Benim Sitem

mehmet şevket eygi beyin yazıları 2

ÖN AÇIKLAMA 
 açıklama ben deşifre olmuş milli istihbarata bilgi toplayan muhbirlerle ister istemez konuşuyoruz zaten çoğuda arkadaş çevresinden oluyorlar kişilik olarakda iyi insanlar  beraber geziyoruz yemek çay içiyoruz takıldığımız kefede oluyorlar genelde neyse ben deşifre olanların yanında ne konuşmuşsam konuşmalar aktarılıyor sabahleyin dikkat edin gece 12 olsa sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eygi beyin köşesinde okuyorum genelde konuşmamı başlık yapar sonra kendi düşüncelerini yazar eğer hoşuna giden bişey varsa o konuyu baya köşesinde yazar veya bilgi eksiklği varsa o konuyu açar vs ben emiyet istihbarat şubesine delil  gösterdim 2 yıl bu çalışmanın toplumu bilgilendirme çalışması olduğunu söylediler evet aynen öyle bende bunu farketmiştim  bilgili olduğumdan dolayı değil yönlerdirilmek için muhatab alınıyorum ama 1997  yılından bu yana senenin 350 günü var hergün ben bunu anlamış değilim 2013 geldik halen devam ediyor eğer bu bilgilendirme çalışmasıysa toplumum en cahili benim demekki o kadar aşayiş konusunda çizgiden çıkmış siyasi olarak devlete kazandırılması gereken çok kişi varken terbiye edilmesi gereken insan varken bunu anlamış değilim not: 1997 yılından bu yana ben ne konuştum yazarın köşesinde ben sadece 2012 yılından sonra not anlamaya başladım delil babında bişeyler gösteriyim diye yazarın bi zaman gelirde linkleri açılmayabilir diye yazarın köşesinden kesip kopyalama yaptım orjinaldır 70 milyonda birimciyim nedense 
____________________________________________________________
1) BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla oturduk işte ben konuyu açtım ya baksana sabh haberleri izledinmi dedim oda yok dedi ne oldu MISIRDA DARBE OLMUŞ  dedim hemen konuya girdim mısırda neler oluyor diye mısırda BOB islami uygulanıyor diye başladım konuşmaya bu ilk konuşmalar yazar başlık yapmış sonra mısırda yüzde 10 luk kıptı azınlık nasıl olurda diye sonra müslüman kardeşlere geldi sıra birinci yazıdaki çoğu konuşma bana ait yazarın azda olsa kendi yorumlarınıda katmış neyse ben bu yazara meil atcam dedim oda niye dedi mısırı mısırı yaz dicem dedim bu konuşma yazarın ilave kısım yazı başlığının hemen altında bakılırsa görülür baya konuştum hepsi gitmiş meil atmama gerek yok zaten konuşmaları aktaran biyolojik muhbir var neyse aradan öğleye doğru ikinci deşifre olduğundan haberi olmayan yanıma geldi abi gınığa geldim senin yanına oturuyum öbür arkadaş zinasını anlatıp duruyor sende böyle konuşma olmaz sen ahlaklı birisin dedi eeee dedim tabi İSLAM GÜZEL AHLAK DİNİDİR  diye başladım konuşmaya bu konuşmaları aktarmış yazarın ikinci yazıdaki çoğu konuşma bana ait azda olsa kendi yorumlarıda var 
 
 
 
Karakter Boyutu
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Mısırda Darbe Olmuş!
Mehmet Şevket Eygi
06 Temmuz 2013 Cumartesi 11:39

BİRKAÇ günlüğüne ıssız bir yere tatile gitmiştim.  Telefon çekmiyor,  tv ve radyo cihazı yok. Perşembe akşamı döndüm ki, Mısır’da  darbe olmuş. Hiç şaşmadım. Şaşkınlık kötü bir şeydir. AIlah kimseyi şaşkın etmesin, şaşırtmasın.
 
On gün kadar önce “MISIR MÜSLÜMANLARI NELER YAPMALI?” başlıklı bir yazıya başlamış, bitirememiştim. Bu yazıyı aşağıda okuyacaksınız, darbe olduktan sonra yaptığım ilave de sonundadır.
 *****
Mısır Müslümanları Neler yapmalı?

MISIRDA neler oluyor?.. Bu soruya her kafadan ayrı bir cevap verilecektir. Bendenizin cevabı şudur:

*Mısırda BOP planları uygulanıyor.
*ABD, AB, İsrail, Siyonizm Mısırda İslamî bir rejim istemiyor.
*İslamî bir rejim olmasa bile Müslümanların iktidarını  da istemiyor.
*Mısır parçalanmak isteniyor.
*Mısırdaki yüzde on Kıbtî azınlık tahrik ediliyor.
*Müslüman Kardeşler mensubu yeni başkan  alaşağı edilmek, onun yerine  gizli bir vesayet rejimi kurulmak isteniyor.
Mısır Müslümanları  ne gibi hatalar yaptı?
Hiç hata yapmadılar diyenlerle konuşmaya lüzum bile yoktur. Çünkü, insan olmak hasebiyle Müslüman da hata yapar.
Birinci hata: Mısır Müslümanları parçalanmıştır.  Tek bir Ümmet değildir.
İkinci hata: Müslümanlar güçlerini birleştiremiyor.
Müslüman Kardeşler Teşkilatı BÜTÜN değil,  PARÇADIR.
Müslümanlar BÜTÜN olarak hareket etmedikçe,  başarılı olmaları çok zordur.
Mısırda Sünnîler çoğunluktadır.
Sunniler ile Şiiler maalesef anlaşıp birlemiyor. O halde Mısırdaki BÜTÜN SÜNNÎ MÜSLÜMANLARIN birleşmesi gerekir.
Siyasî liderlerin, başkanların, devlet adamlarının, idarecilerin üzerinde Mısırda ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli, etkili, nafiz; bir İslam Başkanı, bir İmam, bir Emîr bulunması gerekir.
Bu zat şu veya bu İslamî parçanın mensubu ve bağlısı değil, bütün Mısır Müslümanlarının  mânevî reisi olmalıdır.
Sünnî Müslümanlar, Kıbtî Hıristiyanlara, verilebilecek bütün hakları, hürriyetleri, garantileri vermeli ve onları tatmin, razı ve memnun etmelidir.
İslam karşıtı azınlıklar ve gruplar ile anlaşılmalı ve  barış ilan edilemese bile mütareke=ateşkes ilan edilmelidir.
Bu saydığım işleri tek başına, “parça” olarak Müslüman Kardeşler yapamaz.
Bu gibi hizmetleri başarıyla yürütecek olgun, başarılı, müeyyed, şeytanı bir çuvalın içine koyup ağzını sıkıca bağlayacak, azınlıkları memnun edecek altın adam, on milyonda bir çıkar.
Sıradan kişilerin işi değildir bu.
Mısır Müslümanlarının yeni bir Amr ibn el-As’a ihtiyacı vardır. Çağımızın dahisine…

*****

İLAVE KISIM:
Yukarıdaki satırlar darbeden önce yazılmıştı. Darbeden sonra yaptığım ilave de aşağıdadır:

Mısır’da darbe yapıldığı gün yayınlanan makalemin başlığı HİLAFET idi. Tevafuk olmuş.
İslam alemi tek bir Ümmet haline gelmedikçe ve ehliyetli bir Halifeye biat ve itaat  etmedikçe başı beladan kurtulmayacaktır.
Bir okuyucum mail göndermiş. Mısırı yaz Mısırı yaz!
Soruyorum: Müslümanların ÜMMETSİZ ve HALİFESİZ  olması mı daha önemlidir, yoksa Mısırda darbe olması mı?
Halifesizlik bir sebeptir, darbe onun neticesidir.
En kötü meşru Halife, en iyi  Halifesiz rejimden yeğdir.
İslam dünyası, bütün parçalanmışlığına rağmen, bir musiki aletinin telleri gibidir. Tellerden birinin bir ucuna dokunursanız, tamamı ihtizaz eder (titreşir).
Mısır darbesi şu veya bu şekilde Türkiyeye  etki yapacaktır.
Mursî halkın çoğunluğu tarafından seçilmişti ama onu seçmeyenlere kendisini kabul ettiremedi.
Mısır darbesi sadece sandıktan çıkmış olmakla ayakta durulamayacağını bir kere daha gösterdi.
Darbenin  zaten sallantıda olan  Mısır ekonomisini çökerteceğini sanıyorum.
Ne ibretli manzara:
Darbe konseyinde Kıbtî Patriği ile Ezher Şeyhi yan yana oturmuşlar…
Arap dünyasında bazı Müslümanlar Mısırda darbe olunca  sevinçlerinden zil takıp oynadılar.
Bizdeki bilcümle Sabataycılar, Kriptolar, Boğaziçi aşireti mensupları  sevinç içindeler…
Gezi isyanı başarılı olmadı ama  çok tecrübe sahibi oldular, bilendiler.
Gezinin ikinci perdesini hazırlıyorlar.
Mısır darbesi bir daha gösterdi ki, sadece sandıkla iktidar olunmuyor.
İktidar olmak oldukça zor… O iktidarda durmak bin kat daha zor.
Bir Müslüman, Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) siz ne halde iseniz öyle  idare edilirsiniz hadîsini bilmiyorsa, siyasetten hiç anlamıyor demektir.
Mısır darbesi nedir? Kaderin bir cilvesidir.
Müslümanlar   birleşmez, tek bir Ümmet olmazsa,
Başlarında  kendisine biat ve itaat edilen ehliyetli bir İmam olmazsa,
Müslümanlar bir sürü, birbirinden kopuk cemaate, gruba, hizbe, fırkaya ayrılırsa,
Ümmet şuuru gider, yerine hizip ve fırka asabiyeti, militanlığı, holiganlığı gelirse,
Birlik yıkılır, İslamcılıklar Protestanlığı  gelirse,
O’cular, Bu’cular, Şu’cular  birbirleriyle çekişip tepişirse,
Yeterli miktarda vasıflı Müslüman yetiştirilmezse,
Sünnî Müslümanlar en zeki ve kabiliyetli çocuklarını subay yetiştirmezlerse. (Subaylıkta para yok, doktorluk ve mühendislikte para çok!)
Müslümanlar maziden ibret alıp tedbirli ve hazırlıklı olmazsa… (27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve en son Gezi…),
Darbeler olur, darbeler yenir, darbeler iner tepelerine…
Darbeler yiyip  uyanmayanların sonu kötüdür.
27 Mayıs… 12 Mart… 12 Eylül… 28 Şubat…
Darbe darbe darbe…
Darbelerden kurtulmanın tek çaresi Allahın rızasını  ve korumasını kazanmaktır. O da tek bir Ümmet olmakla ve tek bir İmama biat ve itaat etmekle olur.
Allah Kur’anda, Resulü Sünnetinde, Sâlih Selefler eserlerinde   biz mü’minlere birliği emir ve tavsiye ediyor. Bir Halifeye biat ve itaat edin, tek bir Ümmet olun, mârufla emr edin, münkerden alıkoyun, cihad fi sebilillah yapın diyor.
Kur’anda Allahın ipine sarılın, ayrılır ve birbirinizle mücadele ederseniz rüzgarınız gider  zelil olursunuz mealinde uyarılar vardır.
Allaha, Resulüne, kendisinden olan ülülemre itaat etmeyen bir İslam toplumunun geleceği parlak değildir.
Mısır darbesi neticedir,  asıl sebep Hilafetsizlik, Ümmetsizlik, itaatsizliktir.
Unutulmasın ki, 20’inci asırda İslam dünyasındaki  kötülükler ve dinde bid’atler iki ülkeden çıkmıştır: Türkiyeden ve  Mısırdan…
 
(ikinci yazı)
İslam Güzel Ahlak Dinidir
İSLAMIN temel şartlarından biri Kur’anın ve Sünnetin bildirdiği güzel ahlaktır.
Ahlakı güzel olmayan bir Müslüman kötü bir Müslümandır.
Kötü bir Müslüman kötülüğünde devam ederse imanını yitirebilir.
Kur’anını ve Sünnetin kötü ve haram gördüğü fiilleri iyi ve helal gören kimse imanını kaybeder.
Zina helaldir diyen kafir olur.
Riba helaldir diyen kafir olur.
Müslüman, Kur’andaki kesin = muhkem had cezalarını çağ dışı bulur, bunları yerer ve tenkit ederse İslamdan çıkmış olur.
İman bir bütündür. Kur’anın bazı ayetlerine inanıyor, bazı ayetlerine inanmıyor, böylesi mü’min değildir.
Tasavvufa ve tarikata bağlı sûfî Müslüman Kur’an, Sünnet ve Selef ahlakı ile mütehalli=ziynetli bir kimsedir. Sûfî kesinlikle gıybet etmez. Gıybet eden, başkalarının ayıplarını araştıran ve öğrendiklerini teşhir eden kimse ne sûfîdir ne derviş.
Müslüman başkalarının gizli ayıp ve günahlarına karşı karanlık gece gibi olur.
Müslüman, din ve iman kardeşinin ayıplarını ifşa etmez.
Müslüman, iyi bir Müslüman olsa bile kendini beğenmez, gururlanmaz, kibirlenmez.
Bir Müslümanın hangi mânevî derece ve rütbede olduğunu anlamak için onun para ve mal ile olan muamelatına bakmak gerekir.
Parayı çok seven, haram helal şüpheli demeden rant yiyerek zenginleşen bir Müslüman yüksek Müslüman değil, alçak Müslümandır.
Namaz dinin direğidir, namazı yitiren ve şehvetlerine uyanlar Kur’anda kötülenmiştir. Onlara iyi Müslüman diyenler yanılgı içindedir.
İyi Müslümanın faziletlerini, güzel ahlakını, adaletini insafını, doğruluğunu düşmanları bile tasdik ve kabul eder.
Kötü Müslümanlara iyi diyen bir İslam toplumu iflah olmaz.
Cenab-ı Hak cümlemizi iyi, doğru, sağlam Müslümanlar olan evliyaullahın ruhaniyetlerinin gölgesinde bulundursun.
Onlar Kur’anı yaşayan, Sünnete uyan, yeryüzünde Allahın şâhidi olan, Şeriata uygun bir hayat süren, ihlas taqva ve mürüvvet sahibi kimlelerdir.
İcazetli gerçek ulema, fukaha, kamil mürşidler; bulundukları çağda Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) vekilleri, varisleri, halifeleridir. Onlar ülülemrdir. Onlara uyan, onlara benzemeye çalışan, onların eteklerine tutunanlar Mevlalarını bulur.
Müslüman, Kur’ana Sünnete Şeriata uyarak iyi Müslüman olmaya çalışır ama bununla övünmez, kendine pâye vermez.
 
 
06.07.2013
____________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olan muhbirler konuştuk işte çay içerken konu açıdı işte islam dünyasının durumu halifesizlik  ben dedimki islam dünyasının başı büyük türk birliği kurulunca türk islam dünyasının başı işallah allah bize nasip kılar çünkü müslüman türk şavaşçı olur idareci olur bunu islam dünyasında başka yapacak millet yok şu anda dedim baya konuştum sabahleyin köşesinde yazarın 
 
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Halifesizlik
Mehmet Şevket Eygi
04 Temmuz 2013 Perşembe 00:21

Hilafeti inkar edenin aklından, dininden ve vicdanından şüphe etmek gerekir.

Her dinin, her grubun, her topluluğun bir başkanı var da, Müslümanların niçin olamayacakmış?

Müslümanların başında bir İmamın veya bir Emîrin yahut bir Halifenin bulunması şarttır, zorunludur, gereklidir.

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Zamanındaki İmama biat etmeden önce ölen kişi, sanki cahiliyet ölümü ile ölmüş olur” buyurmaktadır.

Ankarada rejiminin genel müdür seviyesindeki, laik sistemin resmî memuru Diyanet Reisi elbette hür ve bağımsız bir İmam’ın, Emîr’in, gerçek Halife’nin yerini tutamaz.

Romadaki Papanın, İtalya devletinin memuru olduğunu, devlet bütçesinden maaş aldığını, hükümet tarafından tâyin veya azl edildiğini düşünebilir misiniz?

Farmasonların Üstad-Âzamları var da Müslümanların niçin İmam-ı Kebirleri yok?

Kaptansız bir gemi olabilir mi?

Pilotsuz bir uçak olabilir mi?

Başında bir karınca beyi bulunmayan bir karınca kolonisi düşünülebilir mi?

Kraliçesiz bir arı kovanı olur mu?

Bütün mü’minler tek bir Ümmettir ve bu Ümmetin başında mutlaka bağımsız ve ehliyetli bir İmam veya Halife bulunmalıdır.

Ehl-i Sünnet İslamlığında biat ve itaat ahlakı vardır.

İmamsız, Emîrsiz, Halifesiz Müslümanlar… Yan gel yat… Ne karışan, ne görüşen var… Ne emr eden, ne nasihat eden var… Oh kekâh… Böyle bir başıboşluk, böyle bir başı bozukluk bir tür kaos ve anarşi değil midir?

Müslüman halkı kim çekip çevirecek?

Sahih itikad konusu üzerinde kim duracak?

Azgınlıklara kim dur diyecek?

Cahilliklerin kim izale edecek?

Müslümanların çocuklarını kim eğitip yetiştirecek?

Namazın kılınması konusunda kim çalışacak?

Din ve mukaddesat sömürüsünü kim önleyecek?

Başta bir İmam olmayınca bu saydığım hizmet ve vazifelerin doğru dürüst yapılamadığını görüyoruz.

Müslüman halkın bir kısmı o kadar cahil bırakıldı ki, Ümmetin başında bir İmam’ın bulunması gerektiğinden haberi yok.

ABD, AB, Haçlılar, Evangelistler, Siyonistler Halifenin İslamdaki yerini ve önemini cahil Müslümanlardan daha iyi biliyor ve zamanı gelince Ümmetin başına, kendi emir ve kumandalarındaki fantoş, kukla bir halife getirmek için şeytanî planlarını hazırlamış bulunuyor.

İslam dünyasında Hilafet çalışmaları çok marjinal ve zaiftir.

İslam dünyasını o kadar parçaladılar ki, ehliyetli, liyakatli, muktedir, gerçekten dindar bir Halife seçmek (veya bulmak) ve kitleler halinde ona biat ve itaat etmek çok zor bir iş haline geldi.

Şu Türkiyemize bakalım:

Müslümanlar bin parçaya ayrılmış… Korkunç bir kopukluk ve irtibatsızlık var… İslamı içinden yıkmak için reformculuğun, dinde değişim ve yenilik rüzgarlarının, bid’at cereyanlarının bini bir paraya.

Taqiyye ve kitman yapan şu Mutezile mezhebine mensup ilahiyatçılar hiç Sünnî bir Halife olmasını isterler mi?

Siyonistlerle ve Haçlılarla derin ve gizli işbirliği yapan üç hak ibrahimî din inancı mensupları hiç Halife isterler mi?

Din ticareti yoluyla her yıl milyarlarca dolar ganimet ve rant toplayan mukaddesat sömürücüleri hiç Hilafet isterler mi?

Cemaatlerin, grupların, hiziplerin, fırkaların hepsi hür… Hepsi keyfe mâ yeşa aklınca hizmet ediyor… Hiçbir İslamî denetim ve kontrol yok … Ne hesap var ne kitap…

Halife seçilince, Ümmet teşkilatı kurulunca hizmetler, faaliyetler zabt u rabt altına alınacaktır.

Tarikatlar ve şeyhler, Meclis-i Meşayih tarafından kontrol edilecektir.

Zekatın Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı olarak toplanmasının ve sarf edilmesinin önüne geçilecektir.

Hiçbir maceraperestin, arivistin, kerameti kendinden menkul o biçim şeyhin din ve mukaddesat yoluyla zenginleşmesine izin verilmeyecektir.

Başta gerçek bir Halife olunca içkili fuhuşlu günah mekanlarında lüks iftar ziyafetleri verilemeyecektir.

Zam Zam Tower’lerin kral suitlerinde lüks, muhteşem, israflı turistik umreler yapılamayacaktır.

Sabah namazı vakitlerinde leşler gibi horul horul uyuyan Müslümanlara “Haydi kardeşler doğrulun bakalım, abdest alın camilere gidip namaz kılın” denecektir.

Halife olunca Ramazan gecelerinde vur patlasın çal oynasın karılı erkekli şenlikler etkinlikler eğlenceler fısklar fücurlar, azgınlıklar yapılamayacaktır.

Bu yüzdendir ki, hiçbir kafir, hiçbir münafık İmamet ve Hilafet istemez.

Müslümanlar bin parçaya ayrılmış ve başsız kalmış olunca da izzet olmaz, hürriyet olmaz, yükselme olmaz, kurtuluş olmaz.

Başsız gövde olur mu?

Başsız Ümmet olur mu?

Başsızlık zillettir, esarettir, yenilgidir, rezalettir, ezilmektir…

Ramazan pidelerinin üzerine susam mı konulsun, çörek otu mu?..

Mübarek ay geliyor, aman hoparlörleri yağlayın ses daha güçlü çıksın.

Ah mübarek ay, cerrû yecirrû…

Benim cemaatim daha büyük…

Benim şeyhim senin şeyhini döver…

(Başına şeyhin kadar taş düşsün!)

Ah eski Ramazanlar, ah eski Ramazanlar!.. Konaklarda ilk yemek kıymalı, bol tereyağlı ağzınıza layık nefis yumurta mıhlaması olurmuş…

Yusuf Kamil Paşanın konağında iftara gelen sultan Abdülmecide buzdan kaseler içinde hoşaf ikram edilmiş…

Filan hâfız çok yanık Kur’an okuyor… Filan müezzinin ezanı bir harika…

İstanbulda Ramazan günlerinde açıkta cayır cayır oruç yeniyor.

İsyancılar Dolmabahçe camiinde içki içmiş…

Aldırma canım, bizim cemaatin iftarı muhteşem oldu.

Halife yok, İmam yok, Emîrü’l-mü’minîn yok.

Karışan yok, görüşen yok, canının istediğini yap.

Hiçbir şeye yanmam, birilerinin nedir bu başımıza gelenler diye yakınmalarına yanarım.

4.7.2013

__________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz konu açıldı işte bir ateistle konuşmuştum dün ben ona allah vardır birdir diye başladım konuşmaya facede konuştuk işte bende muhbire dedimki islam insanlığa uyarıdır insan gaflet içindedir ilk konuşmalarım yazarın ilk yazı başlığı konuşmalarım hepsi gitmiş yazarın katkılarıda var konu islami kurani uyarı hakkındaydı ilk konuşmam onuda başlık yapmış 
 
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İslamî, Kur’anî, Nebevî Uyarılar
Mehmet Şevket Eygi
03 Temmuz 2013 Çarşamba 00:02

 

 

İSLAM insanlığa bir uyarıdır. İnsan gaflet içindedir. Mutlaka uyarılması lazımdır. Bu uyarıyı kimler yapacaktır? İslamı doğru bilenler yapacaktır.

İslamı doğru bilmek, doğru anlamak için Resulullahı (Salat ve selam olsun ona) ve Ashabını bilmek, tanımak, yollarından gitmek gerekir.

İki kere iki eder dört derecesinde kesin İslamî uyarıların özeti şunlardır:

*Allah vardır, birdir, kemal sıfatlarla sıfatlıdır, noksan sıfatlardan münezzehtir. Ondan başka ilah yoktur. İnsan Ona ibadet=kulluk etmek için yaratılmıştır.

*Allaha doğru ve sahih şekilde iman etmek için Resulullaha iman etmek ve onun Allah katından getirdiği Kitabtaki temel bilgileri kabul etmek gerekir.

*Kur’an, Allahın kadim Kelamıdır, İslamın ana kaynağıdır, ondaki emirleri yerine getiren ve yasaklarından kaçınanlar kurtulur, dünyada aziz âhirette mes’ud olur.

*Kur’anı doğru şekilde anlamak için Peygamberin Sünnetini bilmek gerekir. Sünnet müfesserdir.

*Peygamber, insanlara en güzel örnek ve model olarak gönderilmiştir. Din ve dünya işlerinde onun getirdiği Kitaba ve Sünnetine uymak gerekir.

*Birinci uyarı: İmanınızı tashih ediniz.

*İkinci uyarı: Allah günde beş vakit namaz kılmanızı kesin şekilde emr etmiştir. Peygamber ölünceye kadar bu namazları kılmıştır. Siz de kılınız. Namaz kılmazsanız kurtuluşunuzu ve ebedî saadetinizi tehlikeye atmış olursunuz.

*Çok önemli uyarı: Allaha kesinlikle ortak koşmayınız. Açık şirkten ve gizli şirkten uzak durunuz.

*Birtakım ruhbanları erbab=rabler haline getirmeyiniz, onları putlaştırmayınız, ilahlaştırmayınız.

*Dini, Kur’anı, Sünneti, İslam ahlakını; silsileli ve icazetli rabbanî, ihlaslı, zâhid, âbid, muhlis=ihlâslı, mürüvvetli, İslamı yaşayan, dini ticarete ve prestije âlet etmeyen gerçek alimlerden, fakihlerden, mürşidlerden öğreniniz.

*Dini kötü alimlerden, din ve mukaddesat bezirgânlarından öğrenmeyiniz, sakın onları kendinize rehber ve kılavuz edinmeyiniz.

*Uyarı: Dünya fanidir, gelip geçicidir, bir varmış bir yokmuştur… Çok aldatıcıdır… Dünya çok kahpedir… Çok oyalayıcı ve aldatıcıdır… Hayat biter… Maddî zenginlikler sona erer… Kasalar, masalar, mallar, mülkler, müzeyyen meskenler, lüks otolar, fâhir giysiler, tantanalar, debdebeler boştur. Bunlara bel bağlayanlar, bunları amaç edinenler varlık imtihanını kayb eder.

*Uyarı: İnsanı kurtaran değerler şunlardır: İşe yarar gerçek ilim, yüksek ahlak ve karakter, irfan, ihsan, mürüvvet, İhlas, fütüvvet,

tevazu, haddini bilmek, nefs-i emmâresini dizginlemek, salih ameller=yararlı işler yapmak, ibadet etmek, iyilik etmek…

*Kurtulmak için Allah dostlarını sevmek ve desteklemek, Allah düşmanlarını sevmemek ve onları desteklememek gerekir.

*Uyarı: Kötülükle çok emr eden ve insanı azdıran nefs-i emmâresiyle cihad etmek her Müslümana farzdır.

*Önemli uyarı: Müslümanların birbirleriyle riba muameleleri yapmaları büyük günahtır. Bunu caiz ve helal gösterenler küfre düşer.

*Gayr-i müslimlerden borç ve kredi alıp onlara faiz ödeyenler ve bunu helal ve caiz görenler de küfre düşer.

*Uyarı: Din ilimleri Allah rızasını kazanmak ve ihlasla hizmet etmek için öğrenilir. Bu ilimlerin geçime, ticarete, zengin olmaya alet edilmesi caiz değildir.

*Uyarı: Bütün mü’minler tek bir Ümmet olmalıdır. Tefrika, parçalanma, birbirine düşme, Protestanlaşma haramdır.

*Uyarı: Mü’minler Allaha, Resulüne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaat etmekle vazifelidir. Zamanındaki İmam-ı Kebire biat etmeden ölen kimse sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş gibi olur.

*Zekatla ilgili uyarı: Zekatını Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı şekilde verenler, kaptıranlar, bu mâlî ibadeti eda etmemiş, dosdoğru vermemiş olurlar, tekrar vermeleri gerekir. Zekat konusundaki bâtıl ictihadlara ve bozuk fetvalara aldanmamalı, kanmamalıdır.

*Zina haramdır. Mürtekibi (yapanı) Şeriata göre (şayet muhsan ise, yani başından evlilik geçmişse) recmen idam olunur.

*Hırsızlık haramdır. Kur’an hırsızın elinin kesilmesini emr eder. Resulullah böyle yapmıştır ve hırsızlığın kökünü kesmiştir.

*Kur’an kısasta sizin için hayat vardır buyurmaktadır.

*İnsanın çok büyük düşmanlarından biri kendi lisanıdır=dilidir. Her mü’min dilini yalandan, iftiradan, gıybetten, nemimeden, küfür sözlerinden, fitne ve fesattan, insanları kırmaktan, kalp yıkmaktan korumalıdır.

*Rüşvet almak ve vermek haramdır. Rüşvet alanlar ve verenler cehennemliktir.

*Hür İslam kadınlarının ve baliğe kızlarının şer’î tesettüre girmeleri farzdır.

*Şer’î olmayan şeytanî tesettür yasaktır.

*Lüks ve israf büyük günahtır, büyük beyinsizliktir.

*Uyarı: Müslüman zengin de olsa, zekatını verse de israf edemez.

*Babalar ve anneler çocuklarına, oğul ve kızlarına ilmihallerini öğretmekle, onları bilgili ve iyi Müslümanlar olarak yetiştirmekle mükelleftir=yükümlüdür. Müslümanların reisleri, sorumluları, halkı çekip çevirenleri, İslama Kur’ana Sünnete Şeriata İslam ahlakına uygun eğitim veren İslam mektepleri ve medreseleri açmakla yükümlüdür.

*Müslümanların hiçbir dünya işinde Tağuta itaat etmemeleri gerekir.

*Müslüman halkı uyaracakları yerde onları inek gibi sağarak, kaz gibi yolarak zengin olanlar gerçek alim ve kamil mürşid değil, din sömürücüsü zalimler ve fasıklardır.

*Marufla emr ve münkerden nehy etmek ulema, fukaha, meşayih, rüesa-i müslimîn üzerine farzdır. Bu farzı terk ve tâtil ederlere Ümmetin vebali onların üzerine olur ve başlarına azap iner.

*Bütün mü’minler kardeştir. İman kardeşliğini bozan ve sarsan kötü işler yapanlar haindir.

*Ramazanla ilgili bir uyarı: Ramazan kutsaldır, ibadet ve Allaha mânen yönelme ayıdır. Bu ayda İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına aykırı etkinlikler, şenlikler, kadın erkek karışık azgınlıklar yapanlar, içkili fuhuş mekanlarında israflı ve gösterişli iftar ziyafetleri verenler günaha girmiş olurlar.

*İlmi, irfanı, ihlası olan bütün bilen Müslümanlar; gaflet karanlıklarında yollarını şaşırmış kardeşlerini, vatandaşlarını en uygun, en iyi, en doğru şekilde uyarmakla, müjdelemekle, korkutmakla, hakka davetle, hakkı tebliğ ile mükelleftir. Bu hizmet onların keyfine tercihine kalmış bir iş değildir. Üzerlerine farzdır.

*Cahillerin, ilmi ve kültürü yeterli olmayanların kendi kafalarına, re’y ve hevalarına göre Kur’andan hüküm çıkartmaları, onu yorumlamaya yeltenmeleri Kur’an nimetine küfrandır.

*Bir mü’mini şirk ve küfürle suçlayanın kendisi kafir olur.

*Din, Kur’an, Sünnet konusunda ihtilaf çıkarsa akıllı ve firasetli Müslüman Sünnet ve Cemaat dairesi içinde bulunan icazetli muhlis ve muttaqi ulemaya ve fukahaya yani Sevad-ı Âzama tabi olur.

*Kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahü Teala hazretlerini iki çehreli bir Roma putuna benzeten, “Allah gerçek bir Janustur” diyen kimseyi büyük mücahit, din önderi, rehber olarak kabul eden ve gösterenlerin tecdid-i iman etmeleri gerekir.

*Müslümanların Allah katında en üstünleri, en keremlileri taqva sahibi olanlardır. Taqva rütbesine ilimle, irfanla, ihlasla, ibadetle, salih amellerle, ihsanla, mürüvvetle, zühd ve salahla yükselinir.

*Küfrden razı olanlar, küfrü ve kafirleri beğenenler kafir olur. Zalimleri medh ve sena edenler fasıktır ve facirdir.

03.07.2013

 
 
__________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
28 haziran cuma günü deşifre olduğundan haberi olmayanla oturduk konuşuyoruz işte konu açıldı bir gün önce bana daha önceden milli istihbaratta muhbir olarak çalışanla ayak üstü karşılaştık bana muhbirlik teklifini veren kişi bende o zamanlar silahlı mucadele veren aşırı milliyeçi örgüte takılıyordum bana o zamanlar çok baskı yapılmıştı içeri atarız cesedin ordan çıkar neler neler muhbirde devreye girdi evet abi atarlar içeri seni iyiki fazla ileriye gitmemişsin dedi bende biz fikir mucedelesi veriyorduk karşımazda muhbirleri bulduk ne oldu anlamadım dedim işte bu konu aktarmış muhbir yazarın birinci başlığında zindanda diye başlık atmış kendisine gelen bilgiyi başka bir olayla açıklama yapıyor neyse gelelim ikinci konuşmaya ben deşifre olan muhbire lafta çaktırdım  dedimki kendisi deşifre olduğundan haberi yok işte ben ne zaman mite bilgi sağlayan muhbirlerin yanında konuşsam sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim konuşmarımı muhatab alıyor kendi yorumunu katarak bu 5 000 buldu muhatab alma sayısı dedim halbuki bu ülkede gezi olayları neden durmadı gezi olaylarının arkasında kimler var ve bu olayları yapanların üzerinde istihbarat çaluışması yapılması gerekirken benle istihbarat takılı kaldı diye konuştum ve bu konuşmayı yazar ikinci başlığı yapmış ben konuyu ermenilere getirdim ben ermeni değilim bu ülkeye enteğre edilmesi gerekir ermenilerin dedim ben enteğre edilmemiş vatandaşmıyım bakın ermenilere diye konuştum yazar bu konuşmamı ikinci başlıkta ele almış haham diye konuşmada bana ait yazar kendisine gelen bilgiyi daha önceden türkiye gazatesindeki yazıyla bağlantı kurarak yazmış 
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Zindanda Prof. Ali Fuad Başgil
Mehmet Şevket Eygi
29 Haziran 2013 Cumartesi 00:51

 

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra ülkenin en cesur aydını, İst. Ün. Hukuk Fakültesi Anayasa Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Ali Fuad Başgil idi. Makalelerini sivil halk heyecanla okuyordu, egemen azınlık ise öfkeyle…

O bir ilim adamı idi, memleketin durumu hakkında ilmî yazılar kaleme alıyordu. Onun yazılarında bayağılık, polemik, sen ben kavgası yoktu.

Sivil Adnan Menderes iktidarını, hürriyetleri kısıtlamakla suçlayan askerî darbeciler boğucu bir baskı rejimi kurmuşlardı.

Nihayet Ali Fuad Başgil’i tutukladılar. Harbiyedeki Birinci Ordu karagahının altındaki hücrelerden birine koydular. Hocanın ağzından bizzat dinlemiştim: Yerin kaç kat dibinde izbe bir hücre. Pis duvarlar, pis bir yatak, tavandan sönük ışıklı bir ampul sarkıyor… Hücrenin içinde tuvalet ve lavabo yok. Kapının önüne süngülü bir asker bekliyor. Hoca koskoca bir hukuk profesörü, üstelik Anayasa Hukuku Kürsüsü başkanı. İçeriden kapıyı tıklatıyor. Asker, ne istiyorsun diye soruyor. Oğlum yüzümü yıkamak istiyorum, kapıyı aç beni musluğa götür diyor. Asker kapıyı açıyor, bir koridorda yürütüyor. Aha şurada yıka yüzünü diyor. Lavabo falan yok. Asker ona pis bir helânın yer seviyesindeki pis musluğunu gösteriyor… Her yer kir pislik içinde… Hoca yaşlı, zaten başına gelenler dolayısıyla kan beynine çıkmış. Yüzünü yıkamak için eğilse belki de beynindeki damarlarından biri çatlayacak.

Hocayı Harbiye binasında ziyaret imkanımız yoktu…

Kendisini oradan Balmumcudaki Askerî Hapishaneye nakl ettiler. Orada ziyaret mümkündü. Bir gün birkaç arkadaş onu görmeye gittik. Bir yığın formalite arama tarama... Hocaya bir kutu lokum götürmüştük. Asık suratlı bir binbaşı kutuyu askere açtırdı, lokumlara baktı, sonra kontrol edin dedi. Bir asker elindeki kocaman bir iğne ile lokumları deldi, içlerinde bir şey gizlenmiş mi diye… Hoca medenî bir insan, biz de elhamdülillah medenî idik. Hiç lokumların içine bir şey gizlemek densizliğini yapar mıydık…

Askerî vesayet darbesinin bir hukuk profesörüne reva gördüğü muameleler bunlar idi.

Başgil Hoca, serbest kaldıktan sonra ilk yapılan seçimlere girdi ve Samsun senatörü seçildi.

Cumhurbaşkanı seçimi olacaktı. Hoca sivil Türkiyenin adayı idi. Bir akşam vakti onu Haydarpaşa garından Ankaraya uğurlamıştık. Yanında, Yağmur Yayınevi sahibi, daha sonra Balıkesir milletvekili olan dostum merhum İsmail Dayı bey vardı.

Ali Fuad Başgil, namuslu ve serbest seçim yapılsaydı kesinlikle Cumhurbaşkanı olacaktı ama ihtilalciler, darbeciler, vesayetçiler bu imkânı vermediler. Hocayı tehdit ettiler. Cumhurbaşkanı seçilirsin ama üç gün sonra kurşunlanmış cesedin Çankaya sırtlarındaki kırsal arazide bir çukurda bulunur dediler. Hocayı İsviçreye sürdüler. Rahmetliye mektuplar göndermiştim. Orada Fransızca bir kitap yazıyordu. Benden Maverdî’nin Ahkam-ı Sultaniye’sinin Fransızca tercümesini istemişti. Kütüphanemdeki Fagnan nüshasını postalayıp göndermiştim.

Türkiyedeki tek parti rejiminde, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askerî darbe idarelerinde hürriyet, demokrasi ve çoğulculuk olmamıştır. Çok zulümler, idamlar yapılmıştır. Çoğunluk ezilmiştir. Vatandaşlar dinlerinden, inançlarından, fikir ve görüşlerinden dolayı tutuklanmış, âdil olmayan mahkemelerde yargılanmıştır. Zindanlarda nice mâsumlar çile çekmiş, kan kusmuştur.

Bugün egemen azınlıklar, vesayetçiler hürriyet isteyip duruyor. Onların özledikleri faşist rejimlerin kara günlerinde hiçbir zaman bugünkü kadar hürriyet, serbestlik, demokrasi ve çoğulculuk olmadı…

Kanunsuz gösterilere biber gazı ve tazyikli su sıkılmasından şikayet edenlere soruyorum.:

Gaz ve su idam sehpasından, zindanda çürümekten, sürgünlerde sürünmekten evlâ=yeğ değil midir?

M. Kemal ve İsmet paşalar rejiminde Taksim Gezisi gibi bir kalkışma olsaydı, hükümet nasıl karşılık verirdi?.. Sıkıyönetim ilan edilmez, İstiklal Mahkemeleri kurulmaz ve isyancılar feci şekilde cezalandırılmaz mıydı?

Maalesef onlar bugünkü serbestliğin, çoğulculuğun, demokrasinin kıymetini bilmiyorlar veya anlamıyorlar. Yahut eski faşist rejimlerin tekrar gelmesini istiyorlar.

Allah bu halka, bu ülkeye o eski kara günleri göstermesin.

(İkinci yazı)

Dönen Dolapların İçyüzü Nedir?

Türkiye gazetesinin 9 Şubat 2012 tarihli sayısının birinci sayfasında “Ermeniler Gerçek Kimliğine Dönüyor” başlığı ile yayınlanan haberi bir kere değil, on kere dikkatlice ve iyice okumaz ve ezberlemezsek ülkemizde dönen dolapların içyüzünü anlamamız mümkün olmaz.

Barcı bir kadın başını örtmüş, müftü karısı kılığına girmiş…

Gezi parkında bir kadın soyunmuş, bikinili mayo ile poz veriyormuş…

Parkta çadırlar kurulmuş… Polis çadırları sökmüş… Biber gazı yakar, tazyikli su devirirmiş… Caddelerde meydanlarda birtakım adamlar put gibi sessiz sedasız duruyormuş… Rizeliler bunlara karşı dönen devranlar yapıyormuş… Zahide Teyze adında yaşlı bir kadın yeter artık bu rezalet be diye avaz avaz bağırmış… Yaşa be Zahide Teyze!..

Bu dedikoduları bırakalım da dönen dolapların içyüzünü öğrenmeye çalışalım.

Türkiyede neler oluyor?

Bu olup bitenler ne manaya geliyor?

Bundan sonra neler olabilir?

Düğmeye basılmıştır bir kere, çarklar dönecektir.

Türkiyeyi parçalamak, çökertmek için her şeyi yapacaklar ve deneyeceklerdir.

Hatırlarsınız birkaç yıldan beri sokaklarda öfkeli kalabalıklar avaz avaz “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırmışlardı. Bunun mânası nedir?

Bugünkü Ermenistanın dört beş misli sözde Batı Ermenistanı Türkiyeden kopartma stratejisinin planları uygulanıyor.

Elbette ki sahnedekilerin hepsi Kripto Ermeni değil ama senaryoyu yazanların ve uygulayanların çoğu onlardan.

Bu işlerin içinde sadece Kripto Ermeniler değil, daha nice gizli ve derin güçler var.

Bırakın yahu Zahide Mahide Teyzeleri de; dönen dolapların, oynanan oyunların mahiyetini anlamaya çalışın.

Türkiyenin çoğunluğunu oluşturan Sünnî Müslümanların söz sahibi ve iktidar olmasını istemiyorlar.

Hahambaşı Haim Nahum doktrininden ayrılmaya kabul etmiyorlar.

Türkiyede demokrasi olsun ama demokrasinin üzerinde Kemalist ideoloji olsun.

Anayasada eşitlik yazılsın ama egemen azınlıklar çoğunluktan daha eşit olsun.

Hukuk olsun ama hukukun üzerinde laikçilik olsun.

Serbestlik olsun ama bikini mayo başörtüsünden daha serbest olsun.

Din öğretimi olsun ama okullarda okutulan din dersi kitaplarının başında Besmele olmasın, Paşanın resmi ve Gençliğe Beyannamesi olsun.

Taksim Gezisi kalkışması ile başlayan olaylar devam edecektir.

Kan dökülmediği, adam ölmediği için içleri yanıyor.

Derin güçler suikastlar tertipleyebilir.

Yeni krizlere, yeni patlamalara hazır olmalıyız.

Gözleri o kadar dönmüştür ki, iç savaş bile çıkartabilirler.

Soyunan kadın, ağaç gibi duran adam, Zahide Teyze, müftü karısıyım diyen hatun, biber gazı, tazyikli su, parktaki çiş ve kazurat kokusu dedikodularını bırakalım da dönen dolapları öğrenmeye çalışalım.

Türkiye düşmanı bütün şeytanlar satranca eğilmiş.

Bu satranç Zahide Teyze ile kazanılmaz.

(Yukarıda tarihini verdiğim Türkiye gazetesindeki haberi siz hâlâ okumadınız mı?)

29.06.2013

 

 

_________________________________________________________________

BAŞKA OLAY 

bilgi toplayanla ayakta konuşuyoruz işte çarşamba günü ben şiilikten bahsettim burda biri var o bilgiyi aktardı ertesi gün perşembe günü kanal a tvde din adamlarına bilgi gelmiş konuşuyorlar şiilik hakkında be aslında kötü bişey demedim ama bu ülkede nedense ehli sünnete karşı purotestan islamı getirilmeye çalışıyor dedim baya konuştum bu konuşma yazar başlık yapmış  işte yazarın birinci yazısındaki ehli sünneti mudafa konuşmalar bana yarısıda yazara ait neyse birde laf çarptırdım bu ülkede amma casus ajan var istihbaratçı yönlerdirici var diye oda gitmiş yazarın birinci yazısındaki yazıya bakın istihbaratçı casus ajan o knuşmalar bana ait neyse ben gene mite bilgi sağlanla konuşuyoruz ayak üstü baya zaman geçti ya baksana televizyona bakıyormusun dedim oda ne oldu dedi gezi olayları hakkında bi bilgin varmı  dedim oda abi yok ya dedi teve seyretmiyorum bende gezi olaylarının arkası gelir dedim işte biraz geziden konuştum az bişey gitmiş yazarın ikinci başlığı gezi olayları hakkında  
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Ehl-i_Sunnete_Karsi_Islam_Protestanligi/15555
Mehmet Şevket Eygi
 

 
Ehl-i Sünnete Karşı İslam Protestanlığı
Mehmet Şevket Eygi
28 Haziran 2013 Cuma 01:00

AZ da olsa sağlam bir din kültürüne sahip, iyi niyetli ve firasetli bir Müslüman, Türkiye’de on beş yıldan bu yana çok temel, çok radikal bir dinde reform devrimi yapıldığını anlar. Yeter ki, bu konudaki ciddî yazılardan, tenkitlerden, uyarı ve aydınlatmalardan haberdar olsun.
Ülkemizde 1400 senelik İslam tarihinde görülmemiş dehşetli ve korkunç bid’atler sahneye konulmaktadır.
Bu bid’atlerin ana gayesi, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Ehl-i Sünnet Müslümanlığını sarsmak ve yıkmak; onun yerine bid’atçi bir İslam Protestanlığı getirmektir.
Merhum Şeyh Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri bundan elli-altmış yıl önce Ümmeti dinde reform, İslamın mihraptan yıkılması şeytanî planları konusunda uyarmıştı. Dedikleri çıktı.
Reformcular Bediüzzamanı ve Risale-i Nurları kötü emellerine alet etmeye çalışıyor. Said Nursî hazretlerinin sağlığında sarsılmaz bir birlik oluşturan Nur camiası bugün maalesef yirmiden fazla hizbe ayrılmıştır.
Türkiyede Ehl-i Sünnet İslamlığını yıkmak, onun yerine ılımlı, light, sulandırılmış, fıkıhsız ve Şeriatsiz, reforme ve deforme edilmiş bir İslam Protestanlığı, bir İslamcılıklar mozaiği getirmek isteyen şer kuvvetleri Ümmet-i Muhammed’in (Salat ve selam olsun ona) içine sürülerle casus, ajan, istihbaratçı, provokatör, İbn Sebe’, yönlendirici sokmuşlardır.
Ehl-i Sünnet İslamlığı nasıl sarsılır, zayıflatılır ve yıkılır?
*Birinci dinamitleme: Ümmet birliği darbelenir ve irili ufaklı, birbirinde kopuk, birbiriyle çatışan sayısız İslamcılıklar, hizipler, fırkalar çıkartılır.
*İkinci dinamit: Herkes Kur’andan kendi kafasına, heva ve re’yine göre ictihad yapsın, hüküm çıkartsın zihniyeti yaygın hale getirilir. Bu suretle din hayatında anarşi ve kaos meydana getirilir.
*Üçüncü dinamit: Ortaya bid’atlerin bid’ati bir İslam Feminizmi çıkartılır ve Ehl-i Sünnet İslamlığı, feminist kadınlara yıktırılır. 
*Dördüncü dinamit: Mezhepsizliktir. Mezhepsiz reformistler ve modernistler İslamın ve Şeriatın ikinci ana kaynağı olan Sünneti ya büsbütün inkar eterler, yahut sinsince darbeler. Böylece Sünnetsiz, fıkıhsız, Şeriatsiz yüzlerce Lüther’cilikler, Calvin’cilikler türer.
*Beşinci dinamit: Peygamber Efendimizin sahih ve mütevatir hadislerinin AB norm ve standartlarına, Siyonistlerin isteklerine göre ayıklanmasıdır.
*Altıncı dinamit: İslamda din ile dünya ayırımı olduğunu iddia ederek Müslümanları fertler ve toplumlar olarak laik, seküler hale getirmektir.
*Yedinci dinamit: Fazlurrahmancılık vahim bid’atidir. 
Ehl-i Sünneti niçin yıkmak istiyorlar?.. 
Çünkü Ehl-i Sünnet yetmiş üç fırkanın içindeki yegane Fırka-i Nâciyedir…
İslamın, Kur’anın, Sünnetin doğru yorumudur…
Ehl-i Sünnet cadde-i kübradır…
Ehl-i Sünnet Sevad-ı Azamdır…
Halkımızın büyük kısmı maalesef din kültürü ve Ehl-i Sünnet konusunda yeterli bilgiye sahip değildir.
On milyonlarca halk, yeterli ilmihal ve akaid bilgisine sahip değildir.
Ehl-i Sünnet camiasının imkanlıları, alimleri, ziyalıları, zenginleri, başları Sünnî halkı uyarmak, aydınlatmak ve bilgilendirmek konusunda ittihad içinde topyekun bir çalışma yapmamaktadır.
Yirminci asrın önemli hadiselerinden biri, Hollanda’da çoğunlukta olan Protestanlığın yerini Katolikliğin almış olmasıdır. Türkiye’de de buna benzer köklü bir değişim yaşanıyor. Ehl-i Sünnet yıkılmak ve yerine bir İslam Protestanlığı mozaiği getirilmek isteniyor. Böylece İslam sisteminin hayata geçirilmesini ve İmamat-Hilafet müessesinin gerçekleşmesinin önüne geçmek istiyorlar.
Maalesef Bediüzzaman hazretlerini ve Risale-i Nur külliyatını da alet etmek isteyenler var. Müslümanları Protestanlaştırma hareketinin arkasında İsrailin, ABD’nin, AB’nin, Vatikanın, Evangelistlerin olduğunda şüphe edilmemelidir. Hattâ onlar hîn-hacette kendi fantoş halifelerini Müslümanların başına geçirebilir.
Şu anda Türkiye Sünnileri birlik ve beraberlik içinde midir? Maalesef değil. Sünnîler birbirinden kopuk binlerce büyük küçük cemaate, tarikata, dernek ve vakfa ayrılmıştır. 
Ehl-i Sünneti korumak konusunda bir arkaya gelseler, bir Ehl-i Sünnet Konfederasyonu ve Federasyonu çatısı altında birleşseler ne iyi olur.
Türkiyenin bütünlüğünü korumak istiyorsak, kendi vatanımızda birinci sınıf vatandaşlar olarak hür ve haysiyetli bir hayat sürmek istiyorsak birleşmemiz şarttır. Bugünkü tefrika ve parçalanmışlık ile bize hayat ve istikbal yoktur.
Peki, milyonlarca Alevî kardeşlerimizin durumu ne olacaktır? Şu hususu unutmayalım: Bizdeki Alevîler ikiye ayrılır. Gerçek Alevîler, crypto Alevîler. Gerçek Alevîlere bütün hakları ve hürriyetleri sağlanacaktır. Cryptolara gelince: Onlarla anlaşmak, bir mutabakata varmak bugünkü şartlar içinde mümkün değildir. Bu konuda da çareler ve çözümler aranmalıdır.

(İkinci yazı)
Gezi Denemesinin Arkası Gelecektir

GEZİ kalkışması bir deneme idi. Denediler… Birinci raundu kaybettiler, amaçlarına ulaşamadılar. Bu oyunu burada bitirmeyecekler, bu denemeden ders almış olarak, daha tecrübeli olarak yeni krizler çıkartacaklardır. Bundan kimsenin zerre kadar şüphesi olmamalıdır. Bu iş burada bitmiştir sananlar büyük zarara ve yenilgiye uğrayabilir.
***
GEZİ kalkışmasının kendi kendine oluşmuş mâsum ve haklı bir gençlik ve halk hareketi olduğuna samimî şekilde inananlarla tartışmanın faydası olmaz. Onlara derin gerçekleri anlatamazsınız.
***
GEZİ’nin arkasında ABD, AB, İsrail ve ismini vermeyeceğim komşu bir devletin bulunduğundan şüphe edilmemelidir.
***
GEZİ hadiseleri çok iyi planlanmış psikolojik bir savaştır.
***
M. Kemal Paşa zamanında böyle bir kalkışma olsaydı derhal sıkıyönetim ilan edilir, İstiklal Mahkemeleri kurulur, sanıklara avukat tutma hakkı verilmez, kısa zamanda idam kararları verilir, bu kararlar Yargıtaya intikal ettirilmez ve mahkumlar palas pandıras idam edilirdi.
*** 
M. Kemal Paşa zamanında olsaydı, kadın pilot Hatun Sebilciyan (Sabiha Gökçen) uçağına biner ve isyancıların üzerine bombalar atardı.
***
Millî Şef İsmet zamanında böyle geziler meziler kalkışmalar hay huylar yapılamazdı. Yapanlar olursa sıkıyönetim mıkıyönetim, tabutluk işkenceleri, şiddetli bastırmalar, sindirmeler olurdu.
***
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra halk toplanıp askerî idareyi protesto etseydi acaba ne olurdu? Düşünmek bile istemiyorum. Çok fena yaparlardı.
***
Bugünkü iktidar, gezicilerin üzerine biber gazı ve tazyikli su sıkmış… Yapılabileceklerin en hafifini yapmış… Gazın ve suyun yanına biraz da parfüm eklemiş olsaydılar daha iyi ve kokulu olurdu. Zira Taksim Gezisi burun direklerini kıracak şekilde sidik ve kazurat kokuyormuş.
***
Gezici kadınlardan biri Gezi alanında soyunmuş ve bikini mayo ile teşhircilik yapmış. Böyle bir şey Atatürk zamanında yapılamazdı. Çünkü o zamanlar bikini mayo henüz icat edilmemişti. Kemalist rejim böyle şeylerdi kaldırmazdı. Fena çarpardı.
***
Meydan okuyor ve soruyorum: Ne M. Kemal, ne İsmet, ne Cemal Gürsel, ne 12 Mart 1971, ne Kenan Evren zamanlarında Türkiyede bugünkü kadar demokrasi, hürriyet, hukuk, serbestlik olmuştur. Bîtaraf ve ehliyetli bir jüri huzurunda aksini ispat eden çıkarsa yazı hayatıma son vereceğim.
28.06.2013
_______________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla devamılı konuşuruz işte konu açıldı bugünkü müslümanlar şunları yaparsa yapmasa karanlık bir müslüman toplum haline gelir diye ikimizde konuşuyoruz işte yazarın 1 nolu benim ilk konuşmalarım sonra onunda konuşmaları var yazarın köşesindeki çoğu konuşma ikimizin konuşması yazarında katkı yaptığı yer var yani ne konuşmuşsan hepsi gitmiş gelelim ikinci konuşmaya ramazanda feminist müslümanlar konusu onuda muhabat almış aslında yazar öyle anlamış ikinic yazıdaki çoğu konuşma yazara ait benimde az var 
 
 
 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Gelecegi_Karanlik_bir_Musluman_Toplum/15527
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 

 
Geleceği Karanlık bir Müslüman Toplum
Mehmet Şevket Eygi
26 Haziran 2013 Çarşamba 01:06

 
MÜSLÜMAN bir toplum aşağıdaki durumlara düşerse sonu iyi olmaz. Başına birtakım felaketler, musibetler ve afetler gelir. Tokatlar yer.
1. İtikadı bozulursa…
2. Kur’anın mutlaka yapın dediği farzları, ibadetleri, iyilikleri, hayırları yapmaz; yapmayın dediği kötülükleri, haramları, günahları işlerse.
3. İmandan sonra İslamın ikinci temel emri, dinin direği olan vakit namazlarını dosdoğru kılmazsa. 
4. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) emirlerini ve öğütlerini dinlemez, Sünnetine göre yaşamazsa.
5. Zekatı Kur’ana, Sünnete ve Şeriata-fıkha uygun şekilde dosdoğru vermezse.
6. Mü’minler tek bir Ümmet olmaz; bir yığın birbirinden kopuk cemaate, fırkaya, hizbe, parçaya ayrılır ve birbirleriyle çekişirlerse.
7. Müslümanlar birbirleriyle faiz muamelatı yaparlarsa.
8. Mü’minler ehliyetli bir İmam’a biat ve itaat etmezlerse.
9. Emanetlere hıyanet edilirse.
10. Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını yerine getirmezlerse.
11. Mü’minler birbirlerini sevmez, desteklemezlerse.
12. İslam düşmanlarını, kafir ve münafıkları taklit ederlerse.
13. Hür ve erkek Müslümanlar farz namazları cemaatle kılmazsa.
14. Din ilimlerini geçim, menfaat, zengin olmak için öğrenirlerse.
15. Zenginlere, zalimlere yağcılık, yalakalık yaparlarsa.
16. Lüks, israf ve sefahate düşerlerse.
17. İlmi ve icazeti olmayanlar kendi re’y ve hevalarıyla Kur’anı yorumlamaya yeltenirse.
18. Çocuklarını İslam medreselerinde, İslam mekteplerinde okutup, onları sahih itikatlı, beş vakit namaz kılar, yüksek ahlaklı; iyi, doğru, vasıflı ve güçlü Müslümanlar olarak yetiştirmezlerse.
19. Cuma ezanı okununca ticarete, alış verişe son verip; dükkanlarını, bürolarını, işyerlerini kapatıp camilere gitmezlerse.
20. Toplantılarda, düğünlerde, çeşitli etkinliklerde Müslüman kadınlar nâmahrem erkeklerle karışık otururlarsa.
21. Farzları ve müekked sünnetleri terk ve ihmal edip birtakım nafile ibadetleri öne alır ve bunları nefsaniyet ve gururlarına alet ederlerse.
22. Hayat berzahında kendi akıllarıyla, bilgileriyle doğru yolu bulamayacak olan eksikler; kendilerine kamil bir mürşid ve rehber bulup onun nasihatlerini dinlemezlerse.
23. Nefs-i emmâre bataklığından nefs-i levvame sahiline çıkmazlarsa.
24. Laik, seküler ve dünyevî sapık bir hayat felsefesine sahip olarak bütün himmet, çalışma ve gayretlerini fanî dünyaya yönlendirir, âhireti düşünmezlerse.
25. Günde altı milyon ekmeği çöpe atacak derecede korkunç bir israf bataklığına düşerlerse.
26. Yaşamak için yemezler, yemek için yaşarlarsa.
27. Bir yığın zararlı, faydasız, fasa fiso bilgi edindikleri halde, özet olarak da olsa ilmihallerini öğrenmezlerse.
28. Allahın ve Resulullahın hışm ettiği şeylere hışm etmezlerse.
29. Kinlerini din haline getirirlerse.
30. İçlerinden bazıları evliyaurrahmana düşmanlık ettiğinde; öteki Müslümanların bunu en uygun ve doğru şekilde önlemeye çalışmazlarsa.
31. Ruhbanları erbab=rabler haline getirirlerse.
32. Nefsle ve küffar ile cihadı terk ederlerse.
33. Parayı kenz edip, Allah yolunda harcamazlarsa.
34. Fasık, facir ve zalim zenginlere hürmet edip, fakir salihleri ve faziletlileri tahkir ederlerse.
35. Kafirleri dost ve veli edinirken, salih Müslümanlarla irtibatlarını keserlerse.
36. Dünya şehvetlerine uyarlarsa.
37. Açıkça, cehren ve alenen fuhşiyyat=azgınlık yaparlarsa.
38. Din ve mukaddesat ticaretini normal ve meşru görürlerse.
39. Resulullah Efendimize kopuksuz silsilelerle ve icazetlerle bağlı ulemayı, fukahayı, meşayihi bırakıp; bid’atçilerin, reformcuların, bozuk mezhep mensuplarının peşlerine düşer, hanif dinini onlardan öğrenmek cinnetine kapılırlarsa.
40. İslam gemisini delip batırmak isteyen sapıklara ve mecnunlara mani olmazlarsa.
41. Resulullah Efendimize saldırılınca fazla tepki göstermeyip, kendi şeyhlerine ve hocalarına fiske vurulunca yeri göğü inletircesine tepki gösterirlerse.
42. Allahın indirdiği hükümlerle hükm etmezlerse.
43. Zina gibi kesin haram, büyük günah ve suç olan bir kötülüğü suç olmaktan çıkarırlarsa. Zinanın suç olduğunu kabul edenler, buna ses çıkartmazlarsa.
44. Zina ve bina çoğalırsa…
45. Kendilerini dindar, salih, zahid ve iyi Müslüman sanan kişiler göklere ser çekmiş binalarda otururlarsa.
Aaah… Aaah… Aaah!..
Böyle bir toplum, içlerindeki âbid ve zâhidlere rağmen kötü durumdadır ve onun geleceğinden korkulur. 
Ey gafiller!.. Durumu Kur’ana, Sünnete ve Şeriat ölçü ve hükümlerine göre iyi olmayan bir toplumun zenginliği, lüksü, israfı, müzeyyen haneleri, pahalı ve şaşaalı otomobilleri, Fir’avununkinden zengin sofraları, pahalı giysileri, tantanaları, şaşaaları, ihtişamları, debdebeleri, dâratı, servet ü sâmanı, saltanatı keramet değil, istidractır. İstidracı keramet sanan gafillerin ve fâsıkların sonları iyi olmaz.
Cenab-ı Hak cümlemize akıl fikir ve uyanıklık ihsan buyursun.
Allahü Teala hazretlerinin bize yardım etmesini istiyorsak, biz aklımızı ve irademizi kullanarak kendimize yardım edelim.
Islah… Islah… Islah!..

* (İkinci yazı)
RAMAZAN’DA FEMİNİZM

FEMİNİST İslamcıların, Diyanet’i alet ederek mübarek Ramazan ayında yoğun faaliyet yapacaklarına dair sağlam istihbarat almış bulunuyorum. 
Bütün Ehl-i Sünnet Müslümanlarının bu konuda hazırlıklı ve tedbirli olması gerekir. 
Onların bazısı camilerde kadın erkek karışık ibadet edilmesini istiyorlar ama şu anda bunu söylemeye cesaret edemiyorlar. 
Bütün şer güçleri şu hususlarda ittifak etmiştir: 
1. Ehl-i sünnet Müslümanlığını kadınlarla yıkmak.
2. Bu maksatla camileri, erkekler yerine kadınlarla doldurmak. 
3. Dinde reform yapmak.
4. Dinde değişiklik yapmak.
5. Dinde yenilik yapmak. 
6. Ehl-i Sünnetin dört mezhebini kaldırıp Fazlurrahmancılık sapık mezhebini hâkim kılmak. 
7. Müslümanları alabildiğine parçalayıp bir İslamcılık Protestanlığı curcunası ve kaosu oluşturmak. 
8. Müslümanları laikleştirmek, dünyevileştirmek, sekülerleştirmek.
9. Müslümanları kapitalist Müslümanlar haline getirmek.
10. Lüksü, israfı, aşırı tüketimi, aşırı konforu alabildiğine körüklemek. 
Tekrar feminizme dönüyorum:
Feminizm Kur’ana aykırıdır. 
Feminizm Sünnete aykırıdır. 
Feminizm Şeriata aykırıdır. 
Feminizm Ehl-i Sünnet ve Cemaate aykırıdır. 
Hiçbir Sünni Müslüman feminist olamaz. 
Bir feminist, aile konusunda erkeğe üstünlük tanıyan Kur’an ayetini inkâr ederse İslam’dan çıkmış, küfre düşmüş olur. 
Resulullah Efendimizin (Salât ve selam olsun ona) mütevatir ve sahih hadislerini inkâr eden feministler İslamdan çıkmış olur. 
Allahü Teala bazı konularda erkekleri, bazı konularda kadınları üstün kılmıştır. Erkekler ve kadınlar konusundaki ayetlere, hadîslere, Şeriat hükümlerine bağlı ve saygılı olmalıyız. 
Feminizmin ve kadın erkek arasında mutlak eşitlik olduğu iddiasının bâtıl olduğu çok açıktır. Çünkü:
1. Dünyanın hiçbir ülkesindeki ordu yarı yarıya erkek ve kadın değildir. 
2. Dünya parlamentoları içinde erkek üyelerle kadın üye sayısının eşit olduğu bir millet meclisi de yoktur.
3. Futbol takımlarının yarısı kadın, yarısı erkek değildir.
4. Atletizm yarışmalarında, Olimpiyatlarda erkekler ve kadınlar karışık olarak değil, ayrı ekipler halinde yarışır. 
Bu anlattıklarım kadınların haklarına haysiyetlerine aykırı değildir. 
Resulullah Efendimiz (Salât ve selam olsun ona) kadınlara benzeyen erkekleri ve erkeklere benzeyen kadınları ağır şekilde kınamıştır. 
Feminizm gerçeklere aykırı sapık bir ideolojidir. 
Aklı başında, sağduyu ve hikmet sahibi bir Müslüman kesinlikle feminist olmaz. 
Tekrarlıyorum: Önümüzdeki Ramazan’da feministlerin Kur’ana, Sünnete ve Şeriata aykırı çıkışlarına, bidatlerine, saldırılarına hazır olalım, tedbir alalım. 
26.06.2013
 
______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte dedi haberleri seyrediyormusun yok ya dedim hayırdır dedim gezi parkı olayları  dedi konu açıldı işte bende başladım konuşmaya konuşmasanda olmaz işte yazarın ilk başlığındaki çoğu yazu bana ait sadece kamalistleri eleştirmesi kendine ait yazarın köşesinde zeka birikim sezgi bana ait istihbaratın bilgi toplama konusunda eleştirdim oda benim neyse yazarın birinci yazısındaki çoğu konuşma bana ait aktarmış muhbir neyse ikinci konuşmaya konu yahudilerden açıldı oda yazarın ikinci yazı başlığına bakın yahudilerle ilgili eleştiri değil bilakis yahudileri osmanlı kurtarmıştır piskoloji ile ben konuştum yazarın ikinci konuşmasındaki çoğu yazı bana ait azda olsa kendi yorumlarınıda katmış 
 
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Organize Gezi Fitneleri
Mehmet Şevket Eygi
25 Haziran 2013 Salı 00:36

GEZİ hadiseleri tecrübesiz gençlerin veya mâsum halkın işi olamaz.  Bu hadiseler planlı, programlı, çok iyi tertiplenmiş, sahneye profesyonelce konulmuş, çok önceden hazırlanmış organize işlerdir.

Türkiye’de hâlâ vesayetçi on binlerce özel harp uzmanı vardır.

Türkiye’de bir ordu kadar casus, ajan, provokatör, manipülatör bulunmaktadır.

Büyük faiz lobisi, çetesi veya mafyası Gezi hadiselerinin tozu dumanı içinde milyarlarca dolar vurmaya hazırlanmaktadır.

Gezi hadiseleri birkaç ağacın oradan alınıp başka bir yere dikilmesini veya eski Topçu kışlasının yeniden inşasını protestodan ibaret değildir. 

Amaç, Türkiye’de Arap Baharına benzeyen bir hareket başlatmak ve serbest seçimlerle halkın seçtiği meşru iktidarı devirmektir.

Gezi başkaldırması eski Kemalist Vesayet rejimini tekrar iktidara getirmek için başlatılmıştır.

Bu hadiselerin dış destekli olduğundan şüphe edilmemelidir.

İktidar üç ay önceden haber almıştır ama hazırlıklı olmamıştır.

Gezi hadiselerinin içine birtakım solcu İslamcıların katılmış olmaları ve Taksim meydanında göstermelik cuma namazı kılmaları çok dikkat çekicidir.

Gezi hadiseleri İslam’a ve Müslümanlara karşıdır.

Geziciler kan dökülmesini istemişler, fakat bunu başaramamışlardır.

Gezi hadiseleri faşist egemen azınlık diktatörlüğü için yapılmıştır.

1923 Lozan anlaşmasının gizli protokolleri Kemalist rejimin meşruiyet belgesidir. Bu protokollar caduc olursa Kemalizm bitmiş olacaktır.

Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) göre Türkiye’nin mutlaka parçalanması gerekmektedir.

İstiklal Mahkemelerinin Karakuşî hükümleriyle İskilipli Âtıf Hoca’ları, Dersimli Seyyid Rıza’ları asan, Sabiha Gökçen’e (Hatun Sebilciyan) halkın üzerine bombalar attıran zihniyetin demokrasiden ve adaletten bahs etmesi gülünç bir rezilliktir.

Gezi provokasyonlarının geri planında, kat kat perdeler ardında, bugün iktidardan yanaymış gibi görünen birtakım Pakraduniler vardır.

Halk yığınlarına, dönen derin dolapları anlatmak mümkün değildir.

Gezi hadiseleri konusunda korkunç bir dezenformasyon yapılmaktadır.

İstihbarat bilgilerinin toplanması yeterli değildir. Bu bilgilerin anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekir.

Bugün Türkiye’de Gezi fitne ve fesadını engelleyebilecek zeka, birikim, sezgi ve uzmanlığa sahip beş kişi vardır. (Bendeniz bu beş kişiden biri değilim.)

Yedi milyarlık insanlık aleminde dünya çapında yedi satrançcı zor çıkar.

Dehşetli bir satranç oyunu karşısındayız. Bu oyunu başarı ile oynayıp kazanmak, sıradan satranççıların kârı değildir.

Merhum Adnan Menderes 1960’da satrancı kaybetti ve Türkiye’nin başına bir yığın felaket geldi.

Ülke geriye gitti.

Türkiye’nin yeni bir 27 Mayıs darbesi yemesi tarih çapında büyük bir felaket olur.

Dua edelim de satrancı halk oyuyla iktidara gelen siviller kazansın.

Serbest seçimlerle geldiler…  Gideceklerse serbest seçimlerle gitsinler.

Faiz lanetlidir… Faiz lobisi, çetesi, mafyası lanetlidir… Ribanın yetmiş çeşidi vardır, en hafifi anasıyla zina etmek gibidir… Darbeci faiz fitnecilerine lanet!

Türkiye’de ribacılar galebe çalarsa devletin, halkın ve ülkenin çekeceği var…

 

“İkinci yazı”

Siyonist Bay Abram’a Açık Mektup

Siyonist Musevî vatandaşımız

Bay Abram’a…

Selam doğru yol üzerinde olanların üzerine olsun.

Bay Abram, sizin iki isminiz var, dışarıya karşı Türk isminizi kullanıyorsunuz ama asıl isminiz Abram’dır, bu mektupta gerçek isminizi kullanacağım. Sanırım bir sakıncası yoktur.

Osmanlı meşrebli hoşgörülü bir Müslüman olarak, gayr-i müslim vatandaşlarıma düşmanlığım yoktur.

Romaniot Yahudiler bu ülkede Müslümanlardan önce vardı. Siz Sefarad Yahudisi olarak daha sonra geldiniz.

Romaniot, Sefarad, Eşkenaz, Kürt Yahudisi,  Kırımçak, Tat, Pakradunî ve sair Yahudilerin bazısı; devlet olarak, halk olarak, ülke olarak Türkiye’ye büyük zararlar vermiştir.

Şunu da söylemem gerekiyor: Türkiye’ye, Osmanlı’ya, Müslüman çoğunluğa zarar verirken, bu bir kısım Yahudiler en büyük zararı, farkında değiller ama Yahudiliğe vermişlerdir.

Osmanlı devletinin ve İslam Hilafetinin yıkılmasında Yahudilerin büyük rolü olmuştur. Yahudiler derken “bir kısım Yahudileri” kasd etmekteyim. Çünkü Yahudiler tarih boyunca, yakın tarihte ve bugün homojen bir topluluk olmamıştır.

Bugün İsrail’de Sefaradlar çoğunluktadır ama Eşkenaz Yahudiler onları birinci sınıf vatandaş saymamaktadır ve ezmektedir.

Ortodoks Yahudiler ile Reformcu Yahudiler anasında uçurumlar vardır.

Bütün Yahudiler Siyonist değildir. Azınlıkta olmakla birlikte bazı dindar Yahudiler İsrail devletini ve Siyonizm ideolojisini en büyük isyan ve küfür olarak görmektedir.

Siyonizm ideolojisini Tevrat’a bağlı dindar Yahudiler çıkartmamış, bazısı ateist, bazısı dinden kopmuş günahkar Yahudiler çıkartmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Türkiye’de İslam’a ve Müslüman çoğunluğa karşı zalim ve gaddar bir ideolojik vesayet rejimi ve sistemi kurulmuştur ve bunda bir takım Yahudilerin büyük rolü, tuzu biberi olmuştur.

Osmanlının yıkılışının ve Kemalist rejimin kuruluşunun perde arkası baş aktörü Hahambaşı Hayim Nahum’dur. Onun ötesinde de Sabatay Sevi bulunmaktadır.

M. Kemal Kemalizm ideolojisinin babası değildir.

Vaktiyle Almanya’da Nazizmi Rosenberg kurmuştu, Kemalizm’in kurucularından biri de dıştan Tekin Alp ismini taşıyan şu meşhur Moiz Kohen’dir.

Türkiye’ye, Ortadoğu’ya, İspanya’dan kovulan Yahudileri  kabul eden, onlara bir vatan kazandıran  Osmanlı  devleti ve Hilafeti idi. Bir kısım Yahudiler  Devlet’i ve Hilafet’i yıkarak kendi felaketlerine yol açtılar. İleride görecekler… Biraz selim akılları olsaydı böyle bir yıkıcılık yapmazlardı.

Tevrat’a bağlı, İsrail’e ve Siyonizm’e karşı olan dindar Yahudiler Müslümanlar ile iyi geçinirler. Cumartesi günleri sinagoglarda kendilerini himaye eden devletlere ve reislerine dua ederler.

Bu duaları ilk kaldıran Sahte Mesih Sabatay Sevi olmuştur.

Dünyayı taş devrine döndürecek, insanlığı korkunç acı ve kayıplara uğratacak Üçüncü Dünya Savaşı İsrail, Siyonizm ve Filistin yüzünden çıkacaktır.

Bütün bu felaketler, Siyonistlerin Tevrat dinine uymamalarından ileri gelecektir.

Bendeniz Yahudilik uzmanı değilim ama dünyanın en bozulmuş, Tevrat’tan en fazla uzaklaşmış günahkar Yahudi cemaatinin Türkiye Yahudileri olduğunu biliyorum.

Bir kısım Yahudiler Müslümanları İslam’dan uzaklaştırırken, kendi kazdıkları kuyuya düşmüşler ve dinsizleşmişlerdir.

Kudüs sadece Yahudilerin değildir. Müslümanların ve Hıristiyanlarında o kutsal şehirde hakları vardır.

Filistin öncelikle Filistinlilerin ve sonra İslam aleminin toprağıdır.

Osmanlı devleti Filistin’de iken oradaki Hıristiyan kiliselerini Hilafet askerleri bekliyor, çeşitli mezhep ve kilise mensuplarının kavgalarını onlar ayırıyordu.

Bugün Siyonist askerler, Müslümanların kutsal Mescid-i Aksa camiine girmesini engellemeye çalışıyor ve bir yığın zulüm yapıyor.

Sözü çok uzatmak istemiyorum. Yahudilerin Türkiye’nin Sünnî çoğunluğu ile barışmaları gereklidir.

Yahudilerin Kemalist ideolojiyi, vesayet sistemini diretme hareketinde yer almamaları gerekmektedir.

İnanmıyorlar ama Yahudilerin, dünyevî ve siyasî planda Şeriattan yana olmaları kendi menfaatlerinedir.

Can, mal, din ve kimlik güvenliklerinin sağlanması ve korunması şartıyla Yahudilerin Hilafetin yeniden kurulması için çalışmaları gerekmektedir.

Çok zor olacak ama Yahudilerin, Tevrat’a zıt Siyonist ideolojiden ve İsrail devletinden vaz geçmeleri gerekmektedir.

Bu söylediklerim birçok kişiye, Siyonist Yahudilere, Kripto Yahudilere ve kendilerine benzettikleri yabancılaşmış, Yahudileşmiş Müslümanlara çok aykırı gelebilir ama doğruları söylediğimden eminim.

Soruyorum:

İsrail’i ve Siyonizm’i tasfiye etmek mi daha az sakıncalıdır, yoksa nükleer Üçüncü Dünya savaşı mı?

İsrail ve Siyonizm tasfiye edilirse milyonlarca Yahudinin, on milyonlarca Müslümanın hayatı kurtulacaktır.

İsrail tarihî bir ârızadan ibarettir. Ârızaların başlangıç ve bitiş tarihleri vardır.

Nitekim, birinci Haçlı seferinde 1099’da kurulan Kudüs Frank krallığı da bir ârızaydı ve 1187’de sona ermiştir.

Yahudilik alemi İslam alemi ile, Hilafet ve Şeriat ile mutlaka barışmalıdır, anlaşmalıdır.

Bu barışma ve anlaşma zordur ama imkansız değildir.

Yahudiler Hilafeti ve Şeriat sistemini nasıl yıktılarsa, tekrar ihya etmek için öncülük yapmalıdır.

Siyonizm ve İsrail bir intihar yoludur.

Şeriat ve Hilafet, Yahudiler bunlara dinen inanmasa bile realitede bir sulh ve mutabakat yoludur.

Bay Abram, mektubumu burada bitirmeden önce bir konuya daha temas etmek istiyorum:

1960’lı yılların sonunda Hahambaşılıktan para aldığımı iddia etmişsiniz. Bu büyük bir yalan ve iftiradır. Bu fakir, bir Müslüman olarak, birileri gibi Altın Buzağıya tapmam. Mal varlığım bellidir. İddianızı isbat ederseniz size bir daireden, küçük bir yayınevinden, şahsî kütüphanemden oluşan mal varlığımı hibe edecek ve yazı hayatından çekileceğim.

Siyonist olmanız size iftira atmak, yalan söylemek ve dezenformasyon yapmak hakkını tanımaz.

Yalancılar, müfteriler Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da da kınanmıştır.

İddianızı ispat edemezseniz sizi şerefsizlikle, namussuzlukla, alçaklıkla, rezillikle suçluyorum.

Bay Abram!..

25.06.2013

 

______________________________________________________________________________

BAŞKA OLAY 

konu açıldı askeri darbe konusu ben değilde bir arkadaş açtı konuyu bu konuyu yazar başlık atmış işte ben chp konuşması bana ait sonra be mustafa kemal atatürkü övdüm yazarda kendisine gelen bilgileri atatürkçüleri eleştirmiş ikinci konuda ben ey icazetli ulama müslümaları uyar dedim oda yazarın en son müslümaların uyarılması konusunu işlemiş 

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Asker_Darbeler_Devri_Kapanmistir/15483#.UcnSHLJKMdk

 

 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Askerî Darbeler Devri Kapanmıştır
Mehmet Şevket Eygi
23 Haziran 2013 Pazar 01:00

Halk tarafından seçilmiş Adnan Menderes iktidarını 1960’da gayr-i meşru bir darbe ile yıkanlar halka karşı idiler, halk düşmanı idiler.
1960’da sivil iktidar gaflet etmişti.
O tarihte devletin bütün kadroları, üniversiteler, basının büyük kısmı CHP taraftarı idi.
CHP, çoğunluğu oluşturan Sünnîlerden oy alamayacağına göre, iktidara geçmek için askerî bir darbeden başka çare yoktu. Orduyu alet ettiler ve Türkiye’yi geri bırakan bir yığın yüz kızartıcı insanlık suçu işlediler.
Aradan elli üç yıl geçti ve aynı oyunu oynamak istiyorlar. Tutmaz baylar tutmaz artık bu oyun.
Niçin tutmaz?.. Çoğunluğu oluşturan Müslümanlar, mükemmel şekilde olmasa da kadrolaşmışlardır.  
Artık ordunun yeni bir darbe yapma imkanı yoktur.
Sivil devletin bir ordu kadar sivil kolluk kuvveti vardır.
Müslümanların, yeterli olmasa da gazeteleri, televizyonları vardır.
Üniversiteler büyük ölçüde Müslümanların elindedir.
27 Mayısı ordu yapmıştı. O günün şartlarında orduya direnmenin imkanı yoktu.
Türkiye artık sivilleşmiştir. 
Taksim Gezi hareketi fiyasko ile neticelenmiştir.
Birkaç ağaç kesilmesin, eski Topçu Kışlası yeniden yapılmasın diye kopartılmamıştır bunca yaygara.
Arap Baharına benzer bir Türkiye Baharı yapmak istediler ve yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.
Bilsinler ki, seçimle gelen iktidarlar ancak seçimle gider.
Başka yol yoktur.
Bin yıl sürecek bir Vesayet Rejimi sisteminden bahs ediyorlardı. Kaç yıl sürdü?
Bendeniz 27 Mayısı gördüm ve yaşadım… 12 Eylül 1971 darbesinde Almanya’da sürgündeydim… 12 Eylülü de gördüm… En son 28 Şubat post-modern darbesi…
Darbelerin hiç birinde hayır yoktu…
Millî kimliğe, millî kültüre, İslam’a, sivil idareyle düşmanlık vardı.
Darbe demek ne demektir? Tek cümle ile Adnan Menderes’in asılması demektir.
Askerî darbe adaletin, insan haklarının, temel hürriyetlerin, haysiyetin ayaklar altına alınması demektir.
Darbeler devri sona erdi ama önlerinde bir yol kaldı. İç savaş çıkartmak…
Darbecilerin sloganlarına sakın kanmayın, inanmayın. Onlar, eski vesayet düzeninde olduğu gibi rantların yüzde doksanını, yüzde onluk bir egemen azınlığın yemesi için ayaklanıyorlar.
İslamcılar yemesin, Atatürkçüler yesin.
Kimmiş bu Atatürkçüler?
Sabataycıların tümü Atatürkçü…
Kriptoların yüzde 99’u Atatürkçü…
Boğaziçi Aşireti su katılmadık Atatürkçü…
Bir Müslüman olarak her türlü yiyime karşıyımdır.
İslam düşmanları yiyeceğine İslamcılar yesin demem.
Türkiye’nin temiz ve şeffaf olmasını isterim.
Bütün değişimlere rağmen Türkiye hâlâ Kemalist bir cumhuriyettir. Paraların, pulların üzerinde M. Kemal’in resmi… Rejimin sembolü Anıtkabir adeta bir tapınak… Başta Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Başbakanlık olmak üzere her yerde Atatürk porteleri… Atatürk heykelleri ve büstleri…
Türkiye’de tam manasıyla sivil bir demokrasi yoktur. İslamî bir sistem de yoktur.
Mevcut yiyiciliğin kaynağı resmî ideolojidir.
Hiçbir Müslüman ve İslamcı İslam adına, Kur’an, Sünnet ve Şeriat adına yiyemez. 
Bozuk düzenin ve sistemin rantlarının yüzde 90’ını eskiden yüzde 10’luk faşist egemen azınlıklar yiyordu. Şu anda yiyim oranı demokratikleşmiştir.
İşte hırçın, sinirli, vurup kırıcı azınlıklar bunu hazmedemiyor.
Bu İslamcılar da artık fazla oluyor!..
Kendileri yerken iyi, İslamcılar yerse kötü…
Bu rant taksiminin ötesinde de başka planlar var.
Türkiye’nin parçalanması planları.
Hiç belli olmaz. Parçalansın derken büyüyebilir.
Sözü uzatmayayım: En kötü sivil idare, en iyi egemen azınlık darbesinden daha iyidir.
Türkiye’yi kendileri idare etmek istiyorsalar, kursunlar sivil bir Atatürk Partisi, girsinler seçimlere, oyların çoğunluğunu alsınlar ve devletin başına geçsinler. Başka yol yoktur.
(Yazının hacmi büyüdü. Cumhuriyetin iki büyük paşasının muazzam şahsî servetleri ve mirasları konusuna temas edemedim.)

“İkinci yazı”
Namaz ve Zekat Konusunda  Büyük İsyan
Kur’anda sahih=doğru inançtan sonra ikinci büyük ve temel emir beş vakit namazdır.
Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) ibadet ve eylem olarak en fazla namaz üzerinde duruyor.
İlk üç kuşak (Selef-i Sâlihîn)  namazı dosdoğru kılmışlardır.
Miladî yirminci asra kadar İslam dünyası namazı biraz fire vererek de olsa kılmıştır.
Bugün de namaza çok dikkat eden İslam ülkeleri vardır.
Asırlar boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapan Türkiye’de namaz kılma oranı yüzde 10’a düşmüştür.
Bazılarının işine gelmez ama bütün aczime ve fakrıma rağmen uyarmak zorundayım:
Namazı terk etmek veya hafife almak (tehâvün göstermek) çok büyük bir günahtır.
Çok büyük bir isyandır.
Çok büyük bir noksan ve hatâdır.
Kur’anda “Onlar namazı yitirdiler ve şehvetlerine uydular” buyrulmaktadır.
Türkiye’nin muhterem icazetli uleması, fukahası, meşayihi, ziyalı Müslümanları halkı namaz konusunda uyarmalıdır.
Halkın yüzde doksanı namaz kılmazsa, ayetlerin, hadîslerin ışığında, gerçek hürriyet, izzet  ve kurtuluş olmayacağı anlatılmalıdır.
Bin icazetli ulema, fukaha meşayihin imzalarıyla Türkiye Müslümanları namaza ve cemaate çağırılmalıdır.
Camiler sabah namazlarında, cumalarda olduğu gibi doldurulmalıdır.
Cumalarda ise cemaat meydanlara, yollara, caddelere taşmalıdır.
Ülkenin 100 bin camiinin mihraplarına namaz kıldırma memurları değil, icazeti ve ehliyeti olan gerçek imamlar geçirilmelidir.
Camiler birer İslam merkezi haline getirilmelidir.
Allah’ın rahmeti cemaat üzerinedir. Tefrika azap getirir.
Maalesef Protestanlaşan bir kısım Müslümanlar namaza, cemaate, camiye gereken önemi vermiyor
Zekat:
İslam’ın namazdan sonra ikinci büyük temeli ve şartı zekattır. Türkiye Müslümanları bu konuda da büyük günahlar, ihmaller, gevşeklikler, gafletler, isyanlar sergiliyor.
Müslümanların bir kısmı hiç zekat vermiyor.
Bir kısmı zekatlarını Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın ve fıkhın gösterdiği gibi vermiyor.
Zekatlarını bir yerlere veriyorlar ama zekat borçları ödenmiş olmuyor.
İslam Şeriatında zekat gerçek şahıslara verilir ki, bunların listesi Kur’anda çok açık ve seçik şekilde beyan edilmiştir.
Dernek, vakıf, hizip, fırka, cemaat, tarikat gibi tüzel kişilere zekat verilmez. Mesela Kızılaya, Çocuk Esirgeme Kurumuna, Hava Kurumuna ve diğer derneklere zekat verilemez.
Şeriatimiz zekat malı ve parası ile cami bile yaptırılmayacağını beyan ediyor.
Günümüzde Türkiye’de zekat konusunda büyük yanlışlar yapılmaktadır.
Birtakım reformcu ilahiyatçıların derneklere ve diğer tüzel kişilere zekat verilebilir fetvası veya ictihadı bâtıldır ve geçersizdir.
İcazetli Sünnî ulema, fukaha, müftüler, meşayih bu konuda halkı uyarmalıdır.
Müslümanlar Ümmet ve ülke çapında tek bir TÜRKİYE ZEKAT SANDIĞI kurarak toplanacak zekatları vekalet ve temlik suretiyle hak sahiplerine dağıtmalıdır.
Zekatta para ve maddî menfaat olduğu için birçoklarının ayakları kaymıştır.
Zekat konusunda Kur’an, Sünnet, icmâ-i ümmet, fıkıh, Şeriat ne diyorsa o yapılmalıdır.
Şeriata aykırı olarak toplanan ve sarf edilen=harcanan zekatlar ateştir.
Zekat konusunda Kur’ana, Sünnete, icmaya, fıkha, Şeriata aykırı batıl fetvalar veren, bozuk ictihadlar yapan mezhebsiz reformcu ilahiyatılar büyük vebal altındadır.
Müslüman bir toplum namazı kılmaz ve zekatı vermezse azaba ve tokada duçar olur.
Zengin Müslümanların mallarında fakir Müslümanların hakları vardır.
Zekatları Şeriata aykırı olarak toplayanlar, gasb edenler saçı bitmedik yetimlerin, miskin ve fakir Müslümanların haklarını yiyor.
Bendeniz din alimi ve fakih değilim, okur yazar bir Müslümanım. Zekat konusunda sorumluluktan kurtulmak, az da olsa emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmak için bu yazıyı kaleme almış bulunuyorum. Bundan önce de bu konuda çok yazılarım yayınlanmıştır, hepsi bir araya getirilse bir kitap olur.
Ey icazetli ulema!... Ey icazetli fukaha!.. Ey meşayih-i kiram!.. Ey ziyalı Müslümanlar!..
Namaz, cemaat, zekat ve daha nice önemli ve hayatî dinî konularda Müslüman halkı uyarmanızı, aydınlatmanızı, bilgilendirmenizi bekliyoruz.
Bir İslam toplumunda bilenler bilmeyenleri uyarmaz ve aydınlatmazlarsa bilmeyen cahillerin vebali uyarmayan bilenlerin üzerine olur.
23.06.2013
_______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
deşifre olanla ayak üstü konuşuyoruz işre gezi fitneleri diye bu konuşmayı başlık yapmış türkiyede bir ordu kadar casus ajan diye başlığı var yaarın o ilk konuşmalarım benim baya konuştum yazarın kendi katkılarıda var işte ikinci konuşmamda siyonist abrahama açık mektup başlığına sebeb olan benim konuşmam oda gitmiş bilgi olarak 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Organize Gezi Fitneleri
Mehmet Şevket Eygi
25 Haziran 2013 Salı 00:36

GEZİ hadiseleri tecrübesiz gençlerin veya mâsum halkın işi olamaz.  Bu hadiseler planlı, programlı, çok iyi tertiplenmiş, sahneye profesyonelce konulmuş, çok önceden hazırlanmış organize işlerdir.

Türkiye’de hâlâ vesayetçi on binlerce özel harp uzmanı vardır.

Türkiye’de bir ordu kadar casus, ajan, provokatör, manipülatör bulunmaktadır.

Büyük faiz lobisi, çetesi veya mafyası Gezi hadiselerinin tozu dumanı içinde milyarlarca dolar vurmaya hazırlanmaktadır.

Gezi hadiseleri birkaç ağacın oradan alınıp başka bir yere dikilmesini veya eski Topçu kışlasının yeniden inşasını protestodan ibaret değildir. 

Amaç, Türkiye’de Arap Baharına benzeyen bir hareket başlatmak ve serbest seçimlerle halkın seçtiği meşru iktidarı devirmektir.

Gezi başkaldırması eski Kemalist Vesayet rejimini tekrar iktidara getirmek için başlatılmıştır.

Bu hadiselerin dış destekli olduğundan şüphe edilmemelidir.

İktidar üç ay önceden haber almıştır ama hazırlıklı olmamıştır.

Gezi hadiselerinin içine birtakım solcu İslamcıların katılmış olmaları ve Taksim meydanında göstermelik cuma namazı kılmaları çok dikkat çekicidir.

Gezi hadiseleri İslam’a ve Müslümanlara karşıdır.

Geziciler kan dökülmesini istemişler, fakat bunu başaramamışlardır.

Gezi hadiseleri faşist egemen azınlık diktatörlüğü için yapılmıştır.

1923 Lozan anlaşmasının gizli protokolleri Kemalist rejimin meşruiyet belgesidir. Bu protokollar caduc olursa Kemalizm bitmiş olacaktır.

Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) göre Türkiye’nin mutlaka parçalanması gerekmektedir.

İstiklal Mahkemelerinin Karakuşî hükümleriyle İskilipli Âtıf Hoca’ları, Dersimli Seyyid Rıza’ları asan, Sabiha Gökçen’e (Hatun Sebilciyan) halkın üzerine bombalar attıran zihniyetin demokrasiden ve adaletten bahs etmesi gülünç bir rezilliktir.

Gezi provokasyonlarının geri planında, kat kat perdeler ardında, bugün iktidardan yanaymış gibi görünen birtakım Pakraduniler vardır.

Halk yığınlarına, dönen derin dolapları anlatmak mümkün değildir.

Gezi hadiseleri konusunda korkunç bir dezenformasyon yapılmaktadır.

İstihbarat bilgilerinin toplanması yeterli değildir. Bu bilgilerin anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekir.

Bugün Türkiye’de Gezi fitne ve fesadını engelleyebilecek zeka, birikim, sezgi ve uzmanlığa sahip beş kişi vardır. (Bendeniz bu beş kişiden biri değilim.)

Yedi milyarlık insanlık aleminde dünya çapında yedi satrançcı zor çıkar.

Dehşetli bir satranç oyunu karşısındayız. Bu oyunu başarı ile oynayıp kazanmak, sıradan satranççıların kârı değildir.

Merhum Adnan Menderes 1960’da satrancı kaybetti ve Türkiye’nin başına bir yığın felaket geldi.

Ülke geriye gitti.

Türkiye’nin yeni bir 27 Mayıs darbesi yemesi tarih çapında büyük bir felaket olur.

Dua edelim de satrancı halk oyuyla iktidara gelen siviller kazansın.

Serbest seçimlerle geldiler…  Gideceklerse serbest seçimlerle gitsinler.

Faiz lanetlidir… Faiz lobisi, çetesi, mafyası lanetlidir… Ribanın yetmiş çeşidi vardır, en hafifi anasıyla zina etmek gibidir… Darbeci faiz fitnecilerine lanet!

Türkiye’de ribacılar galebe çalarsa devletin, halkın ve ülkenin çekeceği var…

 

“İkinci yazı”

Siyonist Bay Abram’a Açık Mektup

Siyonist Musevî vatandaşımız

Bay Abram’a…

Selam doğru yol üzerinde olanların üzerine olsun.

Bay Abram, sizin iki isminiz var, dışarıya karşı Türk isminizi kullanıyorsunuz ama asıl isminiz Abram’dır, bu mektupta gerçek isminizi kullanacağım. Sanırım bir sakıncası yoktur.

Osmanlı meşrebli hoşgörülü bir Müslüman olarak, gayr-i müslim vatandaşlarıma düşmanlığım yoktur.

Romaniot Yahudiler bu ülkede Müslümanlardan önce vardı. Siz Sefarad Yahudisi olarak daha sonra geldiniz.

Romaniot, Sefarad, Eşkenaz, Kürt Yahudisi,  Kırımçak, Tat, Pakradunî ve sair Yahudilerin bazısı; devlet olarak, halk olarak, ülke olarak Türkiye’ye büyük zararlar vermiştir.

Şunu da söylemem gerekiyor: Türkiye’ye, Osmanlı’ya, Müslüman çoğunluğa zarar verirken, bu bir kısım Yahudiler en büyük zararı, farkında değiller ama Yahudiliğe vermişlerdir.

Osmanlı devletinin ve İslam Hilafetinin yıkılmasında Yahudilerin büyük rolü olmuştur. Yahudiler derken “bir kısım Yahudileri” kasd etmekteyim. Çünkü Yahudiler tarih boyunca, yakın tarihte ve bugün homojen bir topluluk olmamıştır.

Bugün İsrail’de Sefaradlar çoğunluktadır ama Eşkenaz Yahudiler onları birinci sınıf vatandaş saymamaktadır ve ezmektedir.

Ortodoks Yahudiler ile Reformcu Yahudiler anasında uçurumlar vardır.

Bütün Yahudiler Siyonist değildir. Azınlıkta olmakla birlikte bazı dindar Yahudiler İsrail devletini ve Siyonizm ideolojisini en büyük isyan ve küfür olarak görmektedir.

Siyonizm ideolojisini Tevrat’a bağlı dindar Yahudiler çıkartmamış, bazısı ateist, bazısı dinden kopmuş günahkar Yahudiler çıkartmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Türkiye’de İslam’a ve Müslüman çoğunluğa karşı zalim ve gaddar bir ideolojik vesayet rejimi ve sistemi kurulmuştur ve bunda bir takım Yahudilerin büyük rolü, tuzu biberi olmuştur.

Osmanlının yıkılışının ve Kemalist rejimin kuruluşunun perde arkası baş aktörü Hahambaşı Hayim Nahum’dur. Onun ötesinde de Sabatay Sevi bulunmaktadır.

M. Kemal Kemalizm ideolojisinin babası değildir.

Vaktiyle Almanya’da Nazizmi Rosenberg kurmuştu, Kemalizm’in kurucularından biri de dıştan Tekin Alp ismini taşıyan şu meşhur Moiz Kohen’dir.

Türkiye’ye, Ortadoğu’ya, İspanya’dan kovulan Yahudileri  kabul eden, onlara bir vatan kazandıran  Osmanlı  devleti ve Hilafeti idi. Bir kısım Yahudiler  Devlet’i ve Hilafet’i yıkarak kendi felaketlerine yol açtılar. İleride görecekler… Biraz selim akılları olsaydı böyle bir yıkıcılık yapmazlardı.

Tevrat’a bağlı, İsrail’e ve Siyonizm’e karşı olan dindar Yahudiler Müslümanlar ile iyi geçinirler. Cumartesi günleri sinagoglarda kendilerini himaye eden devletlere ve reislerine dua ederler.

Bu duaları ilk kaldıran Sahte Mesih Sabatay Sevi olmuştur.

Dünyayı taş devrine döndürecek, insanlığı korkunç acı ve kayıplara uğratacak Üçüncü Dünya Savaşı İsrail, Siyonizm ve Filistin yüzünden çıkacaktır.

Bütün bu felaketler, Siyonistlerin Tevrat dinine uymamalarından ileri gelecektir.

Bendeniz Yahudilik uzmanı değilim ama dünyanın en bozulmuş, Tevrat’tan en fazla uzaklaşmış günahkar Yahudi cemaatinin Türkiye Yahudileri olduğunu biliyorum.

Bir kısım Yahudiler Müslümanları İslam’dan uzaklaştırırken, kendi kazdıkları kuyuya düşmüşler ve dinsizleşmişlerdir.

Kudüs sadece Yahudilerin değildir. Müslümanların ve Hıristiyanlarında o kutsal şehirde hakları vardır.

Filistin öncelikle Filistinlilerin ve sonra İslam aleminin toprağıdır.

Osmanlı devleti Filistin’de iken oradaki Hıristiyan kiliselerini Hilafet askerleri bekliyor, çeşitli mezhep ve kilise mensuplarının kavgalarını onlar ayırıyordu.

Bugün Siyonist askerler, Müslümanların kutsal Mescid-i Aksa camiine girmesini engellemeye çalışıyor ve bir yığın zulüm yapıyor.

Sözü çok uzatmak istemiyorum. Yahudilerin Türkiye’nin Sünnî çoğunluğu ile barışmaları gereklidir.

Yahudilerin Kemalist ideolojiyi, vesayet sistemini diretme hareketinde yer almamaları gerekmektedir.

İnanmıyorlar ama Yahudilerin, dünyevî ve siyasî planda Şeriattan yana olmaları kendi menfaatlerinedir.

Can, mal, din ve kimlik güvenliklerinin sağlanması ve korunması şartıyla Yahudilerin Hilafetin yeniden kurulması için çalışmaları gerekmektedir.

Çok zor olacak ama Yahudilerin, Tevrat’a zıt Siyonist ideolojiden ve İsrail devletinden vaz geçmeleri gerekmektedir.

Bu söylediklerim birçok kişiye, Siyonist Yahudilere, Kripto Yahudilere ve kendilerine benzettikleri yabancılaşmış, Yahudileşmiş Müslümanlara çok aykırı gelebilir ama doğruları söylediğimden eminim.

Soruyorum:

İsrail’i ve Siyonizm’i tasfiye etmek mi daha az sakıncalıdır, yoksa nükleer Üçüncü Dünya savaşı mı?

İsrail ve Siyonizm tasfiye edilirse milyonlarca Yahudinin, on milyonlarca Müslümanın hayatı kurtulacaktır.

İsrail tarihî bir ârızadan ibarettir. Ârızaların başlangıç ve bitiş tarihleri vardır.

Nitekim, birinci Haçlı seferinde 1099’da kurulan Kudüs Frank krallığı da bir ârızaydı ve 1187’de sona ermiştir.

Yahudilik alemi İslam alemi ile, Hilafet ve Şeriat ile mutlaka barışmalıdır, anlaşmalıdır.

Bu barışma ve anlaşma zordur ama imkansız değildir.

Yahudiler Hilafeti ve Şeriat sistemini nasıl yıktılarsa, tekrar ihya etmek için öncülük yapmalıdır.

Siyonizm ve İsrail bir intihar yoludur.

Şeriat ve Hilafet, Yahudiler bunlara dinen inanmasa bile realitede bir sulh ve mutabakat yoludur.

Bay Abram, mektubumu burada bitirmeden önce bir konuya daha temas etmek istiyorum:

1960’lı yılların sonunda Hahambaşılıktan para aldığımı iddia etmişsiniz. Bu büyük bir yalan ve iftiradır. Bu fakir, bir Müslüman olarak, birileri gibi Altın Buzağıya tapmam. Mal varlığım bellidir. İddianızı isbat ederseniz size bir daireden, küçük bir yayınevinden, şahsî kütüphanemden oluşan mal varlığımı hibe edecek ve yazı hayatından çekileceğim.

Siyonist olmanız size iftira atmak, yalan söylemek ve dezenformasyon yapmak hakkını tanımaz.

Yalancılar, müfteriler Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da da kınanmıştır.

İddianızı ispat edemezseniz sizi şerefsizlikle, namussuzlukla, alçaklıkla, rezillikle suçluyorum.

Bay Abram!..

25.06.2013

_____________________________________
BAŞKA OLAY 
mite bilgi sağlayan muhbirle ayak üstü konuşurken biri konu açtı işte bende sonraları devreye girdim konuşmalarımın hepsi aktarılmış yazarın ikinci yazısındaki 40 maddede iyi müslüman yazısındaki çoğu konuşma bana ait kendi katkılarıda var 
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Gezi Soruları
Mehmet Şevket Eygi
12 Haziran 2013 Çarşamba 01:00

SORU: Türkiyede düşüncesini açıklama, toplantı ve yürüyüş yapma, muhalefet hürriyeti var mıdır?
CEVAP: Büyük ölçüde vardır? 1924’ten bu yana ülkemizde bugünkü kadar hürriyet ne Kemal, ne İsmet, ne Menderes, ne de askerî darbeler zamanında olmuştur.
SORU: Söylediğinizin aksini iddia edenler var…
CEVAP: Onlar samimî ve gerçekçi değildir. Hürriyet istiyoruz bahaneleriyle eski faşist, vesayetçi, resmî ideolojili berbat rejimi geri getirmek istiyorlar.
SORU: Gezi hadiseleri ve kalkışması kendi kendine oluşmuş mâsum bir gençlik ve halk hareketi midir?
CEVAP: Kesinlikle böyle değildir. Aylarca önceden uzmanlar ve profesyoneller tarafından yurt içinde ve yurt dışında hazırlanmış, planlanmış organize bir hadisedir.
SORU: Amaçları nedir?
CEVAP: Arap Baharına benzeyen bir hareket ile seçim ile başa geçmiş hükümeti devirmek, onun yerine eski usul vesayetçi, faşist ve baskıcı Kemalist bir rejim kurmaktır.
SORU: Bunların arkasında kimler vardır?
CEVAP: Homojen bir yapıya sahip olmayan, lakin amaçta birleşmiş olan egemen azınlıklar ve Kriptolar bulunmaktadır.
SORU: Ne yapmak istiyorlar?
CEVAP: Türkiyede hâkim=dominant unsuru oluşturan Sünnî Müslümanlardan iktidarı almak, çoğunluğu ikinci sınıf vatandaş, sömürge yerlisi statüsüne sokmak ve memleketi Ata’larının ve Baba’larının çiftliği gibi idare etmek.
SORU: Gezideki ağaçlar, oraya yeniden yapılmak istenen kışla binası gerçek başkaldırı sebepleri midir?
CEVAP: Buna geri zekalılar bile inanmaz. Bunlar bahanedir.
SORU: Bu işin ardında, perdeler ve paravanalar arkasında büyük parasal hesaplar var mıdır?
CEVAP: Kesinlikle vardır. Birinci dünya savaşından sonra Mütareke devrinde Kemalist Cumhuriyetin mimarlarından Hahambaşı Hayim Nahumun marifetiyle yurt dışına çıkartılan 22 ton Osmanlı altınının, Müslüman-Yahudi-Rum bir aileye verildiği iddia edilmektedir. Yakın tarihimizdeki nice kargaşa ve darbede bu hiper zengin ailenin ve benzeri süper zengin ailelerin rolü olduğu söyleniyor. Nitekim 28 Şubat tozu dumanı içinde çok zengin bir aile bir gecede 4,5 milyar dolar vurmuştur. Böyle kalkışma hareketlerinin ve darbelerin içinde ve ardında bu gibi hesapları daima aramak gerekir.
SORU: Gezi kargaşasına bir kısım antikapitalist solcu Müslümanlar da katılmış ve oradaki hengame içinde Cuma namazı kılmışlar…
CEVAP: Bunlar çok marjinal ve eksantrik heterodoks Müslümanlardır. Büyük Sünnî Sevad-ı Âzam İslamlığını temsil etmezler. 
SORU: Gezi hadiselerinde iktidarın yanlışları olmuş mudur?
CEVAP: Bence olmuştur. İnsan olur da yanılmaz mı? Aylarca önce elde edilen istihbarata önem vermemişler ve değerlendirmemişlerdir.
SORU: Sünnî Müslümanların ne yapması gerekir?
CEVAP: Ortada çok karmaşık=girift, şeytanî ve cehennemî, siyasî ve psikolojik bir satranç vardır. Bunu mutlaka kazanmak gerekir. Oyunu satrançtan çok iyi anlayan bir kimseye danışarak oynamak gerekir.
SORU: Türkiyede bu çapta kaç satranç ustası vardır?
CEVAP: Yetmiş milyon Türkiyeli içinde bu çapta beş usta çıkmaz…
SORU: En büyük tehlike nedir?
CEVAP: Sinirlenmek ve ben bilirim, benim dediğim olacak zihniyetidir.
SORU: Sünnî Müslümanların büyük zaafları nelerdir?
CEVAP: On bir büyük ve öldürücü zaafları ve noksanları vardır. Sayıyorum: 1. Birlik=Ümmet olmamaları, bine yakın birbirinden kopuk irili ufaklı hizip, fırka, cemaat ve İslamcılığa bölünmüş olmaları… 2. Ehliyetli bir İmam-ı Kebire biat ve itaat etmemeleri… 3. Millî İslamî alfabe ile okuma yazma bilmemeleri, edebî Türkçenin cahili olmaları… 4. Bozuk düzenin ve sistemin haram, kirli, kara rantlarını devşirmeleri… 5. Yüzde doksanının beş vakit namazı yitirmiş ve şehvetlerine kapılmış olması… 6. Faize/ribaya bulaşmış ve batmış olmaları…7. Emanetleri, riyasetleri, işleri, vazifeleri ehliyetli, liyakatli, ahlaklı kimselere vermemeleri… 8. Kemalist rejimin mektep ve üniversitelerinde yetişmiş olmaları… 9. İcazetli ulema ve fukaha yetiştiren İslam medreselerine; olgun ve vasıflı Müslüman yetiştiren tarikatlara sahip olmamaları… 10. Ülkenin en güçlü medyasına sahip olmamaları… 11. İslamî hareketin, hizmet ve faaliyetlerinin içine birtakım din istismarcısı, yarı mühtedi, ehliyetsiz ve liyakatsiz, ganimetçi, gulülcü çapulcuların girmiş olması. (Ehliyetli, liyakatli, vasıflı, ihlaslı, mürüvvetli, samimî hizmetkarları tenzih ederim…)

(İkinci yazı)
40 Maddede İyi Müslüman
1. İtikadı sahihtir=doğrudur, Peygamberin (Salat ve selam olsun ona), Ashabın, Selef-i Sâlihînin, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin inançlarına uygundur.
2. Beş vakit namaz kılar.
3. Hür ve mukim bir erkekse farz namazları cemaatle kılar. Yirmi küsur şer’î özür vardır ki, onlar cemaate katılmamak için mazeret teşkil eder. 
4. Zekatını Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde hak sahiplerine (malı veya parayı temlik suretinde) verir; tüzel kişilere, cemaatlere, derneklere, vakıflara zekat vermez.
5. İslama göre büyük günah (kebair) olan kötülükleri açıkça, küstahça, alenen, meydan okurcasına işlemez.
6. Nefs derecesi emmâre değil, en azından levvamedir.
7. İsraf etmez, saçıp savurmaz. Yetmiş bin liralık bir otomobil ihtiyacını görecekken 200 bin liralığını almaz, otomobil fetişizmi yapmaz. Meskende, yazlıkta, mobilyada, yeme içmede, giyim kuşamda mütevazı olur.
8. İyi Müslümanda gurur ve kibir olmaz. Allah gururluları ve kibirlileri sevmez.
9. Allah ile ezelde Elest Bezminde yaptığı ahd ve misakı hatırlar ve ona uyar.
10. Resulullah ile irtibatlıdır, ona biat ve itaat etmiştir. Onla rabıtalıdır. Sünnetini uygular.
11. Allah için sever, Allah için buğz eder.
12. Nefsi ile büyük cihad yapar.
13. Zamanını İmamına gıyaben veya vicahen biat etmiştir.
14. Rab olarak Allah’tan, Kitab ve düstur olarak Kur’andan, din olarak İslamdan, Nebi olarak Muhammed Mustafadan (Salat ve selam olsun ona), hukuk sistemi olarak Şeriattan razıdır.
15. İyi bir Müslüman kendisine iyi demez. Derse iyiliğini yitirir.
16. İyi bir Müslüman kendisini övmez.
17. İyi bir Müslüman bütün mü’minleri kardeş bilir.
18. İyi bir Müslümana sen hangi topluluktansın diye sorulursa Ümmet-i Muhammed’denim; Kur’an, Sünnet ve Cemaat Müslümanıyım cevabını verir.
19. Ders okutan müderrisler, nasihat eden vaizler, sohbet eden meşayih dışında iyi Müslümanlar çok konuşmaz.
20. İyi Müslümanlar çok yemez ve çok uyumaz.
21. İyi Müslümanlar helal ve haram dışındaki şüpheli şeylerden kaçınır.
22. İyi Müslümanlar günahlarına tevbe eder.
23. İyi Müslümanlar, kendilerine kötülük eden kardeşlerine iyilikle karşılık verir. 
24. İyi Müslümanlar sokakta, meydanda, açıkta yemez içmezler.
25. İyi Müslümanlar nafile ibadetlerini göstermezler, bildirmezler.
26. Parayı ve malı çok seven kişi iyi bir Müslüman değildir.
27. İyi bir Müslüman, nâdir istisnalar dışında doyduktan sonra yemez.
28. Hedonistten iyi Müslüman olmaz.
29. İyi Müslümanda paylaşma ve yardımlaşma ahlakı vardır.
30. İyi Müslümanın her yeni günü bir öncekinden; ibadet, ilim irfan, hayır hasenat, salih ameller, iyilikler ve güzellikler bakımından ileridir. Eşit olursa iyi Müslümanlık sıfatını kaybeder. Yeni günü eskisinden daha geride ise zararda olur.
31. İyi Müslüman çok gülmez, ağlar.
32. Batıdaki Müslümanın ayağına diken batsa, doğudaki iyi Müslüman onun acısını yüreğinde hisseder.
33. İyi Müslüman havf ve reca arasındadır. Ne kadar ibadet ederse etsin, ne kadar salih ameller işlerse işlesin, hüsn-i hatime endişesiyle tir tir titrer.
34. İyi Müslüman başkanlığa, makam ve mevkilere, işlere, vazifelere talip olmaz. Matlub olursa, ehliyeti yoksa kabul etmez.
35. İyi Müslüman şöhrete, üne, alkışa talip olmaz.
36. İyi Müslüman övülmekten hoşlanmaz.
37. İyi Müslüman kendisinden yüksektekilere bakmaz, aşağıdakilere bakar ve her hal ü karda (küfür ve dalalet dışında) her şeye şükr eder.
38. İyi Müslümana bakan onda nuranî tecelliler ve İslamın pırıltılarını görür.
39. İyi Müslümanın nazarı yümn ve bereket getirir.
40. İyi Müslüman iman, İslam, Kur’an, Sünnet hizmetlerini para karşılığında yapmaz, ücretini mahlukattan değil Halik’tan bekler. Din bezirganlığı ve sömürüsü yapanlar iyi Müslüman değil, sefil ve sefih alçaklardır.

 
 
_______________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
 
06 haziran günü 2013 günü gene deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte işte gündemdeki olaylar konu açıldı ben başladım konuşmaya 
devlete isyan bu dedim bu konuşmalar başlık yapılmış chp tek parti diktötörlüğü diye yazarın  birinci başlığı ilk konuşmalar ağaçların kesilmesi diye başlangıç hepsi bana ait baya konuştum hepsi gitmiş yazarında kendi yönlerdirma yapmış neyse bir saat geçti aradan biri ordan konu açtı avrupa konusu bende dedim açğ atlıcaz avrupayı ikiye katlıcaz dedim başladık gülüşmeye hoşlarına gitti espiri yapmıyorum mdedim avrupada islam yükselişte dedim maşallah dedim bu konuşma yazarın ikinci başlığına bakın avrupa müslüman olacak yazısı ordaki çoğu konuşma benim hepsi aktarılmış maşşallah  
 
 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Kislada_Unutulan_Cami_Taksimde_Devlete_Isyan/15274#.UbIVTjXgzD0
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Kışlada Unutulan Cami Taksim’de Devlete İsyan
Mehmet Şevket Eygi
07 Haziran 2013 Cuma 00:58

 

CHP tek parti diktatörlüğü zamanında yıktırılan Taksim Topçu Kışlası binasının yeniden yaptırılmasına karşı tepkiler, devlete karşı bir isyan=başkaldırma mahiyetini almıştır.

Ağaçların kesilmesine karşıymışlar. Bu beyanları samimi bulmuyorum, çünkü yakın tarihte nice ağaçlar kesildi, nice ormanlar rant için tahrip edildi, onlara karşı böyle sert ve amansız reaksiyon göstermediler. Bu işin içinde bir iş var…

Bendeniz size bu işin içindeki bir sırrı söyleyeyim mi?.. Taksim kışlası içinde bir cami vardı. Binanın yeni projesine bu camiyi koymadılar…

Evet orada bir cami vardı. Osmanlı İslam devleti bir yere kışla yapar da, hiç içine bir cami kondurmaz mı? Yıldız’da Orhaniye kışlası var, Birinci Boğaz Köprüsünden geçerken bakın, kubbesini ve minaresini göreceksiniz.

Kasımpaşa’daki Bahriye kışlasının içindeki caminin de kubbesi ve minaresi görülüyor.

Heybeliada’daki Bahriye Mektebinin de camisi ve minaresi varmış. M. Kemal Paşa çakır keyf sandalla gezerken gözüne çarpmış ve yıktırtmış…

AK Parti iktidarı, Taksim Topçu Kışlası binasını yeniden yaptırırken camisine de mutlaka ihya etmeliydi. Bunu unuttular veya ihmal ettiler ve şimdi sıkıntılara girdiler.

İsyancıların asıl gayesi, Taksimdeki ağaçları korumak değil, seçimle işbaşına gelmiş iktidarı alabildiğine yıpratmak ve mümkün olursa tepetaklak etmektir.

Türkiye Baharı provaları yapılıyor…

Gaz bombaları atılıyor, tazyikli sular sıkılıyormuş. Yaralananlar varmış.

O hayuhuy içinde bazı üniversite öğrencileri de varmış. Ne işleri var onların orada?..

Üçüncü Boğaz köprüsü güzergahında da bir milyondan fazla ağaç kesiliyor. Orada niçin fırtına kopartmıyor Taksimciler?

Kuş kadar aklı olan anlar, ağaç mağaç bahanedir.

Maksat fitne ve fesat çıkartmak…

Bendeniz arada bir Beyoğluna gidiyor, bir yerde çay içiyor, Balıkpazarındaki sahaflardan kitap alıyordum. Bazen Çukurcumayaya iniyor, antikalara bakıyordum. Elveda Beyoğlu… Allah saklasın yolumu şaşırıp kendimi gaz ve tazyikli su savaşlarının içinde bulsam ne yaparım?

Sayın Başbakandan hürmetlerimle rica ediyorum: Yeniden yapılacak Topçu Kışlasının içindeki camiyi de yeniden ihya ettirsin.

Cami unutuldu, bir yığın fitne fesat ve uğursuzluk oldu.

* (İkinci yazı)

Avrupa Müslüman Olacak     Prens Charles Müslüman olmuş

İnternette İngilizce, Fransızca, Almanca AVRUPA MÜSLÜMAN OLACAK MI kelimeleri ile arayınız, karşınıza çok büyük sayıda kaynak ve referans çıkacaktır.

İslam düşmanlarının büyük bir kısmı bile Avrupanın bir çeyrek asır sonra Müslümanlaşacağını kabul ediyor.

Avrupanın yerli halkı çoğalmıyor, Müslümanlar ise çoğalıyor.

Avrupalıların büyük çoğunluğu dinsiz olmuştur, kiliseler boştur, Müslüman cemaatler cuma namazlarında sokaklara taşıyor.

Maalesef Avrupada tek bir İslam Ümmeti yoktur. Müslümanlar hem kendi beyinsizlikleri, hem de düşmanlarının sinsi fitneleri yüzünden binlerce hizbe, fırkaya, cemaate bölünmüştür.

Bütün olumsuzluklara rağmen İslam Avrupayı feth edecektir.

Avrupa devletleri durumun farkındadır ama İslamı durduramıyorlar.

İslamın önündeki en büyük engel nedir?.. Maalesef İslamın ve çağın gerisinde kalmış Müslümanlardır.

Avrupada, İslam dünyasındakinden daha fazla hürriyet vardır. Bu hürriyeti iğtinam ederek (ganimet bilerek) birleşmeleri, tek bir Ümmet olmaları gerekir. Bunu yapmıyorlar, yapamıyorlar.

Avrupada yaşayan bütün Sünnî Müslümanların, başlarına ehliyetli, liyakatli, yüksek ahlaklı, faziletli, dirayetli, kiyasetli, taqvalı, hikmetli, muhlis, muktedir bir İmam seçmeleri ve ona biat ve itaat etmeleri gerekir. Bunu da yapamıyorlar.

Müslümanlar birleşmemekte ittihad etmişlerdir.

Suudî Vehhabî camileri… İran Şiî camileri… Türkiye Diyanet camileri… Çeşit çeşit Türkiye cemaat camileri… Fas camileri… Saymakla bitmeyen bir hizipçilik, fırkacılık mozaiği…

Fransada, Yahudilerin sayısı Müslümanların on misli az ama onlar Fransayı bir Yahudi cumhuriyeti haline getirmişler…

İslamın hak din olduğunu gösteren mucizelerden biri de, Müslümanların bugünkü haline rağmen İslamın ilerlemesidir.

İnternette PRINCE CHARLES MOSLEM kelimeleriyle ararsanız yine karşınıza muazzam miktarda hayret verici bilgi çıkacaktır. İngiltere tahtının veliahdının gizlice Müslüman olduğu iddia ediliyormuş… Charles Kur’anı aslından okumak için Arapça öğreniyormuş… İngiltere Kilisesinin reisi kral veya Kraliçe olduğuna göre Charles Müslüman olsa da bu ihtidasına açıklayamazmış…

Avrupada iktidar Müslümanların eline geçerse orada eski Endülüs gibi, İslamın başarılı bir uygulamasını sahneye koyabilirler mi? Böyle bir şeyi kim temenni etmez ki… Lakin bugünkü bölünme ile bunun gerçekleşmesi çok zor olur.

İslam ile Müslümanlar arasında çok büyük bir seviye farkı var. İslam çok yüksek, Müslümanlar ise çok aşağıda ve geride kalmışlar.

Yine de Avrupa Müslüman olacaktır.

7.6.2013

 
______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
05 haziran günü deşifre olduğundan haberi olmayan bana yaklaştı dediki abi işte türkiye iç şavaşa doğru gidiyor heryer fana olmuş bende allah korusun dedim bende suriyeden örnek verdim baksana ne oldu suriyeye diye başladım işte yazar bu durumu başlık yapmış işte yazarın birinci sayfasında çoğu konuşmada bana ait neyse gelelim ikinci konuya ben dedimki bir bardak rakıda fırtına koparanlar var dedim bu konuşmayıda ikinci başlık yapmış ben başbakanın bu içki yasağını tebrike ediyorum dedim konuştumda konuştum işte yazarın ikinci yazısındaki çoğu konuşma bana ait  
 
 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Suriye_Sunnlik_Silik/15251#.UbIR4DXgzD0
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Suriye Sünnîlik Şiîlik
Mehmet Şevket Eygi
06 Haziran 2013 Perşembe 00:48

Suriye savaşı İslam dünyasının perişan halini iyice açığa çıkardı. Müslümanlık edebiyatı yapmaya gelince mangalda kül bırakmayanlar Suriye faciasını âdil bir çözüme kavuşturma konusunda sınıfta kaldı.

Sünnîlerle Şiîlerin anlaşamayacakları Suriyede bir kere daha belli oldu.

Halifelik kurumunun ve en azından Sünnilerin biat ve itaat ettiği bir Halife bulunmamasının acı, korkunç, dehşetli manzarasını görüyoruz.

Suriyedeki Nuseyrî faşist diktatörlüğün meşru bir rejim olmadığı, Suriye halkının yüzde doksanını temsil etmediği, kırk küsur yıldan beri insan hakları ihlalleri ve kıyımlar yaptığı besbellidir ama Müslüman dünyası bu rejimin yerine insaflı, adaletli, çoğulcu bir düzen getirmekte birleşemedi.

Türkiye maalesef gün geçtikçe Suriye konusunda bir eşek arısı kovanının içine girmektedir.

Tarih boyunca Nuseyrilerle barışçı bir anlaşma ve çözüm olmamıştır.

Tunus diktatörü Zeynel Âbidin kaçtı…

Mısır diktatörü Mübarek devrildi…

Kaddafi sonuna kadar direneceğim dedi, feci şekilde öldürüldü…

Suriye savaşının sonu bir türlü gelmiyor.

Milyonlarca sürgün… Yakılmış yıkılmış şehirler… Yüz binlerce ölü… Çöken sanayi, ticaret, ziraat, iktisat…

Gözyaşları… Feryatlar… Kanlar… Yetimler dullar sakatlar… Hayatı kararmış Müslümanlar…

Zalim azınlık faşizmini devirmek için çarpışan direniş güçleri de kendi aralarında tam manasıyla anlaşamamış vaziyette.

Osmanlı devlet-i islamiyesine bir isti’mar=sömürge sistemi diyenler bugünkü rezalete ne isim veriyorlar acaba?

Suriyede bir Selahaddin, bir İmam Şamil yok mudur?

Osmanlının zaafları hataları olmuştur ama o devlet, halkına karşı asla bu kadar merhametsiz ve gaddar olmamıştır.

Suriye iç savaşı başlamadan önce bir planım vardı. Üç arkadaşımla birlikte Kilise gidecek, oradan Halebe geçecek, bir otomobil kiralayıp Suriyeyi bir güzelce gezecektik. Halep Hama Humus Şam… Müzeler, tarihî mekanlar, camiler, türbeler… Ulemadan meşayihten birkaçının elini öpecektik. Emeviye camiinde sabah namazı kılacaktık… Çevirme, yanında elma veya koyu kırmızı havuç suyu… Hamidiye kapalı çarşısındaki muhallebicide keşkül-i fukara... Halid-i Bağdadî hazretlerinin türbesini ziyaret… Muhyiddin Arabinin türbesi… Türbe civarındaki dolap kadar küçük aşureciden bir kase aşure alıp kenarda yemek…

Bendeniz meraklıyımdır, eskisicilerden birkaç sanat eşyası… Üzerinde balık tasvirleri olan Haleb çinileri…

Suriyede rejim değişmesi çok kolay olabilirdi ama İran bu konuda diretti durdu. Kan, ateş, yıkım ölüm devam ediyor. Bu kafayla biteceği de yok.

BOP planlarına göre Suriye de, Irak gibi parçalanacak…

Suriye Türkiye İran İsrail ABD AB Rusya Çin…

Tek bir Ümmet olamayan Müslümanlar…

Halifesiz Müslümanlar…

En azından bir kısmı vicdansız Müslümanlar…

Bir tek konuda, anlaşmamak konusunda kesin ittifak etmiş Müslümanlar.

(İkinci yazı)

Bir Kadeh Rakıda Fırtına

BİR kadeh rakıda fırtına… Be adamlar hatunlar!.. Muhalefet yapacaksanız şunu adam gibi doğru dürüst yapsanıza. İslamcı iktidar içki konusunda faşizm yapıyormuş… Bu ne gülünç ve ucuz muhalefettir.

Dünyanın bütün Hıristiyan ülkelerinde içki konusunda kısıtlamalar olduğunu bilmiyor musunuz? Biliyorsunuz ama bilmezlikten geliyorsunuz.

Rusya Federasyonunda içkinin millî bir felaket ve bela haline geldiğini bilmiyor musunuz, görmüyor musunuz?

İçmek hürriyeti kısıtlanıyormuş… Ben ise bir Müslüman olarak ülkemin bir meyhane-i kübra haline geldiğinden şikayetçiyim.

Her yerde içki fabrikaları harıl harıl üretim yapıyor.

İçen içene…

Sarhoş sürücülerin yaptıkları kazalar yolları mezbahaya çeviriyor.

Sultanahmette oturuyorum, gece açık pencerelerden evimin içine turistik şarap ve kebap kokuları doluyor.

Siyasî iktidar sigara tüketimini azaltmak için tedbirler aldı… İçki tüketiminin de kısıtlanması gerekmez mi? Türkiye’miz de Rusya gibi alkolik mi olsun istiyorsunuz?

İçki içmeyi, sarhoş olmayı uygarlık mı sanıyorsunuz?

Ulu Paşa çok içermişti… İçti içti içti de ne oldu? Siroz olup ölmedi mi?

Sarhoşluk yüzünden işlenen cinayetleri görmüyor musunuz? Sarhoşların yaptığı trafik kazalarından haberiniz yok mu?

Hastanelerde tedavi görenlerin, yatanların kaçta kaçı içki yüzünden hasta olmuş, biliyor musunuz?

1930’da ABD’de içki yasağı ilan edildiğini elbette biliyorsunuz.

Sizin ne acayip bir hürriyet anlayışınız var. Birtakım bedbaht kadınlara TC başlıklı fahişelik vesikası verilmesine, onlara devletin himayesinde KDV’li, koruma polisli seks köleliği yaptırılmasına hiç karşı çıkmıyorsunuz. Neden?

Bir de kadın haklarından yana çıkarsınız.

Kadına şiddet diye bağırıyorsunuz. Bu şiddetin bir kısmının içkiden ve sarhoşluktan meydana geldiğini niçin görmüyorsunuz?

İçkici beyler, içkici hatunlar!.. Boş gülünç yaygaraları bırakın ve muhalefet yapacaksanız doğru dürüst yapın. Unutmayın ki, halkın çoğunluğu içki içmemektedir.

Onların oylarıyla seçilen bir iktidarın içkiyi kısıtlamasından daha makul bir şey olamaz.

Ulu Paşa taraftarları!.. Siz de bir parti kurun, halk sizi destekler ve iktidar yaparsa içkiyi

teşvik edersiniz, her yerde serbestçe hiçbir kısıtlama olmadan sattırırsınız, çocuklara bile içki içme hakkı tanırsınız…

Müslümanların, İslamcıların içkiyi ve sarhoşluğu kısıtlaması çok normal, çok tabiî bir davranıştır. Bunu anlasanıza.

İçkinin yararı yok, zararı sayılamayacak kadar çok. İçkiden alınan vergilerin on misli, içkinin tahribatını tamire harcanıyor. Alkollü içki tüketimi korkunç bir israfa sebep oluyor.

Para israfı, sağlık israfı. Rusya içki salgınından batabilir.

İçki konusundaki kısıtlamaları alkışlıyorum.

Devlet piyangodan, kumardan elini çekmelidir.

Devlet, TC başlıklı, KDV’li, polis korumalı, yasal fuhşu kaldırmalıdır.

Devletimiz zaten bu konuda (kadınları seks kölesi olarak kullandırmayacağına dair) uluslararası kadın hakları sözleşmesine imza koymuştur. Şu anda bu imzasını çiğnemektedir.

TC başlıklı vesikalarla yaptırılan resmî ve yasal fuhşu protesto etmeyen Kemalist ve çağdaş Feministleri kınıyorum.

İslamcı Feministleri daha çok kınıyorum.

İki yüzlüler!..

06.06.2013

 
 
___________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olanla konuşuyoruz işte kötü vatandaş kötü müslüman işte baya konuştum hepsi gitmiş yazarın katkısında var hatta konu başlığına bakılırsa ikinci konuşmamda zaman geçiyor dedim akşam eve gidince insan yatmadan önce kendini hesaba çekmeli dedim hatta şunlarıda konuştum çok unutkanım çokta dikkatsizim dedim sende bunlar yok dedim bu yazılarda yazarın en son alttaki yazıya bakın çoğul konuşmamış tekil sadece bir kişiye cevabı gibi 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Kötü Vatandaş, Kötü Müslüman…
Mehmet Şevket Eygi
05 Haziran 2013 Çarşamba 00:42


 

1. Şahsî ve ailevî hayatında ne kadar çok çöp üretiyor ve atıyorsan o kadar kötü bir vatandaşsın ve kötü bir Müslümansın.

2. Müslüman kanaatkârdır ve israf etmez.

3. Bırak bir ekmeği, bir dilim ekmeği, bir ekmek kırıntısını bile çöpe atamazsın. Atarsan israf eden olursun. Kur’an israf edenlere şeytanın kardeşleri diyor.

4. İslam dinine göre doyduktan sonra yemek haramdır.

5. Otomobilde gidiyorsun, kağıt mendille burnunu sildin ve pencereden yola attın. Sen kötü bir insansın, kötü bir vatandaşsın, kötü bir Müslümansın.

6. Dördüncü katta oturuyorsun, bina sekiz kat. Balkondaki barbeküde ateş yaktın, ızgara et ve tavuk pişirdin, üst kattakilere duman ve koku gitti, rahatsız oldular. Sen kötüsün.

7. Piknik yaptın, akşam dönerken ortalığı yangın yeri gibi bıraktın. Şişeler, poşetler, gazete kağıtları, yemek artıkları, mangalın külü… Sen pasaklı, pis, kirli, vicdansız, düşüncesiz bir insan ve vatandaşsın. İyi olsaydın, çöplerini toplar, bir poşete koyar ve yakındaki konteynere atardın.

8. Başkalarının karılarına, kızlarına, bacılarına, analarına kötü gözle baktın, göz zinası yaptın… Sen ahlaksız, iffetsiz, rezil bir adamsın.

9. Ürettiğin ve sattığın malı, onda olmayan bir sıfatla sıfatladın, içinde yalan bulunan bir reklam yaptın… Sen sahtekar ve aldatan bir üretici ve tacirsin.

10. Pahalı bilgisayarlı lüks telefonunla, lüks otonla, lüks ve müzeyyen hanenle, lüks elbiselerinle övünüp caka mı satıyorsun? Sen bir fetişistsin, sen beyinsizsin… Sen olgun bir insan, olgun bir Müslüman, olgun bir vatandaş değilsin.

11. Cebindeki telefon bin liralık, kalemin 1 liralık… Hah hah hah!

12. Günde birkaç saat fısk, fücur, fuhşiyat, günah, azgınlık, yalan dolan programları seyrediyorsun ama bir saat bile faydalı kitap ve yazılar okumuyorsun. Yazıklar olsun sana! Sen yanmışsın…

13. Hem Müslüman geçiniyorsun, hem de İslama, Kur’ana, Peygambere (Salat ve selam olsun ona), Şeriata saldırılınca tepki göstermiyorsun ama şeyhine veya hocana saldırılınca kızılca kıyamet kopartıyor yeni göğü inletiyorsun. Ne dengesiz bir Müslümansın sen…

14. Sen nefs derecelerinin en aşağısı ve kötüsü olan nefs-i emmâre derekesindesin (k ile). Nefs-i levvame derecesine yükselmek için çalışmıyorsun. Emmâre levvame bunlardan haberin bile yok. Sen yanmışsın. Bir de kendini iyi sanıyorsun.

15. Sen futbol holiganları, militanları, fanatikleri gibi çılgınca cemaat, grup, klik, sekt taraftarlığı yapıyorsun. Düzelebilmen için iki sene İslamî rehabilitasyon tedavisi görmen lazım. Bu halinle sen kötü bir Müslümansın.

16. Çok ıvır zıvır boş fasa fiso şeyler biliyorsun ama bin yıllık İslamî, Kur’anî, millî yazımızı okumasını bilmiyorsun, elifi mertek sanıyorsun. Bu cahilliğine bakmıyor kendini bilgili, kültürlü, ziyalı bir Müslüman sanıyorsun. Yahu sen okuma yazma bilmez cahil bir Müslümansın da haberin yok.

17. Bağlı olduğun din baronuna fiske vurulunca öfkeleniyorsun ama Fahr-i Kainat aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimize hakaret edilince pek sesin çıkmıyor, tepki göstermiyorsun. Sen nasıl bir Müslümansın? Yüksek bir Müslüman mısın, alçak bir Müslüman mısın? Cevabı kendin ver.

18. Kur’an, Sünnet, İslamî Hikmet sana çok açık şekilde dünyanın faniliğini, aldatıcılığını, gelip geçici olduğunu, dünya tarlasına ne ekersen ahirette onu biçeceğini, insanın hesaba çekileceğini haber veriyor ama sen gaflet içindesin, yüzde yüz dünyaya dönüksün ve âhirete hazırlanmıyorsun, büyük yolculuk için azık toplamıyorsun. Bunca gaflet ve dünyevîlik içinde kendini iyi Müslüman sanıyorsun.

 

* (İkinci yazı)

TİK TAK ÖMÜR GEÇİYOR

Gençlere:

ÖMÜR nedir biliyor musun? Bildiğin doğum tarihinle bilmediğin ölüm tarihin arasında geçen vakittir. Saat tik tak tik tak diye ilerliyor ya… İşte ömrün böyle geçiyor.

Vaktini öldürmek bir tür dolaylı intihar demektir. Sen eğer Müslümansan bil ki Müslümanın boşa geçirecek vakti yoktur.

Bazen yemek yerken ders kitabı okuyorsun. Vaktini hep böyle geçirmelisin. Her saatin, her günün, her haftan, her ayın ya kârlı olur ya zararlı. Kâr derken maddi ticarî kârı kastetmiyorum. Öyle maddi kârlar vardır ki zararın ta kendisidir.

Okullar üniversiteler kapanıyor, sen tatil yapacaksın. Dikkat et, ömrünü faydasız ve zararlı tatiller ve eğlencelerle berbat etme.

Yaz tatilinde ilmini, bilgini, kültürünü arttırabilirsin… Faydalı bir sanat öğrenebilirsin…

Henüz Osmanlıca öğrenmediysen bu yaz önünde fırsat var. Bin yıllık yazımızı öğren.

Yazın çirkinse güzel yazı dersleri alabilirsin.

Bir sanat kursuna gidip sanatkâr olabilirsin.

Araştır, gerçekten iyi insanlar bul, onlarla arkadaşlık et, yararlanırsın.

Gerçek iyi insanlar dedim. Maalesef dıştan iyi görünen gerçekte öyle olmayanlar da var. Sakın hizip, fırka, grup, sekt, parça, cemaat holiganlarının tuzaklarına düşme. Onlar seni kendileri gibi holigan yapmaya çalışırlar.

Al eline bir fotoğraf makinesı, bir de turistler için rehber kitabı, dolaş şehri bir albüm hazırla. Çok şey öğrenirsin.

Cahillerle konuşma, onlar sana bir şey veremez.

En iyi arkadaş faydalı kitaplardır. İyi kitapları açar okursun, kapattığın vakit çeneleri de kapanır, arkandan konuşmazlar. Kitap okumayı sevmiyor musun, vah vah doğrusu büyük bir kayıp ve zarar ziyan içindesin.

Müzeleri gezmeni tavsiye ederim. Yanında senden bilgili biri bulunursa daha iyi olur.

Keşke “Yaşamak Sanatı Kursları” olsa da onlardan birine kayd olup ders alabilsen. Evet yaşamak bir sanattır. Yaşamasını bilmeyenler yaşayan ölülerdir.

Çok konuda aydınlanmaya, uyarılmaya muhtaç olduğunu bil.

Günde üç öğün yemek yiyorsun ama yemenin içmenin kuralları, adabı, erkânı, görgüsü olduğunu hiç hatırından çıkartma. Bunları ya bilirsin ya bilmezsin. İşte mesele burada.

Çok unutkansın, hafıza dersleri alman lazım.

Çok dikkatsizsin, dikkat dersleri alman lazım.

Merakın yok… Ne kötü! Dershanesi, hocası olsa da merak dersleri alabilsen.

Tik tak… Tik tak… Zaman geçiyor, ömürcüğün ziyan oluyor, farkında mısın?

05.06.2013

  
_________________________________________________
BAŞKA OLAY
 
cumartesi günü deşifre olanla konuşmaya başladık abicim sen geniş ufuklu birisin sende iyi tarih purofosörü olurdu dedi bu bilgileri aktarmış yazarın köşesinde ikinci başlığında geniş ufuklu müslümanlar yazısı var ben buraya atıyım bakın Maziyi ve tarihi iyi bilmeyenler bugünkü durumu anlayıp değerlendiremezler, onların istikbali de parlak olmaz. neyse başladık işte dünyadaki olaylardan çin tayvan avrupa ülkelerinden işte türkçe olaylarından hepsi gitmiş yazarın ikinci konu başlığına bakın
yazarın ikinci başlığındaki çoğu bana ait kendi yorumlarıda var  
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Merhum_A_Davudoglu_Hocaya_Sahip_Cikalim/14530#.UWqbp-FT_po

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Merhum A. Davudoğlu Hocaya Sahip Çıkalım
Mehmet Şevket Eygi
14 Nisan 2013 Pazar 11:29

EHL-İ SÜNNETİN bayrakdarı merhum üstad Ahmed Davudoğlu hocaefendinin vefatının 30’uncu yıldönümünde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin himmetiyle Fatih Ali Emiri Kültür Merkezinde bir anma toplantısı tertip edildi. Davudoğlu hocaefendi âbide bir şahsiyettir. Hem Bulgaristandaki zalim Marksist rejimin, hem de Türkiyedeki zalim ideolojik rejimin gadrine uğramış, zindanlarda, çalışma kamplarında büyük işkencelere, eziyetlere mâruz kalmıştır. Türkiyedeki hizmetleri esnasında şer’î nikahla ilgili bir konuşması yüzünden ağır ceza mahkemesine verilmiş, ağır hapis cezasına mahkum olmuş, zindana konulmuştur.



Hocaefendi başta on bir ciltlik Sahih-i Müslim şerhi olmak üzere muhalled eserler telif ve tasnif ederek Kur’ana, Sünnete, Ümmete, Din-i Mübin-i İslam’a büyük hizmetler etmiştir.



Onun bence en mühim kitabı, dinde reformculara karşı yazmış olduğu “Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri” adlı son derece uyarıcı, aydınlatıcı, bilgilendirici, doğruya yönlendirici kitabıdır. Her kültürlü Ehl-i Sünnet Müslümanı bu kitabı edinip okumalıdır.



Dinde reform, değişiklik, yenilik isteyen bilcümle reformcu ilahiyatçılar Ahmed Davudoğlu hocamıza muhaliftir. En büyük ve azılı düşmanları Farmason Afganicilerdir.



Mutezile ona düşmandır… Fazlurrahmancılar düşmandır… Mezhepsizler, telfik-i mezahibçiler… İmanın altı şartından biri olan kaderi inkar edenler… Hepsi hepsi…



AIlahın ayetlerini, Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) sahih ve mütevatir hadislerini AB standartlarına göre ayıklayanlar, bu devirde üç yüz küsur kesin hükümlü ayet artık geçerli değildir diyenler Davudoğluna düşman olmayacaklar da ne yapacaklar yani…



İşte bunca düşmanlığa karşı, on milyonlarca Ehl-i Sünnet Müslümanının Davudoğlu hocamıza karşı vefa göstermeleri, onun yolundan yürümeleri, onu bayraklaştırmaları gerekir.



Anma toplantısında Hocanın damadı muhterem İbrahim bey anlattı: Müslim Şerhini yayınlaması için Diyanet’e müracaat etmiş. Tedkik edelim demişler, aradan iki buçuk sene geçmiş, ses yok. İbrahim beye en sonunda bu külliyatı biz basamayız, çünkü Avrupa standartlarına aykırı yerleri var demezler mi? Yahu ne günlere kaldık…



Diyanet maalesef Sahih-i Buharînin özeti olan Tecrid-i Sarih’i de artık yayınlamıyor. O da AB standartlarına aykırıymış!



Şu meşhur, şu malum ve mahut, şu “Allah gerçek bir Janustur=Hoda Janus-i hakikî est” diye yazan Ali Şeriati’nin kitapları Diyanet kitabevlerinde satılıyor… Demek ki, Onlar AB standartlarına ve normlarına uygun!



Şöyle bir projem var: Davudoğlu Hocanın Din Tahripçileri kitabı 100 bin nüsha basılacak, maliyet fiyatına yurt sathına yayılıp Müslümanlara okutulacak. Bu hizmette herhangi bir ticaret düşünülmeyecek. İbrahim bey bu hizmet için bazı kimselerle görüşecek.



Ahmed Davudoğlu hocaefendi, Din Tahripçileri kitabı ile Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Zahid el-Kevserî hazretlerinin peşinden ve izinden yürümüştür. Onu rahmetle anıyor ve bütün Ehl-i Sünnet Müslümanlarının kendisine sahip çıkmalarını ümit ve temenni ediyorum.



 



(İkinci yazı)



Geniş Ufuklu Müslümanlar



Ufuk genişliği ne demektir?.. İstanbul’da Galata Kulesi’nin altındasınız. Ne görürsünüz? Kocaman, yüksek bir kulenin duvarları, etrafındaki meydan, eski zaman apartmanları… Birkaç dükkan… Kulenin üstüne çıkın manzara değişir. İstanbul, Haliç, Marmara Denizi, Boğaziçi’nin bir kısmı ayaklarınızın altındadır. Karşıda Süleymaniye bir Erciyes Dağı gibi yükselir. Ayasofya, Sultanahmet, Beyazıt, Sultan Selim camileri. Nefes kesen harika bir manzara…



Galata Kulesi’ne ve etrafına zeminden bakmak başkadır, cihanı onun tepesinden seyretmek başkadır.



Müslümanları çekip çeviren temsilci, reis durumundaki zevatın ufuklarının çok geniş olması gerekir; onlar tarihe, bugüne, yarına üç yüz altmış dereceden bakabilmelidir.



Eskiden çocukluğumda ve gençliğimde İstanbul’da at arabası çoktu. Atların sağ ve sol gözlerinin iki yanında etrafı görmelerine engel olacak deriden bir tür gözlükler vardı. Sadece önlerini görebilirlerdi.



Müslümanların bakış açısını daraltan at gözlüklerinden biri cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, sekt, parça taassubu, militanlığı ve holiganlığıdır. Sık sık tekrarlıyorum. Bendeniz hayırlı cemaatlere, tarikatlara, meşreplere karşı değilim. Cemaatçiliğe, tarikatçılığa, meşrep fanatizmine karşıyım.



Ufuk darlığının ikinci sebebi genel kültür ve sanat konusundaki yetersizliklerdir. Beş milyon lira harcayarak büyük bir cami inşa ediyorlar ve bina mimarlık sanatı bakımından güzel olmuyor; beğenilmiyor, çirkin oluyor, tenkide uğruyor. Bunun sebebi kültürsüzlük ve sanatsızlıktır. Beş milyon liraya şöyle camiler yapılabilir:



Ya çok güzel harika bir cami… Ya eskiden yapılmış güzel bir camiin taklidi… Yahut pek sıradan bir cami. Sanatsız, çirkin bir bina. Bakanın morali ve gözleri bozuluyor.



Aynı parayla güzel cami de yaptırılabilir, çirkin cami de… Sadece parayla iş bitmiyor; kültür lazım, sanat lazım, ufuk genişliği lazım. “Altın oranı” (l,618) bilmeyenlerin cami yaptırmaması lazım.



İstişare eden (bilenlere danışan) kimselerin ufukları geniş olur. Peygamberimiz (salat ve selam olsun ona) “İstişare etmeyen pişman olur” buyurmuşlardır.



Müslümanları çekip çeviren, onlara önderlik eden, yol gösteren, plan ve program yapan, hizmet eden muhterem zevatın tarihe, hale, istikbale Galata Kulesi’nin zemininden değil, tepesinden, hatta bir uçağa veya helikoptere binerek göklerden bakması gerekir.



Maziyi ve tarihi iyi bilmeyenler bugünkü durumu anlayıp değerlendiremezler, onların istikbali de parlak olmaz.



Müslümanların elinde ilim irfan, hikmet kaynakları vardır: Kur’an, Sünnet, Şeriat.



Ufku dar olanlar Kur’andan çok az yararlanabilir… Sünnetten de gereği gibi yararlanamazlar…



İki türlü Türkçe vardır: Biri, birkaç yüz kelime ile kullanılan günlük iletişim, çarşı pazar Türkçesi.



İkinci Türkçe konuşulmaz, yazılıdır. Zengin, edebî Türkçe. Bu Türkçe’yi iyi bilmeyenlerin ufukları geniş olamaz. Bir Müslüman aydının, rehberin, idarecinin, reisin Türkçesi çok kuvvetli olmalıdır. Dünyada Hazret-i Âdem’den (aleyhisselam) bu yana gelmiş geçmiş ve Kıyamet kopuncaya kadar gelecek olan insanların ufku en geniş olanı, en âlimi, en hikmetlisi, en fazılı, en uzak görüşlüsü, en bilgesi Resulullah Efendimizdir (Salat ve Selam olsun ona). Onun bu aydınlığından yararlanabilmek için icazetli varislerinin, vekillerinin, halifelerinin rehberliğine başvurmak gerekir.



Aklını geliştirmek isteyenler iki şeyi yakalamak zorundadır:



1. İslam’ı doğru şekilde bilecek... 2. Genel kültür sahibi olacak.



Bundan bin sene önce Orta Doğu’da yaşayan insanların Çin’le irtibatları yoktu. Bugün İstanbul’dan uçağa biniyorsun on küsur saat sonra Pekin’desin. Dünya küçülmüştür. Genel kültür açısından bu küçülen dünyaya tepeden bakmayanlar geniş ufuklu olamazlar.



“Ben Müslüman’ım Singapur’dan bana ne!.. Norveç Avrupa Birliği’ne girmemiş, dünyanın belki de en medenî ve dünya işleri bakımından en düzgün ülkesi imiş, bana ne!.. Tayvan Adası’ndaki yirmi küsur milyon nüfusu olan Milliyetçi Çin Devleti altı yüz bin kişilik bir ordu beslemesine rağmen bir milyar üç yüz milyon nüfuslu dev kıt’a Çin’ine kafa tutabiliyor, harika iktisadî başarılara imza atabiliyormuş, bundan da bana ne!..” diyemez bir İslam rehberi. Derse hem kendisi hem bağlıları dar ufuklu olurlar.



Bir İslam toplumunda herkesin geniş ufuklu, uzak görüşlü; dünü, bugünü, yarını bilen insanlar olması gerekmez. İdarecilerin, rehberlerin, reis ve kaidlerin böyle olması gerekir.



Resulullah Efendimiz bundan bin dört yüz sene önce bugünle ilgili birçok gerçekleri görmüş ve mucizevî şekilde bize haber vermiştir. Onun yolundan ve izinden giden bizlerin cahil kalmaya, gafil olmaya, dar ufuklara sıkışıp kalmaya hakkımız yoktur.



Bize olan olmuş, bari çocuklarımızın yeterli miktarını geniş ufuklu, İslam’ı doğru bilen, genel kültürlü, uzak görüşlü, bilge Müslümanlar olarak yetiştirelim.



(Konya’da Mevlana Celaleddin Rumî İslam Mektebi başlıklı yazımda (29 Haz 2012) bahsettiğim okula benzer eğitim müesseselerinde böyle geniş ufuklu, vasıflı, güçlü, üstün Müslümanlar yetiştirebiliriz.)
 
 ______________________________________________-
BAŞKA OLAY
 
pazar günü 02 haziran 2013 günü evime gelen muhbirde var konu açıldı sabah namazına camiye gidemiyorum işte dedim bilgi olarak gitmiş yazarın ikinci yazsında
 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
BOYLARI DEVRİLSİN!
Mehmet Şevket Eygi
03 Haziran 2013 Pazartesi 00:48

MÜSLÜMAN yalan söylemez. Yalancılar gözümüze görünmesin.

Müslüman savaş hileleri dışında aldatmaz. Bizi aldatanlar bizden değildir. Aldatanlar defolsun, kahrolsun.

Müslüman rüşvet almaz ve vermez. Rüşvetçilerin Allah belasını versin, tepe üstü düşsünler.

Müslüman haram yemez. Haram, kara, kirli, pis, necis gelirler elde edenler, bulaşık servetlere sahip olanlar gerçek Müslüman değildir. Biriktirdikleri ateştir. Cehennem ehli, kendilerini yakacak ateşin odununu dünyadan götürürmüş, bunları Allah kahretsin.

Müslüman ekmeğe saygısızlık etmez. Müslüman bir ülkede her gün altı milyon ekmeğin çöpe atılması nankörlüktür, büyük günahtır, büyük israftır, büyük küfran-ı nimettir. Bu nankörleri Allahü Teala ıslah buyursun.

Müslüman kendi anasına, karısına, bacısına, nişanlısına şehvet gözüyle bakılmasından nasıl hoşlanmıyorsa; başka Müslümanların analarına, karılarına, bacılarına kötü gözle bakılmasını, onlara laf atılmasını, fırsat bulunca onlarla zina yapılmasını da hoş görmez. Böyle yapanlar ahlaksız, iffetsiz, şerefsiz, haysiyetsiz rezillerdir. Boyları devrilsin.

Müslüman, halka eziyet etmez, rahatsızlık vermez, insanların kurdu olmaz. Komşularına eziyet edenler, trafik kurallarını çiğneyenler, halka sağlığa zararlı bozuk maddeler satanlar iyi Müslüman değil alçak Müslümandır. Islahlarına dua ederiz. Islah olmazlarsa zarar veremeyecek hale düşmelerini temenni ederiz.

Müslüman, Allah’ın ayetlerini ucuza veya pahalıya satmaz… Müslüman din sömürüsü, mukaddesat bezirgânlığı yapmaz. Böyle yapanlar İslam’ın hizmetkârları değil, dini hedm eden=yıkan münafık, fasık, facir, şerir, şaki kimselerdir. Allah onların şerlerinden Ümmet-i Muhammedi (Salât ve selam olsun ona) muhafaza buyursun.

Hizip, fırka, cemaat, grup, sekt, klik, parça holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapanlar hasta ruhlu kimselerdir. Onlar İslam birliğine, mü’minlerin kardeşlerine büyük zarar veriyor. Onların uyarılması, aydınlatılması, bilgilendirilmesi gerekir. Bu uyarma ve aydınlatmayı yapmayanlar sorumludur.

Bir Müslüman için en kolay şey ilmihalini öğrenmektir. İlmihal bilgileri nelerdir:

(1) İnançla ilgili doğru bilgiler…

(2) İbadetlerle ilgili bilgiler…

(3) İslam ahlakıyla ilgili doğru bilgiler…

(4) Nikah, alışveriş gibi muamelatla ilgili bilgiler… (5) Bütün mü’minlerin ehliyetli ve gerçek dindar bir imam-ı kebire biat ve itaat etmesiyle ilgili bilgiler…

Müslümanları uyarmakla vazifeli ve yükümlü kişi ve kuruluşların halka ilmihal öğretmek için var gücüyle çalışmaması, bu konuda bir eğitim seferberliği başlatmaması, konuyla ilgili küçük ve çok faydalı yayınlar yapmaması büyük bir vazife ihmalidir. Cahil kalan halkın vebali onlar üzerinedir.

 

(İkinci yazı)

ÜMİTSİZLİK ve KARAMSARLIK

İSLAM dini ümitsizliği yasak eder. Allah’tan ümit kesmek küfürdür. Karamsarlık iyi bir şey değildir.

Ümitsiz ve karamsar olmamalı ama gerçekleri de göz ardı etmemelidir.

Sabah namazına bir camiye gidiyorsunuz; etraf ev, apartman dolu camide sadece on iki ihtiyar var. Binlerce Müslüman gelmemiş… Cemaat içinde Müslüman liseli üniversiteli gençler yok. Siz bu manzaraya üzülürseniz ümitsiz ve karamsar olmazsınız.

Sabah namazlarındaki cemaat nasıl olmalı? Yeterli olmaz ama en az Cuma namazı cemaatleri kadar cemaat olmalıdır sabahleyin camilerde.

Sabah namazları böyle olursa, Cumalarda cemaat camilerin içinden, avlularından taşmalı, sokakları, caddeleri, meydanları doldurmalıdır.

Müslüman halk sahih itikatten sonra namaza, cemaate teşvik edilmelidir. Bu memlekette her yıl dini hizmet ve faaliyetler için milyarlarca dolar harcanıyor. Acaba bu büyük paraların kaçta kaçı namaz ve cemaat hizmetlerine yönlendiriliyor?

Camilere hem fakih hem de icazetli tarikat şeyhi veya gerçek bir şeyhin halifesi olan vasıflı imamlar tayin edilse cemaat muhakkak çoğalacaktır.

Camileri erkek cemaatle doldurmak için çalışması gereken Diyanet’in o mübarek mekânları kadınlarla doldurmak için büyük gayret göstermesine, planlar programlar yapmasına şaşmamak kabil değil.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında kadınlar elbette camilere gelebilir, kendilerine ayrılan yerlerde namaz kılabilirler ama efdal olan namazı evlerinde kılmalarıdır.

Bugün ülkemizde dehşet verici, ümit kırıcı, korkutucu bir riba=faiz salgını görülmektedir. Bu bir realitedir. Bir takım reformcu ilahiyatçılar ve İslamcılar düşük faizli kredi caizdir diyorlar ve halkı aldatıyorlar. Onların düşük dedikleri faiz, beş altı sene sonra alınan para fazlasıyla ödendiğinde yüzde elliyi altmışı geçmektedir. Bu mu düşük?

Faize böylesine batmış bir İslam toplumunun geleceğinden korkulur.

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayan Müslümanların azaba ve helake uğrayacaklarını haber veriyor. Bugün ülkemizde yaşayan ve yakın tarihimizde görülmemiş hürriyetlere ve imkânlara sahip bulunan Müslümanlar emr-i maruf ve nehy-i münker farz-ı kifayesini doğru dürüst ve yeterli miktarda yapıyorlar mı? Yapmıyorlarsa onları başınıza azap gelir diye korkutmak karamsarlık ve ümitsizlik midir?

Lüks, israf, sefahat, beyinsizlik, fısk, fücur, nifak, şikak, isyan, tuğyan, zina, riba tufanlaşmışken halkı bu konuda uyarmak karamsarlık mıdır?

Tekrar ediyorum ümitsizlik haramdır… Gerçekçi olmamız lazımdır. Kötüleri tenkit etmek karamsarlık ve ümitsizlik değildir.

Namazı yitirmiş ve çeşit çeşit şehvetlere uymuş bir İslam toplumunu uyarmak karamsarlık, kötümserlik ve ümitsizlik değildir.

_____________________________________________________
BAŞKA OLAY
mite bilgi sağlayanla konuşuyoruz işte konu osmanlı konusu açıldı bu konuşmalar 16 /17
numaralı yazıda gitmiş 42 nolu konuşmada bana ait 27 nolu konuşmada bana ait selahattin eyyübü esas konu şurdan açıldı bazı medyumları kafir cinler tarafından kullanılır konuyu mezu geçti ben açtım işte bazı kafir cinler bazı insanları kullanarak aldattığını söyledim bu konuşma yazarın ikinci yazısında aldatmayın yazısındaki bazı konuşmalar bana ait bazı insi şeytanlar insanları yoldan çıkartıyor diye başlamıştım işte konuşmaların hepis gitmiş
 
 
 

Mehmet Şevket Eygi
 
 
Amaçlarım
Mehmet Şevket Eygi
02 Haziran 2013 Pazar 00:48

Bendeniz profesyonel bir gazeteci-yazar değilim, amatörüm. Sarı basın kartım bile yoktur. 1960’tan beri gazetecilik ve yazarlık yapmaktayım. Haftalık Yeni İstiklal, günlük Bugün, haftalık Büyük Gazete… 1960’dan öncesi de var. İlk yazım, 1951’de bu fakir lise talebesi iken Sebilürreşad’ta yayınlanmıştı. 50’li yıllarda on kişilik bir müteşebbis grubun içinde, Ankarada aylık İslam mecmuasının on küsur sayısını da yazılar kaleme alarak, bizzat idare ederek hazırlamıştım. 
Niçin gazetecilik yapıyor, makale ve fıkralar(=köşe yazıları) kaleme alıyorum? Müslüman bir yazar ve gazeteci olarak bendenizin programı, amacı şu maddelerdir. Çok açık ve seçik olması için numaralı olarak aşağıda sayayım:
1. İnsanlığa, Müslümanlara, vatanıma, milletime, Âlem-i İslam’a, İslam’a, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Ümmete, Ehl-i Sünnete, İmamete hizmet etmek. Bu hizmet iki türlü olabilir. Ya doğrudan doğruya, yahut dolaylı şekilde, yâni hizmet edenleri destekleyip savunarak.
2. Birinci madde ne kadar iddialı değil mi?.. Değil… Bunlar güçlü veya zaif, aciz veya muktedir her Müslümanın vazifesidir. Herkes kendi iktidarı nispetinde bunlar için çalışmalıdır. Hikaye malumunuzdur, karıncanın biri kendi cirmine nispetle pek büyük bir çekirge bacağını bin zahmetle sürükleyip götürmeye çalışıyormuş. Sormuşlar, bu nedir, nereye doğru sürüklüyorsun? Hazret-i Süleyman aleyhisselama hediye olarak götürüyorum cevabını vermiş… 
3. Bir Müslüman olarak bütün insanların hidayeti, yani iman edip Müslüman olmalarını temenni ederim.
4. İman edip mü’min olanların da itikadlarının sahih(=inanç bilgilerinin doğru olmasını) isterim.
5. Allah Kelamı olan Kur’ana, Resullullaha ve bin dört yüz yıllık icmaya göre bütün müminler tek bir Ümmettir. Bendeniz de mü’minlerin tek Ümmet olmasını arzu ve temenni ederim. Mü’minler arasındaki tefrikanın kalkmasını candan dilerim.
6. Mü’minlerin tek bir Ümmet olabilmesi için BİRleşmeleri lazımdır. Bu BİRleşme de ehliyetli, liyakatli, muktedir, dirayetli, kiyasetli, muhlis, müdebbir, Allahın hıfz u emanında olan, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) ruhaniyetinin gölgesinde sayelenen müeyyed bir İmam-ı Kebire, bir Emîrü’l-mü’minîne biat ve itaat ederek hayata geçirilebilir.
7. İslam düşmanları ve münafıklar Ümmeti yıkmak, Müslümanları parçalamak maksadıyla, divide et imperia kaidesi gereğince Ehl-i İslamı bin kadar birbirinden kopuk irtibatsız fırkaya, cemaate, hizbe, gruba, sekte, parçaya, İslamcılığa ayırmışlar, ortaya bir İslam Protestanlığı mozaiği çıkartmışlardır. İşte bendeniz bu tefrikaya, bu parçalanmaya muhalifimdir ve bu konuda devamlı özeleştiri yaparım.
8. Dinde reform, dinde değişim, dinde yenilik gibi hareket ve akımları son derece zararlı ve tahripkâr görürüm. Kur’an tahrife uğramamıştır ki, İslamda reform yapılsın.
9. Birtakım reformcu ve modernist ilahiyatçıların ve İslamcıların Resulullah Efendimizin Sünnetini, ya tamamen inkar etmelerine yahut hafife almalarına muhalifimdir. Çünkü Efendimizin mütevatir ve sahih hadisleri Kur’anın doğru yorumlanmasına ışık tutar. Allahın Kitabını doğru yorumlayabilmek için elbette Allah Resulünün Sünnetine bakmak gerekmez mi?
10. Kur’an tahrif edilmemiştir ama “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri dışında bu fırkalar cehennemliktir, kurtulacak olan fırka benim ve Ashabımın yolundan gidenlerdir” hadisi uyarınca İslamın aslına uygun hak ve doğru yorumunun ve hükümlendirilmesinin Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebi olduğuna inanırım.
11. Peygamber zamanında mezhep mi vardı, sorusunu gülünç ve çocukça bulurum. Resulullahın sağlığında tek bir kitap şeklinde Mushaf=Kur’an nüshası da yoktu. İlk Mushafı Hz. Ebubekir yazdırmıştır, daha sonra Hz. Osman çoğaltmıştır. Hz. Peygamberin sağlığında Mushaf yoktu diye Kur’an nüshalarını da mı, bid’at sayacağız?.. Mushaflar Kur’anın metninin=nazmının bir araya getirilmesidir. Dört hak fıkıh mezhebleri de Kur’anın ve İslamın ahkamının=hükümlerini bir araya getirilmesidir.
12. Mezhepsizliği yani Ehl-i Sünnetin inkarını, İslam dinini ve Şeriatını tehdit eden en tehlikeli bid’at olarak görürüm. Düzceli Muhammed Zahid el-Kevserî hazretlerinin “Mezhepsizlik Dinsizliğe Köprüdür” sözünü çok doğru bulurum. 
13. Sünnî Müslümanların Ehl-i Sünnet mezhebinde birleşebileceklerine inanırım.
14. Mezhepler kalksın, bütün Müslümanlar Kur’anda birleşsinler sözünü gerçekçi bulmam. Bu, yaldızlı bir edebiyattan ibarettir. Usûlde aralarında uçurumlar bulunan Sünnîlik, Şiîlik, Vehhabîlik, Mutezile, Haricîlik, Afganicilik, Fazlurrahmancılık, Mücessime, Mürcie, Cebriye nasıl birleşebilirler?
15. Mekke Şafiî Reisüluleması Şeyh Ahmed Zeyni Dahlan’ın, İslam Fütuhatı kitabında yazdığı gibi, İslam tarihinde Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra Kitab ve Sünnete en uygun uygulamanın Osmanlı uygulaması olduğuna inanırım.
16. Osmanlı devletinin hatasız ve yanlışsız olduğunu iddia etmem ama tarih boyunca görülmüş İslamî uygulamaların (Hulefa-i Râşidînden sonra) aslına en fazla yaklaşabilmiş olanı olduğunu söylerim.
17. Osmanlı hilafetine ve Ehl-i Sünnet itikadına muhalif bir bağy ve isyan cereyanı olan Vehhabiliği hak ve doğru kabul etmem. Ehl-i Sünnet ile Vehhabiler arasındaki bütün ihtilaflı meselelerin hepsinde Ehl-i Sünneti doğru ve haklı bulurum.
18. Mutezile mezhebini benimsemiş olan birtakım ilahiyatçıların ve İslamcıların taqiyye ve kitman yaparak Ehl-i Sünnete saldırmalarını doğru bulmam. Madem ki, Ehl-i Sünneti reddetmişler ve Mutezile bid’at fırkasını benimsemişlerdir, bu dönüşlerini Ümmete samimî şekilde, mertçe açıklamaları gerekir. 
19. Dinin sadece bir vicdan meselesi olarak görülmesini küfür olarak kabul ederim.
20. İslamda din ve dünya, dünyevî ile ruhanî ayırımı yoktur. Din, öncelikle dünya hayatını tanzim, insanların varlık imtihanını başarılı şekilde vermesi için gönderilmiştir.
21. Feminizmi, Kur’ana Sünnete Şeriata aykırı sapık bir ideoloji olarak görürüm ve İslam feministlerini kınarım.
22. Telfik-i mezahibi dini oyuncak haline getirmek olarak görür ve reddederim.
23. Farmason, taqiyye ve kitman yaparak Müslümanları aldatan, karışık Afganîyi din önderi olarak görmem, rehber olarak kabul etmem.
24. Ehl-i Sünnet Müslümanlarının selef-i Sâlihîni, onlardan sonra her asırda yaşamış büyük ulema ve fukahayı, kamil mürşidleri, hakikî şeyhleri rehber olarak kabul etmelerini, gösterdikleri yoldan gitmelerini, öğüt ve uyarılarını tutmalarını temenni ederim.
25. Eimme-i müctehidîni, bilhassa dört büyük mezhebin imamlarını, Abdülkadir Geylaniyi, Ahmed er-Rufaiyi, İmamı Gazaliyi, İmamı Süyutiyi, İmamı Rabbaniyi, Hasan eş-Şazeliyi ve bunlar gibi büyük din alimlerini ve şeyhleri mukteda olarak kabul ederim.
26. On dokunucu asırda yaşamış zülcenaheyn Şeyh Şamili, Emir Abdülkadiri örnek İslam imamları olarak görürüm.
27. Ömer bin Abdülazizi, Nureddin Zengiyi, Salahaddin Eyyubiyi âdil halifeler ve hükümdarlar olarak görür ve onları rahmetle anarım.
28. Selatin ve hulefa-i Osmaniyanı, Osman beyden, son padişah Vahidüddin Hana kadar rahmetle anarım. Sultan Abdülhamid-i Sâni hazretlerini hâtemülhulefa kabul ederim.
29. Son devir ulema ve fukahasından şu zevatı büyük kabul ederim: Mekke Şafiî Reisüluleması Ahmad Zeyni Dahlan, Beyrut kadısı İsmail Yusuf en-Nebhanî, Şeyhülislam Mustafa Sabri, Zahid el-Kevseri.
30. Şu şeyhleri büyük ve mukteda olarak kabul ederim: Şeyh Ziyaüddin Gümüşhanevî, Şeyh Abdülhakim Arvasî, Şeyh Es’ad Erbilî, Şeyh Süleyman Hilmi Silistrevî ve onlar gibi Şeriata sımsıkı bağlı olarak tasavvufî hizmetler yapan diğer himmetli şeyhleri.
31. Bediüzzaman Saidi Nursîyi en karanlık devirlerde iman, İslam, Kur’an, Şeriat, Sünnet hizmetleri yapmış muhterem bir büyük olarak kabul derim ve onun birtakım bid’atçiler tarafından alet edilmesinden dolayı büyük üzüntü duyarım.
32. Yakın tarihimizde İmana, İslama, Kur’ana, Şeriata cephe alan ve bu ana değerleri yıkmaya çalışanları decacile, kezzab ve tağut taraftarı olarak kabul eder ve kendilerine buğz ederim. Onları sevmekten ve desteklemekten ateşten kaçtığım gibi kaçarım.
33. Tasavvufu İslamın manevi boyutu olarak görürüm. Şeriat dışı tasavvuf ve tarikat kabul etmem.
34. Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıble olan, beş vakit namaz kılan müminleri şirk ile suçlayan, onlara kafir diyenlerin kendilerinin kafir olacağına inanırım.
35. Faizin Kur’anla, Sünnetle, icma ile kesin bir haram olduğuna; Darülislamda da, Darülharpte de Müslümanların birbirleriyle faiz=riba muamelesi yapamayacağına inanırım ve faizden nefret ederim.
36. Müslümanların en etkili şekilde beş vakit namazı dosdoğru kılmaya çağırılmalarının gerektiğine inanırım.
37. Mukim erkek Müslümanların farz namazları münferiden= tek başına değil, cemaatle kılmalarının farza yakın bir emir olduğunu ve şer’î özür olmaksızın cemaatin terkinin vahim bir ihmal ve teseyyüb olduğuna inanırım.
38. İslam kadın ve kızlarının şer’î tesettüre girmelerinin farz olduğuna, şer’î tesettür olmayan kıyafetlerin şeytanî tesettür olduğuna inanır ve para hırsıyla Müslüman kadınları kapalı çıplaklar haline getiren tesettür bezirganları tenkit ve takbih ederim=kötülerim.
39. İslamın bir şehir ve medeniyet dini olduğuna inanırım ve medenî olmayan bedevî Müslümanların din hizmetlerini başarılı şekilde yürütemeyeceğini iyi bilirim.
40. Türkiyede İslam yazısının Kur’an alfabesi olduğunu, kültür lisanının da zengin Osmanlıca olduğunu bilirim. Dilde sadeleştirme ve arılaştırma cereyanın İslama karşı olduğundan hiç şüphem yoktur. Müslümanların mutlaka Kur’an yazısıyla yazılan zengin ve engin Osmanlı Türkçesini öğrenmelerini ister ve bu yolda bıkmadan propaganda yaparım.
41. Halkın ve gençliğin İslamı, çoğu ehliyetsiz, icazetsiz, yetersiz kimseler tarafından yapılmış Kur’an tercümelerinden, meallerinden, tefsirlerinden öğrenemeyeceği, dini doğru olarak öğrenmenin en kolay yolunun sahih ve güvenilir ilmihal kitaplarını okumak olduğunu bilirim.
42. Yahudi dönmesi İbn Sebe’den bu yana her asırda İslamı bozmak, Müslümanları sapıtmak için içimize ajanlar, casuslar, insî şeytanlar, provokatörler sızdığını bilir ve Müslümanların bunlara karşı uyarılması gerektiğine inanırım..
43. Din sömürüsü yaparak, mukaddesat alet ederek şahsî servet ve zenginlik elde edenleri, karı satan alçaklardan daha alçak görürüm.
44. İslamî hizmetlerin ihlasla ve garazsız ivazsız yapılmasının zarurî olduğu kanaatini beslerim.
45. Cami imamlığının namaz kıldırma memurluğu durumuna düşürülmesini çok yıkıcı bir bid’at olarak görürüm.
46. Kötü televizyonu ve kötü basını, İslamın ve Müslümanların en büyük düşmanı olarak görürüm.
47. İslamın tek hak din olduğu temel inancına karşı çıkan, İslamın yanında başka hak ibrahimî dinler bulunduğunu, onların mensuplarının da ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğu iddiasını bâtıl inanç olarak kabul ederim ve bu inancı son derece yıkıcı bulurum. 
48. Resulullah Efendimizin sahih hadîslerinin AB normlarına, Feminizm sapık ideolojisine, laiklik ilkelerine, Kemalizm ideolojisine, Fazlurrahmancılığa, reformcuların ve modernistlerin batıl inançlarına ve kaprislerine göre ayıklanmasını büyük bir hıyanet olarak görürüm.

(İkinci yazı)
Aldatmayın!
Mutezile mezhebi taraftarı ilahiyatçılar!
Kur’andaki üç yüz küsur ayet tarihseldir, bugün geçerli değildir diyen Fazlurrahmancılar!
Tasavvufu ve tarikatleri inkâr eden, Sünni sufi Müslümanlara kafir ve müşrik diyen Vehhabîler!
Ashab-ı kiramı küfür ve nifakla suçlayan Rafızîler!
Sizleri mertçe ve açıkça konuşmaya ve yazmaya çağırıyorum.
Takiyye ve kitman yapmayı bırakın. 
Hangi mezheptenseniz, neye inanıyorsanız saklamadan, kıvırtmadan açık ve seçik beyan ediniz. 
Peygamberimiz (Salât ve selam olsun ona) bizi aldatan bizden değildir buyurmuştur. Aldatanlardan olmayınız. 
Mutezile mezhebine mi mensupsun, bunu açıkça söyleyeceksin. Hem o mezhebin hak olduğuna inanıyorsun, hem de Sünni görünerek ehl-i Sünneti yıkmak istiyorsun. İşte bu olmaz!
Dört hak fıkıh mezhebini yıkmaya çalışan birtakım ilahiyatçılar var, mertçe açıkça hareket etmiyorlar, bir yığın dolap çeviriyorlar. 
Açıkça Sünnet düşmanlığı yapamıyor ama sinsice Sünneti yıkmak için her dolabı çeviriyor. Bir Müslümana böyle iki yüzlülük yakışır mı? 
Bütün reformcu ilahiyatçılar için söylemiyorum ama bir kısım Kemalist ilahiyatçılar var. Bunlar da takiyye ve kitman yapıyor. Mertçe ortaya çıksınlar İslam ile Kemalist ideolojinin bağdaşabileceğini ispata kalkışsınlar… Bunu yapamayacaklarını bildikleri için ikili oynuyorlar. 
Bütün Ehl-i Sünnet düşmanlarını mert olmaya, açık olmaya davet ediyorum. 
Hem Sünni geçinecek hem de ehl-i Sünneti sinsice yıkmaya çalışacak. Doğrusu bu çok yakışıksız bir iştir. 
Biz Sünni Müslümanlar nasıl açıkça Sünni olduğumuzu söylüyorsak sizler de Mutezile, Fazlurrahmaniyye, la-mezhebiyye mensubu olduğunuzu çok açık ve seçik şekilde beyan etmeye mecbursunuz. 
Lütfen aldatmayın, aldatanlardan olmayın.
02.06.2013
 
________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY
 
deşifre olanla konuşuyoruz işte konu açıldı islam dünyasının manzarası diye bu konuşmayı başlık konusu açmış
başladım konuşmaya islam dünyası birlik içinde değil diye hepsi gitmiş yazarın azda olsa kendi konuşması var neyse biraz sonra yanımızda çalışsan başka istihbaratçının yanına gittim benim hoşumuza giden konuları konuşmaya başladık işte konu evdeki hayvan var kedim dedim onu çok severim dedim yazar bu konuyu almış hayvanları severim onları takdir ederim diye aktarılan konuşmaya karşı işte evde aç kedim var onu doyurmayı severim dedim yazar bunuda muhatab almış eve gidince çay içecem anasını satıyım bu konuşmada gitmiş köşesinde iyi çay içmekten zevk alırım haz duyarım konu açıldı işte benim hayalimdeki bahçeli ev dedim bunuda almış ama kendi yorumuyla yazının sonlarına doğru yazıda not. cumartesi günü konuştum pazar günü muhatab alınmışım anlayın işte bir hafta sonra demiyorum
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İslam Dünyasının Manzarası
Mehmet Şevket Eygi
26 Mayıs 2013 Pazar 00:29

 

YEKUN olarak bir buçuk milyarlık param parça İslam dünyası…

Her tarafında yangın var… Savaşlar var… Diktatörlükler var… Kan ve zulüm var…

Suriye… İrak… Afganistan… Filistin… Keşmir… Arakan… Mali…

Bir buçuk milyar Müslümanın on beş milyon Yahudi kadar hükmü yok…

İslam düşmanları, kafirler Müslümanlar bölünmeli demişler ve Müslümanlar bölünmüşler…

Müslümanlar birleşmemek konusunda ittifak etmişler. Hem de ne koyu ittifak.

İslam dünyası her yıl petrolden trilyon dolar kazanıyor ama bu para İslama ve Müslümanlara nasip olmuyor.

İslam dünyası korkunç bir bölünme manzarası arz ediyor. Bölünme durmuyor, devam ediyor. Müslümanlar İslam vatanında pasaport ve vize ile seyahat ediyor.

Bütün İslam dünyasında bir tek Darülislam yok.

Cahillik, zulüm, sömürü, emperyalizm, hıyanet kol geziyor.

İslam dünyasında artık bir Endülüs, bir Osmanlı yok.

Yüz milyonlarca yabancılaşmış Müslüman.

Fitneler kazanı gibi kaynayan İslam dünyası.

Bir tarafta zulüm ölüm, kan… Öteki tarafından vur patlasın çal oynasın keyif zevk sefa…

Nice Müslüman ülkenin zindanlarında on binlerce din, iman, İslam suçlusu çürüyor.

Ümmet birliği berhava olmuş, İslamcılık Protestanlığı mozaiği oluşturulmuş.

Bir buçuk milyar Müslümanın başında, mü’minlerin biat ve itaat edecekleri bir İmam-ı Kebir veya Emîrü’l-Mü’minîn yok.

Halifesiz Müslümanlar.

Yeni Gazalîler, Şârânîler, Süyutîler, İmamı Rabbanîler yetiştiremeyen İslam dünyası.

Lüks otelleri ışıl ışıl… Lüks otomobilleri pırıl pırıl… Meydanları caddeleri cıvıl cıvıl İslam dünyası… Televizyonlu Porsche otomobilli 100 bin dolarlık kol saatli özel uçaklı zadeganı olan İslam dünyası…

Param parça İslam dünyasında lüks turistik yedi yıldızlı umre seyahatleri… Zam Zam Tower’ler…

İslamcılık edebiyatları gırla gidiyor…

İrakta Şiîlerle Sünnîler arasında sanki savaş var.

Suriyede korkunç bir iç savaş…

Sapıklık, batıl fırkalar dehşet saçıyor. Evliyaullah türbeleri yanlarındaki camilerle birlikte buldozerlerle yıkılıp tahrip ediliyor.

Bir buçuk milyarlık param parça İslam aleminde her cuma yüz binlerce camide namaz kılınıyor, hutbe okunuyor ama bu cuma namazlarının sıhhat şartları var mı?

Tek bir Ümmet olamayan İslam dünyası…

Bir yığın birbirinden kopuk bölük pörçük İslam dünyası…

Şer’î hürriyetin ve adaletin hakim olmadığı İslam dünyası…

Başsız İmamsız Emîrsiz İslam dünyası…

Arakan Müslümanları yakılırken pek umursamayan İslam dünyası…

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapamayan İslam dünyası…

Washington’dan, Tel Aviv’den, Londra’dan idare edilen İslam dünyası…

Paraya, dünyaya, lükse, konfora, aşırı tüketime meftun ve meclub İslam dünyası.

Kralların, emirlerin, başkanların, sayınların, ekselansların, Celaletü’l-meliki’l-muazzamların pür tantana, pür ihtişam, pür velvele arz-ı endam ettikleri İslam dünyası…

Fıskın, fücurun, nifak ve şikakın, isyan ve tuğyanın girdabında çırpınan İslam dünyası…

Sıddiqsız, Faruksuz İslam dünyası…

Selahaddinsiz İslam dünyası… Ömer b. Abdülazizsiz İslam dünyası…

Şeyh Şamilsiz İslam dünyası…

Namazı yitirmiş ve şehvetlerine uymuş yüz milyonlarca Müslüman… Onların dinleri para, kıbleleri karıdır…

Kur’an Müslümanlara birliği emr ediyor, birliğiniz giderse devletiniz ve rüzgarınız da gider diyor. Peygamber-i zişan (Salat ve selam olsun ona) “Zamanındaki Halifeye biat etmeden ölen kimse sanki cahiliyet ölümü ile ölmüş olur” uyarısını yapmış.

Ah İslam dünyası… Ah İslam dünyası…

(İkinci yazı)

Hoşlandıklarım Hoşlanmadıklarım

MİLLETVEKİLİ maaşlarına yapılan zamlara ve kıyaklara hiç sıcak bakmam.

Havaalanlarındaki ve diğer yerlerdeki VIP salonlarını ve kapılarını kötü görürüm.

Çok büyük devlet adamları geçerken trafiğin felç edilmesinden hiç hoşlanmam.

Lüks, pahalı, gösterişli saatleri sevmem.

Kaliteli dolmakalemleri severim.

Cep telefonuna not alınmasından nefret ederim.

Cebinde güzel bir defter ve kaliteli bir kalem bulunduranları takdir ve tebrik ederim.

Yazıları düzgün, imlaları doğru kimseleri severim.

Mütemadiyen=hiç durmadan ben ben ben diyenlere içimden benin taş olsun da başına düşsün derim.

İçkili beş yıldızlı otel ve restoranlarda verilen papazlı ve patrikli iftar ziyafetlerini doğru bulmam.

Papaz yahnisini ve papaz eriğini severim.

Allah rızası için çarşaf giyen hanımlara hürmet ederim.

Tesettürlü bir hanımın ince ve yüksek topuklu ayakkabı giymesini yadırgarım.

Hayvanseverleri takdir eder, onlara saygı duyarım.

Doyduktan sonra yiyenleri kınarım.

Baş açık namaz kılan Sünnîlere, çok kolay bir sünneti ve edebi terk ettikleri için teessüf ederim.

Kendini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak övenlerden hiç mi hiç hoşlanmam.

Zaruret olmadıkça, oruçlu (nafile) olduğunu söyleyen kimselerle bir daha görüşmem.

Karısının kızının donunu ve iç çamaşırını balkonda, görülecek yerde kurutan kimseleri çok ayıplarım.

Aşırı hürmet görmekten ve övülmekten korkarım.

Hakikî şeyhlere ve sûrî şeyhlere hürmet ederim; müteşeyyihlerden (şeyh taslaklarından) hazzetmem.

Islahıma, bağışlanmama dua edenlere minnettar ve müteşekkir kalırım.

Gurur ve kibir sahiplerinden mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışırım.

Kendilerine iyi diyenlere iyi demem.

İyi oldukları halde kötüyüm diyenleri çok takdir ederim.

Aç bir kediyi doyuranların ellerini öpesim gelir.

Kendimi, dünyadaki bir buçuk milyar Müslümanın derece ve rütbe itibariyle en sonuncusu bilirim. Bu şeref bana yeter.

Hiç olmak isterim, olamam.

Sultan Vahdettin Han’ı severim.

Son Halife Abdülmecid hazretlerini severim.

Şeyhülislam Mustafa Sabriyi severim.

Muhammed Zahid el-Kevserîyi severim.

Sünnî ulemaya, fukahaya, şeyhlere, mürşidlere çok hürmet ederim.

İslamî hizmetlerin paraya, zenginleşmeye alet edilmesinden çok rahatsız olurum.

Meşreb mutaassıplarından uzak durmaya çalışırım.

Elimin öpülmesinden hoşlanmam, çünkü eli öpülecek bir kimse değilim.

İyi çay içmekten zevk duyar, haz alırım.

Gürültülü yerlerde, yetmiş seksen desibele kadar hoparlörle ezan okunmasına bir şey demem ama 125 desibel şiddetinde avaz avaz zangır zangır ezan okunmasına karşıyımdır.

Cami avlularındaki WC reklam ve ilanlarından nefret ederim.

Ezan okunduktan sonra vaaza, konuşmaya devam eden hocaları içimden kınarım.

Camilerde makbuzsuz para toplanmasını uygun görmem ve vermem.

Camilerdeki yürüyen kırmızı ışıklı yazıları doğru bulmam.

Cuma hutbelerinde edebiyat, üslup, imla, vurgu hatası yapılması bendenizi çok üzer.

İstidatlı, kabiliyetli, yetişmeye yatkın gençlere az da olsa hizmet etmek isterim. Çünkü onlar ileride bu fakire dua edebilirler.

Ortalarda, ortalıkta görünmek istemem. Kıyıda köşede kalmaktan, duvar diplerinden gölgeler gibi geçip gitmekten hoşlanırım.

Küçük şeyler bendenizi çok mutlu edebilir. Banyomda, bir kumrunun çamaşır makinesi üzerindeki saksıya yuva yapması, yumurtlayıp yavru çıkartması gibi…

Âlim kimselerin cahilleri uyarmaması, aydınlatmaması, bilgilendirmemesi bendenizi çok üzer.

Cadı kazanına dönen İstanbulda huzur içinde rahat bir şekilde yaşamak mümkün olmadığı için; nüfusu beş binin altında, sönük, sakin bir yerde yaşamayı hayal ederim. Bursanın üç bin nüfuslu küçük bir ilçesi varmış. Haziranda oraya gidip keşif yapacağım. Kısmetse bahçeli bir ev kiralayıp inşaallah yarı İstanbulda yarı orada yaşayacağım.

Kendimi çok kusurlu, çok noksan, çok hatâlı, çok günahkar görüyorum. Hüsn-i hâtimem, bağışlanmam, ıslahım için dua buyuranlara çok teşekkür ederim. Allah onlardan razı olsun.

26.05.2013

 
 
_______________________________________________ 
BAŞKA OLAY
mite bilgi sağlayan muhbir beni nedense seviyor kendiside deşifre olduğundan haberi yok işte konu açıldı abi çarşıya çıktım
işte bir kıza biri ahlaksız teklif veriyor dedi sen para kazanmak istemezmisin diyor kıza dedi bende boyları devrilsin dedim ben olsaydım kafayı o kıza teklif yapanı gömerdim dedim başladım böyle yapanların ruh halini konuşmaya hepsi gitmiş ilk konuşmamıda başlık yapmış işte boyları devrilsin diye akatrılan bilgiler içinde müslüman kendi anasına karısına bacısına nişanlısına şehvet gözüyle bakılmasına diye başlıyan yazı benim konuşma başlılğı diye başlayan yazısı var yazarın birinci başlığın hemen altında yazarın birinci başlığındaki çoğu konuşma bana azda olsa kendi yorumları var ikinci yazısındaki az bişey bana ait
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Boyları devrilsin!
Mehmet Şevket Eygi
28 Mayıs 2013 Salı 00:32

Müslüman devamlı yalan söylemez. Devamlı yalan söyleyenler gözümüze görünmesinler.
Müslüman savaş hileleri dışında aldatmaz. Bizi aldatanlar bizden değildir. Aldatanlar defolsun, kahrolsun. 
Müslüman rüşvet almaz ve vermez. Rüşvetçilerin Allah belasını versin, tepe üstü düşsünler. 
Müslüman haram yemez. Haram, kara, kirli, pis, necis gelirler elde edenler, bulaşık servetlere sahip olanlar gerçek Müslüman değildir. Biriktirdikleri ateştir. Cehennem ehli, kendilerini yakacak ateşin odununu dünyadan götürürmüş, bunları Allah kahretsin. 
Müslüman ekmeğe saygısızlık etmez. Müslüman bir ülkede her gün altı milyon ekmeğin çöpe atılması nankörlüktür, büyük günahtır, büyük israftır, büyük küfran-ı nimettir. Bu nankörleri Allahü Teala ıslah buyursun. 
Müslüman kendi anasına, karısına, bacısına, nişanlısına şehvet gözüyle bakılmasından nasıl hoşlanmıyorsa; başka Müslümanların analarına, karılarına, bacılarına kötü gözle bakılmasını, onlara laf atılmasını, fırsat bulunca onlarla zina yapılmasını da hoş görmez. Böyle yapanlar ahlaksız, iffetsiz, şerefsiz, haysiyetsiz rezillerdir. Boyları devrilsin. 
Müslüman, halka eziyet etmez, rahatsızlık vermez, insanların kurdu olmaz. Komşularına eziyet edenler, trafik kurallarını çiğneyenler, halka sağlığa zararlı bozuk maddeler satanlar iyi Müslüman değil alçak Müslümandır. Islahlarına dua ederiz. Islah olmazlarsa zarar veremeyecek hale düşmeleri temenni ederiz. 
Müslüman, Allah’ın ayetlerini ucuza veya pahalıya satmaz… Müslüman din sömürüsü, mukaddesat bezirgânlığı yapmaz. Böyle yapanlar İslam’ın hizmetkârları değil, dini hedm eden=yıkan münafık, fasık, facir, şerir, şaki kimselerdir. Allah onların şerlerinden Ümmet-i Muhammedi (Salât ve selam olsun ona) muhafaza buyursun. 
Hizip, fırka, cemaat, grup, sekt, klik, parça holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapanlar hasta ruhlu kimselerdir. Onlar İslam birliğine, mü’minlerin kardeşlerine büyük zarar veriyor. Onların uyarılması, aydınlatılması, bilgilendirilmesi gerekir. Bu uyarma ve aydınlatmayı yapmayanlar sorumludur. 
Bir Müslüman için en kolay şey ilmihalini öğrenmektir. İlmihal bilgileri nelerdir: (1) İnançla ilgili doğru bilgiler… (2) İbadetlerle ilgili bilgiler… (3) İslam ahlakıyla ilgili doğru bilgiler… (4) Nikah, alışveriş gibi muamelatla ilgili bilgiler… (5) Bütün mü’minlerin ehliyetli ve gerçek dindar bir imam-ı kebire biat ve itaat etmesiyle ilgili bilgiler… 
Müslümanları uyarmakla vazifeli ve yükümlü kişi ve kuruluşların halka ilmihal öğretmek için var gücüyle çalışmaması, bu konuda bir eğitim seferberliği başlatmaması, konuyla ilgili küçük ve çok faydalı yayınlar yapmaması büyük bir vazife ihmalidir. Cahil kalan halkın vebali onlar üzerinedir.

(İkinci yazı)
Çılgın Rantçılar İstanbul’u Bitirdi
İstanbul yaşanmaz bir şehir haline geldi… Tekrar ediyorum: Yaşanmaz, yaşanmaz, yaşanmaz!.. 
Geçen Cumartesi Sultanahmet’teki evimden otomobille Sirkeci’deki araba vapuru iskelesine tam bir saatte gittim. Kırk beş dakika vapur sırasında bekledim, Beylerbeyi üstündeki Burhaniye mahallesine vardığımda iki saat geçmişti ve randevuma geç kalmıştım. 
İstanbul’da çılgın bir yapılaşma var. Lütfen çılgın kelimesini bin kere tekrar ediniz. Çılgın, çılgın, çılgın, çılgın!.. Bu çılgınlığın sonu iyi olmaz. 
Rantçılar İstanbul’un canını okudular.
Üçüncü köprü yapılacakmış… Pöh!.. On köprü yapsanız trafik yine düzelmez. 
Denizin dibinden Marmaray geçecekmiş… Zelzele mıntıkasında denizin derinliklerinde bir tünel. Üstelik de yumuşak bir çamur tabakası üzerinde. Geçen geçsin… Ben geçmem.
İstanbul çepeçevre inşaatla dolu. Öyle üç beş katlı yapılar da değil. Yirmi beş katlı dev binalar. 
Bir caddede üç AVM açılmış. Bunların bazıları kapanmaya başladı. İnşaat halinde bir yığın AVM var. AVM… AVM… AVM… Çılgın projeler. 
İstanbul çılgınca büyüyor, çılgınca büyütülüyor… 
Rant rant rant…
Şehirde nefes alacak yeşil alan kalmadı. 
Son Pazar günü Sultanahmet civarında sahil yolu duman ve ızgara kokusuyla kaplıydı. Halk her yerde piknik yapıyor. Haliç sahilleri de böyleydi. İstanbulun bütün civarı da böyleydi. 
Avrupa’nın, Amerika’nın medeni şehirleri parklarla, korularla, yapay göllerle doludur. Bizde ise her taraf bir beton Sahra-yı kebiri…
Çamlıca’ya gidiniz bakınız kümes gibi, arı kovanı gibi iç içe, birbirlerinin yatak odalarına bakan ucube iğrenç villalarla dolduruldu. Hani oraları sit bölgesiydi. O inşaatlara kim izin verdi? 
Maşaallah halkımız kuzu gibi. Evden işe iki saatte, işten eve iki saatte gidiyor, her gün dört saat kaybediyor ve buna isyan etmiyor. 
Olumsuzluklara yasal sınırlar içinde isyan etmeyen topluluklar medeni değildir. Ne halleri varsa görsünler!
Öyle üç beş yüz vatandaşın isyanıyla da olmaz. İstanbul’da bir milyon vatandaş gök gürültüsü haykırmalı, rezaleti protesto etmeli. 
İsveçliler, Norveçliler, Almanlar, Avusturyalılar İstanbul’daki gibi bir trafik kaosunu kabul ederler mi? 
Üçüncü Boğaz Köprüsü trafiği yüzde on hafifletecekse, yüzde otuz yeni sıkıntılar getirecektir. İstanbul’un kuzeyinin iki yakasında korkunç ucube kentler kurulacak, trafiğe bir milyon otomobil daha girecektir. 
İstanbul’un nüfusunu on üç veya on beş milyon gösterenler aldatıyor. Şehir nüfusu yirmi beş milyona varmıştır. 
Bendeniz sade bir vatandaş olarak bu protesto yazısını kaleme alıyorum. 
Beddua etmek iyi değildir ama beddua da edeceğim:
İstanbul’u bu hale getiren rantçıların işleri rast gitmesin, kazandıklarını afiyetle yiyemesinler, zıkkım olsun, burunlarından fitil fitil gelsin.
 
______________________________________________________
BAŞKA OLAY
 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte abi dedi ımf bankasına borçlar ödendi artık dedi bende konuya girdim dedimki bizler geçtik artık geleceğimize GENÇLERE yatırım yapmak lazım dedim devlet büyükleri iyi bir eğitim vermesi lazım gençlere dedim yazarın birinci yazısındaki yarı konuşmalar bana ait yarısıda kendine ait gelelim ikinci başlığa konu bi zaman sonra geyik muhabbetiyle başka yerlere geldi baya konuştum ALTIN FİATLARI DÜŞÜYORMUŞ DİYE oda yazarın ikinci yazısında oradaki yarı konuşma bana it bilgiler tam gitmiş
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İmanlı Gençlik
Mehmet Şevket Eygi
30 Mayıs 2013 Perşembe 00:40

BİZE imanlı gençlik lazım… Türkiyeyi imanlı gençler yükseltecektir… Eyvallah ama imanın yanına başka şeyler de ilave etmek gerekir. Tek başına imanla yücelme olmaz.
İmana neler eklenecektir?
Kur’an iman edenler ve salih ameller işleyenler diyor. 
İmana dosdoğru kılınan beş vakit namaz eklenmelidir.
Beş vakit namazların farzları cemaatle kılınmalıdır.
Namazlar ihlasla kılınmalıdır.
İmanlı gençler ilmihallerini öğrenmeli ve ezberlemelidir.
İmanlı gençler, hizmet ve faaliyetlerin en önemli ve temel aleti olan yazılı, edebî, zengin Türkçeyi iyi bilmelidir.
İmanlı ama 1928’den önce yazılmış, basılmış Türkçe kitapları, atalarının mezar taşlarını okuyamıyor. Okusa bile manasını anlayamıyor. Çok eksiktir o…
İmanlı gençlik aynı zamanda yüksek ahlak ve karaktere sahip olmalıdır.
İmanlı gençliğin güçlü ve derin bir sanat kültürü olmalıdır.
İmanlı ama cami yaptırıyor, mimarlık bakımından bir facia… Ne büyük noksanlık!..
İmanlı gençlik biatli ve itaatli olmalıdır. Kime?.. Müslümanların İmamına, Emîrine, Halife-i Rûy-i Zemine….
İmanlı gençlik ilim, irfan, hikmet, fazilet yüklü olmalıdır.
İmanlı gençliğin faziletlerini, üstünlüklerini düşmanları bile takdir, teslim ve kabul etmelidir.
İmanlı ama onda Ümmet şuuru yok, hizip ve cemaat asabiyeti, militanlığı ve holiganlığı var. Vah vah…
İmanlı gençlik idealist ve muhlis=ihlaslı olmalıdır. Para, makam mevki, riyaset, dünya kemikleri ve leşleri için çalışmamalıdır.
İmanlı gençlik yeryüzünde Allahın Şahidi olmalıdır.
İmanlı gençlik Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya efendimizin has ordusu olmalıdır.
Salahaddin Eyyubînin yolundan giden imanlı gençlik…
İmamı Şamilin yolundan giden imanlı gençlik…
İlim, irfan, hikmet, adalet, mürüvvet, fütüvvet, şecaat, iffet heykeli imanlı gençler…
Elleri değil, ayakları öpülesi gönül yiğitleri…
Âmirine bi’l-mâruf ve nâhine ‘ani’l-münker imanlı gençler…
Nefs-i emmârelerini dizginlemiş gençler…
Büyüklerine hürmet, küçüklerine merhamet eden gençler…
İnşaallah cennetlik gençler…
Şımarıklıktan, farfaradan, zevzeklikten, her türlü aşırılıktan, ciddiyetsizlikten, hoppalık ve züppelikten uzak gençler…
Büyüklerini erbab haline getirmeyen gençler…
Fakr ile zengin gençler…
Ben demeyen gençler…
İmanlı gençler… Namazlı gençler… Cemaatli gençler… Alim, fazıl, kamil, bilge, işe yarar, nefsiyle büyük cihad yapan gençler…
Böyle gençler yetişmesi için İslam mektepleri açanları, paralel ve alternatif eğitim sistemi kuranları tebrik ediyorum. Onlar sadece Türkiyeye değil, sadece İslam dünyasına değil, bütün insanlığa ve kürre-i arza büyük hizmet etmektedir. Sa’yleri meşkûr olsun.

(İkinci yazı)
Altın Düşüyor ve Üzüyormuş

ÇOK sayıda vatandaşımız büyük ıstıraplar içindeymiş, yüzleri gülmüyormuş, saçlarını başlarını yoluyorlarmış, stres ve gerginlik içindeymişler. Sebebi neymiş? Altın yüzündenmiş. Altın düşüyormuş…
Onların acılarını, kederlerini paylaşamayacağım, beni affetsinler. Bendenizin altını yok, altına oynamıyorum…
Futbol takımı tutmak yüzünden vatandaşlar birbirine giriyormuş. Güvenlikçiler başa çıkamıyormuş. Geçenlerde bir genç stadyumda öldürülmüş. Anlamakta zorlanıyorum. Çok şükür futbolla mutbolla ilgilenmem, bendeniz holigan değilim.
Adamcağız İtalyadan gelen terziye on bin dolar ödemiş, pek lüks bir elbise diktirmiş. Bu elbise üzerindeyken Restaurant Seven Star’da garson üzerine salçalı Alaska yengeci sosunu devirmiş, elbise mahv olmuş. Adam komaya girmiş, kahr olmuş. Memleketin bunca derdi içinde onu bu felaketine üzülecek halim yok. Bendenizin en lüks elbisesi 300 küsur liradır. Üzerine salça dökülürse ya temizletirim, ya yenisini alırım.
Kuşkonmaz bey 2500 liralık bir çift ayakkabı almış, günde yüz kez ayakkabısına bakıyormuş. Dostlar başa, düşmanlar ayağa bakar. Kuşkonmaz bey kendine düşman mı ki…
Gerdanî bey bir buçuk porsiyon nefis bir İskender kebabı yemiş, yanında ayran, ayranın yanında cacık. 
Bayan başı örtülü Süslümane hanım o kadar ince ve uzun topuklu bir ayakkabı giymiş ki, tökezlemiş, ayağı burkulmuş ve büyük felaket, ayakkabısının topuğu kırılmış. Bana nazar değdi demiş ve eskisinden daha uzun ve daha ince topuklu lüks bir iskarpin almış…
Dünya iki padişaha dar gelmiş, kırk derviş bir kilime sığışmış.
Müridiyle görüştüm, benim şeyhim gavstır dedi. Şu zamanda bin kadar gavs var. Biri gerçekten gavs olsa, geriye kalan 999 gavs ne olacak? Atsan atamazsın, satsan satamazsın.
Oğlumuz üniversite son sınıfta okuyor. Lütfen not alıverin dedim. Apıştı kaldı, cebinde not defteri ve kalemi yokmuş.
Rehnüma bey hem perhiz yapıyor, hem de günde beş kez iyi yemek yiyor. Sonra da perhiz yaptığım halde bir türlü kilo veremiyorum diye bir şaşıyor bir şaşıyor ki, görseniz çok acırsınız zavallıya.
Bizim vehhabi Gerdune bey “Ya Abdülkadir Geylanî!” diyen sufî bir Müslümana ente kafir ente muşrik diye bağırdı. Kendisi kral için Celaletü’l-Meliki’l-Muazzam diyor…
Türedilerden Hemzemin beyi, yanında kartı olmadığı için hava alanında VIP salonuna sokmamışlar. Hemzemin bey fena halde öfkelenmiş, mosmor olmuş, kalp krizi geçirmiş, az kalsın öleyazmış. Geçmiş olsun. Allah şifa versin.
Antikacıdan eski bir paşa resmi almış, evinin görünür yerine asmış, devr-i Hamîdide Mezopotamya vali-i kebiri müşir Debbabe Paşa büyük dedemiz diye gösteriyormuş…
Bizim İslamcı Nemmam beye güzel yazılı Osmanlıca bir kitabe göstermişler. Şaşmış kalmış, okuyamamış. Yazıdaki elifleri mertek sanmış.
Rant-hor bey Fatih’ten Halice inen caddedeki, binası düzlenmiş cami arsasını ele geçirip apartman dikmek istiyormuş.
Bizim mücahitler gece geç vakitlerle kadar İslamcılık tartışmaları yapmışlar, namazdan bir saat önce yatmışlar ve namaz için uyanamamışlar.
Kırk sene önce bu düzen çok kötü diyerek bağıran radikal bir mücahitti, sonra zengin bir müteahhit oldu. Düzen bozuktur demiyor artık.
O büyük zat, Müslümanlardan toplanan zekat ve hizmet paralarıyla kendini övdürüyor. Gerçekten büyük müdür o?
Üstünü başını halini tavrını görseniz ona hiç önem vermezsiniz. Zannım o ki, mânevî derecesi ve rütbesi çok yüksektir ve inşallah duaları müstecabtır. Onu keşf edebilirseniz mutlaka dua isteyin.
Geçenlerde iki genç zorla elimi öptüler. Çok üzüldüm. Bendeniz eli öpülecek bir kimse değilim. Ne günlere kaldık!
Tramvayda yirmi yaşlarında taş gibi bir genç oturuyor, titrek bir ihtiyar onun yanında ayakta seyahat ediyordu. İlk durakta indim, başka bir tramvaya bindim. Hiç olmazsa gözüm görmesin.
30.05.2013
 
________________________________________________________
 BAŞKA OLAY 
 
mayıs 2013 pazar günü evdeyiz deşifre olduğundan haberi olmayan akrabada var işte bende dedimki dışarıya çıkacam isteği olan varsa getiriyim canınız bişey çektiyse dedim benim ufaklık dediki baba bana dondurma al ama külahlı olsun bende dedimki külahlı değil herkesin içinde yeme dedim olmaz işte dedim sana evde yemek için dondurma getiriyim dedim dışarda yenmez ayıp olur dedim oda olur dedi bu bilgiler olduğu gibi aktarılmış yazarın ikinci yazısına bakın ben buraya atıyım genede aşağıdaki yazı yazarın köşesinden kesip koplayaladım yazarın aşağıdaki yazısından orayada bakılırsa neyse işte not birde benim ufaklık bana ısmarlama yaptıya benim cep telefonuma kayıt yaparım işte onuda dikkate almış aktaran muhbir benim not almayışım dikkatini, çekmiş onuda egitme babında ikinci yazısında muhatab almış  
Hava sıcak, canın çekti, bir külah dondurma aldın ve sokakta herkesin içinde inek gibi yalayarak yürüyorsun. Olmadı olmadı olmadı… Müslüman açıkta yemez içmez. Böyle bir şey mürüvvete, edebe, görgüye aykırıdır. Canın dondurma çekiyorsa, bir dükkana girer ve orada yersin. Başkaları açıkta yiyormuş. Sen öyle yapamazsın.
 
birde cumartesi gününden kalma konuşmayı uzatmış müslümanlar yek cucud olayını açmış sürdürmüş işte birinci yazısında
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Küfrün ve Nifakın Protokolları
Mehmet Şevket Eygi
27 Mayıs 2013 Pazartesi 00:46

 

“Müslümanlar yek vücud olurlar, bir İmam-ı Kebire biat ve itaat ederler, disiplinli ve teşkilatlı bir Ümmet haline gelirler ise çok güçlenirler ve dünyaya hakim olurlar. Bu ise şirkin, küfrün, nifakın, şeytanetin, deccaliyetin sonu olur. O halde onları bölebildiğimiz kadar bölmeli, ayırabildiğimiz kadar çok parçaya ayırmalı ve birbirleriyle çekişip tepişir hale getirmeliyiz.

İslam dünyasına karşı ana prensibimiz divide et imperia’dır. Yani böl parçala ve hükm et.

Bu maksatla Ehl-i Sünnet ve Cemaati yıkmamız, binlerce cemaatten, İslamcılıktan, hizip ve fırkadan, gruptan, parçadan oluşan ve her biri birbirinden kopuk bir İslam Protestanlığı oluşturmalı ve geliştirmemiz gerekir. Böylece İslam dünyasında arzu ettiğimiz kaos ve anarşi meydana gelecek ve Müslümanların iki yakası bir araya gelmeyecektir.

İslamı tahrif etmek, Ümmet birliğini yıkmak, mü’minleri birbirine düşürmek için dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, Fazlurrahman ve İslam Feminizmi rüzgarları estirmemiz gerekir.

Müslümanların içine casuslar, ajanlar, provokatörler, manipülatörler, istihbaratçılar sokmalıyız.

Müslümanları alabildiğine tartıştırmalı ve birbirleriyle çekiştirmeliyiz.

İslam dünyasında din sömürüsünü ve mukaddesat bezirganlığını teşvik etmeliyiz.

Türkiyede İslam medreselerinin ve tasavvuf tarikatlarının açılması ve icazetli ulema ve fukaha yetiştirilmesi küfrün, nifakın dalaletin sonu olur.

Müslümanların bellerini kırmak için İslamı, Kur’anı ticaret metaı haline getirmeliyiz.

Camilerin mihraplarına ihlaslı, icazetli alim, idealist, fedakar, feragatli hademe-i hayratın geçmesi Deccalizm ideolojisinin sonu olur. Binaenaleyh mihraplara namaz kıldırma memurları yerleştirmeliyiz.

Türkiye Müslümanlarını o kadar cahil bırakmalıyız ki, atalarının ve ecdadının Türkçe mezar kitabelerini bile okuyamayacak kadar kara cahil olsunlar.

Müslümanları hem bölmeliyiz, hem de dünyevileştirmeli, seküler ve laik hale getirmeliyiz.

Müslümanları bozmak, ahlaksızlaştırmak için onları rant-perest, abede-i para yapmamız gerekir.

Amacımız Ümmetsiz bir Müslümanlık,

İmam-ı Kebirsiz bir Müslümanlık,

Bin parçaya ayrılmış bir Müslümanlık oluşturmaktır.

Var gücümüzle Müslümanları lükse, israfa, aşırı tüketime, şatafata, müzeyyen meskenlere, yazlıklara, otolara meftun etmeliyiz.

Onların önüne Deccali düzenimizin yağlı kemiklerini atmalıyız.

Onları İslamî bir eğitimden mahrum bırakarak cahillikle terbiye etmeliyiz.

Türkiye Müslümanlarını o kadar kara ve derin cahil hale getirmeliyiz ki, 1928’den önce yazılmış ve basılmış Türkçe kitapları bile okuyamasınlar, elifi mertek sansınlar.

İslam birliğini kaldırıp İslamcılıklar tefrikası getirmeliyiz.

İslamı bozmak için Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı bir İslam feminizmi oluşturmalıyız.

Ehl-i Sünneti dinamitlemek için Mutezilî, Afganî, Fazlurrahmanî, ibahî, Kemalist, lâ mezhebî ilahiyatçıları tartışma ve acık oturum arenalarına sürmeliyiz.

Ramazanlarda vur patlasın çal oynasın şenlikler ve etkinlikler yaptırmalıyız.

Müslümanların arasına tefrika, kin, düşmanlık tohumları ekmeliyiz.

Müslümanları zina ve ribaya alıştırmalı ve bağımlı kılmalıyız.

İslamî kesimde kara, kirli, necis, gayr-i meşru, haram para ve servet birikimi oluşturmalıyız.

Özel yetiştirilmiş ilahiyatçılarımız Sünneti ya tamamen inkar etmeli yahut hafife almalıdır ki, Sünnet yıkılınca fıkıh, fıkıh yıkılınca Şeriat elden gitsin.

Cihadsız bir Müslümanlık türetmeliyiz.

Münzel=indirilmiş İslamı kaldırıp, onun yerine uydurulmuş türetilmiş bir İslam koymalıyız.

Binden fazla fırkaya, hizbe, parçaya ayrılmış Müslümanları din ve Kur’an konusunda yıkıcı tartışmaların içine atmalıyız.

Müslümanları çeşitli şehvetlerle sarhoş etmeliyiz.

Birtakım sahtekarlara Ehl-i İslamı kaz gibi yoldurmalı, inek gibi sağdırmalıyız.

Netice ve hülasa:

Ehl-i Sünnetsiz, ihlassız, ilmihalsiz, Şeriatsiz, Ümmetsiz, Emîrsiz veya İmamsız, fıkıhsız bir İslam üretmeli ve türetmeliyiz.

Tağutî düzenimiz, şeytanî ideolojimiz, deccalî ve kezzabî sistemimiz ancak bu suretle ayakta durabilir. Ancak bu suretle Müslümanları esir, zelil ve rezil edebiliriz.

Aman Müslümanlar birleşmesin, aman tek bir Ümmet olmasın, aman bir İmam-ı Kebire biat ve itaat etmesinler.”

 

(İkinci yazı)

Olmadı Olmadı Olmadı!..

BİRİNE bir not vereceksin, cep defterinden bir sayfa koparttın, üzerine birkaç kelime çiziktirip verdin… Olmadı, olmadı, olmadı!.. Verdiğin kağıdın üç tarafı güzelce kesilmiş ama defterden koparttığın tarafı fare yemiş gibi tırtık tırtık… Bir Müslüman böyle yapar mı hiç?.. Peki ne yapacaksın? Cebinde beş on düzgün kağıt parçası bulunduracak ve başkalarına vereceğin notları o kağıtlara yazacaksın.

***

Ezan okundu, camiye gittin ve başı açık olarak namaz kılmaya başladın. Olmadı olmadı olmadı!.. Ne yapacaksın? Cebinde, naylon bir kılıf içinde düzgün bir namaz takkesi bulunduracaksın ve namaz kılarken başına onu geçireceksin. Niçin? Çünkü Resulullah Efendimiz ömrü boyunca, ihramlı olduğu haller dışında başı açık olarak hiç namaz kılmamıştır. Namazda başı örtülü olmak sünnettir, edebtir.

***

Pazar günü mâ aile piknik yapmaya gittiniz. Akşama kadar yediniz içtiniz eğlendiniz. Oradan ayrılırken bir yığın çöp şişe kağıt poşet yemek artığı bıraktınız, mangalın kızgın külünü çimenler üzerine döktünüz. Olmadı olmadı olmadı? Bir Müslüman böyle yapmaz… Peki nasıl yapar? Giderken çöplerini, şişelerini, kağıtları, poşetleri toplar oradaki çöp bidonuna atar. Çöp bidonu yoksa yanına alır ilk gördüğü bidona atar. Kızgın külleri yeşil çimenlerin üzerine dökmek hem yangına sebebiyet verebilir, hem de oradaki böcekleri ve bitkilere yaktığı için günah olur.

***

Hava sıcak, canın çekti, bir külah dondurma aldın ve sokakta herkesin içinde inek gibi yalayarak yürüyorsun. Olmadı olmadı olmadı… Müslüman açıkta yemez içmez. Böyle bir şey mürüvvete, edebe, görgüye aykırıdır. Canın dondurma çekiyorsa, bir dükkana girer ve orada yersin. Başkaları açıkta yiyormuş. Sen öyle yapamazsın.

***

Umreye gideceksin. Bir hafta önceden tanıdığın herkese telefon ederek, ben umreye gidiyorum, ben umre, ben umre diye ilan ediyorsun. Döndükten sonra yine ben umre ben umre ben umre edebiyatı… Olmadı olmadı olmadı. Umre nafile bir ibadettir. Reklamı, ilanı, tantanası yapılmaz. Birkaç yakının bilir, gider gelirsin, davul çalmazsın.

***

Cebinde cep telefonun ve kalemin var. Telefon bin liralık, kalem bir liralık. Olmadı olmadı olmadı. Müslümanlıkta kalem çok önemlidir. Kur’anda nûn ve’l-kalem buyruluyor. Cebinde çok güzel bir kalemin olmalı.

***

Kalemini çıkardın ve yazmaya başladın. Aaaa aaaa aaa yazın çivi yazısı gibi eciş bücüş, okuyana aşk olsun. Olmadı olmadı olmadı. Müslümanın yazısı düzgün olmalı, inci gibi olmalı.

***

İstanbul Beyazıt meydanına gittin. Orada üniversitenin anıt kapısı var. Kapının üzerinde İslam harfleriyle kocaman bir kitabe yer alıyor. Sen buna aval aval bakıyorsun, hiçbir şey anlamıyorsun. Olmadı olmadı olmadı… Bir Müslüman olarak bin yıllık millî İslamî yazımızı bilmelisin. Bilmemek ayıp değildir ama öğrenmemek çok ayıptır.

***

Sen bir Müslümansın. Yeterli miktarda gelirin ve servetin var. Evinde buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi, salonda büfe vitrin, koltuklar kanape, yemek masası ve sandalyaları, tavanda avize var. Birkaç saçma sapan tablo da asmışsın ama bir tek hüsn-i hat levhan, bir Hilyen yok. Olmadı olmadı olmadı… Dar gelirlileri kasd etmiyorum, onlara bir şey dediğim yok ama senin gibi varlıklı bir Müslümanın evinde ve bürosunda mutlaka orijinal hatlı ve orijinal tezhipli bir hilyesi, birkaç hüsn-i hat levhası olması gerekir. Olmaması büyük bir manevi fakirliktir.

***

Yüksek tahsilli ve iyi gelirli bir Müslümansın ve evinde kütüphane yok. Ah ne korkunç fakirlik! Kitap mitap okuduğun da yok. Olmadı olmadı olmadı… Kütüphanen olacak, faydalı kitaplar satın alacaksın ve her gün bir miktar okuyacaksın. Okumakla da bitmez. Öğrendiğin kurtarıcı ve yararlı bilgileri hayatına uygulayacaksın.

27.05.2013

 

_________________________________________________________________

 

 

 

2000 yıllarında milli istihbarat benim ilk algıladığımı farkına vardığında ve beni 3 saat sorguya tabi tutan mit elamanını gördüm yanına yaklaştım oooo napan sen nerdesin napalım hocam işte çalışıyoruz dedim sizleri sormalı hadi biraz ayaklayalım dedi filan yer  kadar gidelim  ordan  ayak üstü yürüdük çoktan beri görmüyordum kendiside iyi insan konuşmaya başladık işte siyaset ülke gündemi  asıl gündem maddelerini konuşalım dedim başlığına bakın ben yazarın ilk başlığına bakın kuranın sünnetin kötü gördüğü diye başladım ve ikinci konuşmamda  medya hürriyeti var dedim yazmak serbest dedim buda yazarın ilk başlarında aktarmış milli eğitimden bahsettim oda yazarın köşsesinde mustafa kemalin ölümünden sonra üretilmiş kemalizimden bahsettim oda yazarın ilk başlarında sonra bop islamından bahsettim ılımlı islam oda akatrılmış oda yazarın köşesinde 1960 50 yıllarında edebi türkçe oda yazarın birinci yazısında imam hatibler varya dedim oda yazarın köşesinde kendi yorumuda katmış yani yazarın birinci köşesindeki hepsi benim konuşmalarım neyse çok konuştuk işte yazarın ikinci konuşamalarda bana ait yazarın biraz katkısı var neyse hocam ben musade alıyım dedim çalıştığınız teşkilata iletin ben ne zaman sizin çalıştığınız mit elamanlarıyla konuşsam deşifre olmuşkişilerle konuşsam sabahleyin  mehmet şevket eyginin köşesinde dedim bu 1997 yılından beri bu böyle dedim  bu ne demek siz beni 3 saat sorguya almıştınız hatta bu gazeteye giden bilgileri nasıl algılıyorsun diye eeee bu ne böyle dedim oda güldü hadi git işine artık dedi allaha emanet olunuz dedim ayrıldım sabahleyin yazarın köşesinde hepsi gitmiş   birde yazarın ilk yazısı sonlara doğru bakın ne yazmış yazılarımdan rahatsız olan bir zata diye hani beni sorgulayan mite dedimya bu ne böyle ben ne konuşsam bu yazarın köşesinde diye ona diyor   halbuki ben gazete köşe yazarına bişey demedim kendisine anlıyor 2013 geldik tam gaz maşşallah 
 
http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-asil-ve-gercek-gundem-maddeleri-6178.htm
 

Mehmet Şevket EYGİ

Asıl ve Gerçek Gündem Maddeleri

20 Ocak 2011 Perşembe

Kur'anın, Sünnetin, Şeriatin kötü ve çirkin gördüğü, haram kıldığı, kınadığı şeylerin tabiî ve normal görülmesi ve bunların yasal sınırları içinde protesto edilmemesi zamanımızın büyük fitnelerinden biridir.

Bugün ülkemizde, yüzde yüz olmasa da geniş bir medya hürriyeti vardır. Yazmak serbesttir. Müslümanların uleması, fukahası, ziyalıları (aydınları) fikir adamları, önderleri, âqil kişileri, sorumlu ve vazifeli şahsiyetleri dinimizin münker ilan ettiği kötülüklerle mutlaka mücadele etmelidir.

Türkiye'nin en bozuk müessesesi şu anda Millî Eğitim'dir. Müslümanlar eğitim konusu üzerine eğilmeli, Müslüman uzmanlardan ve iyi bilenlerden bu konuda bilgi ve izahat almalı ve gerekeni yapmalıdır.

Nedir bugünkü Tevhid-i Tedrisat eğitimi?

Bu eğitim ideolojik bir eğitimdir.

Mustafa Kemal'in ölümünden sonra üretilmiş Kemalizm resmî ideolojisine hizmet vermektedir.

Çocukları ve gençleri İslâm'dan uzaklaştırıp sekülerleştirmektir birinci işi.

Şimdi bazıları soracak: Peki bu okullardaki din dersleri ne oluyor?..

Cevap: Siz bu din derslerinin içyüzünü, mahiyetini biliyor musunuz?.. Bunlar bir aldatmacadır. İslâm ile Kemalizmi karıştırarak yeni bir din çıkartmak isteyenler var. Ilımlı İslâm, BOP İslâm'ı...

Zengin, edebî, yazılı Türkçemizi bozdular... 1950'li, 60'lı yıllarda Müslümanlar lisan konusuyla yakından ilgilenirdi. Şu anda günümüzde birkaç yazar ve düşünür dışında dil konusu üzerinde duran yok. Kuşa çevrilmiş, arı, duru, sade suya tirit Türkçeyi kabullenmiş gibiyiz.

Ahlaksızlık, faziletsizlik, iffetsizlik, müstehcen yayınlar, fuhuş ticareti korkunç boyutlara ulaştı. 1970'li yıllarda Müslümanların gündeminde "Müstehcen ve ahlaksız yayınlarla mücadele" maddesi vardı. O da gündemden çıkartıldı, unutuldu.

Türkiye Müslümanlarının gündemi nasıl olmalıdır? Elbette Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslâm ahlakına göre bir gündem olmalıdır.

Dinsizlerin kendi yapay gündemleri var da, Müslümanların niçin kendilerine mahsus İslâmî bir gündemleri olmasın?

Dinsizler için emr-i mâruf ve nehy-i münker diye bir konu ve madde yoktur. Bizim gözümüzde ise bu çok önemli bir maddedir.

Yeni nesillere, çocuklara, gençlere İslâmî eğitim verilmezse Türkiye Müslümanları asla kurtulamazlar.

İmam-Hatip mektebleri var ya!..

Kuzum siz o okulları gerçek İslâm mektepleri mi sanıyorsunuz?

Benim istediğim Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslâm ahlakına, İslâm'ın dünya görüşüne, İslâm talim ve terbiyesine uygun okullardır. Vaktiyle Bulgaristan'daki Şumnu Nüvvab Medresesi gibi.

Müslümanların bu memlekette tezelden bir "İslâm Mahalle Teşkilatı" kurmaları zaruridir. Bu konuda ne yapıyoruz? Bundan haberimiz var mı? Çare ve çözüm düşünüyor muyuz?

Kur'an kurslarında hafız yetişiyormuş... Hoparlörlerden günde beş kez yüksek ezanlar okunuyormuş... Filan mahallede kadınlar çarşaf giyiyormuş... Siz bunları yeterli mi sanıyorsunuz?

Yeni bir fırka çıktı. Onlar İslâm'ın tek hak din olduğunu kabul etmiyor, hayır üç hak İbrahimî din vardır, üçünün bağlıları da cümbür cemaat Cennet'e girecektir diyor. Müslümanlar bu yeni akımı tartışıp sonunda vâzıh bir karara vardılar mı?

Bir ilahiyatçı faiz konusunda aykırı bir fetva verdi. Bu konu tartışıldı ve bir neticeye bağlandı mı?

Niçin yurt çapında ve en medenî şekilde bir tesettür kampanyası başlatmıyoruz? En medenî şekilde dedim, çünkü bu konuda bedevî kültür ile bir şey yapılamaz.

Artık halk, bin yıl boyunca kullandığımız İslâmî yazı ile okumayı bilmiyor. Bu korkunç cehaleti ortadan kaldırmak için ne yapıyoruz?

Tutturmuşuz bir hizipçilik, fırkacılık, cemaatçilik... Başka konularla, maddelerle ilgilenmiyoruz.

Akıllar, vicdanlar dumura mı uğradı nedir?

(Yazılarımdan çok rahatsız olan bir zata: Rahatsızlığınızı önlemek çok kolaydır. Yazılarımı okumayınız ve tedirgin olmayınız, keyfinize bakınız, dert edinmeyiniz...)

* (İkinci yazı)
Biz Bunlara Layığız

Peygamberimiz "Layık olduğunuz şekilde idare olunursunuz" buyurmuşlardır.

Türkiye'de bize mahsus bir demokrasi vardır. Bu demokrasi bizim layık olduğumuz demokrasidir. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!

İstanbul'un yaya kaldırımlarına bakınız. Bu kaldırımlar bizim layık olduğumuz kaldırımlardır.

Bu ülke, bu halk bugünkü idareye ve sisteme değil, daha iyisine layıktır diyenler yanılıyor.

Daha iyisini istiyorsan, ona layık olacaksın... Nasıl olacaksın? İyinin ne olduğunu öğrenip bileceksin... İyiyi isteyeceksin... İyi için iyi şekilde çalışacaksın...

Bozuk bir toplum bozuk bir sistem ve düzenle yönetilir. Bozuk bir toplumun sistemi ve düzeni iyi olmaz. Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır.

Farz edelim, sihirli bir değnek ile Türkiye'ye İngiliz demokrasisi getirildi, İngiltere'de olduğu gibi insan hakları ve hürriyetleri yürürlüğe girdi. Bunlar bizde yürür mü? Kesinlikle yürümez. Biz bunları kısa zamanda dejenere eder, bozarız.

Peki, Türkiye'yi nasıl düzelteceğiz,nasıl ıslah edeceğiz? Önce kendimizi ıslah edeceğiz... Sonra ailemizi... Sonra küçük çevremizi, sonra da bütün ülkeyi ve halkı...

Kötülükleri, münker şeyleri gereği gibi protesto etmeyen, bunları değiştirmek için gereği gibi çalışmayan bir toplum elbette iflah olmaz.

Kurtulmak için mâruf ile emr edeceksin, münkerden de nehy edeceksin. Bunu yapmazsan boşu boşuna sızıldanır, tazallüm eder durursun.

Küçük, önemsiz gördüğümüz yaygın kötülükler var bizde.

Adam hem otomobil sürüyor, hem de cep telefonu ile konuşuyor. Böyle bir ülke elbette iflah olmaz.

Devlet var, belediyeler var, müfettişler var ama halka büyük miktarda domuz eti (dana eti diye) yediriliyor. Müslümanlar olarak buna razı mıyız? Değiliz ama gerekeni yapmıyoruz öyleyse layığız.

Dinimiz yalanı yasak kılmış. Müslüman ülke Türkiye yalanlara batmış vaziyette...

Dinimiz gıybeti, nemimeyi, iftirayı yasak kılmış. Lisan afetleri toplumda yaygın halde...

Dinimiz lüksü, israfı, saçıp savurmayı, sefahati, gururu, kibri, gösterişi kesin şekilde yasaklamış. Biz bu yasaklara uyuyor muyuz?..

Sakallı baba hacı, tesettürlü anne hâce (hacca gitmiş kadınlara hâce denir) ama oğulları, kızları evlere şenlik...

Herif lokantacı veya büfeci. En kalitesiz etlerden, soyadan, tavuk atıklarından döner yapıp satıyor, vitrinine "Nefis döner" diye yazmış. Yalancı!.. Halkı aldatıyor...

Karı gecenin tenha bir saatinde üst kattan pencereyi açıyor ve çöp torbasını sokağa atıyor...

İmam-Hatip'te öğrenci, namaz kılmıyor...

Politikaya girmiş, çevirmediği dolap yok.

Doktor olmuş, ilaç firmasından caize alarak lüzumu olmadığı halde firmanın ilacını yazıp duruyor.

Bozuklukların, kötülüklerin hangi birini sayayım...

"Biz böyle şeyler yapmıyoruz..."

Böyle diyenlere soruyorum: Yapmıyorsunuz ama bu münkeratı, bu bozuk ve kötü şeyleri gereği gibi protesto ediyor musunuz? Bunların ortadan kalkması için gereği gibi çalışıyor musunuz?

Evet, her toplum layık olduğu şekilde idare olunurmuş. Ben demiyorum, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) diyor.

Düzenin düzgün, iyi, doğru, âdil olmasını istiyorsak önce kendimizi düzeltmeliyiz.

 

____________________________________________________

 

not : aklıma gelirse yazarım çok olay var ama çoğunu unuttum 


___________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

ÖN AÇIKLAMA  BU OLAYLAR NASIL OLDUDA BURAYA KADAR GELDİ YANİ D-TOX FİLİMİNİ KOYULMA SEBEBİ AŞAĞIDAKİ OLAYLARI TEK TEK BAKIN 

bir gün üst düzeyede emniyet istihbaratındaki memurla karşılaştık işte nasılsın iyimisin hoş soğbet ettik bana dediki durumlar nasıl bizden muhbirlerden bi rahatsızlığın varmı dedi bende dedimki bilgilendirme çalışmanız var muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde analiz ediliyor sürekli bende bıktım dedim ben ne için bu kadar muhatab alınıyorum dedim hatta birazda bir kaç muhbir var onların canına okuyacağım dedim fena kızıyorum dedim oda dediki boş ver dedi başını belaya sokma adam öldürmek kolay ama sonun ne olacak bende yapacağımdan dolayı değil kin besliyorum böylece konuştummu rahatlıyorum işte dedim tamam dedi gene bi sıkıntın olursa gel emniyete sana yardımcı olurum dedi bende kaç kez geldim emniyetin istihbarat şubesine hiç bi değişiklik yok dedim birazda gülüştük ayrldık tabi bilgiler gitti ertesi gün   sylveter stallone star teveye filimi koyuldu d-tox  filimin hikayesi bir adam var polis teşkilatından intikam almaya çalışıyor hani ayak üstü polise dedimya ben bir kaç muhbir var onlara yapacağımı bilirim dedimya analayın işte giden bilgiye göre koyulan filimin linki atıyım izleyin filimin hikayesi seyrederken alttta yazıda var
aşağıda fıragman var 
 
 
____________________________________________________
06 mayıs 2008 de emiyet istihbaratına telefon açtım gel dedi ordaki konyanın en yetkli istihbaratçısı bende gittim odanın kapısını kilitledi istihbaratta bir oda abicim daha önceden konuşmuştuk işte konuşmalarımda ne varda sizin elamanlar konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazeteye gidiyor konuşmalarımı analiz ediyor dedim bu ne oda lafı değiştirdi senin takıldığın islami aşırı milliyetçi silahlı mucadele veren örgüte getirdi bana ismleri ver onların bende biz kötü bişey yapmadık başladım kendimizi savunmaya biz marsist bir idolojiye karşı fikirsel mucadele verdik dedim konu kamboçyaya geldi başladım konuşmaya yazarın ilk başlığına bakın bilgiler eynen gitmiş yazarın birinci yazısındaki tüm konuşmalar bana ait birinci yazıdaki pkk lıların sünnetsiz olmaları fala benim konuşma başlığım birinci başlıktaki hepsi bana ait  hatta ordaki pkk fitnesi benim konuşma başlangıcım konu başlangıcı neyse konu açıldı  ikinci konu metres tutmak işte oradaki konuşmaların hepsi bana ait  ikinci başlığa bakın sahipsiz çoçuklar  evlilik dışı çoçuklar bunların hepsi gitmiş tabi ben gene dedimki üstlerinize iletin artık beni muhatab almayın dedim sabahleyin konuşmalarım gene yazarın köşsesinde  2013 oldu halen var hergün devam ediyor  
 
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Marksist Pol Pot, Kamboçya'nın 6 Milyon Nüfusunun 2 Milyonunu Öldürtmüştü...
Mehmet Şevket Eygi
07 Mayıs 2008 Çarşamba 00:23

YAKIN tarihte (belki de bütün dünya tarihinde) en berbat, en kanlı, en rezil, en katil, en canavar, en korkunç diktatörlük Marksist bir rejim olan Pol Pot iktidarı idi. Pol Pot adındaki canavar, silahlı mücadele sonunda Kamboçya'yı ele geçirmiş; kısa zamanda toplam nüfusu 6 milyon olan halkın en az iki milyonunu feci şekilde katl ettirmişti. Yani ahalinin üçte birini öldürtmüştü.
Demokratik, çoğulcu, serbest bir rejimde yaşayan bir kısım Marksistler burnu kanayan bir yoldaşlarının hesabını cesaretle sorarlar, hak ararlar ama Kamboçya'daki Pol Pot soykırımını görmezlikten gelir, üzerinde fazla durmazlar.
Ülkemiz de yakın tarihte böyle tehlikeler atlatmıştır. Deniz Gezmiş'in mahkumiyetini isteyen savcı Baki Tuğ, Aksiyon dergisinde yayınlanan bir röportajda, o tarihte silahlı terör yapan çetelerin, gerekirse 3 milyon halkı öldürmek hususunda niyetli ve kararlı olduklarına dair belgeler ele geçirildiğini söylemişti. Birileri ise böyle teröristleri "ağzı süt kokan masum fidancıklar" olarak göstermeye çalışıyor...
Türkiye toprakları üzerinde Ermeniler hak iddia ediyor... Megali İdeacı Rumların da böyle iddiaları var. Bu iddialar sözlü değil, yazılıdır. İnternette arayıp öğrenebilirsiniz.
BOP'çular da (Büyük Ortadoğu Projesi) küçük bir Türkiye istiyor.
Durup dururken Türkiye'yi parçalayıp toprak kopartamayacaklarına göre ümitleri terörde, iç savaşta, kardeş kavgasındadır.
Çarpışmalarda öldürülen birtakım PKK'lıların sünnetsiz olmalarının hikmeti nedir acaba?
1984'te Ermeni terör örgütü ASALA birdenbire sahneden çekilmiş, yerini sözde Kürt teşkilatı olan PKK almıştı. Bu değişikliğin sırrı nedir acaba?
PKK terör hareketini kimler, hangi güçler başlatmıştır?
Bu konuda akıllara durgunluk verecek iddialar vardır.
Bu terör hareketi çoktan bitirilebilirdi. Niçin bitirilmemiştir?
PKK'yı ABD'nin, İsrail'in, bazı Avrupa ülkelerinin kurdurttuğu söyleniyor. Bu iddialardaki hakikat payı ne kadardır?
PKK fitnesinin gölgesinde, tozu dumanı içinde birileri yüz milyarlarca dolar kazanmıştır? Bu birileri kimlerdir?
Korkunç miktarda uyuşturucu/beyaz ticareti...
Müthiş silah, cephane, araç gereç ticareti ve kaçakçılığı...
Türkiye'de kriptolar vardır. Onların bu dönen dolaplarda rolü var mıdır? Yoksa kuzu kuzucuk, uslu uslu, sakin sakin, masum masum, fidancık fidancık köşelerinde oturup faciayı seyir mi etmektedirler?
Bir ara Devlet Güvenlik Mahkemeleri vardı. Bir Kürt vatandaş fikir ve görüşlerinden ötürü bu mahkemelere düşünce, bazı Avrupa devletlerinin konsoloslukları, kültür ataşeleri CD plakalı araçlarıyla mahkemeye gelir, davayı dinler, bir nevi güç gösterisi yaparlar, akıllarınca göz dağı verirlerdi. Aynı hürriyetsever diplomatlar, konsoloslar, CD'li arabalılar Müslüman bir vatandaş inanç ve fikirlerinden ötürü muhakeme edildiği vakit hiç ortalıkta görünmezlerdi.
PKK terörü devam ediyor... Fitne ve fesat yangını söndürülemedi. Çünkü 30 yılı aşan bir müddetten beri bu yangının üzerine birileri habire neft döküyor.
Birileri 30 küsur yıldan beri tavşana kaç, tazıya tut siyaseti ile Türkiye'yi parçalamaya, zayıf düşürmeye çalışıyor.
PKK terörünün içyüzünü bilenler var ama onlar konuşmuyor ve yazmıyor. Niçin niçin?..
Ermeniler... Megali İdeacı Rumlar... A grubu Kriptolar... B grubu Kriptolar... Beyaz/Uyuşturucu kaçakçılığı yapanlar... Silah ve cephane kaçakçılığı yapanlar... Terör ticareti yaparak yüz milyarlarca dolar kazananlar... Tavşana kaç, tazıya tut diyenler... ABD... İsrail... AB üyesi bazı devletler...
Cehennemî devr-i daim...
Çok Eşlilik, Metres Tutmak vs...
İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya o kadar büyük asker ve sivil kayıp vermişti ki, 1945'te kayıtsız şartsız perişan şekilde teslim olduğunda bir erkeğe yedi kadın düşüyordu. Batı medeniyeti, Pavlos Katolikliğinin görüşüne uygun olarak tek eşliliği kabul eder; zaruret olsa bile bir erkeğin birden fazla kadın almasına izin vermez. Alman kadınları o tarihte büyük acılar çektiler. Acımasız işgal kuvvetleri (Amerikalılar, İngilizler, Ruslar vs) zavallı sahipsiz kadın ve kızları ezdi, iki milyon nesebi bilinmeyen (piç) peydahlandı...
Bugün Türkiye'de erkek nüfus ile kadın nüfus hemen hemen eşittir. Çok az miktarda kadın fazlalığı vardır. Binaenaleyh her erkek istese bile birden fazla kadın alamaz. Çünkü yeterli sayıda kadın yoktur. Zaten erkeklerin çoğunluğu bir kadınla yetinmektedir.
Ülkemizde, bütün dünyada olduğu gibi az miktarda çok eşlilik görülmektedir. Bu sosyal bir realitedir. İnkâr edilemez.
Devlet, evlilik dışı doğmuş çocukları babanın nüfusuna kaydediyor ve böylece yavruları koruma altına almış oluyor.
Peki, ikinci eşleri niçin korumuyor? Onlar da kadın olarak, insan olarak, vatandaş olarak korunmaya muhtaç değil midir? Onların da bu konuda hakları yok mudur?
Türkiye'deki sistem bir erkek ile bir kadının evlenmeden, nikah yapmadan birlikte yaşamasına, çocuk yapmasına karışmıyor. Lakin bir erkek, dinî/şer'î nikahla bir veya birden fazla kadın alırsa bunu yasal kabul etmiyor.
Geçenlerde Müslüman bir iş adamı üç hanımla evli olduğunu, büyük bir dairede birlikte yaşadıklarını açıkça söylediği zaman bizim ilerici medyada kızılca kıyamet koptu. Bu, onlara çok aykırı geldi.
Şer'î nikaha hayır, metres tutmaya evet...
Birbirlerini seven bir çift... Kadının çocuğu olmuyor. Onun izin ve rızası ile erkek, çocuk sahibi olabilmek için ikinci bir hanım ile evlense olmaz mı? İlle boşaması mı gerekir?
Bunlar sancılı konular, doğru dürüst, sükunetle, mantık ve iz'an ile tartışmak ve müzakere etmek zor.
Herkes, kendi doğrusunun yegane doğru olduğuna inanmış, ötekinin düşünce, inanç, görüşlerinin doğru olabileceğini kabul etmiyor.
Yine de biraz ilerleme var. Üç hanımlı iş adamı, 1950'lerde, 60'larda konuşmuş olsaydı, hemen tutuklanırdı...
Bu iş adamının bu şekilde konuşması doğru mudur? Bence değildir. İki, üç, dört eş almış... Kimseye söylemesin, iftiharla ilan etmesin, otursun oturduğu yerde.
İslâm fıkhında nikah ilan edilir ama bu şekilde, aradan yıllar geçtikten sonra değil...
________________________________________________________
AYNI EMNİYETTEKİ ABİYLE BAŞKA ZAMAN GENE KARŞILAŞTIK emniyet istihbaratında birİ geçiyordu kafenin önünden gel abi çay iç dedim koyulduk konuşmaya deşifre olanlar varmı dedi baya var dedim konu ehli sünnet düşmanları var islamı içinden yıkmak isteyenler var dedim işte bunlarla uğraşmak lazım dedim hepsi gitmiş yazarın birinci yazısında birde konu açıldı türkiyede din hürriyeti vardır dedim oda pekala dedi din hürriyeti varsa neden 5 yıl silahlı mucadele veren örgütü takıldın dedi ben devlet bize müslüman olduğumuz için kızmıyor ben örgütün aşırı türk milleyetçisi olduğu için takıldım dedim sola karşı olmasından dolayı turan düşüncesini benimsedim dedim tabi ben din bu konuşmalar aktarılmış ben dedimki bir ricam var konuşmalarım yazarlara gidiyor bunu kesİN dedim tamam dedi sabahleyin gene köşesinde ikinci yazıda yazarın din hüriyeti yoktur diyor ben polise dedimya din hürriyeti vardır diye yazarda yoktur diyor

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

İslâm'ı İçinden Yıkmak İstiyorlar

21 Kasım 2010 07:22
.

Açık ve net konuşuyorum. İddialarım şunlardır:

1. Sinsi, gizli ve derin çeteler Kur'ânı, içlerinde vahim yanlışlar ve çarpık yorumlar bulunan bozuk mealler, tercümeler ve tefsirlerle tahrif etmeye çalışıyor.

2. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinin işlerine gelmeyen önemli bir kısmını, "ayıklama" metoduyla tasfiye etmek istiyorlar.

3. Batı'dan aldıkları talimat gereğince, feminizm inanç ve ideolojisine uymayan sahih hadislere mevzudur damgasını vuruyorlar.

4. Kiliselere benzetmek için camilerin arka tarafına, gerekenden/ihtiyaçtan çok fazla tabure, sandalye koyduruyorlar.

5. Genç Kur'ân kursu kadın öğretmenlerinden, kadın vaizlerden, kadın personelden ilahi grupları kurarak erkeklere konser verdirtiyorlar.

6. Taqiyyeci, azılı Farmason, Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek, İranlı olduğu halde Afganım diyerek Müslümanları aldatan bulaşık, karışık Cemaleddin Afganî'yi büyük rehber, mürşid ve kurtarıcı olarak gösteriyorlar.

7. Sünneti ayıklayıp darbeleyerek mezhepleri ve fıkhı yıkmak istiyorlar.

8. İslâm Şeriatını ve fıkhını oyuncak etmek demek olan telfik-i mezahib fikrini yayıyorlar.

9. Zaruriyat-ı diniyeden olan, Kitab ile, Sünnet ile, icmâ-i ümmet ile sabit bulunan "Allah katında tek hak din İslâm'dır" temel inancını yıkmak; onun yerine "Üç hak ibrahimî din vardır. İslâm'ı, Kur'ânı, Hz. Peygamber'i inkâr ve tekzib de etseler Ehl-i Kitab Cennetliktir" batıl inancını getirmek istiyorlar.

10. Üç ibrahimî din vardır diyerek, tahrife uğramış, nesh edilmiş, hükümleri yürürlükten kaldırılmış dinleri de hak din olarak göstermek istiyorlar.

11. İmanın temel şartlarından olan kaderi inkâr ediyorlar, İslâm'da kader yoktur diyorlar.

12. Şefaati, kabir ahvalini, soru meleklerini inkâr ediyorlar.

13. Dall ve mudil olanlardan bazısı Kitab,Sünnet, icmâ ile sâbit tesettür farz-ı 'aynını inkâr ediyor.

14. Pakistan'da binden fazla ulemânın, fukahanın, müftülerin protesto ettiği Fazlurrahman adındaki adamın bozuk mezhebini Türkiye'ye hakim kılmak istiyorlar.

15. Bozuk fikirlerini yaymak, Ehl-i Sünnet Müslümanlığını yıkmak için yekun olarak çok büyük rakamlara ulaşan telif ücretleri dağıtıyorlar.

16. Müslüman halk kitlelerini sekülerleştirerek Dinden ve Şeriattan uzaklaştırmak istiyorlar.

17. Hak katından indirilmiş gerçek İslâm'ın yerine, uydurulmuş ılımlı bir İslâm türetmek istiyorlar.

Din düşmanları İslâm'ı, Ehl-i Sünneti dıştan saldırarak yıkamamışlardı. Şimdiki sinsi, gizli, derin şer güçler dinimizi mihraptan yıkmaya çalışıyor.

Dindar, ihlâslı, samimî Müslümanlara hitap ediyorum:

Hz.Peygamberin, Ashab-ı Kiramın, Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, Eimme-i müctehidînin icazetli ulemâ ve fukahanın, kâmil mürşidlerin yolundan ayrılmayınız.

Bütün yasal yollarla "ılımlı yeni bir İslâm türetme" hareketine karşı çıkınız ve protesto ediniz.

* (İkinci yazı)

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARININ DİN HÜRRİYETİ YOKTUR

Ezanlar okunmuyor mu? Camiler açık değil mi? İmam-Hatip mektepleri ve İlâhiyat Fakülteleri yok mu?..

Türkiye'de din hürriyeti olduğunu iddia edenler böyle konuşuyor.

Ezan okunuyor, camiler açık, lâik rejimin resmî din mektepleri var ama bunlar, tam ve gerçek bir din hürriyetinin olması için yeterli değildir.

Demagoglara soruyoruz:

Dinî inançları dolayısıyla başını örten üniversiteli kızlara niçin bunca yıl güçlük çıkartıldı?

Şu anda liseli kızlar okula başörtüsüyle gidebiliyor mu?

Millî Eğitim Bakanı, bir aile çocuğunu okula başörtüsüyle gönderirse o kızı ailesinden kopartıp alabiliriz dedi mi, demedi mi?

İçinde namaz kılınan, zikrullah yapılan, iyi insan yetiştirilen tasavvuf tekkeleri niçin hâlâ kapalıdır?

Onları Atatürk kapatmıştır açamayız mı diyorlar?.. Soruyorum: Atatürk'ün kapattırdığı Mason localarını onun ölümünden sonra açtınız da tarikatları niçin açmıyorsunuz?

Türkiye'de Robert Kolej, Saint Benoît gibi misyoner okulları var da, niçin Müslümanların özel İslâm okulları yok?

Müslümanlar niçin Kur'ân ve İslâm yazısıyla Türkçe gazeteler, dergiler, kitaplar yayınlayamıyor?

Ezan okunuyormuş da, camiler açıkmış da, namaz kılana kimse kışt demiyormuş da... Yahu siz kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz?

Bu ülkede tam ve gerçek bir din hürriyeti olması için:

Bağımsız bir İslâm Cemaati Teşkilâtı olması lazımdır.

Müslümanların Tevhidî tedrisat (eğitim) yapma, özel İslâm okulları, liseleri, üniversiteleri açması hakkı olması lazımdır.

Müslümanların başlarına bir İmam-ı Kebir yahut Emîrü'l-mü'minîn seçme hakları olması lazımdır.

İslâm ile bağdaşması ve uyuşması mümkün olmayan resmî ideolojiye din gibi iman etmek mecburiyetinin kaldırılması lazımdır.

Yahudilerin cumartesi günü, Hıristiyanların pazar günü hafta tatili yaptıkları gibi Müslümanların da Cuma günü hafta tatili yapabilmeleri imkânının sağlanması lazımdır.

Dinsizler tarafından baki bir din gibi algılanan lâikliğin veya lâikçiliğin rayına oturtulması lazımdır.

Tek kelime ile Türkiye Müslümanlarının, din konusunda İngiltere Müslümanları kadar serbest ve hür olması lazımdır.

Gerisi lâf u güzaftır!..

__________________________________________

AYNI EMNİYET İSTİHBARATINDAKİ POLİSLE GENE KARŞILAŞTIK 

4kasım pazar günü alaatinin karşısında eski iş bankasının önünde emniyet istihbaratında bir polisle karşılaştık telefon açmışsın emniyet istihbarat şubesine bana mesajın geldi dedi bende ara sokaklara girelim konuşalım dedim sizin bilgi toplayan elamanlardan karşılaşıyoruz deşifre olanların onların yanında konuşuyoruz bilgiler gidiyor sürekli milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim 2008 den beri sizle bu konu hakkında konuşuyoruz bir arpa boyu yol alamadık dedim peki sen şu şahışla konuştunmu dedi evet dedim facebookta sizin deşifre olanla konuştuk dedim vahhabiler efendizimiz türbesini yüz bulsalar dünya müslümanlarından yıkacaklar dedim peki tam anlat dedi vaktimiz var bende başladım ben şunları konuştum oda akatarmış mehmet şevket eyginin köşesinde dedim işte bu konuşmalarım yazar başlık yapmış yazarın birinci başlığındaki yazılar benimkonuşmam neyse gelelim ikinci konuşmaya abicim amaç toplumu bilgilendirmekse o zaman (halk bilgisiz bırakılıyor pkk konusunda toplumu bilgilendirin dedim benim konuşmalarımda ne var dedim sürekli muhabat alınıyorum gazatede dedim nasıl bilgisiz bıraklıyor halk dedi yani başladım konuşmaya toplumu halkı bilgilendirin pkk la nasıl mucadele edileceğini dedim işte bu konuşmalarım aktarılmış yazarın benim konuşmalarımı ciddiye alacağınıza dedim halkı bilgilendirin dedim tamam dedi ben üstlerime bu durumu anlatıyım seni muhabat almasınlar dedi sabahleyin gene konuşmaalrım yazarın köşseinde ))))))))))))

http://www.fikirhanemiz.com/artikel.php?artikel_id=526

 

Mehmet Şevket EYGİ

Milli Gazete

 

Mehmet Şevket EYGİ

 

 
5 Kasım 2012
font boyutuküçülsünbüyüsün
 


Vehhabiler Resulullah Efendimizin Türbesini Yıkmak İstiyor mu?


VEHHABİLER Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) mübarek türbesini yıkmak istiyor mu? Onların bu istekleri konusunda kimsenin en küçük bir şüphesi bile olmamalıdır. İslam dünyasının tepkisinden korktukları ve çekindikleri için yıkamıyorlar.
Allahü Tebareke ve Teala hazretleri onlara bu fırsatı verir mi? Vermez ümidindeyim.
Medineyi Yahudiler ve Haçlılar işgal etseler, böyle bir saygısızlık ve zulüm yapmayı düşünmezler.
Şu anda bütün Suudî Arabistan ülkesinde, Efendimizin türbesinden başka hiçbir türbe mevcut değildir. Bütün Ashab-ı kiramın, Ehl-i Beytin, Ezvac-ı mutahharatın (Efendimizin muhterem zevcelerinin), Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, ulema ve fukahanın, meşayihin, evliyaullahın türbeleri yerle bir edilmiştir.
Suudîlerden önce o ülkede hüküm sürmüş devletlerin inşa ettirmiş oldukları binaların yüzde 95'i yıkılmıştır.
Osmanlıların yaptığı Şam-Medine demiryolunun rayları bile sökülüp yağmalanmıştır.
Suudî Arabistan İslam dünyasına Vehhabîlik propagandası için milyarlarca petrodolar akıtmaktadır.
Vehhabiler Osmanlı düşmanıdır. Bunda da hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Vehhabilikte tecsim inancı vardır.
Vehhabilik tasavvuf tarikatlarını şirk ve küfür olarak görür.
Tasavvuf evliyası onların nazarında evliyauşşeytandır.
Ehl-i sünnet uleması Vehhabiliği red ve cerh konusunda binlerce kitap ve risale yazmıştır.
Vehhabiler İbn Teymiye'yi imam kabul ederler ama ondan da ileri ve aşırı gitmişler, onun vur dediğini öldürmüşlerdir.
Libya'da ve Kuzey Mali'de Vehhabî-Selefîler nice evliya türbesini yanlarındaki camilerle birlikte yıkmışlardır.
Vehhabilik İslam'ın, Kur'anın ve Sünnetin sahih yorumu değildir.
Vehhabîlik bir bid'at ve gulüvv fırkasıdır.
Bir sufinin, kendisine müşrik-kafir diyen bir Vehhabî imamın ardında namaz kılması ne büyük bir gaflettir.
Vehhabiler müteşabih ayet ve hadisleri lügavî manalarına alarak Allaha noksan sıfatlar izafe ederler. Allahü Teala ise bundan münezzehtir.
İcazetli Sünnî ulema ve fukaha Müslüman halkı Vehhabiliğe karşı uyarmalı ve bilgilendirmelidir.
Arabistan halkının çoğunluğu Vehhabi değildir. Lakin orada din hürriyeti yoktur, Sünniler büyük ve ağır baskılar altındadır.
Vehhabilik aleyhinde ilk yazılan kitap, Muhammed ibn Abdilvehhabın kardeşi Sünnî alim Süleyman ibn Abdilvehhab'ın telif etmiş olduğu "Es-Savaiqu'l-İlahiyye fi'r-Red 'ale'l-Vehhabiye" adlı kitaptır. Türkçeye tercüme edilmiştir ve yakında yayınlanacaktır.
(Kral Suud Efendimizin türbesini yıkacakmış da M. Kemal Paşa ordumla gelir seni alaşağı ederim tehdidini savurmuş, kral pek korkmuş, yıkamamış... Lütfen böyle aptalca martavallara inanmayınız.)
* (İkinci yazı)
Halk Bilgisiz Bırakılıyor
ÜLKENİN diğer yerlerindeki on milyonlarca halka doğru bilgi verilmiyor...
Sivas'ın doğusunda savaş hali vardır.
Birçok yere ordu karayolundan asker gönderemiyor, uçaklarla gönderiyor.
PKK bir yerde baraj bile inşa etmiştir.
Nice yerde gündüz TC geceleri PKK Cumhuriyeti...
Dış dünyada Türkiye'yi bölen, parçalanmış gösteren haritalar yayınlanıyor.
Halkın durumun vehametinden haberi yoktur.
Birtakım beyinsizler verelim kurtulalım demeye başlamıştır. A akılsızlar! Nasıl verip kurtulacaksınız? Kürt nüfusu bir bölgede değil ki... İstanbul'da milyonlarca Kürt yaşıyor. Ege bölgesi Kürt dolu. Öyle bir durumdayız ki, ülkenin bölünme şansı ve imkanı bile kalmamıştır artık.
PKK terörü her geçen gün daha çözümsüz ve çaresiz hale geliyor.
PKK'nın gerçekte bir Kürt hareketi değil, bir Ermeni ve Siyonist hareketi olduğunu kaç kişi biliyor?
Pakratunilerdan kaç kişinin haberi var?
PKK tozu dumanı içinde kimler yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı yapmıştır?
Bu uyuşturucular bir ara hangi kurumun helikopterleri ile taşınmıştır?
PKK'ya, Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun ürettiği mermileri kimler peşkeş çekmiştir?
12 Eylülden sonra, bir kısmı dağa çıksın diye Kürtlere akıl almaz zulümler ve işkenceler yapanlar zâlimler kimlerdir?
TC'nin içinde, köşebaşlarında kaç Kripto, kaç Pakratuni vardır?
PKK başarılı olsun diye, Doğuda ve Güneydoğuda dinî değerler ve kurumlar nasıl kasıtlı ve planlı olarak darbelenip çökertilmiştir?
PKK birtakım hırsızlara, yiyicilere, soygunculara yekun olarak kaç milyar dolar kazandırmıştır.
İsimleri Müslüman olan şu şu şu kişilerin Yahudi ve Ermeni Kripto olduklarını bilen kaç kişi vardır?
http://www.milligazete.com.tr/makale/vehhabiler-resulullah-efendimizin-turbesini-yikmak-istiyor-mu-254393.htmhttp://www.milligazete.com.tr/makale/vehhabiler-resulullah-efendimizin-turbesini-yikmak-istiyor-mu-254393.htm
 
______________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
bazen gınığa geliyorum  deşifre olanlara onlara diyorumki bakın üstleriniz iletin benimle bu kadar niye uğraşıyorsunuz amacınız ne dedimmi  bilgiler gidiyor ertesi gün  yerel veya ulusal kanallara  mel gibsonun başrolde oynadığı komplo teorisi filimi koyuluyordu ben mite ne diyorum mit ne yapıyor aşağıdaki linke tıkla izle filimin hikayesi filimin altında not: bu filim videosu açılmasa googleden komplo teorisi diye yazıldımı bulunur 
 
_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
ben deşifre olduğundan habersiz milli istihbarat elemanlarına geçmişte bana mit şöyle yaptı şöyle etti dediğimde bu filim ertesi gün yayına koyuluyordu çok kez izledim amacım mite kızgınlığımı ifade etmek bu filimin hikayesi filimin altında yazıyor peki istihbarat giden gilgi mantığına göre bu filimi koymasında topluma ne mesajı vermek istedi hani ben mite kızıyorumya burda polis teşkilatını övüyor şuçluları kötülüyor halbuki ben aşayişi sağlayan mite polis teşkilatına kızmadım yanlış anlama var gelde anlat hatta başrolde oynayan ceki cen polis arkadaşlarının ölümünde kendini sorumlu tutar onların ölümüne dayanamaz içkiye verir kendini falan anlatın işte toplum mühendisliği burda milli istihbaratla aramda iletşim bozukluğu var empati bozukluğu ben diyorumki mitte bilgi toplayanlara benimle bu kadar uğraşmayın gidin topluma kazandıralacak o kadar insan var onları terbiye edin diyorum olmuyor bende kızıyorum işte anlayın aşagıdaki video linkine tıklayın bakın bu filim en az 10 kez izledim 
http://www.fullfilmizle.net/gecmisin-intikami
 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
ben bazen milliistihbaratta deşifre olan muhbirler oluyor onlarla konuşuyoruz işte ahbablığımız oluyor genelde iyi insanlar görevleri bilgi toplama bende bazen atışıyoruz işte ben bazen kafamı bozma sıkarım bak sana tabi yapacağımızdan değil kızgınlımızı belirtmek bu konuşma oldumu bilgi gidiyor bakın dikkat edin hemen ertesi gün bu filim yayınlanıyor hatta ben bazen çok ileri gidiyorum baya baya bilgi toplayanı tehdit ettiğimde oluyor bu tehditeki amacım bu ülkede o kadar rejim muhalifi varken onları terbiye edilmesi gerekirken sizin bana takıntınız ne lan dediğimde hemen ertesi gün bu filim koyuluyor en son 8 mart günü koyuldu 2013 de daha önceleri bu filim en az 20 kez izledim hatta bu filimi seyretmek istesem ben gene muhbirlere takılıyordum ertesi gün izliyordum hatta bu filimi izlemek istesem gene muhbirlere kızıyordum gene ulusal kanallarda izliyordun en son atvdeydi heralde 8 mart 2013 de izledim bu filimin hikayesi fargmanın altındaki yazıda fıragmanın altında bir video daha var ordaki videoda tam ful yada tek parça yer var oraya tıklanınca izlenir  
________________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
 
18 mayıs 2006 da evime gelen jandarmayla konuştuklarım
jandarma istihbarat şubesinden geldiler perşembe günüydü 18 mayıs benim istihbarat teşkilatının yaptığı çalışmarı nasıl anlıyorsun ne gibi yeteneklerin var 6 hissinmi var bize çalışırmısın diye konuşmada oldu hatta bomba patlamadan önce bilirmisin diye sordular sulu parka gittik meram yakadaki orda başladık konuşmaya bende 6 his yok ama anlıyorum diye bu konuşmalar aktarılmış yazarın birinci ilk başlarda bir yazısı var sezgi sahibiyim diye konuştum işte bana dedilerki sen daha önceden aşırı silahlı mucadele veren milliyetçi islami örgütün sempatizanıymışın hatta baya bi olaylar yapmışşsın dedi evet dedim sana bir soru soruyum danıştay silahlı olayı hakkında ne düşünüyorsun bende dedim bütün müslümanlar şuçlanamaz bu olay aktarılmış danıştay olayı hatta olayın pisikolojisi iyice muhatb alınmış benim gittiğim silahlı mucadele örgütün psikolojisi yazarın birinci yazısına bakın bana dediki sen yaparmıydın danıştayı vururmuydun ben devletle işim olmaz ben marksistlerle işim devlet severde döverde dedim birtakım hayacanlı kişiler yapabilir veya yaptırırlar dedim bu konuşmalar aktarılmış üçüncü yazıda casular ajanlar provakotörler kıraldan daha kıralcı yazarın birinci yazısında oda bana ait dördüncü konuşma bende pkkya karşı kurulan kürt islami haraketi siz kurdunuz sonunda feci şekilde ezdiniz dedim bizede öyle yaptınız bana azmı eziyet ettiniz diye sitemde ettim diye konuşmam oldu oda yazarın birinci yazısında beşinci konuşmada bir takım dini bütün şahışlarında istihbaratçılarla ilgisi var biliyorum dedim oda yazarın aşağıdaki yazısında bana dediki ülkede kaç çeşit istihbarat var dedi bende ne biliyim 5 çeşit vardır dedim ama bilgi trafiği tek dedim oda yazarın birinci yazıda sonlara doğru işte tabi bana soru gene sordu mossad cıa ile ilişkimizi biliyormusun dedi bende evet dedim hatta mit elemanlarıyla konuşuyoruz ertesi gün tevde izliyorum amarikadaki bazı siyasetçilier konuyu şöyle bi muhatab alıp geçiyorlar dedim birazda gülüştük işte tabi yazarın bu konuyal ilgili çoğu konuşmada bana ait tabi bu bilgiler sabahleyin gene yazarın köşesinde ilginç dimi yıl 2013 geldik halen devam ediyor bu olaylar  NOT:  bilgiler ertesi gün şavaş ay gazeteci ile tvde izledim ulusal kanalda jandarma bana algılamamla ilgili soru sormuştu ya işte o konularda medyum memişe şavaş ay soruyor adam herşeyi biliyor işte diyor adam diyor şavaş ay halbuki orda o adam dediği yok anlayın işte kendisine gelen bilgiyi böyle analiz ediyorlar analiz hatası burası işte 
birde ben jandarma istihbarat şubesine dedimki mehmem şevket eygiye bilgi gidiyor benim konuşmalarım sabahleyin analiz ediyor dedim bunu kesin dedim oda dediki sen kimsinde seni kim muhatab alıcak dedi aktardıkları bilgiler yazarın köşesinde  
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Isi_Cigirindan_Cikartmak/978#.UZkWS6LFF2B
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
İşi Çığırından Çıkartmak
Mehmet Şevket Eygi
19 Mayıs 2006 Cuma 10:10

ÇOK üzücü ve vahim bir hadise olmuş, Danıştay üyesi bir hakim bir avukat tarafından tabanca ile vurularak öldürülmüştür, birkaç da yaralı vardır.
Bazıları bu cinayeti çığırından çıkartarak, katilin dindar olması dolayısıyla bütün Müslümanları dolaylı şekilde suçlu göstermeye yeltenmektedir.
Dindar bir Müslüman, dinî duygularla bir kimseyi öldürdü diye bütün Müslümanları suçlu görmek, onlara saldırmak hukuka ve adalete uygun olmaz, medeniliğe yakışmaz.
Fail suçu tek başına işlediyse sadece o cezalandırılır.
Suç ortakları varsa, bunlar bulunabilir ve suçları kanunen isbat edilirse onlar da cezalandırılır.
Katili kışkırtanlar varsa, bulunup yakalandıkları ve kışkırtmaları sabit olduğu takdirde onlara da kanun dairesinde ceza verilir.
Bunun dışında, Danıştay'ın kararlarına kızan birtakım Müslüman vatandaşlar suçlu görülemez.
Hadiseden hemen sonra, sıcağı sıcağına birtakım politikacılar ve medyacılar yeni bir Menemen olayından ve Kubilay'dan bahs ettiler. Öyle düşünüyorlarsa, iyi bilsinler ki, Menemen olayı kışkırtma ve düzmece bir olaydır.Bana inanmayanlar, o tarihte Türkiye'de hizmet görmekte olan ABD büyükelçisinin hatıralarındaki bu konu ile ilgili satırları okusunlar.
Bu yeni hadise bir tertip eseri olabilir mi?
Konunun uzmanları iyi bilirler: Doğrudan doğruya değil, dolaylı şekilde, birtakım müsait ve heyecanlı kimselere telkinler yapılarak adam öldürmeleri, suikast tertiplemeleri, terör hareketlerine girişmeleri sağlanabilir. Bugün islâmî kesimde, hele "İslâmcı" camiada bir yığın casus, provokatör, manipülatör, kışkırtıcı, yönlendirici, istihbarat yapıcı ajan ve eleman bulunmaktadır. Bunlar asıl kimliklerini gizlerler, hangi camianın, grubun, cemaatin içindeyseler kraldan daha kralcı görünürler ve yapacaklarını yaparlar.
Çarşamba günkü cinayeti bir hukukçunun işlemiş olması son derece düşündürücüdür. Bu gencin hocalarının hiç sorumluluğu yok mudur?
1953'te Ankara'da Mülkiye'de (Siyasal Bilgiler) okuyordum. Bir sabah gazeteler Vatan gazetesi başmuharriri (başyazarı) Ahmet Emin Yalman'ın Malatya'da vurulduğunu yazdılar. Bir genç, yazılarından dolayı büyük ve derin bir infiale kapılmış ve gazeteciyi vurmuştu. Hadisenin akabinde iş çığırından çıkartıldı ve yurt çapında bir terör estirildi. Memleketteki dindarlar suçlu görüldü, o tarihlerde 33 adet islâmî gazete ve dergi yayınlanıyordu, bunların 30'u kapatıldı. Hattâ devrin başbakanı Adnan Menderes Yeşilköy havaalanında bir basın toplantısı yaparak "Şu kadar kara basın vardır, onların bir kısmını kapattık, geri kalanlarını da kapatacağız..."  meâlinde bir söz sarf etti. (Gazete koleksiyonları kütüphanelerde duruyor, arzu eden bakabilir...) Yalman'ın vurulmasından sonra ülke çapında bir terör estirildi. Maksat, Müslümanları yıldırmak, islâmî hareketin ve uyanışın belini kırmaktı. Bunda da muvaffak oldular. Olan Türkiye'ye oldu; devlete, millete, ülkeye oldu...
Yanlış anlaşılmasın, Yalman'ın vurulması doğruydu demiyorum. Elbette vahim bir suç işlenmişti, suçlular cezalarını görmeliydi. Ancak, hadise çığırından çıkartılmamalıydı.
1953'te Malatya'daYalman'ın vurulması (ölmemişti)hadisesi ile bugünkü müessif hadise arasında herhangi bir benzetme yapmıyorum.
Anlaşılan şudur:
Birtakım derinler düğmeye basmışlardır. Ülkedeki siyasî istikrarı bozmak, bir anarşi havası meydana getirmek istiyorlar.
Cumhuriyet gazetesine üç kere bomba atıldı. Failleri bulunmadı. Ölen ve yaralanan da olmadı. Maksat gürültü çıkartmaktı.
Son aylarda birtakım çevrelerde sinirlilik, tedirginlik, aşırı heyecan görülüyordu.
Bir ilçemizde, bir partinin yerel başkanı ciklet veya sakız çiğnedi diye tutuklandı...
Bir savcı, hazırladığı iddianameden dolayı meslekten atıldı.
Birtakım çevreler burunlarından kıl aldırmıyorlardı...
Strateji uzmanlarından bazıları son hadiseleri, iktidara "Artık git, yoksa çok fena olur senin için... En kısa zamanda erken seçim yapılsın..." mesajı verildiğini söylüyorlar.
Zaten sezgi sahibi olanlar önümüzdeki birkaç ayın çok hareketli geçeceğini tahmin ediyorlardı.
Endonezya'da Merapi yanardağı yakıcı dumanlar püskürtüyor, kızıl lavlar akıtıyormuş. Türkiye'de de patlamaya müheyya (hazır) yanardağlar vardır.
Ne oluyor, ne olacak bunları kesin şekilde bilmek mümkün değildir. Ancak bir husus çok iyi bilinmelidir ki, ortada önceden hazırlanmış, planlanmış bir TERTİP, bir SENARYO vardır.
Bu senaryonun temelinde, arka planında milyarlarca dolarlık rantlar vardır.
Bir düzenin veya sistemin her ne pahasına olursa olsun korunması kaygısı vardır.
Yakın tarihimizde görüldüğü gibi birtakım yeni cinayetler işlenebilir. Fâil-i meçhul cinayetler...
Yine tertipli, planlı, kasıtlı bir şekilde gürültüye ve yaygaraya müsait düzmece hadiseler meydana getirilebilir.
İslâmî kesimde bu gibi oyunlara gelecek dolaylı şekilde kışkırtılıp suç işletilecek heyecanlı veya dengesiz adam çoktur.
Hangi gruba, kesime, alt-kimliğe sahib olurlarsa olsunlar bütün sevgili vatandaşlarımız çok dikkatli olmalıdır. Birtakım gizli lobiler, egemen güçler, kendilerini halktan daha üstün ve imtiyazlı gören patrisyenler ülkemizi ve devletimizi yeni maceralara sürüklemek istiyorlar. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Danıştay hakiminin öldürülmesi, yaralananlar olması gerçekten çok üzücü ve vahim bir hadisedir. Bu hadisenin çığırından çıkartılması da çok vahimdir.
Dindar vatandaşlarımız ajanlara, casuslara, provokatörlere karşı son derece dikkatli ve uyanık olmalıdır. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bırakın yoğurdu üfleyerek yemeyi, bizim şimdi dondurmayı üfleyerek yememiz gerekir.
Başta sayın Başbakan ve diğer iktidar mensupları, korunmak istiyorlarsa bol bol sadaka versinler ve ihlasla hayır hasenat yapsınlar. Diğer bütün Müslümanlar da...
Yakın tarihimizde PKK'ya karşı İslâmî bir Kürt hareketi kurdurmuşlardı. Bu İslâmî Kürt hareketini kullandıktan sonra feci bir şekilde ezdiler, yok ettiler. Bunlardan her şey beklenir.
Birtakım sözde dini bütün şahıslar ve gruplar var. Bunların yaptıkları edebiyat bizi aldatmamalıdır. Bunların bazısının bazı istihbarat gruplarıyla ilgisi olduğu, işbirliği yaptığı erbabınca bilinmektedir. Hangi istihbarat grupları? Ülkemizde en az beş istihbarat grubu vardır, hangisi ne bileyim?..
Herkes uyanık olsun, fitne ve fesat hareketlerine en ufak bir şekilde katılmasın. Yanardağ patlamaya hazırlanmaktadır. Önümüzdeki aylar çok hareketli geçeceğe benziyor.
Bu işlerin altında ve ardında MOSSAD, CIA ve daha nice yabancı istihbarat da bulunmaktadır. Kambersiz düğün olur mu? Nerede fitne ve fesat varsa, onlar da orada mevcuttur.
"İşler çok iyiye gidiyor... Gelecek çok pembedir..." gibi aptalca edebiyatlar yapan birtakım safdiller acaba bu son gelişmelerden ibret alacaklar, akıllarını başlarına toplayacaklar mı?
 
______________________________________________________________________________________________
 
13 nisan 2009 konya jandarma istihbarat şubesine telefon açtım bi olay var buna bi anlam veremiyorum dedim oda gel dediler görüşelim saat 13 .30 orda oldum iki subayla jandarma istihbarat şubesiyle görüştüm konuyu anlatırmısın dediler 18 mayıs 2006 evime jandarma istihbaratından yani burdan iki kişi geldiler onlarla baya konuşmuştuk dedim ama gene olaylar devam ediyor dedim hatta orda bana amarikayla mossadla cıa ile ilişkimizi biliyormusun diye sordular ertesi gün milli gazate köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okudum konuşmalarım aktarılmış dedim bana konuyu aç dedi ya işte müttefik amarika birgün gelip çökeçek dedim sonlar yaklaşıyor dedim baya konuştum ilk konuşmalarım bunlardı hepsi gitmiş yazarın birinci yazısı bana ait tamamen ikinci konuşmada dedimki urfa ve fakı baba o olmasaydı pkk ya kaymaları önlenemeyekcti bu konuşmalarda aktarılmış yazarın ikinci konuşma başlığıda bana ait gelelim asıl meseleye ustacım ben1997 yılında fakına vardım milli istihbaratta bilgi toplayanların yanında konuşuyum sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okuyorum ben bunlara bi anlam veremiyorum 70 milyonluk ülkede mesele benmiyim benmi konuşuyorum dedim baya bağrıştık oda bana bağırma dedi ben nediyim üstlerimize iletiriz biz bişey yapamayız dedi ilet o zaman dedim bu konuşmalarda aktarılmış yazarın üçüncü yazısına bakın lütfen okumasınlar diye yazısı neyse ben jandarmaya gitme amacım beni devlet muhatab almasın bu kadar dedim gelde anlat gene konuşmalarım yazarın köşesinde sabahleyin  
http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-sonlar-yaklasiyor-2163.htm

Mehmet Şevket EYGİ

Sonlar yaklaşıyor

14 Nisan 2009 Salı

Ömrü olanlar, pek uzak değil, önümüzdeki üç beş yıl içinde dehşetli değişiklikler, akıl almaz sonlar göreceklerdir.

Bunlardan biri ABD imparatorluğunun büyük bir değişime mâruz kalması olacaktır.

Obama, bugünkü bütün haliyle ABD'nin son başkanı olabilir.

"Aaaa nasıl olur, ABD gibi bir süper güç nasıl yıkılır?.."

Çok haklısınız, ABDhiç yıkılır mı? Sovyetler Birliği gibi o da, yıkılmadan bütün gücüyle, bütün satvetiyle, bütün ihtişamıyla yerinde duracak ve dünyayı idare edecektir...

Dünyanın büyük bir savaşın ateşleri içinde kalması büyük ihtimal dahilindedir.

"Aaaa savaş olur mu hiç, sen deli misin? Dünya barışa doğru dört nala gidiyor, sen neler saçmalıyorsun?.."

1938'de de İngiltere ve Fransa başbakanları "Savaş tehlikesini ve ihtimalini bertaraf ettik, önümüzde uzun barış yılları var..." demişlerdi. Aradan bir yıl geçmeden 2'nci Dünya Savaşı patlamış, insanlık âlemi altı yıl boyunca korkunç, kanlı, ateşli ve alevli cehennemî felâketler içinde yaşamıştı.

ABDniçin gücünü kaybedecek, niçin parçalanacaktır?

ABDhalkını suçlamıyorum, idarecilerini suçluyorum. Onlar yakın tarihte büyük suçlar işlemiştir. Irak'ta bir buçuk milyon Müslümanın öldüğü söyleniyor. Afganistan mahv u perişan oldu. Filistinlilerin anası ağlıyor. Başta Guantanamo olmak üzere Amerikan hapishanelerinde Müslümanlara korkunç, insanlık ve medeniyet dışı, vahşi işkenceler yapıldı. Kur'ân yırtıldı, sayfaları yerlerde çiğnendi, sonra süpürüldü ve tuvalete atıldı.

Kur'ân'a hakaret edenleri Allah çarpar. Allah'a kimse karşı koyamaz. Allah'ın gücü karşısında ABD ordusunun küçük bir sinek kadar, sinekten geçtim tek hücreli bir amib kadar hükmü yoktur.

Kur'ân'a saygı gösteren aziz olur, Kur'ân'a hakaret eden zelil, rezil ve muzmahil olur.

Yaylar gerilmiş, kaza okları hedefe doğru nişanlanmıştır. Kün emriyle oklar fırlayacak, muallak kader mübrem kaza olacaktır.

Papalığın, Roma'nın da sonu yaklaşmıştır. Bir Papa daha gelir, sonra akıl almaz bir bitiş ve yıkım.

Nice İslâm ülkesinde kökten değişiklikler olacaktır.

Firavunlar, maça beyleri... Sonlar sonlar sonlar...

İsrail de son bulacaktır.

Bunu ben söylemiyorum, uzun sakallı, şapkalı, redingotlu Neturei Karta hahamları söylüyor. Bana inanmıyorsanız onlara sorun.

Savaş suçlarının cezasını sadece Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi vermez. Zalimleri kahr eden Yüce bir Güç vardır. İhmal etmez, imhal eder. Vakt-i merhunu gelince sille iner.

Hak sillesinin sedası yoktur,

Bir vurdu mu hiç devası yoktur.

Atom bombaları ve füzeleri atılır mı acaba? Büyük ihtimalle atılacaktır. Ortadoğu'yu ve bütün dünyayı zehirli, öldürücü radyoaktif dumanlar, bulutlar kaplayacaktır.

Nice Sodom Gomore, nice Babil yıkılacak, sernigûn ve hak ile yeksan olacaktır.

Âsümana doğru uluyanlar, siz o günlerde ne yapacaksınız?

Urfa ve Fakıbaba

Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba'nın Urfa Belediye Başkanı seçilmesi demokrasinin, sağduyunun, halk iradesinin bir zaferi olmuştur. Kendisini ve Urfalı seçmenlerini tebrik ediyor, hayırlı başarılar diliyorum.

Urfa'da niçin PKK'yı destekleyenler başarılı olmamıştır da, bağımsız bir aday başkan olmuştur?

Fakıbaba'yı destekleyen bir aşiret yoktu. Niçin yine de o seçilmiştir?

Urfa'mız dünyanın en eski şehridir.

Urfa, atamız Halilullah İbrahim aleyhisselâmın makamının bulunduğu kutsal şehirdir.

Urfa, Fakıbaba'yı belediye başkanı seçerek bütün Türkiye'ye örnek olmuş, çok güzel bir ders vermiştir.

Faziletli bir insan olan Fakıbaba, kendisine düşmanlık ve haksızlık yapanlara karşı elbette aynı şeyleri yapmayacaktır.

Urfa, kendisine hizmet edenlere vefasını göstermiştir.

Keşke bu son seçimlerde ülkemizin otuz büyük şehrinde bağımsız adaylar kazanmış olsalardı.

Yakın tarihimizde, merhum Özal'ın devrim denilebilecek teşebbüs ve yenilikleriyle belediyeciliğimiz büyük hamleler yaptı, büyük hizmetler gördü. Ancak, bu faaliyet ve hizmetlere paralel olarak dehşetli bir kirlilik, israf, partizanlık, rantçılık da görüldü.

Hizmetlerin artarak devamını, kirliliğin sona ermesini istiyoruz.

Ergenekoncu zihniyete sahip olmamak, Ergenekonculuk yapmamak şartıyla, hangi partiden olursa olsun başarılı belediyecileri tutar ve desteklerim.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, başarılı belediye başkanlarımızdandır. Solcuymuş... Keşke bütün solcular onun gibi olsa.

Bakarsınız Sarıgül bir sabah camide namazdadır... Birkaç gün sonra onu bir cemevinde görürsünüz. Bir ara Pazar günleri Edirne'ye bedava otobüs kaldırıyor, imkansız vatandaşlara tarihî ve kültürel gezi imkânı sağlıyordu. Kendi bölgesindeki herkesin derdine derman olmak için çalışır. Halkın içinde, halkla haşir neşir bir başkandır.İlgilenmediği konu yoktur. Hastalarla ilgilenir, devamsız öğrencilerle ilgilenir. Bu yüzden halk kendisini sever ve seçer. CHP'nin başına geçebilmiş olsaydı, siyasetimizde devrim çapında bir değişim ve iyileşme olacaktı. Randevu alıp bir gün ziyaretine gideceğim.

Urfa'ya 1960'ta merhum Bediüzzaman SaidNursî hazretlerinin cenazesinde bulunmak için gitmiştim. Aradan yarım asra yakın bir zaman geçti, kimbilir ne büyük değişiklik olmuştur. Tahmin ediyorum, güzelim eski evler yıkılmış, yerlerine korkunç korkunç apartmanlar yapılmıştır. Keşke eski mimarî uslübumuzu koruyabilmiş olsaydık.

Fırsat bulabilirsem Urfa'ya iki günlük bir seyahat yapmak istiyorum. Şehri gezmek konusunda rehberlik etsinler, başka bir şey istemem. İkram olarak bana bir bardak çay yeter de artar.

Urfa'da sanat, kültür, zanaat olarak ne gibi hizmetler yapılabilir? Dr.Ahmet Eşref Fakıbaba'ya düşündüklerimi ve tekliflerimi bir rapor halinde takdim edeceğim.

Lütfen okumasınlar

Çok rica ve istirham ediyorum, yazılarımdan rahatsız olanlar lütfen okumasınlar. Bazılarının bendenize yaptıkları hakaretlere üzülmem ve kızmam, böyle şeylere alışkınım. Birtakım Müslüman kardeşlerimin haline acıyıp üzülüyorum.

Yazımı, fikirlerimi, görüşlerimi beğenmiyor; bunları adam gibi tenkit edeceğine küfür ediyor, hakaret ediyor...Bu, acınacak bir hal değil midir?

Varsa tutarlı bir gerekçen onu yaz.

Fıkıh diyorum, mezhep diyorum...muhalif olan kişi sen fitne çıkartıyorsun diye sövüyor...

Böylelerinin üzülmelerine, öfkelenip çileden çıkmalarına ben de üzülüyorum, onlara acıyorum.

Evet, okumasınlar, üzülmesinler. Ne halleri varsa huzur içinde görsünler.

Ne zaman okuyabilirler?.. Benimsemedikleri fikir ve görüşlere edeple, terbiye ile, mantıkla, tutarlı gerekçelerle cevap verecek hale gelinceye kadar...

Kaynak: Milli Gazete

Bu yazı toplam 1442 defa okunmuştur
 
_______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
iki istihbaratçı agız dalaşı yapıyorlar birbirini gerçekten bilmiyorlar  işte bende araya girdim bir iki nasihat verdim  evliyayı tekfir edilmez dostum dedim bu yazarın birinci başlığında o arayı geren mit gitti öbür mitle başbaşa kaldık peygambere iteattan bagsettim sağ elden konuştum buda yazarın ikinci yazısında  birde dedimki mite ben bu arayı geren mitle konuşuyorum konuşmalar gidiyor sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim niçin cevap vermiyor dedim işte buda yazarın üçüncü başlığında  burda algılama konusu işte devreye girdi bu bilgiler gitti  sabahleyin mehmet şevket eyginin köşsesinde tıkla bak aşağıdaki linke bak
 ben yukardaki linke tıklanıpta yazı çıkmayabilir diye yazarın köşsesinde kesip kopyalama yapıyım
 
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

Evliyaullahı tekfir edenler

30 Temmuz 2009 00:12
AS
Vehhabî meşrebli ve mezhebli bazı kardeşlerimiz, tasavvuf ve tarikat evliyasına çok ağır ve galiz şekilde dil uzatmakta, hakaret etmektedir. Bu gibi kimseler, mutasavvıfların çok hürmet ettiği büyüklere müşrik ve kâfir demekten çekinmiyor. Bu yaptıkları hikmete, iman kardeşliğine, adalete, insafa, terbiye-i İslâmiyeye aykırıdır. Böyle sözler Ümmet-i Muhammed arasındaki barışı ve uzlaşmayı berhava eder, kardeşler arasında kin ve düşmanlık tohumları eker.

Bazı gerçekleri tekrarlamakta yarar görüyorum:

1. Muhyiddin 'Arabî hazretleri hâtemü'l-evliyadır. Onun en büyük eseri olan Fütuhat-ı Mekkiye'yi avamın okumasına icazet verilmemiştir. Sadece vesâyâ (dinî öğütler) kısmını herkes okuyabilir. Kitaplarındaki bazı şazz, esrarlı, anlaşılması zor cümleler dolayısıyla bu zatı tekfir etmek büyük bir insafsızlıktır. O Hazret kesinlikle bazılarının sandığı gibi panteist değildir. Merhum İsmail Fennî Ertuğrul "Muhyiddin Arabî ve Vahdet-i Vücud" adlı eserinde ona yöneltilen tenkitlere cevap vermektedir. Binlerce din alimi, fakih, müftü, müfessir, muhaddis, bilge kişi Muhyiddin Arabî'yi baş tacı etmiştir. İbn Teymiye'nin onun hakkında "O Şeyh-i Ekber değil, Şeyh-i Efkerdir" (En kâfir şeyhtir) demesi onun kadrini alçaltmaz. Lütfen nezih, edib, terbiyeli, insaflı, ölçülü, mutedil, düzgün Müslümanlar olalım.

2. Mevlana Celalüddin Rûmî hazretleri de bir İslâm büyüğüdür. Mesnevî'de bazı şathiyat olabilir. Bunlar onun kadrini alçaltmaz. Mevlana'nın Moğol casusu olduğu iddiaları gülünçtür. O, Moğolların casusu değil veliyyinimetidir, çünkü hidayetlerine vesile olmuştur. Mevlana kendi lisanıyla "Kur'ân'ın bendesidir". Bir kısım kardeşlerimiz lütfen terbiyeli, insaflı, ölçülü olsunlar. Sokak serserisi ağzıyla, Mevlana gibi ilim, irfan, hikmet güneşlerine saldırmasınlar. Kendileri kaybeder.

3. Abdülkadir Geylanî hazretleri gavs ve kutubtur. Gunyetu't-Tâlibîn kitabını açınız, Şeriata aykırı bir tek söz bulamazsınız. O ilim, irfan, hikmet, fazilet hazinesidir. Allah'ın velilerine saldıranların sonları iyi olmaz. Milyonlarca muvahhid ve sâlih Müslümanın çok sevdiği, mürşid-i kâmil olarak kabul ettiği böyle bir büyüğe hakaret eden kimse ne kadar nasipsiz ve beyinsiz bir kimsedir.

4. İmamı Rabbanî hazretleri büyük bir velî, büyük bir mürşid, büyük bir müceddiddir. Ömrü boyunca Kur'ân'a, Sünnet'e, Şeriat-ı Ahmediyyeye hizmet etmiştir. Zalimleri tenkit etmiş, zindana atılmış, nice çileler çekmiştir. Bu zat bütün mü'minlerin velinimetidir.

5. İmamı Gazalî hazretleri Hüccetülislâm ve Zeynüddin'dir. Hem fakihtir, hem velidir. İlim ve irfan semasının güneşlerindendir. Öleli bin yıla yaklaşıyor, eserleriyle hâlâ hizmet ediyor. İmana, Kur'ân'a, İslâm'a, Sünnet'e, Şeriat'a, ahlaka hizmet ediyor. O bir hidayet güneşidir. Ona dil uzatan ne kadar nasipsiz bir kimsedir.

Evet bütün ulemamız, bütün tasavvuf büyüklerimiz hürmete layık kimselerdir.

Şeriata mutabık olmak şartıyla tasavvuf haktır.

Tasavvuf ve tarikat evliyası mübarek kimselerdir.

Çok aşırı giden, ağızlarını bozan, tekfir eden Selefîlerin ve Vehhabîlerin tuzaklarına düşmeyelim.

Tasavvuf ve tarikat evliyası şeytan evliyasıdır diyorlar. Bu söz büyük bir hezeyandır, söyleyeni küfre götürmesinden korkulur.

Anadolu coğrafyasında yaşayan Müslümanların büyük velinimetlerinden biri de Türkistanlı Ahmed Yesevî hazretleridir.

Gerçek evliyaullahın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun...

(Bazı Vehhabî ve Selefî kardeşlerimizden ricamız: Lütfen mutedil, insaflı, ölçülü ve terbiyeli olsunlar. Bağlısı bulundukları meslek, meşreb ve mezheb hak değildir, orta yol değildir. İmam kabul ettikleri Muhammed ibn Abdilvehhab'a kendi kardeşi Süleyman "Es-Savaikü'l-İlahiyye fir-Red 'ale'l-Vehhabiyye" adıyla bir reddiye kaleme almıştır. Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları Muhammed ibn Abdilvehhab'ı imam kabul etmeyiz. Kardeşine kulak veririz. Çünkü o, Ehl-i Sünnet caddesinde yürüyen insaflı bir alimdir. Ey Vehhabîler aşırı öfkeye kapılmayınız. Soğukkanlı ve edebli olunuz, mütehevvirane ve gerekçesiz şekilde kendinizi kaybederek sövüp saymayınız. Mü'minleri küfür ve şirkle suçlamayınız. Mü'mini tekfir edenin kendisi kâfir olur bunu hiç unutmayınız. Selam bütün mü'minlerin üzerine olsun...)

PEYGAMBER'E İTAAT ETMEK
Allah katında tek hak din olan İslâm'ın temel kurallarından biri de Peygambere biat ve itaat etmek, onu en güzel örnek ve model olarak görmek, onun Sünnetine uymaktır.

Bu kuralın gerekçelerini sayıyorum:

1. Kur'ân'da "Allah'a, Resûlüne ve SİZDEN OLAN emir sahiplerine itaat ediniz" mealinde ayet vardır. Büyük müfessirler, Peygamberimizin vekilleri, vârisleri, halifeleri durumunda olan gerçek ulemanın da emîr sahipleri olduğunu beyan buyurmuşlardır.

2. Yine Allah'ın kitabında "Peygamber size ne getirdiyse alınız" buyrulmuştur.

3. Peygamberimizin Sünneti ve hadîsleri olmasa, iki rekat namazı bile ayrıntılarıyla doğru dürüst kılamayız. Çünkü Kur'ân-ı Azimüşşan'da namaz icmâlen emr olunmuş, bütün kuralları ve incelikleri bildirilmemiş; Peygamberimiz "Beni nasıl namaz kılıyor görürseniz siz de öyle kılınız" diyerek bu en temel ibadetin nasıl eda olunacağını anlatmış, Ümmetini aydınlatmıştır.

4. Yüce İslâm dininin hüküm ve bilgilerinin dört ana kaynağı vardır: Kur'ân, Sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukaha. Buna Edille-i Erbaa (Dört delil) denir. Din kaynağı olarak sadece Kitabullah'ı kabul eden, Sünneti inkar edenler bid'at ehlidir. 19'uncu asırda Hindistan'da Kur'âniyyûn adı verilen böyle bozuk bir fırka zuhur etmiştir. Zamanımızda Türkiye'de de bu bid'atçiler vardır.

5. Vehhabîler kıyas-ı fukahayı inkar ve red ederler. Böylelikle bid'ate düşmüş olurlar.

6. Bilmeyenlerin, din konusunda cahil olanların gerçek din alimlerini taklid etmeleri de çok faydalı, çok lüzumlu, hattâ zarurî bir din kuralıdır. Cahiller alimleri taklid etmezlerse, elbette şaşırır, ayakları kayar. Taklidi red ve inkar etmek bid'attir.

7. Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti de bir tür vahiydir, ilahî ilhamdır.Kur'ân'da Resulullah için "O kendinden, hevasıyla konuşmaz" buyuruluyor. Bu konu Ehl-i Sünnet'in usûl-i fıkıh kitaplarında güzelce anlatılır.

8. Peygamberimizin bize sahih şekilde ulaşmış bütün hadîs-i şeriflerinde; emirlerinde, yasaklarında, öğütlerinde nice hikmetler, faydalar bulunmaktadır. Bunların bazısını aklımız, kültürümüz, fehmimiz, birikimimiz sarih şekilde anlamaya kafi gelmese de hepsini bütün olarak kabul etmemiz gerekir.

9. "Biz sadece Kur'ân'ı kabul ederiz.Sünneti kabul etmeyiz" diyenler metot olarak yanlış yoldadır. Böyle bir düşünce bizzat Kur'ân'a aykırıdır.

10. Peygamberimiz sağ el ile yemeyi ve içmeyi emir buyurmuşlar, sol eliyle yiyip içmeyi yasaklamışlar, kötü görmüşlerdir. Sahih-i Buharî'de, Sahih-i Müslim'de, İmamı Mâlik'in Muvatta'ında, Ebû Dâvud'ta, Tirmizî'de geçen bir hadîsin meali şöyledir:

Ömer ibn Ebi Seleme radiyallahu anh şöyle rivayet ediyor: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin terbiyesinde bir çocuktum. Yemek yerken Resulullah bana şöyle buyurdu: 'Çocuk!.. Besmele çek, sağ elinle ye, önünden ye...' Ben de bundan sonra hep böyle yedim.

Peygamberimiz bir kimseye sağ eliyle yemesini emir ve tavsiye buyurmuş, o kişi, gurur ve kibrinden dolayı yiyemiyorum diye karşılık vermiş, Efendimiz ona beddua etmiş ve eli çolak olmuştur. Bu hadîs de muteber kitaplarımızda yazılıdır.

Evet, biz mü'minler din ve dünya işerinde Resulullah efendimizi örnek almakla, onun bütün emir, yasak ve öğütlerine uymakla yükümlüyüz.

Bir Müslüman solak da olsa, Peygamberimizin öğüt ve uyarısı mucebince sağ eliyle yemeli ve içmelidir. Sağlak olanlar nasıl sol elleriyle (isterlerse) yiyip içebiliyorlarsa, o da sağ eliyle bunları yapabilir.

Sol eliyle yiyip içmek mekruhtur. Bunu, Peygambere isyan için yapıyorsa maazallah haram olur. Ben Sünnet münnet tanımam diyorsa küfre kadar gidebilir. Gerçek din alimlerine, fukahaya, gerçek müftülere sorunuz.

Bendeniz, Peygambere muhalefet ve isyan niyetiyle sol eliyle yiyip içen fâsık kişinin ardında namaz kılmam.

NİÇİN CEVAP VERMİYORUM?
Zaman zaman aleyhimde yazılar yayınlanıyor. Matbuatı ve medyayı takip etmediğim için bunları okuyamıyorum. Bazen haber veriyorlar "Filan gazetede aleyhinde yazı çıktı, oku" diyorlar. Çoğunu merak edip de okumuyorum.

1. Aleyhimde tenkitler doğru ise bunları kabul etmek gerek.

2. İftira ediliyorsa, zaruret olmadıkça cevap vermem.

3. Saçma sapan, seviyesiz, bayağı şeylerse cevap vermek tenezzül olur.

4. Bir Müslüman veya eski bir dost tenkit veya iftira ediyorsa, cevap vermemem çok uygun olur. Çünkü cevap verirsem polemik çıkacak; dedikodu ve çekişme hastaları zevk ve heyecanla bunları okuyacaklardır. Doğrusu böylelerini memnun etmek istemem.

5. Bazı solcu ve radikal Müslümanlar komünist ağzıyla Kanlı Pazar hikayelerinden bahs edip duruyor. Geçmiş hadiseleri, cereyan ettikleri zamanın siyasî, sosyal, kültürel konteksti içinde değerlendirmek gerekir. Kanlı Pazar hadisesini benim planladığım iddiası yalandır, iftiradır, hezeyandır. Benim bilgim ve yönlendirmem dışında cereyan etmiştir. Türkiye'de kızıl ve rezil bir rejim kurmak isteyenlerin yürümeye hakları var da, böyle bir rejimi istemeyen Müslümanların yürümeye hakları yok mudur?

Mütevazı bir Müslümanım. Gücüm, ağırlığım ve etkim çok azdır. Ateş olsam düştüğüm yeri yakabilirim. Şahsî fikir ve görüşlerimde yanılabilirim. Yanılabilirim ama para ve menfaat karşılığında yanılmam. Hasbî, garazsız, ivazsız yanılabilirim.

Tekrar ediyorum: Kemiklerindeki iliklere kadar dedikoduculuk sinmiş olanları sevindirmemek için nice tenkide ve iftiraya cevap vermiyorum. Zaruret olursa çok kısa, çok özlü cevap veririm.
_________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
iki istihbaratçı agız dalaşı yapıyorlar birbirini gerçekten bilmiyorlar  işte bende araya girdim bir iki nasihat verdim  evliyayı tekfir edilmez dostum dedim bu yazarın birinci başlığında o arayı geren mit gitti öbür mitle başbaşa kaldık peygambere iteattan bagsettim sağ elden konuştum buda yazarın ikinci yazısında  birde dedimki mite ben bu arayı geren mitle konuşuyorum konuşmalar gidiyor sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim niçin cevap vermiyor dedim işte buda yazarın üçüncü başlığında  burda algılama konusu işte devreye girdi bu bilgiler gitti  sabahleyin mehmet şevket eyginin köşsesinde tıkla bak aşağıdaki linke bak
 ben yukardaki linke tıklanıpta yazı çıkmayabilir diye yazarın köşsesinde kesip kopyalama yapıyım
 
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

Evliyaullahı tekfir edenler

30 Temmuz 2009 00:12
AS
Vehhabî meşrebli ve mezhebli bazı kardeşlerimiz, tasavvuf ve tarikat evliyasına çok ağır ve galiz şekilde dil uzatmakta, hakaret etmektedir. Bu gibi kimseler, mutasavvıfların çok hürmet ettiği büyüklere müşrik ve kâfir demekten çekinmiyor. Bu yaptıkları hikmete, iman kardeşliğine, adalete, insafa, terbiye-i İslâmiyeye aykırıdır. Böyle sözler Ümmet-i Muhammed arasındaki barışı ve uzlaşmayı berhava eder, kardeşler arasında kin ve düşmanlık tohumları eker.

Bazı gerçekleri tekrarlamakta yarar görüyorum:

1. Muhyiddin 'Arabî hazretleri hâtemü'l-evliyadır. Onun en büyük eseri olan Fütuhat-ı Mekkiye'yi avamın okumasına icazet verilmemiştir. Sadece vesâyâ (dinî öğütler) kısmını herkes okuyabilir. Kitaplarındaki bazı şazz, esrarlı, anlaşılması zor cümleler dolayısıyla bu zatı tekfir etmek büyük bir insafsızlıktır. O Hazret kesinlikle bazılarının sandığı gibi panteist değildir. Merhum İsmail Fennî Ertuğrul "Muhyiddin Arabî ve Vahdet-i Vücud" adlı eserinde ona yöneltilen tenkitlere cevap vermektedir. Binlerce din alimi, fakih, müftü, müfessir, muhaddis, bilge kişi Muhyiddin Arabî'yi baş tacı etmiştir. İbn Teymiye'nin onun hakkında "O Şeyh-i Ekber değil, Şeyh-i Efkerdir" (En kâfir şeyhtir) demesi onun kadrini alçaltmaz. Lütfen nezih, edib, terbiyeli, insaflı, ölçülü, mutedil, düzgün Müslümanlar olalım.

2. Mevlana Celalüddin Rûmî hazretleri de bir İslâm büyüğüdür. Mesnevî'de bazı şathiyat olabilir. Bunlar onun kadrini alçaltmaz. Mevlana'nın Moğol casusu olduğu iddiaları gülünçtür. O, Moğolların casusu değil veliyyinimetidir, çünkü hidayetlerine vesile olmuştur. Mevlana kendi lisanıyla "Kur'ân'ın bendesidir". Bir kısım kardeşlerimiz lütfen terbiyeli, insaflı, ölçülü olsunlar. Sokak serserisi ağzıyla, Mevlana gibi ilim, irfan, hikmet güneşlerine saldırmasınlar. Kendileri kaybeder.

3. Abdülkadir Geylanî hazretleri gavs ve kutubtur. Gunyetu't-Tâlibîn kitabını açınız, Şeriata aykırı bir tek söz bulamazsınız. O ilim, irfan, hikmet, fazilet hazinesidir. Allah'ın velilerine saldıranların sonları iyi olmaz. Milyonlarca muvahhid ve sâlih Müslümanın çok sevdiği, mürşid-i kâmil olarak kabul ettiği böyle bir büyüğe hakaret eden kimse ne kadar nasipsiz ve beyinsiz bir kimsedir.

4. İmamı Rabbanî hazretleri büyük bir velî, büyük bir mürşid, büyük bir müceddiddir. Ömrü boyunca Kur'ân'a, Sünnet'e, Şeriat-ı Ahmediyyeye hizmet etmiştir. Zalimleri tenkit etmiş, zindana atılmış, nice çileler çekmiştir. Bu zat bütün mü'minlerin velinimetidir.

5. İmamı Gazalî hazretleri Hüccetülislâm ve Zeynüddin'dir. Hem fakihtir, hem velidir. İlim ve irfan semasının güneşlerindendir. Öleli bin yıla yaklaşıyor, eserleriyle hâlâ hizmet ediyor. İmana, Kur'ân'a, İslâm'a, Sünnet'e, Şeriat'a, ahlaka hizmet ediyor. O bir hidayet güneşidir. Ona dil uzatan ne kadar nasipsiz bir kimsedir.

Evet bütün ulemamız, bütün tasavvuf büyüklerimiz hürmete layık kimselerdir.

Şeriata mutabık olmak şartıyla tasavvuf haktır.

Tasavvuf ve tarikat evliyası mübarek kimselerdir.

Çok aşırı giden, ağızlarını bozan, tekfir eden Selefîlerin ve Vehhabîlerin tuzaklarına düşmeyelim.

Tasavvuf ve tarikat evliyası şeytan evliyasıdır diyorlar. Bu söz büyük bir hezeyandır, söyleyeni küfre götürmesinden korkulur.

Anadolu coğrafyasında yaşayan Müslümanların büyük velinimetlerinden biri de Türkistanlı Ahmed Yesevî hazretleridir.

Gerçek evliyaullahın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun...

(Bazı Vehhabî ve Selefî kardeşlerimizden ricamız: Lütfen mutedil, insaflı, ölçülü ve terbiyeli olsunlar. Bağlısı bulundukları meslek, meşreb ve mezheb hak değildir, orta yol değildir. İmam kabul ettikleri Muhammed ibn Abdilvehhab'a kendi kardeşi Süleyman "Es-Savaikü'l-İlahiyye fir-Red 'ale'l-Vehhabiyye" adıyla bir reddiye kaleme almıştır. Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları Muhammed ibn Abdilvehhab'ı imam kabul etmeyiz. Kardeşine kulak veririz. Çünkü o, Ehl-i Sünnet caddesinde yürüyen insaflı bir alimdir. Ey Vehhabîler aşırı öfkeye kapılmayınız. Soğukkanlı ve edebli olunuz, mütehevvirane ve gerekçesiz şekilde kendinizi kaybederek sövüp saymayınız. Mü'minleri küfür ve şirkle suçlamayınız. Mü'mini tekfir edenin kendisi kâfir olur bunu hiç unutmayınız. Selam bütün mü'minlerin üzerine olsun...)

PEYGAMBER'E İTAAT ETMEK
Allah katında tek hak din olan İslâm'ın temel kurallarından biri de Peygambere biat ve itaat etmek, onu en güzel örnek ve model olarak görmek, onun Sünnetine uymaktır.

Bu kuralın gerekçelerini sayıyorum:

1. Kur'ân'da "Allah'a, Resûlüne ve SİZDEN OLAN emir sahiplerine itaat ediniz" mealinde ayet vardır. Büyük müfessirler, Peygamberimizin vekilleri, vârisleri, halifeleri durumunda olan gerçek ulemanın da emîr sahipleri olduğunu beyan buyurmuşlardır.

2. Yine Allah'ın kitabında "Peygamber size ne getirdiyse alınız" buyrulmuştur.

3. Peygamberimizin Sünneti ve hadîsleri olmasa, iki rekat namazı bile ayrıntılarıyla doğru dürüst kılamayız. Çünkü Kur'ân-ı Azimüşşan'da namaz icmâlen emr olunmuş, bütün kuralları ve incelikleri bildirilmemiş; Peygamberimiz "Beni nasıl namaz kılıyor görürseniz siz de öyle kılınız" diyerek bu en temel ibadetin nasıl eda olunacağını anlatmış, Ümmetini aydınlatmıştır.

4. Yüce İslâm dininin hüküm ve bilgilerinin dört ana kaynağı vardır: Kur'ân, Sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyas-ı fukaha. Buna Edille-i Erbaa (Dört delil) denir. Din kaynağı olarak sadece Kitabullah'ı kabul eden, Sünneti inkar edenler bid'at ehlidir. 19'uncu asırda Hindistan'da Kur'âniyyûn adı verilen böyle bozuk bir fırka zuhur etmiştir. Zamanımızda Türkiye'de de bu bid'atçiler vardır.

5. Vehhabîler kıyas-ı fukahayı inkar ve red ederler. Böylelikle bid'ate düşmüş olurlar.

6. Bilmeyenlerin, din konusunda cahil olanların gerçek din alimlerini taklid etmeleri de çok faydalı, çok lüzumlu, hattâ zarurî bir din kuralıdır. Cahiller alimleri taklid etmezlerse, elbette şaşırır, ayakları kayar. Taklidi red ve inkar etmek bid'attir.

7. Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti de bir tür vahiydir, ilahî ilhamdır.Kur'ân'da Resulullah için "O kendinden, hevasıyla konuşmaz" buyuruluyor. Bu konu Ehl-i Sünnet'in usûl-i fıkıh kitaplarında güzelce anlatılır.

8. Peygamberimizin bize sahih şekilde ulaşmış bütün hadîs-i şeriflerinde; emirlerinde, yasaklarında, öğütlerinde nice hikmetler, faydalar bulunmaktadır. Bunların bazısını aklımız, kültürümüz, fehmimiz, birikimimiz sarih şekilde anlamaya kafi gelmese de hepsini bütün olarak kabul etmemiz gerekir.

9. "Biz sadece Kur'ân'ı kabul ederiz.Sünneti kabul etmeyiz" diyenler metot olarak yanlış yoldadır. Böyle bir düşünce bizzat Kur'ân'a aykırıdır.

10. Peygamberimiz sağ el ile yemeyi ve içmeyi emir buyurmuşlar, sol eliyle yiyip içmeyi yasaklamışlar, kötü görmüşlerdir. Sahih-i Buharî'de, Sahih-i Müslim'de, İmamı Mâlik'in Muvatta'ında, Ebû Dâvud'ta, Tirmizî'de geçen bir hadîsin meali şöyledir:

Ömer ibn Ebi Seleme radiyallahu anh şöyle rivayet ediyor: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin terbiyesinde bir çocuktum. Yemek yerken Resulullah bana şöyle buyurdu: 'Çocuk!.. Besmele çek, sağ elinle ye, önünden ye...' Ben de bundan sonra hep böyle yedim.

Peygamberimiz bir kimseye sağ eliyle yemesini emir ve tavsiye buyurmuş, o kişi, gurur ve kibrinden dolayı yiyemiyorum diye karşılık vermiş, Efendimiz ona beddua etmiş ve eli çolak olmuştur. Bu hadîs de muteber kitaplarımızda yazılıdır.

Evet, biz mü'minler din ve dünya işerinde Resulullah efendimizi örnek almakla, onun bütün emir, yasak ve öğütlerine uymakla yükümlüyüz.

Bir Müslüman solak da olsa, Peygamberimizin öğüt ve uyarısı mucebince sağ eliyle yemeli ve içmelidir. Sağlak olanlar nasıl sol elleriyle (isterlerse) yiyip içebiliyorlarsa, o da sağ eliyle bunları yapabilir.

Sol eliyle yiyip içmek mekruhtur. Bunu, Peygambere isyan için yapıyorsa maazallah haram olur. Ben Sünnet münnet tanımam diyorsa küfre kadar gidebilir. Gerçek din alimlerine, fukahaya, gerçek müftülere sorunuz.

Bendeniz, Peygambere muhalefet ve isyan niyetiyle sol eliyle yiyip içen fâsık kişinin ardında namaz kılmam.

NİÇİN CEVAP VERMİYORUM?
Zaman zaman aleyhimde yazılar yayınlanıyor. Matbuatı ve medyayı takip etmediğim için bunları okuyamıyorum. Bazen haber veriyorlar "Filan gazetede aleyhinde yazı çıktı, oku" diyorlar. Çoğunu merak edip de okumuyorum.

1. Aleyhimde tenkitler doğru ise bunları kabul etmek gerek.

2. İftira ediliyorsa, zaruret olmadıkça cevap vermem.

3. Saçma sapan, seviyesiz, bayağı şeylerse cevap vermek tenezzül olur.

4. Bir Müslüman veya eski bir dost tenkit veya iftira ediyorsa, cevap vermemem çok uygun olur. Çünkü cevap verirsem polemik çıkacak; dedikodu ve çekişme hastaları zevk ve heyecanla bunları okuyacaklardır. Doğrusu böylelerini memnun etmek istemem.

5. Bazı solcu ve radikal Müslümanlar komünist ağzıyla Kanlı Pazar hikayelerinden bahs edip duruyor. Geçmiş hadiseleri, cereyan ettikleri zamanın siyasî, sosyal, kültürel konteksti içinde değerlendirmek gerekir. Kanlı Pazar hadisesini benim planladığım iddiası yalandır, iftiradır, hezeyandır. Benim bilgim ve yönlendirmem dışında cereyan etmiştir. Türkiye'de kızıl ve rezil bir rejim kurmak isteyenlerin yürümeye hakları var da, böyle bir rejimi istemeyen Müslümanların yürümeye hakları yok mudur?

Mütevazı bir Müslümanım. Gücüm, ağırlığım ve etkim çok azdır. Ateş olsam düştüğüm yeri yakabilirim. Şahsî fikir ve görüşlerimde yanılabilirim. Yanılabilirim ama para ve menfaat karşılığında yanılmam. Hasbî, garazsız, ivazsız yanılabilirim.

Tekrar ediyorum: Kemiklerindeki iliklere kadar dedikoduculuk sinmiş olanları sevindirmemek için nice tenkide ve iftiraya cevap vermiyorum. Zaruret olursa çok kısa, çok özlü cevap veririm.
______________________________________________________
BAŞKA OLAY 
ramazanda iftara gelen misafirlerin içinde deşifre olan bir mittte bilgi toplayanda var 

hoş gelmiş sefa getirmiş o sıralarda konuşuyoruz işte 
akrabanın elindeki telefona baktım bu telefon kaç para dedim 1 milyar dedi vav dedim iyiymiş bu konuşmalar yazarın birinci başlığında işlemiş
birde o sıralada işimde yoktu bu bilgileride işlemiş 20 küsür yaşlarında diyor öyle yazmış aslında 20 değil yaşım 

bir vatandaş diyor birinci yazıda konuyu işlemiş karşılıksız çekten konu açıldı konu o konuda yazarın köşe yazısında sonra müslüman geçim sıkıntısı çekerken asla rişvet almaz diye konuştum oda yazarın köşe
 
yazısında işlemiş 
aşğıdaki linke tıkla bak  köşe yazısına  hatta orda farklı etnik kökenden bahsedildi oda yazarın koşesinde yazarın köşe yazıları tamanın yarısı konuşma bana ait bütün konuşmalar aktarılmış  tabi kendi yorumlarınıda katarak  aşağıdaki linke tıkla oku 
ben yukardaki link ilerde silinir diye  aşağıya yazarın kendi yazısından kesip kopyalama yapıyım
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Din Elden Gidince
Mehmet Şevket Eygi
05 Eylül 2005 Pazartesi 10:07

Daha önce yazmış mıydım, hatırlamıyorum. Yirmi küsur yaşlarında bir vatandaş iş bulmak için köyden İstanbul'a gelmiş. İş bulamamış. Bekâr arkadaşlarıyla birlikte kalıyor. Elde yok avuçta yok. Köydeki yaşlı annesi, karısı, çocuğu para bekliyor. Bizimki şaşırmış vaziyette. Ne yapmış biliyor musunuz? Tam bir milyar liralık bir cep telefonu almış. Tabiî ki, borçla, taksitle. Peki nasıl ve nereden ödeyecek bu parayı? Bilmiyor ama almış işte. Bir arkadaşı ona "Benim canım kardeşim, şu anda senin halin çok kötü. Burada işsizsin, köydeki evde anan, karın, çocuğun ağlayarak para bekliyor. Sen kalktın pahalı ve lüks bir cep telefonu aldın. Nasıl ödeyeceksin bunun borcunu?.."
Arkadaşına ne cevap vermiş biliyor musunuz? Gözlerindeki çakmak çakmak kin, öfke, hınç kıvılcımları olduğu halde:
? Yahu ben insan değil miyim?.. demiş.
Ben onun samimî arkadaşı olsaydım "Elbette insan değilsin!" derdim. 
Bu akılsız, vicdansız, dengesiz vatantaşta fazla kabahat yoktur.Suçun büyüğü onu bu hale getiren uğursuz zihniyettedir.
Bu ülkede bin seneden beri, insanların ihtiraslarını, aşırılıklarını, olumsuz taraflarını frenleyen güç İslâm dini ve ahlakı idi. Yakın tarihimizde dinî inançları, dinî ahlakı, dinî yaşayış tarzını yıktılar. Yerlerine bir şey koyamadılar.
Toplumu, milleti sekülerleştirmek istediler.
Bir ölçüde sekülerleştik ama sonunda ne olduk... Şu manzaraya bakınız:
? Suçlar artmış. Mahkemeler suç davalarına bakmaktan başlarını kaşıyamıyor. Polis suçlarla ve suçlularla baş edemiyor.
? Ülkemiz genel bir kokuşma ile kirlenmiş vaziyette. Dünyanın en temiz ülkesi Finlandiya, biz listenin sonlarında yer alıyoruz. Kirlendik, hem de çok kirlendik.
? Türkiye'deki 78 etnik grubu bir arada tutan çimento İslâm idi. Bu bağı koparttık, toplum hercümerc oldu. "Kürtler aslında Türkmüş de, kışın karlar üzerinde yürürken kırt kırt diye sesler çıkartıyorlarmış. Bu yüzden onlara kürt denmiş..." Kimse bu dolmaları yutmadı. Ne oldu? Kürtçülük hareketi çıktı.
? Dinin baskısı ve rehberliği zayıflayınca iktisat, ticaret, iş hayatı ne oldu? Vahşileşti, çılgınlaştı. Adam bono imzalıyor, zamanı gelince ödemiyor. Çek veriyor, karşılıksız çıkıyor. Yalan, dolan, hile, hud'a, fitne fesat, dolandırıcılık aldı yürüdü. Herif lokantanın vitrinine "Nefis döner bulunur" diye yazmış. Girip bir porsiyon döner yiyorsunuz ki, nefis değil, berbat. En kalitesiz kıymadan yapmış, eti andıran soya unu katmış. Ticaretine yalan karıştırdığı, nefis olmadığı halde nefis dediği için kazancı haram oluyor ama onun haram maram bildiği yok. Para hırsıyla kudurmuş, gözleri dönmüş vaziyette.
? Zeytinler simsiyah ve kaliteli görünsün diye kimyevî boyalarla boyuyorlarmış. Bunlarda sağlık için çok zararlı zehirler varmış. Umurunda mı? Çünkü dinsizleşmiş, sekülerleşmiştir.
? Bozukluk, kokuşma o raddelere vardı ki, bir kısım sözde dindarlar da çok bozuldu. İslâmcı kesimde yenmeyen halt kalmadı. İhalelere fesat karıştırmak, işlerden komisyon almak, vakıf mallarına saldırmak, emanetlere hıyanet etmek, saçı bitmedik yetimlerin hakkını yemek. Yüz milyonlarca, milyarlarca dolarlık haram, kirli, kara servetler edinmek. Neymiş efendim, "Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılırmış..." Be mel'un! Sen sakın bu fetvayı Azazil'den (Şeytan'dan) almış olmayasın.
? Toplumda nezaket, kibarlık, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat kalmadı. Büyük şehirlerde kapkaççılık aldı yürüdü. Bir türlü önüne yüzde yüz geçilemiyor. Bu kapkaççılık işini sadece onbeş onaltı yaşındaki serseri çocuklar yapmıyor. Arkalarında bir mafya var, onları destekleyen ve kollayanlar var. Kimler bunlar, kimler bunlar?
? Bina ve zina başını aldı gidiyor. Nesep güvenliği büyük ölçüde sarsıldı. 
? Rüşvet gırtlağa kadar.
? Genel bir mafyalaşma karşısındayız.
? Komşuluk hukukunun pabucu dama atıldı. Alt katta komşusu ölüyor, üsttekinin haberi yok.
? Din ahlakı gidince para en büyük değer oldu, put oldu, sapıkların ve azgınların tanrısı oldu.
? Din kanaati, tevâzuu, zühdü emr ediyordu. Dinin baskısı ve yönlendirmesi zayıflayınca lüks, aşırı tüketim, gösteriş, azgınlık, israf topluma hâkim oldu.
Bazıları şöyle diyebilir? Müslümanların da bir kısmının bozulduğunu sen kendin yazıyorsun. O halde din, kötülüklere engel olmuyormuş. Hayır efendim hayır!... O bozulanlar iyi, vasıflı, örnek, gerçek Müslümanlar değildir. Bozuklar sahte İslâmcılardır, münafıklardır, Müslüman müsveddeleridir. Müslümanın elbette hatâsı olabilir, Müslüman günah işleyebilir ama bir Müslüman asla saçı bitmedik yetimin hakkını yemez. Bir Müslüman asla devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlamaz. Bir Müslüman geçim sıkıntısından kıvranır ama asla rüşvet almaz.
Resulullah efendimize sormuşlar: "Müslüman zina eder mi?" sesini çıkartmamış. Yine sormuşlar, "Müslüman yalan söyler mi?" Asla!.." cevabını vermiş.
Dinimiz "Nifak küfürden daha kötüdür" buyuruyor. Küfür bellidir. Nifak gizlidir. Bir kısım nifaklar imansızlıktan ileri gelmektedir. Evet toplum içinde din ticareti, mukaddesat bezirgânlığı yaparak para kazanmak, servet sahibi olmak, ün, alkış, riyaset, makam, mevki devşirmek, nüfuz ve prestij sahibi olmak isteyen iğrenç ve pislik münafıklar vardır. Bunların dini imanı paradır, nefistir, menfaattir. Bunlar her türlü günahı, isyanı, tuğyanı işliyorlar. Bunlar ne Kur'ân hükümlerini, ne Peygamber sünnetini dinliyorlar. Bunların yaptıkları şeriata da, tarikata da taban tabana zıttır. Bunlar Nemrud ve Firavun gibi yaşıyorlar, davranıyorlar. Bunlar Müslüman değildir, bunlar İslâm'ı temsil edemezler. Bu pisliklere, bu gürûh-i lâ yüflihûna bakıp da hiç kimse İslâm'a ve hakikî Müslümanlara taş ve çamur atamaz.
Hakikî Müslüman yalan söylemez... Emanete hıyanet etmez... Söz verip de sözünden dönmez... Haram yemez... Rüşvet almaz... Devletin ve belediyelerin bütçelerini hortumlamaz... İhalelere fesat karıştırmaz... Saçı bitmedik yetimlerin hakkına el uzatmaz... Vakıf mallarına ve gayr-i menkullerine göz dikmez... Hakikî bir Müslüman, menfaat kopartmak için yaltaklık, yalakalık, köpeklik, dalkavukluk yapmaz.
Yamukluk yapan İslâmcılar Müslüman değildir, ne İslâm'ı ne de Ümmet'i temsil ederler. Onlar aç ve alçak köpeklerdir. Evet köpeğin bile yükseği, asili vardır. Onlar yüksek köpek bile değildir.
İşte din gidince ülke ve toplum böyle olur... Müslümanlar örs çekiç arasında kalır. Bir yanda agresif, harbî, amansız kâfirler; öteki yanda İslâmcı kılığına bürünmüş münafıklar ve şeytanlar.
Bina çökerse hepimiz enkazın altında kalacağız. Cümbür cemaat... Sen, keyfince yaşayan, bana ne diyen, zevk u sefa içinde piknik yapan umursamaz Müslüman, evet sen de...
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
10 eylül 2009  perşembe günü  konyada depremden önce işte saat 12 suları öğlen üzeri daha önceden konuşmuştuk bir polisle siyasi şübeden  onu görüdüm oda beni gördü dediki naber dedi ne olsun abi dedim işte çalışıyoruz ne durum dedi ben olaylar devam ediyor dedim maşallah mit bana kafayı iyi takmış dedim bak dedi benim işim var ileride bir polis var sivil ona git o teşkilata iletsin tamam olur dedim o polisin yanına gittim selam verdik abi ilerdeki polis size gönderdi dedim ne dedi anlatacağın ne dedi  abi 1997 yılından beri sivil alanda oluşturulmuş mitte bilgi toplayanlar konuşmamı duydularmı dedim sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim bu olaylar hergün var benle niye UĞRAŞILIYOR dedim bunu aktarmış yazarın başlığı  KEMALİLERLE UĞRAŞMIYORMUŞUM diye başlık atmış yazar   birde milli istihbarat teşkilatı burda analiz hatası yapmış  ben yazarı eleştirmiyorum bendenize ucuz  tenkitler yöneltiyorlar diye yazısı var

  abi dedim ben rejim muhalifi değilim dedim bunuda aktarmış devlet düzen sistem diyor yazarın köşesinde sonra devletle benim işim olmaz ben milli devletle alıp veremedğim yok dedim onuda aktarmış yazarın köşsesinde devlet  işte yazısı var birde milli kültürümüzle okadar uğraşan var dedim onuda aktarmış yazarın kösesinde onuda muhatap almış  yazarın köşsesinde neyse tamam dedi ben istihbarat iletiyim dedi akşam üstü gene bir muhbirle karşılaştık  

ikinci konuda tam akşam konyada deprem olmadan önce  15 dakkada takıldığım kafede deşifre olan mittte bilgi toplayanla konuşuyoruz birader sen tarikatlara gidiyorsun   tarikata girmek farzmı dedim bana anlat onuda akktarmışlar tam o sırada deprem oldu ortalık allak bullak neyse buda gitimiş tarikat konusu yazarın ikinci yazısında  tarikat işte
  
sonuç  2013 hala devam ediyor bilgi toplayanlar konuşmamı duydumu yazarın köşesinde    ben ne diyorum yahu beni muhatab alıp durmayın desemde gene yazarın köşesinde konuşmalarım    aşağıdaki linke tıkla gör giden bilgiler nasıl analiz etmiş



http://www.milligorus-forum.com.tr/m-sevket-eygi/34895-kemalilerle-ugrasmiyormusum.html
 
yukardaki lin bir zaman sonra kaybolur diye tıklanırda açılmaz diye aşağıya orjinali kesip kopylama yaptım yazarın yazılarını

Kemalîlerle Uğraşmıyormuşum...






Bendenize birtakım ucuz tenkitler yöneltiyorlar.Cesaretim varsa bid'atçi Müslümanları bırakıp Kemalîlerle mücadele etmeliymişim...

Bunlar gerçekten ucuz tenkitlerdir.

Ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı yanlarına hanımlarını alıp bir akşam yemeğini yemek için orduevine gidebiliyorlar mı? GATA askerî hastanesindeki bir hastayı ziyaret edebiliyorlar mı?

Demek ki, bu ülkenin protokolda ilk iki şahsiyeti bile resmî ideolojiyle baş edemiyor.

Bendeniz gazetecilik yapmak üzere İstanbul'a 1960'da geldim. Yarım asır... Bu müddet zarfında kötü düzene, kötü sisteme hep muhalif kaldım.Kapasitem ne kadarsa o nispette... Kendimi dev aynasında gören megola-manyaklardan değilim.

Ucuz mücahidlikten hiç hoşlanmam...

Devletle sistemi (düzeni) ayırırım. Devleti desteklerim, ayakta tutarım; düzenin veya sistemin değişmesini, yerine iyisinin gelmesini isterim.

Düzen kötü, öyleyse bu devlet batsın demem. Öğrenciliğimde az buçuk "Âmme Hukuku Dersleri" okumuşumdur.

Türkiye demek üç şeydir:

* Ülkenin, sınırları belli coğrafî bir boyuttur.

* Halktır, Türkiyelilerdir.

* Ve Devlettir.

Devlet yıkılırsa Türkiye de yıkılır, batar, biter.

Türkiye'ye yapılan en büyük kötülük, miadı dolmuş, fosilleşmiş bir resmî ideolojiyi devlet ile özdeşleştirmektir. Bu kötülüğü iki zümre yapıyor. Kemalîlerle, bir kısım İslâmcılar.

Türkiye'nin millî, sosyal, kültürel bir kimliği vardır. Bu da temel esaslardandır. Yakın tarihimizde millî kimliği değiştirmek istediler, böyle bir saçma şeyin gerçekleşmesi mümkün olmadığı için yapımızda yıkmadık, çatlatmadık, sarsmadık, harap etmedik yer bırakmadılar.

Bendeniz Müslüman bir Türkiyeliyim ama kesinlikle İslâmcı değilim. İslâm ilahî ve hak dindir, İslâmcılık bir ideolojidir, ikisi özdeş olmaz.

İslâmcılıktaki yanlışlardan hiçbiri İslâm'da yoktur.

İslâm'ın ve Müslümanların önündeki en büyük engel Kemalîler değil, İslâm'ı yanlış anlayan, yanlış yorumlayan birtakım bedevî kültürlü (Ah ibn Haldun!..) İslâmcılardır.

Kemalîlik artık bitmiştir. Onu ayakta tutan Müslümanların:

Müttehid (birlik) olmamalarıdır.

Şehir ve medeniyet kültür ve zihniyetine sahip olmayıp; bedevî kültürü dairesinde bulunmalarıdır.

Yeterli sayıda vasıflı, güçlü, üstün Müslüman elemanlar yetiştirip bunlardan etkin kadrolar kuramamalarıdır.

Bir kısmının, utanç verici bir din sömürüsü sergilemeleri; pisliğe bulaşmayanların ise buna karşı nehy-i münker yapmamaları, tam tersine büyük ölçüde desteklemeleridir.

Başlarına bir İmam-ı Kebir seçmemeleridir.

Bozuk ve kirli düzenin haram rantlarına bir kısım sözde dindarların aç köpekler gibi saldırmasıdır.

Emanetlerine ehil ve layık olanlara vermemeleridir, verdirtmemeleridir.

Bozuk düzeni veya sistemi kanıksamış, alışmış, onu kabul etmiş olmalarıdır.

Tarikata ve tasavvufa girmek farz ve şart değildir.

Nakşîlik,Kadirîlik, Şâzelîlik, Halvetîlik, Rufaîlik gibi tasavvuf tarikatları Allah'ın velileri tarafından kurulmuştur. Bu tarikatların hepsi de, sağlam ve kopuksuz silsilelerle Allah'ın Resûlüne (Salat ve selâm olsun O'na) ulaşır.

Bu tarikatlar Kur'ân'a,Sünnete, Şeriata uygundur.

Bir Müslümana, şu veya bu tarikata bağlanmak, onun mensubu olmak vacib değildir. Mü'min kul tarikatsız da ebedî saadete nail olur, Cennet'e girer İNŞAALLAH.

Tarikatın hizmetleri ve faideleri şunlardır:

1. İmanın taklitten tahkike geçmesine vesile olur.

2. Başta namaz olmak üzere ibadetlerin daha şuurlu, daha huşû ve hudû ile dosdoğru eda edilmesine hizmet eder.

3. Kulu Yüce Yaratan'ı hem dille hem de kalp ile zikr etmeye teşvik eder.

4. Kur'ân'ı imam, rehber, düstur olarak kabul ettirir.

5. Kulun, Resulullah'ın Sünnetine yapışmasını sağlar.

6. Allah'ın yap dediklerini yaptırır, yapma dediklerinden alıkoyar.

7. İnsanın en büyük düşmanı olan nefs-i emmâreyi zincirler ve zararını ya büsbütün yahut büyük ölçüde azaltır.

8. Çok aldatıcı, çok oyalayıcı, çok gaflete düşürücü, çok zarar ve ziyan verici dünyanın tuzaklarına düşmekten korur.

9. Kişinin ahlâkını güzelleştirir, faziletlerini arttırır.

10. İnsî ve cinnî şeytanların hile ve iğvalarından korur.
11. Yüce Allah'ın rızasını kazandırır.

12. Hâce-i Kâinat Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahiyyat efendimizin şefaatine nail olma saadetini kazandırır.

13. Allah'a iyi bir kul olmaya yol açar.

14. İnsanı "ölmeden önce öl" makamına yükseltir ve böylece ölümün dehşetini azaltır.

Tasavvufun ve tarikatın saymakla bitmeyecek faydaları ve hizmetleri vardır. Yukarıda saydıklarım ders alana yeter.

Tarikat çok faydalıdır ama bir nasip meselesidir. İlle de bir tarikata girmek gerekmez. Mü'min bir kul, sahih bir imanla ve salih amellerle de ebedî saadetini biiznillah ve inşaallah kurtarır ve Cennet'e -Allah'ın lütfu ile- girer. Bu saadete nail olmak için de ilmihal dediğimiz temel din bilgisi kitaplarında yazılı olan emirleri yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, öğütleri tutmak, uyarıları dikkate almak gerekir.

Zamanımızda bazı bid'atçiler tarikatları ve tasavvufu şirk ve küfür olarak görmekte, sûfî Müslümanları kâfir ve müşrik ilan etmektedir. Böyle bir şey, hiç şüphe yoktur ki, büyük bir aşırılık ve azgınlıktır. Dilleriyle mü'min kardeşlerine eza veren, iman sahiplerini küfürle suçladıkları için kendileri kâfir olan o kimselere Huda-i Müteal hazretleri akıl, fikir, adalet, insaf, denge ve tevbe nasip etsin.

Tarikat ve tasavvuf denilince şu hususlar hiç hatırdan çıkartılmamalıdır:

1.Şeriata aykırı ne tasavvuf olur, ne tarikat.

2. Tarikatin esası sahih itikattır.

3. İslâm'ın zahirine, şeriata uymayan şeyhler şeyh değil, müteşeyyihtir, yani şeyh taslağıdır.

4. Ben yakîn derecesine çıktım, benden namaz oruç farzı sakıt oldu (düştü) diyenler kâfir olur.

5. Gerçek şeyh örnek ve model Müslümandır, Efendimizin vekili, vârisi, halifesidir.

6. Gerçek şeyh, kâmil mürşid mükemmel ve mükemmil bir zattır. Yani hem kendisi olgundur, kemale ermiştir, hem de kendisine bağlananı olgunlaştırır, ona kemal kazandırır.

7. Gerçek şeyh, kâmil mürşid muhiblerinden ve dervişlerinden para toplamaz, onları kaz gibi yolmaz, inek gibi sağmaz.

Tasavvuf, tarikat, gerçek şeyh, gerçek mürşid-i kâmil bu millet için çok büyük nimetlerdir.

Bize intisab nasip olmasa da, onlara saygı duyalım, onlara hüsn-i zan ve hayır dua edelim.

Tasavvufa, tarikata, gerçek şeyh ve mürşidlere, gerçek dervişlere hakaret etmek, onları şirk ve küfürle itham etmek çok büyük bir fitnedir.

Fitnecilerden uzak duralım. Tartışırken onların seviyesine inmeyelim.

Onlar "Tarikat evliyası evliyauşşeytandır" diyerek şeytana hizmet ediyorlar.

İnsî ve cinnî şeyâtînden Yüce Allah'a sığınırız.




http://www.milligazete.com.tr/makale...sum-138291.htm
 
__________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
21 ağustos 2007 de akşam  üstü  daha  önceden bu polisle konuşmuştuk ordan beni bildi   napıyorsun hemşerim  dedi  ne olsun abi işte çalışıyoruz hayırdır dedi hayır olsun abi siz naparsınız işte bizim malum aşayiş  abi ben sizin şübeye bir ara  gelmiştim  dedim  o gün seninle konuşmuştuk baya oldu konu işte malum  devletimiz için bilgi toplayan muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin  milli   köşe yazarı  mehmet şevket eyginin  köşesinde dedim bu 1997 yılından beri sürüyor ben bunda   mantık  kuramadım  bak kaç yıldır bu devam ediyor benim takıldığım  kafede   milli gaste hergün gelir orda bir sivil bilgi toplayan bir arkadaş var konuştuğumu duysun sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde peki  dedi  başka YAZARLARDA FARK ETTİNMİ   evet dedim baya   KÖŞE YAZARLARIDA  konu baya konuştuk işte bilgi toplanıyor sabahleyin   köşe yazarlarına gidiyor  kendilerine gelen bilgiyi analiz ediyor işte dedim  konu bir saat sürdü hep  hep konu köşe yazarları işte   neyse dedim bu bilgileri  istihbarat şübesine bir ilet dedim   olur dedi sabahleyin birde ne görüyüm  bilgiler  milli gaste köşe yazarı  mehmet şevket eyginin köşesinde  başlığı atmış  KÜFÜRBAZ YAZARLAR     birde kendisine bilgiyi temin eden mit teşkilatını gizlemek için bilgi toplat bombayı patlat diye köşsesinde i butün konuşmlara bana ait yazrın azda olsa katkısı var 

not ben polise diyorum yahu beni bu kadar muhatab almayı desemde olmuyor konuşmalar gidiyor sabahleyin milli gaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde  2013 hala devam ediyor yazarın    aşağıdaki   linke tıkla bak giden bilgiler gastedeki nasıl aanaliz etmiş bakılsa nalaşılır  


http://www.belgehaber.com/artikel.php?artikel_id=126 
NOT: yukardaki link açılmazyabilir ilerde aşağıya yazarın o günkü yazısını kesip kopyaladım arjinalini
Mehmet Şevket Eygi

Milli Gazete

 

Mehmet Şevket Eygi

 


22 Ağustos 2007
font boyutuküçülsünbüyüsün

Küfürbaz Beyaz Yazarlar


* AĞIR yazmak, şiddetli bir şekilde tenkit etmek başka şeydir küfr etmek, hakaretler yağdırmak, âdice sövüp saymak başka şey... Günümüzde kendilerini uygar, halk çoğunluğunu medeniyetsiz ve geri gören birtakım fıkra (köşe) yazarları ağızlarını çok bozmaya başladı. Hakaret etmenin, sövüp saymanın da dereceleri ve türleri vardır. Aşağıdan yukarıya sıralayalım:
* Çok adi, müstehcen, bayağı, seviyesiz... En düşük sokak fahişelerinin üslubu ile...
* Orta âdilik...
* Zerre kadar bayağılığa kaçmadan edebî ve sanatlı bir üslup ile nezih şekilde batırmak, rezil etmek.
Adam eline kalem almış yazıyor. Kendisini ilerici, çağdaş, uygar gösteriyor ve affedersiniz or..... ağzıyla sağa sola saldırıyor. Böylesi medenî falan değildir, barbarın, serserinin, edepsizin, şirretin tekidir. 
Eskiden, bundan altmış, yetmiş sene önce Babıali’nin usta ve emektar  kalemleri bir kimseyi rezil etmek istedikleri vakit, sokak serserisi ağzıyla  yazmazlar; Ziya Paşa’dan, Namık Kemal’den, Koca Ragıp Paşa’dan,  Mehmed Akif veya Tevfık Fikret’ten mısralar, beyitler okuyarak şamar atarlardı.
Bütün olumsuzluklara, bütün yıkıcı propagandalara rağmen halkın yüzde 50’ye yakını son seçimlerde oyunu AKP’ye verdi. Bazı çağdaşlar, ilericiler, Beyazlar, “uygarlar” bunu hazm edemediler ve ver yansın etmeye başladılar. Milletin yüzde ellisine nerede ise ana avrat sövüyorlar. Demedikleri yok. Teneke kafalılar, geri zekalılar, bilmem nerelerinden nefes alanlar ve daha neler neler.
Yahu be adamlar sizin hiç doğru dürüst gerekçeleriniz yok mudur? Sizin namuslu şekilde çalışan beyniniz yok mudur?
Halk yanıldı ise, daha sakin, daha terbiyeli, daha mantıklı bir şekilde tenkit edemez misiniz?
Niçin sövüp sayıyor, hakaretler savuruyorlar?
Bir kere sövüp saymakta rant vardır. Adam bir gazetenin köşesine oturmuş, ayda diyelim 25 bin lira maaş alıyor. Başarılı olması lazım. Söverse birilerinden aferinler alacaktır, kotası yükselecektir.
Yüzde yirmi kadar partizanları vardır. Onlar da, kuyruk acılarını hafifleten sövgüleri severler, bunlar onlara ilaç gibi gelir.
Bendeniz bir Müslüman olarak Tevfik Fikret’i sevmem, lakin onun büyük şair olduğunu kabul ederim.
Türkiye’nin en büyük eksikliği vasıf/kalitedir.
Çoğunluğu teşkil eden Müslümanların içinde yeterli sayıda vasıflı kimse olması gerekir.
Dinsizlerin de vasıflı olması şarttır. Olmazlarsa işte ülke bugünkü hale döner.
Sağcı vasıflı olacak, solcu vasıflı...
Maalesef beyaz Türklerin bazı gazetecileri hiç mi hiç vasıflı değil.
Seçimlerdeki tercihi dolayısıyla halkın yüzde 50’sine tepki gösterilecekse bunun mutlaka olumlu, kaliteli, nezih, mantıklı, terbiyeli, ahlâk bakımından yüksek seviyede olması gerekir. Yüzde 50’yi atsan atamazsın, satsan satamazsın.
Azınlığa mensup dümensiz pusulasız, mantıksız sağduyusuz bir gazetecinin deli dana gibi saldırması bir ülke için, bir medya için büyük bir talihsizliktir...
Büyük zatlardan birinin gencecik oğlu bir gemi satın almış, gemiciliğe başlamış... Tenkit mi etmek istiyorsun? Sövüp saymayı bırak. Sen gazetecisin, polis hafiyesi gibi araştır, incele, belge ve bilgi topla ve bir müddet sonra raporunu bomba gibi patlat. Buna kim ne diyebilir. Aksine herkes aferin der. Ama sen bunu yapamıyorsun ve aczini küfür ederek, hakaretler savurarak örtmeye   çalışıyorsun.
Böyle köşe yazarları istihdam eden büyük Beyaz gazeteler günün birinde büyük zararlara uğrayacaklardır. Okuyucularının büyük bir kısmını küstürecekler, nefret ettirecekler ve ellerinden kaçıracaklardır.
Halk seçimlerde yanlış tercih yapmışsa, gün gelir bunun faturasını elbet öder...
Halkın yarısına, siyasî tercihleri dolayısıyla pek âdice küfr eden gazeteler ve yazarlar da gün gelir bunun faturasını öderler,  itibarlarını yitirirler, satışları   ve rantları düşer. Bakarsınız Beyaz patron, çok sivri dilli Beyaz gazeteciyi kapının önüne koyuvermiş... Beyazlarda vefa ve merhamet yoktur. Onların birbirine ettiğini düşmanları yapmaz.

Örnek ve Gerçek 
İslâm Toplumu

ÖRNEK ve gerçek İslâm toplumu nasıldır? Maddeler halinde yazayım:
(1) İsraf yapılmaz, doyduktan sonra daha fazla yenilmez. Böylece ülke nimetleri bütün halka yeterli olur.
(2) Su israf edilmez, böylece ülkenin suyu ihtiyaca cevap verir, susuzluk çekilmez.
(3) Riba ve faiz yoktur. Para spekülasyonları ile birileri halkı, ülkeyi, devleti soymaz.
(4) Kapıları kilitlemeye lüzum olmaz.
(5) İçki, kumar, gece hayatı, bar, pavyon, diskotek, birtakım karıların resmen veya gayr-i resmî şekilde fahişelik yapmaları diye bir şey düşünülemez.
(6) Zenginler ile fakirler arasında geçim ve hayat tarzı bakımından uçurum, büyük farklılık yoktur. Zenginler, kendi istekleriyle orta halli bir hayat sürerler.
(7) Varlıklı kesim zekatlarıyla, sadakalarıyla, hayır ve hasenatlarıyla fakirleri ve sıkıntıda olanları destekler.
(8) Yalan söyleyerek, söz verip de sözünü yerine getirmeyerek halkı aldatanlar büyük ahlâksızlık yapmış, ağır suç işlemiş olurlar ve beş paralık itibarları kalmaz.
(9) Örnek ve gerçek Müslüman toplumda insan insanın kurdu değil, meleğidir.
(10) Emanetler ehil olanlara verilir. Ehil olmayanlara asla verilmez.
(11) Adam kayırma olmaz. En tepedeki adamın oğlu veya kızı suç işlese o da cezalandırılır.
(12) Mahkemeler işsiz, hapishaneler ıssız olur. Gayet az suç işlenir. Ufak tefek anlaşmazlıklar ve nizalar mahalle teşkilatı tarafından, mahkemeye gitmeden halledilir.
(13) Kadınlar ve kızlar asla rahatsız edilmez. Rahatsızlığa uğramamaları için her türlü koruyucu tedbir alınır.
(14) Haram yenilmez, yedirilmez.
(15) Müstehcen yayın yaparak zengin olmak, köşeyi dönmek diye bir şey düşünülemez. Çünkü böyle yayınlar kesinlikle yasak olur.
Bazıları için ne sıkıcı, ne geri, ne karanlık bir toplum değil mi?

________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

  yola çıkıyorduk tam o sıarad muhbir üstümüze çıkageldi  not : diye yazıya bakın yola çıkmadan diyor sonra bayan mit elamanı yanınıza bidon alın dedi bende olur dedim bunlar delil için gösteriyorum  aşğıdaki linke tıkla yazarın köşesine gelen bilgilere bak 

http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-tarakli,-goynuk,-geyve-5530.htm
ben yazarın köşsesinden kesip kopyalıyım yukardaki link açılmayabilir belki
 

Mehmet Şevket EYGİ

Taraklı, Göynük, Geyve

16 Ekim 2010 Cumartesi

TARAKLI, Sakarya vilayetine bağlı, tarihî İpek Yolu üzerinde küçük bir ilçe (eskiden ilçeye kaza denilirdi, birkaç sene önce üniversiteli) bir genç ilçe/kazayı trafik kazası olarak anlamıştı!..) Civarında sanayi olmayan, modern ana ticaret yolları üzerinde bulunmayan kendi halinde beş bin nüfuslu sakin bir şehir. En büyük özelliği eski Osmanlı evlerinin korunmuş olması. Birkaç konak restore edilmiş. Yazık ki, çağdaş Müslümanlar artık geleneksel evlerde oturmak istemiyor. Paran var, imkânın var, be muhterem dedenden kalmış eski konakta veya evde otursana!.. Avrupa'da 500 senelik eski evlerde bile oturanlar var. Pırıl pırıl tamir ediyorlar, boyuyorlar, içine (yapısını bozup çirkinleştirmeden) modern konforu koyuyorlar ve safa ile oturuyorlar.

Daha önceki gelişimde öğle namazını Taraklı Yunus Paşa camiinde kılmıştım. Hoparlörle Ezan-ı muhammedîyi çok ama çok yüksek sesle okuyorlar. Belki de 120 desibel... Bu yüksek mâdenî ses mukaddes ezana ve kulaklara çok zarar veriyor. Maneviyatı, huşû ve hudûu gideriyor. Niçin bu kadar yüksek açıyorlar sesi? Ne lüzumu var? Ruhaniyetli bir seviyede kalsa iyi olmaz mı? Muhterem Taraklı müftüsüne durumu arz ederim...

Namaz cemaati içinde gençler yoktu. Bir İslam şehri, Müslüman bir topluluk için bu iyi bir şey değil.

Taraklı'ya son gidişimde yemeği, Belediyenin çay bahçesi içinde, sakallı dindar bir vatandaşın işlettiği lokantada yedik. (Taraklı Park Lokantası, Yunus Paşa camii yanı, Tel. 0264/491 29 78. İşleten Mehmet bey). Yemekler nefisti, fiyatları da gayet makuldü. Az kuru fasulye ile başladık. Onun ardından bir tabakta yarım kavurma, yarım pilavlar. Nefis ve gerçek (sahtesi çok) esmer buğday ekmeği. Lokantacı bize ekstradan domates sövüş, yeşilbiber, yoğurt, tahin pekmez de ikram etti. Üzerine düzgün bir çay... Hesap ne kadar diye sordum, "30 lira yeter..." demez mi? Meğer indirim yapmış. Gönlüm razı olmadı, 40 lira verdim...

Taraklı'dan sonra Göynük'e gittik. Fatih Sultan Mehmed Han'ın hocası, mürşidi, şeyhi, kibar-ı, evliyaullah'tan, ârifibillah Akşemseddin hazretlerinin türbesi orada. Ziyaret ettik, Fatiha okuyup sevabını bağışladık, namazı oradaki tarihî camide kıldık. Caminin karşısındaki dükkandan yazma kumaşlar ve bir adet sırlı çömlek aldık. Belediye, cami karşısındaki parka büyük bir çadır yapmış. Orada oturup birer çay içtik. Göynük'te de eski evler, konaklar korunmuş, çoğu tamirden geçmiş, pırıl pırıl, ışıl ışıl. Gönle ferahlık ve sükûnet veriyor. Ne kadar sevindirici bir gelişme. Bu tarihî şehrin büyümesine imkân yok. Çünkü yeni binalar yapacak arazisi yok. Bir vadiye sıkışmış vaziyette.

Daha önceki gelişimde Belediye Başkanı muhterem Kemal Kazan Bey ile biraz sohbet etmiştik. Şehirde eski geleneksel sanatlarımızın canlandırılmasını, gelişmesini, kültüre yönelik hizmetler yapılmasını arzu ediyor. Tebrike şayan bir arzu. Kendisine birkaç rapor hazırlayıp göndereceğim. (Anadolu ve Trakya şehirlerimizin her birinde yöresel yemekler, tatlılar, börekler, şerbetler yapılmalı, duyurulmalı ve bunları oraya gelip gidenlerin yemeleri, tatmalı, alıp götürüp hediye etmeleri sağlanmalıdır.)

Örnekler:

Edirne'de badem ezmesi...

İzmit'te pişmaniye.

Afyon'da kaymak tatlısı.

Beypazarı'nda oraya mahsus tereyağlı kuru (kurabiye).

Çatalzeytin'de fındık tatlısı.

Evet, her şehrin böyle, hediye edilecek bir yiyeceği, tatlısı olmalıdır.

Her şehirde Devrek'in bastonu, Buldan'ın el dokuması kumaşları, Kütahya ve İznik'in çinileri, Avanos ve Çanakkale'nin çömlekleri gibi geleneksel bir sanat/zanaat faaliyeti bulunmalıdır. Böyle sanatlar Japonya gibi bir sanayi ülkesinde yaşatılıyor. Orada sekiz yüz seneden beri aralıksız üretim yapan dünyaca meşhur çömlek atölyeleri var. Sakın, cep telefonu kafalı biri kalkıp bu devirde çömlek mi yapılırmış demesin. Doğrusu çok ayıplarım...Çin'de, Hindistan'da sanayi çapında el yapımı kâğıt üretimi var da, bizde niçin yok? İstanbul'daki Kâğıthane Belediyesi'nin bu sanat veya zanaatı en kısa zamanda canlandırmasını temenni ve ümit ederiz.Adı üstünde...

Göynük'te camiye giderken görüştüğümüz esnaftan, belediye meclisi üyesi Muzaffer Man beye yakın alakası dolayısıyla teşekkür ederim.

Göynük'ün ortasında bir dere geçiyor. Çok ruhaniyetli bir İslam şehri. İnsan, devamlı olmasa bile böyle şehirlerde zaman zaman oturmalı.

Dönüşte Geyve'ye uğradık. Eski evler yok edilmiş, şehir betonlaşmış.Nüfusu biraz fazla (30 bin) ama orada da bahçeli bir eski zaman evinde oturulabilir.

Önümüzdeki günlerden birinde inşaallah Arifiye ve Ali Fuat Paşa'ya gidip biraz dolaşıp hava almak istiyorum.

Seyahat yapmak sağlığa iyi gelir. Yeter ki, seyahat ile fısk, fücur, içki, lüks, göz zinası, günah olan çalgılar birlikte olmasın.

Alın yanınıza çoluk çocuğunuzu veya birkaç arkadaşınızla birlikte günübirlik bir seyahat yapın. Yemeğinizi temiz ve mütevâzı yerlerde yerseniz incileriniz dökülmez. Namazı (varsa) tarihî bir camide kılarsınız. Bulabilirseniz el sanatı ve zanaatı bir hatıra eşya alırsınız. Temiz hava alırsınız, gözünüz gönlünüz açılır.

Not: Trafiğe dikkat.Yola çıkmadan önce sadaka verin, belaları ve kazaları biiznillah def' eder. Yanınızda biraz yiyecek maddesi bulunsun, gittiğiniz yerde, yolda rastlayacağınız aç bir köpek ve kediyi doyurun. O da sevaptır ve büyük bir ticarettir. Allah ile yapılan ticaret... Bir de bidon alın, tenha bir yolun kenarındaki çeşmeden su doldurun. Suyun geldiği yükseklerde ev, bina falan olmasın...

* (İkinci yazı)

Bunlar Çok Kötüdür

BİR ülke, bir halk, bir devlet için şu sayacağım şeyler çok kötüdür:

Ciddî ve önemli meselelerin ayağa düşmesi.

Memleket meselelerinin futbol meseleleri gibi tartışılması.

Siyasî parti taraftarlığının holiganlık haline gelmesi.

Ülkenin asıl gerçek gündeminin gözardı edilip onun yerine düzmece, yapay, fantezi bir gündem getirilmesi.

Siyasetten anlamayan milyonlarca vatandaşın kendilerini siyaset ordinaryüs profesörü sanıp işkembe-i kübradan ahkâm kesmeleri.

Politikacıların seviyesinin düşmesi.

Politika hayatının ve faaliyetlerinin kirlenmesi.

Ülkede halka ışık tutacak ve halkı yönlendirecek yeterli sayıda bilge ve aydın bulunmaması.

Büyük medyanın mafya, endüstri, holding haline gelmesi.

Siyasete popülizmin hakim olması.

Ayakbağı olan resmî veya gayr-i resmî ideolojilerin birer din gibi benimsenmesi.

(Türkiye için...) Ülkenin hakim (dominant) dini olan İslam'ın doğru şekilde bilinmemesi, anlaşılmaması, yorumlanmaması ve uygulanmaması.

Din sömürüsünün, mukaddesat bezirganlığının, dini süflî emellere ve ihtiraslara alet etmenin yaygın hale gelmesi.

Liselerde yeni kuşaklara yeterli miktarda yazılı-edebî Türkçe, tarih, felsefe (psikoloji), mantık, ahlak, metafizik, estetik), sanat kültür ve tarihi, mimarlık ve şehircilik, temel hukuk kültürü kazandırılmaması, gençliğin okur-yazar cahiller olarak yetiştirilmesi.

Para'nın en büyük değer haline gelmesi.

Millî barış ve toplumsal mutabakatın ortadan kalkması, ülkede birbirlerinden kopuk, birbirlerine zıt, birbirlerinden nefret eden halklar oluşması.

Toplumda çözülme ve dağılma alametleri görülmesi.

Yaygın, yoğun, genel bir kokuşma olması.

Uluslararası temizlik ve şeffaflık raporlarında ülke notunun (10 üzerinden) 7'nin altında olması.

Emanetlerin (başkanlıklar, memuriyetler, temsilcilikler, makamlar, mevkiler vs) ehil ve layık olanlara değil, ehliyetsizlere verilmesi. (Bu madde tek başına çöküş ve yıkılış sebebidir.)

Ceza Kanunu'nun toplumu çökertmesi.

Medenî Kanunun aileyi çökertmesi.

Millî gelirin adaletsiz olarak dağılması, fakirlerle zenginler arasında uçurumlar olması.

Yeni nesillerin, atalarının anadilde yazılmış mezar kitabelerini okuyamayacak kadar kara câhil olarak yetişmesi.

Her türlü ahlaksızlığın ve merhametsizliğin yaygın ve genel hale gelmesi.

Kötülerin iyilerden daha cesur, daha gözükara, daha atılgan olmaları.

Haram yemenin, gayr-i meşru şekilde zenginleşmenin normal görülmesi ve yaygın hale gelmesi.

16.10.2010



______________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
bir ara  2008 de bir sifil polise dedimki  abi size bir şey anlatacam dinlermisin ben nereye başvuracam ben garip bir olay yaşıyorum dedim anlat dedi  devlet için bilgi toplayanlar yani kendisi bir şekilde deşifre olmuş işte dedim evet dedi bunlar konuşmamı duydularmı konuşmalar aktarılıyor sabahleyin milligaste köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okuyorum konuşmalarım yazar tarafından analiz ediliyor dedim bu 6 bine yaklaştı sürekli var dedim bu işte bir gariplik yokmu dedim oda ilginç dedi valiliğe dilekçe ver  dedi olur dedim  valiliğe dilekçe verdim işe devletimiz için bilgi toplayanlar konuşmamı duydumu bilgi gidiyor milli gaste köşe yazarı mehet şevket eygi tarafından konuşmam analiz ediliyor dedim fişlememi var diye dilekçeyi verdim baktım gelen giden yok  araştırdım dilekçeyi buldum bir kurumda bu karakoldan sana çağrı gelir dediler git dediler 2008 ayın 13 önce perşembe günüydü kasımda  eve çok kez polis arabası gelmiş beni korakol amiri bekliyormuş ama ben işteydim eve geldim evdekiler bana ne bu yahu kaç kez eve polis geldi bu ne dediler bana korakola gittim orda amir yokmuş beni beklemiş yazıyı okumuş   cumartesi günü seni bekliyor dedi banada soru senin konuşmaların çokmu önemlide dedi onun için seni muhatab alıyorlar dedi yok memur bey devletin bilgilendirme çalışmasıymış bu dedim onun için bizim konuşmalarımızda eksik veya fazla bir şey varsa onu düzeltmek için muhatab alınıyormuşum emniyet istiharatında böyle bir açıklama yapıldı dedim ben bunlardan bir rahatsızlığım yok ama 6000 sayıyı buldu bu dedim niye fişleme varmı diye dilekçe verdim işte dedi ama amirine bilgiyi yanımda iletti oda tamam cumartesi günü gelsin görüşecem demiş ama bilgi mite ulaştı ertesi gün kumburgazda bir ufo görüntüleri diye çıktı gece bekçisi  çekmiş ama daha önce çekilen bir görüntü karakolda verdiğim ifadeyle hemen ertesi gün tevede yayınlanıyor olması dikkatimi çekti  yani ben emniyet amirine algılama konusu açıldı ya haktan akdoğan bu algılamamla ilgili daha önceden ufo olayıyla bağlantı kurması dikkatimi çekti işte aşğıdaki linke bak izle
 istanbul  kumburgaz ufo açıklaması  video 2 diyor www.siriusufo.org tıkla buraya ordan bak
   video galerisi diyor wep sitesinde var haktan akdoğan ve gece bekçisiyle konuşmaları var oraya bakın 
 İstanbul Kumburgaz UFO / Açıklama Videosu 2 genede ben buraya linki atıyım izlersiniz aşağıdaki link siriusufodaki video galerisinde aldım aşağıdaki linke tıkla bak
 
 
 
tabi bu arada beni cumartesi günü evimden aldılar doğru karakola 2008 11 15 günü cumartesi günüydü beni karokola götürdüler uzun yazmayım kısa kesiyim yazıyı amirin
karşışına dikdiler evet abicim dilekçe vermişşiniz evet dedim ben buna bi ablam veremiyorum mitte deşifre olan muhbirlerle konuştuğum sürekli milli gazete köşe yazarı
mehmet şevket eygi beyin köşesinde ertesi gün sürekli böyle dedim ordan konu açıldı çaylarıda içiyoruz sağolsunlar ben bi ara marksist rejimi eleştirdiğimi sovyet rusyanın çökeceğinden bagsettim bu konuşma aktarılmış yazarın birinci yazısına bakın ikinci konuşmam abd çökecektir buda aktarılmış yazarın birinci yazısında daha sonra konuşma
bana amir dediki ergonokon örgütün başı kim dedi bende ne biliyim abi dedim bu konuşmada gitmiş yazarın ikinci başlığına bakın  kısa notlar diye ikinci başlığı neyse ben
amire dedimki dalga geçmeyi bırakta güneydoğuda aşayiş berkemalmi dedim  ve ekledim siz beraber çalıştığınız mit teşkilatı bana kafayı takmış güneydoğuda aşayişi
sağladınızmı dedim buda aktarılmış yazarın ikinci başlığındaki yazısında güneydoğuda neler oluyor diye başlığın devamı bana ait Güneydoğu’da neler oluyor? Havalar
soğudu ama Hakkari’ye veya Tunceli’ye bir haftalık bir tatile ne dersiniz? Yooo gidemem... Oralarda güvenlik yok, gerginlik var. Devletin çok büyük bir adamı bile çelik
yelek giyerek gidebildi. Tatil yapmaya gidemediğin bir yurt parçası senin midir? bu konuşmalar yazarın kısa notlar diye ikinci başlığında 
tabi o anda içeriye bir memur girdi amirim para karşılığında bir kadını fuhuş yaparken yakaladık hah dedim amirim tamda üzerine geldi işte toplumda o kadar terbiye
edilmesi gereken varken mit bana kafayı takmış bu insanları terbiye etse ya mit teşkilatı dedim bu konuşmalar aktarılmış amirim fuhuş yapan kadını yakaladık dediya bu
 olayda aktarılımış yazarın ikinci başılığındaki sonlara doğru bakın şu yazıyı göreceksiniz (Bir manken, bazı mankenlerin para mukabilinde zengin iş adamlarıyla yattıklarını
söylemiş.)
amirim bakın İki kız evden kaçmışlar. Her halde ya manken, ya artist olmak için. Birkaç gün içinde 25 kişinin tecavüzüne uğramışlar. Geçmiş olsun. ya dedim oda aktarılmış
bu yazıda yazarın ikinci başlığında  artı çok uzar diye kısa kestim yazarın çoğu yazısıda bana ait NOT: ben burda şunu anlatmaya çalıştım bakın algılama ile bilgiler haktan
 akdoğana sosyal konularda milli gazeteye birde şuna dikkat çekiyim ben amire diyorumki ben muhatab alınmak istemiyorum mit tarafından diyorum genede konuşmalar
sabahleyin yazarın köşesinde 
 Cool Çarşafın Güzelliği - Mehmet Şevket Eygi
 M. Şevket Eygi - Milli Gazete
2008-11-16
Çarşafın Güzelliği GAİPTEN haber mi veriyorsun diye çatan kimseye: Görünen köy kılavuz istemez. Sonbahardan sonra kışın geleceğini söylemek gaipten haber vermek değildir. Bendeniz daha 1960’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin çökeceğini, Marksist rejimin yıkılacağını yazıp duruyordum. Çünkü âdil olmayan, halkına ve insanlığa zulmeden bir devlet ve sistem ayakta durmaz.

Evet yakın bir zamanda ABD çökecektir. Çünkü zulm ediyor. Sadece Irak’ta bir buçuk milyon insan öldürdü. Batması için bu yeterli bir gerekçe değil midir?

Roma’daki Papalık da son bulacaktır. Bin türlü sebebi ve gerekçesi vardır. İnsanlığa rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimize (Salat ve selam olsun O’na) dil uzatan bir dinî makam ayakta durmaz. Ne zaman çöker, biter? “Vakt-i merhunu” gelince... Kesin tarihini bilemem.

Başka zulüm rejimleri ne olacak? Onlar da batacak, onlar da batacak. Tarihe bak, hangi zulüm rejimi veya sistemi ilebed pâyidar olmuş?

Birisi, çarşafı beğendiğime kızmış. Böylelerinin ömrü kızıp köpürmekle geçiyor. Yakın tarihimizin büyük ediplerinden ve estetlerinden Yakup Kadri ne yazmış:

“Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin (ortamın) yegane süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor...” Yazarın Çarşafa ve Peçeye Dair” başlıklı meşhur yazısının ilk cümleleri.)

Bazıları ne kadar fanatik. İnsanların, beğenip beğenmeme hürriyetlerini tanımıyorlar. Ben gerekçeler gösteriyorum. Büyük edip ve estet Yakup Kadri de beğenmiş diyorum.

Bir Müslüman, mini etek kıyafetini, kadınların plajlarda erkekler içinde bikini mayo ile dolaşmasını, seksî veya şehevî kıyafetlere bürünmesini kabul edip beğenebilir mi?

Gayr-i Müslimlerin, Müslümanları anlamaya çalışmaları lazımdır. Kızıp köpürmekle çözüm üretilmez. Biz bu memlekette çeşitliliklere saygı duyarak sosyal barış ve mutabakat içinde yaşamaya mecburuz. Biz onların kıyafetine karışmıyoruz, onlar da bizimkilere karışmayacak.

29 Ekim Cumhuriyet bayramı... Bayram resepsiyonu için, Çankaya Köşkü’ne davet edilmiş bir vatandaş başına zarif bir kalpak sırtına güzel bir istanbulin giyerek gitse içeriye alınır mı? Alınmaz. Halbuki bu serpuş (başlık) ve elbise bizim millî kıyafetlerimizdendir. Bir milyar nüfuslu Hindistan’ın başbakanı istanbulin giyiyor. Biz niçin giyemeyecek mişiz?

Birkaç yıl önce İstanbul’un büyük otellerinden birine, Kızılay’ın tertiplediği bir toplantıya davet edilmiştim. Yakınımdaki masada dinî kisvesi içinde yüksek dereceli bir Ermeni papazı oturuyordu. Başında serpuşu, sırtında tarihî elbisesi vardı. İstanbul müftüsü orada mıydı bilemedim. Başına sarık sarmış, sırtına cüppe geçirmiş olsaydı muhakkak kalabalık içinde fark ederdim. Avrupa kostümü, Frenk gömleği, kravat din adamlarına hiç mi hiç yakışmıyor.

Japonlar ilerlemek için millî kıyafetleri olan kimonoyu yasakladılar mı?

Son derece zor yazılarını değiştirdiler mi?

Bizim devrimcilerin “beynelmilel erkam” (uluslararası rakamlar) dedikleri, Avrupa’da “Arap rakamlarıdır”.

Türkiye Ortadoğu’nun Japonyası olabilirdi. Niçin olamadı? İlerleyeceğiz, medenileşeceğiz, kalkınacağız diye yanlış bir yola girildi. Şekilcilik, ucuzluk, yüzeyselcilik...

Türkiye Avrupalılaşmış olsaydı, şu gülünç ve rezil başörtüsü yasağı olmazdı. Bana, başörtülü Müslüman kızların üniversitelere alınmadığı bir tek Avrupa ülkesi gösterin. Gösteremezsiniz.

(Çarşaf çok güzel, çok zarif bir kadın kıyafetidir. Bütün çarşaflar güzel değildir. Bendeniz güzel olanlarını beğeniyorum.)

Kısa Notlar

KORKULAN ve beklenen oldu, Ergenekon davası tavsadı, magazinleşti, gündemin birinci maddesi olmaktan çıkıp altlara düştü.

Güneydoğu’da neler oluyor? Havalar soğudu ama Hakkari’ye veya Tunceli’ye bir haftalık bir tatile ne dersiniz? Yooo gidemem... Oralarda güvenlik yok, gerginlik var. Devletin çok büyük bir adamı bile çelik yelek giyerek gidebildi. Tatil yapmaya gidemediğin bir yurt parçası senin midir?

Tuncay Güney’in ortalığı allak bullak eden beyanları Yahudi cemaatini çok rahatsız etmiş. Böyle bir m yoktur diyorlar. Bendeniz 22 Nisan 2007 tarihli yazımda, Tuncay Güney’in instuteus.com’daki bir yazısından bahs etmiştim. Merak edenler o siteye girebilir. Hahamlığını bilmem ama Tuncay Güven’in Yahudiliğinde hiç şüphe yoktur. Onun Türk isminden başka bir de Yahudi ismi vardır muhakkak.

Şu anda içimizde hayli Kripto Yahudi bulunmaktadır. Dışı Türk ve Müslüman, içi Musevî-Yahudi. Karpuz gibi, dışı yeşil içi kızıl.

Dindar kesim içinde de varlar. Dikkatli ve ihtiyatlı hareket ediyorlar, bazen kralcıdan daha kralcı oluyorlar.

İzmir’li bir Sabataycı, büyük bir İslâmî cemaat içinde uzun müddet önemli roller oynadı.

Ergenekon dosyasında “Ergenekon İlahiyatçıları” konusunda bir şey yok. Ergenekon İlahiyatçıları ne demektir? Dikkatli vatandaşlar, Ergenekoncuların namazı günde ikiye indirmek konusunda çalışma ve projelerinden haberdardır. Ünlü anlı şanlı, eli bayraklı bir İlahiyatçı yıllardan beri Ergenekoncularla pek sıkı fıkıdır.

Kimse darılmasın, kızıp köpürmesin ama biz Müslümanlar yatakta uyuyoruz, ayakta uyuyoruz. Konuşurken, merdiven çıkarken, inerken, hep uyuyoruz. Hadiselerin içyüzünü bilmiyoruz.

Korkunç, dehşetli yolsuzluk, rüşvet, talan, vurgun haberleri alıyorum. Yazamam yazamam yazamam. Ben canımı sokakta bulmadım...

İktidar, Alevî oylarını alabilmek için tâvizler (ödünler) vermeye hazırlanıyor.

Bir manken, bazı mankenlerin para mukabilinde zengin iş adamlarıyla yattıklarını söylemiş.

İki kız evden kaçmışlar. Her halde ya manken, ya artist olmak için. Birkaç gün içinde 25 kişinin tecavüzüne uğramışlar. Geçmiş olsun.

Bir milletvekilinin büyük yük gemisi Hint Okyanusu’nda korsanlar tarafından zapt edilmiş.

Somali’nin bir bölümü Şeriatçilerin eline geçmiş. Bizim ilericiler bundan hiç memnun değil. Öyle ya, Şeriat hukukunda hırsızların eli kesiliyor.
Obama başkan seçilince bazı vatandaşlarımız sevinçlerinden oynamış, kurbanlar kesmiş... Zavallı kurbanlar...

__________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
sabahleyin kahvaltı yapıyorum eşim dediki haberin varmı dedi neden dedim rusyaya meteor düşmüş deyince 
afalladım halla halla dedim ne kadar ilginç ben bunu rüyamda gördüm olmadan önce dedim çok ilgincime gitti
bu  derken işe gittim orda daha önceden deşifre olan mite  bu konuyu açtım böyle böyle oldu bu konuyu aktarır 
bilgiler gider diye ona dedimki rusyaya meteor düşmüş halbuki ben bunu olmadan bir gün önce rüyamda gördüm
espirili bir şekilde kahiniyim neyim dedim biraz gülüştük ben hatta bende sezi var ama önsezim olduğunu ilk defa
başıma geldi dedim işte bu bilgiler aktarıldı ertesi gün foks tvde son durak diye bir filim koyuldu bilginin gittiğini böyle
 anladım daha önceki tecrübelerime dayanarak ben bekliyordum haktan akdoğana bu bilgiler gider diye öylede oldu 
ufolar metooru vurdu diyor seyrettim ertesi gün şimdi o deşifre olan mit elamanıyla akşama mesei bitimine doğru 
 konu açıldı işte hazreti isanın yeryüzüne ineceğine dair mütevâtir hadislerde belirtiliyor bu yazarın birinci başlığındaki bilgiler
 gitmiş hatta ben mite elamanına dedimya kahinmiyim oda yazarın birinci başlığındaki kendi yorumları ben mite dedimya sezim var
ama önsezimin olduğunu bilmiyordum  falan işte oda yazarın birinci balığında neyse başka konularda konuştuk geleneksel sanat zanaatlarımız 
oda yazarın ikinci başlığında hatta orda milli yiyecek milli içecekler yazısı var ordaki konuşmalar bana ait 
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Son_Papa_Tahta_Oturacak/13782#.USUCBB3HF2A
 
 
Mehmet Şevket Eygi
 
 
Son Papa Tahta Oturacak
Mehmet Şevket Eygi
19 Şubat 2013 Salı 00:00

2005’te Papalık tahtına oturmuş olan 16’ncı Benoit’nın istifa etmesi hatırlara Aziz Malachie’nin kehanetlerini getirdi. Bu kehanetlere göre, Benoit sondan ikinci Papadır, kendisinden sonra bir Papa (Petrus Romanus) daha gelecek, ondan sonra yedi tepeli şehir tahrip edilecek ve Papalık sona erecektir.

Bulgaristanlı âma kâhine Baba Varga’nın (1911-1996) kehanetlerinden biri şudur: “Amerikanın başına zenci bir başkan geçecek, bu zatın başkanlığı esnasında büyük bir ekonomik kriz olacak ve üçüncü dünya savaşı başlayacak. Siyahî başkan Amerika Birleşik devletlerinin son başkanı olacak, ondan sonra Birleşik devletler olmayacak, devletler olacaktır.”

Nostradamus’un bazı dörtlüklerinde doğru dürüst anlaşılmayan bir dil ve üslup ile âhir zamanda Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında büyük ve kanlı savaşlar olacağı beyan edilmektedir.

Yirminci asırda dünya iki büyük genel savaş yaşadı. Şimdi üçüncü genel ve korkunç savaşın ayak seslerini duyuyoruz.

Üçüncü büyük savaşın patlayacağını söylemek için kâhin olmak gerekmez.

Âhir zamanda Hazret-i İsa’nın (Selam olsun ona) yeryüzüne ineceği, mânen mütevâtir hadîslerle kesin olarak bilinmektedir. Reformcu ve modernist ilahiyatçıların bunu inkar etmelerinin kıymeti yoktur. Ehl-i Sünnet İslamlığında nüzul-i İsa aleyhisselam konusunda icmâ vardır.

Üçüncü dünya savaşında Türkiye’nin durumu ne olacaktır? Bendeniz kâhin mâhin değilim, bu konuda konuşmak istemem. Gördüğüm, sezdiğim, tahmin ettiğim bazı gerçekler var. Onları beyan etsem, şiddetli tepkiler alacağımı bildiğimden susuyorum.

Dostlarıma tavsiyelerim: Mal konusunda hafifü’l-haz olsunlar… Çok sadaka versinler… Namaz ve sabır ile Hak’tan yardım istesinler… İmanlarını bid’atlerden, sapıklıklardan, küfürden, nifaktan korusunlar… Fitne ve fesada bulaşmasınlar… Her türlü cemaat ve fırka holiganlığından, militanlığından, fanatizminden uzak dursunlar…

Gelecek, büyük hadiselere gebedir. Ömrü olan görecektir.

(Not: Haram ve gayr-i meşru yollarla zengin olan rantçıların, komisyoncuların, ihalelere fesat karıştıranların, türedilerin, vakıf mallarına el uzatanların, saçı bitmedik yetimlerin haklarını gasb edenlerin, zekat uğrularının gelecekleri çok karanlıktır. Haram servetlerini tasfiye etmelerini, üzerlerindeki kul haklarından kurtulmalarını tavsiye ederim ama biliyorum ki, bunu kabul etmeyecekler, dünya allak bullak oluncaya kadar haram servet yığmaya devam edeceklerdir. Maziye baksınlar: Haram parayla kim âbâd olmuş ki…)

 

* (İkinci yazı)

Geleneksel Sanat ve Zanaatlarımız

Geleneksel milli sanat ve zanaatlerimizin çok ihmal edildiği kanaatindeyim. Türkiye bir lüks ve kitsch rüküşlüğü anaforunu kapıldı, gidiyor.

Japonya’ya bir göz atalım, dünyanın üçüncü sanayi ülkesi olan Doğan Güneş İmparatorluğu’nda bütün milli sanatlar yaşatılıyor. Orada sekiz yüz senedir sönmeden çalıştırılan çömlek fırınları, atölyeleri var. Ne kadar eski geleneksel sanatları varsa yaşıyor, yaşatılıyor. Japonlar el yapımı kâğıttan ve bambudan elbise bile yapıyor. Onlar hem otomobil sanayiinde dünya birincisi, hem de el sanatlarında dünya birincisi.

Biz milli ve yerli olan hemen hemen her şeye sırt çevirmişiz.

Çömlek sanatı dediğin vakit birtakım cahil çokbilmişler bu devirde çömlek mi olur diyecekler. Kültürleri, ufukları, sanat boyutları yeterli değil.

Keşke bir “Güzel Sanatlar ve Zanaatler Üniversitesi” kurulsa ve sayıları 300’e yaklaşan milli sanatlarımızı geliştirmek için faaliyet gösterse.

Türkiye’de turizm patladı. Yılda otuz milyon yabancı geliyor. Maalesef bunların büyük kısmı ucuz, kalitesiz turist. Lakin hepsi böyle değil. Bu turistlerin bir milyonu cebinde para olan, kaliteli turist olsa ve biz onlara yüzlerce çeşit kaliteli ve sanatlı hatıra eşyası satabilsek bu sahada da patlama olur.

Ticari faaliyetlerde ahlak şarttır. Bendenizin bin dolara alabileceği bir halıyı turiste üç bin dolara satmak ahlaksızlıktır.

İran’da milli sanatlar çok gelişmiştir… Yunanistan’da müzelerdeki tarihi el sanatı eşyaların replikaları yapılıp satılıyor… Hindistan’da da öyle.

Çinliler öylesine çalışkan ve becerikli ki bizim ipek Hereke halılarını taklit ediyorlar, bir köşesine HEREKE yazıyorlar, üçte bir fiyatına satıyorlar… Hindistan’da sahipleri Müslüman olan bir el yapımı kâğıt fabrikası var, yüz çeşit kâğıt üretip bütün dünyaya ihraç ediyorlar.

İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde binlerce Çin’de üretilmiş ıvır zıvırları satan ucuz mağazalar var. Bir ara ne alırsan 1 liraydı, şimdi biraz zamlandı. Böyle bir mağazada bin çeşit ıvır zıvırın yanında, elli veya yüz çeşit sanat boyutu olan objeler de bulunuyor.

Bundan bir ay kadar önce Mercan’daki Şark Han’a gitmiştim. Porselen, üzeri Çin usulü resimlerle ve Çince yazılarla nakışlanmış, tutacak yeri hasır kaplı kocaman bir demlik aldım. Fiyatı 10 TL… Toptan alsam belki de beş altı liraya alabileceğim.

Endonezya’dan ithal edilen el yapımı kâğıttan defterler, fotoğraf albümleri var, ciltleri ağaç yapraklarından yapılmış.

Bütün sanatlarımız, zanaatlerimiz geriliyor, çöküyor. Bursa’da ipekçilik can çekişiyor.

Doğu vilayetlerimizde eskiden, kadınların sokak giysisi olarak el tezgâhlarında ihramlar dokunuyordu. Onlar da çok azaldı.

Ayakta duran birkaç sanat: Kütahya çiniciliği… İznik çiniciliği… Avanos çömlekçiliği… Biraz bakırcılık…

Son otuz kırk yıl içinde zeytinlikler tahrip edildi, yerlerine binalar, yazlıklar dikildi. Bazısı yüzlerce yıllık o cânım zeytin ağaçlarını yamyamca, vandalca, acımasızca kestik, odun yaptık. Yahu, zeytin ağacının tahtası fildişi, abanoz, kehribar gibi kıymetli bir maddedir. Bunları, Filistin’de yapıldığı gibi yontup sanat eşyasına çeviremez miydik?

Bundan yüz küsur sene önce üretilmiş eski bir cihaz, mesela borulu bir gramofon yahut antika bir telefon buldunuz. Bunları Hindistan’a Bombay’a götürün, ustalarını atölyelerini bulun, size aynısını yaparlar ve sipariş verirseniz seri üretime geçerler.

Ülkemizin birçok yerinde sapları boynuzdan bıçak ve çakı yapılıyordu, onlar da çok azaldı. On sene kadar önce Gürcistan’dan dönerken Sürmene’den el yapımı bir bıçak almıştım.

İki örnek vermek istiyorum: Birinci örnek, Devrek bastonculuğudur. Orada böyle bir el sanatı gelişmişse, Türkiye’nin en az iki yüz elli başka şehrinde, başka sanatlar gelişebilir… İkinci örnek: Yakın zamana kadar el arabalarında, tablalarda satılan simit şu anda simit saraylarında satılıyor, birçok konuda da böyle gelişmeler olabilir. Mesela kültürlü, becerikli, imkânlı bir müteşebbis “Ben dünyanın en lezzetli böreğini yapacağım diyecek” ve faaliyete başlayacak. Böreğin ana maddesi nedir, un… Türkiye’de maalesef kaliteli lezzetli börek yapacak buğday türü bile hiç kalmamış dememeyim, çok azalmıştır. Bütün ülkeyi araştıracak en kaliteli, lezzetli, buğday kokulu unu bulacak, bulamazsa ithal edecek… Etli böreklerin harcı yaylalarda beslenmiş hayvanlardan olacak… Öyle rasgele peynir kullanılmayacak, seçme olacak. Efendim ıspanaklı börekler, pazılı börekler, ısırganlı börekler, madımaklı börekler… Böreğin pırasalısı, mantarlısı, pirinçli ve tavuklusu da olur… Tabii en iyi börekler tereyağı ve (sıkı durun) terbiye edilmiş kuyruk yağıyla olur… Terbiye edilmiş kuyruk yağı ne demektir, onu yıllar önce anlatmıştım… Benim çocukluğumda bütün Türkiye soğanla, elmayla, sütle terbiye edilmiş kuyruk yağı yerdi, bu kadar hastalık da yoktu. Neyse biz börekçimize dönelim: Börek sarayı açıldı, on çeşit börek yapılıyor, müşteriler gelmeye başladı. Yiyenler zevkten dört köşe oluyor. Böreklerin yanında yaylalardan gelmiş yayık ayranları, demirhindi=temr-i hindî şerbetleri, bildiğimiz normal çay, naneli Mağrip çayı… Öyle börekler ki büryan kebabından, kuzu dolmasından daha lezzetli.

Söylemesi kolay yapması zor.

Üç yüze yakın geleneksel sanatımız gevezelikle, zevzeklikle, bürokrasiyle, emanetleri ve işleri ehil olmayanlara vermekle, asalaklıkla elbette gelişmez.

Ya memleketteki bilen, becerikli, çalışkan, hünerli, marifetli ustaları, uzmanları, üstatları bulacağız; yahut Çin’den, Hindistan’dan, İran’dan, Afrika’dan böyle ehliyetli kimseler getireceğiz.

19.02.2013