bir kimsenin Türkçeyi doğru ve güzel konuşamaması ve yazamaması da bir çirkinlik ve kötülüktür. Adam üniversite bitirmiş, konuşamıyor, eee eee eee deyip bocalayıp duruyor.
Tarihî bir camiye gidiyorum, mihrabın iki yanında iki berbat saat. Rahatsız oluyorum.
Geçenlerde bir İmam-Hatip mektebine gitmiştim. Kantinin önünden geçerken, “Ders saatlerinde yiyecek içecek satılmaz” levhası gördüm. Eciş bücüş, yırtık pırtık bir kağıttı. Üzüldüm kızdım.
Çok yazdım, yine yazayım: Hiçbir medenî insan, cep defterinden bir sayfa kopartıp üzerine yazı yazıp birine vermez. Çünkü bu kağıdın üç tarafı düzgündür, kopartılan tarafı ise fare yemiş gibi tırtık tırtıktır, bozuk ve çirkindir.
Adam süper zengin, evine gidiyoruz, kitch eşya ile dolu. Rezalet!
Kibar, medenî, efendi bir kimse hiç pahalı ve lüks telefonu ile övünür, caka satar mı?
Medenî kişi cebindeki güzel kalemden ve zarif defterden anlaşılır.
Be adam, çuvalla para kazanıyorsun, ofisindeki yazıhane masasının üzerine birkaç sanatlı obje koysana. Duvarına birkaç sanat eseri assana, yere küçük ama güzel bir halı atsana.
İnsanlar toplum halinde yaşıyor. Gözlerin rahatsız olmaması için elbiselerin derli toplu, güzel, rabıtalı olması gerekir.
En soğuk günlerde mini etek giyen kadınları yadırgıyorum. Soğuktan geberecek, yine bacaklarını teşhir ediyor.
Otobüste kalabalığın içinde sarılıp öpüşenler çirkinlik sergiliyor. Ben onun özel hayatına karışmam ama o da beni rahatsız edecek davranışlardan kaçınmalı.
Bütün kötü, yanlış şeyler çirkindir.
Sapık resmî ideoloji büyük çirkinliktir.
Kimsesiz yetim çocuklara tecavüz edilmesi çirkinliktir.
Lise mezunu bir kimsenin el yazısının çok ilkel ve cahilce olması yüz kızartıcı bir çirkinliktir.
Altmış yaşındaki kart play boy’un, yirmilik delikanlının giyebileceği kıyafetle gezmesi çirkinliktir.
Yine altmışlık karının boyacı finosu gibi makyaj yapması, her tarafını açması çirkinliktir.
İstanbulda çocuk parkında karı satılması öyle bir çirkinliktir ki, bütün Türkiyeyi çirkin çirkin kokutmaya yeter de artar.
Cuma hutbesinde edebiyat, vurgu hatası, cümle düşüklüğü yapılması çirkinliktir.
Efendim diyeceği yerde aha oha demek çirkinliktir.
Birine bir adres sordu, o da gösterdi, efendim yardımcı olduğunuz için size çok teşekkür ediyorum demeden ayrılması çirkinliktir.
Önemli bir kurumun çatısı altında ana avrat küfür etmek, yumruk atmak, tekmelemek çirkinlik değil de nedir?
En ufak trafik kuralının ihlali bile tehlikeli bir çirkinliktir.
Bütün çirkinlikleri protesto ediyorum. Onlar yüzünden huzurum yok.
(İkinci Yazı)
Ekmek Yememeliymiş!
BİR beslenmeci, sağlıklı beslenmek, şişmanlamamak için ekmek yenmesin demiş!
Temel gıdası buğday ekmeği olan bir ülkede bu lafı etmek hafiflik değil de nedir?
Buğday, Allahın insanlarda en büyük nimetidir. Elenmemiş tam buğday unundan sağlıklı bir şekilde yapılan ekmekte, insanı sıhhatli yaşatacak, ayakta tutacak, zinde kılacak her şey vardır.
Buğday ununu eleyip eleyip bembeyaz, en beyaz, daha beyaz, süper beyaz undan ekmek yapmak kolektif bir cinayet ve soykırımdır.
En iyi, en mantıklı, en sağlıklı, en kolay diyet hiç elenmemiş tam buğday ekmeği ile yapılır.
Tam buğday ekmeğinin yanında sağlıklı peynir, zeytin, domates, elma bulunursa tam bir ziyafet olur.
Şifalı şeyler çok yenirse zarar verir.
Hiç katışıksız tabiî bal… Günde bir tatlı kaşığı yenirse şifa olur, yarım kavanoz yenirse hastahanelik eder.
Hükümetin beyaz ekmek yapımını yasaklaması gerekir. Bunu yapamıyorsa, her fırında ve marketlerin ekmek bölümünde devamlı olarak beyaz ekmek tüketmenin sağlığa zararlı olduğuna dair büyük afişler bulunmalıdır. Sigarada yapıldığı gibi…
Yakın zamanlara kadar dünyanın sayılı tahıl ambarlarından olan ve ürettiği buğdayın fazlasını ihraç eden Türkiyenin bugün her sene üç milyon tondan fazla buğday ithal etmek zorunda bırakılması bir cinayet ve hıyanettir.
Her gün beş milyon ekmeğin çöpe atılması da, israfın ötesinde yine bir cinayet ve hıyanettir.
Bendenize itimad eden muhterem okuyucularımdan rica ediyorum.
1. Evinize beyaz ekmek sokmayınız.
2. İstanbulda Halk Ekmeğin ürettiği kepekli ekmek çok ucuzdur ve çok lezzetlidir.
3. Parası olanlar Halk Ekmeğin ürettiği ve ambalaj içinde sattığı ekolojik buğday ekmeğinden alsınlar. Güvenli olmak şartıyla başka markalar da alınabilir.
4. Esmer ve kepekli görünsün diye içine gıda boyası konulan ekmekler zehirler, uzun vadede öldürür. Böyle yapanlar halk düşmanıdır.
5. Zayıflamak, perhiz yapmak isteyenler ölçülü miktarda kepekli doğal ekmek yesin.
6. Ekmek ulu nimettir, onu bayatladı kurudu diye çöpe atanlar nimet haini ve nankördür.
27.04.2015
 

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY KONYA JANDARMA OLAYI 
cumartesi günüydü işim vardı çarşıda işimi bitirdim işte konyada adliye sarayı var eski orda aklıma geldi ceptem jandarma istihbarat şubesini aradım işte dedimki bana istihbarat şubesini bağlarmısınız onlarda sağolsun bağladılar aslında basit bir mezu edicektim bir subay sağolsun buyur ne iştemiştiniz dedi ben kadir abi dedim buyur etti sağolsun abicim bir not alırmısın dedim evet dedi bir isim vericem tama dedi dinliyorum işte bir muhbriniz var çok önceden deşifre oldu onunla bir olayı konuşmuştuk dedim evet dinliyorum dedi ben süreki muhbirlerin yanında ister istemez konuşuyorum işte dedim evet sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim evet dedi bizi muhatab alması bizim gibi cahilleri eğitmek için muhatab alma var ben bunu normal karşılıyorum dedim ama bu  yazarın 6000 sayıyı buldu diğer olaylarda 27 senede 300000 bilgi analizini budu bunu bir kesssek olmazmı dedim kafam ağrıdı işte  haklısın dedi hatta o deşifre olan muhbirin azını aradım 70 milyonda bazı kişileri kiritere uyan kişileri istihbarat teşkilatı şeçiyor dedi muhbirinizden böyle bir bilgiyi aldım azından dedim emniyet istihbartındaki şu kişide bizi muhatab alması eğitmek için devlet bizi muhatab alıyormuş öyle söyledi dedim subayda dediki kadir kardeş sen o muhbi,rlerin yanında konuşmasan olmazmı dedi bende valla iyi bir konuya girdin dedim google arama motorunda ben hala kaşınıyorum diye yaz  bir vep sitem var oraya bir bakta beni belki anlarsın dedim  nasıl dedi yahu ben muhbirinizi yanında bişey konuşmadım ayağımı çarap sıkıyordu hafifçe kaşıdım bilgi olarak gitmiş sabahleyin yazar köşesinde muhatab almış dedim bitlendi pirelendik kaşınmıyoruz diye hatta hafiçe az bişey kaşınır sonra soyunur dmkünür banyo yapar diye yazısı var dedim oda sen pazartesi günü gel dedi bende izin alamam işyerinden 2006 beri bu şubeyle görüşüyorum olmuyor en son 2014 1 ağustostosta iki subay geldiler gene olmadı bu şubeye 2009 kaç kez geldim gene olmadı bende sinirlendim başladım  subaya tehdit etmeye oda kadir kardeş bizi tehdit etme dedi bende edersem ne olur dedim baya atıştık işte işte bu atışma olayı bilgi oarak gitmiş sabahleyin pazardı yazar kendini eleştirme gibi anlamış sitem ediyor falan işte hatta kendisine gelen bilgiyi jandarmadan değilde meil atılmış gibi yazmış hatta kendisinin meil adresi yok vermiyor hangi kişi meil attıysa hatta benim bir adresim var facede oraya bakın dedim anlarsınız dedim birde yazar imla hatası diyor işte yeteri kadar ben ilk okulda başka okumadım tabiki hata olacak neyse muhbir imam hatipliydi o konuyuda ele almış yazısında işte böyle gene muhatab alma var hatta ben subaya dedimki bu olaylar devam ederse internette yayınlarım dedim oda yayınla dedi kızdı oda bizi tehdit ediyorsun diye not: ikinci yazıda binalarda çatlaklar oluşmuş diyor o konuşmada saat  1 :30 civarında başka yerden konuşmamız ikinci başlık yazısında 
 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Halimiz Mail’lerden Anlaşılıyor
Mehmed Şevket Eygi
26 Nisan 2015 Pazar 00:00

HALKIN bir kısmının kültür ve ahlak durumu, gazete yazarlarına gönderilen mail’lerden anlaşılıyor. Bana bir mail gönder, ben senin kim olduğunu söylerim…

Üç bine yakın İmam-Hatip lisesi olduğu söyleniyor. Bu liselerde niçin güçlü bir kültür ve ahlak terbiyesi verilmiyor?

Liselerimizde niçin doğru dürüst mantık okutulmuyor. Mantıktan önce zengin ve edebî Türkçe’nin de okutulması öğretilmesi gerekir.

Mao zamanında Çin’de insanlar fakirlikte eşitlenmişti. Bizde de cahillikte eşitleniyor.

Fransada lise sonunda bitirme imtihanı, üniversiteye girebilmek için bakalorya sınavı veriliyor da bizde bunlar niçin yok? (Eskiden benim zamanımda vardı.)

Eski bir Maarif Nâzırı (Millî Eğitim Bakanı) “Şu mektepler olmasa Maarifi ne güzel idare edeceğim” demiş. Şimdi doğru dürüst mektep var mı yok mu?

Liselerde cebir geometri fizik kimya okutuluyormuş. Pöh!.. Önce edebî dil öğretsenize. Kaldı ki, cebir geometri de yeterli şekilde öğretilemiyor.

Parayı en büyük ana değer kabul eden, başka bir tabirle paraya endeksli bir halk elbette adam olmaz.

Siz, 1928’den öncesini okuyamayan cahil bir milletin medenî, kültürlü, üstün olacağını mı sanıyorsunuz?

Gazetelerdeki mail’lere göz atınız. Cümle düşüklükleri… Gramer ve noktalama hatâları… Mantıksızlıklar… Bazısında nezakete aykırı kaba ve hakaretâmiz bir üslup…

Birbirimize niçin efendice, saygılı, medenî üslupla hitap edemiyoruz?

Fikrini, görüşünü beğenmezsen elbette tenkit edebilirsin ama kısa da olsa gerekçeli bir şekilde ve efendice. Küfür etmek, sövüp saymak, aşağılamak, kaba ve galiz ifadeler medenî insanlara yakışmaz.

Tepeden tırnağa alay konusu olan insanlar başkalarını tahkir, tehcil ve tezyif ediyor.

Herkes böyle değil çok şükür. Efendice yazanlar da var. Bazı okuyucu maillerini okuyunca kibar üsluplarından dolayı yazanların ellerini öpesim geliyor.

Millî Eğitim, okullar gençlerimizi, yeni nesilleri iyi yetiştiremezse biz onları nerelerde yetiştireceğiz?

Efendim… Teşekkür ederim… Estağfirullah… demesini nerede ve nasıl öğreneceğiz?

Tenkit ettiğimiz kimseye beyefendi veya hanımefendi demeyi bize kimler öğretecek?

Bir örnek vermek istiyorum:

Kemalist yaşlı bir yazar, 1923’te kurulan cumhuriyetin laik bir cumhuriyet olduğu koca yalanını yazmış. Efendi bir Müslüman ona şu mail’i atıyor:

“Muhterem beyefendi… İddianız tarihî gerçeklere uymuyor. 1923 cumhuriyeti bir İslam cumhuriyeti idi. Devletin Dolmabahçe sarayında oturan resmî bir Halifesi vardı. Medenî Kanunu Mecelle idi. Hafta tatili cumaydı. Cumhurbaşkanının eşi Latife hanım sımsıkı tesettürlü idi. Toplu taşıma vasıtalarında kadınlarla erkeklerin yerleri ayrıydı. Medreseler, tekkeler, kadılıklar açıktı. Sizi gerçekleri çarpıtmamaya davet ediyorum. Saygılar… İsim soyadı.”

(İkinci Yazı)

Herif Biraz da İyi Şeyler Yazsana

BE herif biraz da iyi şeyleri yazsana, bu memlekette hiç iyi iş olmuyor mu, yok mu?

Peki şu sizin iyi şeyleri de yazayım:

Faiz aşağı faiz yukarı… Memleket Faizistan oldu…

İstanbulda mantar gibi gökdelen yapılıyor… AVM’ler de öyle…

Müstehcen yayınlar seks cinayetlerini ve tecavüzleri patlattı.

İnşa halindeki Körfez köprüsünün çelik halatı kopmuş… Japon mühendis intihar etmiş.

İstanbul’un kuzeyindeki şehrin akciğeri ormanlar yapılaşmaya ve betonlaşmaya açılacakmış…

Yurtta sulh cihanda sulh; kavga gürültü savaş çarpışma…

Enflasyon yükseliyormuş…

Zayıflamak isteyenler hiç ekmek yememeliymiş… Ne yesinler?.. Ekolojik sağlıklı pasta yesinler pasta…

Binanın her yerinde çatlaklar oluşmuş…

Gemi dalgaları yara yara, bata çıka, korkunç fırtınalar içinde yol alıyormuş…

Herifin iki diploması var, elifi görse mertek sanır…

Aşırı sür’at sonunda kaza yapan lüks otomobildeki zengin gençlerin üçü ölmüş, biri ağır yaralanmış.

Suriye yangın yerine dönmüş…

Yemende camiye bomba konulmuş, yüzden fazla Müslüman ölmüş…

Pakistan ordusu Taliban Müslümanlarına karşı hücuma geçmiş…

İrak’ta Şiî milisler IŞİD’tan zalim çıkmış…

Bazı laik gazetelerden başlıklar: Orgazm… Şehveti arttıran formüller… Yayında elbisesinin askısı kopan fingirdek kadının memeleri göründü… Turist karı İstanbulda birkaç gün içinde seksen erkekle yatmış… Leblebi peynir ve kadın satışları artmış…

Yaklaşan Ramazanda pideler susamlı mı olsun, çörek otlu mu?

Kızın biri fırında dört erkeğin arasında çırılçıplak yakalanmış. Polise, onlar bana hamur açmasını öğretiyordu demiş.

Çocuk benden değil diye haykıran herif karısını doğramış…

Arslanlar zebrayı parçalamış (Kanlı resimleriyle birlikte).

Adam kocaman bir ekmek lokmasını çiğnemeden yutmuş, ölümden dönmüş, ekmeğin içinde jilet varmış, vatandaşın derununu parçalamış.

Birinin sihirli formülü bir gecede en büyük göbekleri eritiyormuş… Formül sahibi zengin olmuş, içenler bir hoş olmuş…

Nevruz münasebetiyle İstanbul üniversitesi yangın yerine dönmüş…

İstanbulun çevresinde her yer yüksek inşaatla doluymuş. Bunlar iskana açılınca trafik düzelecekmiş…

Yahu aklım karıştı, ben iyi şeyler yazmayacak mıydım?

26.04.2015

 

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmaynla konuşuyoruz işte konu iş ticaret çalışma iktisat sanayi finans faaliyetlerini mutlaka islama uygun hale getirmeli dedim yani ahilik olayı bunu başlık yapmış işte sonra yazarın ilk satırlarındaki çoğu yazı bana ait orda vahşi kapitalizim yazısı var oda bana ait yazarıın bir beni bir kendi yorumu katmış işte birinci başlık yazısında neyse gelelim ikinci başlığa ben muhbirle eski köy evleri ve yaşamını konuştum işte bunu başlık yapmış ve buyday tarlaları ekilmiyor arazileri yazlıklara satıyor betona dönişüyor işte sonuna kadar benim konuşmam sonra köy tavuğu olayını konuştuk oda var yazar kendinden pay çıkarak açıklıyo işte 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Fütüvvet Ahlakı Ahîlik Teşkilatı
Mehmed Şevket Eygi
23 Nisan 2015 Perşembe 00:20

 

MÜSLÜMANLAR iş, ticaret, çalışma, iktisat, sanayi, finans faaliyetlerini ve hayatını mutlaka İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, büyüklerin islamî uygulamalarına uygun ve mutabık hale getirmekle mükelleftir=yükümlüdür. Bunu yapmazlarsa gerçek Müslüman, gerçek dindar olamazlar, dünyayı İslama göre tanzim ve imar edemezler.

Ticaret ve iş ile ilgili faaliyetler Dinin, Kitabullahın, Sünnetin ve Şeriatin, tasavvufun=dinî ahlakın kontrolünden çıkarsa; sapıklıkların, azgınlıkların, zulümlerin, haksızlıkların önüne geçilemez ve sonunda Müslüman toplum dejenere olur ve batar.

İman etmiş olacak, namazını kılacak, orucunu tutacak ama ticaretinde ve işinde Şeriatin hükümlerini, kurallarını, adab ve erkanını uygulamayacak bir Müslüman düşünülemez. İslam bir bütündür ve hayatın her safhasında ve vechesinde onun emirleri, yasakları, hükümleri uygulanmalı, öğütlerine riayet edilmelidir.

Hiçbir Müslüman tacirin, sanayicinin vahşi kapitalizm ve ibahacı (her şeyi mubah gören) liberalizm yollarında yürümesi caiz değildir.

Ecdadımız eskiden iş ve ticaret hayatını âhilik teşkilatı, Fütüvvet ahlakı ile tanzim ediyordu.

Zorla, devlet terörüyle Batılılaştırma ile birlikte bu kurumlar ve kültür yıkılmış, sonunda Türkiye Müslümanları kaos ve anarşi içine düşmüştür.

Artık ülkemizde, yüzde yüz olmasa da din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti var. Müslümanlar inançlarından, görüşlerinden dolayı ezilmiyor, ağır ceza mahkemelerinde yargılanıp zindanlara atılmıyor. Bu hürriyeti ganimet bilerek eski ahîlik teşkilatını, Fütüvvet Ahlakını bugünün şartlarına ve kontekstine göre canlandırmalıyız.

Üniter bir Ümmet yapısı olmadığı için maalesef bu hizmet yapılamıyor.

Âhiliği ve Fütüvvet ahlakını canlandırmak için yeterli medenî İslam kültürüne sahip olmak gerekir. Bu iş camilere hoparlör koyup avaz avaz 100 küsur desibel bağırtmaya, şadırvanlardan şar şar sular akıtmaya, camilere paralı hela yapmaya benzemez. İşin ilmini bilmek, kültürüne vakıf medenî ve vasıflı Müslümanlar olmak gerekir.

Müslümanlar fütüvvet ahlakına sahip olmazsa, fütüvveti hayata uygulamazsa bugünkü rezaletleri, istismarları, soygunları, dolandırıcılıkları, üç kağıtçılıkları, kokuşmayı, pislikleri önlemek mümkün değildir.

Çok basit yazacağım. Fütüvvet ne demektir?

1. Fütüvvet ahlakına sahip bir börekçiye gidiyorsunuz, börek yiyorsunuz. Tadı damağınızda kalacaktır. Fütüvvetli olmayanlar böyle nefis börek yapamayacaktır. Hem lezzetli, hem de uygun fiyatlı. Dükkandaki hizmet de harika.

2. İş ve ticaret hayatına fütüvvet ahlakı ve zihniyeti hakim olursa, cuma ezanı okununca bütün dükkanlar ve işyerleri kapanır ve herkes camiye gider.

3. Patronlar, işverenler şefkatli baba, çalışanlar hürmet eden evlat olur.

4. İşten, ticaretten, sanayiden para kazanıp zengin olanlar azmaz, kudurmaz, dağıtmaz, mütevazı ve iffetli bir hayat sürer.

5. Faizcilik, tefecilik ortadan kalkar.

6. Sabah siftah yapan dükkan sahibi, ikinci müşteriyi, henüz siftah yapmamış komşusuna gönderir.

7. Haram yenmez.

8. Haram rantçılık yapılmaz.

9. İhalelere fesat karıştırılmaz.

10.  Zekat Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun olarak verilir. Hiçbir miskin ve fakir yardımsız kalmaz, perişan olmaz.

11.  Gelirlerin bir kısmıyla sadaka verilir, hayır hasenat yapılır.

12.  Toplumdaki azgınlıkların, fuhşiyyatın büyük kısmı önlenir; ahlak fazilet iffet hakim olur.

13.  Fütüvvet ahlakına göre faaliyet gösteren işyerleri birer mektep ve tekke olur, oralarda vasıflı Müslüman yetişir.

14.  İş, çalışma hayatına uhuvvet-i islamiye hakim olur. Fabrikada işçilere ne yemek çıkıyorsa, fütüvvetli patron da aynı yemekleri yer. İşçiler ve personel türlü, bulgur pilavı, sütlaç yerken patron hazretleri mayonezli lüfer, trüflü pilav, zeytinyağlı enginar, dondurmalı ve frambuazlı çîzkek yemez.

 

(İkinci yazı)

Köy Evime Giderken

MEVLANAKAPILI merhum antikacı Kemal bey anlatmıştı: Osmanlının son, Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul surlarından sonra bağlar, bahçeler, bostanlar başlar, hattâ buğday tarlaları bile görülürmüş.

Geçen hafta Şile taraflarındaki köy evime gittim. Yüz kilometre boyunca bir tek buğday ekili tarla görmedim desem mübalağa etmiş olmam.

Tarlalar, araziler artık ekilmiyor. Köylülerin bir kısmı arazilerini iyi parayla yazlıkçılara satıyor, aldığı parayla betonarme evler, apartmanlar yaptırıyor, otomobil alıyor, lüks cep telefonu ediniyor. Tarım, bağcılık, bahçecilik, bostancılık, arıcılık (Nâdir istisnalar dışında) terkedilmiş vaziyette. Çok az miktarda tek tük seralar gördüm.

Yirmi sene önce evimin civarındaki tarlalarda buğday ekiliyor, ekinler olgunlaşınca Adapazarı tarafından biçer döğer makinaları kiralanıp getirilip hasat yapılıyordu.

Artık köylerin çoğunda ev fırınlarında ekmek yapılmıyor. Eskiden her evin fırını varmış. Şimdi devlet her köye yeni fırın yaptırıyor. Ne lüzumu var?

Köylerde gerçek yoğurt, gerçek ayran, köy tavuğu yumurtası, köy peyniri bile bulamazsınız.

Eskiden buralarda her köyünde el dokuması tezgahları vardı. Onlar da yok olmuş.

Her yer kahvehane dolu…

En ummadığınız yerde marketler açılmış.

Genç nüfus çok azaldığı için nice köy okulu kapanmış, binaları harap halde duruyor.

Köyden Gebze’ye gitmiş bir hanım hafta tatilinde annesini ziyaret için köye gelmiş, gezerken cep telefonunu düşürmüş, oradaki tanıdıklarımdan biri telefonu bulmuş, sahibine iade etmiş. Üç bin liralık çok lüks bir telefonmuş!

İstanbuldan Şileye ulaştıran yol, bazı yerlerde gidiş geliş altı şeritli bir otoyol. Rantçılar ileride bu yörenin dağlarını taşlarını, vadilerini imara açıp büyük voliler vurmak istiyor.

Yol üstü hayli gözlemeci dükkanı var. Hiçbirinde, evet bir tekinde bile gözleme, ayran, çay fiyatı yazmıyor… Dükkanının önüne, içine niçin fiyat tarifesi asılmıyor?..

Arazi spekülasyonu almış yürümüş. İleride buradan Üçüncü Dördüncü Köprü yolu geçecek, tarlalar çok çok çoook kıymetlenecek deniliyor.

Bendenizi sevindiren bir konu da var: Cuma namazını Tek(k)e köyünde kıldım. İmam çok güzel hutbe okuyordu. Cami girişinde haftanın bazı günlerinde tefsir, hadîs, ilmihal dersleri yapıldığı yazılıydı. Namaz bitince Bilal hocayla tanıştım. Yeniçağalı merhum Ekrem Doğanay hocanın talebesiymiş. Ekrem hoca ehl-i sünnet taraftarı ve müdafii değerli bir din hizmetkarıydı. Kıymetli kitaplar yazmıştır. Bendeniz Gerede cezaevinde yatarken ziyaretime gelmişti. Allah ona rahmetiyle muamele buyursun.

Kış fırtınaları evimin eski köy kiremitlerini altüst etmiş, içeriye yağmur suyu akmış. Ağır bir rutubet ve küf kokusu vardı. Sobayı yakmağa çalışırken, bacası kurumla dolmuş, feci şekilde tüttü. Biraz ileride yazlığı olan Mustafa bey, Şişe Cam fabrikasından emekli olmuş, bendenize yardımcı olacağını vaad etti. O becerikli bir vatandaş, elinden her şey geliyor.

 

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle oturduk konuşuyoıruz işte konu paradan açıldı bende param olsa nemi yaparım dedim bunu başlık yapmış işte aşağıdaki çoğu kendine banada yer vermiş sağolsun neyse ikinci başlık yazısı var o olaydan cumartesinden kalma ben hiristiyan aleminin inandığı isa peygambere saygı duyarız biz müslümanlar olarak dedim incileden bahsettim az bişey incilde bile böyle bişeyin olmadığı halde hiristiyan alemi çıkmazın içinde dedim ve incilin gerçekte gerçek incil olmadığını konuştum olayı birazda kendi yorum yapmış 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Param Olsa ne mi Yaparım?
Mehmed Şevket Eygi
20 Nisan 2015 Pazartesi 00:39

YİRMİ milyon lira kadar param olsa, dinime ve vatanıma hizmet için ne mi yaparım?.. Cevabını arzedeyim:

Tahtası çok kaliteli (ceviz, meşe, akaju, abanoz…), çok sağlam, çok değerli beş liseli süper genç bulur ve onların planlı ve programlı şekilde yetişmelerini sağlarım. Her biri için dört milyon lira yetişmez ama idareli harcarım, çocuklar da azamî gayret ve cehdlerini sarf eder.
Onlara öncelikle şu üç lisanı mükemmelen öğrettiririm: Osmanlıca, Arapça, İngilizce…
Bu üç dilde de kültür kitabı okuyabilirler, makale yazabilirler, irticalen nutuk atabilirler.
Sonra, onlara yine mükemmel ve üstün genel kültür kazandırırım.
Hafızalarında en az yirmi bin referanslı bir kültür hazinesi bulunur.
Onlara İstanbul İslam ahlakını, terbiyesini, görgüsünü, nezaketini, kibarlığını, efendiliğini, mürüvvetini öğrettiririm.
Onların Türkiye’nin değil, dünyanın en medenî insanları, örnek güçlü vasıflı tuttuğunu kopartır başarılı Müslümanlar olması için ne lazımsa yaparım.
Onları üç tarikata birden sokar, nefs terbiyesi aldırtırım. Bu tarikatlar Nakşilik, Kadirilik, Mevlevilik olabilir.
Onların Şeyh Şamil hazretlerinin müridleri gibi mücahid asker dervişler olarak yetişmelerini sağlarım.
Onların ileride Bengal kaplanları gibi güçlü olmalarını sağlarım.
Onların ihlas ve hizmet kahramanları olarak yetişmeleri için çalışırım.
(İkinci Yazı)
BARNABA İNCİLİ
BUNDAN otuz sene kadar önce Hakkari’de, örülmüş bir duvarın ardında çok eski, sayfaları zamanla kararmış ama yazıları seçilebilen çok eski bir kitap bulunur. Kaçakçılar bunu yurt dışında satmak için planlar yapar. Eski kitap Van’a götürülür. Oradan otobüsle Mersin’e… Mersin’de yakalanır. Müslüman bir antikacı bununla ilgilenir. Kitap en sonunda devletin eline geçer. Lakin birinci sayfası, eski diller uzmanı H… isimle zatın eline geçer.
Kitabın papirüs üzerine yazıldığı rivayet edilmektedir.
Dili Hz. İsa aleyhisselamın ana dili olan Aramicedir. Yazarı Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Barnaba’dir. Bizzat kendi eliyle yazmıştır.
Devletin içine sızmış mafya kitabı iyi paraya satmak ister. Bir sürü macera… Hıristiyan dünyası bunu duyar, ilgilenir.
Barnabanın, bulunan bu İncilinde Hz. İsa aleyhisselamın tanrı olmadığı, Peygamber olduğu, çarmıha gerilmediği, göğe yükseltildiği, onun yerine Juda İskaryot’un çarmıha gerildiği, daha sonra Paraklit’in (Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamın) zuhur edeceği anlatılmaktadır.
Kültür seviyesi düşük olan Müslümanlar bu İncille gereği gibi ilgilen(e)mezler… Barnaba İncili dönüp dolaşır Ankarada bir başkanlığın harp dairesinin kasasına girer. Biri, bu kitabın fotokopisini vermek için 50 bin dolar ister, bu para bulunmaz, fotokopi elde edilemez.
Türkiye Müslümanları başta olmak üzere İslam dünyasının şu kültür sefaletine ve geriliğine bakınız. Teslis inancını çürüten çok eski bir kitap bulunuyor ve gereken ilgi gösterilmiyor. Elli bin dolar bulunup da bu kitabın tıpkıbasımı yapılmış olsaydı, dünyadaki Aramice bilen uzmanlar tercümesini ve tahlilini yapacaklar ve iki bin yıllık Teslis (Trinite) inancı büyük darbe yiyecekti.
Bendeniz, bu kadim İncili görmüş olan antikacı ile Üsküdarda görüştüm. Rivayete göre kopartılan ilk sayfasının karbon 14 testi yapılmış ve iki bin yıla yakın bir eskiliği olduğu anlaşılmış.
Şu anda bu birinci sayfa ve geri kalan metin kimdedir, nerededir, bilmiyorum.
1947’de Filistinin Kumran bölgesindeki mağaralarda Essenliler tarikatine ait yazma tomarlar bulunmuş, bunlar toplanmış, Kudüs’te bir araştırma enstitüsü kurulmuş senelerce süren titiz çalışmalar ve bulunan parçalarının birleştirilmesi ile elde edilen metinler, edition critique halinde basılıp ilim alemine sunulmuştur.
Barnaba İncili ise şu anda kayıptır veya çok sıkı gizlenmektedir.
Vatican kütüphanesinde Barnabe İncilinin 16’ıncı asırda bir papaz tarafından İtalyancaya yapılmış tercümesi bulunmaktadır. Bu tercüme, İngilizceye çevrilmiş ve 1906’da Londrada iki cilt halinde basılmıştır. Nüshaları Hıristiyanlarca toplatılıp yok edilmiştir.
Teslisçiler bu İtalyanca tercümenin düzmece olduğu iddia ediyor. Peki, Türkiyede bulunan iki bin yıllık Aramice nüsha için ne diyecekler?
Ankaradaki Diyanetin bu konuyla ilgilenmemesi teessüfe şayandır.
Milyarlarca dolarlık imkana ve bütçelere sahip bazı din baronları Barnaba İncili konusunda ne yaptılar?
Barnaba İncilinin fotoğraflarını internette bulunabilir.
Lütfen internetteki bu konuyla ilgili İngilizce, Fransızca, Almanca bilgileri indirip bazısını mütalaa buyurunuz.
(Barnaba İncili hakkında değişik tarihlerde hayli yazı kaleme aldım, bu konudaki ihmalleri ve ilgisizlikleri yüzünden Müslümanları tenkit ettim. Bu yazılar toplansa bir kitapçık olur.)
20.04.2015

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte ölüm ve ötesi konu buydu birinci başlıkta ele almış gelelim ikinci konuya konu dinleme böcek falan işte bunu ikinci başlık yapmış yazarın ikinci başlığındaki ilk yazı yorumları bana ait yer yerde aralarda benim konuşmam bende muhbire dedimki devlet beni adam yerine koyup dinlesin ben bundan bi rahatsızlık duymam dedim konuyu kapattım 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Yoğun Gaflet Karanlıkları
Mehmed Şevket Eygi
18 Nisan 2015 Cumartesi 00:00

İnsanlık her konuda ihtilaf etmiştir ama bir konu vardır ki, onda tam bir ittifak vardır. Bu da, ölümdür. Beyaz, siyah, sarı renkliler… Yahudiler, Hristiyanlar, Müslümanlar… Âlimler, cahiller… Allah’a inananlar, inanmayanlar… Herkes ölümü kabul eder.

İslam dininin temel öğretilerinden biri ölümle varlığın sona ermeyeceği, insanın bu dünyadan başka bir âleme intikal edeceğidir.

Ellerine kütlelerin beyinlerini yıkayacak güçlü iletişim, propaganda, eğitim vasıtalarına geçiren ahireti inkâr edenler, Müslüman halkı ölüm sonrası konusunda gaflete düşürmek ve sapıtmak için cehennemi faaliyet gösteriyorlar.

İslam’da gaflet kavramı vardır. Çeşit çeşit gafletler bulunmaktadır. En büyük gaflet, Allah’ı unutmaktır. İnsan Allah’ı unutabilir ama Allah unutmaktan ve gafletten münezzeh olduğu için O onu unutmaz.

İkinci büyük gaflet, ahireti unutmaktır. Müslüman ama bir gün öleceğini, ahirete gideceğini hiç düşünmüyor. Korkunç bir gaflet!

Din âlimlerinin, fakihlerin, mürşidlerin, akıllı ve ziyalı Müslümanların temel vazifelerinden biri Müslüman halka ölümü ve ahireti hatırlatmaktır.

Resulullah Efendimiz (salat ve selam olsun ona) başlangıçta kabir ziyaretini yasaklamıştı. Sonra buna izin verdi çünkü kabir ziyareti insana ölümü ve ahireti hatırlatır, kendisini derleyip toparlamasına yardımcı olur.

Hazreti Ömer birini tutmuş, günde bir kere yanına geliyor, “Ey Ömer, öleceksin!..” diyormuş. Bir müddet sonra adamın işine son vermiş. “Niçin işime son verdin?” sorusuna, “Saçımda sakalımda aklar görünmeye başladı. Artık sana ihtiyacım kalmadı” demiş.

Saçına sakalına ak düşen, yüzünde kırışıklar görülen ferasetli Müslüman, ölümle başlayacak büyük bir yolculuğu düşünür, tedbir alır, azık toplar.

Çağımızın büyük şehirlerinde insanların düşünmeye bile vakti yoktur. Şu İstanbul’a bakınız. Bir koşuşturma, bir hengâme, bir patırtı gürültü ki sormayın. Evden işe bir buçuk saatte geliyor, akşamleyin eve gitmek için aynı zamanı harcıyor, günde üç saat eder. Trafiğin çilesi, stresi içinde zavallı insanın kendisine bakacak beş on dakikası bile yoktur. Gaflet, gaflet, gaflet…

Gazeteler, televizyonlar, hayat tarzı baştanbaşa gaflettir.

Gaflet karanlıkları ve sisleri ortalığı sarınca insan vazifelerini yapamıyor, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor…

Halk zekât konusunda gaflet uykusundan uyandırılıyor mu?

Sözde dindar Müslüman anne baba öylesine bir gaflete düşmüşler ki, yavrularını iyi Müslüman olarak yetiştirmeyi düşünmüyorlar bile.

Gaflete yol açan en büyük bela ve musibet, dünya hırslarıdır. Bu hırsların en tehlikelisi, paradır. Para hırsına kapılan bir Müslüman ahireti unutur ve maalesef büyük belalara maruz kalır.

Resulullah Efendimiz (salat ve selam olsun ona): “Din nasihattir” demiş. Bu iki kelimelik cümleyi üç kere tekrar etmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temel vazifelerinden biri halka, bilhassa gençliğe, etkili nasihat etmektir. Bu yapılıyor mu, yapılabiliyor mu?

Vaktiyle İstanbul’da Karabaş Veli Hazretleri isminde evliyaullah’tan bir zat varmış. Üsküdarda bir camide cuma günleri va’z u nasihat edermiş. Müslümanlar iki saat önceden camiyi doldururmuş. Zamanın padişahı IV. Mehmed Han Hazretleri de bazen gelirmiş. Efendi Hazretleri vaaz ederken camide hıçkırık sesleri duyulur, gözyaşları sel gibi akarmış. Hatta padişah, “Bu muhterem zatın vaazlarını dinledikçe, İbrahim bin Edhem Hazretleri gibi tacı tahtımı bırakıp sahralara gidesim geliyor” dermiş.

Kuru nasihatlerle, ruhsuz vaazlarla, yoğun gaflet karanlıklarını dağıtmak ne mümkün?

Karabaş Veli gibi kimseler olacak ki cemaat titresin, ağlasın, ah u zar eylesin.

Şehrin en büyük camii… İkindi ezanı okunmuş… On binlerce halk kimi yayan, kimi otomobilli oraya seğirtmişler. Namazdan sonra kürsüye zamanın Karabaş-ı Velî’si çıkıyor ve konuşmaya başlıyor. Cami ve etrafında otuz bin kişi var… Milyonlarca vatandaş televizyonlardan seyrediyor. Zamanın velisi konuşuyor, cemaat heyecanla dinliyor… Bir müddet sonra gözyaşı damlaları yerlere akıyor. Cemaat içinde birkaç kişi baygınlık geçiriyor… Efendi Hazretleri, vaazın sonuna doğru cemaate tövbe ettiriyor.

Televizyonlardan seyreden nice halk namaza başlıyor.

İçki içenler şişeleri taşa vuruyor.

Bazıları haram servetlerini hak sahiplerine, fukaraya dağıtıyor.

Efendi Hazretlerinin vaazları gaflet karanlıklarını şimşekler gibi deliyor.

Nasihat ve vaaz böyle olmalı. 

(İkinci Yazı)

Müslüman Böcek ve Mikrofon Koymaz Tecessüs Etmez

İSLAM tecessüsü haram kılmıştır. Kişilerin özel hayatları, gizli kusur günah ve ayıpları, özel muhabereleri, mektupları, telefon konuşmaları, internetteki faaliyetleri araştırılamaz.

Bunların, adalet ve memleket güvenliği için araştırılması gerekiyorsa ahlaka ve âdil hukuka riayet eden hakimlerin kararı gerekir.

İslam dini açıkta açıkça küstahça meydan okurcasına işlenen günahlara karşı, dinin nehy-i münker kurallarına göre tedbir alınmasına, onların önlenmesine izin vermiştir. Bunu da herkes kendi kafasına göre yapamaz, sorumlu, salahiyetli ve vazifeli kimseler yapar.

Biri gizlice bir günah işlemiş, bunu araştırıp açığa çıkartmak ve o kimseyi rezil etmek, onun işlediği günahtan büyük bir ayıptır.

Bazı Müslümanların ve islamî cemaatlerin, insanların gizli günahlarını ve hallerini araştırdıklarını biliyoruz.

Yatak odalarına kameralar koymuşlardır.

Devlet büyüklerinin ofislerine, saraylarına böcekler yerleştirmişlerdir.

Bunlar yetmiyormuş gibi laboratuvarlar kurarak sahte belgeler üretmişler, tahrifat yapmışlardır.

Sınav sorularını çalmışlardır.

Tutuklatmak istedikleri kimselerin evlerinin içine, yakınına patlayıcı maddeler ve silahlar gömmüşlerdir.

Nice masum suçsuz insanın tutuklanmasına, zindanlarda yatmasına yol açmışlardır.

Bu yaptıkları yüzünden tokatlar yemişler, yine de akıllanmamışlardır.

İslam ahlak, fazilet, hikmet dinidir, böyle faziletsizlikleri ve ahlaksızlıkları kabul etmez.

İslamda, amaca ulaşmak için gayr-i meşru vasıtalara ve yollara başvurmak yoktur.

İslam, makyavelist ahlakı ve metodu kabul etmez.

Faziletli, ahlaklı, vicdanlı, iffetli bir Müslüman yatak odalarına kamera ve mikrofon koyamaz.

Devlet büyüklerinin ofislerine ve saraylarına böcek yerleştiremez.

Yalan söyleyemez… İftira edemez… Yalan şahitlik yapamaz…

Sınav sorularını çalıp bizden olan ehliyetsizlere vermek hırsızlık ve ahlaksızlıktır. Kul hakkı yemektir.

Müslümanlar elbette kadrolaşmalıdır ama şeytanî metotlarla değil.

Peygamber Efendimiz (Salat ve selam olsun sona) için düşmanları bile emîn=güvenilir kimse sıfatını kullanıyordu. Biz Ümmeti de öyle olmalıyız.

Müslüman âdil ve insaflı olmalıdır.

İnsanların yatak odalarına kamera koymak iffetsizliktir.

Açıkça işlenen günahlara aldırmayıp, onları protesto edip engellemeye çalışmayıp, gizli günahları araştırmak dengesizliktir.

İslama, papaların en ahlaksızı olan 6’ncı Aleksandr Borjiya metotlarıyla hizmet edilemez.

İman, Kur’an, İslam hizmetkarları mürüvvetli olmakla mükelleftir=yükümlüdür.

Faziletli Müslüman, kendi hatâ günah cürüm ve ayıplarına bakıp onlar için üzülmekten dolayı başkalarınınkilerini göremeyen kimsedir.

Kameracılara, böcekçilere, tecessüs edenlere, özel hayatları araştıranlara, sınav sorularını çalanlara, devlet büyüklerinin ofislerine mikrofon koyanlara yazıklar olsun! Onlar sille üzerine sille, tokat üzerine tokat yiyeceklerdir.

18.04.2015

 

_____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbirle konuşuyoruz işte önce sahih itikat sonra namaz dedim başka az bişey konuştum bunu başlık yapmış çoğu kendi yorumlarını katmış 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Önce Sahih İtikad Sonra Beş Vakit Namaz
Mehmed Şevket Eygi
16 Nisan 2015 Perşembe 00:00

TÜRKİYE Müslüman bir ülkedir. Bazılarının iddia ettiği gibi halkın yüzde 99’u Müslüman değildir ama nereden baksanız yüzde 90’ı şu veya bu şekilde Müslümandır. Küçük çocukları saymazsanız 60-70 milyon kişinin, İslam dininin, imandan sonra ikinci şartı ve temeli olan namazı kılması gerekir.

Şu anda kaç milyon kişi namaz kılıyor? Yapılan araştırmalara bakarsanız yüzde onu, bilemediniz on milyon kişi.

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) “Namaz dinin direğidir. Bu direği ayakta tutan dinini ayakta tutmuş olur, bu direği yıkan dinini yıkmış olur” buyuruyor.

Türkiyede 60-70 milyon direğin, sütunun en az elli milyonu namaz konusunda yıkılmış durumdadır.

Şimdi soruyorum: Böyle bir İslam ülkesi ayakta durabilir mi?

Kur’an, Sünnet, Şeriat, fıkıh ölçü ve kriterleriyle ayakta duramaz.

Namazı büyük ölçüde terk eden Müslüman bir toplum yıkılmaya, çökmeye, izmihlale mahkumdur.

Birileri be adam yine Mızraklı İlmihal gibi konuşmaya başladın diyebilir, desinler, bendeniz doğruyu söylüyorum.

Peki bu durumda ne yapmak lazımdır?.. İlmi, imkânı, fırsatı olan bütün sorumlu bilen âlim âqil Müslümanların, imandan sonra namazın ikamesi (dosdoğru kılınması) için planlı programlı çalışması gerekir.

Kenan Evren’in 12 Eylül 1980 darbesinden sonra okullara koyduğu mecburî din derslerinin iman ve namaz konusunda bir faydası yoktur. Olsaydı görünürdü.

Ülkemizde bin kadar islamî cemaat, tarikat, dernek, vakıf, fırka, grup, parça var. Bunlar bir araya gelecek ve Müslüman halkı sahih itikada ve namaza davet edecek. İşte bu, topluca yapılmıyor.

Cemaatler tarikatler kendi bağlılarını namaz kıldırıyor ama bir de cemaatsiz tarikatsız büyük bir Müslüman kütlesi var, onlara kim nasihat ve emr edecek?

Tashih-i itikad ve namaz konusunda uyarılar, aydınlatmalar, bilgilendirmeler, nasihatler, emirler Ümmet çapında yapılmalıdır. Ümmet teşkilatı olmayınca yapılamıyor.

Namaz kılın demekle de iş bitmez. İslamın temel prensiplerinden biri insanlara akılları ve kültürleri derecesinde hitap etmektir. Kırsal kesim halkıyla Robert Kolej öğrencisine aynı nağmeyle hitap edilmez.

21’inci asırda iman, İslam, Kur’an hizmetleri düşük ve orta kültürle görülemez. Çağ seviyesinde yüksek kültür gerekir. Türkiye Müslümanlarının böyle ehliyetli, liyakatli hizmet kadroları var mıdır?

Neyse konuyu dağıtmayayım, bütün Müslüman kardeşlerim bilsinler ki, sahih-makbul iman ve dosdoğru kılınan namaz olmaksızın ayakta duramayız.

Her şey fevkaladedir, istikbalimiz=geleceğimiz pek parlaktır edebiyatlarıyla kendimizi aldatmayalım.

Zaten sadece namaz kılmakla da işimiz vazifemiz bitmez. Hür ve mukim erkekler, şer’î bir özürleri yoksa farz namazları cemaatle kılmak zorundadır. Eskiden târik-i cemaatin kadılıklarda şahitliği bile kabul edilmezmiş.

Bozuk ve sapık düzen, imamlığı namaz kıldırma memurluğu haline getirdi. Bu konu üzerinde duruyor muyuz?

Türkiye Müslümanları, vaktiyle Şeyh-İmam Şâmil hazretlerinin Kafkasya’da yaptığı gibi çok sıkı, çok disiplinli bir teşkilat kurmalıdır. O tarihte o bölge Müslümanlarının namaz kılma oranı yüzde yüz idi.

Sultan Abdülhamid hazretleri Batıya açılmış pencere Galatasaray Sultanisinde (Lisesinde) bile Müslüman öğrencilere farz namazları cemaatle kıldırıyordu. Bugün kaç İmam-Hatip lisemizde böyle bir namaz disiplini vardır?

Siyaset entrika ve dedikodularını, magazin zevzekliklerini, sâim=oruçlu iken öpüşmekle oruç bozulur mu sorularını bırakalım da dinin direği olan namaz üzerinde duralım.

Her devirde, her mekanda, her coğrafyada değişmez evrensel bir İslam gündemi vardır, Kıyamet’e kadar devam edecektir. Bunun birinci maddesi sahih iman, ikinci maddesi beş vakit namazın dosdoğru kılınmasıdır. Bu gündemi değiştirmek, hafife almak veya ihmal etmek, onun yerine boş işlerle, dedikodularla meşgul olmak bizi yıkar atar.

   (İkinci yazı)

Osmanlıca Öğrenen Liseli 

BENDENİZE gelip giden ve kendisinde adam olma istidadı bulunan gençlerden birine, merhum üstad Ali Fuad Başgil’in GENÇLERLE BAŞBAŞA isimli kitabının Osmanlıca baskısını okumasını söylemiştim. Okumuş bitirmiş, şimdi matbu (matbaada basılmış) Osmanlıca kitapları, eski gazete ve dergileri okuyabiliyormuş. Bundan sonra sıra el yazılı metinleri okumaya geldi. İnşaallah bunu da başarır. Bahs ettiğim gence, ödül olarak bir kitap hediye edeceğim.

Başka bir liseli genci naht kursuna gönderdim yazıldı. Kursu bitirince nahhat olacak. Naht nahhat ne demek bilmiyor musunuz? Lütfen internetten arayıp öğrenmenizi tavsiye ederim.

İleride öğretmen veya memur olacak liseli gençlere: Elde fırsat varken geleneksel sanatlarımızdan birini mutlaka öğrenmenizi tavsiye ediyorum. Hem sanatkar olursunuz, kişiliğinize bir boyut ilave edersiniz, hem de ürün vererek bütçenizi takviye edersiniz.

Öğreneceğiniz sanat kalıcı olmalı. Hat, ebru, tezhib, resim, tesbihçilik ve takıcılık, naht, sedefkarlık, kumaş üzerine yazma sanatı, kırkpâre, ahşap üzerine dağlama, arakiyecilik takkecilik, ka’tı, seramik ve çömlekçilik, Tophane lüleciliği gibi. Daha yüzlerce millî-islamî sanat ve zenaatimiz var. Bilhassa İmam-Hatip liselerinde bu sanatların birkaçı öğretilmeli, sanatkar yetiştirilmelidir.

Ailesi zengin olmayan dindar gençler için sanat öğrenip ürün vermek, bunları satıp biraz para kazanmak geçim rahatlığı bakımından bir cankurtaran simidi gibidir.

İleride sanatkar olacak gençlerimiz, parayı ücreti zenginleşmeyi birinci planda görmemelidir.

Sanatkar açgözlü olmayacak, aksine, kerim ve mürüvvetli olacaktır.

Ben sanatımla köşeyi döneceğim… Ben ucuza eser satmam… Para para para… Bunlar Müslümana yakışmaz.

Hattat olacak genç, icabında (sanatının bir tür zekatı olarak) arada bir bir fakire veya bir camiye bedava yazı yazıp hediye edecektir.

Eskiden İslam doktorlarının mürüvvetlileri zenginlerden ücret alır, fakirlerden almazmış. Hattâ merhum Ahmed Yüksel Özemre “Hasretini çektiğim Üsküdar” adlı kitabında yazıyor, Sultantepesinde oturan Kazanlı Doktor Sibgatullah bey, fakir hastaları muayeneye gittiğinde, yazdığı reçete kağıdını dürer büker hastanın yastığı altına koyar, hiç ücret almazmış, o gittikten sonra kağıdı açarlar, bakarlar ki, içinde ilaç parası var…

Müslüman sanatkarların bir kısmı evinde çalışır, atölye açar, sanat onun tek işi olur. Bir kısmı ise, sanatı ikinci ilave iş olarak yapar.

Ayda 2500 lira maaş alan küçük bir memur, sanattan da 1500 lira kazanırsa islamî ölçü ve kriterlere göre zengin olur. İslamın emr ve tavsiye ettiği kanaat ile yaşamazsa bu parayla sürünür. Tercih ona aittir.

Evet, sadede gelelim: İlle de sanat ille de sanat…
 
16.04.2015 

___________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
ben biryerde birilerini beğendim işte facede kadın çok açıktı bunu konuştuk işte bunu başlık yapmış sonra kendi yorumları 
sonra yazarın ikinci yazısıda bana ait sonrada kendi yorumları 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kadınlara Açık Mektup
Mehmed Şevket Eygi
14 Nisan 2015 Salı 00:20

Hepinize hürmetlerimi arz ettikten sonra:

Halkın nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınlar iyi, vasıflı, güçlü olursa ülke iyi olur; böyle olmazlarsa her şey bozulur, ülke de, devlet de sarsılır batar.
Kadın ne demektir?.. Öncelikle anne demektir. Sonra eş demektir… Kadınlarımızın iyi anneler, iyi eşler olması gerekir. Böyle olmazlarsa Türkiye çok sıkıntılar çeker, belki de (Allah saklasın) çöker.
Kadın her şeyden, annelikten eşlikten önce kadındır diyene, eyvallah öyle olsun da vasıflı, iyi, güçlü, ahlaklı, faziletli olsun derim.
Kadınlarla erkekler mutlak olarak her konuda eşit değildir. Kadının erkekten üstün olduğu, erkeğin kadından üstün olduğu haller, konular vardır.
Kadının annelik ve eşlik sıfatının ikinci plana atıldığı, cinsellik tarafının ön plana çıkartıldığı seks manyağı bir toplum bozulmaya, dejenere olmaya mahkumdur. Böyle bir şey kadınları aşağılamak, tahkir etmek olur.
Kadınlarını iyi, vasıflı, haysiyetli, faziletli yetiştiremeyen bir toplum haline ve geleceğine ağlasın.
Ülkemize hâkim olan Dönme ideolojisi, kadın hak ve hürriyetleri perdesi altında onları bozmak için her ahlaksızlığı ve kötülüğü yapıyor.
Bu sapık ideoloji en hayâsız müstehcen yayınları yapıyor, kadınları türlü türlü beyinsizliklere, ahlaksızlıklara, israfa, gösterişe, aşırı tüketime, şeytanî bir hürriyete teşvik ediyor.
Bu ideolojide iffet ve hayâ kavramı yoktur.
Bu ideoloji zina suçunu kabul etmiyor.
Maalesef birtakım İslamcılar da, bu ideolojiye hizmet ediyor.
Kadınları seks aleti, orta malı yapmak, şehvetleri kamçılamak, zinayı hafif meşrepliği hoppalığı teşvik etmek, toplu taşıma vasıtalarında kamu alanlarında sarkıntılığa meydan vermek, büluğ çağına gelmiş kız ve erkek öğrencileri birlikte okutmak, işte bunlar hem kadınların hem ülkenin hem devletin aleyhinedir.
Bozuk resmî ideoloji kadın ve kızlarımızı bozmak istiyor.
Sinsi, derin, gizli güçler İslam Feminizmi, Müslüman Feministler vasıtasıyla İslamı içinden yıkmak istiyor. İslam dini ile Feminizm ideolojisi asla bağdaşmaz, uyuşmaz, aralarında temel ve köklü zıtlıklar bulunmaktadır.
İdeolojik düzen maalesef TC başlıklı resmî vesikalarla kadınları seks kölesi olarak çalıştırtmakta, bu işten KDV ve gelir vergisi bile almaktadır.
Bir kısım sözde dindar Müslüman kadınlar da akıntıya kapılmışlar, moda ve çağdaşlık çirkeflerine düşmüşlerdir.
İslam dini tesettür, hicab, hayâ, iffet dinidir. Başına renkli bir eşarp bağlamakla İslama uyulmuş olmaz. Başında echarpe, sırtında tunique, ayağında uzun sivri topuklu iskarpinle tesettür olmayacağını birtakım hanımlara ve kızlara nasıl anlatacağız.
Dönmelere, Kemalistlere laf anlatmak zor, belki de mümkün değil… Peki, şu sözde İslamcı kadınlara ve kızlara ne oluyor ki, dinsizler sıçan deliğine girseler onlar da peşlerinden giriyor?
**
Dört kural:
1. Ülke erkekleri iyi kadınları kötü… O ülke batar.
2. Kadınlar iyi, erkekler kötü… Yine batar.
3. Erkeklerin çoğunluğu kötü, kadınların çoğunluğu kötü… Feci şekilde yıkılıp batmadan önce oradan kaçmak gerekir.
4. Hem kadınlar iyi, hem erkekler iyi… Orada iyilik hakim olur, gelecek pembedir.
(İkinci yazı)
Yirmi Dört Madde
1. İtikadı sahih olmayan ve namaz kılmayan kimseden Müslüman vekil olmaz, laik ve çağdaş vekil olur.


2. Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını yerine getirmedikleri takdirde Müslümanlar namaz kılmak, oruç tutmak ile ayakta duramaz.
3. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmazsa genel bir afet ve musibet gelebilir ve kurunun yanında yaş da yanabilir.
4. Ümmet birliği olmadan dosdoğru ve tam manasıyla emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılamaz.
5. Her Müslüman kendi kafasına, re’yine, hevâsına göre emr-i mâruf ve nehy-i münker yapamaz.
6. Bağdad Hülâgû istilasına uğradığında orada sâlih Müslüman yok değildi.
7. Beş vakit namazı terk edip şehvetlerine uyan Müslüman bir toplum helake, azaba, cezaya layık olur. Tevbe edip doğru yola girmeleri gerekir.
8. Kur’ana, Sünnete, Şeriata zıt kötü düzen ve sistemlere iyidir diyen, onlardan razı olan gafiller küfre düşer.
9. Kur’anda, Sünnette, Şeriatta insanları ve insanlığı kurtaracak bütün hükümler, çareler, çözümler vardır. Başka yerlerde aranmaz.
10. Âhireti unutup veya ihmal edip, bütün gücüyle dünyaya, paraya, mala, servete yönelmesi Müslüman için mânevî bir intihar olur.
11. Asıl ve gerçek Kur’an hâmilleri, Kur’anın emirlerini, yasaklarını, öğütlerini öğrenen ve onları hayata uygulayan kimselerdir.
12. Kur’anı ezberlemiş ama Kitabullaha zıt bir hayat sürüyor, Kur’anın emirlerini yerine getirmiyor, yasaklarını işliyor, öğütlerini dinlemiyor, böylesi gerçek Kur’an hâmili değildir.
13. İslam karı-seks ticaretini yasaklamış haram kılmıştır. Para ticareti ve riba da böyledir… Din ve mukaddesat bezirganlığı ve ticareti de haram ve yasaktır. İnsanların en şerir ve haydutları, din sömürüsü yaparak zengin olan ve bu zenginlikle lüks hayat süren alçak şerefsizlerdir.
14. Cahil, gafil, beyinsiz Müslümanlar hizmet etmez, hedm eder=yıkar.
15. Yaratan için hizmet ettiğini iddia edip de yaratıklardan ücret isteyenler münafıktır.
16. Bir Müslüman, en yüksek üniversiteden mezun olmuş olsa bile, ilmihalini bilmiyorsa kapkara bir cahildir.
17. Gıybet eden Müslüman, yüksek ve vasıflı bir Müslüman değil, alçak bir Müslümandır.
18. İslamî cemaatler, fırkalar, gruplar, hizipler sect haline gelince Ümmetin başına belâ olur.
19. Zekat parasıyla cami binası, cemaat ve hoca reklamı yapılmaz.
20. Övgü, pohpoh, medih mübtelaları (bağımlıları), tedavi edilmesi gereken ruh hastalarıdır.
21. Sahih bir itikattan sonra en dikkat edilmesi gereken islamî vazife beş vakit namazı dosdoğru ve titizlikle kılmaktır. Namazı terk, ihmal eden Müslümanlardan köy olmaz kasaba olmaz.
22. Şeriat ölçülerine göre azmış ve azgın olanlar, lüks ve turistik umre seyahati yapmakla temizlenemez.
23. Nefsini tebrie edip=aklayıp, kendisini hatâsız ve günahsız gösterenlerde hayır yoktur.
24. Ben ne oldum delisinden veli olmaz.
14.04.2015


 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte adamın aklı fikri para dedim bunu yazar başlık yapmış işte sonra yazarın ilk başlığındaki yazı ikimize ait o herif diye yazı başlığı var 2 satırda oda bana ait ceketi var diye başlıyor  oda bana ait herlesin arasında kahkahayla gülen o kadın oda bana ait akıl agil değil diye yazı var beş normal insanı doyuracak diyor  o sırada ben muhbir bana sordu nereye ayakkabı alıcam dedim ben lüks ayakkabı olmaz dedim 100 liraya olsa olur dedim onu almış işte sonraki yazılarda ben konuyu açtım o ekleme yapmış gitmiiş işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Aklı Fikri Dini İmanı Para
Mehmed Şevket Eygi
12 Nisan 2015 Pazar 00:00

O adamın aklı fikri dini imanı para, maddî menfaat ve zenginliktir. Ondan ne kendisine, ne devlete, ne vatana, ne de millete bir hayır gelir. Ondan uzak durun.

**

O herif o kadar ahmak ve salaktır ki, para kazanır ama bu parayı doğru dürüst yemeyi ve harcamayı bilmez, servetinin turşusunu kurar.

**

Ceketi var, ceketinin cepleri var, şişkin cüzdanı var, kredi kartları var, lakin bu cebinde güzel bir defter ve kaliteli bir kalem yok. Defter kalem kültür fukarasıdır o.

**

Herkesin arasında kahkahayla gülen o kadın hanımefendilik taslıyor ama kesinlikle değildir. Hanımefendiler herkesin arasında kahkahayla gülmez.

**

Âkil (âqil değil) birine: Beş normal insanı doyuracak yemeği bir oturuşta yediğine göre artık gönül rahatlığı ile birkaç saat geviş getirebilirsin.

**

Sen kendine düşman mısın ki, sık sık durup durup bin liralık lüks ayakkabına bakıyorsun? Dost başa düşman ayağa bakarmış.

**

Şu veya bu imamı beğenmiyorsan, sen git beğendiğin bir imam bul ve onun arkasında cemaat ol.

**

Mangalın yanında ellerini ısıtan adam yanındakine “en-nârü fâkihetü’ş-şita” deyince, öbürü sırıtmış ve “Tarabulus narları gocaman olur he he he” demiş.

**

Kilosu on liraya sızma bal aldığını sananın cezâî ehliyeti yoktur.

**

Çok kültürlü görünen bir fuzuliye, Fuzulî’den birkaç beyit oku demişler, şaşakalmış.

**

Bu da üniversite mezunu: Şevkete Şevki, şefkata şevkat, hafriyata harfiyat, mahzura mahsur, mahv olmaya mahfolmak diyor.

**

Büyük dedesi İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edilmiş, o şimdi CHP’ye oy veriyor.

**

Canlı yayında karının omuz askısı kopmuş, memeleri görünmüş. Kasıtlı mı, kazayla mı?

**

Şu meşhur Paşa mı?.. Ağzından yel alsın, ona hiç diktatör denir mi? Yüzde yüz demokrattı da, bazen kızdığı vakit muhaliflerini apar topar astırıverirdi.

**

Haram yiyici herif, aradan üç sene sekiz ay geçtikten sonra bir gün dümdüz yolda lüks arabasıyla giderken direği çarpmış. Bilirkişi heyeti, b “Bu p… dümdüz yolda, sapasağlam araba ile nasıl oldu da direğe çarptı” demişler. Haram yiyenler işte bazen böyle çarpılır.

**

Yine bir haram yiyici: Bunca servete, mala mülke, tantanaya rağmen bir gün değil bir an bile huzuru yok. Acep nedendir?

**

Kurtçuk, metamorfoz geçirip kelebek olmuş; bizim mücahid de acayip bir metamorfoz sonucunda yaman bir müteahhid olmuş.

**

Yetim malı yiyerek Cehennemde kendisine ateşli bir köşe ayırtmış.

**

Tesettürlü bir kadın gördüm. Kalem gibi ince ve uzun topuklu bir ayakkabı giymişti, çalkalanarak zor yürüyordu.

**

Halk havaalanına normal kapıdan giriyor çıkıyor; onlar ise mağrur ve mütekebbir VİP kapılarından giriyor, VİP salonlarında keyif sürüyor.

**

Adamcağızı mezara koymuşlar, eve döndüklerinde tereke kavgası başlamış. Mirası paylaşamamışlar, mahkemeye düşmüşler.

**

Martıların acı feryatlar kopartarak uçuştuğunu, köpeklerin semaya doğru niçin uluduğunu, karıncaların yuvalarından niçin topluca çıktığını, denizin niçin geriye çekildiğini, saatlerin niçin abuk sabuk çalıştığını, saksıdaki çiçeğin niçin boynunu büktüğünü anlayacaksın.

**

O bin kişilik topluluk içinde aklı başında bir onu gördüm ve fakire dua etmesi için ayaklarına kapandım.

**

Eblehin birine bayram haftası demişler, ha sandal tahtası mı demiş.

**

Gitmiş gitmiş gitmiş ve sonra yol ansızın bitmiş.

**

Ölümü unutan adam ansızın ölüvermiş. Unutmanın ölüme çaresi yoktur.

 

(İkinci Yazı)

Eğitim Kültür Mektep Kitap

MÜSLÜMAN çoğunluğun en büyük problemi eğitim ve kültürdür. Bugün ülkemizde yüksek islamî eğitim ve kültür (kıyıda köşede kalmış nâdir istisnalar dışında) yoktur.

Eğitim ve kültür çağ seviyesinde olmayınca doğru dürüst kitapçılık da olmaz. Kitap okunmaz, okunanlar da anlaşılmaz.

Halkın yeterli kısmının (100’de 100 olması gerekmez) yüksek kültürlü olması için çok vasıflı (sadece vasıflı değil, “çok” vasıflı) İslam medreseleri ve mektepleri bulunması ve çocukların, yeni nesillerin oralarda yetiştirilmesi gerekir. Bundan bin sene önceki Endülüs İslam okullarının bugünkü versiyonları tesis edilmelidir.

Bırakın düşünce kitaplarını, ciddî romanları okumak için bile derin ve yüksek kültür gerekir. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ilkokul kültürüyle okunup anlaşılamaz.

Liselerde şu dersler doğru dürüst okutulup öğretilmedikçe kültür seviyesi yükselmez, gerilik devam eder: Psikoloji, mantık, felsefenin bir dalı olarak ahlak, metafizik, estetik… Derin Türk edebiyatı… İngilizce ve İngiliz edebiyatı… Tarih kültürü… Beşerî ve iktisadî coğrafya… Sanat tarihi ve kültürü… Uzmanlık olarak değil, genel kültür olarak yeterli miktarda mimarlık, şehircilik, hukuk…

Bilgi ve kültür eğitiminin yanında ahlak ve karakter terbiyesi verilmezse büyük bir boşluk ve eksiklik oluşur.

Kaliteli kitaplar yüksek eğitimle, yüksek kültürle yazılır. Fuzulî’yi bilmeyen, anlamayan cahil kalmışlar, yüksek kitap yazamaz.

1928’den önceki Türkçe kitapları, yazmaları, belgeleri, kitabeleri okuyamayanlarda hafıza kaybı hastalığı vardır.

Zamanımızda kitap yazılmıyor mu? Elbette yazılıyor, hem de haddinden fazla. Lakin kitap var, kitap var…

Hakkında en fazla kitap, araştırma, makale yazılmış şahıs M. Kemal’dir ve açık konuşayım: Onun hakkında bir tek, evet bir tek doğru dürüst kitap yoktur piyasada veya kütüphanelerde. Bu zatın kökeni nedir?.. Gerçek babası kimdir?.. Derin kimliği nedir?.. İçyüzü… Bunları belgelerin ve ciddî kaynakların ışığında açıkça yazan, anlatan dört başı mâmur bir kitap gösteremezsiniz bana.

Müslümanlar Rene Guenon’un kitaplarını tercüme edip yayınlıyor. Guenon’u bugünkü lise eğitimimizle anlamak mümkün değildir. Onun kitaplarını okumaya başlamadan önce Guenon dersleri almak gerekir. Kim verecek bu dersleri?

Kuru hevesle bazı şeyler olmuyor. Hevesin yanında sağlam eğitim almış, ciddî lise tahsili yapmış olmak gerekiyor.

Geçenlerde trende yolculuk yaparken yirmi yaşın altında olduğunu tahmin ettiğim bir genci, Proust’un “Kaybedilmiş Zaman Peşinde” unvanlı yedi ciltlik romanının Türkçeye çevrilmiş bir cildini okurken gördüm. Onu çok takdir ettim. Fransada veya İsviçrede ciddî bir lisede okumuştu her halde. Aksi takdirde o kitabı anlaması mümkün değildi.

Bizde kitap okunmuyor diyenler, önce eğitim ve kültür meselesine eğilseler iyi ederler. Bugünkü kültürle kitap mitap olmaz. Önce vasıflı eğitim, vasıflı mektepler, vasıflı insanlar lazımdır.

12.04.2015

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
cumartesi günü muhbire dedimki hastayım ya dedim oda geçmiş olsun dedi o sırada bir arkadaşta bu konuşmayı duydu oda bana şifali bitki  bir ilaç getirdi içtim işte konu bu işte yazarın başlığına bakılırsa konusu olay anlaşılır hepsi kendi yorumu azda olsa bana ait 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Her Hastalığın İlacı ve Çaresi Vardır
Mehmed Şevket Eygi
05 Nisan 2015 Pazar 00:00

İlimler fenler ilerledikçe bazı hastalıklar geriliyor ama onların yerine başka hastalıklar çıkıyor. Günümüzde birtakım yeni gripler zuhur etti. Afrika’da bazı ülkeler kırılıyor, bize de sıçramış. Bakan bey, bu hastalığın tedavisi yoktur demiş. Herhangi bir hastalık için mutlak olarak tedavisi yoktur demek caiz değildir. Bugünkü tıp tedavi edemiyor demek uygun olur.

Muhbir-i Sâdık olan Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona), Allah’ın her hastalığın şifasını, ilacını yarattığını bildirmiştir. İlacı olmayan, ölümdür.

Dünyada on kadar medeniyet olduğu gibi yirmi çeşit de tıp sistemi vardır. Bunlardan biri İslam tıbbıdır.

Şu anda ülkemizde tedavülde olan tıp sistemine “Ortodoks Tıp Kilisesi” diyebiliriz. Kimyevî ilaçlarla tedavi eden pahalı ve ticarî bir sistemdir. Öncelikle ilaç sanayiine, hastahane sektörüne, doktorlara hizmet eder. Pek başarılı olduğu söylenemez.

Mevcut sistem gribi tedavi edemiyor. Lakin tedavisi mutlaka vardır, aramak bulmak gerekir.

Okuyucularıma, doktorluk taslamadan bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum:

1. Soğuk algınlığı, üşütme gibi hastalıkların tesirli ilaçlarından biri lavanta çayı yapıp içmektir. Bir bardak suya bir tatlı kaşığı kurutulmuş lavanta çiçeği konulacak, bardağın üzerine bir çay tabağı kapatılacak, arada karıştırılacak, on beş dakika sonra süzülüp ılık ılık içilecek… Lavantanın yağını derin derin koklamak da iyi gelir.

2. Soğan ve sarımsak vücudu güçlendirir, bütün hastalıklara direnç kazandırır.

3. Hakikî bal şerbeti şifa üstü şifadır. Dikkat: Kilosu on liraya süzme bal olmaz. Bunlar şifa değil, hastalık kaynağıdır.

4. Soğukta sızdırılmış hakikî zeytinyağı da çok hastalığın şifasıdır.

5. Her evde, soğukta sıkılmış çörek otu yağı bulunmalıdır.

6. Hakikî yoğurt şifadır. Sahte yoğurtlardan uzak durunuz.

7. Sağlığını korumak isteyenler sakın beyaz ekmek yemesinler; hakikî kepekli ekmek yesinler. Devamlı olarak bembeyaz ekmek yiyenler uzun vadeli intihar etmiş olur.

8. Vücudun beyaz sun’î=yapay şekere ihtiyacı yoktur. Kuru meyve yiyiniz.

9. Çok az tuz kullanınız.

10. Her evde, Almanya’da üretilen China Öl bulunmalıdır. Bazı eczahanelerde satılıyor.  Koklanması bile yarar verir. Başınız mı ağrıyor, biraz sürer, üzerine bir tülbent bağlarsınız, ya geçer yahut azalır.

11. Arada bir küçük dozajlı aspirin hapları yutmakta yarar vardır.

12. Şunu hiç unutmayınız: Azı şifa olan şeylerin çoğu zararlı olabilir. Mesela bir tatlı kaşığı bal şifa verir, yarım kavanoz balı bir defada yerseniz hastahanelik, yoğun bakımlık olabilirsiniz.

13. Şifalı bitkiler, onların yağları, çayları öyle rastgele bilmeden kullanılmaz. Merdivenaltı bitki ilaçlarının reklâmlarına kapılmayınız. Onlara satın almayınız.

14. Zayıflamanın en doğru ve sağlıklı şekli her şeyi az yiyip kilo vermektir.

15. Mümkün olduğu kadar boyalı, aromalı, kimyalı, korumalı, hormonlu alevereli dalavereli gıda maddesi ve içecek tüketmeyiniz.

16. Genetiği değiştirilmiş gıda maddelerinden uzak durunuz.

17. Kuru nane, kekik, karabiber, kimyon, kişniş, köri gibi baharatları az miktarda da olsa devamlı kullanınız.

18. Limon limon limon… Çaya çorbaya zeytin yağlı yemeklere sıkınız. Şekersiz limonata yapıp içiniz.

19. Yarı kıymetli taşların tıbbî, şifalı tarafları vardır. Bunun ilmini dış dünyada tahsil etmiş uzmanlar bulabilirseniz onlardan faydalanabilirsiniz.

20. Paralel tıp ekolleri, normal tıbbın tedavi edemeyecekleri hastalıkları tedavi edebilir. Onları araştırınız.

21. Kur’an şifadır. Şifa niyetine Fatiha suresini okuyunuz, âmin dedikten sonra nefesinizi içinize çekiniz. Üç… Beş… Yedi kere.

22. Kalp sıkıştırması, göğüs ağrısı için: Karabaş otu, melissa, nane, okaliptüs gibi bitki yağlarını avcunuza birer ikişer damla döküp kalbinizin üzerine masaj yapınız.

23. Hiçbir hastalık için çaresi, tedavisi yoktur demeyiniz, tedavisi vardır ama bilinmiyor deyiniz.

24. Söylemeye hacet yok: Biraz güneş açtı diye serin havalarda kısa kollu gömlekle, tişörtle dolaşırsanız hastalığa davetiye çıkartmış olursunuz.

25. Gömleğinizin altına fanila veya atlet giyiniz.

26. Boyalı olmamak şartıyla günde birkaç küçük bardak çok kaynar olmamak şartıyla çay içiniz. Çay hem keyif verir, hem şifa… Zihni de açar.

27. Yemeğe başlamadan önce bismillahirrahmanirrahim, bitirdikten sonra elhamdülillah deyiniz.

28. Kilonuz, boyunuzun son iki rakamından fazla ise aklınızın ve vicdanınızın alarm düğmesine basınız ve hemen kilo veriniz.

29. Her sene birkaç kere yerelması, şalgam, börülce, kara buğday, ısırgan, ebe gümeci gibi pek tutulmayan, lakin faydası ve şifası çok olan gıda maddelerinin yemeklerini yapıp yiyiniz.

30. Lahana tek başına bir hastahane ve eczahanedir. Bol bol lahana tüketiniz. Haftada en az iki kere…

31. Yine haftada iki kere balık yiyiniz.

32. Durmak dinlenmek bilmeyen bir değirmen gibi ıvır zıvır çerez şekerleme kurabiye çikolata fındık leblebi yemeyiniz.

Herkese sıhhat ve afiyetler diliyorum.

05.04.2015

 
 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle soğbet ediyoruz işte ben orda biri vardı ona dedimki kültürlü birisin yazar bunu ilk satırlarda ele almış ama ilk satırda tarfik mezusu bana ait onu istanbul diye ele almış ikinci olay iktisadi durumu iyi değil dedim onuda ele almış ve orda milli otomobil cep telefonu sanayileşme yazısı bana ait 3 konu halkın devletin ülkenin ahlakından memnun değilim dedim zina yazısıda bana ait of of yazısına kadar bana ait 4  cü konu müslümanların durumundan memnun değilim sonraki yazıları hem bana hemde katkısı var işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Durum Berbattır
Mehmed Şevket Eygi
01 Nisan 2015 Çarşamba 00:00

Soru: İstanbul’u nasıl buluyorsun?.. CEVAP: Cumartesi gecesi Bağlarbaşı’nda dostum Ali beye misafirliğe gitmiştim. Gece yarısından sonra saat birde döndüm. Trafik akıl almaz şekilde tıkalıydı. Bu saatte böyle olursa... Nüfus patlaması, trafik sıkışıklığı, betonlaşma İstanbul’u yaşanmaz bir şehir haline getirdi. Durumdan hiç memnun değilim. Memnun olanlar mı? Ne halleri varsa görsünler!

SORU: Ülkenin kültür, eğitim, sanat durumundan memnun musunuz?.. CEVAP: Hiç memnun değilim. Bizde doğru dürüst kültür olsaydı, her yıl dünya çapında ilim, irfan, kültür, araştırma kitapları yayınlanır, bunlar yabancı dillere çevrilirdi. Bana, Türkçe yazılmış ve İngilizce, Fransızca, Almancaya tercüme edilmiş bir tek düşünce, felsefe, tarih kitabı gösterebilir misiniz?

SORU: İktisadî sistemden memnun musunuz?.. CEVAP: Kesinlikle değilim. Birinci sektörün yapılaşma, betonlaşma olmasını protesto ediyorum. Ülkemizin Güney Kore gibi bir sanayi ülkesi olmasını istiyorum. Yüzde yüz millî ve yerli otomobillerimizin, dünyanın her yerinde satılmasını istiyorum. Yine yüzde yüz yerli ve millî elektronik, cep telefonu sanayii istiyorum. Ülke sermayesinin betona, lüks meskenlere gömülmesini istemiyorum.

SORU: Halkın, devletin, ülkenin ahlakından memnun musun?.. CEVAP: Üç kere tekrarlıyorum: Değilim değilim değilim… Ahlak, namus, iffet, ar hayâ gümbür gümbür yıkılıyor. Bu yazıya başlamadan bir saat önce okudum, İstanbul’da bir çocuk parkında, hem çocuklar oynuyor, hem de karı satılıyormuş… Zina suç olmaktan çıkartıldıktan sonra korkunç ahlaksızlık ve namussuzluk patlaması olduğu söyleniyor. Medyadaki müstehcen yayınlar tam bir kepazelik. Rüşvet, haram rant yeme, sahtekarlık, sahte bal, at eşek katır domuz eti, cehennemî servetler, tecavüzler, cinayetler… Öff öff öff…

SORU: Müslümanların durumundan memnun musun?.. CEVAP: Değilim. Halkın büyük kısmı namazı yitirdi, şehvetlerine uydu. Din kardeşliği, Ümmet birliği yıkıldı, cemaat ve tarikat holiganlığı militanlığı fanatizmi yaygın hale geldi. Cayır cayır yeni cami yapılıyor, sabah namazlarında gidin bakın (Zaten siz de gitmezsiniz ya) birkaç ihtiyardan başka cemaat yok. Din konusunda cahillik, kaos, anarşi aldı yürüdü. Az ve öz de olsa, kendine yetecek kadar ilmihalini öğrenen kaç kişi vardır aramızda?

SORU: Siyasî iktidardan memnun musun?.. CEVAP: Değilim.

SORU: Ülkenin, halkın, devletin geleceğini nasıl görüyorsun?.. CEVAP: Hiç parlak görmüyorum.

SORU: Ölçülerin nedir?.. CEVAP: Kur’an, Sünnet, Şeriat, fıkıh, tasavvuf, ahlak, Hikmet ölçü ve kriterleridir.

SORU: Size göre çok kötü olan durumun ıslahı, düzeltilmesi mümkün müdür?.. CEVAP: Mümkündür ama bunun için doğru dürüst dört başı mâmur efradını câmi ağyarını mâni bir ıslah plan ve programı yapılıp hayata tatbik edilmesi gerekir. İşte bu yok.

SORU: Müslümanlar uyanmaz mı, toparlanmaz mı?.. CEVAP: Öyle bir derin bir uyku içindeler ki, uyanmaları çok zordur. Yatakta uyuyanı uyandırmak mümkündür ama ayakta uyuyanı uyarmak çok ama çok zor zordur.

SORU: Durum çok iyidir, baksana gökdelenler yapılıyor, Marmaray, otoyollar, hava alanları, rezidanslar, AVM’ler, yollardan  seller gibi akan lüks otomobiller, tüketim  çılgınlığı, israf, pahalı cep telefonları, kapuçino ile birlikte yenilen çizkkler diyenlere ne cevap vereceksin?.. CEVAP: Onlara ebleh derim.

SORU: Kemalizm konusunda ne diyeceksin?.. CEVAP: Kemalizm, M. Kemal’in ölümünden sonra Dönmeler tarafından çıkartılmış ideolojimsi bir şeydir. Türkiye Ortadoğu’nun Japonya’sı olamadıysa Kemalizm yüzündendir. Zamanımızda Kemalizm öldü sayılır. Eskiden dirisinden çekiyorduk, şimdi ölüsünden.

SORU: Sizce Mehdi zuhur edecek, İsa aleyhisselam nüzul edecek mi?.. CEVAP: Bir Ehli Sünnet Müslümanı olarak Mehdinin ve Hz. İsa’nın geleceğine inanıyorum. Büyük savaşlar olacak, çok kan dökülecek, ortalık alt üst olacak.

SORU: Reformcu ilahiyatçılar senin gibi konuşmuyor… CEVAP: Bendeniz reformculuğa karşıyım, reformcuların görüşleri beni bağlamaz. Mehdi ve İsa aleyhisselam konusunda Ehl-i Sünnet uleması ne demişse onları kabul ederim.

SORU: Oldukça karamsar bir tablo  koydun önümüze, ne yapalım bu durumda?.. CEVAP: Herkes, kendini, ailesini, çoluk çocuğunu ıslaha çalışsın. İtikadını tashih etsin, namaz kılsın, ahlaklı olsun ve bilhassa sadaka versin. Sadaka belaları def’ eder.

SORU: Önümüzde kritik günler var mı?.. CEVAP: Var… Nisan Mayıs Haziran…

01.04.2015

 
 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte yazarın birinci yazısı hem bana hemde kendi yorumu hamurlama yapmış işte birici satırdaki marka fetişleri yazısı bana ait 50 binliralık otomobil almış bende iyi fazla lükse kaçmamışın dedim onuda almış sonra başka saatlede bana biri ikram etti bende sağol doydum dedim oda var sonra kibir yazısı var yazarın ordaki konuşmada bana ait sonra böcekler konusu sonra kendi yorumları 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Nereden Zuhur Etti Bunca Süslüman Haşarat?
Mehmed Şevket Eygi
28 Mart 2015 Cumartesi 00:14

 

BU adamlara ve karılara bakarsanız sanki dindarlık şudur: Lüks ve israflı bir mesken sahibi olmak… Lüks bir yazlık… Lüks otomobil… Lüks mobilyalar… Lüks giysiler markalar… Lüks seyahatler, konaklamalar, beş yıldızlı oteller… Lüks umreler Zam Zam Towerler… Lüks yeme içme… Lüks markalar… Lüks lüks lüks… İsraf israf israf… Benlik şöhret… Bin türlü beyinsizlik… Yahu bunlar Müslüman mıdır, Süslüman mıdır?

Müslümanlıkta böyle şeyler yoktur. İslam dini sahih bir iman, başta beş vakit namaz olmak üzere Allah’a samimiyet ve ihlâsla ibadet etmek… Allah’ın rızasını kazanmak… Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) şefaatine nail olmak… Benliğiyle ve harbî kafirlerle cihad…  Yüksek ahlak… Doğruluk dürüstlük adalet insaf… Olabildiğince iyilik yapmak… Faydalı ilimleri öğrenip hayata uygulamak… Bütün mü’minlerin tek bir Ümmet olması… Râşid ve âdil bir İmama biat ve itaat etmek… Dünya hizmet ve vazifelerini yapar olduğu halde ahirete dönük olmak… Büyük Mahkeme huzurundaki hesap ve kitaba hazırlanmak… Emr-i mâruf ve nehy-i münker… Emanetlerin ehil olanlara verilmesi… Helalinden kazanıp yemek… Parayı put haline getirmemek… Ruhbanları erbab edinmemek… Kanaatli ve ölçülü bir ömür sürmek… Yemek için yaşamamak, yaşamak için yemek… esasları üzerine kuruludur.

Nereden çıkıp türedi şu Süslüman denilen güruh-i lâ yüflihûn?..

Bidayette mücahid geçinen şu müteahhidler…

Şu marka fetişistleri…

Elli bin liralık bir otomobil ihtiyacını görecekken, bu adamlar niçin 250 bin liralık otolara biniyor?

Niçin doyduktan sonra yiyorlar?

Birtakım kadınların sergiledikleri o acayip rengârenk cascavlak kıyafet tesettür müdür, yoksa tesettürün karikatürü müdür?

İslam dini rüşveti yasak etmiş, bu kadar dindar(!) rüşvetçi nereden peydahlandı?

Bu herif bunca malı zenginliği nasıl iktisab etmiş? Nereden bulmuş?

Şu canlı gurur ve kibir heykelleri… Dinleri para, kıbleleri para olanlar…

Hem Rahman’a ibadet ettiklerini iddia eden, hem de Deccal’a ve Tağut’a hizmet edenler…

Bunlarınki ne biçim bir dindarlıktır? Böyle dindarlık olur mu? Olmaz olsun olmaz olsun!..

İslam’ı ve Müslümanları bu haşaratın elinden kim kurtaracak?

Bu adamlar İslam dâvasını daha ne kadar mıncıklayacak?

İnsan büyüklüğünde hamam böcekleri…

Tank cesametinde tezek böcekleri…

Kurtlar çakallar tilkiler sırtlanlar kobralar timsahlar…

Sahte mücahidler…

Müslümanların ekinlerini gök iken biçenler…

Süslümanlar…

Öfff!..

(İkinci yazı)

Kaç Liseli Okur?

BU yazımı az sayıda liseli okuyacak, belki onların içindeki üç beş kişi tekliflerimi çare ve çözümlerimi hayata geçirmeye çalışacak.

Nerede kalmıştım? Yaza yaza bıktım, dilimde tüy bitti. Aman şu Osmanlıca işini hiç ihmal etmeyelim. Sakın sakın sakın ha, Latin yazısı tuttu, Kur’an yazısının artık lüzumu yoktur sapık şeytanî lafını etmeyelim.

Biz Müslümanların, anadilimiz ne olursa olsun, yazımız mutlaka İslam yazısı olmalıdır.

Hem çok iyi bilelim ki, İslam yazısı mâzide kalmamıştır, o eskimez yazıdır, inşaallah Kıyamete kadar baki olacak ve kullanılacaktır.

Bu yazıyı zar zor sökmeye başladıktan sonra sabırla sebatla devamlı olarak önce basit, daha sonra derece derece okuması ve anlaşılması zor edebî kitaplar okuyalım. Üniversitede Osmanlıca çalışmaya devam edelim. Hayata atıldığımız zaman, Osmanlıcadan yanlışsız eser transkripsiyonu yapabilelim.

Osmanlıcadan sonra dinimizi doğru öğrenelim. Tahavî akaidinden başlayalım. İnternette var, indirip dikkatli şekilde, ezberleyerek okuyalım, öğrenelim.

Fıkhımızı öğrenelim.

Ehil bir hoca bulup, emsalimize imamlık yapacak derecede kıraat öğrenelim.

Çok önemli bir konu: İslam ahlakını öğrenelim ve bunun düstur ve ilkelerini hayata uygulayalım.

Hiç yalan söylemeyelim… Gıybet etmeyelim… İftira etmeyelim… Zevzeklik ve gevezelik etmeyelim… Tecessüs etmeyelim, yani başkalarının gizli ayıp ve günahlarını araştırmayalım… Kendi günah, ayıp ve kusurlarımıza üzülüp ağlamaktan, başkalarınınkileri göremeyelim.

Kültürümüzü arttırmak için günde on konuyu kısacık da olsa öğrenelim. Rastgele on konu yazıyorum: Marco Polo kimdir, nasıl bir seyahat yapmıştır?.. Yavuz Sultan Selim Tebriz’i feth edince oradaki sanatkârların bir kısmını İstanbul’a göndermiştir… Şah İsmail, öldürttüğü düşmanlarının birinin kafa tasına gümüş bir kulp taktırmış, onunla şarap içermiş… Türk lisanının şaheser nesirlerinden Fuzulî’nin Şikayetnamesini okuyunuz… Gavsü’l-ekber Abdülkadir Geylanî kimdir?..  Hiyeroglifleri çözen Champollion… Sultan Abdülhamid’in yaptırttığı Şam-Medine demiryolu… Japonya’ya giden, dönüşte batan Ertuğrul savaş gemimiz… Abdürreşid İbrahim ve iki ciltlik Âlem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslam kitabı… Son Halife Abdülmecid bin Abdülaziz Han hazretleri… Kripto Yahudi ne demektir?... Her gün böyle on konu öğrenilirse üç sene sonra on bin kültür referansına sahip olunur. Öğrenilmezse cahil ve kültürsüz kalınır.

Liseli Müslüman genç beş vakit namaz kılmalıdır. Sabah namazlarını aksatmamalıdır. Nasibi ve kısmeti varsa bir tarikata girebilir ama tarikatçı, cemaatçi, sekter zihniyetli, holigan, militan ve fanatik olmamalıdır.

Bu da çok mühim: Lise senelerinden itibaren millî islamî sanatlarımızdan birini öğrenmeli, icazet almalı ve eser vermelidir.

Müslüman liseli gencin beyninde ve gönlünde Ümmet, İmamet, biat ve itaat, Şeriat, Ehl-i Sünnet kavramları hakim olmalıdır.

 
____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyorduk işte  türkiyeyi geri bırakan hususlar diye başladım konuşmayan yazaın 1)  nolu yazısı bana ait 2 ) nolu yasısıda bana ait 3 )  nolu yazısıda bana ait 4) nolu yazısıda 5 nolu yazıda 6 yazıda nolu 7 ) nolu yazıda 8 )  nolu yazıda sonuna kadar bana eklemeside var üstüne 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kur’an Sünnet İcmâ
Mehmed Şevket Eygi
26 Mart 2015 Perşembe 00:16

 

Sadece Kur’an Müslümanlığı olmaz… Kur’an’ı doğru şekilde tefsir edebilmek için Sünnet ve icmâ da olması gerekir.

Ilımlı İslam projesi İslam’ı yıkmak, içini boşaltmak projesidir.

Dinde yenilik, dinde reform, dinde değişim olmaz. İslam evrenseldir. Hükümleri Kıyamete kadar yürürlükte kalacaktır.

Büyük müfessirlerin rivayet ve dirayet tefsirlerinde hurafe yoktur.

Ehl-i Sünnetin muteber hadis kitaplarında mevzu hadis yoktur.

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) hadislerini Avrupa Birliği kriter ve normlarına göre ayıklamak İslam’a hıyanettir, küfürdür.

Ehl-i Sünnet ehl-i bid’at ve dalaletle bir tutulamaz.

Ehl-i Sünnet Kur’an’ın doğru yorumu üzerine kurulmuştur.

İslam ve Kur’an dünyayı idare etmek için gönderilmiştir. Din ile dünya ayrılamaz.

Kemalî ilahiyatçılar açık bir sapıklık içindedir.

Kadın konusunda doğru olan hükümler ve ahlak İslam’ınkilerdir. Batı medeniyetinin, Kur’an’a uymayan kadın anlayışı bâtıldır.

Reformcular, light ve ılımlı İslamcılar, BOP’çular ilahî İslam dininin içini boşaltmak istiyor.

Şeriatsız İslam olmaz… Cihadsız İslam olmaz… Tesettürsüz İslam olmaz… Fıkıhsız İslam olmaz…

Resulullahın Ashabını devreden çıkartırsanız gerçek İslam kalmaz.

İslam’a en büyük zararı din sömürücüsü eşkıya vermektedir.

Bütün Kur’an Sünnet icmâ Müslümanlarının tek bir Ümmet çatısı altında toplanmaları, ittihad içinde olmaları farzdır.

Zamanın râşid İmamına biat ve itaat etmek gerekir.

Tefrika, nifak, şikak, çekişme, tepişme, mü’mine düşmanlık etmek, birliği bozmak haramdır.

İslam hiçbir küfür ideolojisi ile uyuşmaz ve bağdaşmaz.

İslam, tek hak ibrahimî dindir. Üç hak ibrahimî din yoktur.

Zekâtını Kur’an’a, Sünnetçe, Şeriata, fıkha göre tastamam vermemek büyük günah ve isyandır.

Saf ve cahil Müslümanların zekâtlarını Şeriata ve fıkha aykırı şekilde gasb edenler haindir, eşkıyadır.

Bilenlerin, ilmi ve icazeti olanların Müslüman halka nasihat etmesi, onlar için vazgeçilmez bir vazifedir.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayan bir İslam toplumunun başına azab iner.

Bir İslam toplumunda başkanlıklar, makamlar mevkiler, memuriyetler, hizmetler, işler ehliyetli olanlara verilmez, ehliyetsizlere verilirse o toplum batar.

Cahillerin veya kötü niyetlilerin Kitabullahı kendi re’y ve hevalarına göre yanlış yorumlamaları küfürdür.

Cahillerin dini konuları mıncıklamaları, tartışmaları yıkıma sebep olur.

İslam’ın sahih bir imandan sonra ikinci şartı ve temeli beş vakit namazın dosdoğru kılınmasıdır. Namazı terk, ihmal eden veya kılmakta tehavün gösteren Müslüman toplumlar necat bulmaz, iflah olmaz.

Bir İslam şehrinde vakit ezanı okununca yer yerinden oynamalı, Müslümanlar akın akın camilere gidip Rabbülalemine ibadet etmelidir.

Din iman Kur’an hizmetleri paraya ve maddî menfaate endekslenince toplum yıkılır.

Allah için yapılan hiçbir ibadet, hayır hasenat, cihad ihlâssız kabul edilmez.

Müslüman bir toplumda islamî hizmetler ve faaliyetler, islamî temsilcilik cahillere, ehliyetsizlere, yetersizlere verilince her şey bozulur.

İslam’ı iyi ve doğru şekilde bilmeyenler ona hizmet edemez.

Bir İslam ülkesinde cami imamlığı, maaşlı namaz kıldırma memurluğuna dönüşürse din yıkılır. Çünkü namaz dinin direğidir. İmam namaz kıldırma memuru değildir.

Bir İslam toplumunun seküler olması, laikleşmesi, din ile dünyayı ayırması onun sonu olur.

Tek bir Ümmet olamayan, Ümmet çatısı altında teşkilatlanamayan Müslümanlar hür, aziz, haysiyetli bir hayat süremez.

Hedonistin imanı varsa o da elbette Müslüman’dır ama kötü ve vasıfsız bir Müslüman’dır. Hedonist hayat felsefesi ile Kur’an ve Sünnet İslamlığı bir olmaz.

Beş vakit namazı ya tamamen terk eden, yahut buna gereken önemi vermeyen, onu dosdoğru kılmayan Müslüman bir toplum dinini kendi elleriyle yıkmaktadır.

Holigan militan fanatik cemaatçilerden hizipçilerden, fırkacılardan islamî köy olmaz, kasaba olmaz.

Mü’minler birbirlerini Allah için sevmezlerse birleşemezler, birleşemeyince zelil ve rezil olurlar.

Dini, Kur’an’ı, mukaddesatı alet ederek şahsî zenginlik, siyasî prestij, nefsanî nüfuz elde edenler, yani din sömürücüleri Ümmetin en rezil kişileridir. Ümmet onları kusmazsa iflah olmaz.

Hem Rahman’a ibadet ettiğini iddia eden, hem de azılı İslam düşmanı Tağutların ve Deccalların yolundan gidenler ya ahmağın ahmağı, yahut katmerli münafıktır.

Son paragraf: Türkiye Müslümanlarının vebali,  vazifelerini ve hizmetlerini hakkıyla yapmayan bilenlerin üzerinedir. Onlar halkı gereken ve yeterli şekilde uyarsalar, aydınlatsalar, bilgilendirseler, çekip çevirselerdi durum böyle olmazdı.

(İkinci yazı)

Türkiye’yi Geri Bırakan 14 Kötülük

1. Yüksek tahsil yapan herkesin (Ender istisnalar dışında) devlet, belediye, özel kurum bünyesinde maaşlı memur olmak istemesi; teşebbüs-i şahsî zihniyetine sahip olmaması.

2. En büyük ekonomik sektörün, sermayeyi betona gömen mesken, yapılaşma, binalaşma sektörü olması. Üretime ve ihracata gereken önemin verilmemesi, Güney Kore örneğinden ibret ve ders alınmaması.

3. Lüks, israflı, aşırı tüketimli bir hayat tarzının benimsenmesi, kanaatli yaşanmaması.

4. Meskenlerin gerekenden fazla büyük olması ve gösterişe yönelik döşenmesi.

5. Otomobillerin ihtiyaca göre alınmaması, bu konuda gösterişe ve lükse kaçılması.

6. Ziraat ve hayvancılık arazilerinin yapılaşmaya açılması veya boş bırakılması.

7. Vaktiyle dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biri olan ülkemizin, her yıl üç milyon ton buğday ithal eder duruma düşürülmesi.

8. Günde beş milyon ekmeğin çöpe atılması.

9. Türkiye’nin, uluslararası şeffaflık ve temizlik anketinde 10 üzerinden 5 not alan kirli bir ülke haline getirilmiş olması.

10.  Bir milyon öğretmene sahip eğitim sisteminin iflas etmiş olması.

11.  Bütün medenî faaliyetlerin aleti ve vasıtası olan zengin yazılı edebî Türkçenin yitirilmiş olması.

12.  Türkiye kimliğinin temel unsuru olan gerçek İslam’ın yerine emperyalistlerin, iç ve dış sömürgecilerin istediği yapay evcil bir din getirilmek istenmesi.

13. Halkın bedevîleştirilmesi.

14.  Siyasetin kirletilmesi.

26.03.2015

 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
bu olay 18 yıldan daha fazladır hergün sürüyor sağolsunlar fikirlerimize değer veriliyor işte milli istihbarata bilgi akışını sağlayan deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirlerle sürekli konuşurum onlarda bilgiyi aktarrılar sabahleyin yazarımızın köşesinde analiz edilir amaçları bizi muhatab alarak eğitmek işte soğbet etmek onlarla ayrı bi zevk işte muhbirin yanında baya kükredim işte 
BÖYLE MÜSLÜMANLIK OLURMU diye bilgi sabahleyin yazarımızın ikinci yazı başlığında ele almış ilk satırdaki çoğu konuşma bana ait kendi yorumuda var

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Okullarda Cami Olması ve Öğrencilerin Namaz Kılması Din Hürriyetinin Gereğidir
Mehmed Şevket Eygi
21 Mart 2015 Cumartesi 00:34

AŞIRI  ve bence adaletsiz ve insafsız muhalefetiyle tanınmış bir İstanbul gazetesi feryadı başmış, filan lisede cemaatle her gün öğlen namazı kılınacağı afişi asıldı!.. Buna şaşacak ne var anlamak zor.

İngiltere’nin büyük bölümünde, 1944’ten bu yana kolejlerde, her sabah derslere başlamadan önce ibadet ve dua ediliyor. Öğrencilerin buna katılması mecburîdir. Aynı şey bizde olsa kıyamet mi kopar? Bizim Charlie’ler Müslümanların din hürriyeti konusunda niçin anlayışlı, hoşgörülü değiller.

Bir kısım liselerimizde yıllardan beri süren sinsi, sinsi olduğu kadar yoğun bir ateizm propagandası yapılıyor.

Devlet, bütün okullarda mecburî din kültürü dersleri okutuyor ama bir aldatmacadan ibaret. İslam dinine ait bir ders kitabının başında besmele olması gerekmez mi? Bizimkilerde Besmele yok, Paşanın tam sayfa portresi ve karşısında Gençliğe Beyannamesi yer alıyor.

Bu kaçıncı yazışım… 1868’den 1912’ye kadar Batı’ya açılmış penceremiz Galatasaray Sultanisi’nde (Lisesinde) bütün Müslüman öğrencilerin vakit namazlarını okul camiinde, okulun resmî imamının ardında cemaatle kılmaları mecburî idi.

İslam dininde namaz, imandan sonra ikinci temel ve değerdir. Bu memlekette din,  inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti varsa okullarda mescitler olması ve öğrencilerin namaz kılması,  kılabilmesi gerekir. Bundan daha tabiî bir şey olamaz.

Türkiye Müslümanları, egemen azınlığın zorla, terörle empoze ettiği jakoben laikçiliği hiçbir zaman benimsememiş ve kabul etmemiştir.

Resmî ideolojili vesayet rejiminin Tevhid-i Tedrisat prensibi ve devrimi millî kültür ve kimliğimize uymaz.

Devletin nasıl bir Diyanet Başkanlığı, yüz bine yaklaşan camisi, üç bin İmam-Hatip okulu, yüz binlerce resmî din hizmetlisi varsa, bu bir realite ise; okullarda mescit olması, namaz kılınması da tabiî karşılanmalıdır.

Okullarda mescit olması laikliğe aykırı imiş…  Bu iddia bir saçmalıktır. Din, inanç,  inancına göre yaşamak hürriyeti evrensel bir haktır. Bütün insan hakları ve hürriyetleri metinlerinde, sözleşmelerinde yazılıdır. Laiklik ise bir insan hakları ve hürriyetleri değeri değildir.

Laiklik ile laikçilik ayrı ayrı şeylerdir.

Laik Fransa Katolik kilisesinin liselerine izin vermektedir.

Laik Fransa Avicenna İslam lisesi açılmasına izin vermiştir ve şu anda ülkenin bir numaralı lisesidir.

Devlet liselerinde mescid olması laikliğe aykırı olmaz, laikçiliğe aykırı olur.

Bizim cumhuriyetimiz laik değildir. Bizdeki sistem devlet dini sistemidir.

Devlet dini sistemi ikiye ayrılır:

1. Devletin dinle barışık, uyum içinde olduğu, dine saygı gösterdiği, dine hürriyet verdiği, dinle işbirliği yaptığı sistem.

2. Devletin dine baskı yaptığı, dini kösteklediği, dini gemlediği sistem.

Koskoca bir Diyanet İşleri Başkanlığı’na sahip olan rejim laik değildir.

Ülkemizde yüz bine yakın cami var, bunların bir ordu kadar imamı, müezzini, vaizi var. Devletin İlahiyat fakülteleri var. Her şehirde resmî müftü var. Binlerce resmî İmam-Hatip okulu var. Büyük sayıda resmî din dersi öğretmeni var. Bunların masrafları, maaşları devlet bütçesinden çıkıyor.

Sonra da bu sistem laik oluyor… Olur mu böyle şey?

Cumhuriyet İslam’la barışmalıdır.

Resmî ideoloji, Kemalizm bahane edilerek İslam’a, Müslümanlara baskı yapılmamalı, din hürriyeti kısıtlanmamalıdır.

İslam karşıtı egemen azınlıkların vesayet rejimine son verilmelidir.

Devletin yüz bine yakın resmî camii oluyor da, resmî liselerde niçin mescit olamayacakmış.

Liselerde mescid istemeyenler aslında bütün camilerin kapatılmasını istiyorlar da buna cesaret edemiyorlar.

Onlar Stalinist, Enver Hoca zihniyetli, insan haklarına karşı, diktatör ruhlu kimselerdir. 

(İkinci Yazı)

Böyle Müslümanlık Olur mu?

Çok kolay, cayır cayır, hiç durmadan, gece gündüz yalan söyleyenleri…

Devamlı olarak haram yiyenler. Haram gelirler elde edenler. Haramla zengin olanlar…

Zinayı ağır bir günah ve suç olarak görmeyenler, zina hürriyetini(!) protesto etmeyenler…

Ribacılar, riba yiyenler, ribaya fetva ve ruhsat verenler…

İslam düşmanı harbî kafirleri dost ve velî edinenler…

Deccalları, kezzabları, Nemrudları, Firavunları sevenler ve onların yollarından gidenler…

Parayı ana değer kabul edip ona tapanlar…

Açıkta açıkça küstahça büyük günah işleyen facir ve fasıklar…

Karpuz gibi dışları yeşil, içleri kızıl olanlar.

Din, iman, Kur’an, Sünnet, mukaddesat ticareti ve sömürüsü ile Karun gibi zengin olanlar…

Günde saatlerce gıybet ve nemime yapanlar, iftira edenler, fitne ve fesat tohumları ekenler…

On yirmi sayfalık temel ilmihal bilgisini öğrenmeyip ömür boyu dedikodu, magazin kültürüyle meşgul olanlar…

Hem Müslüman geçinen hem de Ümmet şuuruna sahip olmayanlar…

Boynunda biat ve itaat bağına sahip olmayanlar…

Hem Kur’an Kur’an diyen, hem de Kur’an’ın yap dediklerini yapmayan, yapma dediklerini yapanlar…

Bir kısım iman kardeşleri aç gecelerken, kendileri tok sabahlayanlar…

Uyur gezerler… Sapık medeniyetin zombileri ve robotları…

Yahu bunlar nasıl Müslümanlardır?

Böyle Müslüman olur mu? Bu kadar gaflet, teseyyüb ve ahlaksızlık bir araya gelir mi?

21.03.2015

 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte konu kölelikten açıldı işte bende dedimki kölelik hukuken kaldırıldı ama büğümkü kölelik farklı seks kölelği televizyon kölelği cep telefonu köleliği diye başladım işte bu konuşmalar ilk yazılarda sonra birazdaha konuştuk işte sonra yazarın kendi yorumları işte neyse ikinci başlık konusuda şu seviyeli konuşma meselesi tenkit etme adam gibi konuşma olayı biraz konuştuk sonra yazar kendi yorum katmış işte 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hürriyet Şarkıları Okuyan Köleler
Mehmed Şevket Eygi
20 Mart 2015 Cuma 00:14

KÖLELERDEN bir güruha, efendileri hürriyet şarkıları okutabilir.

Avaz avaz hürriyet şarkısı okuyorum diye köle kendini hür sanırsa  ona acınır ve gülünür.

Kölelik hukuken kaldırılmıştır ama  zamanımızda eskisinden beter kölelik vardır.

Seks köleliği yok mu?.. Hayat kadını denilen kadınların TC vesikalarıyla  KDV’li yasal kölelik yapması kölelikten başka nedir ki?

Televizyon köleliği… Cep telefonu köleliği…

Şeytanî propagandaların köleleri…

Sekt, cemaat, grup, fırka, hizip holiganlığı köleliğin daniskasıdır.

Sigara içene bırak şu mereti dedim. Ağabey çok istiyorum ama bırakamıyorum cevabını verdi. Niçin? Sigaranın kölesi olmuş da ondan.

Köleliğin en ağırı para, mal, zenginlik köleliğidir.  Bundan kurtulmak, imkansız denecek derecede zordur.

Dedikoduculuk, gıybet, iftira, yalan, nemmamlık, gevezelik zevzeklik… Bunlar da lisan köleliğidir.

Hür olmak o kadar kolay mıdır?

Ya nefs-i emmâre esirlerine ne demeli?

Bol miktarda şeytan kölesi var mı, yok mu?

Cariye kıyafetiyle gezen dekolte kadınlar köledir.

Aslında beyni, şu veya bu şekilde yıkanmış herkes köledir.

Evet kölelik resmen kaldırılmıştır ama gayr-i resmî olarak yoğun şekilde devam etmektedir.

Köle ruhlu olanların gerçekten hür olması mümkün değildir.

Dini imanı para, kıblesi karı olan sözde Müslüman nasıl hür olacak?

Kölelikten hürriyete geçiş ilimle olur. İlim yetmez, yanında irfan da bulunmalıdır. İlim irfandan sonra, ilmini irfanını hayata uygulamak  gerekir. İradesi olmayan köledir.

Sabah ezanı okunuyor, bizim sözde hür Müslüman leşler gibi horul horul uyuyor. O bir esir-i firaştır, yatak kölesi.

Ahlaksız insanlar, ahlaksızlıklarının azad kabul etmez köleleridir.

Bir oturuşta yedi mideyle yiyen yemek ve mide köleleri…

Bilemedin beş yüz liraya alınacak paltoya, afilli  markası için iki bin lira veren marka köleleri. O geri zekalılar, markaları niçin yakalarının görünen tarafına diktirmiyorlar?

Heva ve heves kurbanları ve köleleri.

Lüks mesken köleleri… Lüks yazlık köleleri… Lüks otomobil köleleri…

Her türlü şehvetin, fuhşiyatın, azgınlığın köleleri…

Tefrika, ittihadsızlık köleleri.

Mü’min kardeşlerini dışlayan, Allah’ın uhuvvet emrine karşı gelen,   sâlih Müslümanlara düşmanlık eden nifak ve şikak köleleri…

Allah’a  itaatli kul olmayı, Resulullah’a  (Salat ve selam olsun ona) biat edip Sünnetini hayata uygulamayı bırakırsan şeytan ve Tâğut sana  hemen yular takar ve yedmeye başlar. Sen bu esnada istediğin kadar avaz avaz ben hürüm marşları söyle dur.

Deccalları, kezzabları, Nemrud’ları, Fir’avunları, Hâmanları sevenler hür olamaz. Deccalın köleleri.

Haram yiyenler, haram yollarla zenginleşenler, devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlayanlar, ihalelere fesat karıştıranlar var ya. Onlar kölenin katmerlisidir.

Cenab-ı Hak bütün Müslümanlara Kur’anî Şer’î hürriyet nasip etsin.

Erkeklerimiz hür, kadınlarımız hürre olsun.

Sabahları başta olmak üzere camilerimiz beş vakitte hür Müslümanlarla dolsun.

İslamî hürriyet, Ümmet çatısı altında birlik ve beraberlik içinde olmakla sağlanır.

Râşid âbid sâlih bir İmama biat ve itaat etmeyen başıboşlar hürmüş? Güleyim…

En hür insanlar, din iman Kur’an mukaddesat uğrunda zalimler tarafından zincirlenip zindana atılanlardır. Onların en şereflileri de bir fecir vaktinde darağacında idam edilenlerdir. İskilipli  âtıf Efendi hür can vermişti.

Kölelik statüsünde kalmak için direnen köle ruhlular hürriyet şarkılarını bağırarak okuyup dursunlar. 

(İkinci yazı)

Seviyeli Tenkitler

MÜSLÜMANLAR birbirleriyle isim vererek, hedef göstererek tartışmamalı, polemik yapmamalıdır.

Müslümanlar yanlış inançları, sapıklıkları, bid’atleri  anonim olarak tenkit etmeli, asla şahsiyat yapmamalıdır.

Müslümanlar seviyeli tartışmalar yapmalıdır.

Konu ile hiç ilgisi olmayan hakaretler savurmamalıdır.

İsim ne zaman verilebilir?..  Gerekçeli, ilmî, ciddî bir reddiye yapılırken elbette isim verilebilir.

Keskin sirke küpüne zarar verir. Hakaretlerle dolu bir tenkit, çok doğru bile olsa, doğruya zarar verebilir.

Merhum Mehmed Âkif, Sebilürreşad sahibi Eşref Edib beye “Sen makalende hakaret etme, öyle yaz ki, okuyucu tahkir etsin” mealinde bir söz söylemiş.

Şiddetli, lakin seviyeli bir tartışma yapan iki kimse, birbirlerine beyefendi diye hitap etmelidir.

Seviyeli insanlar, seviyesiz konuşmaz, yazmaz.

Geniş kültürlü, edebiyat bilen kimseler, bir beyit bir mısra bir rubaî veya kıt’a ile muhatabını centilmence nakavt edebilir.

Sen sövüp sayma, Ziya Paşa’dan bir beyit oku, adamı veya kadını bitir.

Konunun sınırlarını aşma, dere tepe gitme.

Çirkefe taş atan kirlenir.

Sen onun başından bir kova çamur dökersen, o senin başından aşağı bir kazan necaset döker.

Sen ona hoşşşt dersen, o seni ısırır.

Münakaşa ve polemiklere nefsaniyet, haset karıştırılmamalıdır.

Efendi!.. Sen Afganîyi savunmak ve aklamak istiyorsan, onu tenkit edenlere “Bunlar Afganî’nin taharet bezi bile olamazlar” deme, gerekçeli, sakin ve seviyeli bir şekilde onu savun.

Edib insanlar edepsizlik yapmaz.

Muhterem demek istemiyorsan bari sayın de.

İsim vererek alçak, şerefsiz, namussuz, haysiyetsiz, hain dersen o, sana yüz mislini iade ederek cevap verir.

Küfür ederek insanları ezemezsin. İlimle, irfanla, mantıkla, edeble yenmeye çalış.

Bir ilahiyat profesörünün hatalarını mı tenkit edeceksin? Tenkide medar olan konuları sırala, onun yanlışlarını gerekçeli olarak açıkla, red cerh ibtal ve tenkit et, bitir onu.

Çamur savaşını bırak, ışık tut, aydınlat uyar bilgilendir.

Nezih ol,  tencis etme.

20.03.2015

 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
muhbir yanımızda işte konu davet adabı biri seni davet ettimi şunlar şunlar yapılır yapılmaz diye konuşuyoruz işte neyse konu bu  ikinci başlıkta ele almış 6 numaralı benim konuşmam onuda katmış yazıya ben dedimki bir çay bardağına 2 şeker atılmasa iyi olur zehirmiş dedim onun için almış işte sonra birde erikten bahsettim erik hoşafı 16 nolu yazıya bakın erik hoşafı bügünlükte bu kadar 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Âlimlerin ve İdarecilerin Sorumluluğu ve Vebali
Mehmed Şevket Eygi
18 Mart 2015 Çarşamba 00:00

İNSAN sorumlu bir yaratıktır. Hz. Ömer gözyaşları içinde, “Ya Rabbi, keşke beni bir saman çöpü olarak yaratmış olsaydın” diye ağlarmış.

Bu dünyaya gelişin hikmeti Allah’ı bilmek ve ona itaat etmektir.

Allah’a itaat etmek için Peygamberi (Salat ve selam olsun ona) bilmek, ona biat ve itaat etmek gerekir.

İnsan ezelde, Elestbezminde, ruhlar bedenlere konulmadan önce Allah ile ahd ü misak yapmıştır. Bu ahd ü misakı dünya hayatında hatırlayanlar mü’mindir.

Bu ahd ü misakı sadece hatırlamakla bitmez, gereklerini yerine getirmek lazımdır.

Mü’minin,  Allah’ı Rab olarak tanıması, O’dan razı olması ve emirlerini yerine getirip, yasaklarından uzak durması gerekir.

İnsan melek değildir, günah işleyebilir, hata edebilir. Lakin açıkta, açıkça, küstahça, cehren işlememelidir.

En ağır sorumluluk Müslüman âlimlerin ve idarecilerin omuzlarındadır.

Âlimler halkı uyarmak, aydınlatmak, bilgilendirmek, müjdelemek, korkutmak, teselli etmekle yükümlüdür.

Müslüman idareciler gerçek ve salih âlimlerle işbirliği yaparak Ümmeti, Allah’ın istediği şekilde yöneltmekle mükelleftir.

Allah bize güzel bir örnek ve model olarak bir Resul  (Salat ve selam olsun ona) göndermiştir.  İslam dinini, Kitabullahı en iyi bilen ve anlayan odur. Allaha hakkıyla itaat ve kulluk etmek isteyenler Resulullah gibi inanmalı, onun gibi ibadet etmeli, dünya işlerini onun istediği ve yaptığı gibi görmeli, ahlakını onun ahlakına benzetmeye çalışmalıdır. Resulullaha itaat eden ve uyan Allah’a itaat etmiş olur, ona isyan eden Allah’a isyan etmiş olur.

Müslümanın temel değerleri şunlardır:

İman=Tevhid… İslam… Kur’an… Sünnet… Şeriat… Ümmet… (Ümmetin realitede var olması için bütün mü’minlerin râşid bir İmama biat ve itaat etmesi gerekir.)

Bütün islamî cemaatlerin, tarikatlerin, toplulukların yukarıda sayılan değerlere hizmet etmesi şarttır.

Ruhbanları erbab haline getirip putlaştırmak şirktir.

Cemaat ve tarikat amaç değil araçtır.

Din âlimliği terzilik, doktorluk, mühendislik, lokantacılık, otelcilik gibi bir meslek değildir, ticarete ve zenginleşmeye alet edilemez.

Rabbanî âlimlerin halka mutlaka nasihat etmesi gerekir. Ben keyfime bakar küpümü doldururum diyenler kötü âlimlerdir, mekânları Cehennemdir.

Âlimler sadece Müslümanlara nasihat etmekle kalmamalı, gayr-i müslim insanları da uyarıp aydınlatmalı, onları hidayete çağırmalıdır.   

Vazifelerini sorumluluklarını yerine getirmeyen din âlimleri ve Müslüman idareciler nasıl hesap verecekler?

(İkinci Yazı)

Misafirlikte Yemek

1. Misafir, önüne getirilen yemeği yer. Ben bamya yemem, ben patlıcan yemem, ben patates ben kapuska yemem gibi sözler çok ayıptır, kabalıktır, nâdanlıktır, terbiyesizliktir.

2. Bir Şafiînin evine giden Hanefîye midye, karides, kalamar, ıstakoz gibi yiyecekler ikram edilmez.

3. Bir Müslüman sofra sahibine, bu tavuk, bu et helal midir mealinde sorular yöneltmek büyük kabalık, hakaret, ham sofuluktur. Besmele çekilir ve yenir.

4. Perhiz yapmak bahanesiyle ziyafet sofrasında ekmek yememek ayıptır, tilkiliktir, kurnazlıktır. 

5. Şeker hastaları, mazeretlerini beyan ederek tatlı yemeyebilir.

6. Küçük bir çay bardağına birden fazla şeker konulmamalıdır. (Yarım şeker koyarsa daha iyi olur. Bu, misafirliğe mahsus değildir. Mâlum olduğu üzere şeker üç beyaz zehirden biridir, ya hiç tüketilmemeli yahut çok az tüketilmelidir.)

7. Misafir çok aç da olsa, hiç aç değilmiş gibi sakin sakin yemelidir. Yemeğe gözünü fincan, ağzını faraş gibi açarak saldırmak bedeviliktir.

8. Ev sahibi “çok” ısrar ederse, biraz fazla yenilebilir.

9. Kibar, medenî, ince ruhlu, efendi Müslüman, yemek yemesinden anlaşılır. Nasıl yediğini göreyim, senin ne mal olduğunu söylerim.

10.  Ziyafet bir lokantada veriliyorsa, davetli, listedeki en pahalı ve lüks yemeği seçmez. En ucuzunu da seçmez, orta bir yemek ısmarlar. Karışık kebap ısmarlamaz, ızgara köfte veya Adana kebap ısmarlayabilir.

11. Yemek ikram edene teşekkür etmemek, Allah’a şükr etmemek gibi olur.

12. Yemekten sonra ev sahibine, “Yemekler çok lezzetliydi, hazırlayanlara teşekkürlerimi arz ettiğimi bildirmenizi rica ederim…” şeklinde taltifkâr bir cümle söylenmesi iyi olur.

13. Nakşî meşrebli gerçekten sofu kimselerin sofralarında, etraftan duyulacak şekilde cehren besmele çekilmez, çok kısık sesle yahut içinden çekilir.

14. Bugünkü daire evlerin durumu misafirin abdest almasına pek müsait olmadığından ziyafete abdestli gidilir.

15. Yemekten sonra çay içilip sohbet edilirken gıybet edilmez. Yemek esnasında veya sonrasında gıybet etmek, ölmüş kardeşinin etini yemek gibi iğrenç ve çirkin bir günahtır.

16. Ev sahibi fakir veya muttaqi bir zat, yemek mönüsü şunlardan ibaret: Tarhana çorbası, garnitürlü bulgur pilavı, salata, siyah erik kurusu hoşafı. Bu mönü küçümsenmez, takdirle karşılanır, zevkle yenir, mutlu olunur, şükr edilir.

17. Ziyafette karnı doymayan kimse, açığı ekmekle telafi eder, aşırı katık istemez.

18. Misafirlerine ikram etmek çok güzel bir ahlaktır ama israf etmemek, gurur ve kibir sergilememek, benim ziyafetim senin ziyafetinden üstündür aptalca ve salakça havalarına girmemek şartıyla. Ziyafet vermede niyet Allah için, O’nun rızasını kazanmak maksadıyla ikram etmektir. Bu da Kur’an, Sünnet, ahlak sınırları içinde olur. Gösteriş ihlâsa aykırıdır. İsraf haramdır.

18.03.2015

 
 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ben konuyu açtım dün cumadaki hoca vaaz veriyordu ya ne mükemmeldi ama insana feyz veriyor dedim bu bilgi olarak gitti sabhleyin yazısında ele almış birinci satırdaki feyz aldığım bir takım muhterem şahışlar diye ben bu kadar mezuyu açtım hepsi kendi yorumları 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
ESKİ ÜSTADLARA DAİR
Mehmed Şevket Eygi
15 Mart 2015 Pazar 00:00