Benim Sitem

mehmet şevket eygi beyin 2014 yazıları

 
 
 

ÖN AÇIKLAMA 
 açıklama ben deşifre olmuş milli istihbarata bilgi toplayan muhbirlerle aslında deşifre olduğundan haberi olmayan  ister istemez konuşuyoruz zaten çoğuda arkadaş çevresinden oluyorlar kişilik olarakda iyi insanlar  beraber geziyoruz yemek çay içiyoruz takıldığımız kefede oluyorlar genelde neyse ben deşifre olanların yanında ne konuşmuşsam konuşmalar aktarılıyor sabahleyin dikkat edin gece 12 olsa sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eygi beyin köşesinde okuyorum genelde konuşmamı başlık yapar sonra kendi düşüncelerini yazar eğer hoşuna giden bişey varsa o konuyu baya köşesinde yazar veya bilgi eksiklği varsa o konuyu açar vs ben emiyet istihbarat şubesine delil  gösterdim 2 yıl bu çalışmanın toplumu bilgilendirme çalışması olduğunu söylediler evet aynen öyle bende bunu farketmiştim  bilgili olduğumdan dolayı değil yönlerdirilmek için muhatab alınıyorum ama 1997  yılından bu yana senenin 350 günü var hergün ben bunu anlamış değilim 2013 geldik halen devam ediyor eğer bu bilgilendirme çalışmasıysa toplumum en cahili benim demekki o kadar aşayiş konusunda çizgiden çıkmış siyasi olarak devlete kazandırılması gereken çok kişi varken terbiye edilmesi gereken insan varken bunu anlamış değilim not: 1997 yılından bu yana ben ne konuştum yazarın köşesinde ben sadece 2012 yılından sonra not anlamaya başladım delil babında bişeyler gösteriyim diye yazarın bi zaman gelirde linkleri açılmayabilir diye yazarın köşesinden kesip kopyalama yaptım orjinaldır 70 milyonda birimciyim nedense burdaki olaylar 2014 tarihi itibariyle 

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyorduk işte çoçuklar voş vakitlerini tv ve cep telefonuyla geçiriyorlar halbuki kitab akusalar daha iyi olur dimi işte baya konuştuk yazarda katkıda bulunmuş ikinci yazıda 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Yılbaşı Azgınlıkları
Mehmed Şevket Eygi
30 Aralık 2014 Salı 00:43

YILBAŞI eğlenceleri İslama, Kur’ana, ahlaka, Sünnete, Hikmete, terbiyeye aykırı içkili, fuhuşlu pisliklerdir. Böyle kötü şeyleri gerçek dindar Hıristiyanlar bile kabul etmezken biz Müslümanlar böyle pisliklere nasıl katılıp eğlenebiliriz? Allahtan korkalım… Azgınlıklardan uzak duralım… Dinimizi imanımızı tehlikeye atmayalım. 
Yılbaşı gecesi yatsı namazı kılmak için camiye gidersiniz. Ondan sonra gecenizi normal bir gece olarak Müslümanca geçirirsiniz. Faydalı sohbet edilecekse çay yapıp birkaç din kardeşinizle bir araya gelip sohbet edebilirsiniz.
Kesinlikle fitnevizyon cihazını açmaz ve seyr etmezsiniz.
Yılbaşı gecesi diye boza içmeniz, pasta yemeniz bile caiz olmaz.
Hadiste bildiriliyor. Âhir zamanda adam geceye Müslüman olarak başlayacak, sabaha kafir çıkacakmış. Cenab-ı Hak bizleri böyle bir felaketten korusun.
Diyanet İşleri Başkanlığı yılbaşı çılgınlıkları ve azgınlıkları konusunda Müslüman halkı uyarmalıdır. Uyarmazsa günaha batan Müslümanların vebali Başkanlığın üzerine yıkılacaktır.
Bütün islamî cemaatler, tarikatlar, gruplar, hizipler de aynı uyarıyı yapmalıdır. Bu, bir emr-i mâruf ve nehy-i münker farzıdır. Terk edilirse toplumun üzerine azab inebilir.
Müslümanları uyarmak, aydınlatmak, bilgilendirmek, onlara nasihat etmek muhakkak ki, çok zarurî, çok lüzumlu, çok faydalı, çok feyizli ve bereketli bir hizmettir. Cenab-ı Hak cümlemizi ya doğrudan doğruya, yahut dolaylı olarak böyle hizmetler nail kılsın. 
İçki içmek… İsraflı şekilde yemek yemek… Sarhoş olup dağıtmak… Çıplak kadınlarla erkeklerin Kur’ana, Şünnete aykırı bir şekilde ihtilat etmeleri… Çeşit çeşit fuhşiyyat… Piyangolar, lotaryalar, talih oyunları… Fuhşiyyat, zina… Şehvetleri kamçılayıcı şeytanî müzik… Zerre kadar şüphe yoktur ki, bunlar mâsum eğlenceler değil, şeytanın azdırıcı ve günaha sokucu tuzaklarıdır.
Müslümanlar!.. Kendinizi, çoluk çocuğunuzu, din kardeşlerinizi yılbaşı azgınlıklarından ve felaketlerinden koruyunuz.
Hiçbir şey yapamazsanız, bari kendinizi ateşin kenarına çekiniz.
 
* (İkinci yazı)
Faydalı Kitap

BU ülkede milyonlarca Müslümanın, her gün en az bir saat boyunca faydalı kitaplar okuması ve kültür, ilim, bilgelik konularında ilerlemesi lazımdır.
Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” buyurmuşlardır. Yani her yeni gün, bir öncesinden ilim irfan hayır hasenat sevab bakımından daha ileri olacaktır.
Faydalı kitaplar okumak bizim en büyük tutkumuz, merakımız, hevesimiz olmalıdır.
Milyonlarca Müslüman her gün saatlerce kötü fitneci ahlaksız cehennemî tv’leri seyrederek zehirleniyor.
Ömrümüzün büyük bir bölümünü cep telefonu zevzekliklerine gevezeliklerine kurban ediyoruz.
Öyle okumuşlarımız var ki, üniversiteyi bitireli on beş sene olmuş, bu uzun müddet zarfında bir tek kitap okumamış. Ne büyük eksikliktir bu.
Bütün faydalı, lüzumlu, zarurî ilimler sadece kitap okumakla öğrenilmez ama kitap okumak suretiyle yine de çok şeyler öğrenilebilir.
Müslümanlar neler okumalı?
Önce temel din bilgilerini doğru şekilde öğrenmek için muteber din, ahlak kitapları okumalı.
Sonra edebiyat, tarih, hikmet…
Dinlenmek için seyahat ve hatıra kitapları.
Sağlığını koruma… İslama uygun düzgün bir hayat sürme… İslam büyüklerinin menkıbeleri…
Her gün en az on yeni bilgi, kültür referansı edinilmelidir.
Bazı yabancı ülkelerin metrolarında, trenlerinde, toplu taşıma vasıtalarında çok sayıda kitap okuyan yolcu görülür. Bizde yok.
Bazıları kitap okuyacağına dedikodu ve gıybet yapmayı seviyor. Siyaset entrikaları… Her konuda seviyesiz magazin haberleri… Futbol… Telefon zevzeklikleri… 
Akıllı bir liseli genci düşünelim. Her gün kısa ve özet de olsa on faydalı bilgi öğrense senede üç bin küsur, beş sene sonra yirmi bine yakın bilgi…
İçinde ahlaksızlık olmayan güzel romanlar, okuyanı dinlendirir… Tarih kitapları ibret verir… Seyahat kitapları insanın ufkunu açar… Dinî ahlak kitapları, büyüklerin ibret verici hayatları düşündürür ve ıslah eder…
İyi, faydalı, güzel, uyarıcı, aydınlatıcı, doğru bilgilendirici, dinlendirici kitaplar, okuyanları başka dünyalara götürür.
Kitaplar kapılar gibidir. Açarsın, karşına bambaşka bir alem çıkar…
Müslümana en lüzumlu kitaplar doğru, muteber, güvenilir, faydalı, yükselten, aydınlatan din ve ahlak kitaplarıdır. 
Bir Müslüman, İmam Gazalînin İhyâ kitabını iki sene içinde her gün bir saat okusa, bu kıraatin sonunda alim ve fazıl bir kimse olabilir. Olur demedim, olabilir dedim. İçindeki bilgileri hem anlamalı, hem zihnine iyice nakş etmeli, hem de hayata uygulamalıdır. Bir takım İhya almış, kütüphasine koymuş ama okumuyor. O adamcağız İhya turşusu kurmuştur. Okunmayan İhya fayda vermez.
İhya okuyor, sonra gıybete devam ediyor. Ne anladım ben böyle okumaktan… Merkep okuması…
Dünya hayhuylarının bulanık ve kirli selleri içinde yuvarlanıp gidiyoruz.
Trafik sıkıntısından, kafa dağınıklığından, dedikodudan, gıybetten, tv’den, futboldan, cemaat holiganlığından, cep telefonu belasından kendini kurtarıp da muntazaman (intizamlı ve devamlı) şekilde faydalı kitaplar okuyabilenlere ne mutlu.
Büyüklerimiz “Ya öğreten ol, ya öğrenen… Üçüncüsü olma…” buyurmuşlar.
30.12.2014   


__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz veya dinliyor işte ben hanıma islami tesettürlü kaban aldım işte onu muhatab almış onu açıklamış işte sonra zekat konusu geçti onuda almış arkasından konunun yani sonra çoçuk konusu geçti nasihat babında ele almış sonra çarşıda ev yazlık mobilyaya baktık  konustuk onuda ele almış sonra muhbir evimizdeydi açıktım ya dedim işte bana bir yemek getirin onuda muhatab almış sonra bana biri kötülük yapan birini anlattım ona onu almış nasiha etmiş işte sonra bende o sırada dedimki benim annemin bir özelliği var gıybet etmez öyle bir kadınki helal dedim onda almış o sırada ben fitnevizyon cihazı dedim medyada o anda açık saçık bişey çıktı onu kapattım işte onuda ele almış köşesinde o sırada işte zırpır biri telefonda konuşuyor işte onu ele almış o sırada yemek yedim sonra tabakta hiç bişey bırakmadım sünnetledim onu almış işte ekmek kırıntılarını ellerimle topladım onuda ele almış sonra ikinci yazıda nasihat babında ele almış 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Tebrikler Tebrikler
Mehmed Şevket Eygi
29 Aralık 2014 Pazartesi 00:26

BAŞTA Hayrat Vakfı olmak üzere, İslam-Kur’an yazısına, hurufuna ihlasla hizmet eden bütün Nurcuları tebrik ediyorum.
Ehl-i Sünnet inancını ve fıkhını reformculara, Mutezilîlere, Fazlurrahmancılara karşı ihlasla ve cesaretle savunan bütün ihlaslı muhterem hocalarımızı, düşünürlerimizi, yazarlarımızı tebrik ediyorum.
Şeytanî Batı tesettürüne bürünmeyen, takıp takıştırıp, sürüp sürüştürüp sokaklarda kamu alanlarında fink atmayan; islamî, Kur’anî, şer’î tesettüre bürünen, hicaba dikkat eden bütün İslam hanım ve kızlarını tebrik ediyorum.
Allahın kendilerine verdiği kazançların, servetin bir kısmını muhtaç ve miskin fakirlerle paylaşanları, zekatlarını Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde verenleri, ellerinden hürmetle öperek tebrik ediyorum.
Çocuklarına küçük yaştan başlatıp ilmihal ve Kur’an öğreten bütün ana babaları tebrik ediyor, inşaallah evlatları, salih ameller işleyen iyi insanlar olur da, kendileri öldükten sonra defterleri kapanmaz diye ümit ediyorum.
Çocuklarını yedi yaşından itibaren namaza alıştıran, ergen olunca devamlı kıldıran ebeveynleri tebrik ediyor, Allah size kat kat ecir versin diyorum.
Ev, yazlık, mobilya, otomobil, giyim kuşam, yiyip içme konusunda ölçülü olan, lükse ve israfa kaçmayan, ihtiyacının ötesinde masraf yapmayan herkesi tebrik ediyorum.
Acıkmayınca sofraya oturmayan, doyduktan sonra yemeyen, yemek için yaşamayan, yaşamak için yiyen kimseleri tebrik ediyorum.
Kötülüklere karşı iyilikle karşılık veren, böylece nice düşmanlarını dost eden bütün olgun Müslümanların ellerinden ayaklarından öperim.
Gıybet etmeyen, laf taşımayan, tecessüs etmeyen (insanların gizli ayıp ve günahlarını araştırmayan), az konuşan herkesi tebrik ediyorum.
Bunca fitne fesat bid’at sapıklık içinde Ehl-i Sünnete sımsıkı bağlı kalan Müslümanların hepsini tebrik ediyorum.
Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde sadaka veren, yardım edenleri tebrik ediyorum.
Kendisine yetecek miktarda ilmihalini öğrenen ve öğrendiği bilgileri hayata tatbik edenleri tebrik ediyorum.
Evinde cehennemî, şeytanî, deccalî, fitnevizyon cihazı bulundurmayanları bin kere tebrik ve tahsin ediyorum.
Cep telefonu olmayanları çok çok çok tebrik ediyorum. Bu meret zırıltı ile ancak lüzum olduğu zaman konuşanları da tebrik ediyorum. Günde saatlerce vır vır vır zır zır zır telefon gevezeliği ve zevzekliği yapanları tebrik etmiyorum, kınıyorum.
Yemek yerken tabağında bir tek pirinç tanesi bile bırakmayan, ekmek kırıntılarını bile sünnetleyen kimseleri tebrik ediyorum. Çöpe ekmek atanları kınıyorum, yapmayın, ileride çarpılırsınız diyorum.
Bana iyilik yapmış olanlara teşekkür ve dua ediyorum… Kötülük yapmış olanlara (birkaç hain ve zalim kişi dışında haklarımı) helal ediyorum… Kendilerine kötülüğüm dokunmuş olanların kerem edip bu fakiri affetmelerini çok rica ediyorum…

* (İkinci yazı)
DİNDAR BİR GENCE

1. Cep telefonunuzu arada bir evde unutabilirsiniz ama namaz takkenizi daima cebinizde taşıyınız ve reformcular Selefiler gibi başı açık namaz kılmayınız. Başı örtülü olarak namaz kılmak Ehl-i Sünnetin şiarıdır, edeb ve sünnettir. 
2. Osmanlıca bilmiyorsanız, hemen ücretsiz MEB Osmanlıca kurslarına kayd olup kısa zamanda millî yazımızla okuyup yazmayı öğreniniz.
3. İstanbul Osmanlı İslam adab-ı muaşeretini= görgüsünü, terbiyesini, kültürünü ehliyetli ve liyakatli bir hocadan öğreniniz. Sakın ehliyetsizlerden öğrenmeye kalkmayınız. Bir de: Bu işler parayla öğretilmez, bulabilirseniz parasız öğretecek bir üstad bulunuz. (Bendeniz bu işin üstadı değilim…)
4. Günde birkaç kez “Ben ehl-i iman ve ehl-i kıble olan bütün din kardeşlerimi seviyorum…” deyiniz.
5. Ümmet birliği, İmam-ı Kebire biat ve itaat şuuruna sahip olunuz.
6. Küfür ve sapıklık dışında her hale şükr ediniz.
7. Bir toplumun layık olduğu şekilde idare edileceğine dair hadîs-i şerifi aklınızdan çıkartmayınız. 
8. Her türlü israftan kaçınınız. Küçük bir bardak çaya iki adet şeker atmak bile israftır.
9. Nefsinizi emmâre bataklığından levvâme kıyısına çıkartmak için mânevî eğitim alınız. Böyle bir eğitimi ancak ve ancak kâmil mürşidler verebilir. Sakın müteşeyyihlerin tuzaklarına düşmeyiniz.
10. Cebinizde güzel küçük bir defter, yine güzel bir dolmakalem bulunsun. Ayrıca, birisine bir not vermek için dört kenarı da düzgün kesilmiş küçük kağıtlar bulundurunuz.
11. Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihalinin İslam Ahlakı bölümünü dikkatle okuyunuz ve öğrendiklerinizi hayata uygulayınız.
12. Hüsn-i hâtime nedir, bu konuda yeterli bilgi sahibi olunuz ve ömrünüzün ölümünüze imanla bitişmesi için Allaha yalvarınız ve bunun sebeplerine vesilelerine tevessül edeniz.
13. Her gün on adet Osmanlıca kelime, kavram, terim öğreniniz. (Birinci teşrin… Şura-yı Devlet… ders vekili… inas mektebi… tahtelbahir… Bahr-i müncemid-i şimâlî… Muhadderat-ı islamiyye… Ceride… müstatil… zevrakçe… kupa arabası…)
14. Her gün tarih, coğrafya, edebiyat, tasavvuf vs konularında on adet özet bilgi öğreniniz. Üç sene sonra on bin kültür referansına sahip olursunuz. (İbn Battuta kimdir?.. Erbilli Esad Efendi… Esad Efendinin ateş redifli gazeli… Şâire Nigar hanım… Onun “Feryad ki…” kelimesiyle başlayan meşhur şiiri… Bu şiiri Tanburî Cemil beyin şehnaz makamında bestelemiş olduğu… Muallim Mahir İz… Muallim Cevdet bey… Mimar Le Corbusier… Mısırlı mimar Hassan Fathy… Cezayirli mühtedi korsan Murat Reisin İzlanda seferi… Osmanlıların Sumatradaki Aceh Sultanlığına yardımı… Seyyah Abrürreşid İbrahim efendi… Osmanlı devletinin Güney Afrikaya gönderdiği ulemadan Bağdadlı Ebubekir efendi… Japonyada batan Ertuğrul fırkateyni… Sultan Abdülhamid’in İngiltereye şeyhülislam nasb ettiği Abdullah William Quillam… Tibet gezgini Alexandra David Neel… İzmir Rufai dergahı şeyhi, daha sonra Hisar camii imamı meşhur bestekar Rakım Elkutlu efendi… Ayasofya hatibinin ebruları… Kumran tomarları… Champollion’un eski Mısır hiyerogliflerini okuması… Afganînin masonluğu… Bunlarla başlarsınız, bitince fakirden yeni listeler istersiniz…)
15. Günde en az üç kere “Benim en büyük düşmanım kendi nefs-i emmaremdir…” demelisiniz.
16. İleride ürün vermek ve talebe yetiştirmek şartıyla geleneksel İslam sanatlarından birini öğreniniz.
29.12.2014 

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir aramızda konu namaz konusu yazarın hepsi kendi görüşü ilk başlık yapmış konuyu neyse  gelelim ikinci konu başlığına ben vay anasına geçlik gibi varmı yahu dedim yazar bunu ilk satırlarda ele almış yazarın çoğu yazısı kendine ait orda benim bir şeyimi çekti orda muhbir vardı ben cebimden bir defter çıkardım yırttım sayfayı not verdim muhbir bunu olduğu gibi aktarmış yazar bunu köşesinde ele almış yazar benim bu hareketimi beğenmiyor eleştiriyor nasihat babında soğalsun 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
NAMAZ
Mehmed Şevket Eygi
28 Aralık 2014 Pazar 00:00

1. NAMAZ, sahih=doğru imandan sonra İslam’ın ikinci temel şartı ve emridir. Bu, Kur’anla, Sünnetle, icmâ ile sabittir, tartışılamaz.
2. Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) “Namaz dinin direğidir. Onu kim ayakta tutarsa dinini ayakta tutmuş olur, onu kim yıkarsa dinini yıkmış olur” buyurmuşlardır.
3. Allah, Resulü, Selef-i Sâlihîn, müctehid imamlar, râsih ulema, fukaha, Salihler, evliyaurrahman namazı emr ediyor; şirk ve küfür ehli, münafıklar, Deccallar, Tağutlar, İslam düşmanları Müslümanları, fâsıklar, fâcirler, zâlimler namazdan uzaklaştırmaya çalışıyor.
4. Namaz mü’minin günde beş kez mi’racıdır.
5. Namaz şöyle böyle değil dosdoğru kılınmalıdır.
6. Dosdoğru kılınan namaz Müslümanı azgınlıklardan korur.
7. Hür ve mukim Müslüman erkekler beş vakit namazı, şer’î özürleri yoksa, ardında namaz kılınabilecek sâlih imamlara uyarak cemaatle kılmalıdır. Cemaate katılmak ihtiyarî (seçimlik, keyfe kalmış) değil mecburîdir.
8. Ülü’l-emr olan ulemanın ve fukahanın İslam Milletini namaza teşvik etmeleri, namazla emr etmeleri gerekir. Bunu yapmazlarsa vebal altında kalırlar.
9. Cami mihraplarına icazetli, âlim, fazıl, muttaqi, sâlih, karizmatik imamların geçirilmesi gerekir. İmamlar kesinlikle, maaş ve ücret mukabilinde namaz kıldırma memurları değildir.
10. İmam-Hatip mekteplerinde ve Müslümanların özel kolejlerinde beş vakit namazın okul camiinde, okul imamının ardında hep birlikte cemaatle kılınması mecburî olmalıdır.
11. Müslüman esnaf, iş sahipleri Cuma ezanı okununca dükkanlarını, işyerlerini, bürolarını kapatmalıdır.
12. Güneşin doğmasına bir saat kala mübarek seher vakitlerinde Müslüman evlerinde ışıklar yanmalı ve mükellef olan herkes namaza hazırlanmalıdır. 
13. Namaza teşvik etmek, emr bi’l-mâruf ve nehy `ani’l-münker farzının önde gelen çok önemli bir maddesidir.
14. Hiçbir Müslüman toplum, namazı terk ederek ve namaz konusunu hafife alarak necat ve felah bulmaz, izzete kavuşmaz, ayakta duramaz.
15. Müslüman bir toplum namazı terk ve ihmal ederse zelil, rezil, rüsvay, esir, düşmanlarının esiri ve maskarası olur.
16. Müslüman kesimin bütün gerçek ziyalıları namaz konusunda hizmet etmeli, etkili propaganda yapmalıdır.

* (İkinci yazı)
Gençlik Elden Gitti!

GENÇLİK elden gitti!.. Büsbütün gitti mi? İnşaallah büsbütün tamamen elden gitmemiştir…
Gençlik elden gitti derken neyi kasd ediyorum?
Açık ve seçik olarak yazayım:
Gençlik ana değer olarak parayı, zenginliği, lüksü, benliği, şöhreti, dünyayı kabul ettiyse elden gitmiş demektir.
Müslüman gençlik de var diyeceksiniz…
Şayet onlar da parayı, dünyayı, zenginliği, lüksü, şatafatı ana değer olarak kabul etmişseler, onlar da mahv olmuş, hapı yutmuştur.
Müslüman gençliğin Kur’an hükümlerine ve ahlakına, Sünnet prensiplerine, İslamın bilgeliğine göre yetiştirilmesi gerekir. Böyle yetiştirilmezse elden gider.
Dışında ince bir yeşil boya tabakası var ama içi yeşil değilse gençlik iyi yetişmiyor demektir. 
Lisede, üniversitede okuyan bir genç ilmihalini, akaidini, fıkhını, İslam ahlakını, az da olsa öz ve doğru şekilde bilmiyorsa ve bildiklerini hayata uygulamıyorsa gençlik iyi yetiştirilmemektedir.
Müslüman gençliğe yüksek İstanbul İslam Osmanlı ahlakı, görgüsü, nezaketi, kibarlığı, mürüvveti verilmiyorsa vah ona, yazık ona.
Müslüman gençler fütüvvet ahlakına göre yetiştirilmelidir. Fütüvvet ahlakı nedir?
Çok küçük bir örnek vereyim: Müslüman bir genç, birine not verecek… Cebindeki defterden bir sayfa kopartıyor, bir şeyler yazıp veriyor… Olmadı olmadı olmadı!.. Çünkü kağıdın üç tarafı düzgün, yırtılarak defterden kopartılan tarafı fare yemiş gibi tırtık tırtık… İyi yetişen bir genç asla böyle bir şey yapmaz. Cebinde temiz, estetik not kağıtları bulundurur ve o kağıtlara notlarını yazar.
Bir büyüğünün yanında iken cep telefonunu kapatmayıp çaldıran Müslüman bir genç yetişememiş bir gençtir.
Haydi! Laikler çağdaşlar kendi gençlerini iyi yetiştiremediler, peki Müslümanlara ne oldu ki, dindar veya sözde dindar gençliğe gerekli kültürü, ahlakı, terbiyeyi veremediler.
Lise bitirmiş, üniversitede okuyan bir genç nasıl olur da, zengin yazılı edebî Türkçeyi hakkıyla bilmez? Nasıl olur da Fuzulîyi, Ziya Paşayı okuyup anlayamaz.
Ehl-i Sünnete sımsıkı bağlı bazı muhterem cemaatler ve tarikatları tebrik ediyorum. Onlar çocuklarına, gençlerine ilmihallerini öğretiyor.
Müslüman bir genç cemaat militanlığı, holiganlığı yapıyorsa iyi yetiştirilmiyor demektir.
Müslüman genç asla yalan söylemez… Gıybet etmez… İftira etmez… Söz taşımaz… Gevezelik ve zevzeklik etmez… 
Müslümanların ağabeyleri, üstadları, rehberleri, âmirleri; onları bilgi ve inanç, ahlak ve aksiyon, sanat ve estetik konularında iyi yetiştirmekle mükelleftir.
Eskiden idadî, sultanî, Darülfünun mezunu gençler hattat gibi rik’a yazısı yazarlardı. Şimdiki gençler de, Latin yazısını herkesten güzel yazmalıdır.
Tabiî ki, sadece Latin yazısıyla iş bitmez. Osmanlıcayı da güzelce okuyup yazacaklardır.
Dindar gençlerin, dindar olmayan gençlerden daha bilgili, daha kültürlü, daha ahlaklı ve faziletli olması gerekir. Sanat ve estetik boyutları da çok gelişmiş olacaktır.
Bendeniz faziletli bir Müslüman olduğumu iddia etmemekle beraber; gençlerimizin bilgili, kültürlü, ahlaklı, faziletli olmaları can u gönülden isterim.
Gençlerimiz paraya ve zenginliğe dönük olmamalı, idealist olmalı, dünyayı baş tacı etmemeli, ayak altına almalı.
Müslüman genç paranın pis ve kirletici olduğunu bilir ve onu fare ölüsü gibi maşayla tutar.
Herkes soylu olamaz ama her Müslümanın ruh soyluluğuna sahip olması gerekir.
Sabah namazlarında camilerde liseli ve üniversiteli gençlik yok… Demek ki, iyi yetiştirilemiyorlar…
İstanbula yakın bir Marmara ilçesinde okuyan bir grup genç, okula bitişik boş bir villaya gizlice ve kanunsuz olarak girmişler, eşya çalmışlar ve çılgın partiler yapmışlar… 
Gençlerimizi paranın, maddenin, zenginliğin, lüksün, aşırı konforun, aşırı tüketimin, cemaat holiganlığının, militanlığının, cep telefonunun, her türlü hafifliğin bağımlısı olmaktan kurtarmalıyız.
Bunu kimler yapacak? Merih’ten gelenler mi?
28.12.2014
M.Ş.EYGİ
 


__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyoruz işte konu yazı pek yazık dedim oda ne oldu dedi ne olsun memleketin durumuna baksana dedim işte bilgiyi yazar disiplinle bir şekilde açıklamış yazar birinci başlığında örnekler vermiş neyse ikinci yazıya başlığa yani ben bugün düğüne gidicem dedim baya pahalı düğün solanı tutmuş benim tanıdıklarım var işte dedim yazarın ikinci başlığının ilk yazısında ele almış bakın akşam düğündeydik ben bizim masada muhbir vardı ekmeği israf olmasın diye dedimki ekmek isteyen varmı yarım çöpe gitmesin diye onuda muhbir aktarmış yazarın ikinci yazıda sonra muhbir dedki ben otomobil alıcam bende lüks olmsın dedim onuda elel almış sonra ben yarın kendime elbise alıcam dedim oda ben bi yer tarif ediyim orda al dedi bende ucuz dedim iyi değil onuda ele almış fiaı uçuk giysiler markalı diye sonra konu milli otomobil konusuna geldi işte milli elektironik sanayine geldi onuda ele almış sonra yazar lüks konusunu ele almış benim konuşmalarımda var en aşağıdaki yazıda 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Çok Yazık Pek Yazık
Mehmed Şevket Eygi
27 Aralık 2014 Cumartesi 00:21

Gençler ne bilir, ne hatırlar. Bendeniz hatırlıyorum. Tansu Çiller hanımefendi Başbakan iken bütün medya onun ismiyle, onun haberleriyle çalkalanıyordu. Tansu Çiller aşağı, Tansu Çiller yukarı. Tansu Çiller ne dedi? Tansu Çiller ne demek istiyor? Tansu Çiller ne yaptı? O ne yapmalıydı? Ne yapacak? Niçin öyle yaptı da böyle yapmadı? Yaptıkları ve yapmadıkları ne manaya geliyor? 
Sonra ne oldu? Tansu Çiller unutuldu, artık ondan nâdiren bahs ediliyor. Onunla ilgili tartışmalar tavsadı. O şimdi ne aşağıda, ne yukarıda. Nisyan Ârafında.
Günlük gelip geçici hadiseler böyledir. Bir varmış, bir yokmuş.
Bu memleketin başına gelen büyük felaketlerden biri futbol dedikodusu gibi politika dedikodusu yapılmasıdır.
Bizde politika magazinleştirilmiştir.
Diğer büyük bir felaket dinî konuların magazinleştirilmesidir.
Bugünkü dedikoduların, siyaset magazinlerinin on binde, yüz binde biri bile on beş yirmi yıl sonra yaşamayacak, tedavül etmeyecektir.
Bu kadar boş, kof, gelip geçici, fâni, kararsız, sebatsız konularla on milyonlarca halkın oyalanıp afyonlanmasına zehirlenmesine acımak ve öfkelenmek gerekir.
Gazetelerimiz ve yazarlarımız ülkenin, insanlığın gerçek, temel, kalıcı gündemini konu edinmelidir.
Müslüman gazete ve tv’ler hadiselere, olup bitenlere, gelişmelere İslamî, Kur’anî, Nebevî, Şer’î, hikemî açıdan bakmalıdır.
Şu politikacı ile bu politikacı sert münakaşalar yaptılar… Şu Hoca bu Hocaya çok ağır şekilde verdi veriştirdi. Bir gün sonra hakkettiği şamarı yedi… Tokat gibi cevap… Ya öyle mi?
On milyonlarca halk bu haberlerle sersemlemiş vaziyettedir.
Ciddî gazeteler, yazarlar, medya niçin millî eğitim meselelerini müzakere etmiyor? 
Ülkemizdeki krizlerin niçin sebeplerini araştırmıyorlar da hep neticeler üzerinde duruyorlar?
Niçin durmadan kavga ediliyor?
Problemler niçin soğukkanlılıkla ve seviyeli bir üslupla ele alınmıyor.
Niçin bu kadar yıkıcı muhalefet yapılıyor?
Bunca yağcılığa, yalakalığa, dalkavukluğa ne lüzum var?
Sövüp sayacağımıza “Hayır beyefendi öyle değil böyledir…” üslubunu niçin benimseyemiyoruz?
Aralarında fikir ve görüş ayrılıkları olanlar birbirilerine niçin beyefendi, hanımefendi, zat-ı âliniz diyemiyor?
Niçin gerekçeli konuşmuyoruz?
Niçin meseleleri bütünüyle ele alamıyoruz da işimize gelen tarafları, cümleleri seçiyoruz.
Niçin empati yapamıyoruz?
Bunca kağıda, mürekkebe yazık.
Yazana yazık, okuyana yazık, memlekete, halka, devlete, boşa harcanan zamana yazık.
* (İkinci yazı)
Bu Lüks ve İsraf Bizi Batırır

1920’de Ankara Büyük Millet Meclisi “Düğünlerde Men’-i İsrafat Kanunu” çıkartmıştı. Bu kanun maalesef Turgut Özal zamanında kaldırıldı.
Günümüzde zenginler israflı, ihtişamlı düğünler yapıyor. Böyle düğünler dinimize göre haramdır.
Eskiden ülkemiz dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biriydi, dışarıya buğday satıyordu. Şimdi ise hariçten yılda üç milyon tondan fazla kalitesiz buğday satın alıyoruz.
Üstelik günde beş milyon ekmeği çöpe atıyoruz.
Hükümetimiz niçin ekmek israfını önlemek için bir kanun çıkartmıyor?
Sadece ekmek mi? Ülkemiz bir İsrafistan haline gelmiştir.
İhtiyacın ötesinde lüks evler israflı değil midir?
Lüks ve ihtişamlı otolar israf değil midir?
Fiyatları uçuk, markalı giysiler.
Dekorasyonu şatafatlı lüks restoranlarda yenilen pahalı yemekler.
Türkiyemiz son yirmi otuz yılda lükse, israfa, aşırı tüketime trilyonlarca (Mübalağa etmiyorum evet trilyonlarca) dolar harcadı. Bu paralarla, Güney Kore gibi kendi yüzde yüz millî oto sanayiimizi, kendi elektronik sanayiimizi, uçak sanayiimizi kursaydık iyi olmaz mıydı?
Lüks dedi mi, bazılarımız çıldırıyor, kuduruyor.
Turistik maksatla olursa bir şey demem ama yerli halkın aşırı lüks otellerde konaklamasına çok teessüf ediyorum
Lüks ev statü oldu… Lüks yazlık statü oldu. Lüks oto… Lüks elbiseler… Lüks otellerde yatmak… Lüks restoranlarda tıkınmak…
Bu lüks, bu israf, bu ihtişam budalalığının ve beyinsizliğinin sonu iyi olmaz.
Uzağa gitmeye lüzum yok, komşumuz Yunanistan’ın haline bakınız. Lüks israf yollarında giderken iflas uçurumuna düştüler.
Bunca lüks, israf, ihtişam bir ülkeyi, bir devleti, bir halkı batırır da batırır.
Sadece günde beş milyon ekmeğin çöpe atılması, batma sebebi olarak yeterlidir.
Şu sürüngen beyinsize bakınız. Son seyahatimde yedi yıldızlı otelde kaldım…
Benim lüks otomobilin lazerli ve megavizyonlu…
Dün gece Falan restoranda Alaska yengeci yedim… Porsiyonu 295 lira… (Zıkkım ye!)
Kravatı rüzgarla ters döner, pahalı markası görünür, herif zevkten dört köşe olur.
Kadın tayt üzerine tünik giyer, başına unique bir eşarp bağlar, uzun topuklu ayakkabılarıyla yalpalaya yalpalaya fink atar. Modern Müslüman kadın? Şeytanî tesettürlü…
Oğlu üniversiteye Porsche arabayla gider.
Bu lüks ve bu israfla memleket batacak, aldırdıkları yok.
Kur’anda müsrifler (savurganlar) için “Şeytanın kardeşleri” deniliyor.
Şeytanın kardeşleri…
27.12.2014



__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte benim kız çoçuğu ilk okuldada sınıf başkanıydı orta okulda helal olsun zeki bir çoçuk işallah gelecektede öyle olur dedim bu kadar işte bu bilgi olarak gitti yazar konuya açıklık getirmiş nasihat babında 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Dünya-perest Yetiştirmek
Mehmed Şevket Eygi
26 Aralık 2014 Cuma 00:45

ONLARI iyi biliyor ve anlıyorum… Müslümanlar ama çocuklarını dünya-perest yetiştirmek istiyorlar. Bir örnek vereyim:
Oğlu iyi ve parlak bir lise tahsili yapsın… Yine iyi ve parlak bir üniversite tahsili… Artık mühendislik mi olur, doktorluk mu, işletmecilik mi; gözde bir meslek, bol maaş ve gelir… Canpâresi lüks, konfor, aşırı tüketim, debdebe, tantana içinde yaşasın… Dubleks veya tripleks bir evi… Pahalı ve güzel mobilyaları… Lüks giysiler… Lüks yemekler… Lüks bir düğünle evlensin… Karısı tesettürlü olabilir ama lüks bir kız olsun… Nükleer bulaşık makinaları, lazerli ev cihazları, mikrodalgaları olsun, aman lüks gelin yorulmasın… Lüks çocukları olsun, lüks okullara gitsin… Lüks ve ihtişamlı umreler yapsın…
Peki bu aile dindar ya, dindarlıkları nasıl olacak?.. Arada namazını kılsın. Cumaya gitsin, orucunu tutsun, din edebiyatı yapsın… İhale mihale alabilirse bunların yanında İslamcılık bile yapabilir.
Evlat yetiştirme metotları ve zihniyetleri böyle olan dindarlara yuf olsun!
Sâdık Müslüman o kişidir ki, evladını öncelikle muhlisen lillah hizmete yönlendirir. İslama, imana, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Ümmete hizmete… Ülkeye, halka…
Hizmet edebilmek için vasıflı, bilgili, ahlaklı sağlam Müslüman olmak gerekir. Çürük lüks israflı, markalı Müslüman hizmet değil, hezimet üretir.
Hizmetkarın çok para kazanması gerekmez.
Lüks yaşamak mı? O, istenmeyen, kötü. münker bir haldir. Lüks olunca içine israf girer. İsraf ise haramdır. Allah müsrifleri (israf yapanları) sevmez.
Oğlu, istidadı varsa, girebilirse öncelikle askerî mektebe gidecek, subay, daha sonra kurmay olacaktır. Niçin? Hizmet için hizmet için… Dine, devlete, ülkeye, halka…
Oğlu vasıflı öğretmen olacak, hizmet edecektir.
Oğlu, çok vasıflı ve ihlaslı din görevlisi olacak, hizmet edecektir.
Bir anne baba, bir âile için en büyük şeref çocuklarının İmana, İslama, Kur’ana hizmet etmesidir.
En utanılacak şey de oğlum bol para kazansın, dünyaya dönük olsun, fısk u fücur içinde yaşasın, lüks olsun niyetini beslemektir.
Kanaatle yaşadığı takdirde zaten bir hizmetkar aç kalmaz, açık kalmaz. Allah Rezzak-ı âlemdir, O, Dinine, Kitabına, Resulüne ihlasla ve istikametle hizmet eden kullarını bereketlendirir. Kafir ve fasığa yetmeyen az para hâlis mü’mine çok bile gelir.
Hizmetkar biraz maddî sıkıntı çekti diyelim, bu sıkıntı bir imtihandır, sabr ederse derecesi yükselir.
Uyanık, şuurlu, sâdık Müslüman aileler çocuklarını Ashab-ı Kiramın, Selef-i Sâlihînin, Abdülkadirlerin, Gazalîlerin, İmamı Rabbanîlerin, Süyutîlerin, İmamı Birgivîlerin, Şeyhülislam Mustafa Sabrilerin, Muhammed Zahid el-Kevserîlerin yolunda yetiştirmelidir. 
Hem hizmet edecek, hem dindar olacak, hem de fahir ve müzeyyen kâşânelerde yaşayacak, Nemrudî dabbelere binecek, markalı lüks giysilere bürünecek, lüks restoranlarda tıkınacak, hava atacak… Yahu böyle dindarlık olur mu? Bu, dindarlık değil, anti-dindarlıktır.
Geçenlerde bir yazımda zikr etmiştim: 1960’ların başlarında Kudüs’te bir otelde Irak Osmanlı ulemasından Emced Zehavî hazretlerini görmüştüm. Aileden kalma hayli malı mülkü varmış ama son derece mütevazı yaşıyordu, ayaklarında bizim Gislavedlere benzeyen ucuz lastik çarık vardı.
Gerçek hizmetkarlar, yeterli paraları ve gelirleri olursa, onları fukaraya tasadduk ederler ve kendileri kut-i lâ yemut ile geçinirler.
Bizimki hem İslama hizmet edecek, hem de beş veya yedi yıldızlı, içkili, fuhuşlu, fısklı fücurlu otellerde fink atacak. Bendeniz böyle hizmet dolmalarını yutmam.
Anne babalara hitab ediyorum:
Oğullarınızı kızlarınızı İslam, İman, Kur’an, Sünnet, Ümmet hizmetlerine yönlendiriniz. Allah katında makbul ihlaslı hizmetlere. Kur’ana, Sünnete, Şeriata, hikmete uygun hizmetlere.
Buna muvaffak olabilirseniz, amel defteriniz kapanmaz, siz öldükten sonra melekler, çocuklarınızın yaptığı hizmetlerin sevabını sizin defterlerinize yaza yaza bitiremezler.
Ne büyük şeref, ne büyük ticaret, ne büyük mazhariyet…
Aklı ve vicdanı olana…
* (İkinci yazı)
Yeter Artık!...
YETER artık!... Adamcağız bendenizin yazılarını yirmi yıldır okuduğunu söylüyor, sonra “Şevki beyciğim…” diye hitap ediyor.
Üniversite bitirmiş otuz yaşındaki biri, seksen yaşındaki büyüğüne hiç utanıp sıkılmadan “Demin arz ettiğiniz gibi…” diyor.
Şefkate şevkat diyor.
Havsala yerine hafsala diyor.
Maddeten yerine madden diyor.
Evde ne ekmek, ne yemek yoktu diyor.
Bu cahilliğin, bu dil bilmezliğin, bu edebiyat fukaralığının sonu nereye varacaktır?
Dönmeler başarılı oldular, nice Müslüman elifi görse mertek sanıyor.
Müslümanların bir kısmını hizip, fırka, parça, cemaat holiganı ve militanı yapanlar kimlerdir? Dönmeler Dönmeler Dönmeler…
Müslüman halkı ve gençliği kimler uyaracak, aydınlatacak, bilgilendirecektir?
İslamî kesimde niçin genel ve yoğun bir halk eğitimi başlatılmıyor?
Müslüman ahaliye niçin İstanbul kültürü, terbiyesi, görgüsü, nezaketi öğretilmiyor?
Ah, vazifelerini yapmayan bilenler, bilseniz vebaliniz ne büyüktür.
26.12.2014

___________________________________________________________________________

BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle arabada gidiyoruz işte ben şurdaki arkadaş var gördünmü benim eski cemaattan işte e dedi bende hocamla kavga etttik herkese şirk küfür müslüman değil diyor tekfir ediyor dedim  işte bende bu cemaattan 1 yıl kadar sonra ayrıldım ilişkiyi kestim dedim birazda ekledim işte yazarda kendi yorumlarını katarak harmanlama yapmış ikinci yazıda bakın 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Altı Ay Demiştim Beş Ay Kaldı
Mehmed Şevket Eygi
24 Aralık 2014 Çarşamba 00:35

Altı Ay Demiştim Beş Ay Kaldı
27 Mayıs 1960 rezil darbesinde Ankarada memurluk yapıyordum. O günleri yaşadım, biliyorum. Korkunç bir afet ve felaketti.
12 Mart 1971 darbesinde Almanyada sürgünde idim. İki günlük gazetem süresiz kapatıldı, iflas ettirildim. Bu haksızlığı yapanların Allah belasını versin!
12 Eylül 1980 darbesini de biliyorum, yaşadım.
28 Şubat rezillikleri… Devlet Güvenlik Mahkemelerinde kaç kere hapse mahkum edildim, canımı zor kurtardım.
İrandaki Şahlık rejiminin yıkıldığını gördüm.
Sovyetler Birliğinin yıkılıp dağıldığını gördüm.
Adnan Menderesin asıldığı günü çok iyi hatırlıyorum.
Birinci Irak savaşı, ikinci Irak savaşı…
Sekiz sene süren İran-Irak savaşı. Milyonlarca ölü, yaralı, korkunç tahribat.
1960’da darbeden sonra ulemanın, din hocalarının, tarikat büyüklerinin, Nurcu ileri gelenlerinin toplanıp kamplara tıkıldığını gördüm.
Velhasıl çok rezaletler, facialar, felaketler, afetler gördüm.
Şimdi okuyucularıma, büyük ihtimalle önümüzdeki baharda akıl almaz hadiselerin olacağını, sezgilerime ve tahminlerime göre haber veriyorum.
Eski Geziden yüz misli büyük genel ve yoğun bir kalkışma ve fitne hareketi olabilir diyorum.
Lise gençliğini kullanabilirler diyorum.
Yağmacılık olabilir… Tahribat olabilir… Çok kötü şeyler olabilir diyorum… Olur demiyorum, olabilir diyorum… Keşke olmasın diye de ilave ediyorum.
Uyarıyorum… Gaflet uykusunda kötü rüya görmektense uyanık olmak yeğdir diyorum.
Tedbir alın diyorum.
Birileri bunlara karşılık, “Felaket dellallığı yapma, karamsar olma, içimizi karartma…” diyor ve yan gelip yatıyor.
1957’te İstanbul’da bir 6/7 Eylül gecesi yaşanmıştı. Sel gibi yığınlar Hıristiyan vatandaşlarımızın dükkanlarını, işyerlerini, evlerini birkaç saat içinde tahrip etmiş ve yağmacılık yapmıştı. Ya Rabbi o ne korkunç ve utanç verici bir barbarlık ve vahşetti.
Eylül ayında Diyarbakırda üzücü hadiseler oldu müzeler, kütüphaneler, işyerleri tahrip ve yağma edildi. 
Şimdi birileri aynı şeyleri çok daha büyük çapta yurt genelinde yapmak istiyorlar.
Amerikalılar Bağdad’ı aldıklarında da müzeler yağmalanmıştı.
Keşke her yer güllük gülistanlık olsa, hiçbir olumsuz manzara görülmese…
Lakin ufukta kara bulutlar toplanıyor… Geziciler harıl harıl çalışıyor… 
Sivil veya askerî bir darbe felaket getirir. Kurunun yanında yaş da yanar, bütün halk enkazın altında kalır… Ülke parçalanır… Çok acılar çekilir.
Afganistanı ne hale getirdiler?... Irak ne oldu?... Suriyeye bakınız… Mısır… Libyada iç savaş var… Nijerya… Orta Afrika cumhuriyeti… Somali… İslam aleminin daha nice ülkesi… 
Altı ay diyordum, bir ay geçti, beş ay sonra… İnşaallah olmaz ama olabilir de… 
Bağdadı zalim ve kanlı Hülagû ordularının istila ve tahrip etmesi… Haçlı savaşları… Balkan harbi… Osmanlı hilafetinin çöküşü… 
Afganistan… Irak… Suriye… Mısır… Libya… Nijerya… Somali…
Parçalanacaklar listesinde Türkiyemiz de var.
Bir milyon kripto Yahudi… Bir milyon Kripto Haçlı… Pakraduniler, Kırımçaklar, öteki iki kimlikliler.
Altı ay… Beş ay… Dört ay…
Ülke kazan gibi kaynıyor, Osmanlı şerbeti ve demli çay içen dini bütünler… Hoparlörler avaz avaz, şadırvanlar şar şar akıyor…
Bir şey olmaz, içimizi karartma diyenler…
İnşaallah olmasın… Ya olursa?..
 
(İkinci yazı)
Şeytanın Altın Yaldızlı Boynuzları
YAZIKLAR olsun size!.. Bin kere yazıklar olsun… Petrodolarlar cebinizi ısıtıyor ama kalbinizi çölleştiriyor… Siz altın ve gümüş, dolar ve euro karşılığında bozuk bir bid’at mezhebinin sinsi propagandasını yapıyorsunuz.
Siz gerçek Ehl-i Sünnet değilsiniz. Olsaydınız yüz milyonlarca tarikat ve tasavvuf Müslümanını şirk ve küfürle suçlamazdınız.
Siz bu aşırılığınızla kendinizi küfür ateşine atıyorsunuz.
Sizin şirkle suçladığınız o Müslümanlar ehl-i Tevhid ve ehl-i Kıbledir. Onları ne kolay tekfir ediyorsunuz. Sizde hiç adalet, insaf, iz’an, vicdan yok mudur?
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Şama, Yemene dua etmişti. Biri, bizim oraya da dua buyursanız dediğinde, etmemiş, “Şeytanın boynuzu (karnü’ş-Şeytan) oradan çıkacak” buyurmuştu. 
Onlar, devlet-i İslamiye-i Osmaniyeye, Hilafet-i İslamiyeye isyan etmişler, Ümmetin parçalanıp yıkılmasına yol açmışlardı.
Siz Ehl-i Sünnetin geniş caddesinden çıkıp karnüşşeytan çıkmaz sokağına girdiniz.
Siz, onları tutmakla Sevâd-ı Âzam dairesinden dışarıya çıktınız.
Petrodolarlarla dünyada bir şeyler satın alabilirsiniz ama Cenneti, ebedî Saadeti alamazsınız. Siz ne kötü bir ticaret yaptınız.
Söyleyin bana: Şu anda Ortadoğuda ABD’nin, İngilizlerin, İsrailin en büyük müttefiki kimdir? Söyleyin, söyleyin…
Şeytanın boynuzları altın yaldızlı… Altın sizi çekti… Altın sizi yaktı…
Hem kendinizi yakıyorsunuz, hem de birtakım Müslümanları aldatıp yakıyorsunuz…
_____________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle solu eleştirdim bunlar işte mustafa kemal öldükten sonra kemalizim diye bir şey çıkardılar bunun arkasına sığınınarak müslümanlara karşı kullandılar dedim işte baya konuştum konu aslında resmi idoloji teröristleri konusundan açıldı bu resmi idoloji konuşmamı başlık yapmış 
sonra gelelim ikinci konuya yazarın ikinci yazısına konu açıldı müslümanlar böyle olsalar diye konu açıldı  yalan söylemez iftira atmaz diye başladım konuşmaya yazarın çok geörüşü var ben müslüman gıybet etmez ama ben ara sıra ediyorum dedim onuda muhatab almış baya var benim konuşmam çoğuda yazara ait 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Resmî İdeoloji Teröristleri
Mehmed Şevket Eygi
22 Aralık 2014 Pazartesi 00:04

KUR’ANDAN, İslamdan, Peygamberden nefret ediyorlar. Düşmanlıkları dillerinden akıyor. Yüreklerinde sakladıkları ise daha katmerli.
Onlar okullarda paşaperestlik yapınca çok iyi, çok isabetli, çok doğru oluyor; Müslümanlar besmeleyle başlansın deyince öfkelerinden kendilerini kaybediyor, yeri göğü birbirine katıyor.
Onlar resmî ideolojiyi İslama karşı bir anti-din olarak görüyor ve kullanıyor. 
Bütün insan hakları metinlerinde, sözleşmelerinde din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyet var. Onlar bunu kabul etmiyor, görmezlikten geliyor.
Hiçbir vatandaş, resmî olsun veya olmasın herhangi bir ideolojiyi kabul etmek zorunda değildir ama onlar resmî ideolojilerini baskıyla, ikrahla, korkuyla kabul ettirmek istiyor.
Almanyada Nazizm bitti… İtalyada Faşizm… Rusyada Marksist-Leninist ideoloji… İspanyada Frankizm… Portekizde Salazarizm… Ne Yugoslavya kaldı ne Tito ideolojisi… Arnavutlukta Enver Hoca bitti…
Bizde hâlâ resmî îdeoloji var, paşaperestlik var.
Bu ideolojiyi Müslüman çoğunluğu baskı altında tutmak, vesayet rejimini sürdürmek için kullanıyorlar.
Bu adamlar ve kadınlar samimî midir? Çoğunun samimî olmadığına inanıyorum.
Adeta tapındıkları Nazım’ı on beş yıl zindanda inleten bir ideolojiyi nasıl tutarlar?
Komünistlere kan kusturan bir ideolojiyi tutan, yücelten komünist samimi midir, riyakar mı?
Onların ideoloji faşisttir… Temel insan haklarına karşıdır… Din hürriyetini yok etmiştir… Çoğunluğa zulm etmiştir.
Onların ideolojisi, Türkiyeyi Ortadoğunun Japonyası yapamamış, geri bırakmıştır.
Onların ideoloji tam mânasıyla bir ideoloji bile değildir, ideolojimsi bir şeydir. Vecizeler, sloganlar…
Paşalarının ölümünden sonra Dönmeler tarafından fabrike edilmiştir.
Nazizm Faşizm bozuk ideolojiler idi ama ülkelerini imar etmiş, iktisaden yükseltmiştir.
Paşa ideolojisi elden gidiyor diye yaygara kopartıyorlar. 
Armstrong “The Grey Wolf” adlı kitabının sonunda “Paşa öldükten sonra, onun hatırası diktatörlük yapmaya devam edecektir” diye yazmıştı…
Bu ideolojiyi Paşa çıkartmamış, ölümünden sonra Dönmeler çıkartmıştır.
Paşaizm insan haklarına aykırıdır… Demokrasiye aykırıdır… Hukukun üstünlüğüne aykırıdır… Millî kimlik ve kültüre aykırıdır…
Evet, resmî ideoloji artık kaldırılmalı, özelleştirilmelidir.
Paşaistler isterlerse siyasî parti kursunlar, serbest seçimlere girsinler ve kazanabilirlerse memleketi ve devleti idare etsinler.
Lakin çoğunluğun temel hak ve hürriyetlerini ayaklar altına almasınlar.
Müslümanların dinine, imanına, Müslümanca yaşamak haklarına cephe almasınlar.
Egemen azınlıklar, çoğunluğu köleleştirmek için resmî ideolojiyi kalkan olarak kullanmasınlar.
Bizim dinimiz bize, onların anti-dini onlara…
Azınlık olduklarını bilsinler ve çoğunlukla barış içinde yaşama niyetine sahip olsunlar.
Müslümanlık Kur’an, Sünnet, Şeriat dinidir. Namaz dinidir, ezan dinidir, besmele dinidir.
İslam ahlakı bir vâdide, onların ahlakı veya ahlaksızlığı başka vâdide.
Eski baskı, terör, zulüm devirleri geride kalmıştır.
Müslüman çoğunluğun temel haklarını, hürriyetlerini kabul etsinler.
Allah, Peygamber, Kur’an, besmele, namaz, küçük çocuklara din dersi vermek denilince çıldırmasınlar.
Dinini yaşamak isteyen halka gerici demesinler.
Toplumsal barışı yıkarlarsa, enkazın altında kendileri de kalacaktır.
 
* (İkinci yazı)
Müslümanlar Böyle Olsalar
MÜSLÜMAN yalan söylemez… İftira atmaz… Müslüman, kardeşine komplo kurmaz… Adalet perdesi ardında zulüm yapmaz… Sahtecilik yapmaz… Haraç almaz… Haram yemez… Savaş hilesi dışında hile yapmaz… Yalancı şahitlik yapmaz…
Müslüman dosdoğrudur… Müslüman Müslümanlara hıyanet etmez… Müslüman aldatmaz… 
Müslüman ahlaklı, faziletli, yüksek karakterlidir. Onun faziletlerini düşmanları bile kabul eder.
Müslümana herkes güvenir, itimat eder.
Müslüman holiganlık, militanlık, fanatiklik yapmaz.
Müslüman Müslümanın meleğidir, kurdu değil…
Müslüman azgınlık yapmaz, israf etmez, büyük günahları açıkta ve açıkça işlemez.
Müslüman merhametlidir, asla gaddarlık yapmaz.
Müslüman, beşer olması hasebiyle günahı, hatâsı olabileceğini kabul eder; ben günahsızım, hiç hatâ etmem demez.
Müslüman vakur, ciddî, efendidir. O soytarılık, şaklabanlık, yağcılık, yalakalık, şarlatanlık, hokkabazlık yapmaz.
Müslüman hayırseverdir, paylaşır.
Müslüman açıkta zekat verebilir ama nafile sadakaları, hayırları gizli yapar. Öyle ki, sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmaz.
Müslüman gıybet etmez, laf taşıyıp fitne çıkartmaz, ara bozmaz.
Müslüman ırkçılık yapmaz. Din kardeşlerini ötekileştirmez.
Müslüman tarikatlı olabilir ama tarikatçı olamaz.
Müslüman hayırlı bir cemaatin mensubu olabilir ama cemaatçilik yapmaz.
Müslümanın elbette bir meşrebi ve mesleği olabilir ama o asla meşrebcilik taassubu sergilemez.
Müslüman yıkıcı ve olumsuz şekilde tartışmaz, çekişmez, tepişmez, horoz döğüşü yapmaz.
Müslüman iman kardeşlerine karşı merhametli, şefkatli; harbî ve saldırgan kâfirlere karşı ödünsüz ve yavuzdur.
Müslüman az yer, az konuşur, az uyur.
Güneş, Müslümanın üzerine, o yatakta iken doğmaz.
Kibar ve medenî Müslüman, kibar muhatabına ben demez, bendeniz veya bu fakir der.
Müslüman gerektiğinde evine fakirhane der, karşısındaki kibar zata “Devlethaneniz hangi semttedir?” diye sorar.
Müslüman şımarıklık, hoppalık, züppelik, itlik, uğursuzluk, haramilik, alçaklık, bayağılık yapmaz.
Müslüman aynı anda savcılık, hakimlik ve cellatlık yapmaz.
Müslüman kin tutmaz, intikam almaz. Afv onun için ahsen-i intikamdır.
Müslüman gururlu ve kibirli değildir.
Müslüman ne oldum demez, ne olacağım, sonum nasıl olacak der.
Müslüman eviyle, yazlığı ile otomobiliyle, lüks giysileriyle, yediği yemeklerle öğünecek kadar beyinsiz değildir.
Müslüman, kendisini kurtaracak yeterli miktarda ilmihal bilgisine sahiptir. Bu bilgileri hayata uygular.
Müslüman, fitnevizyon bağımlısı olmaz.
Müslüman cep telefonu hastası değildir.
Nice Müslümanlar açlıktan kıvranırken, Müslümanın boğazından lokmalar geçmez.
Evet, Müslüman iyi insandır… İyi vatandaştır… Kur’an ve Sünnet ahlakı ile ahlaklıdır… Vasıflıdır, güçlüdür, Yeryüzünde Allahın şâhididir, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) mücahid askeri ve takipçisidir.
Müslümanların yeterli miktarı böyle olsa ve işleri onlar çekip çevirseler dünya ne güzel, ne güvenli olurdu…
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuştum işte  ne kadar yobaz var ya diye işte bu kadar yazar bunu değişik bir şekilde işlemiş neyse konu çalışanların ahlakı konusuda  muhbir açtı işte biraz konuştu işte bu bilgi kendileri açmış benle alakası yok 
 
 
 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Yobazlık mı?.. Sizin Olsun!..
Mehmed Şevket Eygi
23 Aralık 2014 Salı 01:04

 
KENDİLERİNİ ilerici, karşıtlarını gerici sayan birilerinin ne kadar kof ve boş olduğu, şu son Osmanlıca tartışmalarında bir kere daha meydana çıktı… Onlardan bazısı, Osmanlıca istenmesini yobazlık, isteyenleri yobaz olarak karalıyor. Yobaz, bir hakaret kelimesi. Bunların hiç fikirleri, görüşleri, gerekçeleri yok mu ki, böyle bir kelimeyi silah olarak kullanıyorlar? Kültür fukaraları…
Bıraksınlar şu yobaz mobaz laflarını da medenî insanlar gibi efendice tartışsınlar.
Önce şu soruya cevap versinler: Japonya, o kargacık burgacık, son derece zor yazısıyla nasıl bu kadar ilerledi?.. Evet cevap verin, cevap bulun… Yobaz derseniz cevap vermiş, tartışmış olmazsınız, kendiniz yobaz olursunuz. Çok şeyin yobazlığı oluyor da sizin ideolojinizin niçin olmasın?
Osmanlıca isteyenler gerici imiş. Yok canım!.. Türkçe konuşan Müslümanların bin yıldan beri kullandıkları bir yazıyı istemek niçin gericilik oluyormuş? Siz hangi akılla böyle bir iddiada bulunuyorsunuz?
Bir kültür kopukluğunu gidermek iyi midir, kötü müdür?
Hangi hür ve medenî ülkede, bizdeki gibi tepeden inme bir alfabe devrimi yapılmıştır? Stalin rejimi Sovyetler Birliğinde yapmış… O, Stalin rejimi… Sovyetler Birliği bir neo-kolonyalizm sistemi… Türkçeyi İslam-Kur’an yazısıyla okuyup yazan halklara sormuş olsalardı, böyle bir değişikliğe ve kopukluğa razı olurlar mıydı?
Evet nerede kalmıştık?.. Japonya o son derece çapraşık güç yazısıyla bu kadar ilerledi de, biz Latin yazısıyla niçin ilerleyemedik. Onlar o yazıyla, otomobil sanayiinde dünya birincisi oldular, bizim ise henüz yüzde yüz millî ve yerli bir oto sanayiimiz yok.
Söyleyemiyorsunuz ama ben biliyorum. Sizin kiminizin yüreğinde İbranî yazısı, kiminizin yüreğinde Ermeni yazısı taht kurmuş. Tabiî karşılarım, lakin kerem edin de biz Müslümanlar da kendi yazımızı sevelim, savunalım, isteyelim, destekleyelim.
İngilizce olsun, Çince, Japonca, İbranice… Lisan lisandır ve onları öğrenmek insanı güçlü yapar, kültürünü zenginleştirir.
Bendeniz yeterli sayıda Müslümanın İbranice öğrenmesini tavsiye ediyorum. Üniversitelerimizde Ermenice okutulmasını da istiyorum. Bu konudaki makalem dolayısıyla Hrant Dink bey fakiri aramış tebrik etmişti…
Siz Osmanlıcaya hangi akılla, hangi mantıkla, hangi vicdanla karşı çıkıyorsunuz? Tutarlı, ciddî, ipe sapa gelir gerekçeleriniz var mıdır?
Yobazlık mı?.. Sizin olsun!..
 
* (İkinci yazı)
Çalışanların Dikkatine

Devlet, belediye, özel kurumlarda memuriyet yapan Müslümanların dikkatlerine:
1. İşinize vaktinden birkaç dakika önce geliniz.
2. Mesai saati dolmadan ayrılmayınız.
3. İş saatlerinde vakit israf etmeyiniz.
4. İş araçlarını ve aletlerini özel işlerinizde kullanmayınız.
5. Mesai esnasında kıldığınız namazların vakitlerini telafi ediniz.
6. Herkese kendiniz için “Burada en çalışkan, en başarılı, en randımanlı iş yapan odur…” dedirtiniz.
7. Kurum telefonlarını özel işleriniz için kullanmayınız.
8. Mesai saatlerinde vır vır dır dır telefonla konuşma yapmayınız.
9. İş yerinizde özel ziyaretçi kabul etmeyiniz.
10. İşverenin vaktini çalmak, onun parasını ve malını çalmak gibi bir hırsızlıktır, buna tenezzül etmeyiniz.
11. İş hayatında başkalarına örnek ve model olunuz.
12. İşini savsaklamak hıyanettir. Hıyanet Müslümana yakışmaz.
13. Harama alet olmayınız.
14. Düşmanlarınız sizi gözleyebilir ve dinleyebilir. Dikkatli, tedbirli, ihtiyatlı olunuz.
15. Size kötülük yapanlara hiç karşılık vermez ve onları Allaha havale ederseniz, cezalarını bulurlar. Kendinizi savunur ve mücadele ederseniz siz kaybedersiniz. (Bu maddeyi anlamak zordur).
16. Müslüman, her işin en güzelini yapar kuralına göre hareket ediniz.
17. İşiniz rast gelsin, kazancınız helal olsun, bereketli ve hayırlı olsun.
*
 (Üçüncü yazı)
Liseli bir gence

Durumu görüyorsunuz… Yapmanız gereken şudur: Kendinizi öyle yetiştiriniz ki, terazinin bir kefesine sizi koysalar, öbür kefesine yüz bozuğu ve molozu koysalar, siz ağır basmalısınız.
Bunun için mükemmel Osmanlıca öğrenin… Güçlü ve derin bir edebiyat ve tarih kültürünüz olsun… Sanat kültürü ve tarihi… Mantık mantık mantık… Mantık dersleri alınız… Yüksek ahlak ve karakter sahibi olmalısınız… Estetik güzellik boyutunuz bulunmalı…
Geleneksel islamî millî sanatlarımızdan birini öğrenin ve ürün verin.
Sakın gevezelik yapmayın, çenenizi tutun, sır küpü olun.
Para, benlik, lüks, israf, gösteriş, marka, cep telefonu aşığı, bağlısı, kölesi ve maskarası olmayın.
Mütevazı, kanaatkâr, sabırlı, sebatlı, mürüvvetli olun.
Böyle olursanız terazide ağır basarsınız.
Bir olun, pîr olun.
Tekir kedi değil, kaplan olun.
İhlaslı olmazsanız, böyle olamazsınız.
Allahın size yardımcı olması için vesilelere ve sebeplere yapışın. 
23.12.2014


__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşurken konu tıp ticareti konusuna geldi işte yazar başlık atmış konuşmamı sonra yazar kendi düşüncelerini açıklamış neyse konu psikolojiye geldi ben fatiha suresi okunursa iyi geliyormuş dedim onuda yazar almış işte köşesinde sonra başka bir muhbirle akşam soğuk algınlığı ile konuştum dedimki biraz yürümek iyi gelir otlardanda yararlanırsak iyi olur onuda yazar lavanta çayı diye ekleme yapmış akşam evdeyim muhbirde var evde ben bu arabaşı esmer olmuş kepekli undanmı yaptınız dedim kepekli ekmekde olsa ne olurdu falan işte onuda almış sonra baldan bahsettik onuda almış kösesinde ben beyaz ekmeğe karşıyım dedim onuda muhatab almış ben ağır lüks yemek yemek gut hastalığına yakalanır dedim onuda almış sonra müslüman şu yemeği yemelidir dedim orda 1 den 4 kadar benim konuşmam yazar almış erik hoşafı olsada yesem dedim işte orda birine dedimki obezite olursun salata ye konu orda açıldı işte neyse sonra çörek otundan bahsettim onuda almış sonra birinci yazıyı kendi bir yorum yaparak kapatmış sonra ikinci yazıdaki çoğu konuşma orda birini eleştiriyordum hatta kültürsüz diye mırıldandım yazar ikinci yazıda kültürsüz yazıdan sonraki yazı bir bana birde yazara ait 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Zararlı Aşılar ve Tıp Ticareti
Mehmed Şevket Eygi
21 Aralık 2014 Pazar 00:00

/Aşıların tehlikeleri/ kelimelerinin İngilizce, Fransızca, Almancalarıyla internetten arayın, karşınıza belki de milyonlarca veri çıkacaktır. Bunların bir ikisini okuyunca, kafanızdaki birtakım peşin hükümler yıkıldığını göreceksiniz.
Kimyevî ilaçlarda olduğu gibi aşıların ardında da milyarlarca dolarlık menfaatler vardır.
Birtakım ilaç firmaları ve fabrikaları aşılarla büyük kazançlar elde etmektedir.
Aşıların faydaları var mıdır? Zararları nelerdir? Her hastalığın aşısı var mıdır? Bazı aşılar kaş yapayım derken göz çıkartmakta mıdır? Aşıdan ölen çocuklar ve büyükler vardır?
Bendenizin fikri şudur: Bir aşının etkili ve faydalı olduğu yüzde yüz biliniyorsa, tecrübe edilmişse, yaptırılmasında zaruret varsa yaptırılsın. Bilgi yeterli değilse, zaruret yoksa yaptırılmasın.
Bir işte milyarlarca dolarlık bir menfaat varsa, zararlı da olsa onu önlemek çok zordur.
Kaç sene oldu… Dış dünyadan Türkiyeye korkunç bir salgın hastalık geliyor yaygarası kopartmışlar ve bütçeden muazzam paralar ödeyerek aşı satın almışlardı. Sonra ne olmuştu? Bilenler bilmeyenlere anlatsın…
Tıbbın iki yüzü vardır: Birisinde hastalara hasta olarak bakılır. Öteki yüzde hasta değil, müşteri vardır. İşte bu müşteri yüzü birçok kötülüğe yol açar.
Tıbbın yüzde ellisini faydalı görür, kabul ederim. Öbür, “müşteri” yüzünden bucak bucak kaçarım.
Fotoğraf çektirir gibi emar mı nedir onun çektirilmesinden hiç mi hiç hoşlanmam.
Gerekiyorsa, zaruret varsa elbette ilaç kullanırım ama ilaç kullanırken, bırakın yoğurdu üfleyerek yemek, dondurmayı bile üfleyerek tüketirim.
Hastahaneye yürüyerek gidip, sedye veya ambülansla çıkmak istemem.
Dünyada, ortodoks tıp kilisesinin yanında, yirmi çeşit başka tıb ekolü vardır. Onlardan da yararlanırım.
Kur’anın şifa olduğuna kesin olarak inanır ve (mesela) tedavi maksat ve niyetiyle Fâtiha okunup üflenmesinin faydalı ve tesirli olduğunu bilirim.
Soğuk algınlığı ve gribe karşı lavanta çayının ve yağının çok etkili olduğunu tecrübe ile öğrenmişimdir.
Yarı kıymetli taşlar, kristaller nice hastalıkları iyi etmektedir.
Bazı şifalı bitkilerin yağlarını sadece koklamak bile faydalı olmaktadır.
Hakikî kepekli buğday ekmeği hem gıda, hem şifadır.
İyi, canlı, doğal su hem susuzluğu giderir, hem şifa bahş eder.
Katışıksız doğal bal şifa üstü şifadır. Günde bir tatlı kaşığından fazla yememeli. Fazla yenirse şifa olmaktan çıkar, zehirler ve dertlendirir.
Ölüm dışında bütün, tekrar ediyorum bütün hastalıkların şifası vardır. Aramalı, bulmalı, kullanmalı.
Devamlı olarak beyaz, bembeyaz, en beyaz ekmek yiyenler uzun vadeli intihar etmiş olur.
Devamlı olarak lüks, ağır yemek yiyenlerin sonu gut hastalığına ve daha nice illete yakalanmaktır.
Müslüman haftada bir şu mönüyü yemelidir: (1) Tereyağlı tarhana çorbası… (2) Sebzeli harçlı nohutlu esmer bulgur pilavı… (3) Salata veya cacık… (4) Siyah erik kurusu hoşafı… Sâlih, kanaatkâr, faziletli Müslüman için bu bir ziyafettir. Besmeleyle başlasın, bitince elhamdülillah desin ve Allaha şükr etsin. Beğenmeyene, dudak bükene çok acırım ve notunu kırarım. (Cacığın üzerine en az beş baharat (Kuru nane… Kuru kekik… Reyhan… Zahter… Çörek otu) dökülecek, biraz sarımsak konulacak ve sızma zeytinyağı gezdirilecek…)
Bugünkü tıp endüstrisine ve ilaç sanayiine bol miktarda hasta lazımdır. Hastaların sayısı ne kadar artarsa tıp ve ilaç tacirleri o kadar memnun, mesrur ve mes’ud olur.
Yanlış anlaşılmasın, iftira edilmesin, tıbbın tamamını inkar etmiyorum, yüzde ellisini (şu hasta yerine müşteri diyenini) red, inkar ve tenkit ediyorum. İyi, faydalı, merhametli, vicdanlı tarafı başımın tacı olsun.
(İkinci yazı)
Ayağını Denk Al
 
Ortalık toz duman, sen ya farkında değilsin yahut önemsemiyorsun.
Halk birbirinden kopuk, kimisi birbirine düşman kamplara bölündü. Sen bunu umursamıyorsun.
Kültür seviyesi düştükçe düşüyor, bu düşük kültürle Türkiye ayakta durmaz. Senin gündeminde böyle bir madde ve konu yok.
Bu kafayla, bu zihniyetle, bu gidişle ülkemiz Suriye’ye, Irak’a, Mısır’a benzeyebilir. Sende böyle bir korku ve endişe göremiyorum.
Sen, bütün dikkatini (sende dikkat varsa) madalyonun ön yüzündeki günlük hayatın rutin işlerine vermişsin, arka yüzündeki dehşetli gidişata gözünü kapatmışsın.
Sen tarihin akışında büyük ârızalar, kazalar, kopukluklar olduğunu bilmezlikten geliyorsun.
Doğuda, güneydoğuda yer yerinden oynuyor, sen bunların haberlerini bile doğru dürüst öğrenmiyorsun.
Sen Müslüman geçiniyorsun, lakin dinini yaşamıyorsun.
Sen, bundan iki bin yıl kadar önce Vezüv yanardağının patlayıp Pompei ve Herculanım şehirlerini ahalisiyle birlikte yok ettiğini biliyorsun ama zamanımızda böyle bir şey olmaz sanıyorsun. 
Sen, beyinsizin birinin (Hâşâ) “Bu gemiyi Allah bile batıramaz” dediği Titanic’in, ilk seferinde battığı, büyük sayıda yolcunun öldüğü gerçeğinden habersiz gibisin.
Sen Sodom Gomore’nin, Ad ve Semud kavminin nasıl helak edildiğini biliyor musun?
Sen, azan zalim fâsık fâcir âsi toplumların sonunun iyi olmayacağını algılayamıyorsun.
Sen, namazı yitiren ve şehvetlerine uyan Müslümanların çok ama çok kötü bir yolda olduklarının farkında değilsin.
Senin kafanda jakuzi çalkantıları var… Faiz dolar euro altın… Hangi hisse senetleri kazandırıyor… Korkunç bir gaflet içindesin.
İçindeki şeytan seninle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.
Oto kafa… Cep kafa… Ekran kafa… Mide kafa…
O hale düşmüşsün ki, Müslüman olduğun halde, Ayasofya artık açılsın diye haykıramıyorsun.
Osmanlıca konusunda yer yerinden oynuyor, sen neredesin?
Geçen bayramda İstanbul’dan Bolu’ya on iki saatte gitmişsin, döndükten sonra ne bayram yaptık ne bayram demişsin.
Ölümler sana ders olmuyor. Geçenlerde Fatihteki bir cenazede tanıdıklarınla gülüşüp latife etmişsin.
Seni mahv edecek bir şey söyleyeyim mi?.. Evinden devamlı olarak bayat ekmek atılıyormuş çöpe. Umurunda değil ama ayaklarını denk al, ekmek adamı çarpar.
Ne demek mi, istiyorum: Uyan uyan uyan!... Şuurlu Müslüman ol… Kazalara karşı tedbirli ol… İsraf azgınlığını bırak… Müslümanlarla kardeş ol… Madalyonun arka tarafına bak… Kesin emirleri yerine getir ve kesin yasaklardan uzak dur… İtikadını düzelt… Namaza dikkat et… Zekatını doğru dürüst ver… Tufandan halâs olmak için Kur’an, Sünnet, Şeriat, ahlak, fazilet, hikmet gemisine bir an önce kapağı at.
21.12.2014

 

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte adalet yazar bunu başlık yapmış muhbirle beraberce baya konuştuk işte yazarın kendi yorumlarıda var 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Ah Adalet Vah Adalet
Mehmed Şevket Eygi
17 Aralık 2014 Çarşamba 00:02


Adalet lafla, edebiyatla, muhalefetle olmaz. Adalet duygusu yüreklerde, beyinlerde olmazsa toplum ayakta durmaz.
İngilterede, Norveçte, İsveçte, İsviçrede, Japonyada adalet var. 
İngilterede adalet olduğu için şu anda 85 Şeriat mahkemesi faaliyette.
Hukuk elbise gibidir. Tek tip olmaz. Ülkeye, topluma göre boyu eni stili rengi değişik olabilir. Falanca ülkenin kültür yapısına uyan bir kanun, Filanca ülkeye uymayabilir.
Âdil olmayan bir hukuk sistemi iyi bir hukuk sistemi değildir.
Her şeyin olduğu gibi hukukun da etiği vardır.
İsviçrenin yapısına uyan bir Medenî Hukuk, Müslüman Türkiyeninkine uymayabilir.
1926’da İsviçre Medenî Kanununu (bazı yanlışlar yapılarak) Türkçeye çevrilmesi, başına Türk Medenî Kanunu diye yazılıp yürürlüğe konması yüz kızartıcı bir hadisedir. Bu memleketin bir Medenî Kanun hazırlayacak hukukçusu yok muydu ki, tercüme yoluna gittiler?
Haydi tercüme ettiler ve yürürlüğe koydular, başına ilave ettikleri, İslama seviyesizce ve âdice saldıran o gerekçeyi yazmaktan hiç utanmadılar mı?
Bugünkü yeni sözde yerli Medenî Kanun İsviçre kanunundan beterdir. Aileyi, dolayısıyla toplumu yıkmaktadır.
Eskiden otoriter İtalyan Ceza Kanunu tercümesi vardı. Onun yerine yeni bir kanun yapıldı. İtalyan kanununda zina suç sayılıyor ve ceza veriliyordu. Yenisinde bu yok.
Polis, zanlıları adalete teslim ediyor, çoğu bir kapıdan giriyor, başka bir kapıdan, tutuksuz yargılanmak üzere çıkıyor.
Ceza mevzuatımızın suç işlenmesini önleme gücü ve etkisi kalmadı.
Diyarbakırla Lice arasında, yol kenarındaki araziye Hint keneviri ekiliyor. Yol yirmi iki gün kapatılıyor. Hasattan sonra açılıyor.
Avrupanın en büyük Adalet Sarayını biz yaptık da sanki adaleti sağladık mı?
Hukuk var, kanunlar var, savcılar ve hakimler var ama yolsuzlukları önleyemiyoruz.
Hıristiyan Danimarka 10 üzerinden 9 küsur not alarak uluslararası şeffaflık ve temizlik listesinin başında yer alıyor. Müslüman Türkiyenin notu sadece 5…
Bir milyon öğretmeni, on beş milyon öğrencisi olan eğitim sistemimiz okullarda adalet duygusu ve kültürü verebiliyor mu?
İngiltere laik değil, orada adalet var. Türkiye laik, Kemalist, çağdaş ama bizde oradaki kadar adalet yok.
Bugünkü siyaset âdil bir siyaset midir?
İktidar âdil midir, muhalefet âdil midir?
Büyük medyamız âdil bir medya mıdır?
Egemen azınlıklarda adalet aramayalım, peki Müslüman çoğunluk âdil midir?
Bu ülkede en geniş mânasıyla linç kültürü var mıdır, yok mudur? Linç kültürü âdil bir kültür müdür?
Gazeteler, tv’ler suçladıkları kişi ve kurumların savunmalarını itibara alıyor mu?
Trafik kurallarını ihlal eden deli şoförler âdil midir, adaletsiz midir?
Kanunlarımız müstehcen yayın yapılmasını suç kabul etmiş ama bu hayata uygulanmıyor.
Karı satmak suç ama büyük şehirlerde akşam karanlığı basınca peynir ekmek, fındık fıstık gibi kadın satışı yapılıyor.
Bozuk gıda maddeleri ve meşrubat üretip satmak suç, lakin piyasa bunlarla dolu.
Sağlık Bakanlığından ruhsat alamayan merdiven altı ürünü sözüm ona bitkisel şifalı maddeler, Hayvancılık Bakanlığının ruhsatı ile cayır cayır üretilip satılıyor.
Tıbbın da adaleti ve etik kuralları vardır ama hayata uygulanıyor mu?
Liselerde sosyoloji okutuluyor da niçin adalet ve hukuk okutulmuyor?
Gıybet yapan sözde ve sahte dindar adaletli bir Müslüman mıdır?
Zengin suçlu paçasını sıyırıyor, fakir suçlu okkanın altında.
Başörtülü öğrencilere zulm eden Don Kişot profesör baş tacı.
Mukaddesata ve dindarlara hakaret eden agresif ateist müzisyeni göklere çıkartıyorlar.
Ah adalet vah adalet diye bağıranların bir kısmı 30’lu yılların faşizmine hasret çekiyor. 
Adnan Menderese idam cezası veren mahkemenin adı Yüksek Adalet Divanı idi. Yükseği böyle olursa alçağından Allaha sığınırız.
 
(İkinci yazı)
Bunları Bilen Ol Bilmeyen Olma

1. Kâinatı, mevcudatı, bütün alemleri ve seni yaratan Allahü Teala ile aranı düzelt. Onun senden razı olması için gerekeni yap.
2. Sahih bir imana sahip ol.
3. Beş vakit namazı güzelce kıl.
4. Zekatını Allahın emr ettiği gibi dosdoğru ver. Paranı din sömürücülerine kaptırmadan sadaka ver, hayır hasenat yap.
5. Ramazan orucunu tut.
6. En büyük düşmanın olan nefs-i emmâren ile cihad et.
7. Kesinlikle haram olan faizi alma, verme, yeme.
8. Dünya fânidir, aldanma, kanma, tuzaklarına düşme.
9. Mütevazı ve alçakgönüllü ol, sakın gururlu ve kibirli olma, belanı bulursun.
10. Tağutları, Deccalları, kezzabları, Nemrudları, Firavunları, Hamanları sevme, onlara buğz et.
11. İsraf etme, lükse ve aşırı tüketime kaçma, saçıp savurma.
12. Faydalı, zarurî ilimleri öğren, cahil kalma, âlim ol.
13. Ya faydalı ilim öğrenen ol, ya öğreten ol, üçüncüsü olma.
14. Ümmet birliği içinde ol, Ümmet dışında olma.
15. Boynunda İmam’a biat ve itaat bağı olsun.
16. Açıkça, açıkta, küstahça büyük günah işleme, fasık-ı mütecahir olma.
17. Zinadan ve göz zinasından uzak dur.
18. Haram yeme, haram para ve gelirler ateştir, yakar.
19. Müslümanları, onlardaki iman dolayısıyla sev, sakın onlara düşmanlık etme.
20. Beddua etme, hayır ve ıslah duası et.
21. Kendini beğenme, kendini beğenmek Firavun ahlakıdır.
22. Sakın doyduktan sonra yeme, müsriflerden olursun. Kur’an müsrifler için “Onları şeytanın kardeşleridir” buyuruyor.
23. Yeryüzünde fesat ve fitne çıkaranlardan olma, sen ıslah edici ol.
24. Söylediğin her söz doğru olsun. Hiç yanlış, eğri laf etme ve yazma.
25. Erkek Müslümansan karılaşma, karıysan erkekleşme.
26. Ümmet içinde ihtilaf zuhur ederse, sen Sêvad-ı Âzam dairesi içinde ol.
27. Çocuklarını imanlı, bilgili, ilmihalini bilir, namazını kılar, ahlaklı ve faziletli, güçlü ve vasıflı Müslüman olarak yetiştir. 
28. Peygamber aleyhisssalatü ve vesselamın yolundan, izinden, Sünnetinden ayrılma.
29. Ezelde Allah ile yaptığın ahd ü misaka sadık ol ve sadık kal.
30. İslamın, Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın ve İslam ahlakının dışındaki her şeyin sapıklık ve heder olduğunu çok iyi bil.
31. Feminizm şeytanî bir ideolojidir, ondan uzak dur.
32. Dünyevîleşme sakın, belanı bulur, mahv olursun.
33. Allaha karşı ihlaslı, yaratıklara karşı adaletli ve insaflı ol.
34. Büyüklerimize hürmet et, küçüklerimize merhametli ve şefkatli ol.
35. Kalp ile emr-i mâruf ve nehy-i münker etmek farzdır, bunu iyi bil.
36. Hüsn-i hâtime (ömrünün ölümüne iman ile bitişmesi) konusunda tir tir titre.
37. Ebedî saadet, kurtuluş, necat, felah için gerekli vesilelere yapış.
38. Cömert ol, cimrilikten uzak dur, cimrilik küfre yakındır.
39. Halkın günahlarını araştırıp öğrenme, onları teşhir ve rezil etme. 
40. Başkanlığa talip olma. Olursan işin çok zorlaşır, çık sıkıntı çekersin.
41. Nimetleri israf etme, onlara hor bakma, ekmeği çöpe atma, sonra mahrum kalırsın.
42. Şükr ve hamd edenlerden ol, küfran-ı nimette bulunan nankörlerden olma.
43. Ölmeden önce uyan, sonra çok pişman olursun.
44. Rabbin kim, Nebin kim, kitabın kim, Dinin ne, Şeriatın ne, Ümmetin ne sorularının cevaplarını iyi öğren, imtihan için çalış.
45. Mü’min ol, Müslim ol, Muvahhid ol, âbid ol, sâlih ol, sâdık ol, mücahid fi sebilillah ol, musalli ol, zekat ve sadaka veren ol, sabırlı ol, sebatlı ol, azimli ol, üstteki veren el ol, bilen ol, âqil ol, firasetli ol, uyanık ol, şuurlu ol, vicdanlı ol, doğru ve dürüst ol, maruf ile emr ve münkerden nehy eden ol…
17.12.2014


__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY
ben burayı kısa geçiyim yazarın köşesindeki demeokrasi konuşmaları bana ait ilk konuşmam olay şöyle oldu ben bu ülkede demekresi olduğuna inanmıyoırum dedmiştim bir ara mezu bu işte 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bu Savaşı Kim Kaybedecek?
Mehmed Şevket Eygi
16 Aralık 2014 Salı 00:33

SORU: Mesele, ağır muhalefet yapan basını-medyayı sindirme meselesi midir?
CEVAP: Değildir. Sahnede basın meselesi gibi görünüyor ama kuliste başka sebepler vardır. İşin aslı astarı Cemaat ile siyasî iktidar arasındaki savaştır.
SORU: Niçin basın meselesi değil?
CEVAP: Basın meselesi olsaydı, iktidara çok daha fazla saldıran gazetelerin, televizyonların, yazarların üzerine de gidilmesi gerekirdi. 
SORU: Cemaat-siyasî iktidar savaşını kim başlattı?
CEVAP: Benim kanaatimce cemaat başlattı. Zamanın başbakanı, onlara karşı kendisini uyaranlara “Bu kadar abartmayın, onlar da bizim gibi alınları secdeye giden kimselerdir” cevabını vermiştir.
SORU: 17 Aralık 2013 hareketi, yani bazı bakanların, bakan çocuklarının üzerine gidilmesi nedir?
CEVAP: Bana göre sivil bir darbe teşebbüsüdür.
SORU: İktidarı Zemzem’le yakınmış gibi temiz mi sanıyorsun?
CEVAP: Hayır…
SORU: 17 Aralık çıkışı sence doğru mudur?
CEVAP: Bendeniz askerî olsun, sivil olsun bütün darbelere karşıyım.
SORU: Yolsuzlukların üzerine gidilmesin mi?
CEVAP: Kesinlikle gidilsin ama darbe şeklinde gidilmesin.
SORU: Türkiyede diktatörlük var mıdır?
CEVAP: Kesinlikle yoktur. Otoriter bir zihniyet vardır ama bu diktatörlük değildir. Bir diktatörlük rejiminde, diktatöre sen diktatörsün denilemez.
SORU: Ülkemizde demokrasi askıya mı alınmıştır?
CEVAP: Bizdeki demokrasi, bir İngiltere veya İsviçre demokrasisi değildir, bize mahsus yerli malı o biçim bir demokrasimiz vardır ve bütün ahval-i perişanıyla karşımızdadır.
SORU: Türkiyede İngiltere, İsveç, Norveçte olduğu gibi bir demokrasi olabilir mi?
CEVAP: Olamaz. Bizim yapımıza uymaz. Önemli olan ütopik bir demokrasi değil, bizim bünyemize uyan, millî kimlik ve kültürümüzle bağdaşan ve mutlaka âdil olan bir demokrasidir.
SORU: Sen demokrasi taraftarı mısın?
CEVAP: Değilim, çünkü Müslümanım. Demokrasiyi İslama geçiş için bir köprü ve vasıta olarak görürüm. 
SORU: Bizde siyaset kirlenmiş midir?
CEVAP: Evet, genel kirliliğin ve tefessühün yanında ve içinde o da kirlenmiştir.
SORU: Siyasette temizlik ne demektir?
CEVAP: Vasıflı ve ahlaklı olmak demektir.
SORU: Bizde bu vasıf (kalite) yok mudur?
CEVAP: Yoktur. Şu manzarayla baksanıza.
SORU: Tekrar Cemaat-İktidar savaşına gelelim. Bu işin sonu nereye varacak?
CEVAP: Bu savaşta üç kaybeden var: Cemaat… İktidar… Türkiye…
SORU: İleride savaş şiddetlenirse durum daha da kötüleşir mi?
CEVAP: Haftalardan beri uyarıcı yazılar kaleme alıyorum. Bu işin sonu, Allah saklasın, bir iç savaşa, Türkiyenin bölünmesine kadar gidebilir.
SORU: Bu nasıl olabilir?
CEVAP: Hem Cemaat, hem iktidar ipin ucunu elinden kaçırabilir. Yabancı derin güçler ve içteki Kriptolar bundan yararlanır.
SORU: Cemaatin en büyük hatâsı nedir?
CEVAP: Dinî bir cemaatin aktif siyaset yapması, aşırı zenginleşmesi ve sivil darbe teşebbüsünde bulunması ölümcül bir hata olmuştur.
SORU: Cemaat bizim hiç günahımız, hatâmız, yanlışımız yoktur diyor…
CEVAP: Hatâsız olduğunu sanmak ve iddia etmek en büyük hatâdır. Başka hatâ olmasa bile sadece bu hatâ yere sermek için yeter de artar.
SORU: Cemaat-İktidar savaşında dış derin güçlerin yeri, dahli, rolü var mıdır?
CEVAP: Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın, vardır. Bu kadar büyük bir fitne yüzde yüz yerli olamaz. Zire bizim aklımız bu kadarına yetmez… ABD’nin, AB’nin, bilhassa İngilizlerin, Almanların, İsrailin…
SORU: Cemaatin başına gelenlerde dinî sebepler var mıdır?
CEVAP: Vardır… Sadece Cemaatin değil, iktidarın da başına büyük bir çorap örülmüştür ve ikisi de tokat yemektedir.
SORU: Yapılan büyük hatâ ve günahlardan bazısını sayar mısınız?
CEVAP: Birini zikr edeyim. Tahşiyeci Müslümanlara büyük zulüm yapılmış, adalet ve insaf dışı tertiplerle salih, âbid, mâsum hocalara ve kardeşlerimize terörist iftirası edilmiş ve nicesinin bir seneden fazla zindanda kalmasına sebep olunmuştur. Şimdi bunların acısı çıkıyor. Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste…
SORU: Başka bir hatâ?..
CEVAP: Risale-i Nur’ların sadeleştirilmesi büyük bir hatâ olmuştur… Üçüncü bir hatâ da, devleti ele geçirmek için genel ve yoğun kadrolaştırma ve “bizden olmayan” Müslümanların tasfiyesi için İslamın kabul etmediği karalamalara, ayak kaydırmalara başvurulmuş olması…
SORU: Sen muvafık mısın, muhalif mi?
CEVAP: Kesinlikle muvafık değilim. Siyasî muhalefet değil, sosyal ve kültür muhalefet yapıyorum. Bu kadar aksaklığın olduğu bir ülkede yağcılık, yalakalık, meddahlık yapacak halim yok. İnşaallah âdil bir muhalefet yapıyorumdur. 
SORU: Önümüzdeki baharda bir şeyler olabilir deyip duruyorsun…
CEVAP: Evet korkuyorum, endişe ediyorum… İnşaallah olmaz ama bir olursa bu sefer korkunç bir yıkım olur. Yağmacılar evleri, dükkanları, müzeleri, kütüphaneleri bile talan edebilir. Dış güçlerin isteği üzere kan bile dökülebilir.
SORU: Sen neler sayıklıyorsun?
CEVAP: Uyanığım sayıklamıyorum… Eylülde Diyarbakırda olup bitenleri gördük. Kütüphaneler tahrip edildi, müzeler yağmalandı, dükkanlar talan edildi. Sende hiç hafıza yok mu?
SORU: Sormayı unuttum, sence Gezi hadiseleri nedir?
CEVAP: Bir kalkışmadır. Ağaç kesimi bahanedir. Yalovada CHP’nin kestirdiği ağaçlar için niçin ayağa kalkmadılar?
Soru: Yeni bir Gezi olabilir mi?
CEVAP: Olabilir, hem de eskisinin yüz misli.
SORU: İktidar hazırlanıyor ve tedbir alıyor mu?
CEVAP: Hazırlanıyor, tedbir alıyor ama Geziciler de uyumuyor. Normal şartlarda hükümet yeni Gezileri önleyebilir, bastırabilir ama yangın genel hale gelirse, zorlanabilir. Unutulmasın ki, Geziciler deprem gibi, büyük sayıda işçinin öleceği maden faciaları gibi, iktisadî çöküntü ve kriz gibi bahaneleri alabildiğine kullanacaklardır.
SORU: Adalet Muhayyer hanım hakkında ne düşünüyorsun?
CEVAP: Adalet hanımefendiyi epeydir görmüyordum. Geçen gün gördüğümde hayli çökmüş, yıpranmış, hastalanmış ve vahim yaralar almış buldum…
16.12.2014

_____________________________________________________________
deşifre olduğundan haberi olmayan akşam evimizdeymiş bende eve geldim  eve girer girmez herkes elinde cep telofonuyla oynuyor  işte ben sadece ammada meraklısınız cep telefonuna dedim bu konuşmam yazar ilk başlık yapmış sonra ben televizyona daldım bakıyoruum işte tvde açık saçık sahneler çıkar gibi oldu bende kanalı değiştirin dedim kızdım buda yazar açık saçık olayları kösesinde ele almış hatta o sırada reklam girdi bizde 1.5 yaşında çoçukta var misafir oda reklamları izliyor zombi gibi hiç kımıldamıyor dedim oda yazarın köşesinde  reklamlar zombi haline getiriyor diye yazısı sonra ben 1.5 yaşındaki çoçuğa kitab verdim eline al bunu oku sen bizler gibi olma diye insanı medeni güçlü kılan  kitabtır bu konuşmam yazarın köşesinde benim çoğu konuşmamı almış yazar tvlerdeki ahlaksızlık olayın 
 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Telefon ve Televizyon Bağımlılığı
Mehmed Şevket Eygi
11 Aralık 2014 Perşembe 00:10

CEP telefonu… Televizyon… Günümüzün iki büyük azılı belası… İki büyük uyuşturucusu… Dalaletin iki büyük âleti…
Bunlara bağımlı olan kimselerin beyinleri, onlar aslında çok zeki olsalar da körleşir…
Ha esrar eroin kokain bonzai… Ha cep telefonu, televizyon…
Bu ikisi büyük çocukların afyonlu oyuncaklarıdır… Çinin zehirli oyuncakları gibi…
Cep telefonu sersem eder, televizyon şaşkın eder… Sonunda insanın insanlığını nakavt eder…
Yanlış anlaşılmasın, bu iki cihaz yüzde yüz zararlıdır demiyorum, bağımlılığı insanı insanlıktan çıkartır, Müslümanı rezil eder diyorum.
Müslümana en fazla zarar verenler bu ikisidir.
Cep telefonu ile bol bol gece gündüz mütemadiyen zevzeklik, gevezelik, mâlâyâni boş ve kof konuşmalar, gıybet yapılır.
Bunların bağımlıları o hale gelir ki, beş dakika zili çalmasa içinde bir boşluk hisseder, ne oldu meret çalmıyor, beni kimse aramıyor der.
Cep telefonu yüzünden camilerde huzur içinde ibadet edilemiyor.
Cuma hutbesi okunurken birini görmüştüm, cep telefonunda mesaj okuyor, mesaj yazıyordu.
Şaşkının biri sokakta hem hızlı hızlı gider, hem de cep telefonu ile konuşurken birine çarpmış, ikisi de yere düşmüş. 
Cep telefonu ile konuşan hızlı sürücü kaza yapmış.
Cep telefonu bağımlıları toplama, çıkarma, çarpma ve bölme bile yapamaz hale gelir.
Benim telefonum daha lüks, senin telefonun lüks ama eski… He he he…
Yenisi çıktı, 1500 liraya aldığım eskisini atıp onu almalıyım… 
Cebinden pahalı, lüks, gösterişli, marifetli cep telefonunu gururla, kibirle çıkartır. Gözlerinde sersemce ışıltılar, dudaklarında aptalca bir tebessüm…
Marifetli ve hünerli telefon marifet ve hüneri katl eder…
Lüzumluysa, faydalıysa, gerekiyorsa cihaz elbette alınacak, konuşulacak ama asla bağımlı olunmayacak…
İnsanı vasıflı, medenî, güçlü, kibar, kültürlü yapan kalemdir kağıttır kitaptır ilimdir irfandır kültürdür bilgeliktir sanattır…
Bunlar yoksa cep telefonu ile öğünmek ahmaklıktır…
Cep telefonunun faydasını inkâr eden yok… Bu fakir, madalyonun arka tarafını okuyorum…
ABD’de iki milyar dolarlık serveti olan akıllı bir zenginin cep telefonu yokmuş. Demek ki onun için gerekli ve lüzumlu değil…
Yüksek İstanbul terbiye, görgü ve ahlakına göre, bir büyüğün ziyaretine gidilirken, kapısında cep telefonu kapatılır.
Büyüğün yanında cep telefonu ile konuşmak ayıptır, saygısızlıktır, ona hakarettir.
Zaruret varsa, önceden izin alınır, “Efendim bir hastam var yahut bir yolcum var, telefonumu açık tutmama izin verir misiniz?”
Bugün bazı televizyon kanalları şirkin, küfrün, Tağutun, nifakın, fitne ve fesadın, ahlaksızlığın emrindedir.
Bazı ekranlardan nur, edeb, ilim, irfan, hikmet değil; mürekkep cehalet, fısk fücur, ahlaksızlık, dinsizlik, densizlik, donsuzluk, edepsizlik akmaktadır.
Küçük çocuklara, bilhassa küçük kızlara kocasını aldatan karılı filmler gösteriliyor.
Şaban filminde Taksimde define arayan köylüler yerin altında tünel kazarlar ve bir randevu evine çıkarlar. Mâsum çocuklar bunu kahkaha ile seyreder. Aman ne seyir, ne eğlence…
Programın tam ateşli yerinde karının omuz askısı kopuyor, göğüsleri görünüyor. Kaza mı, yoksa kasıtlı bir reklam mı?
Evini genelev, fuhuşhâne, kumarhane, meyhane, batakhane haline getirmek isteyenler kötü büyük kanalları hep açık tutsunlar.
Açık oturumda dine hakaret ediliyor, milyonlarca Müslüman seyr ediyor…
Bu memlekette şerre, şirke, küfre, nifaka, fitneye, tefrikaya, fuhşiyata alet edilen ne kadar çok “ekmek bıçağı” var.
Cep telefonu ve tv bağımlıları o kadar aptal, sersem, afyonlanmış duruma düşüyormuş ki, 300 kelimeden fazla yazıları okuyup anlayamıyormuş. Beyin dumuru!..
Televizyon reklamları toplumu robot, esir ve zombi yapıyor…
İffetin, ailenin, faziletin düşmanı o biçim tv’ler…
Ayranı yok içmeye, cep telefonuyla gidiyor memşaneye…
Bazı televizyonlar lüksü, israfı, fuhşu, her tür azgınlığı teşvik ediyor. Sersem ediyor, şaşkın ediyor, köle ediyor, milleti birbirine düşman ediyor… 
Ben hür bir vatandaşım, cep telefonu televizyon bana hiçbir şey yapamaz!.. Ya öyle mi?.. A robot kafalı, Şu haline baksana…
 
• (İkinci yazı)
Müslümanlar Lâf Dinler Öğüt Tutar mı?

KONU: Müslüman halka laf anlatılabilir mi?
CEVAP: Elbette Müslümanların içinde de laf dinleyecek akl-ı selim (sağduyu) sahipleri vardır ama bunlar binde bir değildir. 
Müslümanlara nasihat ediliyor mu?
Doğru dürüst yeteri kadar edildiğini sanmıyorum.
Edilse bile ancak binde biri öğütleri dinler ve tutar.
Allah Kur’anda Müslümanlara nasihat ediyor… Peygamber aleyhissalatü vesselamın hayatı, sireti, Sünneti hep nasihattir… On dört asırdan beri ulema, fukaha, mürşidler, meşayih, ziyalılar Kur’anî, nebevî, hikemî öğütleri tekrarlıyor. Lakin bunları dinleyenler çok azdır.
İnsanların bir kısmı dinler gibi görünüyor ama yine bildiklerini okuyor.
Belli başlı nasihatler nelerdir?
İman ediniz, itikadınızı tashih ediniz…
Beş vakit namazı dosdoğru kılınız…
Vakit namazlarını cemaatle kılınız.
Zekatı doğru dürüst veriniz…
Ahlakınız doğru düzgün olsun.
Faydalı ilimleri öğreniniz, cahil kalmayınız.
Allahın ipine (Dine, Şeriata) yapışınız, sakın tefrikaya düşmeyiniz, parçalanmayınız, çekişmeyiniz.
Mü’minler birbirlerini sevsinler, korusunlar.
Tek bir Ümmet olunuz.
Râşid ve âdil bir İmama biat ve itaat ediniz.
Âhiret için hazırlık yapınız.
Dünya hayatı bir imtihandır, sakın gafil kalmayınız, sınavı kazanmak için çalışınız.
Şehvetlerinize uymayınız, fuhşiyyat=azgınlık yapmayınız.
Ribadan, zinadan, âhir zaman alameti yüksek müzeyyen binalardan uzak durunuz. 
Kadın ve kızlar Kur’anî şer’î tesettüre uysunlar.
Tağutlara, deccallara, kezzablara uymayınız, onlara muhalefet ediniz.
Yeryüzünde fesat çıkartmayınız.
Gıybet etmeyiniz.
Tecessüs etmeyiniz.
Allahın size verdiği nimetleri paylaşınız, yardımsever olunuz.
Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapınız.
İyi olunuz, kötü olmayınız.
Nefs-i emmarenize ve şeytana uymayınız.
İslam bir nasihatler manzumesidir.
İyi, gerçek, doğru, vasıflı, güçlü Müslüman nasihat dinler ve tutar.
Zamanımızda yeterli miktarda ve derecede nasihat edilmiyor ama yine de az buçuk ediliyor. Bu nasihatler tutuluyor mu? Maalesef maalesef maalesef.
Allah, Peygamber, dinimiz bize gıybet etmeyin diyor, biz edip duruyoruz.
Müminler birbirlerini sevmeli öğüdü verilmiş, biz birbirimizi sevmiyoruz. Sevmek bir tarafa bir kısım Müslümanlar birbirlerini düşmanlık ediyor.
Peygamberimiz Müslümanların birbirleriyle riba muamelesi yapmasını, kişinin anasıyla zina etmesi gibi çirken ve iğrenç olarak gösteriyor. Biz ribaya batmışız.
Kitap piyasasında on binlerce dinî nasihat eseri var ve kapış kapış satılıyor ama nasihatler tutulmuyor, beklenen ıslahat=iyileşme olmuyor.
Yazımın başında ne demiştim?.. Müslümanlar laf dinler, nasihat tutar mı?
Siz bu soruya ne cevap verirsiniz?
11.12.2014

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte yazarın birinci yazıdaki çoğu konuşma ordaki tüm gün konuşmamız yazarın katkısıda var hatta kololı içeçekler var yazar muhatab almış onu özelllikle ben dedim kimyevi boyalı içeçekler diye sodom gomere pompeide benim konuşmam sapık ilişkiler neyse o sırada başka bir muhbire selam verdim onada ara sıra takılıyorum işte yazar 80 milyonda beni muhatab alıp duruyor işte dedim böyle dedimmi yazar sitemde bulunur işte buda ikinci yazıda muhatab alımış sitemde bulunuyor 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bedevî Anti-Kültür Ahlaksızlıkları ve Çılgınlıkları
Mehmed Şevket Eygi
07 Aralık 2014 Pazar 00:11

 

Medenî yazılı kültür bitmiş, bedevî anti-kültür şaha kalkmış.

Okuma yazması olmayan cahiller aydın olmuş. Onlar aydın değil, maydın. Maydın ne manaya geliyor? Bilmem…

Herifin günde iki bin kaloriye ihtiyacı var, üç bin kalori alıyor. Kısa zamanda semiriyor, sonra da zayıflama tedavisi görüyor. Efendi az ye, ihtiyacın kadar ye, kolayca zayıflarsın. Bu yolu niçin denemiyorsun?

Hiç kitap okumayan okumuşlar…

Beyinleri var, düşünmüyorlar…

Karı Batı kıyafetine bürünmüş, başına bir şal atmış, takmış takıştırmış, salına salına dolaşıp duruyor. Kendini tesettürlü sanıyor. Ne tesettürüdür bu? Şeytanî tesettür!..

Bizim dindar delikanlı İngilizce öğrenmek için parçalanıyor. Ona 1927’de basılmış Türkçe bir hikâye kitabı veriyorsunuz, okuyamıyor, elifi mertek sanıyor. Cahilliğin böylesi.

Şuna bakın: Adam başına yüz elli liraya yemek yenilen lüks restorana gidiyor. Nesini beğeniyorsun diye soranlara, dekoru muhteşem diyor. A zavallı dekor yenmez ki…

Yetmiş bin liralık bir oto ihtiyacını karşılayacakken gitmiş yüz yetmiş bin liralık lüks bir araba almış. Niçin bu kadar pahalı ve israflı bir oto aldın diyene, ben insan değil miyim cevabını vermiş. Sen hiç insan olur musun?

Hem Müslüman geçiniyor, hem gırtlağına kadar ribaya ve bâtıl alış verişe batmış. Bu ne biçim Müslüman iş adamıdır?

Hüseyin Rahmi’nin romanlarındaki mahalle karıları gibi mütemadiyen kavga eden, dedikodu yapan politikacılar…

Gemlik’te bir grup lise çocuğu okula bitişik villayı soymuş ve içinde çılgın partiler yapmış.

Namaz kılmayan dindar(!) İmam-Hatipliler.

Futbol holiganlarından daha fanatik ve militan Müslüman hizipçiler fırkacılar cemaatçiler…

Sabah namazı vakti leşler gibi uyuyan sözde dini bütünler…

Ölüm yatağındaki ağır hastalara hiç lüzumu yok iken en pahalı antibiyotikleri verip faturaları şişiren sahtekârlar…

Haram rantlarla, gelirlerle süper zengin olan o biçim Müslümanlar…

Yeryüzünde gururla, kibirle, tabanlarını ve topuklarını yeri titretircesine güm güm basan gafiller.

Eskiden mücahid iken, garip bir metamorfoz sonunda müteahhit oluveren mahluklar.

Kur’an, Allah katında tek (hak, makbul, geçerli) din İslam’dır derken; hayır, zamanımızda üç ibrahimî din vardır diyerek; İslam’ın hak din olduğunu, Kur’an’ın hak kitap olduğunu, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin hak peygamber olduğunu inkâr ve red edenler de Cennetliktir olduğunu iddia edenler.

Biz âhirete, hesaba kitaba, mizana, cennet ve cehenneme inandık deyip de hiç ölmeyecekmiş gibi hep dünya için çalışanlar.

Hem Müslüman geçinip hem Tağutlara, deccallara hizmet edenler.

Sünnîlik taslayıp mut’a nikâhı yapanlar.

Çocuklar ben cumaya gidiyorum, siz dükkândaki müşterilere iyi bakın, kasaya göz kulak olun diyen zamane sofuları.

Hayvancılık bakanlığından ruhsatlı merdiven altı uyduruk ilaçlarla köşeyi dönenler.

Müslüman halka evcil domuzu, yaban domuzunu, eşek etini dana eti diye satanlar  ve onlara göz yumanlar…

Tavukların içini temizlemeden, tüyleri kolay yolunsun diye sıcak suya atıp murdar eden, böylece halka lâşe yedirenler...

Gıda maddelerindeki ve içeceklerdeki üç yüz kimyevî madde, aroma, boya, koruyucu… Böyle giderse yakın bir tarihte halkın yarısı vahim hastalıklara yakalanacakmış…

Hastalara müşteri muamelesi yapan vicdansız ortodoks tıp sanayii.

Çarptığı adamı yolun kenarında can çekişmeye bırakıp tam gaz kaçan rezil.

Tuvalette doğuran kızlar…
Cep telefonu çılgınlığı…
Lüks ve israf çılgınlığı…
Pompei Herculanum…
Sodom Gomore…
Titanic Titanic…
Geliyorum diyen büyük zelzele.
Yirmi dört saat eğlence, davul zurna, vur patlasın çal oynasın…

İçki, kumar, piyango, lotarya, şans oyunları…

Seks seks seks… Müstehcen yayınların en âdisi ve rezili…

Durum çok iyidir, nurlu ufuklara dörtnala koşuyoruz edebiyatı yapanlar…

Bu gidiş nereye?

* (İkinci yazı)

Rica Ediyorum

Muhterem efendim… Selam ederim…  Ricalarımı arz ediyorum:

1. Lütfen ve merhameten gıybetimi yapmaktan vaz geçiniz.  Bunu sizin iyiliğiniz için istiyorum. Bendenizden daha iyi biliyorsunuz ki, gıybet eden kimsenin iyilikleri gıybet edilene verilir; iyilikleri biterse, edilenin günahları ona yüklenir.

2. Sizden iyilik beklemiyorum ama lütfen kötülük de yapmayınız.

3. Lütfen iftira etmeyiniz, o zatı çok severim, bendenizi taltif buyurmuşlardır.

4. Bu fakiri kötülemek hususunda zahmet buyurmayınız. Bütün cihan halkı bir araya gelseler, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler.

5. Madem kızıyor ve sinirleniyorsunuz, lütfen yazılarımı okumayınız, sinirlerinizi bozmayınız.

6. Bütün mü’minlere hayır dualar ediyorum, siz de mü’min olduğunuz için dualarıma dahilsiniz.

7. Sizi naçizane, fakirane, min gayri haddin uyarıyorum: Lütfen lütfen lütfen mü’minleri tekfir etmeyiniz. Allah saklasın küfre düşebilirsiniz.

8. Su-i zan etmeyiniz, bendenizin para, mal, makam, mevki, şöhret-i kâzibe konusunda  dünyevî bir emeli yoktur.

9. Görüş ve meşreblerimizin farklı olması, iman uhuvvetimizin bozulmasını gerektirmez.

10. İşlerinize ve hayatınıza karışmak istemem ama lüks, israf, şatafat, debdebe, tantana, benlik konusunda biraz ölçülü olmanızı tavsiye etmeme izin veriniz.

Hürmetlerimle…

07.12.2014

 

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir bana dediki şorda biri var senden için niçin bir arabası yok diyor dedi bende luzumsuz işte dedim onane dedim bu kadar tırafik şıkışıklığı onun için oluyor dedim işte yazar kendi yorumlarını katmış ikinci yazıya bakın 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Üçüncü Dünya Savaşı
Mehmed Şevket Eygi
15 Kasım 2014 Cumartesi 00:59

ÜÇÜNCÜ dünya savaşı (başlamış sayılır) bütün şiddet, tahribat ve ateşiyle ABD ve İsrail yüzünden çıkacaktır. ABD, adaleti akl-ı selimi ve insafı ayaklar altına alarak İsrail zulmünü kayıtsız şartsız desteklemektedir.
Müslümanlar bu savaşta büyük kayıp verecekler, melhame-i kübralar olacak, nice şehirler ve ülkeler yangın yerine dönecek, yüz kişiden biri geri dönecektir. Savaşı sonunda Müslümanlar kazanacaktır.
Savaş bir ara Roma’ya da sıçrayacak, Papalık sona erecek, son Papa şehri perişan halde terk edecektir.
Elde fırsat varken birleşmeyen, tek bir Ümmet haline gelmeyen gafil Müslümanlar çok acılar çekecektir.
Suriye’nin Ehl-i Sünnet Müslümanları durumun müsait olduğu zamanlarda çocuklarını askerî okullara vermemiş, subay yapmamışlar, boşluğu Nuseyrîler doldurmuştu. Sonra ne olmuştu?..
Benim oğlum subay olamaz… Subayların maaşı az… Oğlum doktor olacak, mühendis olacak… Bu mesleklerde bol para, lüks hayat, imkan var… Ya öyle mi?
Türkiye’nin rahatına pek düşkün Sünnî Müslümanlarının, üçüncü dünya savaşına hazırlıksız yakalanacaklarını sanıyorum. Onlar Ümmet birliğini kaale almazlar. Onlar zor zamanlar için  önceden hazırlık yapmazlar, tedbir almazlar.
Türkiye’nin tuzu kuru zengin ve orta halli Müslümanlarına soruyorum:
Elde fırsat varken yeterli sayıdaki ehliyetli, liyakatli, zeki, kabiliyetli oğullarınızı niçin subay olarak yetiştirmediniz? Niçin öğretmen ve eğitimci olarak yetiştirmediniz? Niçin vasıflı din görevlisi (hademei hayrat) olarak yetiştirmediniz?
Suriyeli Sünnî Müslümanlar vazifelerini yerine getirmiş, tek bir Ümmet olmuş, İslam ahlakı ile mütehalli olmuş, ittihada vifakatesanüde uhuvvete dikkat etmiş,  çocuklarını subay öğretmen ve din vazifelisi yetiştirmiş olsalardı hiç bugünkü kötü duruma düşerler miydi?
Türkiye’de pek yakında öğretmen sayısı bir milyonu bulacaktır. Evet abartmıyorum, bir milyon…  Bunların yüzde kaçı dindardır?
28 Şubat İslam karşıtı darbe niçin yapılmıştı? Ordumuzda dindar subayların ağırlığı olsaydı, böyle bir darbe yapılabilir miydi?
Benim oğlum subay olamaz, öğretmen olamaz… Oğlum çok gelirli meslek ve branşlara yönelecektir. İleride iyi, lüks, rahat bir hayat sürecektir… Öyle mi?
Dindar Müslümanlar, kendileri gibi dindar olan çocuklarını öğretmenliğe, subaylığa, din hizmetlerine yöneltmezlerse sürünmeye, zillete, ezilmeye, hakarete, esarete mahkumdurlar.
Türkiye’deki bütün kötülüklerden doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Ehl-i Sünnet Müslümanları sorumludur.
Emr-i mâruf yapmadıkları için.
Nehy-i münker yapmadıkları için.
Tashih-i itikada dikkat etmedikleri için.
Beş vakit namazı cemaatle kılmayı, büyük ölçüde terk ve ihmal ettikleri için.
Tek bir Ümmet olmadıkları için.
Âdil ve râşid bir İmama biat ve itaat etmedikleri için.
Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına uymadıkları için.
Allah ile yeterli ticaret yapmadıkları için.
Bir kısmı (yüzde kaçı?) holiganlık, militanlık, fanatizm sergilediği için.
Şifahî kültür seviyesinde kalıp, medenî İslam kültürü sahibi olamadıkları için.
Camileri süsledikleri ama içlerini vasıflı hizmetkarlarla ve cemaatle dolduramadıkları için.
Kadın ve kızların bir kısmını bugünkü rezil şeytanî tesettüre soktukları için.
Güçlü bir islamî eğitim sistemi kuramadıkları, bütün öğrencilerinin cemaatle vakit namazı kıldığı İslam mekteplerinde dünya çapında elemanlar yetiştirip kadrolaşmadıkları için.
Halen başlamış bulunan ve süren üçüncü dünya savaşı ne zaman şiddetlenir ve ateşlenir?  Bendeniz tarih veremem. Gaybı Allah bilir. 
Savaşın ayak seslerini duyuyorum… Zaten Suriye’de, Irak’ta başlamış. Türkiye’ye ne zaman sıçrar? Bilemem…
 
 • (İkinci yazı)
“Ben İnsan Değil miyim?”

Trafik çok sıkışık. Vatandaş tek kişi olarak sabahleyin otomobiliyle işine gidiyor. Yolculuk iki saat sürüyor. Yoğun trafik vatandaşı dayak yemiş, taş taşımış gibi yorgun ve bitkin yapıyor.
Akşam aynı durum… 
Günde dört saat kaybediyor, sinirleri bozuluyor, morali çöküyor.
Lüks sayılacak otomobilinde sade o var… İnsan bu trafik rezaletine üç gün beş gün bilemediniz bir ay dayanır ve sonra çare ve çözüm arar. Bizimkinde çare ve çözüm aramak diye bir şey yok. İlle de evden işe, işten eve otomobil ile gidecek.
Sinirden harap olsa da otomobilini terk edemez. O hiç, herkes gibi toplu taşıma vasıtalarına binebilir mi?
Tramvaya, metroya, Marmaray’a binse incileri elmasları yere dökülecek sanki…
Onlardan birine: Yahu şu otomobili bıraksan da toplu taşıma vasıtasına binsen olmaz mı?.. demiştim.
Gözlerinden hınç kıvılcımları saçarak şu cevabı vermişti:
-Ağabey ben insan değil miyim!.. Hay senin insanlığına.
Her sabah ve her akşam otomobile binip trafik çilesi ve işkencesi çekmeyi insanlık sanıyor. Zavallıda tavuk kadar akıl kalmamış, bitmiş o.
Hollanda’da, Danimarka’da milyonlarca insan bisiklete biniyormuş. O ülkelerde ayrı bisiklet yolları var.
Bizde onlardaki akıl fikir yok.
Konu İstanbul’daki trafik sıkıntısı olunca, şehri aşırı şekilde büyüten rantçılara beddua etmeden olmaz. Tepe üstü düşsünler, vurdukları büyük paraları afiyetle yiyemesinler.
İstanbul’un nüfusu beş milyona indirilmedikçe sıkıntılar geçmez, problemler bitmez.
Şehrin etrafı on binlerce yeni inşaatla dolu, bunlar iskana açılınca sıkıntılar daha da artacaktır.
Şehrin her tarafı deniz ama deniz taşımacılığı yeterli değil. Osmanlılar zamanında Yeşilköy’e, Bakırköy’e vapur işletilirmiş.
Sultan Abdülhamid devrinde mürur tezkiresi ile seyahat edilirmiş, İstanbul’a göç önlenirmiş.
Oto toplum… Cep telefonu toplumu… Lüks toplum… Marka toplumu… İsraf toplumu… Beyinsiz toplum…
15.11.2014
 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir aramızda işte konu lüks yaşam lüks binalar riba baya konuştuk işte yazara bu bilgiler ulaşmış tek tek açıklama yapmıcam orda ne varsa hepsi gitmiş  neyse gelelim yazarın ikinci başlığı zeytin olayına konu zeytin ağaçlarına ben getirdim yazık bu ağaçlara dedim sonrası kendi yorumları ben fazla konuşmadım 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Nâçizâne Uyarıyorum
Mehmed Şevket Eygi
11 Kasım 2014 Salı 00:02

NÂÇİZANE uyarıyorum… Allah, Resulullah, Kur’an, Sünnet, İslam, Şeriat düşmanı Tağutların ve Deccalların peşinden gidenler, onları sevenler, onları rehber edinenler kendilerini ateşe atmış olur.
Kurtuluş ancak Resulullah (Salat ve selam olsun ona) Efendimizin gösterdiği yoldadır.
Deccalları, kezzabları, Süfyanları, İbn Sebe’leri, Nemrudları, Firavunları, ahbesleri, ekferleri  sevenler, onların gösterdiği yoldan gidenler (tevbe edip ıslah olmazlarsa) onlarla birlikte haşr olunur.
Allah’ın kesin emirleri vardır, kesin yasakları vardır. Bunlardan birini inkar eden dinden çıkmış olur.
Dinimiz ribayı ve zinayı kesin olarak yasaklamıştır.
Resulullah Efendimiz yüksek, müzeyyen, israflı, lüks binaları kötülemiştir. Böyle binalar âhir zaman alametlerindendir.
Dinimiz iffeti, namusu, temizliği emr etmektedir. İffete, namusa aykırı bütün uygulamalar, düşünceler, ameller, nazarlar şerdir, şekavettir, günahtır.
Çocuklarına imanı, İslam’ı, necat ve felah yolunu öğret(tir)meyenler onların mânevî katilidir.
Müsrifler=savurganlar şeytanın kardeşleridir. Allah müsrifleri sevmez.
Müslümanların birbiriyle riba muamelesi yapmaları, anasıyla zina etmekten daha ağır ve çirkin bir günahtır.
Lüks ve israf insanı kibre, gurura ve gösterişe sürükler. Kibir ve gurur Cehenneme götürür.
Parayı, malı, lüksü, israfı çok sevenler iyi yolda değil, çok kötü bir yoldadır.
Lüks evler, lüks yazlıklar, lüks binitler, lüks ve israflı yemekler ateştir.
İnsan uykudadır, ölünce uyanır ama çok geç kalmıştır. İnsanları uyarmak, onları Allah’ın, Resulullahın, Kur’an’ın, Sünnetin, Şeriatın, İslam ahlakının yoluna çağırmak bilenlerin birinci vazifesidir. Bu vazifeyi ya hiç yerine getirmeyen yahut ihmal edenler büyük sorum ve vebal altında kalır.
İslam yüksek ahlak dinidir. Ahlakı kötü olan kimse, namaz kılıp oruç tutsa da marjinal bir Müslümandır.
Allah, Kur’an, Resulullah, Hikmet bütün mü’minlerin tek bir Ümmet olmasını istiyor. Tek bir Ümmet olmaktan çıkıp birbirinden kopuk, birbiriyle çatışan binlerce sürü haline gelenlerin vay haline!
Birlik, beraberlik, sevgi, tesanüd, vifak Allah’ın yardımını celb eder. Tefrika ve çekişme yenilgiye, zillete, esarete yol açar.
İşin başı tashih-i itikattır. İtikadı bozuk olanın ameli boşa gider.
Ruhbanlarını erbab haline getirenler sapıktır.
Müslümanların başına gelen yenilgilerin, hezimetlerin, hakaretlerin, azapların belli başlı sebeplerinden biri de birlik olmamaları, tefrikaya düşmüş olmalarıdır.
Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı Devleti ve hilafeti yıkılmış, Ortadoğu emperyalist büyük devletler tarafından bir sürü sun’î=yapay devlete ayrılmıştır.
Bu yetmiyormuş gibi Ortadoğu ve İslam dünyası BOP ile daha da parçalanmak istenmektedir.
Bir İslam ülkesi olan Afganistan işgal altındadır.
Irak’ın durumu yürekler acısıdır.
Suriye’deki iç savaş… Somali… Nijerya…
Şirk, küfür, Tağut, Deccal güçleri Türkiye Müslümanlarını paramparça etti.
Çıfıtlar, Mescid-i Aksa’ya kirli postallarıyla giriyor, biz kuru protestodan başka bir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz.
Türkiye’de, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir din hürriyeti, imkanlar, fırsatlar var ama biz bunları tek bir Ümmet olmak, birleşmek, teşkilatlanmak için kullanamıyoruz.
Birlikten kuvvet doğar… Tefrika azap ve yenilgi sebebidir.
Rahman, biz müminlerin tek bir Ümmet olmasını, tek bir İmam’a biat ve itaat etmesini,  işlerimizi şura-istişare ile görmemizi emr ediyor. Tağutlar, Deccallar, Müşrikler, Küffar, münafikîn, şaşkınân tefrika istiyor, şikak istiyor.
İslam dünyasında Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, Hikmete, Muhammedî hedy’e, adalete dayalı kaç rejim var?
Dünyanın en temiz ve şeffaf ülkeleri listesinin başında Danimarka, Yeni Zelanda gibi iki gayr-i müslim ülke yer alırken İslam dünyası bu konuda nal topluyor.
Hizip, fırka, cemaat, grup, parça holiganlığı, militanlığı, fanatizmi Müslümanları perişan ediyor.
Uzak ülkeleri bırakalım: Türkiye’de bütün mü’minlerin tek bir Ümmet çatısı ve teşkilatı altında birleşmesi için bir niyet, irade, faaliyet, aksiyon, azim var mıdır.
Bu gidişat iyi değildir.
İslam, İman, Kur’an, Sünnet, Şeriat, adalet, ilim, ahlak, hikmet, birlik, uhuvvet, vifak, tesanüd, ihlas, cihad fi sebilillah dışında kurtuluş, necat, felah yoktur.
Ulus devletler ile birlik olmaz.
Emperyalistlerin çizmiş olduğu yapay sınırlı devletler ve devletçiklerle birlik olmaz.
Amerika Birleşik Devletleri… Avrupa Birliği gibi İslam alemi de birlik olmalıdır. 
Birlik olmamak, tek bir Ümmet olmamak, mü’min kardeşlerini sevmemek… Bunlar büyük günahlardır.
İslam’ın temellerinden biri âhirete, Mahkeme-i Kübraya, hesaba kitaba, Cennete Cehenneme iman etmektir.
İttihadsızlık, Ümmetsizlik, mü’min kardeşine düşmanlık etmek, gıybet, kin, intikam, nifak şikak tefrika bunlar Cennete değil Cehenneme sürükler.
İslam’ın müjdeleri olduğu gibi korkutan uyarıları da vardır. Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, İslam hikmetine ve ahlakına uymazsak Cennete götüren yoldan sapmış oluruz.

(İkinci Yazı)
700 Zeytin Ağacının Katilleri

SOMA’nın bir köyünde yedi yüz adet yetişmiş, meyve veren mübarek zeytin ağacı kökünden sökülmüş. Yargıtay, ağaçların katlinin durdurulması ile ilgili kararı geç göndermiş.
Bendeniz siyasete karışmam ama zeytin ağacı katline kıyımına çok üzüldüm.
Üzülmek hürriyeti var!..
Kur’an’da zikr edilen zeytin nimetini bize sunan ağaçların katline, kökünden sökülmesine her halde sevinecek kadar gaddar ve merhametsiz değildim.
Son otuz yıl içinde Türkiye’mizde korkunç, dehşet verici bir ağaç, yeşillik, tabiat katliamı cereyan ediyor.
Artık topraklarımız doğru dürüst ekilmiyor. Her yıl dışarıdan üç küsur milyon ton buğday satın almak zorundayız.
İstanbul’da nefes alacak kaç yeşil alan, park kaldı?
Geçmiş yirmi yılın yaz mevsimlerinde yakılan ormanları düşünün.
Elleri kırılasıca, boyları devrilesice rantçılar…
Hukuka, adalete, vicdana, insafa aykırı olarak ağaç kesen, orman yakan, yeşillikleri tahrip edenlerin Allah cezasını versin!
İslam helal ticareti övmüş, ribayı ve haram ticareti yermiştir.
Zaruret olmadıkça ağaç kesilmez. Hele zeytin ağacı…
Ben keserim diyenler ne olduklarını değil, ne olacaklarını düşünsün.
Sadece ağaç, yeşillik, tabiat katliamı değil; bir de evcil ve yabanî hayvanlara yapılan zulümler var.
İstanbul’da kuşların yuva yapacağı yeterli sayıda ağaç bırakmadılar.
Ormanları yakan caniler, canavarlar nice hayvanı, kuşu, böceği de telef etti.
Âdil olan Allah bunların hesabını sormaz mı?
Gerçek Müslümanların, lüzum ve zaruret olmadıkça bir çalının bir dalını bile kopartmaz. Çünkü o çalı Allah’ı zikretmektedir.
Çok üzgünüm…
11.11.2014
 
 


___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
yukardaki aynı muhbirle olay gene ben ümmet biriliğini bozan haindir dedim yazara bilgi ulaşmış ben fazla konuşmadım hepsi kendi yorumları  neyse ben bi ara dedimki ikinci yazıda ele almış konuşmamı chp ikdidara gelmesinde sağ partilerden kim gelirse gelsin dedim chp partisini eleştirdim yarı bana yarıda kendi yorumları var olay ben chp partisine muhalifim dedim onuda yazar ikinci başlık yapmış 

 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Ümmet Birliğini Bozanlar Haindir
Mehmed Şevket Eygi
10 Kasım 2014 Pazartesi 00:48

MÜ’MİNLERİ doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde bölen, onları birbirine düşman gruplara ayıran, onlar arasında olması gereken sevgiyi, tesanüdü, vifakı, uhuvveti darbeleyen, Ümmet birliği şuurunu körleştiren her şahıs ve her grup zararlıdır ve haindir.
Her mü’min Ümmet birliğini özlemeli, istemeli, gerçekleşmesi için çalışmalıdır.
Bütün mü’minler, bütün islamî gruplar Ümmet birliği şemsiyesi altında toplanmalıdır.
Birlik, beraberlik, tek bir Ümmet olmak, tek bir İmama biat ve itaat etmek İslamın temel emirlerinden, değerlerindendir.
1924’te Hilafet kaldırılmış, son Halife yurt dışına sürülmüş, 1944’te Paris’te vefat etmiştir.
1922’de İstanbul’u terk etmek zorunda kalan Sultan Vahidüddin Han, 1926’da İtalya’nın San Remo şehrinde vefat edinceye kadar Halife unvanını korumuştur.
Hilafetsiz ve Halifesiz İslam dünyası bin bir çeşit zillet, esaret, rezalet ve rüsvaylık içinde sürünmektedir.
Nüfusu on milyonu geçmeyen İsrail askerleri Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya postallarıyla girerken, bir buçuk milyarlık İslam dünyası hiçbir şey yapamıyor.
Halifesiz ve hilafetsiz İslam dünyası Tağutların zulmü altında eziliyor.
Hilafet konusunda vazifelerini yapmayan ulema, fukaha, meşayih, ziyalı Müslümanlar sorumludur ve büyük vebal altındadır.
Hilafete ve Halifeye sahip olmak, Müslümanların temel hakkıdır.
Katoliklerin Roma Papası oluyor da, Müslümanların niçin Halifesi olmasın?
Sefarad ve Aşkenaz Yahudilerin Başhahamları var da, Müslümanların niçin Halifesi yok?
Anglikanların Canterbury Başpiskoposu var da, Müslümanların niçin İmam-ı Kebiri yok?
Masonların Üstad-ı Âzamları… Tibet Budistlerinin Dalay Laması…  Her dinin, her mezhebin, her cemaatin, her kurumun  başı var da Müslümanların niçin olmasın?
Her Müslümanda Ümmet ve Hilafet şuuru, isteği, niyeti bulunmalıdır.
Tek bir Ümmet oluşturmayan ve başlarında bir İmam-ı Kebir bulunmayan İslam alemi zilletten zillete, esaretten esarete yalpalayıp duracaktır.
Her şeyin bir vakt-i merhunu vardır… Elbette ve âmenna… Lakin biz Müslümanlar mutlaka Ümmet birliğini istemeli, özlemeliyiz.
Resul-i Kibriya Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Yaşadığı devirdeki İmam’a biat etmeden ölen kimse, sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyurmaktadır.
Bugün memleketimizde oldukça geniş bir din, inanç, fikir hürriyeti bulunmaktadır. Bu hürriyeti iğtinam ederek=ganimet olarak alıp kullanarak Ümmet birliği ve İmam-ı Kebir şuuru için çalışmalıyız.
İslam düşmanları bizi parçalamak, birbirinden kopuk bin gruba ayırmak için var güçleriyle çalışırken, bizim birlik ve İmamet için çalışmamamız elbette hıyanet ve büyük gaflet olur.
Ümmet birliği yok, bir sürü cemaat tarikat hizip fırka var… Bunun adına tefrika denir.
Din alimleri, fakihler, ziyalı Müslümanlar ileride Mahkeme-i Kübrada Ümmet, ittihad, uhuvvet, mü’minlerin birbirlerini sevmesi, İmamet, toptan Allah’ın ipine yapışmak,  tefrikadan uzak durmak, cihad fi sebilillah konusunda hesaba çekilebileceklerini düşünmelidir.
 
* (İkinci yazı)
Âdil İnsaflı Yapıcı Muhalefet

DEMOKRATİK sistem muhalefetsiz olmaz. Elbette muhalefet yapılacak ama bu muhalefetin başında bir sıfat bulunacak… ÂDİL MUHALEFET… Âdil olmayan, zalim olan bir muhalefet ülkeyi de, devleti de yıkar.
Bu memlekette birtakım holigan Kemalistlerin, çağdaşların, laiklerin âdilâne ve insaflı muhalefet yaptığını söyleyebilir miyiz?
Âdil olmayan muhalefet tek taraflıdır, yıkıcıdır. Devlete, halka, vatana zarar verir.
Siyasî muhalefetin sivil darbe planları yapmaya veya bunları körükleyip desteklemeye hakkı yoktur.
Muhalefetin memlekette totaliter diktatörlük var iddiaları gerçeklere uymuyor.
Mahkemeye müracaat edecek, hakaret davası açacak, bu davayı kayb edecek. Siz tarihte böyle bir diktatör gördünüz mü?
Bendeniz bu sözleri iktidarın yağcısı olduğum için mi söylüyorum? Hayır!..
İktidarın hiç hâtası yok mu?..  Hiç olmaz olur mu?
Bu memlekette âdil, insaflı, yapıcı bir muhalefet olmazsa işimiz çok zordur.
Tenkitlerinin, muhalefetlerinin dozajını daha da arttırsınlar, şiddetli konuşsunlar, lakin âdil ve insaflı olsunlar.
Sivil darbe teşebbüslerini övmesinler, desteklemesinler.
Deli dana muhalefeti yapmasınlar.
Kemalist laik muhalifler çelişkiler içinde yüzüyor.
1923’te kurulan İslam Cumhuriyetini boğan tek parti rejiminin hasretini çekiyorlar.
O rejim Müslüman halkın temel haklarını ve hürriyetlerini çiğnemiştir.
İstiklal Mahkemeleri kurarak muhalifleri idam ettirmiştir.
Köklü değişikliklerin hiçbirini halka sormamıştır.
Ermenilerden ve Rumlardan kalan malları ve mülkleri âdil olmayan bir şekilde dağıtmıştır.
1945’e kadar tek parti faşizmi hakim olmuştur.
Halk açlık, kıtlık, hastalık, yolsuzluk, susuzluk içinde süründürülmüştür.
O devirde bütün ülkede lise ayarında sadece kırk küsur okul vardı.
Ezan-ı Muhammedî okumak bile yasaktı.
Din hürriyeti ayaklar altına alınmıştı.
İşte günümüzün holigan muhalifleri o kara günlerin hasretini çekiyor.
Böyle bir muhalefetten bu ülkeye, bu halka, bu devlete ne hayır gelir?
(Doğru dürüst, âdilâne, vatanseverce olumlu muhalefet yapanlar bu tenkitlerimin dışındadır. Onları tenzih ederim.)
10.11.2014

____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla konuşuyoruz işte konu baba çoçuk ilişkilirine terbiyesine  geldi ahlak eğitim işte baya konuştuk yazar bunu ikinci başlıkta ele almış 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
KEŞKELER
Mehmed Şevket Eygi
08 Kasım 2014 Cumartesi 00:00

KEŞKE, Suriye’deki rejim yerinde kalsaydı… Türkiye-Suriye ilişkileri tam bir bahar havası içinde sürseydi. Keşke bendeniz birkaç dostumla birlikte Nizip’ten Haleb’e geçip, orada bir otomobil kiralayıp şehri ve etrafını güzelce gezebilseydik. Keşke iki ülke arasındaki ticarî, iktisadî, kültürel, turistik ilişkiler pürüzsüz devam etseydi… Keşke iki yüz bin Suriyeli ölmemiş, milyonlarcası vatanından kaçmamış, ülke yangın yerine dönmemiş olsaydı.

KEŞKE, Irak’ta zalim Saddam rejimi devam etseydi. O, bir gün gelecek, elbette ya ölecek, yahut başka bir şekilde devrilecekti. Keşke Irak bütünlüğünü korumuş olsaydı. Keşke o ülkenin Sünnilerine düşman gözüyle bakılmamış ve korkunç zulümler yapılmamış olsaydı. Keşke Irak’ta bu kadar ölümler, facialar, yıkımlar olmamış olsaydı.

KEŞKE, Türkiye ile Yunanistan dost ve barışık olabilseydi. Keşke iki ülke halkı vizesiz seyahat edebilseydi. Keşke üç günlük seyahatler için pasaport bile istenmeseydi. Keşke alabildiğine turizm ve ticaret yapılabilseydi.
KEŞKE, Ayasofya müze yapılmayıp cami olarak kalsaydı. Keşke, evime yakın olduğu için zaman zaman oraya gidip namaz kılabilseydim. Keşke, Fatih’in vakfiyesi çiğnenerek Türkiye ağır bir lanet altında bırakılmasaydı.
KEŞKE, İstanbul’un nüfusu dört beş milyonda dondurulsaydı, bugünkü insan selleri, beton büyük sahraları olmasaydı. Keşke Sur içi tarihî bölge bir müze şehir olarak korunsaydı. Keşke bugünkü çılgın trafik olmasaydı. Ah keşke keşke keşke…
KEŞKE, Türkiye, Japonya gibi bin yıllık tarihî alfabesini muhafaza etmiş ve bugünkü vahim kültür ve eğitim kopukluğu meydana gelmemiş olsaydı.

KEŞKE, benim ülkem de, Güney Koreliler gibi yüzde yüz yerli ve millî kaliteli otomobiller yapıp, dünyanın her yerine ihraç edip satabilseydi. Keşke bizim devlet ve hükümet büyüklerimiz de Türkiye otomobillerine binebilmiş olsalardı.
KEŞKE benim ülkemde de, İngiltere’nin Eton Koleji gibi mükemmel okullar olsaydı. Eton’un büyük bir kilisesi olduğu gibi bizim okulların da camileri olsaydı.
KEŞKE, Türkiye’m, Ortadoğu’nun Japonya’sı olabilseydi.

KEŞKE, bizdeki dev mesken, yapılaşma, betonlaştırma sektörünün yerinde Güney Kore’de, Japonya’da olduğu gibi elektronik, otomotiv, gemi inşa sektörü olsaydı.
KEŞKE, bu memlekette her gün beş milyon ekmek çöpe atılmasaydı.
KEŞKTE, Türkiye buğday ihraç eden bir ülke halinde kalsaydı da dışarıdan her yıl üç milyon ton buğday almak zorunda kalmasaydı.
KEŞKE, bu ülkede iç barış, sosyal mutabakat bulunsaydı da, birbirimizin gözünü oymasaydık.

KEŞKE, bir milyon Yahudi Kripto, bir milyon Hıristiyan Kripto olmasaydı.
KEŞKE, bir kısım büyük medyamız müstehcen yayın yapmayan, halkı aldatmayan, deli dana gibi zararlı muhalif olmayan; vatansever, ahlaklı, faziletli, faydalı bir medya olsaydı.

KEŞKE, Müslümanlar tek bir Ümmet olsalardı, bugünkü gibi bin parçaya bölünmeselerdi, güç birliği içinde işbirliği yapsalardı. Keşke, islamî çoğunluk İslam medeniyeti ile medenî olsaydı.  Keşke, dindar halk birtakım din sömürücülerinin tuzaklarına düşmeseydi.

KEŞKE, Türkiye’nin uluslararası şeffaflık, temizlik, ahlak, fazilet notu, Danimarka’nınki gibi 10 üzerinden 9 küsur olsaydı.
KEŞKE, Katoliklerin papası gibi Müslümanların bir Halifesi olsaydı da, Din ve Ümmet işleri bugün olduğu gibi ayağa düşmeseydi.
(Birkaç özel keşke…)

KEŞKE, zaman dursa da Eminönü Arpacılar Camii Aralığındaki ismini unuttuğum Arnavut’un yapıp sattığı İstanbul dondurması yiyebilsem, kışları yine orada nefis sütlü sahlep içebilsem.

Ah KEŞKE eski üstadlarım, hocalarım, büyüklerim sağ olsalar da sohbetlerinden yararlanabilsem.

KEŞKE eski yandan çarklı gemiler olsa, onlardan birine binsem, Kalamış’a gitsem, o uzun iskelede insem, sahilde bahçe içindeki âsude evlerinde Hasibe yengeyi, Maviş teyzeyi, Naci beyi ziyaret etsem.

KEŞKE… Annem babam Hamdune teyzem öteki teyzelerim… Nuri enişte, Nermin ablam… Müfide yenge… Hafız teyze… Muallim Mahir bey, üstad Necip Fazıl… daha nice kimseler… Üzerimde hakları olan öğretmenlerim…  Eski hocaefendiler, şeyh efendiler, üstadlar…  İstanbul efendileri, hanımefendiler… İsimlerini teker teker yazamıyorum, hiçbirini unutmadım…
Bu keşkeler bitmez, gidenler geri gelmez…
• (İkinci yazı)
Yaralanan Oğlu İçin Keşke Ölseydi Diyen Baba

BÜYÜK vilayet merkezlerimizden birinde vatandaşın biri oğluna çok lüks ve pahalı bir otomobil almış. Oğul, yanında kardeşi olduğu halde otomobilin muamelesini yaptırmak için notere giderken aşırı hız yüzünden refüje çarpmış, araba yolun öteki tarafına savrulmuş, tepetaklak ve hurdahaş olmuş. İki kardeş yaralanmış, hastaneye kaldırılmış. Babaya haber vermişler, koşmuş gelmiş, büyük bir pişmanlık ve öfke içinde oğlu için “Keşke ölseydi!” demiş…

Sayın baba hatâ ediyor.  Asıl suçlu kendisidir. Oğlunu, sakin sakin otomobil kullanacak ahlaka sahip olarak yetiştirmediği için… Lüks, pahalı, israflı bir oto aldığı için…

Anneler babalar oğullarını küçük beyefendiler, kızlarını küçük hanımefendiler olarak yetiştirmelidir.

Çocuk terbiyesi ana karnında başlar.
İki üç yaşında aile ve ev terbiyesi alır.
Sonra okulda… Toplum içinde…

Kızlarına göz kulak olmayan anne babalar ileride dizlerini çok döver.
Hiçbir akıllı ve görgülü babanın genç oğluna lüks, israflı, pahalı, gösterişli, havalı otomobil almaya hakkı yoktur.

Kaza yapıp pahalı ve lüks otomobili tepetaklak eden gence terbiye, edep, görgü, ahlak verilmiş olsaydı bu facia meydana gelmeyecekti.

Baba yanıldı ve oğluna lüks bir araba almaya karar verdi. Oğul itiraz edecek ve “Babacığım, benim böyle bir arabaya ihtiyacım yok, mütevazı bir otomobil neyime yetmez ki…” diyecektir.

Oğul, babacığım ille de bana lüks ve gösterişli bir otomobil al dediği zaman, pederi “Yavrum senin üniversitede fakir arkadaşların var, oraya böyle bir otomobil ile gitmen ahlaka uygun olmaz…” demelidir.

Toplumumuz gırtlağına kadar israfa, şatafata, lükse, gurura, kibre batmıştır. Eline para geçiren, zengin olan nice vatandaş ihtiyacının çok üzerinde lüks evler alıyor, lüks yazlıklar ediniyor, lüks otolara biniyor. Lüks yemekler, lüks giysiler…
Elbisesi, paltosu, ayakkabısı ile övünenler beyinli midir, beyinsiz mi?
Halka tevazu, iyi ahlak, yüksek karakter, edeb, terbiye, medenî görgü nerelerde ve nasıl öğretilecektir?

Oğluna keşke ölseydi diye beddua eden sayın vatandaş, ah keşke oğlumu iyi yetiştireydim,  ah keşke böyle lüks ve israflı bir otomobil almamış olaydım demeliydi.
08.11.2014
 
 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşurken zina olayı açıldı işte fuhuş azgınlıklar ben dedimki yeteri kadar protesto etmiyoruz dedim olay burdan çıktı bu yazar ikinci yazıda yazarın çoğu yazı mantığı bir muhbrin konuşması onun yanlış konuşmasından dolayı ele almış yazar masustan konuşuyor işte muhbir yazarın birinci yazıdaki ehli sünneti benim savunma konuşmam 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Adım Adım Felakete Doğru
Mehmed Şevket Eygi
05 Kasım 2014 Çarşamba 00:37


BUGÜNKÜ durum büyük ve vahim bir kopuşa, ârızaya, kazaya doğru gidildiğini gösteriyor.
1924’te Halifenin yurt dışına sürülmesiyle başlayan hareket tarihî bir ârızaydı.
27 Mayıs 1960 korkunç bir ârızaydı…
12 Mart 1971… 12 Eylül 1980… 28 Şubat… Bunların hepsi ârızadır, kopukluktur, kazadır.
Son yıllarda olup bitenler, bugünkü hadiseler, yukarıda saydıklarımdan daha kötü, daha berbat, daha yıkıcı, târumar edici bir arızayı haber veriyor.
Her şey güllük gülistanlık diyenleri muhatap bile kabul etmem.
Sen Kürtçe bilmeyen Artin’i Kürtlerin lideri ve sözcüsü kabul edersen, işin sonu elbette fena olur.
Bu memleket ancak Ehl-i Sünnet Müslümanlığı ile ayakta durur. Sen Ehl-i Sünnet’i yıkıp yerine reformculuk, Fazlurrahmancılık, dinde yenilik ve değişiklik, Mutezile mezhebi, sekülarizm, Şeriatsız ve cihadsız bir İslam getirmek istersen, çok şiddetli fırtınalar biçersin.
Abartma!.. Durum o kadar vahim değil… Böyle diyenlere, 1911’de Rumeli-i Şahane’nin bizde olduğunu, iki yıl sonra koskoca Avrupa Türkiyesini kaybettiğimizi hatırlatmak isterim.
En çok gafil Müslümanlara kızıyor ve acıyorum.
Sizi korkutacağını tahmin ettiğim bir cümle sarf edeceğim: Türkiyemiz adım adım bir iç savaşa sürüklenmektedir.
Bu savaşın mağlupları=yenilenleri gafiller olacaktır.
* (İkinci yazı)
İslam ne Diyor, 
Biz ne Yapıyoruz?

İSLAM’ın iki kaynağı vardır, Kur’an ve Sünnet… Gerçek din alimleri, büyük Müslümanlar dinimizin hükümlerini bu iki kaynaktan çıkartmışlardır. Meselâ İmam-ı Gazalî, dört büyük ciltten, kırk kitaptan=bölümden oluşan o muazzam, mübarek, nurlu, feyizli, kurtarıcı ve muhteşem İhyâu Ulûmi’d-Din kitabını yazmıştır. Gerçek İslam dini İhyâ’da ve benzeri böyle kitaplarda açıkça anlatılmaktadır.
Türkiye toplumuna baktığımız zaman, onun gerçek İslam’dan ne kadar uzak olduğunu görüyoruz.
Teori ile anlama ve uygulama arasında büyük uçurumlar var.
İslam, mü’minleri birliğe, ittihada, vifaka, tesanüte, sevgiye, kardeşliğe çağırıyor; bizde o yok, bin parçaya bölünmüşüz. 
İslam, mü’minlerin birbirini sevmelerini, hayırlı işlerde desteklemelerini istiyor. Bu bizde ya hiç yok, yahut çok zayıf.
İslam, Kur’an’ın emirlerinin yapılmasını, yasaklarından uzak durulmasını istiyor; Müslümanların büyük kısmı tam tersini yapıyor.
Kur’an ribanın çok büyük bir günah, suç, kötülük olduğunu söylüyor; Müslüman toplum gırtlağına kadar ribaya batmış.
İslam zinayı kötülüyor, siyasî rejim zinayı suç olmaktan çıkartmış; sözde Müslümanlar bunu gereği gibi protesto etmiyor.
İslam israfı haram kılmış; biz her gün beş milyon ekmeği çöpe atıyoruz. Ya öteki israflarımız, lükslerimiz, beyinsizliklerimiz…
İslam beş vakit namaz kılmayı emr ediyor; bizde namaz kılanların sayısı yüzde ona düşmüş.
İslam adalet ve insafı emr ediyor, bizde onlar çok az.
İslam bütün azgınlıklara=fuhşiyata karşı; toplumumuzda bütün azgınlıklar açıkça, açıkta, küstahça işlenip sergileniyor.
İslam emanetleri ehline verin diyor, bizde bu kural da genelde uygulanmıyor.
İslam iyilikleri emr edin, kötülükleri yasaklayın diyor. Biz bunu da yeteri ve gereği kadar yapmıyoruz.
İslam Tağut’tan uzak durmamızı, onu düşman bilmemizi emr ediyor. Biz Tağutla, İslam düşmanı Deccallarla, ekfer ve ahbeslerle iç içe, kucak kucağa yaşıyoruz. 
İslam biz müminlere tek bir Ümmet olun diyor; biz birbirinden kopuk bin parçaya bölünmüşüz.
İslam bize başınıza âdil ve râşid bir imam seçin, ona biat ve itaat edin diyor; biz fırtınaya yakalanmış başsız, yelkensiz, dümensiz bir gemiyle dönmüşüz.
İslam, Kur’an, Sünnet, Şeriat bize zekatlarınızı fakir miskin ve sair Müslümanlara temlik suretiyle veriniz diyor; biz bu emri dinlemiyor, zekat toplamaya hakkı olmayan birtakım tüzel kişilere veriyoruz.
İslam faydalı ilimleri öğreniniz, cahil kalmayınız diyor; biz ilmihalimizi bile doğru dürüst öğrenmiyoruz.
İslam bize, dünyada ne kadar kalacaksan, onun için o kadar çalış; ahirette ne kadar kalacaksan onun için o nispette çalış diyor; biz bütün gayret ve çabalarımız dünyaya yönlendirmişiz, ahiret için gereği gibi çalışmıyoruz ve büyük yolculuk için azık toplamıyoruz. 
İslam aman ihlaslı olun, Allah-ü Teala ihlassızların ibadetlerini, ilimlerini, hayırlarını kabul etmez diyor; bizim aldırdığımız yok. 
İslam bize “Büyüklerimize saygı göstermeyen, küçüklerimizi şefkat ve merhamet etmeyen bizden değildir” diyor. Bizim bu konudaki halimize bakınız.
Velhasıl saymakla bitmez, biz İslam İslam diye bağırıyoruz ama, nâdir istisnalar dışında ne İslam’ı doğru şekilde biliyoruz, ne de onu hayata uyguluyoruz.
Bu işin en büyük suçu, vebali, sorumluluğu kimlere aittir?
Elbette, doğruyu bildikleri halde Müslüman halka ve gençliğe anlatmayanlara.
Bir de, doğruları bildikleri halde, eğrilik yapanlar var ki, onların vebali daha büyük.
* (Üçüncü yazı)
ÇENGELLİ NİÇİNLER

NİÇİN?.. Türkiye’de önemli miktarda Kripto Yahudi ve Kripto Haçlı var. Her birinin nüfusunun en az bir milyon olduğu iddia ediliyor. Lakin bu konu, nâdir istisnalar dışında işlenmiyor, gündeme getirilmiyor, gölgede, karanlıkta tutuluyor. Kriptolar açığa çıkmaktan, çıkarılmaktan hoşlanmazlar. Peki çoğunluktaki Müslümanlar bu çok önemli hayatî konunun üzerine, gerektiği gibi ve yeterli miktarda niçin eğilmiyor. Niçin niçin?
NİÇİN?.. Ülkemizde tek kimlikli gerçek Aleviler var. Onlar Müslümanlık dairesi içindeler. Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a, İslam’a, Ehl-i Beyt’e inanıyorlar. Bir de Kripto Aleviler var. Onlar inanç dışı. Ateist olanları bile var. Alevî kökenli olmayan biri “Alisiz Alevilik” isimli bir kitap yazdı. Bu kadar aşırıya gidiyorlar. Onlar ne yapmak istiyor? Bu Kripto Alevilerin arkasında hangi iç ve dış güçler vardır? Niçin bu konu aydınlatılıp açığa çıkartılmıyor?
NİÇİN?.. Kökü bundan 2600 yıl öncesine dayanan bir Pakraduniler taifesi var. Onlar üç kimlikli. Asıl kimlikleri Yahudilik… İkinci eğreti kimlikleri Ermenilik… Üçüncü kimlikleri sözde Müslümanlık… Sadece Türkiyede değil, birçok ülkede varlar, yahut gizlendikleri için yoklar. Son derece gizli ve sinsiler. Türkiye bunları niçin tanımıyor, bunlar hakkında niçin ilmî araştırmalar yapılmıyor?
NİÇİN… Dıştan Tatar görünen, içte Yahudi olan Kırımçaklar var? Türkiye Müslümanları onları niçin bilmiyor, tanımak istemiyor?
NİÇİN?.. Müslümanlar çoğunlukta ama büyük medya Kriptoların elinde ve kontrolünde. Niçin?
NİÇİN?.. Mütareke yıllarında (1919-1922) İstanbul galip devletler tarafından işgal edildiği zaman 22 ton Osmanlı altını bir yat ile Karadeniz Tuna yoluyla Avrupaya götürülmüştü. Sonra bu altınların bir ayağı Yahudilikte, bir ayağı Rumlukta olan meşhur bir aileye verilmiş olduğu söyleniyor. Bu konuda Müslümanlar niçin araştırma yapmıyor?
NİÇİN?.. Diyanet İşleri Başkanlığına on bin kadar kadın eleman (müftü yardımcısı, vaize, din öğretmeni vs) tayin edildi. Bunların bir kısmının Feminist ideolojiye bağlı oldukları biliniyor. Bu Diyanet Feministleri niçin Devletin resmî belgelerle KDV’li yasal seks köleliği yaptırmasına ses çıkartmıyor, bu iğrenç ve vahim kadın hakları ihlalini protesto etmiyor?
NİÇİN?.. Bu memleket halkının çoğu Müslüman ama niçin büyük şehirlerin Barolar Birliği başkanlıklarına din düşmanı Kemalistler, ateistler seçilip hakim oluyor, Bunun sebebini bilen var mıdır?
NİÇİN: Her yıl dışarıdan üç milyon küsur ton buğday ithal eden Türkiye’de, her gün beş milyon ekmek çöpe atılıyor da devlet bu nankörlüğü niçin cezalandırmıyor?
NİÇİN?.. Nüfusu patlayacak hale gelen İstanbul yaşanmaz bir şehir haline geldi ama yeni inşaat, yeni meskenler konusunda çılgın bir yarışma görülüyor. Şehir civarında on binlerce yeni bina yapılıyor. Bunlar iskana açılınca İstanbul büsbütün yaşanılmaz hale gelecektir. Bu gidişe niçin dur denilmiyor?
NİÇİN?.. Dünyanın bütün medenî şehirlerinde büyük kütüphaneler, hattâ sadece Harvard Üniversitesinde on beş milyon kitaplık ve belgelik muzzam bir kütüphane var da, İstanbul’da niçin uluslararası çapta bir tek kütüphane yok?
NİÇİN?... Eton kolejini bitiren bir İngiliz genci Shakespeare’i okuyabiliyor da, Türkiye’de lise mezunu bir genç niçin ülkenin en büyük klasik edibi ve şairi olan Fuzuli’yi okuyup anlayamıyor?
  5.11.2014

 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyoruz işte ben ona dedimki bir ara mehmet şevket eygi beyin köşe yazısında başlık vardı para niyetiyle islama hizmet olmaz diye onu beğendim dedim işte bu konuşmayı yazar başlık yapmış sonra kendi düşünceleri 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
İhlâssız İlimsiz Hizmet Olmaz
Mehmed Şevket Eygi
04 Kasım 2014 Salı 01:29

HİZMET hizmet hizmet… Bu kelime ve kavram ne kadar bol kullanılıyor… Bendeniz Müslüman bir yazar olarak hizmetten ne anlıyorum… Neler hizmettir, neler hizmet değildir?..
Birinci soru: Nelere hizmet edilir?
Şu sayacağım değerlere hizmet edilir: İslama, imana, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Ümmete, İslam ahlakına.
Bu hizmetleri yapabilmek için ilim sahibi olmak gerekir. İlim ve kültür olmadan hizmet edilemez. Çünkü ne ile, nasıl, hangi metodlarla hizmet edileceği bilinemez.
İslama, imana, Kur’ana, Sünnete… ancak ihlasla hizmet edilebilir.
İhlasın olmadığı yerde hizmet yoktur.
Zengin olmak, köşeyi dönmek için yapılan hizmetlerde riya ve nifak vardır.
Allahü Teala ihlasla yapılmayan ibadetleri, cihadı, hayır hasenatı, ilim öğrenmeyi ve öğretmeyi kabul buyurmaz.
Halk, kendisi için ne büyük alim desin diye ilim öğrenen ve gerçekten alim olan ihlassızdır.
Halkı kendisini için, bu ne yiğit ve kahraman mücahit desin diye cihad eden gerçek mücahid değil, iki yüzlüdür.
Halk kendisi için ne hayırsever zengin desin diye zekat ve davul çalarak sadaka veren, hayır hasenat yapan ihlaslı değildir.
İmamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük, müderrislik, kadılık gibi dinî hizmetler için ücret alınmasına Selef uleması ruhsat ve fetva vermemiş; daha sonra müteehhirîn ulema ve fukaha zaruret dolayısıyla bunların geçimlerini sağlayacak ücret ve maaş almalarına fetva vermiştir. Ancak, her hâl ü kârda bu hizmetlilerin hizmetlerini ticarileştirip zengin olmalarına, voli vurmalarına fetva ve ruhsat verilmemiştir.
Bizim için en büyük ve güzel örnek ve model olan Resulullah Efendimiz, Kur’anı, İslamı ücret mukabilinde değil, Allah rızası için tebliğ etmiştir. 
Ashab-kiram, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn, Selef-i Sâlihîn efendilerimiz de böyle yapmışlardır.
Peygamber Efendimizin Ümmetine, muhlisen fillah yapılan cihad fi sebilillah esnasında ganimet elde etmek ruhsatı verilmiştir. Mücahidler ganimet mallarını, eşyasını ortaya koyarlar, bunun beşte biri İslam devletine ayrılır, gerisi mücahidler ve hakkı olanlar arasında paylaşılır.
Ganimet malını, parasını ortaya koymayıp saklamaya gulül denir ki, büyük günah, ayıp ve suçtur. Hayber seferinde şehir olan bir kimsenin cenaze namazını Efendimiz, gulül yaptığı için kılmamıştır.
Allah için İman, İslam, Kur’an, Sünnet, Şeriat… hizmetleri yapan Müslümanlar yalan söylemezler, savaş hilesi dışında hilekârlık yapmazlar, insanları aldatıp dolandırmazlar, zimmetlerine para geçirip lüks ve israflı bir hayat sürmezler.
Haram, kirli, necis, kara, gayr-i meşru uğursuz ve bereketsiz para ve mallar ile hizmet yapılmaz.
Kur’ana, Sünnete, Şeriata, ahlaka aykırı yollar ve metotlarla hizmet yapılmaz.
Allah için kurban, küp için kavurma zihniyetiyle hizmet olmaz.
Parça, hizip, fırka holiganları, militanları, fanatikleri, fetişistleri hizmet yapamaz, hizmet perdesi altında davamızı mıncıklar.
Âhir zamanda inşa edilen müzeyyen=süslü, fakat cemaatsiz camiler hizmet değildir.
Bütün talebelerinin beş vakit namazları topluca cemaatle kılmadığı sözde din okulları hizmet değildir.
Din baronlarına yapılan hizmetler, gerçek din hizmeti değildir.
Minarelere hoparlör takmak, bunları avaz avaz gerekenden fazla bağırtmak hizmet değildir.
Camilere kalorifer yaptırtmak, klima cihazları koymak hizmet değildir. (Ümmetin izzetli zamanlarında camilerde böyle bid’atlar yoktu.)
Hizmet için toplanan paraları ve malları israf etmek hizmet değil, hıyanettir.
İmana, İslama, Kur’ana, Sünnete hizmet eden kimseler zaruret olmadıkça içkili ve fuhuşlu lüks ve israflı otellerde konaklayamazlar.
Hizmet erbabı, hizmet paralarıyla uçakların lüks kısımlarında seyahat edemez.
Hizmet paralarıyla lüks, israflı, pahalı yemekler tıkınmak haramdır.
Nefs-i emmâre derecesindeki kimseler hizmet yapamaz. Hizmet erbabınıın nefs-i levvame derecesinde veya daha yukarıda olması gerekir.
Ruhbanları erbab yaparak putlaştıranlar hizmet edemez.
Hizmet Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın, İslam ahlakının gölgesinde ve sâlih seleflerin yolundan giderek yapılır.
Dinde reformculuk, dinde yenilik, dinde değişim, mezhepsizlik, light ve ılımlı İslam, Fazlurrahmancılık ile birlikte hizmet olmaz. Hizmet Kur’an, Sünnet, Cemaat, Sevad-ı Âzam Müslümanlığı dairesinde olur.
Kur’anı re’y ve heva ile tefsir edenler hizmet değil, hezimet üretir.
Hizmet paralarıyla hiçbir din baronunun ve hizbin reklamı yapılamaz.
Zekatlar hizmet için toplanamaz. Onların kimlere verileceği Kur’anda açıkça bildirilmiştir. 
Sünnet düşmanlığı, hadîs ayıklayıcılığı ile hizmet birlikte olmaz.
Şu sözde hizmetkarlara bakın: Sözde bir hizmet işini takip için uçağın lüks ve israflı bölümünde Ankara gidiyor… İçkili ve fuhuşlu beş yıldızlı İsraf Palas otelinde oda tutuyor… Lüks restoranlarda pahalı yemekler yiyor… Sonra bu yaptıkları hizmet oluyor. Neuzübillah!...
Hizmetlerinin ücretini yaratıklardan isteyenler samimî ve hakikî hizmetkar değildir.
Haliq için yapılan hizmetlerin ücreti O’ndan istenir, yaratıklardan istenmez. Dünyada istenmez, âhirette istenir.
İcazetli ulema ve fukaha ve meşayih tarafından; İmana, İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata… nasıl hizmet edileceğini anlatan ve öğreten bir talimatname telif ve neşr edilmelidir.
İman, İslam, Kur’an hizmetleri için toplanan paralarının bir kuruşu bile israf ve ziyan edilmemelidir. Edenler haindir.
Allah dilerse bu dini fasık ve facirlerle de te’yid eder ama bu te’yid, fasık ve facirleri aklamaz.
• (İkinci yazı)
Eski Vali Hüseyin Avni Mutlu’ya Teşekkür
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu değiştirildi. Kendisini birkaç kere görmüştüm. Bir keresinde Cuma namazından sonra Küçük Ayasofya Camii’nde… Cami karşısındaki Yesevî Vakfı’nda çay içmiş, simit yemiştik. Küçüklüğünde cep harçlığı için simit satmış bir halk insanıydı. Gurur ve kibir sahibi değildi. “Bendeniz devlet büyüklerinin huzurlarına gitmiyorum” dediğim vakit, “Davet ederseniz ben size gelirim” demişti. Yolsuzluğu, kanunsuzluğu görülmedi. İnançlı, kültürlü, ahlâklı, faziletli, doğru, dürüst bir idareciydi. Zamanımızda vefa kalmadı… Kendisine bu sütunlardan bir İstanbullu olarak teşekkürlerimi ve hürmetlerimi takdim ediyorum. Bundan sonraki memuriyet hayatında hayırlı başarılar dilerim. Başarı kelimesini mutlak olarak kullanmıyorum, başına hayırlı sıfatını ekliyorum… Yeni valimiz Vasip Şahin Beyefendi’yi de tebrik eder, ona da hayırlı başarılar ve hizmetler dilerim. İstanbul şehir olmaktan çıktı, alâmet bir şey oldu. Bu şehri idare etmek hiç kolay olmasa gerek. Allah, yeni valinin, halkın yardımcısı olsun. Bakalım İstanbul’u kasıp kavuran rant eşkıyası ve öbür mafya ve çetelerle ile nasıl baş edecek.
04.11.2014
 


___________________________________________________________________________
 BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan  muhbir pazar günü evimizdeydi eşim dediki dişinde bişey var fırçala dedi diş fırçasıyla bende misvak varken olmaz dedim neyse bu bilgi olarak gitmiş yazarın ikinci yazı başlığı ilk yazı neyse ögle üzeri bizim çoçuk okuldan geldi   eşim ona yemek koydu çoçuk hepsini yiyemedi baba yermisin bende atladım hemen yedim işte yazar o konuyuda ele almış ikinci yazıda 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Alçaklar Hainler Edebiyatı
Mehmed Şevket Eygi
03 Kasım 2014 Pazartesi 00:09

SİVİL kıyafetli üç askerimiz çarşıda öldürüldü. Allah rahmet eylesin… Ölenlere çok üzüldüm… Birtakım resmî ağızlar “Bu büyük bir alçaklık ve hainliktir… “ edebiyatı yaptılar.
Devleti temsil edenlerin, alçaklık ve hainlik edebiyatını bırakıp fiilen karşılık vermeleri gerekir.
Devletin ordusu var, polisi, var, istihbaratı, adliyesi var, topu tüfeği uçağı tankı var. Sözle değil, bunlarla karşılık verilmesi gerekir.
Teröristler asker mi öldürüyor, sen de onları öldüreceksin. 
Alçak, hain sözleri onları durduramaz.
Şu anda en büyük Kürt nüfusuna sahip şehrimiz İstanbul’dur ama Diyarbakır’ın da çok büyük önemi vardır.
Teklif ediyorum:
Diyarbakır’da dünyanın en büyük ve güzel camiinin inşasına en kısa zamanda başlanmalıdır. İsmi Salahaddin Eyyubî olabilir.
Diyarbakır’da Ezher gibi uluslararası bir medrese açılmalıdır.
Diyarbakır’da en az beş büyük tekke binası yapılmalıdır.
Diyarbakır’da gerçek dindarlardan, idealist Müslümanlardan oluşan bir “Âqiller Meclisi” kurulmalı ve işler onlarla istişare edilerek halledilmelidir.
Diyarbakır ve civarında İslam ilan edilmelidir… İslam orada zaten var… Benim kasd ettiğim o değil…
Bu dediklerimi yapmak için yürek lazımdır. Sadece yürekle de bitmez. Ufuk genişliği ve kültür derinliği, azim irade sebat da gerekir.
Hem İslam, hem Kemalizm, hem bozuk düzen, hem sekülarizm… Bunlar birbiriyle bağdaşmaz ve uyuşmaz…
Bu işleri yapmak için bir Salahaddin lazım.
• (İkinci yazı)
Bütün Sünnetleri Anlatın
HER Müslümanın dişlerini sık sık misvakla fırçalaması gerektiğini, bunun sünnet olduğunu söylüyorsunuz, ne güzel!..
Misvak ve onun gibi bazı sünnetleri devamlı işliyorsunuz ama bazı farzların yapılması, bazı haramlardan kaçınılması, kanaatli olunması, nice başka sünnetlere uyulması konusunda sizi sessiz, durgun ve hareketsiz görüyorum.
Mesela, hak dinimiz İslam, doyduktan sonra yemeyi haram kılmıştır. Çünkü bu bir israftır. İnsan bazen misafirlikte, Ramazanda, çok sevdiği bir yemek olduğunda belki birkaç lokma fazla yiyebilir ama durmadan, her zaman, mütemadiyen fazla yemek dine aykırıdır, Müslümana yakışmaz. Dine aykırı olduğu gibi sağlığa ve adalete de aykırıdır. 
Misvak kullanmak konusunda çok durduğunuz, çok nasihat ettiğiniz gibi, yemek yerken israf etmeyi, oburluğu, “Yaşamak için yemek yerine, yemek için yaşamak” zihniyetini de tenkit etmenizi, halkı bu konuda uyarmanızı, aydınlatmanızı sizden bekliyoruz.
Bunu niçin yapmıyorsunuz?..
Müslümanların lüks ve israflı evlerde oturmaları… Lüks ve israflı binitlerle gezmeleri… Lüks ve israflı bir hayat sürmeleri de Kur’ana ve Sünnete aykırıdır ve muhteremlerimizin bunları da devamlı olarak tenkit etmesi gerekir.
Halkının çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkede, her gün beş milyon aziz ekmek çöpe atılıyor. Bu ne korkunç, bu ne büyük bir israf ve zulümdür.
Sevgili Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) nice sünnetleri terk edildi.
O bütün ömrü boyunca farz namazları cemaatle kılmıştı.
Mütevazı yaşamış, lüks ve israftan uzak durmuştu.
İhramlı olduğu haller dışında namazı daima başı örtülü olarak kılmıştı.
Emr olunduğu gibi dosdoğru olmuştu.
Yalan söylememişti.
Vaadinden dönmemişti.
Emanetlere riayet etmişti.
Cihad fi sebilillah yapmıştı.
Daima âdil ve insaflı olmuştu.
Hiçbir zaman gurur ve kibir sergilememişti.
İsraf, saçıp savurma, lüks, gurur, kibir, başı açık namaz kılmak, büyüklenmek, doyduktan sonra yemek yemek, gösterişli evi ve otosuyla övünüp caka satmak, bayat ekmeği çöpe atmak… Bunlar hep sünnete aykırı şeylerdir.
Hiçbir Müslümanın, işine gelen sünnetleri zikr ve tavsiye edip de, işine gelmeyenleri dışlamaya, yok farz etmeye hakkı yoktur.
İslam’ın hükümleri, şartları, emirleri öncelik ve önem sırasına göre anlatılmalıdır.
Hiçbir Müslümanın, kendisi çok yediği, israf ettiği, tıkındığı için; bu konudaki emirleri (Ye iç, lakin israf etme…), yasakları (İsraf haramdır), tavsiyeleri (Yemek için yaşama, yaşamak için ne kadar gerekiyorsa o kadar ye…) hikmetini göz ardı etmeye, meskutün anh geçmeye hakkı yoktur.
03.11.2014
 


___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir evimizde işte konu türkiye nasıl kurtulur o konu geçti yazar bunu ele almış ilk başlığa bakın yazarın yazarın 1 nolu yazısı bana ait 2 noılu yazı ban ait 3 nolu yazı bana ait 5 nolu ikimize ait yazarla 6 nolu yazarla ikimize ait 13 nolu yazı yazarla ikimize ait 15 nolu yazı ikimize ait 27 nolu yazı bana ait 28 nolu yazı 31 nolu yazıda coğrafya konusuı geçti yazar onu kendi işlemiş       32 nolu yazısı bana ait konuşma 35 nolu konuşma bana ait neyse  gellim ikinci yazıya birir akıllı telefon almış bende dedimki TELOFON AKILLI ADAM AKILSIZ işte biraz konuştum işte yazarın yorumları çok tabi burda 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?
Mehmed Şevket Eygi
02 Kasım 2014 Pazar 00:00

1. Âdil, doğru dürüst, emanetlere riayet eden, temiz, şeffaf, ahlaklı, faziletli, millî kimlik ve kültüre hizmetkâr, ehliyetli, liyakatli iktidar.
2. Âdil, doğru, insaflı, vatansever muhalefet.
3. Âdil, dürüst, halkı ve idarecileri uyaran, aydınlatan, bilgilendiren, ahlaklı, faziletli, müstehcen yayın yapmayan, yalan yazmayan, haber ve yorumları inceledikten sonra basan, tek taraflı olmayan vasıflı medya.
4. İngilterenin, Avusturyanın, İsviçrenin, İsveç ve Norveçin, Japonyanın, Tayvanın, Singapurun ve diğer medenî ülkelerin lise, kolej ve gimnazyumları gibi gerçek okullar.
5. İlköğretimden sonra imtihan yapılması, lise tahsili yapmaya istidadı olanların okutulması, diğerlerinin meslekî eğitime yönlendirilmesi.
6. Liselerin son sınıflarında lise bitirme ve bakalorya imtihanları yapılması. Bu imtihanların test şeklinde değil, kompozisyon şeklinde olması. Yazısı çirkin, içinde gramer ve imla hatâları olan kağıtlara sıfır verilmesi.
7. Medenî hukuk mevzuatının aile yapısını, ırz ve iffeti, nesep güvenliğini, huzuru sağlaması.
8. Ceza hukuku mevzuatının toplum yapısını, âsâyişi, iç barış ve sosyal mutabakatı koruması, ayakta tutması.
9. Cezaların suçları önleyecek şekilde olması.
10. Sadece kanunlar, sadece kanun devleti olmakla bitmez; âdil kanunlardan oluşan hukukun üstünlüğü prensibinin hâkim ve geçerli olması.
11. Fakir suçlularla zengin ve kodaman suçlular arasında ayırım yapılmaması, kimsenin gözünün yaşına bakılmaması.
12. Lise mezunlarının edebî, yazılı, zengin kültür Türkçesine vakıf olması.
13. Millî kimliğin ve millî kültürün birinci unsuru olan İslam dinine en geniş hürriyetin verilmesi. Diğer dinlere de hürriyet sağlanması.
14. Devletin ve rejimin ideolojik olmaması, resmî ideoloji heyulasının ortadan kaldırılması, Kemalizm’in özelleştirilmesi.
15. Kadınlara ve onların haysiyetlerine saygı gösterilmesi, devlet eliyle seks köleliği yaptırılmaması.
16. Gayr-i meşru, haram, ahlaksız rantlara, rüşvetlere, komisyonlara, spekülasyonlara, alavere dalaverelere fırsat verilmemesi.
17. Nereden buldun kanunu çıkartılması ve uygulanması.
18. Kara, kirli, necis, haram servetlere âdil şekilde el konulması.
19. Hakkedenler için, âdilane muhakeme edilmek şartıyla idam cezasının geri getirilmesi. 
20. Siyasetçilerin fikir, muhalefet dokunulmazlığı olması; lakin zenginlikleri, mal edinmeleri konusunda hiçbir dokunulmazlıkları bulunmaması.
21. Din işlerinin ve hizmetlerinin siyasî iktidarın, rejimin, ilgisi olmayanların vesayetinden ve tasallutundan kurtarılıp bağımsız kılınması.
22. Cahillere, sömürücülere, bozuk inançlılara, kötü niyetlilere, ahlakı yetersiz olanlara, ehliyetsizlere, liyakatsizlere, kültürü güdük olanlara kesinlikle din hizmetleri verilmemesi. 
23. İslam vakıflarının Müslümanlara iadesi. Şimdiye kadar bu konuda yapılmış olan tahribatın Ümmet Riyaseti makamına tazmin edilmesi.
24. Fransa’da ve İngiltere’de olduğu gibi Müslümanlara, islamî eğitim yapacak Din-İslam okulları açmak izni verilmesi.
25. Tarım arazilerinin korunması, aşırı yapılaşmaya kurban edilmemesi.
26. Kısa bir müddet öncesine kadar dünyanın sayılı buğday üreten ve ihraç eden, bugün ise her yıl dışarıdan üç milyon küsur ton buğday getirten bu ülkenin tekrar eski haline döndürülmesi.
27. Çöpe ekmek atanlara ceza verilmesi.
28. Yapı sektörünün asgarî ve lüzumlu seviyeye indirilip, ihracata yönelik endüstriye dönülmesi.
29. Rantçılar tarafından şişirilen ve yaşanmaz hale getirilen İstanbul nüfusunun beş milyona indirilmesi.
30. Halkın ve bilhassa türedi zenginlerin faziletli, kanaatli, iffetli, ölçülü bir hayat sürmesi konusunda etkili bir rehabilitasyon eğitimi başlatılması.
31. Coğrafyası müsait olan bütün şehirlerde bisikletin yaygın hale getirilmesi.
32. Halkın sağlığına zarar veren, uzun vadede milyonlarca vatandaşı hasta edip çürüğe çıkartan, sinsi bir soykırım haline gelmiş bulunan; boyalı, kimyalı, korumalı, pet şişeli, zehirli besin maddelerinin ve içeceklerin kontrol altına alınması ve yasaklanması.
33. Cami imamlıklarının ehliyetli, liyakatli, faziletli, kültürlü, ahlaklı gerçek din hâdimlerine verilmesi ve ibadethanelerin irşad, ahlak ve kültür merkezleri haline getirilmesi.
34. Çok önemlidir!.. Şifahî kırsal kesim ve taşra kültüründen yazılı medenî kültüre geçilmesi.
35. Halkın en zeki, en akıllı, en istidatlı, en kabiliyetli, en faziletli, (olumlu manada) en hırslı, ileride en fazla hizmet edebilecek çocuklarının özel süper eğitimle yetiştirilmesi.
36. Başta din sömürüsü olmak üzere bütün sömürülere, bütün arivistlere, bütün mafya ve çetelere cephe alınması, bu şerirlerin, bu haşaratın, bu eşkıyanın dine, devlete, ülkeye, halka, kültüre, geleceğimize zarar vermelerinin mutlaka engellenmesi.
• (İkinci yazı)
Telefon Akıllı, Adam Akılsız…

ADAMIN telefonu akıllı, kendisi değil, ne olacak şimdi?
Adamın bilgisayarı akıllı, kendisi akılsız…
Otomobili akıllı ama adamcağızda makinadaki kadar akıl yok. Hiç lüzumu olmadığı halde zart zurt kornaya basıyor, günde onlarca vahim trafik hatası yapıyor. Akıllı otomobil ne yapsın?
Bir milyon liralık akıllı elektronik evde, aklı başının bir karış üstünde biri oturuyor. Evin aklı karışık.
Parayla akıllı ev, akıllı otomobil, akıllı telefon, akıllı cihazlar alınabiliyor ama akıl alınamıyor. Ne fena!
Karı akıllı koca akılsız… Yahut tam tersine koca akıllı karı akılsız… Gel de çık işin içinden.
Şuna bak… Hem akıllıyım diyor, hem de bin yıllık yazıyla okuma-yazma öğrenmemekte direniyor. 
Lokantanın yemekleri çok pahalıymış ama dekorasyonu çok lüksmüş. A akıllım lokantada yemek yenir, dekorasyon yenmez.
Onun aklı olsaydı lüks eviyle, lüks otosuyla, lüks hayat tarzıyla övünür böbürlenir miydi?
Zekasını ölçtürmüş, IQ’su seksen çıkmış. Parayla sekseni yüz yaptırmış. Ne akıllı değil mi?
Fil gibi yiyor, habire kilo alıyor, sonra fitnese gidiyor, bir çuval para vererek zayıflamaya çalışıyor. Ne akıllı şey bu!
Aklı yok, fikri yok ama durmadan konuşuyor, zevzeklik ve gevezelik ediyor.
Ya Rab, bu ne keşmekeştir, aklı olanın parası yok, parası olanın aklı yok.
O tesettürlü karı biraz akıllı olsaydı, bu kadar rüküş olmazdı.
Sadece akılla olsaydı, cin fikirli şeytan iman ederdi.
Akıl değil, akl-ı selîm lazım. Selîm olmayan akılda hayır yoktur.
Şu akıllı geçinenlerin yaptıklarına bak, akla zarar.
Akılsızlık Müslüman hiç yakışmıyor.
Akıllı olsaydı, yolculuğa azıksız ve tedbirsiz çıkmazdı.
Aklını pazara götürmüş, beş kuruş vermemişler.
En akılsız adam, helal bin lira ile haram bin liranın arasındaki farkı ayırt edemeyendir.
Kavun kafalarda akıl barınmaz.
Dindarlık oyunu oynayan Müslümana: Sende biraz akıl ve vicdan olsaydı, sabahleyin kalkar namaz kılardın.
Akılsızlık en büyük ve zorlu fakirliktir.
Bir gram akıl, bir ton ahmaklıktan evladır.
Aklını beğenen akılsızdır.
Akıl, ne büyük nimet…
Allah bize akıl fikir versin.
Âmin…
02.11.2014
 
 


_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyoruz işte hayat kadını gördüm yanımdaydı internet salonunda iki kişilerdi ben bu durumu dırama şeklinde anlattım yazar inetrnetin başına geçti diye başlamış yazıya ben kendilerini tanımıyorum onu yazar tanımıyordu diye yazmış ilk satırlarda biriyle görüşüyorlardı telefonda onunla  görüşmeliydi diye yazmış işte bu konuyu ancak istihbaratta biri anlar oda yazar olursa neyse gelelim ikinci konuya sabahtı ve işe giderken bir muhbir karşıma geldi ona bir yazı gösterdim yazarın dünkü ikinci yazısını  bu adamlarda islama hizmet edilirmi diye bunu ikinci başlığına bakın  ikinci başlığında yazar kendi yoruları  çok 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hayatını Değiştiren İki Mektup
Mehmed Şevket Eygi
01 Kasım 2014 Cumartesi 00:42

 
Âdeti değildi ama geceleyin saat ikide âniden uyanıverdi. Yatakta öbür tarafına döndü, uyuyamadı. Uykusu iyice kaçmıştı. Bari kalkayım sıcak bir çikolata yapıp içeyim, sonra yatar uyurum dedi.
Çikolatasını yaptı, bilgisayarının başına geçti. E-mailini açtı. Tanımadığı birisi bir mektup göndermişti. İsteksizce okumaya başladı. İlk paragraftan sonra dikkatlendi, mektup çok enteresandı. Ruha hitap eden bir üslubu vardı. Hayat tarzına karışıyordu ama rahatsızlık vermiyordu. Mektubu bir kere okudu, tekrar okudu. Çikolatası soğumuştu. Mektup onu derin düşüncelere sevk etti. Göndereni tanımıyordu ama yazılanlar önemliydi.
Çocukluğunda ona bir şeyler söyleyip anlatmışlardı ama büyüyüp hayata atılınca onları unutmuştu. Mektup onları hatırlatıyordu.
Var olmanın, hayatın amacı neydi?.. Geliş nereden, gidiş nereye idi.
Önce ne vardı, sonra ne olacaktı?
Bugünkü hayatı hayat mıydı?
Ne yapmalıydı?.. Nasıl yaşamalıydı?.. 
Doğrusu mektup onu çok etkilemişti. Yatmak istedi, yatamadı. Düşünmeliydi.
Bu üslup, bu hitap tarzı, bu samimiyet… Tanımadığı mektup sahibi sanki kadim bir arkadaşıymış gibi yazmıştı.
Onunla görüşmeliydi… Acaba nerede yaşıyordı?.. Görüşebilir miydi?
Onun verdiği haberleri bilmez değildi ama onları gündeme getirmiyordu.
Bugünkü hayat tarzı ona nice niçinleri, nasılları düşünme imkanı vermiyordu.
Mektupta yazılanlar doğruysa, durumu hiç parlak değildi.
Saatlerce düşündü. Çay içti, kahve içti. Dışarıda fecir aydınlığı başlamıştı. Pencereyi açtı, ufka baktı. Dolunayın ışığıyla parlayan asümandaki bulutlarda ona yazılmış başka bir mektup vardı. Şimdiye kadar semadaki bu mektuba niçin hiç dikkat etmemişti? Mektubu okumaya çalıştı. Bilgisayardaki mektuba benziyordu. Onu iyi düşünmeye, dikkate, doğru yolu seçmeye, hazırlanmaya çağırıyordu.
Bir yol ayrımındaydı. Levhanın biri haysiyete, kurtuluşa, saadete çağırıyor; diğeri cahillik, felaket ve azab yolunu gösteriyordu.
Bilgisayarlardaki mektup, semadaki mektup…
Bu iki mektup ona gönderilmişti. 
Semadaki mektubu kimin gönderdiğini anladı.
Bilgisayardaki mektubun sahibini öğrenmekten vaz geçti.
İki yolun birini seçti…
Onu kurtaracak, saadete götürecek yolu.
 
• (İkinci yazı)
Böyleleri İslam’a Hizmet Edemez
ŞU kimseler İslam’a doğru düzgün hizmet edemez:
Benciller, kendine tapanlar, megalo manyaklar…
Nefsleri emmâre derekesinde bulunanlar. (Hizmet edebilmek için en az levvâme rütbesinde olmak gerekir.)
Yalancılar… Verdikleri sözleri tutmayanlar… Emanetlere hıyanet edenler. (Bu üç kötülük ve günahın devamlı işlenmesi kişiyi münafık yapar).
Parayı, serveti, zenginliği çok sevenler… Haram yiyenler…
Din sömürüsü, mukaddesat bezirganlığı yapanlar…
Müslüman arivistler…
Futbol kulübü gibi tarikat, cemaat, hizip, fırka tutanlar…
Zekatları Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı olarak toplayan ve sarf eden; bu suretle fakirlerin, miskinlerin, mültecilerin haklarını gasb edenler…
Ün ve alkış isteyenler…
Lüks meskenleriyle, lüks otolarıyla, lüks hayat tarzlarıyla övünenler…
Tevazudan, sadelikten, alçak gönüllülükten nefret edenler.
Gururlular, kibirliler…
Hiç hatâ yapmadıklarını, günahsız olduklarını sananlar. 
Yalan da olsa övgülere bayılıp sevinenler; doğru da olsa tenkitlerden ve uyarılardan hiç hoşlanmayanlar…
Ümmetin işlerini güvenilir ve ehliyetli danışmanlara danışmayanlar, istişare etmeyenler.
Fâsık-ı mütecahirler yani büyük günahları açıkça, açıkta, küstahça işleyenler…
Çok konuşanlar, lisan ile ilgili günahları çok işleyenler.
Zinayı büyük günah ve ağır suç olarak kabul etmeyenler…
Müslümanların kendi aralarında riba muameleleri yapmasını caiz görenler…
Azgınlıklara karşı nehy-i münker yapmayanlar…
Kur’anın, Sünnetin, İslam ahlakının hükümlerine riayet etmeyenler…
İsraf edenler…
Kafirleri, münafıkları, deccalları, kezzabları sevenler, onlara tâzim edenler…
Velisi olduğu kadınlar konusunda Şeriatın tesettür ve hicab emrini yerine getirmeyen, onları şeytanî tesettüre büründüren…
İfrat veya tefrite kaçanlar, itidalli olmayanlar…
İslama, Kur’ana, İmana yapılacak hizmetler ihlasla yapılmalıdır.
İhlassız, riyakarane yapılan ibadetler makbul olmaz.
İhlassız hayır hasenat makbul olmaz.
İhlassız cihad makbul olmaz. 
İlim ihlasla, iyi niyetle öğrenilmeli ve öğretilmelidir.
Kur’ana hizmet maksadı ve niyetiyle Allah razısı için telif edilmeyen; para kazanmak, mal mülk sahibi olmak için yazılan Kur’an tefsiri hizmet değildir.
Müfessirlik icazeti olmayanların yazdığı tefsirler okunmaz.
Aldığı maaşı namaz kıldırdığı için alan imamın ardında namaz kılınmaz.
İslamî ve imanî hizmetlerin ifası esnasında holiganlık, militanlık, fanatizm sergileyenler gerçek hizmetkar değildir.
Cahillerin keramet sandığı nice şey istidractır.
Yaptıkları nafile ibadetleri, verdikleri sadakaları gösterenler münafıktır.
Kişi elbette namaz kılmalı, oruç tutmalı, zekat vermelidir ama ibadetleriyle öğünenler ‘ucb denilen günaha batar.
Musalli Müslüman kıldığı her namazdan sonra, Allaha layık ibadet edemediği için bağışlanma dilemeli, istiğfar getirmelidir.
Gerçek dindar kişi, namaz kılmayanları tahkir etmez, inşaallah onlar da kılar, onlara da nasip olur duasını yapar.
Kafir ve münafıklara şefkatli ve merhametli, başka meşrepteki salih Müslümanlara kaba, galiz, çetin, yavuz olanlar itidalsiz, teennisiz, dengesiz kimselerdir.
İslamî kesimde bir hizmet edebiyatıdır gidiyor. 
Bu hizmetlerin hangileri gerçekten hizmettir, hangileri sahte hizmettir?
Cenab-ı Hak cümlemizi nefslerini ıslah, niyetlerini tashih edip ihlasla hizmet eden kullarından eylesin.
01.11.2014
 
 



___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir var aramızda konu açıldı işte türkiye adaletsizlikler meşheri diye konuşuyorlar işte baya konuştular ben dinliyorum hepsi gitmiş neyse yazarda araya girmiş kendi yorumlarını katmış işte bende araya girdim adalet sadece kanunlar mahkemeler savcılar ceza evleri değildir dedim onuda ilk yazıda muhatab almış neyse yazarın ilk yazısındaki çoğu yorumda baan yazarda katmış bişeyler şunuda not diyim bakın akşam üstü bir muhbire telefon açtım işte ona geçmiş olsun dişini naptın falan diye oda çekecekler çürük çıktı dedi onuda yazarın yazar birinci yazıda çürük diş gibi diye araya sıkıştırmış bakın ilk yazıda sonra köpek kedi konusu geçti onuda yazar araya kendi yorumunu katmış bakın kedi köpek diye yazıya sonra ben muhbire dedimki bu ülkede ehli sünnet hocalarından toplum çok şey bekliyor bizde bekliyoruz toplumu bilgilendirmeleri lazım gelir dedim onuda ikinci yazıda ele almış 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Türkiye Adaletsizlikler Meşheri
Mehmed Şevket Eygi
30 Ekim 2014 Perşembe 00:01

Adalet sadece kanunlar, mahkemeler, savcılar, cezaevleri demek değildir. Her konuda, her işte, her düşünce ve eylemde adalet lazımdır, olmalıdır.
Yemek mi yiyeceksin?.. Âdil şekilde yemen gerekir. Doyduktan sonra yemeye devam etmek adaletsizliktir. Sağlığına zarar verir… Başkalarının hakkını yemiş olursun.
Günde beş milyon ekmeğin çöpe atılması, sadece israf değil, aynı zamanda çok büyük bir adaletsizlik ve zulümdür. Hem de küstah bir nankörlük…
Başta gelen büyük adaletsizliklerden ve zulümlerden biri, emanetleri (işleri, memuriyetleri, başkanlıkları, makam mevkileri, hizmetleri) ehil ve layık olmayan kimseler vermektir.
Bir müdürün bürokratın, resmî işler için kullanılması gereken otomobili özel işleri için kullanması adaletsizliktir.
İhtiyacın ve lüzumun ötesinde lüks meskenlerde oturmak adaletsizliktir.
Lüks otomobillere binmek adaletsizliktir.
Ne kadar israf varsa hepsi adaletsizliktir.
Ülke ekonomisini üretime yönlendirmeyip, var gücüyle mesken, beton bina inşa etmek adaletsizliktir.
Haram, kara, kirli, şaibeli yüz milyarlarca dolar birikimi adaletsizliktir.
Dört beş milyondan fazla nüfusu kaldıramayacak İstanbul’a, rant için yirmi beş milyon (on beş milyon değil!) adam doldurmak hem adaletsizlik, hem zulüm, hem hıyanettir.
Okullardaki din dersi aldatmacası adaletsizliktir.
Ehl-i Sünneti yıkıp, yerine Fazlurrahmancılık dinini, Mutezile mezhebini, BOP’un istediği yarım dindarlığı ikame etmek için sinsice çalışmak adaletsizliktir.
İstanbul’un içinden çıkılmaz trafiği büyük bir adaletsizliktir. 
Ana dili Türkçe olan on milyonlarca vatandaşı, atalarının mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahil bırakmak adaletsizliktir.
İstanbul’da en az on beş milyon kıymetli kitap, belge, koleksiyon, doküman ihtiva eden büyük bir kütüphane olmaması adaletsizliktir.
Unkapanı’ndan Eyüb’e doğru giderken yolun sol tarafından bir yığın çürük diş gibi harap, metruk=terk edilmiş, bakımsız bina bulunması adaletsizliktir.
Sulukule’deki evlerin Roman vatandaşlardan zulmen ucuza alınıp, yerlerine villalar yapılıp astronomik fiyatlara satılması adaletsizliğin daniskasıdır.
Kaldırımlara kum zemin üzerine yalap şalap karolar döşenmesi, bunların altı ay sonra bozulup kırılması adaletsizliktir.
Yüzlerce sayfa yazsam, yine de adaletsizlikler listesini bitiremem.
Çocuğunu haksız yere azarladın… Adaletsizlik…
Dükkandan kedi veya köpek yavrusu aldın, birkaç gün sonra zavallıyı sokağa attın… Adaletsizlik…
Otomobil kullanırken cep telefonuyla konuştun… Akşam dönerken piknik yaptığı yeri çöplük gibi bıraktın… Gıybet ettin… Yalan söyledin… İftira ettin… Lüzumsuz yere korna çaldın… Trafik kurallarını çiğnedin… Hepsi hepsi hepsi adaletsizliktir, zulümdür…
Birtakım muhalifler iktidarı adaletsiz olmakla suçluyor… Ya kendileri!.. Yaptıkları muhalefet adaletli bir muhalefet değil, adaletsiz bir muhalefettir…
Mecliste ana avrat küfür eden milletvekilini siz adaletli mi sanıyorsunuz?
Türkiye’deki Kemalist feministler de, İslamcı feministler de hepsi adaletsizdir. Adaletli olsaydılar, devletin KDV’li, polis korumalı yasal seks köleliğini tanzim etmesine isyan ederlerdi.
Bu memleketin en büyük adaletsizliği bence millî eğitim, okullar, ideolojik tedrisattır.
Başka bir adaletsizlik: Türkiye’de, Güney Kore’de olduğu gibi yüzde yüz yerli ve millî bir otomobil sanayii olmaması… Adaletsizliğin ötesinde hainlik…
Mason localarının açık olması, buna mukabil tasavvuf tekkelerinin kapalı bulunması da büyük adaletsizliklerdendir.
Türkiye bir adaletsizlikler meşheridir(=teşhir yeridir)…
En büyük adaletsizlikler içimizdedir.
Bir Müslümanın iman kardeşine düşmanlık etmesi, onun gıybetini yapması, onunla ilgisini kesmesi ne korkunç bir adaletsizliktir.
İstanbul’da sabahleyin camilere gidiniz, korkunç adaletsizliği göreceksiniz…
Evet beyler hanımlar veletler… Adalet sadece kanun, hakim, savcı, mahkeme, cezaevi demek değildir.
Son söz: Adaletsizlik sarsılma, parçalanma, dağılma, çökme, bölünme, yıkılma, tarihten silinme sebebidir.
 
• (İkinci yazı)
Ehl-i Sünnet Hocalarından Beklediklerimiz
EHL-İ SÜNNET hocalarının, Ehl-i Sünneti halka öğretmeleri, sapıklara karşı savunmaları, onların keyfine ve isteğine kalmış ihtiyarî bir iş değil; mutlaka yerine getirilmesi gereken zarurî bir hizmet ve vazifedir.
Ehl-i Sünnet hocaları, hadîs ayıklama işinde sessiz kalamaz.
Mezhepsizlik mezhebi karşısında sessiz kalamaz.
Dünyada taraftarı kalmamışken, Türkiye’de hortlatılan Mutezile mezhebi konusunda sessiz kalamaz.
Fazlurrahmancılık bozuk mezhebine karşı sessiz kalamaz.
Dinde reformculuğa, dinde yeniliğe, dinde değişime, light ve ılımlı İslam cereyanına, BOP’a karşı sessiz kalamaz.
Birileri cihadsız, emr-i mârufsuz, nehy-i münkersiz bir İslam türetmek istiyor, onlara karşı sessiz kalamaz.
Birileri İslam’dan zina günah ve suçunu çıkartmak istiyor, onlara karşı sessiz kalamaz.
Birileri ribalı mesken kredisine fetva veriyor, onlara karşı sessiz kalamaz.
Birileri Ehl-i Sünneti, bâtıl ve sapık mezheplerle bir tutuyor, onlara karşı sessiz kalamaz.
İcazetli din alimi ve fakihi olan herkes Din-i Mübin-i İslamı gerektiği gibi savunmakla yükümlüdür.
Sapık mücessime, müşebbihe fırkalarını ilmî delillerle red, cerh ve ibtal etmek vazifesi icazetli ulema ve fukahaya aittir.
Bu konuda vazifelerini muhlisen lillah, rizaen lillah dosdoğru yerine getiren ulema ve fukahaya, bir Müslüman olarak teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum..
Vazifelerini yerine getirmeyenleri min gayri haddin kınıyorum, uyarıyorum.
Bâtılları, sapıklıkları, İslamın yanlış yorumlarını red, cerh ve ibtal hizmetleri para karşılığında değil, Allah rızası için yapılmalıdır.
Para, telif ücreti, maddî menfaat yok… Red, cerh, ibtal de yok… Böyle bir zihniyet ve tutum hakikî ulema ve fukahaya yakışmaz.
Geçen asırda Şeyhülislam Mustafa Sabri, Düzceli Muhammed Zahid el-Kevserî gibi büyüklerimiz gurbet illerde bin bir yokluk ve çile içinde bu vazifelerini yerine getirmişlerdir. Allah onlardan razı olsun, nur içinde yatsınlar.
Halkı uyarmak, aydınlatmak, bilgilendirmek için işlenmesi gereken bazı konular şunlardır:
1. Ehl-i Sünnetin sıradan bir fırka, hizip, mezhep olmadığı, İslamın Kur’anın doğru yorumu olduğu…
2. Mutezile mezhebinin bozuk bir mezhep olduğu ve bozuk taraflarının liste halinde bildirilmesi.
3. Mezhepsizliğin, dinsizliğe köprü olduğu.
4. İslam Şeriatını tehdit eden en yıkıcı bid’atin mezhepsizlik olduğu.
5. Muhammed ibn Abdilvehhab’ın mezhebinin yanlış ve bozuk olduğu, kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhab’ın Es-Savaiqu’l-İlahiyye fi’r-Red `ale’l-Vehhabiyye adlı kitabında Abdülvehhabı reddettiği.
6. Fazlurrahmancılığın çok bozuk bir fırka olduğu. 
7. Hak din İslam ile, M. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra fabrike edilmiş Kemalist ideolojinin asla bağdaşıp uyuşmayacağı.
8. Şeriatin, Kur’andan ve Sünnetten çıkartılmış kurtarıcı hükümler olduğu, Şeriatı tahkir ve inkar eden kimsenin dinden çıkacağı.
9. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sahih hadîslerinin Avrupa kriter ve normlarına göre ayıklama çılgınlığının küfür olduğu.
10. Zinanın büyük günah ve recmlik suç olduğu.
Ehl-i Sünneti savunmak ve ehl-i bid’at ve dalaleti tenkit, red cerh, ibtal etmek bir emr-i mâruf ve nehy-i münker hizmetidir ve yerine getirilmesi farzdır.
30.10.2014
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyorduk işte  konu gıybet biraz konuştuk gıybet hususunda olayı kendi yorumlarını katmış sonra ben bizamanlar risale nur talabesi sayılmam ama takılmıştım nur cemaitine diye olay baya konuştuk işte hepsi gitmiş esas konu gıybettti sonuna kadar işlemiş yazar bi beni bi kendi görüşünü katmış gelelim ikinci yazıya konu ben muhbire dedimki ben bazı konuları bilmiyorum ama öğrenmektede inad ediyorum biliyormusun oda dedi bimemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır dedi onuda yazarın ikinci başlığında bakın orda bazı yorumlar bana ait nasihat babındada kendi yorumları işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kendi Yüzlerine Tükürsünler
Mehmed Şevket Eygi
29 Ekim 2014 Çarşamba 00:28

ÖNCE kendimden başlayayım: Bendeniz bir Müslüman olarak devamlı şekilde, bile bile gıybet ediyorsam, elbette yüksek ve vasıflı bir Müslüman olmam, alçak seviyeli bir Müslüman olurum. Çünkü gıybet Kitab ve Sünnetle kesin şekilde yasak edilmiş, haram kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim gıybeti, ölü kardeşinin etini yemek gibi iğrenç bir günah olarak görmektedir. İyi, vasıflı, yüksek dereceli, şerefli bir Müslüman nasıl olur da devamlı olarak bu günahı işleyebilir?
Gerçek bir şeyhten, kâmil bir mürşitten el almış, tarikata girmiş bir Müslüman gıybet etmez. Hem bol bol gıybet ediyor, hem de ben filan tarikata mensubum diyor. Böylesine gülünür, acınır, öfkelenilir.
Gerçek Risale-i Nur talebesi gıybet etmez. Hem Nurculuk taslıyor, hem gıybet ediyor. Başkaları yutarsa yutsun, ben böylesinin Nurculuğunu yutmam.
Hiçbir faziletli ve olgun Müslüman gıybet etmez.
Kur’ana hakkıyla inanan gıybet etmez.
Resulullah’a (Salat ve selam olsun ona) gerçekten iman etmiş olan ve onun Sünnetine uyan da gıybet etmez.
Allahtan hakkıyla korkan gıybet etmez.
Sadece gıybet mi?... Hayır, Müslüman yalan söylemez… Müslüman iftira etmez… Müslüman tecessüs etmez…
Müslüman zevzeklik ve gevezelik etmez… 
Başkaları hakkında çok ağır konuşmak istemem ama şayet bu fakir gıybet eder, yalan söyler, iftira atarsa eşeklik etmiş olur. Eşeklik Müslümana yakışmaz.
Şunlara bakın: Hem Müslüman geçiniyorlar, hem âleme akıl veriyorlar, hem de İslam düşmanı Deccalları, kezzabları, Süfyanları öve öve bitiremiyorlar.
Müslüman mâqul, âdil, mutedil, insaflı, mürüvvetli kimsedir. O cemaat, tarikat, hizip, fırka holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapmaz.
Dine yapılacak hıyanetlerin en alçakçası din sömürüsü ile zengin olmak, şahsî prestij devşirmektir.
Müslüman kılıklı arivistler alçağın da alçağıdır.
Büyüklere saygı beslemeyen, küçüklere şefkat ve merhametle muamele etmeyenler yüksek ahlaklı değil, alçak ahlaklı kimselerdir.
Şöyle buyrulmuş: “Kişinin namazına, orucuna aldanıp zarar etme sakın. Sen onun parayla olan muamelesine bak.”
Para için her haltı yiyen, parayı taparcasına seven, haram helal ayırımı yapmadan devşiren kimseler kesinlikle yüksek Müslüman olamaz. Onlar alçaktır.
Helalinden kazanılmış olsa da parayı çok sevenler de yükselemez, alçalır.
Nefslerini tebrie eden(=aklayan) günahkarlar, yüksek değil, alçaktır.
Gıybet edenler, yalan söyleyenler, iftira edenler, kin ve intikam duyguları besleyenler, tecessüs edenler, başkalarının gizli ayıp ve günahlarını araştıranlar, fitne ve fesat çıkartanlar, mağrurlar, kibirliler, haram yiyenler kendi yüzlerine tükürsünler. Nasıl mı? Aynanın karşısına geçsinler ve suretlerine tükürsünler. Yahut şiddetli rüzgara karşı…

(İkinci yazı)
Bilmemek Ayıp Değildir
Öğrenmemekte Direnmek Çok Ayıptır
Müslüman bir gencin bilmemesi ayıp değildir ama öğrenmemesi çok ayıptır.
Bazı Müslümanlar çok faydalı ve zarurî ilimleri öğrenmemek konusunda dehşetli bir inat sergiliyor.
Bu faydalı ilimlerin birincisi ilmihaldir. Yani kadın erkek her Müslümanın, öğrenmesi ve ezberlemesi gereken temel din bilgileridir.
İlmihal bilgileri şu bölümlere ayrılır:
1. Akaid, yani inançla ilgili doğru=sahih bilgiler. Her Müslüman İslam akaidini doğru olarak öğrenmelidir. 
2. Temizliğe ve ibadetlere ait bilgiler. Gusül abdesti, namaz abdesti, namaz, oruç, zekat, hac.
3. Ahlaka ait bilgiler. Haramlar helaller… Kurtarıcı iyi huylar, helak edici kötü huylar…
4. Muamelat özeti: Alış verişle, helal ticaretle, bâtıl ticaretle, riba ile ilgili malumat.
5. İslamda cezalar yani ukubat… Hadler… 
6. İslamda hayat tarzı… Müslümanın evi, mobilyası, yazlığı, otomobili, giyinmesi, kuşanması, yemesi içmesi, insanlara davranışı, konuşması nasıl olmalı.
7. İslam görgüsü… 
Bütün bu konuların özeti, bilemediniz 150 sayfalık bir kitaba sığar. İşte böyle bir kitap olacak, başta gençler olmak üzere bütün Müslümanlar bu kitaptan birer adet edinecek, içindeki bilgileri, manalarını anlamak suretiyle öğrenecekler ve bunları hayata uygulayacaklar.
Tabiî ki, böyle hayırlı bir hizmet ticarete, bezirganlığa, din sömürüsüne, cemaat holiganlığına alet edilmeyecektir. Ümmet çapında ve ihlasla yapılacaktır.
Maalesef Müslüman kesimde böyle bir ilmihalini öğrenme seferberliği görmüyorum.
Müslümanların öğrenmeleri gereken ikinci şey, Osmanlıca okumaktır. Ateist bir Türkiyeliyi ilgilendirmez, hattâ o buna karşı çıkabilir ama biz Müslümanlar mutlaka, bin yıllık bu yazımızı öğrenmeliyiz.
İşte bugün milyonlarca Müslüman, elde imkan olmasına rağmen Osmanlıca öğrenmemekte direniyor, inat ediyor.
Efendi, sen Kur’ana inanıyor musun? Efendi, sen Türkçenin bin yıldan fazla Kur’an yazısıyla yazılıp okunduğunu biliyor musun? Efendi, sen Latinci misin? Efendi, sen gerçek ulemanın, fukahanın, din büyüklerinin Kur’an yazısına taraftar olduklarından haberdar mısın?.. O halde Osmanlıca öğreneceksin. Öğrenmeme şansın yoktur.
Devlet Osmanlıca kursları açmış, bedava öğretiyor ama kaydolup öğrenenlerin sayısı çok az… Bu ihmal, öğrenmemekteki bu inat yüz karasıdır. Liselerde ve üniversitelerde okuyan Müslüman gençlerin, hem Osmanlıca öğrenmeleri, hem de yazılı edebî Türkçeyi çok iyi bilmeleri gerekir.
Lise son sınıf öğrencileri şu anda harıl harıl üniversite imtihanlarına çalışıyor… Onları mâzur saysak bile, diğer sınıf öğrencilerinin mutlaka Osmanlıca kurslarına gitmeleri gerekir.
Şuurlu bir Müslüman hiçbir zaman Latinci olamaz. Bizim yazımız Kur’an yazısıdır, bizim edebî lisanımız zengin Osmanlıcadır.
Bu konudaki gaflet ve ihmaller affedilmez.
Müslümanların başını çeken büyüklerin, imanlı lise ve üniversite gençliğine mutlaka Fuzulî Türkçesini öğrettirmelidir.
Üç yüz kelimelik sade suya tirit arı duru Türkçe ile İslam davası yürümez.
Müslüman gençliğin öğrenmesi gereken bir başka önemli konu da, yüksek İslam ahlakı, İstanbul âdâbı ve görgüsüdür. 
İslam medeniyet dinidir. Kırsal kesim ve taşra kültür ve zihniyetiyle İslama gereği gibi hizmet edilemez.
29.10.2014

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle yazarın ilk birinci yazıdaki olaydan açıldı zeten konuşma mantığı ilk buydu yani muhatab almış  ama yanlış anlama var ben resmi idolojiyi eleştirmedim ama öyle anlaşılmış ikinci yazısındada bunu işlemiş 18 nolu yazıya kadar ne konuştum yazar kendide katmış bişey birde muhbirin birinin ismini veridim onuda yazısında belirtmiş ajan casus yönlerici diye 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Boşuna çabalamayın
Mehmed Şevket Eygi
28 Ekim 2014 Salı 00:00

Beyler boşuna çabalamayın…

1. Bugünkü ideolojik, Kemalist, Tevhid-i tedrisat, millî kimlik ve millî kültüre ters, laik, seküler, genç nesillere zengin edebî Türkçeyi öğretemeyen, tarih kültürü veremeyen, sanat kültürü veremeyen, ahlak ve karakter terbiyesi veremeyen, estetik kültürü veremeyen, vesayetçi, iflas etmiş eğitim sistemiyle siz ne kadar çabalarsanız çabalayın Türkiye düzelmez, ıslah olmaz.
2. Bugünkü iktisadî sistemin ana sektörü olan yapılaşma, ülke sathını lüks meskenlerle doldurma, betonlaşma ile Türkiye ekonomisi ayakta durmaz. Zamanı gelince çöker.

3. Âdil hukukun üstünlüğü sağlanmadıkça devlet, ülke, halk güvenli, huzurlu, rahat olmayacaktır. Adalet varsa huzur, iç barış, rahat, güven olur, yoksa olmaz, herkesin bunu aklına iyice yerleştirsin.
4. Devlet resmen seks kölesi kadınlara vesika veriyor, seks köleliğinden KDV ve gelir vergisi alıyor. Devlet, genelevlerin kapısında, fuhuş güvenliğini sağlamak için polis bekletiyor. Bu böyle devam ettikçe bu memleket iflah olmaz.
5. Büluğ yaşındaki kız ve erkek çocuklar karma eğitim sistemiyle okutuldukları müddetçe eğitim düzelmeyecektir. Bunu kimse unutmasın.

6. Kağıt ve ekran medyasında müstehcen yayınlar, azdırıcı fotoğraflar böyle artarak devam ettiği müddetçe düzelme olmaz.
7. Ayasofya’nın laneti Türkiye üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. Fatihin vakfiyesine hıyanet edildiği müddetçe Türkiye düzelmez.
8. Osmanlı devletinde, M. Kemal rejiminde, İsmet rejiminde, Cemal Gürsel rejiminde, Kenan Evren rejiminde Türk Ceza Kanunu’nda zina suçu yer alıyordu. Bugün zina suç olmaktan çıkartılmıştır. Bu çarpıklık devam ettiği müddetçe Türkiyede düzelme olmaz.

9. Riba büyük günahı ve isyanı ülkemize hakim olmuştur. Bu günahla Türkiye yükselmez, felah ve necat bulmaz.
10. Müslümanların çoğunlukta olduğu bu ülkede, bu toplumda İslamın hakim olması, dinî hizmetlerin doğru dürüst yürütülmesi için mutlaka icazetli ulema, fukaha yetiştiren gerçek güçlü İslam medreselerinin bulunması gerekir. İslam medreseleri kapalı tutulduğu müddetçe manevî kalkınma olmaz, o olmayınca ülkede fitne, fesat, bozukluk ayyuka çıkar..

11. Camilerin mihraplarına, minberlerine, kürsilerine icazetli, ehliyetli, liyakatli, güçlü, vasıflı, ihlaslı, fedakar, idealist din görevlileri (hademe-i hayrat) getirilmedikçe, imamlık (istisnalar dışında) parayla namaz kıldırma memurluğu seviyesinde kaldıkça Türkiye düzelmeyecektir.
12. Lise mezunları, klasik Türk edebiyatının en büyük şairi ve edibi olan Fuzuli’nin Divanını kolayca okuyup şerh edemedikçe Türkiye kültür bakımından ileri değil geri olmaya devam edecektir.

13. Türkiye, Güney Kore gibi kendi yüzde yüz millî yerli otomobil sanayiini kurmadan ve bunları dünyanın yüzden fazla ülkesine ihraç edip satamadan adam olmaz, adam olmaz.
14. Türkiyeliler, 1928’den önce ölmüş dedelerinin, ninelerinin Türkçe mezar taşlarını okuyamayacak kadar zavallı ve cahil kaldıkları müddetçe Türkiye ilerlemez, yücelmez.

15. İstanbul’un öldürücü, çıldırtıcı trafiği halledilmeden Türkiye huzura kavuşmaz… Bunun halledilmesi için de mega şehrin nüfusunun beş milyona indirilmesi gerekir. Bu şehrin coğrafyası, topografyası bugünkü nüfusu kaldırmaz. Türkiye’nin başka hiçbir derdi, krizi olmasa, sadece İstanbul’un şu hali dert ve kriz olarak bütün Türkiye’ye yeter de artar.

16. Yakın zamanlara kadar dünyanın sayılı tahıl ambarlarından, üreticilerinden, buğday ihraç eden ülkelerinden biri olan Türkiye’miz şimdi her yıl üç küsur milyon ton buğday ithal etmekte ve yine her gün (yıl değil!) beş milyon ekmeği çöpe atmaktadır. Bu çarpıklık, bu israf nankörlüğü devam ettikçe Türkiye düzelmez.
17. Bir yandan otoyollar, hava alanları, lüks rezidanslar, AVM’ler, gökdelenler, Boğaz ve Körfez köprüleri yapılıyor; öte yandan iç barış ve sosyal mutabakat dinamitleniyor, ahlak ve fazilette gerileme kayd ediliyor. Bu durum böyle devam ettikçe Türkiye düzelmez.

18. Türkiye’nin ayakta kalabilmesi için bütün Müslümanların tek bir Ümmet teşkilatı ve hiyerarşisi içinde birleşmeleri gerekir. Günümüzde ise Ehl-i Sünnet sarsılmakta, Ümmet birliği yerine bin parçalı bir İslamcılıklar Protestanlığı, sekülarizm, hadîs ayıklama kaosu, anarşisi ve kopukluğu getirilmektedir. Bu hal giderilmedikçe, Ümmet birliği kurulmadıkça, Ümmetin başına âdil, âbir, râşid, müdebbir bir İmam-ı Kebir getirip ona toptan biat ve itaat edilmedikçe hayal ve arzu edilen düzelme ve ıslah olmaz.

• (İkinci yazı)
En Geniş Din Hürriyeti
 

MEDENÎ bir sistemde ve düzende din, inanç, inancına uygun bir hayat sürme özgürlüğü olur. Bizde o karanlık faşist rejimleri zamanında bu temel hürriyet ayaklar altına alınmıştır.

İslam hocaları uyduruk mahkemelerin kararlarıyla asılmış, sürülmüş, zindanlara atılmıştır.
Hıristiyanların ruhban mekteplerine, Yahudilerin haham yetiştiren eğitim ocaklarına dokunulmamış, Müslümanların medreseleri yerle bir edilmiştir.
Müslümanların Ezanlarına bile karışılmış, Ezan-ı Muhammedî okumak yasaklanmış, okuyanlara işkence edilmiştir.
Dinî yayınlar yasaklanmıştır.

Kırklı yıllarda, yurdun bazı yerlerinde ölüleri yıkayıp, kefenleyip, cenaze namazı kıldıracak imam bile bulanamaz olmuştur.
Din konusunda korkunç bir devlet terörü uygulanmıştır.
Ceza Kanununa 163’üncü madde konulmuş, Müslüman yazarlara, vatandaşlara çok zulm edilmiş, acılar çektirilmiştir.

Laikçiliğin en aşırısı uygulanarak din hürriyeti çiğnenmiştir.
İslam’ı ya büsbütün kaldırıp kazımak, yahut dinde reform yaparak tahrif etmek istemişlerdir.

İstanbul’da Patrik tahtında haşmetle otururken, Müslümanların Halifesini yurt dışına sürmüşlerdir. Hangi hakla, hangi gerekçe ile?.. Müslüman millete sordular mı?..
Medenî İsviçre nikahı yapmadan şer’î nikah yaptıranlara cani muamelesi yapmışlar; şer’î nikah taraftarı büyük âlim Ahmed Davudoğlu el-Ezherî hocamızı ağır cezalarda yargılayıp zindana koymuşlardır.
Din, İman, Kur’an için çalışan Bediüzzaman’a ve Nur talebelerine yapmadıklarını bırakmamışlardır.

İslam Türkiye kimliğinin birinci unsuruydu. Onlar İslam’la savaşırken, Türkiye geri kalmış, Ortadoğu’nun Japonya’sı olamamıştır.
Hâla İslamla, Müslümanlarla uğraşıyorlar… Hâlâ Ezanımıza, camimize, namazımıza, Şeriatımıza, tesettürümüze karışıyorlar…
Müslümanları parçaladılar… Müslümanların içine sürüyle ajan, casus, provokatör, yönlendirici, münafık, sömürücü soktular…
Müslüman halkı, atalarının Türkçe mezar taşlarını okuyamaz derecede cahil bıraktılar.

Müslümanları cahillikle terbiye ediyorlar.
Bugün Türkiye’de, zalimlerin baskıları ve sistemleri neticesinde İngiltere’de, başka medenî ülkelerde bulunan gerçek ve geniş din hürriyeti yoktur.
İngiltere’de 85 Şeriat mahkemesi kuruldu ve faaliyet gösteriyor, bizde laikçilik yobazları buna asla razı olmaz.

Çoğunluktaki Müslümanlar, ülkemizde, İngiltere’de olduğu gibi geniş bir din, inanç, dinî eğitim, inancına göre yaşamak hürriyeti istemedikçe ve bunu sağlamak için var güçleriyle çalışmadıkça ne kendileri kurtulur, ne de Türkiye.

28.10.2014
 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olan muhbirle konuşuyorken birden konu anarşi olursa toplumda diye başladık konuşmaya işte bu bilgi aynen iletilmiş yazarın ilk birinci yazıda bakın sonraki konuşmalarda 30 cu yazıya kadar bizim konuşmamız sonra ikinci yazıdaki konuşma para kazanma iş hayatı ticaret  konusu açıldı işte onda yazar nasihat babında almış ele 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Önemli Tavsiyelerim
Mehmed Şevket Eygi
27 Ekim 2014 Pazartesi 00:28

Muhterem dostum… Selam ve hürmetten sonra… Bu yazımı okumanı tavsiye ediyorum. Okuduktan sonra düşün, aklın keserse tekliflerimi hayata geçir. Bu yazdıklarım beş altı ay sonrası için geçerlidir ve çok önemlidir.
1. Toplumda anarşi ve kaos başlarsa, yağmacılara karşı tedbirli ol. Kapını sağlamlaştır.
2. Bir haftalık veya on günlük (daha fazla için de olabilir) yiyecek stoğu yap. (Soğan ve sarımsağı ihmal etmeyin. Her ikisi de tabiî ilaçtır.)
3. On günlük su (içme ve kullanma suyu) stoğu.
4. Soğuk kış aylarında doğal gaz kesilirse soba ve odun kömür.
5. Elektrik kesilmelerine karşı mum, gazyağı lambası vs.
6. İlk yardım için tıbbî malzeme, aspirin, Çin Yağı, romaren=biberiye, lavanta yağı gibi birkaç temel ilaç.
7. İstanbul’dan yazlığına veya köyüne intikal edebilmek için plan ve program yap.
8. Bir kenara bir ay yetecek para koymaya çalış.
9. Yaşadığın mahallede, apartmanda aklı başında kimselerle toplanıp gerekli kararları alın.
10. Mânevi tedbir: Allah rızası için, gücün nispetinde sadaka ver. Allah için ihlasla verilen az sadaka çok belayı def’eder.
11. Bildiğin duaları oku, bilmediklerini öğren.
12. Allahtan korunma ve yardım iste.
13. Azgınlıklardan, beyinsizliklerden, büyük günahları açıkta ve açıkça işlemekten uzak dur.
14. Haram gelirler, servetler belaları, azapları, uğursuzlukları çeker. Onlardan arınmaya çalış.
15. Henüz namaz kılmıyorsan beş vakti kılmaya niyet et ve başla.
16. Hiç olmazsa arada bir camiye, cemaate git. (Arkasında kılınan namazların makbul olacağı sanılan salih imamlar ara, onların camiine git.)
17. Sakın beddua etme, başta kendin olmak üzere herkesin ıslahı için dua et.
18. Dilini gıybet, nemime=laf taşımak, iftira, yalan gibi kötülüklerden koru.
19. Her türlü israftan, hele aziz ekmeği çöpe atmaktan uzak dur. 
20. Hayvanlara ve bitkilere merhamet et. Sakın onlara zarar verme, acısını çok acı çekersin.
21. Nefs-i emmâreni, en azından nefs-i levvame derecesine çıkartmaya çalış.
22. Medyadaki müstehcen fuhuş yayınlarını okuma, seyr etme.
23. Zinadan, göz zinasından uzak dur.
24. Ribadan bucak bucak kaç.
25. Mü’min kardeşlerini sev, onlara acı, onlara yardımcı ol, onlara güler yüz göster.
26. Eski günahlarına tevbe et, pişman ol.
27. Her sabah ve akşam üçer kere besmele duası oku. (Bismillahirrahmanirrahim… Bismillahi hayril esma… Bismillahillezi lâ yadurru şey’un fil ard ves sema ve hüves Semiül Alîm…) Bunu sakın ihmal etme. Can simididir.
28. İtikadını tashih et. Mezhepsizlikten, Mutezileden, mürcieden, mücessimeden, müşebbiheden, Necdîlikten, dinde reformculuktan, dinde yenilikten, dinde değişimden, Fazlarruhmancılıktan, BOP’çuluktan, light ve ılımlı İslamdan, her türlü İslamcılıktan, İslam Protestanlığından, cemaat holiganlığından uzak dur.
29. Evine, matbaa baskısı da olsa sanatlı bir Hilye levhası as. Hayırlara ve korunmaya vesile olur.
30. Kapına Yâ Mâlike’l-mülk yazılı bir hat as.
Muhterem dostum!.. Sana esenlikler, sıhhat afiyet selamet korunma diliyorum. Lütfen bu fakire de dua buyurunuz.
Allahın hıfzına ve yardımına nail olmak için gereken sebep ve vesilelere yapışalım.
Ey Ekremülekremîn ve Erhamürrahimîn olan Rabbimiz!.. Biz günahkâr, âciz, gafil mü’min kullarını âhir zaman fitnelerinden koru…

(İkinci yaz)
İşin Başı Adam Olmaktır

Müslüman Gençler!...
İleride hayata atılınca geçiminizi sağlamak, para kazanmak için elbette bir mesleğiniz, işiniz olacaktır ama bunun benim nazarımda kıymeti yoktur. Allah herkesin rızkını veriyor.
Bu fakirin gözünde önemli olan sizin adam olmanız ve İslam’a memlekete halka insanlığa hizmet etmenizdir.
Peynir ekmek yemeniz veya tarhana çorbası, bulgur pilavı ve erik hoşafı ile karnınızı doyurmanız hiç önemli değildir. Önemli olan, işe yarar, dişe dokunur hizmetler etmenizdir.
Hiç hizmet edemiyor ama her gün kuyu kebabı, iskender kebabı, enginar, künefe yiyor. Ne yapayım ben böyle yiyici (âkil) bir Müslümanı.
Ticaretin en önemlisi, en güzeli Allah ile yapılandır. Dine hizmet… Mâlî (parayla yapılan) hizmetler… Hayır hasenat… İyi ve güçlü Müslümanlar yetiştirmek için yapılan eğitim hizmetleri… (Bugünkü Kemalist eğitimi kasd etmiyorum, İslami eğitimden bahs ediyorum)…
Gençler!... Eğer anneleriniz, babalarınız, velileriniz sizleri ileride çok para kazanacak, çok yiyecek, lüks hayat sürecek, lüks meskenlerde ikamet edecek, lüks ve israflı otolara binecek kimseler olarak yetiştirmek istiyorlarsa vah size, yazık size… 
Mânen yücelmek istiyorsanız Allahın yeryüzünde şahitleri, Resulullahın (Salat ve selam olsun) sadık dostları olarak yetişmelisiniz.
Aksi takdirde harcanacaksınız.
Liselerde okuyan gençlere, dışarıdan alternatif eğitim alarak çok kültürlü olmalarını tavsiye ederim. 
Üniversiteli gençlere da tavsiyem aynıdır.
Fuzulî Divanını okuyabilecek derecede mükemmel edebî yazılı Türkçe öğrenin.
Tarih kültürünüz olsun.
Bir Müslümanın Osmanlıcayı iyi bilmemesi, onun iyi bir okur yazar olmadığını gösterir.
Sanat kültürüne sahip olmalısınız.
İstanbul Osmanlı edep, terbiye, görgü ve nezaketi…
Her Müslüman genç küçük bir beyefendi olmalıdır.
Kızlarımız, küçük hanımefendiler…
Öyle incelmelisiniz ki, yerine göre ve anlayana ben yerine bendeniz, evim yerine fakirhanem, sizin eviniz yerine devlethaneniz diyebilmelisiniz.
İleride çok para kazanıp çok lüks yaşasanız bile sizde ilim, irfan, edeb, adab-ı muaşeret (görgü), nezaket, mürüvvet, fütüvvet, kerem, cud ve seha olmazsa adam olmamış olacaksınız.
Adam olamamak, kendiniz için, memleket için, din için, millet için ne büyük facia!
Adam olmak için gereken bütün sebep ve vesilelere yapışalım. 
Cenab-ı Hak yardımcımız olsun!
27.10.2014
 


__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyoruz ordada biri var ona ara sıra takılırım işte muziplik olsun diye oda bana demesinmi imdat sapık var diye muziplik işte gülüştük konu bundan açıldı işte bende o muhbire bakarak asıl sapıklık kurana sünnet şeriata zıt aykırı şeyler sapıklıktır dedim hepsi bu az bişeyde konuşma yaptım işte sonra yazar kösesinde 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kurana, Sünnete, Şeriata Zıt ve Aykırı Her Şey Sapıklıktır
Mehmed Şevket Eygi
25 Ekim 2014 Cumartesi 00:09

KUR’ANA zıt, karşı, aykırı bütün sözde iyilikler aslında fitnedir, fesattır.
Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine, emirlerine, tavsiyelerine aykırı her şey nura değil, karanlığa götürür.
Hiçbir Müslüman ülke ve toplum Deccalların, Kezzabların, İbn Sebe’lerin peşinden giderek, onları tebcil ederek kurtuluşa, necata, felaha ulaşamaz; aksine felakete, hezimete ve azaba gider.
Zina toplumu çökertir. Zinanın serbest olduğu bir yerde aile çöker, aile çökünce topyekûn çöküş ve yıkılış başlar.
Hiçbir Müslüman toplum riba ile ilerlemez, yükselmez, refah ve huzur bulmaz.
Ekonomisi yapılaşma, arazi spekülasyonu, inşaat üzerine bina edilen bir toplum sonunda yıkılır. Çünkü binalar âkıbet yıkılmaya mahkumdur.
Kur’ana, Sünnete, ahlaka, fazilete, hikmete aykırı gelişme ve zenginleşme keramet değil, istidractır.
Faziletli fakirlik, faziletsiz ve ahlaksız zenginliğe yeğdir.
İsraf, aşırı tüketim, haram kazanç ekonomisi sapık bir ekonomik sistemdir.
Zenginliğin âfetleri ve hastalıkları fakirliğinden çok ve yıkıcıdır.
Günde beş milyon aziz ekmeğin çöpe atıldığı bir İslam ülkesi sille ve tokat yemeğe mahkumdur.
Dünyanın üçüncü sanayi ülkesi olan Japonyada insanlar 25-35 metre karelik meskenlerde oturuyor.
İhtiyacının çok üzerinde evlerde oturanlar, otomobillere binenler; akıllı, bilge, vicdanlı, faziletli insanlar değildir.
Dıştan Müslüman görünmekle iş bitmez. Gerçek, örnek, din hükümlerini ve ahlakını hayata uygulayan Müslüman olmak gerekir.
Bilenlerin bilmeyenlere nasihat etmediği, onları uyarmadığı, aydınlatmadığı bir İslam ülkesi çökmeye mahkumdur.
Hadise göre, riba alıp vermek anasıyla yetmiş kere zina etmek gibi büyük ve çirkin bir günahtır.
Salih mü’min kardeşine düşmanlık eden Ümmet hainidir.
Müslümanların bir kısmı altın ve gümüşe, dolar ve euroya, maddî zenginliğe put gibi tapmaya başlayınca felakete, azaba, yıkıma hazır olunuz.
Başkanlıklar, makam ve mevkiler, memuriyetler, hizmet ve vazifeler ehliyetli ve liyakatli olmayanlara verilince bütün işler bozulur.
Vakıf mallarına, binalarına, arazisine göz dikenler insan kılıklı domuzlardır.
Dünyevîleşme dinsizliğe köprüdür.
Bir tek kurtuluş yolu vardır: Kur’anın emirlerini yapmak, yasaklarından kaçınmak, öğütlerini tutmak… Peygamberi en güzel örnek ve model kabul ederek onun ahlakıyla ahlaklanmak, onun Sünnetini hayata uygulamak. Râşid, âdil, âbid, râsih ulemaya, fukahaya, mürşidlere tabi olmak. İttihad, vifak, tesanüd, yardımlaşma.
Gelir ve kazançların en kötüsü din istismarı (sömürüsü) ile elde edilendir.
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.
Müslüman bir toplum emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını tâtil ederse azab ve yıkıma hazır olsun.
Su ile ateş nasıl birbirleriyle uyuşmaz ve bağdaşmaz ise, İslam ve lâdinî hayat sistemi de uyuşup bağdaşmaz.
İnsanların nasıl kurtulacağı Kur’anda, Sünnette, Şeriatta açıkça bildirilmiştir. Bu konuda cahillik geçerli bir mazeret değildir.
Bilmeyenlerin vebali bildirmeyenlerin ve öğretmeyenlerin üzerinedir.
Kadın, erkek, çocuk her Müslüman öncelikle kendini kurtaracak kadar din ilimlerini, sahih akaidi, ilmihalini, İslam ahlakını öğrenmekle yükümlüdür.
Çocuklarına ilmihal öğretmeyen ve öğrettirmeyen anne babalar veliler onların mânevî katili olur.
Allahü teala kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzehtir.
Allahın 14 sıfatı vardır.
Her Müslüman bu sıfatları, manalarını bilerek ezberlemelidir.
Bütün muhterem cemaat başkanları, tarikat şeyhleri, üstadlar, ağabeyler; başta Allahın on dört sıfatı olmak üzere yetiştirdikleri bütün gençlere ilmihal özetini ezberletirler.
Müslüman yalan söylemez… Müslüman sözünden (vaadinden) dönmez… Müslüman emanetlere hıyanet etmez…
Müslüman futbol holiganları gibi cemaat, tarikat, grup, parça, hizip, fırka fanatizmi ve militanlığı sergilemez.
Mü’minler, aralarında meşreb farklılığı olsa bile birbirlerini severler, destekler ve tutarlar.
Bütün mü’minler tek bir Ümmettir.
Kendisinde Ümmet, İmamet, birlik, tesanüd, vifak, mü’minleri sevme şuuru olmayan kimse noksan bir Müslümandır.
 
• (İkinci yazı)
Batılılar Akın Akın  Müslüman Oluyor

İnternette /Avrupada Amerikada ihtida edenler, İslamı seçenler/ kelimeleriyle (İngilizce, Fransızca Almanca) arayınız. Karşınıza bir Müslümanı çok mutlu eden resimler ve beyanlar çıkacaktır. 
İslam kadınları eziyor diyorlar ya, başlarını örten, hattâ burkaya giren Batı kadınlarının nasıl Müslüman olduklarını anlatan hikayelerini okuyunuz. 
Ateist profesörlerin… Büyük ilim adamlarının… Sporcuların… ABD’nin Sudan büyükelçisinin… Hattâ sinema sanatkarlarının hidayetleriyle (Doğru yolu bulup Müslüman olmalarıyla) ilgili videoları seyr ediniz.
Evet Batı dünyasında yüz binlerce insan İslama koşuyor.
Eskiden ihtidalar münferit idi, şimdi kütlevî olmuştur.
92 yaşındaki Belçikalı ihtiyar hanımın nasıl Müslüman olduğunu mutlaka okuyunuz. (Arabistan onu hacca çağırdı… 92 yaşında ebedî saadetini kurtardı ve bir müddet sonra vefat etti, Allah rahmet eylesin.)
On dört yaşındaki çocukların nasıl Müslüman olduklarını okuyunuz.
Müslüman olanların bazısının ana babası, ailesi bu değişimi tabiî karşılıyormuş ama bazısı da onları dışlıyormuş.
Avrupa Hıristiyanları ve ateistleri şaşkınlık içinde. Nasıl olur da, düne kadar plajlarda mayo ile denize giren Marianne Müslüman olur ve tesettüre girer.
Afganistanda gazetecilik yaparken Talibanın güçlerine esir düşen ve bilahare Müslüman olan, başını örten İngiliz gazeteci Yvonne Ridley’in macerasını mutlaka okumalısınız. (Taliban prisoner converts to Islam)
İhtida edenlerin çoğu namaza başlıyor, İslamı yaşıyor.
Nereden nereye… Âhir zamanda şahit olduğumuz bu ihtida vak’aları İslam hak din olduğunun sayısız delillerinden biridir.
Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) devam eden ve Kıyamete kadar devam edecek olan mucizeleridir.
İsmini vermek istemiyorum, Avrupa veliahdlarından biri de Müslüman olmuştur.
Nice Katolik papazı, Protestan pastörü, Yahudi hahamı da Müslüman olmuştur.
Madalyonun arka tarafından sosyolojik Müslüman iken Hıristiyanlığa geçen birkaç bedbaht vardır. Onlar, Müslüman olanların binde biri bile değildir.
İslam dünyasında bir yığın olumsuz hadise varmış, Müslümanlar paramparçaymış, Müslüman halk geri kalmışmış, 11 Eylülde New Yorkta İkiz Kuleler yıkılmışmış… Bunlar, İslamı frenleyeceğine, ihtidaları çoğaltmıştır.
Müslümanlar çok şey kaybettiler ama Batının yitirdiği iffet, cömertlik, misafirseverlik, yardımlaşma, paylaşma, dostluk, vefa, sadakat, merhamet bir kısmında hâlâ duruyor.
Materyalist, hedonist, egoist, riyakar ortamlarda yaşayan Batılılar bunları görünce İslama alaka gösteriyor, birkaç kitap okuyor, birkaç ziyaret yapıyor, bir camiye gidiyor, Müslümanların nasıl ibadet ettiklerini görüyor ve İslamı seçiyor.
Avrupada yaşayan Müslümanlar İslamı hakkıyla yaşasalar, Batı halkı daha fazla sayıda Müslüman olacak.
Dostlarımdan biri iki sene önce, İtalyaya gitti, orada Şazelî şeyhi olan yaşlı bir kontu ziyaret etti.
Fransada da çok Şazeli mühtedi var.
Avrupanın İslamlaştığını Katolikler, Yahudiler, Protestanlar, ateistler de kabul ediyor.
20025’e kalmaz, İslam nice Avrupa ülkesinde büyük bir güç haline gelir.
25.10.2014
 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan içimizde baya konuştuk işte birinci yazıda öyle bir açıklama yapmışki cımbızla ayıklama gerek yazarın ikinci yazısındaki on iki nolu konuşma bana ait tevede o sırada müstehcen bir olay oldu bende kızdım onu kapattım tvyi onu almış işte yazarın ikinci yazıdaki çoğuda konuşmada ikimize ait bir kendi  görüşü  bir benim görüşüm  işte almış 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kültür Bakanlığının Çok Hayırlı Bir Projesi
Mehmed Şevket Eygi
20 Ekim 2014 Pazartesi 00:43

KÜLTÜR Bakanlığının, aşağıda mahiyetini anlatacağım yeni projesi bendenizi çok sevindirdi.
Şu anda beş isim ve şahsiyet tesbit edilmiş:
 Ali Fuad Başgil… Ekrem Hakkı Ayverdi… Fethi Gemuhluoğlu… Süheyl Ünver ve Mahiz İz…
Bu örnek ve seçkin kimseler hakkında müstakil kitaplar hazırlanacak, ilimleri irfanları hizmetleri ahlak ve faziletleri anlatılacak, bilhassa adam yetiştirme metotları üzerinde durulacak…
Halkın ve öncelikle gençliğin böyle faziletli, örnek, model şahsiyetleri tanımasında büyük yararlar vardır.
Âcizâne ve nâçizâne, bu kitaplara ölü ansiklopedik bilgiler değil, okuyanları uyaracak ve aydınlatacak, onlara bir tür fener ve kılavuz olacak bilgiler ve menkıbelerle doldurulmasını istiyorum.
Türkiyenin yakın tarihinde böyle şahsiyetler olmuştur, hizmet etmişlerdir, bundan sonra da olmalıdır.
Merhum Üstad Muallim Mahir İz bey ile 1952 ve 1969 arasında çok görüşüp konuştum, saadethanesine çok gidip geldim, ekmeğini tuzunu yedim, çayını içtim, sohbetlerinden yararlandım. Ankarada siyasal Bilgiler Fakültesinde okuduğum yıllarda lütf ve tenezzül buyurup bu fakirin mektuplarına nice cevaplar yazıp göndermek suretiyle fakiri şereflendirip taltif buyurmuşlardır. O bir fazilet ve irfan âbidesiydi. Öğretmenlik maaşı ile geçindiği, kirada oturduğu halde, her ay maaşını aldığında kırkta birini hemen sadaka olarak dağıtırdı. Onu bir kere bile gıybet ederken görmemiştim. Zamanının edebî Türkçeyi en iyi bilen üç beş kişisinden biri, belki de birincisiydi. Öğündüğünü de görmedim. İstikametin=doğruluk ve dürüstlüğün sanki mücessem bir heykeli idi. Ülkemizde, hanegi eğitiminin son muallimlerindendi. Onun yüksek özelliklerini, faziletlerini, hasletlerini, mürüvvetini, hizmetlerini gençlerimiz öğrenmeli ve bunlardan ders almalıdır.
Üstad Ali Fuad beyi yakından tanıdım, sohbetlerinde bulundum, makalelerini neşr ettim. 1960 uğursuz ihtilalinden sonra, Samsun senatörü seçilmişti, müdahale edilmeseydi milletin Cumhurbaşkanı olacaktı ama bunu izin vermediler, İsviçreye sürdüler. Onun kibarlığı dillere destandı. Ziyaretine gelen öğrenci gençlere sen diyerek yahut sadece ismiyle hitap etmez, beyefendi derdi. İlim, irfan, ahlak sahibiydi.
Süheyl Ünver… Ekrem Hakkı Ayverdi… Fethi Gemuhluoğlu… Bu üçü de, tek başlarına birer hizmet âbidesiydi. Kültürleri, cesaretleri, şecaatleri, hizmetleri, himmetleri, azimleri, sabırları unutulmamalıdır.
Kültür Bakanlığının bu hayırlı projesine şu anda hatırıma gelen iki büyük şahsiyetin de ilave edilmesini teklif ederim: Nurettin Topçu ve Muallim Cevdet bey…
Millî kültüre ve kimliğe bağlı gençlerimizin, memlekete hizmet edecek vasıflı ve güçlü kimseler olmaları için böyle örnek şahsiyetleri tanımaları, özelliklerini ve hasletlerini bilmeleri, menkıbelerini öğrenmeleri şarttır.

• (İkinci yazı)
Her Gün Sorulması

Gereken On Dokuz Soru
HER vatandaşın sık sık hem kendisine, hem etrafına sorması gereken bazı önemli soruları aşağıda okuyacaksınız:
Bir: Güney Kore cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları, genelkurmay başkanı, valileri yüzde yüz yerli ve millî Kore otomobillerine biniyor da Türkiyenin büyükleri niçin Türkiye otomobillerine binmiyorlar, yahut binemiyorlar?
İki: Bütün Avrupa ülkelerinde, mezarlıklara giden insanlar, oralardaki 1928’den önceki mezar taşlarını okuyabiliyorlar da, Türkiye halkı niçin okuyamıyor?
Üç: İsveç krallığında Müslüman bir kadın polis memuru, üniformalı kıyafeti ile birlikte başını örtebiliyor, üzerine bir polis şapkası geçirebiliyor da, Türkiyede böyle bir şey niçin olamıyor?
Dört: Danimarka ve Yeni Zelanda Müslüman ülkeler olmadıkları halde, Dünya Şeffaflık ve Temizlik anketinde, 10 üzerinden 9 küsur not alarak dünya birincisi oluyorlar da, Türkiye niçin ancak 5’te kalıyor?
Beş: Avrupa, şehir içlerinde hızla bisiklete yönelirken, İstanbulda her gün milyonlarca otomobil sabah akşam içinde sadece sürücü olduğu halde caddeleri doldurup trafiği niçin içinden çıkılmaz hale getiriyor?
Altı: İsrafın haram olduğunu, ekmeğin aziz bir nimet olduğunu bildiren İslam dinine mensup şu ülkede niçin her gün beş milyon ekmek çöpe atılıyor?
Yedi: Müslümanlık yardımlaşma dini olduğu halde, İstanbulda nice Suriyeli göçmen, duvar diplerinde, köprü altlarında niçin sefalet içinde sürünüyor?
Sekiz: Singapur’da yaya iken, yahut otomobil sürerken sokağa, caddeye, meydana en küçük bir çöp atan kimse derhal yakalanıp ağır cezaya çarptırılırken, Türkiyede niçin böyle olmuyor?
Dokuz: Lüksemburg’u saymazsak, dünyanın en zengin ülkesi olan Norveç halkı genellikle ikinci el Volvo’lara biniyor da, bizim zenginlerimiz niçin aşırı pahalı, aşırı lüks, aşırı israflı acayip Neronî otolara biniyor?
On: Medenî ülkelerin toplu taşıma vasıtalarında kitap okuyan insanların sayısı çok da, bizde niçin yok?
On bir: Hastahanelerimizde fotoğraf çektirir gibi niçin bol bol, kolayca emar çektiriliyor?
On iki: Bazı büyük gazetelerimiz, televizyonlarımız niçin bu kadar âdice ve çirkin müstehcen yayınlar yapıyor ve niçin bunlara karışılmıyor?
On üç: Devletimiz vesika vererek, KDV alarak yasal fuhşa, seks köleliğine izin veriyor da, Feminist geçinenler buna niçin karşı çıkmıyor, protesto etmiyor?
On Dört: Marmara’nın Elbe adasında ikamet buyuran o zatın asıl ismi Artin imiş, bu doğru mudur?
On beş: Bundan yüz sene önce Marmarada üç yüz çeşit balık yaşarken bugün bu rakam niçin otuza düşmüştür?
On altı: O hanım kesinlikle fahişe değildir ama niçin fahişe kıyafetiyle geziyor?
On yedi: Milyonlarca dindar gencin bırakın onda birini, yüzde birini, binde biri bile niçin sabah namazlarında camilere gelmiyor? Camilerde bilhassa sabah namazlarında niçin liseli ve üniversiteli dindar gençler yok?
On sekiz: Ordusundan kalabalık polisi olan bu ülkede bonzai uyuşturucusunun üretimi, satışı, dağıtımı, kullanımı niçin önlenemiyor?
On dokuz: Sünnî Müslüman çoğunluk niçin İslam medreselerinin ve tasavvuf tekkelerinin açılması için harekete geçmiyor, imza toplamıyor, mahalle baskısı yapmıyor?
20.10.2014
 


________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir aramızda bi akrabamız ev ısınmıyor diye evi taşıcaklarmış doğalgaz fiatları çok geliyormuş ondan işte onu konuştuk yazar bunu ikinci başlıkta ale almış fakir bir aile diyede not düşmüş olayı çakmasınlar diye istanbuldan örneklemiş  
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Asla Razı ve Hoşnut Değilim
Mehmed Şevket Eygi
19 Ekim 2014 Pazar 00:00

Ayasofyanın camilikten çıkartılıp müze yapılmasından hiç mi hiç hoşnut ve razı değilim. Bu zulme daima karşı olacağım, asla doğru bulmayacağım. 
**
Yeni Ceza Kanununda zina suçu maddesi olmamasından hiç razı ve hoşnut değilim. Bunu daima protesto edeceğim.
**
İmam-Hatip okullarında bütün öğrencilere topluca cemaatle vakit namazı kıldırılmamasından, namaz konusunda gaflet, gevşeklik ve tehavün gösterilmesinden hiç razı ve hoşnut değilim. Bu okullarda beş vakit namaz mutlaka mecburî olmalıdır.
**
Türkiyemin gırtlağına kadar lanetli faize batmış, batırılmış olmasından hiç mi hiç razı ve hoşnut değilim. Bu yüzden üzerimize azap ineceğinden çok korkuyorum.
**
Devletimizin TC başlıklı vesikalarla yasal KDV’li sekse izin vermesinden razı ve hoşnut değilim. Bu kötülüğü ve çirkinliği daima protesto ve tel’in edeceğim.
**
Ülkemin ormanlarının, makilerinin, yeşilliklerinin, sularının tahrip edilmesine, kirletilmesine asla rızam yoktur. Bunu yapanların ve yaptıranların elleri kurusun, tepe üstü düşsünler.
**
Halkın bin çeşit bozuk gıda ve meşrubat ile, kimyevî maddelerle aromalarla, boyalarla, koruyucu maddelerle zehirlenmesine, hasta edilmesine asla rızam yoktur. 
**
İlaç sanayiinin ve hastahane endüstrisinin menfaati için lüzumsuz yere ilaç tükettirilmesine, fotoğraf çektirilir gibi sonografi ve emar çektirilmesine, gerekmediği halde tıbbî tahliller yaptırılmasına rızam yoktur.
**
İstanbulda trafiğin perişan edilmesine, her gün milyonlarca otomobilin bir kişi ile seyr etmesine, kuralları ihlal edenlere ceza kesilmemesine rızam yoktur. Protesto ediyorum, buna sebep olanlara beddua ediyorum.
**
İstanbulda depremden sonra halkın toplanması için ayrılan arazilere, meydanlara inşaat izni verilmesine, buralara AVM, lüks otel yapılmasına asla rızam yoktur. 
**
Ülkemde haram yenmesine, haram rantlar elde edilmesine, kara ve kirli servet birikimi olmasına rızam yoktur. Bu kötülüklere isyan ediyorum.
**
Emanetlerin, işlerin, makam ve mevkilerin, memuriyetlerin ehliyetli olanlara değil, ehliyetsiz bizdenlere verilmesinden asla razı ve hoşnut değilim. Protesto ediyorum.
**
Ehl-i Sünnetin kaldırılması, onun yerine Mutezile mezhebi ile Fazlurramancılık karışımı light ve ılımlı bir İslam getirilmesi gizli planlarına karşıyım. Bunu bir hıyanet olarak görüyor ve protesto ediyorum.
**
İslam dünyasının ve Türkiyenin bölünmesini hedef alan BOP’u (Büyük Ortadoğu Projesini) sesimin çıktığı, gücümün yettiği kadar protesto ediyorum.
**
Ehl-i Sünneti yıkıp, Ümmet birliğini berhava edip, birlik yerine bin parçadan oluşan bir tefrika ve bölünmüşlük getirmeye yönelik İslamcılık, İslam Protestanlığı cereyanını takbih ve tel’in ediyorum.
**
Şu İslam ülkesinde her gün beş milyon aziz ekmeğin çöpe atılması israfını, nankörlüğünü, beyinsizliğini protesto ediyorum.
**
Birtakım Müslüman hanımların ve kızların şer’î tesettür yerine şeytanî tesettüre bürünmelerini protesto ediyor, onları şeytan modalarına büründüren tesettür bezirganlarını şiddetle kınıyorum.
**
Hükümet ücretsiz Osmanlıca kursları açtığı halde bunlara kayd olup bir yıllık yazımızı öğrenmeyen cahillere derin üzüntü ve teessüflerimi sunuyorum.
**
Sözde dindar geçinen ama ezan okunduğu vakit herhangi bir şer’î özrü olmadığı halde camilere gidip cemaatle namaz kılmayan Müslümanları protesto ediyorum.
**
Cami imamlığını parayla namaz kıldırma memurluğu haline getiren münafıkları şiddetle protesto ediyorum.
**
İmkan ve hürriyet olduğu halde açıkça işlenen günahları, isyan ve tuğyanları protesto etmeyen, nehy-i münker yapmayan, böylece haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanların rolünü oynayan neme lazımcı sözde Müslümanları protesto ediyorum.
**
Peygamberimize, mukaddesatımıza saldırılınca kılları kıpırdamayan ama kendi cemaatlerine ve baronlarına fiske vurulunca yeri göğü birbirine katan dengesiz holiganları protesto ediyorum.
**
Dıştan dindar görünen ama gerçekte dini imanı para, menfaat, zenginlik, benlik olan yarı mühtedileri protesto ediyorum.
**
Bütün bunlara karşı:
İtikatları sahih olan… Beş vakit namazı dosdoğru kılan… Cemaat ehli… İhlaslı… Muttaqi… Mürüvvetli… Doğru dürüst İman ve Kur’an hizmeti yapan… Yüksek ahlak ve karakterli… Faziletli… Âbid… Zâhid… Sâlih… Âmirîne bi’l-mâruf ve nâhine `ani’l-münker, mücahid fi sebilillah… İman kardeşliğinin şartlarına ve haklarına riayet eden… Deccal ve kezzaplara muhalif… Ücretini mahlukattan değil Haliqtan bekleyen ve isteyen; tefrika, fitne, fesat çıkartmayan, kötülükleri iyilikle def’ edip uzaklaştıran muhterem İslami İmani Kur’an hizmetkarlarına çok hürmet ediyorum, onların ellerinden ve ayaklarından öpüyorum. Müstecab dualarına bu fakiri de katmalarını yalvararak rica ve istirham ediyorum.

* (İkinci yazı)
Doğalgaz Isıtır mı Yakar mı?
 
İstanbulda doğal gaza geçildiği zaman yazmıştım… Şimdi çok ucuz, ileride göreceksiniz?
Artık doğalgaz ısıtmıyor, yakıyor.

Üsküdarda oturan fakir bir aile, bütçesi müsait olmadığı için doğalgazı yakamıyor, sımsıkı giyinerek soğuktan korunmaya çalışıyormuş.
Şu doğalgaz yüzünden şimdiye kadar dışarıya kim bilir kaç milyar dolar ödedik.
Hatırlayan var mı, bu doğalgaz işinde ne dolaplar dönmüştü. Şeytanî mavi akımlar olmuştu.

Doğalgaz mukavelelerine=sözleşmelerine Türkiyenin aleyhine maddeler konmuştu.
Yarın bir savaş olsa ve doğalgaz kesilse, büyük şehirlerimizin halkı ne yapacak?
Bundan sonra soba yakmak da çare çözüm değil. Yeni binalarda soba borusu için delik yok, baca yok.
Yeterli miktarda kömür, odun yok.

İstanbul o kadar büyüdü, büyültüldü ki, sobayla ısınılsa dumandan göz gözü görmez, nefes alınmaz.
Yeni binalarda sıcaklık kaybını önleyen tedbirler alınmıyor.
Eski Osmanlılar mangallarla ısınırmış, üşümemek için sıkı giyinirmiş.
Türkiyenin doğalgaz siyaseti korkunç bir israfa yol açıyor.

Evlerimiz Japonyada olduğu gibi küçük olsa, bu israfın yarıdan fazlası önlenir.
Sadece doğalgaz israf değil; su israfı, ekmek israfı, lüks hayat tarzının israfları da belimizi büküyor.

Ya milyonlarca lüks otomobillerimiz… Yakıt israfı…
Türkiyede lüks binalar yerine mütevazı meskenler yapılsaydı, lüks otomobiller yerine mütevazı otomobillere binilseydi, ekonomide Japonyayı geçebilirdik.
Kışın elbette ısınılacak, lakin en ucuz, en idareli şekilde. 
Lüksten, israftan, meskenden, otomobilden, doğalgazdan tasarruf edilen büyük paralarla; yüzde yüz millî ve yerli otomobil, elektronik sanayii kurulacak ki, gerçekten kalkınma olsun.

Güney Kore minik cep telefonlarıyla müthiş ticaret yapıyor, biz ise Afrikaya çekyat, kanape koltuk, şilte satıyoruz. Sen de cep telefonu yapsana…
Kötü manada kullanmıyorum, beyinsizlik bizi yakıyor.
Keşke ülkemize dışarıdan vasıflı beyinler ithal edebilsek.
19.10.2014
 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyoruz işte ahir zamanda bina zina riba neyse baya konuştuk az bişey ben yorum kattım yazar abay konuyu açmış işte hatta ilk konuşmamızı başlık yazmış gelelim ikinci konuya konu aslında başkaydı ama iktisatlı olma konusu açıldı olay başka yerlere geldi ilk konuyu başlık yapmış bakın ikinci başlığa neyse konu islamda haram helal zenginlik konusu ben açtım yazarda yorum katmış olaya bu günlükte bu kadar 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Ahir Zamanda Bina Zina ve Riba
Mehmed Şevket Eygi
15 Ekim 2014 Çarşamba 00:02

Muhterem din kardeşim, sen çok iyi bil ki, göklere ser=baş çeken yüksek binaların çoğalması, iktisat işlerinin iyiye gittiğinin alâmeti değildir, Kıyamet alâmetlerindendir.

 

Zinanın çoğalması da Kıyamet alametidir.

 

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) on dört asır ötesinden bu alametleri bize haber vermiştir. O kendi hevasından konuşmaz, onun sahih hadisleri vahy-i gayr-i metluvdur, Rabb Tealanın ilhamıdır.

 

Ey Müslüman!.. Yüksek binaları sevme… Onlarda oturma… Onlara iyi gözle bakma, onların önünden geçerken dehşete düş ve titre.

 

Müslüman mütevazıdır, insanın topraktan yaratılmış olduğunu bilir, ölünce toprağa gireceğini bilir ve zemine yakın olur.

 

Bütün yüksek, ihtişamlı binalarda Fir’avunluk, Nemrudluk, Deccaliyet, isyan, tuğyan, tağut kokusu vardır.

 

Tavil binalarda Yahudiyet vardır.

 

Efendimiz, bir hadîs-i şerifinde her gün bir meleğin yeryüzü semasından şöyle nida ettiğini buyurmuşlardır:

 

Ey bugün doğacaklar, ölmek üzere doğunuz!.. Ey bugün inşa edilecek binalar, harap olup yıkılmak üzere yükseliniz!..

 

Müslümanların yüksek apartmanlarda, yüksek rezidanslarda, üst katları bulutlar arasında kaybolan gökdelenlerde ikamet etmemesi gerekir. Bunlar rabbanî İslam medeniyeti ile, fıtrat-ı beşer ile bağdaşmaz ve uyuşmaz.

 

Müslümanın evi mal değil, yuvadır.

 

Yüksek, şahane, gerekenden fazla büyük, müzeyyen binalar ve haneler insanları gurur ve kibre düşürür, gurur kibir insanı yakar Cenenneme sürükler.

 

Ekonomisi öncelikle yüksek binalar, şaşaalı rezidanslar, gökdelenler, ihtiyacın ötesinde meskenler, yapılaşma, betonlaşma olan bir toplum sonunda yerlere serilmeye mahkumdur.

 

Müslümanlar!... Zinadan, binadan, ribadan korkarak, tiksinerek uzak durunuz.

 

Zinayı büyük günah ve suç biliniz. Zina serbestliğini elinizden geldiği kadar kötüleyiniz.

 

Müslümanlar!.. Yüksek ve müzeyyen binalardan korkunuz, kaçınız… Onların altında kalmamaya çalışınız… Onların gölgesinde bile habaset vardır.

 

Müslümanlar, anasıyla zina etmek kadar ağır, iğrenç, rezil bir suç olan ribadan kaçınız kaçınız kaçınız… Kur’anda ribacılar Allaha ve Resulüne savaş ilan etmişlerdir buyuruluyor. Sakın böyle bir savaşta, riba cephesinde olmayınız.

 

Zinaya karşı iffet… Yüksek ihtişamlı binalara karşı mütevazı evler… Şeytanî ve deccalî ribaya karşı karz-ı hasen ve meşru ticaret…

 

Müslümanlar!.. Ribalı kredi kartları kullanmayınız. Acizane, naçizane, fakirane sizleri uyarıyorum. Ceplerinize Altın Buzağılar koymayınız.

 

Görüyorsunuz: Âhir zamanda israf da arttıkça arttı. İsraftan kanaate hicret ediniz.

 

Yaşamak için yemeyip, yemek için yaşayanlar kötü yoldadır.

 

Kur’an müsrifler=israf edenler için onlar şeytanın kardeşleridir buyuruyor.

 

Her konuda, bilhassa mesken, bina, binit (otomobil), giyim kuşam, yeme içme, hayat tarzı konusunda elimizden geldiği kadar Kur’ana, Sünnete, Hikmete uymaya çalışalım.

 

Ev alırken, otomobil alırken, yemeğe giderken, elbise satın alırken Allahın Kitabına, Resulün (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine, İslam ahlakına ve hikmetine, râsih ulema ve fukahaya, vasıflı Müslümanlara soralım.

 

İsraf zina etmek, içki içmek, kumar oynamak, eşkıyalık, hırsızlık gibi günahtır.

 

Allah gurur ve kibir sahiplerini sevmez.

 

Mütevazı, alçakgönüllü, tevbekâr, kanaatli olalım ki ilahî rahmet ve nebevî şefaat bize nasip olsun.

 

 

 

(İkinci yazı)

 

Kanaatli ve İktisatlı Olmak

 

Cimrilik yapmamak şartıyla iktisatlı=tutumlu yaşamak, Müslümanı maddî sıkıntılardan kurtarır.

 

Maaşın, gelirin, aldığın ücret az… Ne yapmalısın?.. İktisatlı=tutumlu yaşamalısın… İsraf etmemelisin… Ayağını yorganına göre uzatmalısın.

 

Zenginler, varlıklılar israf ediyor, lüks ve beyinsizlik içinde yaşıyor diye üzülüp ağlayanlar akıllı değildir.

 

Mütevazı olmak, tutumlu olmak, israf yapmamak ayıp değildir, aksine fazilettir.

 

Bütçesi müsait olanlar sık sık iyi restoranlara gidip pahalı yemekler yiyor da ben niçin onlar gibi yaşayamıyorum diye ağlayan kimseler ağlanacak kimselerdir.

 

İslam dinine ve ahlakına göre insan zengin de olsa israf yapmamalıdır.

 

İşsiz, gelirsiz olanları, maaş ve kazançları çok düşük olanları kasd etmiyorum. Onların elbette geçinebilecek miktarda gelirleri olmalıdır.

 

Kanaatli olanın az parası bereketli, israf edenin, lüks beyinsizliğine kapılanın çok parası bereketsiz olur.

 

İslama göre kazançta önemli olan gelirin, kazancın helal ve meşru olmasıdır.

 

Zenginlikler ikiye ayrılır: Helal zenginlikler… Haram zenginlikler.

 

Bugünkü iş, ticaret, sanayi, iktisat, finansta helal haram ayırımı yapılmıyor. Bu, büyük bir felakettir.

 

Helal ve tayyip bin lira, haram, kirli, kara bir milyon liradan hayırlı, bereketli, kıymetlidir.

 

Müslüman bir toplum parayı ana değer yapar, put haline getirir, Altın Buzağıya taparsa onun geleceği parlak olmaz.

 

Cebine, özel bütçesine haram gelir koymak, öldürücü radyoaktif bir madde koymak gibidir.

 

Rüşvet paraları öldürücüdür, ateştir.

 

İhalelere fesat karıştırmak… Bir malı, ticarî eşyayı kusurunu söylemeden satmak… Gıda maddelerine, içeceklere, sebze ve meyvelere, ballara zararlı kimyevî maddeler, hormonlar koymak, bunlarda sahtekarlık ve gaşşaşlık yapmak hep haramdır. Bu yolla elde edilen zenginlikler Cehenneme sürükler.

 

En korkunç ve öldürücü haram zenginlikler, vakıf mallarının, binalarının, arazisinin yağması, ele geçirilmesi yoluyla elde edilendir.

 

İslam kadın ve kızlarını şeytanî tesettür modalarıyla giyindirerek milyarlar vuranlar…

 

Halka her yıl milyarlarca dolarlık faydasız ilaç yutturanlar.

 

Fotoğraf çektirir gibi emar çektirenler, lüzumsuz yere tibbî analiz yaptıranlar…

 

Ey akıl, vicdan, ahlak, fazilet, hikmet, sahipleri!.. Sakın ola ki, haram gelirlere, kazançlara heves etmeyiniz.

 

Kanaatli olunuz… İktisatlı olunuz… Bir hurmanız olsa, yarısını bir fakire vererek paylaşıcı olunuz.

 

15.10.2014

 
 
__________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşire olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte konu açıldı maddi kalkınma harika ahlaki çöküş facia diye konuyu ben açtım bunu yazar başlık yapmış işte ben olayı açtım yazar arkasını getirir zaten bende eşlik ettim ama yazarın kendi görüşleri çok sonra  2 ci konu iç barış sosyal uzlaşı yerlere serilmiş oda köşesinde 3 cü konu milayar dolorlardan behsettim yazar onu 500 milyar dolar diye yazmış köşesinde 4 cü konu ülke kimliği birinci faktör olan islam içinden sinsice bozulmaya çalışılıyor oda köşessinde                           gelelim ikinci yazısına ben milli kimlik taraftarıyım dedim müslümanım dedim 1 nolu yazısında ele almış nasihat ediyor işte 4 nolu yazıda bende beynamazım işte onu muhatab almış nasihat babında ezan okunurken namaza gitmedim muhbire dedimki namaz kılıyorsun seni oyalamayım dedim sonra 12 ye kadar devam etmiş işte onu yazmış 13 nolu yazıda bana ait para konusu 15 nolu olayda şöyle oldu kurt gibi açım o sırada muhbirle yemek yiyoruz ben saldırdım yemeğe nasihat babında ele almış 16 nolu konuda nefsi terbiye konusu onda almış 17 nolu olayda muhbir tarikata gider işte o olayı konuştuk  nasihat babında ele almış 18 nolu konuşmada bize ait 19 nolu olayda bize ait dedikodu 20 nolu yazıda benim şeyhim konusu işte onda nasihat babında ele almış 21 nolu yazıda bilgisayardan konu açıldı telefondan onuda nasiha babında ele almış 22 ci konuda gene bilgisayardan bunuda nasihat babında işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Maddî Kalkınma Harika Ahlakî Çöküş Fâcia
Mehmed Şevket Eygi
12 Ekim 2014 Pazar 00:32

Türkiyemiz son yıllarda akıl almaz harika maddî gelişmelere ve kalkınmaya sahne oldu. Her yere hava meydanları yapıldı… Otoyollar… Gökdelenler… Boğaz ve Körfez köprüleri… Milyonlarca lüks otomobil… Metrolar… Tüneller… Lüks ve konforlu meskenler… Bir kesimin refahı… Yüzlerce yeni üniversite… Avrupanın en büyük ve başarılı hava yolları… Hızlı trenler… Marmaraylar… Yedi yıldızlı oteller… Saymakla bitmez…

Bu maddî kalkınmayı kimse inkar edemez.
Lakin madalyonun bir de öteki tarafına bakmak gerekir. 
Evet madalyonların bir yüzü değil, iki yüzü vardır.
Maddî bakımdan kalkınırken mânevî, ahlakî, sosyal, kültürel bakımdan çöküyoruz.
Bin beş yüz kişilik helikopterli polis ordusuyla baskınlar yapılmasına rağmen uyuşturucu önlenemiyor.
Suçlar patlamış vaziyette…

Lüks otomobilden geçilmiyor ama İstanbulda trafik bitmiş…
Her gün, insanlığın öldüğünü gösteren vak’alarla karşılaşıyoruz…
Bir kısım büyük medya ahlaksız, rezil, pespaye müstehcen yayınlarla sanki ahlaka, iffete, namusa, fazilete savaş ilan etmiş… 
Ceza Kanunundan zina suçu çıkartılmış…
Kur’an ve Sünnetle yasaklanmış, lanetlenmiş riba…
Futbol konusundaki şikeler, yolsuzluklar, dolaplar, entrikalar ayyuka çıkmış…
Kadını korumak bahanesiyle aile kurumu yıkılıyor…

Sekiz yüz bin öğretmenli Kemalist Millî Eğitim ve okullar alarm veriyor…
İç barış ve sosyal uzlaşı yerlere serilmiş…
Gaga adında bir kadın geliyor, memleket yıkılıyor…
Eskiden vesikalı fahişelerin bile etmeyeceği iğrenç laflar ekranlarda milyonların önünde fütursuzca ediliyor…
Lüks, israf, beyinsizlik, azgınlık…

Danimarkanın ve Yeni Zelandanın uluslararı şeffaflık ve temizlik notu 10 üzerinden 9 küsur iken Türkiyenin notu ancak 5…
İktidar ve Cemaat savaşı bütün harareti ve tahribatıyla sürüyor…
Anasına tecavüz edip öldüren genç bile görüldü.
Maddî kalkınma var ama yüz milyarlarca (500 milyar diyen var) dolarlık kara, kirli, necis, haram servet birikimi de var…
Gökten sanki yalan, iftira, fitne, fesat, nifak, şikak, fısk u fücur, uğursuzluk sağanakları yağıyor…

Ülke kimliğinin birinci faktörü olan İslam içten sinsice bozulmaya çalışılıyor…
Besmelesiz din dersi kitapları…
Türkiye elbette bir İslam ülkesi ama nasıl bir İslam ülkesi?..
Ramazanı hatırlıyoruz, büyük şehirlerde açıkça yenildi içildi kutsal ayın gündüzlerinde…
Yeni kiliseler yapılıyor, eskileri restore ediliyor ama Ayasofya hâlâ kapalı…
Gökdelenler başlarını semaya uzatırken, ahlak ve fazilet yerlerde sürünüyor.
Acaba on milyonlarca Müslüman halkın kaçta kaçı farz namazlarını cemaatle kılıyor?..

On milyonlarca Müslümanın yüzde kaçı ilmihalini biliyor?..
Ahlak, fazilet, kültür gerilerken maddî kalkınmanın doruğa çıkması keramet midir, istidrac mı?
Bu gidiş iyi bir gidiş midir, kötü mü?
Geleceğimiz parlak mıdır, karanlık mı?
Bu soruların cevaplarını ben vermeyeyim, siz lütfedip verin…
 
• (İkinci yazı)

Bir Gence Nasihatler

1- Müslümansan, millî kimlik ve kültüre taraftar isen, su ürünleri veya jeoloji fakültesinde okusan bile Osmanlıca öğrenmeye mecbursun. Sakın “ben balıkçılık, tekstil, bilgisayar uzmanı olacağım, bana Osmanlıca lazım değil” deme. Hiç vakti kaybetme, MEB’in açtığı parasız Osmanlıca kurslarına derhal kaydol ve bin yıllık millî yazını öğren. Öğrenmek istemiyor musun? İlgilenmiyor musun? O hâlde tescilli cahilliğe, karanlıkta kalmaya razı ol. Latinceyle buraya kadar. Seçim sana aittir. 
2- Namaz kılıyorsan dosdoğru kılmaya çalış. Cebinde bir namaz takkesi bulunsun, taharet ve namazla ilgili fıkıh ve ilmihâl bilgilerini öğren. Musallî (namaz kılan) bir Müslüman, ayakta tebevvül etmez (küçük su dökmez). İstibra nedir öğrenir, ona göre abdest alır.

3- Bazı vakitleri kılan, bazı vakitleri kılmayanlara: Hiç vakit kaybetmeden beş vakit namaz aksatmadan kılınız. Namaz bir Müslüman için okumaktan, tahsil yapmaktan, dünya işlerinden daha önemlidir. Sen yine oku, üniversiteye git, kültürlü olmaya çalış ama namazı sakın ihmâl etme, hafife alma.

4- Hiç namaz kılmayan genç Müslümanlara: Durumunuz gerçekten çok vahimdir. Gaflet karanlıklarını dağıtın ve namaza başlayın. “Namaz kılmak zordur…” Hiç de zor değildir, milyonlarca Müslüman kardeşiniz kılıyor. Pekâlâ siz de kılabilirsiniz…
5- Hür ve mukim erkekler, yirmi küsur şer’î özür dışında farz namazları cemaatle kılmakla mükelleftir. Arkasında namaz kılınabilecek gerçek imamlar bularak camilere gidelim veya birkaç kişi birlikte isek farz namazları cemaat olarak kılalım. İçimizden ehil olan biri imam olsun.
6- Dindar gençler, imam olacak kadar taharet, fıkıh bilgisine ve düzgün kıraate sahip olmalıdır.

7- Secdeye giderken iki eliyle pantolonunu çekmek amel-i kesirdir ve namazın fesadına yol açar. Bundan kaçınmalı. 
8- Mûtezile mezhebine bağlı, Fazlurrahman’cı, dinler arası diyalog, üç hak İbrahimî din mezheplerini tutan, fıkhı ve mezhepleri inkâr eden, mü’minleri tekfir eden, namaz kıldırmak niyetiyle maaş alan kimselerin arkasında namaz kılınmaz. 
9- Namaz kılarken başında takke, imâme, arâkiye bulunmalıdır. Baş açık namaz kılmak sünnete ve edebe aykırıdır. 
10- Talebe-i ulûm veya icâzetli âlim ve fakih olmayanların ulemâ sarığı değil halk ve esnaf sarığı sarmaları gerekir. 
11- Akaidini öğren. İmam-ı Eş’âri’ye ve İmam-ı Matûridi’ye bağlı ulemânın yazdıkları kitapları mütalaa et. Sakın mücessime, müşebbihe, mürcie, mu’tezilî, mezhebsiz olma.

12- İster köyden gel, ister taşradan, ister yayladan. Nereden gelirsen gel İstanbul terbiyesini, görgüsünü, edebini, nezâketini, kibarlığını, inceliğini öğren. Kaba saba, `arabî, bedevi olma. 
13- Para yaşamak için gereklidir. Hayatın çarkları parayla dönmektedir; lâkin paranın kirli, kirletici, pis, rezil olduğunu hiç aklından çıkartma. Parayı fare ölüsü tutar gibi maşa ile tut. Sakın dinin imanın para olmasın, belanı bulursun. 
14- Özel yazı dersleri alarak yazını düzelt (Latin yazısını kastediyorum). 
15- Pisboğaz, obur, görgüsüz olma. Sofraya oturduğunda, çok aç olsan bile tokmuşsun gibi sakin ve düzgün bir şekilde ye. Sakın gözlerin fincan gibi, ağzın faraş gibi açılmasın. 
16- Nefs-i emmâreni terbiye et. Kendi gayretinle nefs-i emmâre derekesinden nefs-i levvâme derecesine yükselebilirsin. Ondan sonraki derecelere yükselmek için kâmil bir mürşide ihtiyacın vardır.

17- Kâmil şeyhleri ve mürşidleri ara. Sahte şeyh ve mürşitler felâketine sebep olabilir. Onlar, maneviyat yollarının eşkıyasıdır. Sakın tuzaklarına düşme. 
18- Dedikodu, gıybet, laf taşıma, iftira, tecessüs, başkalarının ayıp ve günahlarını öğrenip ifşâ etme, fitne fesat çıkartma gibi lisân âfetlerinden uzak dur. 
19- Futbol holiganları gibi cemaatçilik, tarikatçılık, şuculuk buculuk yapma.
20- “Benim şeyhim çok muhterem ve büyüktür, öteki şeyhlere aldırma” deme. “Benim şeyhim çok muhteremdir, öteki şeyhlere de hürmet ederim” de. 
21- Bir öğrenci olarak çok pahalı ve lüks bilgisayarlı bir telefon edinmişsin. Bil ki bu cihaz sana ilim, irfan, ahlâk, fazilet bakımından hiçbir şey veremez. 
22- “Benim bilgisayarım üç bin liralık, seninki kaç liralık?” diye aptalca gösterişler yapma.
(Devamı ileride…)
12.10.2014
_______________________________________________________
BAŞKA OLAY 

deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşurken konu müslümanlar bazı konularda yeteri kadar islamı savunmuyor konu buydu işte yazar bunu ikinci yazısında ele almış 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
O Bölgelerde Şeriat İlan Edilsin Demiştim
Mehmed Şevket Eygi
11 Ekim 2014 Cumartesi 00:37

Birkaç sene önce, PKK’yı bitirmek, doğu ve güneydoğuda iç barışı sağlamak için bazı çareler, çözümler ve tedbirler teklif etmiştim. Bunlardan biri o bölgelerde Şeriat ilan edilmesiydi…

 

Ne kadar uçuk bir fikir ve teklif değil mi?

 

Uçuk ama isabetli bir teklifti bu.

 

Bazıları Şeriat deyince yerinden hopluyor.

 

Niçin korkuyorlar?.. Şu anda, demokrasinin ve insan haklarının beşiği olan İngiltere’de tam 85 Şeriat mahkemesi var. Birilerinin iki kıblesi var. Onlar hem Müslüman, hem de Atatürkçü. Bu iki kıble kesinlikle birbiriyle bağdaşmaz.

 

Laik Fransanın iki bölgesinde, Alsaz Loren’de laiklik yok. Cumhuriyet rejimi oralarda Katolik papazlarının, Protestan pastörlerinin, Musevi hahamlarının maaşlarını devlet bütçesinden ödüyor.

 

Türklerle Kürtler bin yıl boyunca İslam Kur’an Şeriat bayrağının gölgesinde birlikte yaşadı.

 

PKK terörü ve hareketi, dıştan Kürt görünüyor ama aslında Kripto Yahudi ve Kripto Haçlı hareketidir.

 

Son otuz yıl içinde çarpışırken öldürülen nice PKK teröristinin sünnetli olmadığı hatırlanmalıdır.

 

Şu meşhur, malum, mahut zatın asıl ismi Artin’dir ve kendisi Kürtçe bilmez.

 

Doğu ve güneydoğu’da Şeriat ilan edilmesine kimler karşı çıkar?

 

Sabataycılar bunu nefretle karşılar, asla istemez.

 

Kripto Hıristiyanlar istemez.

 

Karaylar istemez.

 

Kırımçaklar istemez.

 

Pakraduniler istemez.

 

Tatlar (dağ çufutları ) istemez.

 

Türk vatandaşı olmuş Meşhed Yahudileri istemez.

 

Boğaziçi aşireti istemez.

 

Onlara benzeyen benzetilmiş türediler istemez.

 

Türkiyenin bütünlüğünü korumak istiyorsak her çareyi, çözümü düşünmeli, her tedbiri almalıyız.

 

Birtakım çağdaşlarda ve düzencilerde Lukas Notaras kafası ve zihniyeti var. Kur’an ve Şeriat düzeni gelmesinden ise batsın şu ülke diyorlar ve batırıyorlar. Otuz kırk seneden beri Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı bölgelerde İslamı, İslam kardeşliğini yıkmak için her habaseti ve hıyaneti yaptılar. Bir köy halkına insan pisliği bile yedirdiler.

 

O bölgelerde binlerce gizli veya yarı gizli medrese vardı, onları yıktılar, tarikatları sabote ettiler.

 

Müslüman Kürtleri zayıflattılar.

 

Bediüzzamanın istedikleri yapılmış olsaydı bugünkü kaos, anarşi, terör olmazdı.

 

Radikal önlemler almak için vakit geçti mi? Bence henüz daha geçmedi. Suya sabuna dokunmadan, aman ne şiş yansın ne kebap zihniyetiyle, hem Atatürkçülük hem Müslümanlık edebiyatıyla işler kesinlikle düzelmez. Okların bir kısmı yaylardan çıkmıştır, bir kısmı çıkmaya hazırlanmaktadır.

 

1923 Cumhuriyetine dönülürse belki düzelme olacaktır.

 

Bugünkü resmî ideoloji sistemi ve düzeni ile âsâyişi korumak, iç barışı ve sosyal mutabakatı sağlam mümkün görülmüyor.

 

Hangi şehrimizde olmuştu, bir hafta önce heykelin başını kopartmışlar, top gibi tekme atıyorlardı.

 

Ya İslam ve iman kardeşliği, yahut kaos, anarşi, çözülme, dağılma, parçalanma.

 

Seçim bize aittir.
 

• (İkinci yazı)

 

Müslümanlar İslam’ı

 

Yeteri Kadar Savunmuyor

 

YERLİSİ yabancısı İslam’a saldırıyor. Kimisi pek âdi ve bayağı bir üslupla saldırıyor. Kur’ana, Şeriata, mukaddesata seviyesizce, bedevice , yobazca saldırıyorlar.

 

Çoğunlukta olan Müslümanların (yasal sınırlar içinde) bu saldırılara tepki göstermesi, cevap vermesi, resmî otoritelere şikayet etmesi gerekmez mi? İşte bu gereği gibi yapılmıyor. Gereği gibi dedim… Birkaç cılız inilti yeterli değildir.

 

İslamî kesim kendini koruyamıyor. Kur’anı, Sünneti, Şeriatı koruyamıyor.

 

Çünkü islamî kesim param parça, bölük pörçüktür.

 

Çünkü islamî kesim, nâdir istisnalar dışında şifahî kültürlüdür. İslam medeniyetiyle medenî değildir.

 

Mevcut birbirinden kopuk cemaatlerin çoğu siyasî iktidardan yanadır. Bir kısmı ise siyasî iktidara muhalif. Devlet içinde devlet haline gelmiş büyük bir cemaat ise iktidarla savaş halinde.

 

Müslüman bir ülkede İslama, Kur’ana, mukaddesata saldırılır ve Müslümanlar savunma yapmaz, saldırıları (yasal sınırlar içinde) protesto ve def’ etmezlerse onların gelecekleri karanlıktır.

 

Müslümanlar dinlerini savunmayı önemli görmüyor.

 

Görselerdi, yüz binlerce, hattâ milyonlarca mail, dilekçe göndererek protesto ve şikayet ederlerdi.

 

Dini ve mukaddesatı koruyan kanunlar var ama işlemiyor, işletilmiyor.

 

Müslümanların büyük sayıda dilekçe ile bu kanunları işler hale getirmesi gerekir.

 

Artık protesto etmek, dilekçe göndermek çok kolay. Müslümanlar bunu bile yapamıyor.

 

Maalesef büyük sayıda Müslümanın üzerine ölü toprağı serpilmiştir.

 

Müslümanlar, gizli küfür şirk nifak güçleri tarafından afyonlanmıştır.

 

Müslümanların dinî hassasiyetleri erozyona uğratılmıştır.

 

Müslümanlar Divide et imperia=Böl parçala hükmet siyasetiyle birbirinden kopuk bin parçaya ayrılmıştır.

 

Ehl-i Sünnetin Ümmet birliği kaldırılmış, yıkılmış, yerine bin parçalı bir İslam Protestanlığı mozaiği kaosu anarşisi getirilmiştir.

 

İslamî kesimin içine giren Ehl-i Sünnet düşmanı nifak ajanları Müslümanları parçalıyor, sersemletiyor, afyonluyor.

 

Müslümanların içine büyük sayıda casus, ajan, provokatör, din sömürücüsü, yönlendirici sızmıştır.

 

Medenî dünyada serbest olan nice dinî faaliyet, bizdeki azılı İslam düşmanları tarafından gericilik olarak gösteriliyor.

 

Diyanet’in dine yapılan âdi saldırıları ilmin ve bilgeliğin ışığında cesaretle ve yükse sesle cevaplandırması gerekir.

 

Tesettür savunulmalıdır. Diyanet’in, yıllar önce hazırlayıp yayınlamış olduğu, tesettürle ilgili iki gerekçeli fetvayı yeniden milyonlarca adet broşür şeklinde bastırıp yurt sathında dağıtması gerekir. (Vaktiyle bunları bendeniz bastırıp elli bin kadar dağıtmıştım.)

 

Diyanet, büyük cemaatler, büyük İslam dernek ve vakıfları; dini, mukaddesatı, Kur’anı, Sünneti, Şeriatı, tesettürü, iffeti, İslam ahlakını, İslam ailesini savunma vazife ve hizmetini terk, ihmal ve tatil ederlerse, bu konuda gereken her şeyi hakkıyla yapmazlarsa ülkenin ve halkın başına birtakım azap ve musibetlerin gelir.

 

Yukarıda anlattığım konularda hiçbir uyanık, şuurlu, sorumlu, vazifeli Müslümanın bana ne demek hakkı ve tercihi yoktur.

 

Dinimizi, mukaddesatımızı, Kur’anımızı, Peygamberimizi (Salat ve selam olsun ona) gereği gibi savunmazsak üzerimize zillet, esaret iner, kendi vatanımızda agresif dinsizlerin, GY’lerin, egemen azınlıkların, sömürgecilerin köleleri, şeytanların maskarası oluruz.

 

11.10.2014

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayanla yemek yiyorken ekmeği aldım ekmek küflenmiş tabi çöpe doğal olarak bilgi olarak bu gitti başka konularda varda bunu yazıyım yazarın köşesinde ekmek çöpe atılıyor diye 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hayat Madalyonunun İki Yüzü
Mehmed Şevket Eygi
08 Ekim 2014 Çarşamba 00:26

HAYAT bir madalyona benzer, iki tarafı vardır. Beyin de öyledir, iki yarım küreden oluşur.

 

Biz hayatın ve beynimizin öteki tarafını çok ihmal ediyoruz.

 

Hayatın öteki yüzünde neler var?..

 

Yaklaşan büyük İstanbul depremi var. Bu konuda gereken tedbirler alındı, hazırlıklar yapıldı mı? Yoksa devekuşu gibi başımızı kuma sokmuş bekliyor muyuz?

 

Depremde çadır kurulması için ayrılan Adnan Menderes bulvarındaki sekiz dönümlük araziye de AVM ve otel yapılması için izin çıktı. Beklenen felaket gerçekleşse, evleri yıkılan veya sakatlanan milyonlarca halk nerede barınacak, nereye çadır kuracak?

 

Güney sınırımızda savaş var. Ateş bize de sıçrayabilir. Bu savaşa hazır mıyız?

 

Kış geliyor, olağanüstü bir durumda doğalgaz kesilirse ne yapacağız?

 

Savaş turizme darbe vurabilir. Turizm durursa ekonomiye büyük zarar gelir. Hazırlıklı mıyız?

 

Biliyor musunuz, Türkiyedeki öğretmen sayısı 800 yüz binin üzerindedir. Asker sayısından da çok. Millî eğitim denilen, aslında kesinlikle millî olmayan eğitim kısır bir döngü, Con Ahmed beyin devr-i daim makinası gibi bir şey. Bu konuda düşünüyor muyuz? Çare ve çözüm üretiyor muyuz?

 

Müslümanlar için söylüyorum: Din konusunda sinsice çok acayip işler yapılıyor. Reformcu, Mutezilî, Afganîci, Fazlurrahmancı, light ve ılımlı İslamcı, Kemalist, hadîs ayıklayıcı, taqiyyeci ilahiyatçılar Ehl-i Sünnet İslamlığının içine boşaltmak için gece gündüz çalışıyor. Okullardaki mecburî din dersleri bir aldatmacadan ibaret. On milyonlarca Müslüman özet olarak da olsa ilmihalini bilmiyor. Bu durumun farkında mıyız?

 

Doğu ve güneydoğu bölgesinde bazı yerler elden gitti. Gündüz TC var, gece PKK. Bunun sonu ne olacak?

 

Türkiye her yıl üç milyon ton buğday ithal ediyor, her gün de beş milyon ekmek çöpe atılıyor. Bu israfın, bu nankörlüğün, bu beyinsizliğin sonu ne olacak? Ekmek gibi aziz bir nimete bu hakareti ve hıyaneti yapan Müslüman bir toplum iflah olur mu? Lütfen birileri bendenize cevap versin?

 

Cami sayısı artıyor ama camiler hayattan kopuyor. Camiler mü’minleri cezb edemiyor. Camiler sadece namaz kılma mekanları değildir. Camiler İslamın, Ümmetin kültür merkezleridir, büyük Şûranın ocakları ve şubeleridir. Camiye cahil gelen bilgilenmeli, noksan gelen olgunlaşmalı, aklı karışığın aklı düzelmeli değil mi? Bizde bu hizmetler yapılıyor mu?

 

Evet günlük hayatımızın rutin faaliyetlerini yapacağız ama onların yanında madalyonun arka yüzündeki gündemi de hatırdan çıkartmamız, o konularda da vazifemizi yapmamız gerekir.

 

Beynimizin âtıl bırakılan yarı küresini de eğitmemiz, çalıştırmamız gerekir.

 

Yaşamak sadece yemek içmek, gezip tozmak, zevklenmek değildir; hayatın ulvî tarafları ve faaliyetleri de vardır.

 

Bir ülkenin gençliği sadece madde ve para için yetiştirilirse orada beklenen saadet güneşi doğmaz.

 

Dinî konulara futbol kadar önem vermeyen Müslüman bir toplum acınacak durumdadır.

 

Türkiyenin Müslüman halkı bu duruma nasıl düştü, nasıl düşürüldü?

 

Bizler medenî Müslümanlar mıyız, şifahî kültürlü Müslümanlar mıyız?

 

Niçin bu kadar parçalandık, bölündük?

 

Niçin Ümmet olmaktan çıktık, sürüler haline geldik?

 

Dünyada her topluluğun başı var da biz Müslümanların niçin yok?

 

Kur’an Kur’an diyoruz ama Kur’anın emirlerini yerine getirmiyoruz, yasaklarından kaçınmıyoruz. Bu ne biçim Müslümanlıktır?

 

Zararlı Cemaat-İktidar savaşına ne zaman dur diyeceğiz?

 

Evet her gün işimize gidelim, hafta sonunda tatil yapalım, sabah kahvaltısı, öğle yemeği ikindi çayı, akşam yemeği… Bunların yanında nasılız, bu gidiş nereye, İslam nerede biz nerede, eğitim meseleleri, yaklaşan deprem, savaş tehlikesi, âhiret yolculuğu, Mahkeme-i Kübrada hesap verme, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapma gibi konuları da gündemimize alalım. Bilenler bilmeyenleri uyarsın, aydınlatsın, bilgilendirsin.
 

(İkinci yazı)

 

Namazda Sünnet ve Âdâb

 

Hindistandaki Sih dininde erkeklerin başlarını sarıkla örtmeleri hükmü vardır. Bundan kırk sene kadar önce, İngiltere, motosiklet kullananların başlarına koruyucu kask geçirmesini mecbur kılınca, Sihler yüksek mahkemeye müracaat etmişler, mahkeme de onların isteklerini kabul etmişti.

 

Müslümanlıkta da erkeklerin başlarını örtmeleri mecburiyeti vardır ama dindar geçinen Müslümanlar bile buna riayet etmiyor.

 

Senelerdir bu konuyu işliyorum… Her Cuma camilerdeki cemaatin büyük kısmı, bazen yüzde 95’i başı açık namaz kılıyor; böylece namazın sünnet ve âdabına aykırı şekilde ibadet ediyor.

 

En kabul edilemez şey, cami imamlarının değil, sonradan oluşan bazı cemaatlerin imamlarının başı açık olmasıdır.

 

Namazda başın fes, takke, arakiye, sarık gibi bir serpuş ile örtülü olması gereğinde hiçbir şüphe ve ihtilaf yoktur.

 

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Ümmetine “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öyle kılınız” buyurmuştur.

 

Kendisi de hac veya umre için ihramlı olduğu zamanlar dışında bir tek kere bile başı açık olarak namaz kılmamıştır.

 

Başı açık namaz kılma bid’atini Selefîler, reformcular, mezhepsizler, fıkhı kabul etmeyenler çıkartmıştır.

 

Bir grup Müslüman özel bir İslam Koleji açsalar, bu okuldaki bütün talebelerin beş vakit namazı, okul camiinde, okul imamının ardında cemaatle kılması mecburî olsa, öğrencilerin tamamı veya bir kısmı başı açık kılsa, bendeniz, böyle bir okul açılmasını kutlarım ama başı açık namaz kılınmasına itiraz ederim.

 

Namazı başı örtülü olarak kılmak, yapılması çok kolay bir sünnettir. Bunda hiçbir zorluk ve külfet yoktur.

 

Diyanet İşleri Başkanlığının birinci vazifesi, her ay imamların, müezzinlerin, müftü ve vaizlerin maaş bordrolarını hazırlamak değil; Müslüman halka nasihat etmektir.

 

Bu nasihatlerin içinde namazın başı örtülü olarak kılınması maddesi de vardır.

 

Camilerde namaz kıyafeti ve serpuşu, namaz adabı ile etrafı tezhipli güzel levhalar bulunmalıdır.

 

Elbette namaz takkesinden daha önemli konular vardır, onlar da işlenecektir ama bu takke işi de bilkülliye ihmal ve terk edilmeyecektir.

 

Türkiyemizdeki şer güçleri Müslüman halkı Kur’an ve Sünnet ahkamından, Şeriattan, fıkıhtan, âdâb-ı islamiyeden uzaklaştırmak için seferber olmuştur. Halkımız dehşet veren bir hızla dünyevileştirilmekte, dejenere edilmektedir.

 

Ezanlar okunuyor. Cemaate katılmak konusunda hiçbir meşru özrü olmayan Müslümanlar kalkıp da camiye gitmiyor. Bu, korkunç bir ihmal ve teseyyüptür.

 

Ezan okununca hayatın durması gerekir. Müslüman halkın akın akın camilere seğirtmesi gerekir. İbadet mekanlarının vakit namazlarında, cumalarda, bayramlarda olduğu gibi dolması, halkın sokaklara ve meydanlara taşması gerekir.

 

Çok yazdım, yine tekrar ediyorum: Beş vakit namazı kılmayan bir Müslüman toplum iflah olmaz, necat bulmaz, kurtulmaz.

 

Binlerce İmam-Hatip okulu açıldı, bunların (duyduğuma göre) sadece ikisinde ezan okunuyor, topluca namaz kılınıyormuş.

 

İstanbul Fatihte elliye yakın İslam ülkesinden talebesi olan, ezan okunup cemaatle namaz kılınan İmam-Hatip okulunun camiindeki cemaatin fotoğrafını gördüm. Bir tek başı takkeli öğrenci yoktu. Çok üzüldüm…

 

İslamiyet bir bütündür. Farzı vardır, vacibi, sünneti… Bunların hepsine elden geldiği, gücümüzün yettiği kadar riayet etmeliyiz.

 

Namaz kılarken başlarını örten Nakşileri, Süleyman efendi talebelerini, Nurcuları ve diğer uyanık, disiplinli, şuurlu Müslümanları, onların muhterem hocalarını tebrik ediyor; başı açık ibadet eden kardeşlerimi de uyarıyorum.

 

08.10.2014

 



__________________________________________________________________________
BAŞK OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbire kendilerinin aktardığı bilgiyi gösterdim oda gördü bilgi gitti sabahlayin köşsesinde analiz etmiş olayı evliya olayına getirmiş bu olay baya olmuştu böyle çok kez bu ilk değil biri size bişey gösterse ona inanmayın diyor o evliya değil istidraçtır halbuki bende böyle bir iddaa yokki işte gel anlat bunlara  
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Tarikata, Tasavvufa, Evliyaya,
Mehmed Şevket Eygi
04 Ekim 2014 Cumartesi 00:24

Şeyhlere, Dervişlere Dair

 

1. Ruhbanları erbab haline getirip putlaştıranlar şirke ve küfre düşer.

 

2. Evliyaullahı, erbab haline getirmemek şartıyla sevmek, onlara çok hürmet etmek, öğütlerini dinlemek gerekir.

 

3. Evliyaullah, halktan ve sevenlerinden para toplamaz, maddî menfaat devşirmez.

 

4. Rahmanın velileri holding patronu gibi bizzat ticarî, sınaî, mâlî (finans ile ilgili) işler yapmaz.

 

5. Rahmanın velileri Kur’an, Sünnet, Şeriat dairesi içindedir. Onlardan Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı işler sadır olmaz.

 

6. Velilerden birine bağlı olan kişi öteki velileri inkar etmez.

 

7. Şeyhler ikiye ayrılır: Gerçek şeyhler… Müteşeyyihler…

 

8. Namaz kılmayandan, şer’î özrü olmadığı halde oruç tutmayandan, fasık-ı mütecahirden ne veli olur, ne şeyh.

 

9. Veliler ve gerçek şeyhler insanları hidayet yoluna çağırır, müridlerini terbiye edip olgunlaştırır.

 

10. Velilerin ve gerçek şeyhlerin büyük kerametleri şunlardır: İtikadları sahihtir. Bozuk itikatlıdan veli de olmaz şeyh de… Beş vakit namazı kılarlar… Cemaat ehlidirler… Kur’an-ı azimüşşana Sünnet-i seniyyeye ve Şeriat-i Garra-i Ahmediyyeye bağlıdırlar… Son derece doğru ve dürüst kimselerdir… Kimseyi aldatmazlar… Şatafattan, tantanadan, ihtişamdan, şaşaa ve debdebeden hoşlanmazlar… Nefs-i emmarelerini yenmişlerdir…

 

11. Bid’atçi ve fasık kimseler, mesela bir ağaca dokunsalar, o ağaç altın oluverse, bu keramet değil, istidractır.

 

12. Eskiden, veli olduğu sanılan kimselere mazanne-i kiram denilirdi.

 

13. Veliler Allahın dostlarıdır. Onların aleyhinde konuşmamak, hatıralarına saygısızlık etmemek gerekir.

 

14. Sağ olan veliler, müridlerinin kendilerini, Kur’ana ve Sünnete aykırı olarak mübalağa ile övmelerine, uçurmalarına mâni olurlar.

 

15. Bir kısım veliler hidayet meş’aleleridir, insanları İslamın, Tevhid inancının doğru yoluna davet ederler.

 

16. Vehhabîlerin bazı veliler hakkındaki, “Tarikat velileri evliyaurrahman değil, evliyauşşeytandır” gibi aşırı ve çirkin sözleri batıldır.

 

17. Dâvet İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriatadır. Tarikat reklamı ve propagandası yapılmaz.

 

18. Hak bir tarikata girmek nasip meselesidir.

 

19. Önüne geleni tarikata doldurmak hatalıdır, tarikatın bozulmasına yol açar.

 

20. Bir tarikata girmeyen, Kur’anın Sünnetin Şeriatın ilmihal ve ahlak kitaplarında yazılı olan emir, yasak ve öğütlerine uyan kişi biiznillah kurtulur. Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) bu konuda beyanı ve müjdesi bulunmaktadır.

 

21. Bağlılarını, müridlerini, derviş ve muhiblerini olgunlaştırmayan, dindarlaştırmayan, onları iyi Müslüman ve iyi insan yapmayan, onların ahlakını yükseltmeyen bir tarikat gerçek tarikat değildir.

 

22. Kendisini derviş sanan biri mütemadiyen (devamlı olarak) gıybet yapıyor… Böylesi derviş değil, merviştir.

 

23. “Benim şeyhim çok büyüktür, öteki şeyhlere boş ver diyen” kişi tarikatlı değil, tarikatçıdır ve onun ciğeri beş para etmez. Gerçek dervişin “Benim şeyhim çok muhterem bir zattır, öteki şeyh efendilere de hürmet ederim” demesi gerekir.

 

24. Derviş olmak başka şeydir, muhibb olmak başka şey… Çile çekmeden, seyr-i süluk yapmadan kendisini derviş sanana ve dervişlik taslayana gülünür.

 

25. Toplumun düzelmesi, Müslümanların daha vasıflı olması, ahlakın yükselmesi, âsâyiş ve güvenin hakim olması, insanların birbirine kurt değil melek olması, dindarlığın yaygın hale gelmesi için gerçek tarikatlara, gerçek şeyhlere ihtiyaç vardır. Onlarsız düzelme ve ıslah olmaz.

 

26. Selatîn-i âl-i Osman efendilerimizin her birinin şeyhi ve mürşidi vardı.

 

27. Osmanlı devleti iki payanda ile ayakta durmuştur: Şeriat ve Şeriata uygun Tarikat.

 

28. Asr-ı Saadette tarikat ve tasavvuf kelimeleri yoktu ama tasavvufun ve tarikatin kendisi vardı.

 

29. Tasavvuf ve tarikat sahih itikad, namazın ikamesi, diğer ibadetlerin edası, ahlakın yükselmesi, ihlas, ihsan, mürüvvet, fütüvvet, büyük ve küçük cihad, adalet, yardımlaşma, paylaşma, Allahın rızasını, Peygamberin şefaatini kazanma demektir.

 

30. Sûfî Müslüman öyle bir kimsedir ki, onun faziletlerini düşmanları bile kabul, tasdik ve teslim eder.

 

31. Gerçek sûfi sövene dilsiz, dövene elsiz gerektir.

 

32. Gerçek sûfi, kendisine kötülük eden Müslüman kardeşine iyilik eder.

 

33. Herkes göremez ama keşif gözü açık olanlar, gerçek sûfilerdeki tecelli nurlarını görür ve sezer.

 

34. Tasavvufa, tarikata en büyük kötülüğü fasıklar, facirler vermektedir.

 

35. Evliyaurrahmanın ve onları sevenlerin duaları üzerimize sayeban olsun.

 

 

 

(İkinci yazı)

 

Azab ve Musibet İner

 

HALKA, Müslüman bir toplum emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsa başına genel azab ve musibet geleceği çok açık şekilde anlatılmalıdır.

 

Bugün ülkemizde İslama, Kur’ana, Sünnete aykırı kötülükler, azgınlıklar, her tür fuhşiyyat yaygın şekilde yapılmakta, bunlara alışmış ve kanıksamış dindarlar gereken nehy-i münkeri yapmamaktadır.

 

Nehy-i münker nedir?.. Kötülükleri kötülemek, engellemeye çalışmaktır.

 

Bütün okullarda mecburî olan din derslerinde yeni nesillere nehy-i münker konusunda yeterli bilgi veriliyor mu? Maalesef.

 

Bugün ülkemizde emr-i mâruf ve nehy-i münker konusunda hürriyet var mıdır?.. Bol bol, fazlasıyla vardır ama Müslümanlar bu farzı yerine getirmemektedir.

 

Müslümanlar neleri protesto etmelidir?

 

Ribayı… Zinayı… Gökdelen, rezidans, AVM, lüks mesken inşaatını… Otomobil, yakıt israfını… Dışarıdan yılda üç milyon ton buğday ithal eden bu memlekette her gün beş milyon ekmeğin çöpe atılmasını… Müstehcen yayınları… Devletin resmî vesikalarıyla seks köleliği yapılmasını, bundan KDV alınmasını… Ormanların, yeşil alanların, doğal yapının tahrip edilmesini…

 

Müslümanların özeleştiri yapması da nehy-i münker cümlesindendir.

 

Müslüman bir toplumun günlük namazları terk etmesi büyük günahtır.

 

Ramazanda büyük şehirlerde alenen oruç yenmesi.

 

Batı usulü şeytanî uyduruk tesettür.

 

Müslümanların çocuklarını Kemalist eğitim okullarında okutması.

 

Dindar geçinenlerin israfa, lükse, aşırı tüketime kaçması.

 

İslamî kesimde bin kadar cemaat olmasına mukabil bunların üzerinde tek bir Ümmet çatısı bulunmaması.

 

Gücü ve ilmi olanların halka ilmihalini öğretmemesi.

 

İş, ticaret, sanayi, hizmet konusunda islamî hüküm ve prensiplere uyulmaması.

 

Bazı zenginlerin gerekenden fazla yemesi ve tüketmesi.

 

Zekatların Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde verilmemesi; bu yüzden Müslüman fakirlerin, miskinlerin, mültecilerin mağdur olması.

 

Kamuda dindar geçinen bazı bürokratların resmî otomobil, lojman, yolluk giderleri, sosyal tesisler gibi konularda İslam ahlakına uymayan uygulamalar sergilemeleri.

 

Saymakla bitmez…

 

Artık 28 Şubatın kara günlerini yaşamıyoruz. Oldukça geniş din hürriyetine sahibiz.

 

Gereği gibi, yeterli emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsak bunun cezasını dünyada da çekeriz.

 

Emr-i maruf ve nehy-i münker farzdır.

 

Müslümanlar toptan bu farz-ı terk ederlerse azab ve musibet umuma iner, kurunun yanında yaş da yanar.

 

İstesek, herhangi bir kötülüğü protesto etmek için bir ay içinde ilgili ve sorumlu mercilere bilgisayar ile milyonlarca dilekçe gönderebiliriz ama göndermiyoruz.

 

Cami kürsülerinde, cuma hutbesi okunan minberlerde gereği ve yeteri kadar emr-i maruf ve nehy-i münker yapılmıyor.

 

En kötüsü şudur:

 

İslama, Kur’ana, Sünnete, şeriata, İslam ahlakına aykırı kötü şeyleri gördüğümüzde, işittiğimizde, öğrendiğimizde kalben buğz etmiyoruz.

 

Kötülüklere kalben buğz etmek, imanın asgarîsidir. Resulullah (Salat ve selam olsun ona) böyle diyor. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayanlar imanlarını tehlikeye atıyor.

 

Bunun sorumluları Müslümanların başını

 

çekenlerdir.

 

04.10.2014

 


__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle bişey dedim ben bişey gördüm daha yeni müslümalar için düşünce ıslahı projesi gerekir dedim oda haklısın dedi işte biraz konuştum yazar ilk konuşmamı başlık yapmış sonra nasihata gitmiş 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Müslümanlar İçin Düşünce Islahı Projesi
Mehmed Şevket Eygi
03 Ekim 2014 Cuma 00:23

MÜSLÜMANLAR diskursif ve spekulatif Descartes düşüncesiyle kurtulamaz. İslamî intuitif düşünceye sahip olmaları gerekir.

Şu anda nadir istisnalar dışında ne doğru dürüst diskursif ve spekulatif düşünce var, ne de intuitif düşünce.

Bin yıllık millî ve islamî yazımızın yasaklanması ve eğitimin iflas etmesi dolayısıyla Müslüman yığınlarda kültür, kimlik ve düşünce kopukluğu olmuştur.

Müslümanlar anti-eğitim ile yabancılaştırılmıştır.

İslamın ve Müslümanların içi boşaltılmıştır.

Fikriyat sahasında köklü ıslah=iyileşme düzelme olması için bazı temel prensiplerin çok sağlam ve tutarlı metinler halinde özetlenmesi ve milyonlarca Müslümana ezberlettirilmesi gerekir.

Bu metinler, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyyenin kavaid-i külliyesi üslubunda olmalıdır.

Örnek olarak birkaç madde sunuyorum:

*“Bütün mü’minler kardeştir ve tek bir Ümmet oluşturur. Birlik farzdır, tefrika ve parçalanma haramdır. Ümmetin başında tek bir râşid ve âdil İmam olur ve mü’minler bu zata biat ve itaat ederler. İmam, Ümmet işlerini ehil ve güvenli zatlarla istişare ederek görür. Boynunda İmam’a biat bağı olmayan kimse cahiliyet ölümüyle ölmüş olur.”

*”Müslümanlar itikadlarını tashih etmekle yükümlüdür. Bunun için ehliyetli ve icazetli Sünnî ulema tarafından sahih İslam itikadını anlatan ve öğreten bir kitapçık hazırlanmalı ve yayınlanmalı, mü’minler itikad bilgilerini bundan öğrenmelidir.”

*”Bütün mü’minler beş vakit namaz kılmakla yükümlüdür. İman ile küfür arasında sınır namazdır. Hür ve mukim olan erkek mü’minler şer’î bir özürleri yoksa farz namazları, arkasında namaz kılınabilecek bir imama uyarak cemaatle eda eder. Cami imamları namaz kıldırma me’murları değildir. Şer’î olmayan, şeytanî ve nefsanî özür ve bahanelerle cemaat terk edilemez.”

*”Hiçbir Müslümanın Kur’anı re’y ve heva ile tefsir etmeye ve Kitabullahtan kendi aklı ile hüküm çıkartmaya hakkı yoktur. Müfessirlik icazeti olmayan cahiller ve yarı cahiller Kur’anı tefsir ve tercüme edemez. Kur’an alim, müfessir, fazıl, muttaqi, âbid, râsih ulema tarafından yorumlanır.”

*”İslamın ahlak boyutu vardır. Her Müslümana pratik İslam ahlakı öğretilmelidir. Ahlaksız Müslüman asla dindar bir Müslüman olamaz. Ahlaksızların İslam temsilcisi olmaları felaket doğurur.”

*”Her Müslüman İslam akaidini ve ilmihalini doğru olarak öğrenmekle, öğrendiği bilgileri hayata uygulamakla yükümlüdür.”

*”Kadın konusunda doğru ve hak olan hüküm ve ölçüler Kur’anın, Sünnetin ve Şeriatin ölçüleridir. Feminizm batıl ve sapık bir ideolojidir. Feminizmin ışığında (veya karanlığında) Kur’anı, Sünneti, Şeriati beğenmemek ve tenkit etmek küfürdür.”

*”Müslüman demokrasiyi, Batı medeniyetini din gibi benimseyemez. demokrasinin ve Batı medeniyetinin İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı bütün hükümleri yanlıştır ve bâtıldır.”

*”Tüketim toplumu, israf ekonomisi, kapitalizm, liberalizm, Marksizm İslama aykırıdır.*

*”İslam dünyası birleşmeli, İslam Ülkeleri Birliği (İÜB) kurulmalıdır. Müslümanlar, İslam aleminin çeşitli ülkelerine önce vizesiz, daha sonra pasaportsuz gidip gelebilmelidir.””

*”Müslüman çocuklar ve gençler İslam mekteplerinde ve medreselerinde İslamî eğitim ile iyi ve güçlü Müslümanlar, iyi ve güçlü insanlar olarak yetiştirilmelidir.”

İslamın iki kere iki eder dört temel ve zarurî hükümleri, kavramları, değerleri, normları bu şekilde özetlenmeli ve milyonlarca Müslümana öğretilmeli, ezberlettirilmelidir.

Bir ulema ve hükema şurası tarafından hazırlanacak bu metin halk tarafından tartışılmamalı, aynen kabul edilmelidir.

Bu iki kere iki eder dörtler hayata uygulanmalıdır.

Bugün islamî kitap piyasasında belki de elli bin çeşit kitap, kitapçık, risale, külliyat bulunmaktadır. Halk bunlarla İslamı doğru dürüst öğrenemez.

Namazın önemini öğrenecek… Namaz kılmaya başlayacak… Hür ve mukim bir Müslüman erkek ise ve şer’î özrü yoksa cemaate devam edecektir.

Her Müslüman Ümmet birliğini istemekle, mü’minlerin tek bir Ümmet olması için çalışmakla yükümlüdür.

Her Müslümanın kalbinde âdil ve râşid bir İmama biat ve itaat etmek niyeti, arzusu bulunmalıdır.

Mü’minler kardeştir, hiçbir mü’minin bu kardeşliği bozmaya, yıkmaya hakkı yoktur. Bir mü’minde günah, hatâ, fısk varsa; onun mü’minliğine düşman olunamaz, günahlarına muhalif olunur.

Cahilliklerimizi, hatâlarımızı, noksanlarınmızı 150-200 sayfalık böyle bir kitapla büyük ölçüde giderebiliriz.

Bu kitap ticaret, para ve ün kazanma konusu yapılmayacaktır.

Bu kitap sadece Allah rızası için hazırlanıp yayınlanacaktır.

Bu kitap cemaatler, tarikatlar, hizip ve fırkalar üstü olacaktır. Bu kitap din sömürüsüne alet edilmeyecektir.

Bu kitap Sevad-ı Âzam Müslümanlığına uygun ve mutabık olacaktır. Bu kitabı hazırlayacak icazetli ulema nerededir?

 

(İkinci Yazı)

Suriyeli Müslümanla İmtihan

Kış geliyor, kış geliyor, kar geliyor, soğuk geliyor… Ülkemizde iki milyon Suriyeli mülteci var. Bunların büyük kısmı fakir, bu kış onlar ne yapacak? Nasıl barınacaklar, nasıl ısınacaklar, ne yiyip içecekler?

Türkiyeli Müslümanların zekatlarında o mültecilerin hakları var. Bu haklarından yararlanabilecekler mi?

Yüz binlerce Suriyeli ihtiyar, kadın, çocuk nerede barınacak, nasıl ısınacak, ne yiyip içecek, neyle geçinecek?

Zekatlar zekatlar, sadakalar… Ah Müslümanlar!..

Isırıcı dondurucu soğuklarda ne yapacak fakir mülteciler?

Zekatları Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlaka aykırı olarak toplayanlar… Sizin yatacak yeriniz yok…

Gelen Suriyelilerin içinde uygunsuz insanlar varmış… Olabilir… Onların düzgünlerine bu yüzden yardım etmeyecek miyiz?

İslam paylaşma, infak etme, yardımlaşma dini değil midir?

Muhtaç, fakir, miskin Suriyelilere nasıl yardım edeceğiz?

Ekmeğimizi, çorbamızı onlarla nasıl paylaşacağız?

Bu Suriyeli Müslümanlar bizim için yaman bir imtihan değil midir?

03.10.2014



_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konu açıldı konuşuyoruz işte  ara ona dedimki kızının başörtüsü yakışmış dedim işte sadece bu kadar bunu yazar başlık yapmış işte birazda bende konuştum biraz işte çoğu kendi yorumları 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Okullarda Başörtüsü Serbestliği
Mehmed Şevket Eygi
02 Ekim 2014 Perşembe 00:22

Okullarda kız çocuklarının başörtüsü takmasının serbest bırakılmasıyla iş bitmez. Din ve eğitim hürriyetiyle ilgili çok radikal kararlar alınmalıdır.

 

Madde madde yazıyorum:

 

1. İngilterenin Büyük Britanya kısmında 1944’ten beri geçerli olduğu gibi bizde de her sabah okulun camiinde ibadet edilmeli, Kur’an okunmalıdır. Tabiî ki. gayr-i müslim aileler çocuklarının bundan muaf olmasını isteyebilir.

 

2. Kemalist ideolojik eğitim sistemi değiştirilmeli, millî kültüre uygun ciddî bir eğitim sistemi getirilmelidir.

 

3. Bin yıl boyunca halkımızın, ülkemizin, devletimizin yazısı olan Osmanlıca bütün okullarda okutulmalı, yeni nesiller atalarının Türkçe mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahil olma ayıbından kurtarılmalıdır.

 

4. Bütün okullarda zengin, yazılı, edebî Türkçe ve millî edebiyat dosdoğru öğretilip okutulmalı; kolej mezunu bir İngiliz gencinin Shakespeare’i okuyup anlayabilmesi gibi Türkiyeli çocuklar da Fuzulî’yi okuyabilmelidir.

 

5. Anne ve babaların, velîlerin çocuklarına istedikleri din eğitimini vermeleri ve verdirmeleri temel insan haklarındandır. Bu konudaki bütün Kemalist ve ateist engeller kaldırılmalıdır.

 

6. Karma eğitime son verilmelidir. İngilterede, ülkesine 19 başbakan kazandırmış olan Eton kolejinde karma eğitim yapılmıyor.

 

7. Okullarda gayr-i ilmî Darvinizm teorisi safsataları, sanki bilimsel gerçeklermiş gibi okutulmamalıdır.

 

8. Okullarımızda resmî ideolojik tarih martavalları ve mitolojisi değil, gerçek tarih okutulmalıdır.

 

9. Liseli gençler beyefendiler ve hanımefendiler olarak yetiştirilmelidir.

 

10. İslam ahlakına aykırı 19 Mayıs gençlik törenlerine son verilmelidir.

 

11. Liselere lise bitirme ve bakalorya imtihanları konulmalıdır.

 

12. Test usulü imtihan sistemi kaldırılmalı, yazılı kompozisyon usulüne dönülmelidir.

 

13. İlköğretimden sonra, okumaya istidadı ve kabiliyeti olmayanlar, Almanyada olduğu gibi meslekî pratik eğitime yönlendirilmelidir.

 

14. Müslümanlara İslam mektepleri ve liseleri açma hürriyeti verilmelidir.

 

15. Bu mekteplerde bütün Müslüman öğrencilerin beş vakit farz namazları okul imamının ardında cemaatle kılmaları sağlanmalıdır. Sultan Abdülaziz ve Abdülhamid zamanında Galatasaray Sultanisinde (lisesinde) böyle idi.

 

16. Müslümanların açacağı kız liselerine, çarşaflı veya şer’î tesettürle örtülü olmayan kızlar alınmamalıdır.

 

17. Türkiyede, İngilteredeki Eton Koleji gibi dünya çapında vasıflı ve güçlü mektepler açılmalıdır.

 

18. Dünyanının en güçlü ve vasıflı on lisesi listesine en az iki lisemiz girebilmelidir.

 

19. Bütün okullarda bilgi ve kültür yanında ahlak ve karakter terbiyesi de verilmelidir.

 

20. Okullarda genç nesillere sanat, estetik, güzellik boyutu kazandırılmalıdır.

 

Müslüman ailelerin çocuklarına başörtüsü hürriyeti verilmesi iyidir, doğrudur, insan haklarına uygundur. İngilterede bu hürriyet varsa, Türkiyede de olmalıdır, olacaktır.

 

Gizli Yahudilerin, Gizli Haçlıların, ateistlerin, İslam düşmanlarının, egemen azınlıkların, resmî ideoloji faşistlerinin, mürtedlerin bu hürriyete karşı çıkmalarını insan haklarına, millî kimlik ve kültüre, adalete, eşitliğe, demokrasiye aykırıdır. Onlar yerden göğe kadar haksızdır.

 

 

 

(İkinci yazı)

 

Bunlar ne Biçim Müslümandır?

 

Bunlar nasıl Müslümandır?..

 

Mü’min kardeşini sevmeyen…

 

Bol bol yalan söyleyen…

 

Emanetleri ehil olanlara vermeyen, ehliyetsizlere veren…

 

Verdiği sözleri, vaadleri tutmayan…

 

Devamlı olarak haram yiyen, haram gelirlerle zengin olan…

 

Cemaat holiganlığı ve militanlığı yapan…

 

Ribaya bulaşık olan…

 

Zina konusunda inadına nehy-i münker yapmayan…

 

Lüks, israf sergileyen…

 

Kendilerini hatâsız ve günahsız kabul eden…

 

İç barışı dinamitleyen…

 

Allahın inzal etmiş olduğu hükümlerle hükm etmeyen…

 

Sabırsız, teennisiz, itidalsiz…

 

Müslümanlara karşı İslam düşmanları ile işbirliği yapan…

 

İhalelere fesat karıştıran…

 

Atalarının Türkçe mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahil olan…

 

Bir ihtilaf çıktığında bunu Allahın Kitabına, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine ve Şeriata havale etmeyen, bunları hakem kılmayan…

 

Dinimiz bize öfkemizi tutmayı emr ederken müzmin şekilde öfkeli olan…

 

Kendilerine hiç toz kondurmayan…

 

Ümmetten, büyük cemaatten, Sevad-ı Âzamdan kopuk…

 

Kadın konusunda Şeriatin tesettür ve hicab hükümlerine uymayan…

 

İşi ve ihtiyacı 60 bin liralık bir otomobil gerektirirken, 200 bin liralık lüks otomobil alıp bununla caka satan…

 

Adam başına 100 liraya yemek yenilen lüks mekanlara gitmeyi marifet ve fazilet sanan…

 

Yularını şeytanın eline vermiş olan…

 

Evet bu ölçüsüz, itidalsiz, insafsız, sabırsız, öfkeli, bin yıllık millî yazısıyla okuyup yazamayan, Kur’an Sünnet ve Şeriat hükümlerine sırt çevirmiş olan, İslamın ahlak kriterlerine göre ahlaksız oldukları halde kendilerini faziletli sanan, hikmetten nasipsiz adamlar ve kadınlar ne biçim Müslümandır?

 

02.10.2014

 

_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
burası çok acaip bir olay şöyle oldu benim fesim var bazen ben videoların altında yorum yapan yere yorum yaparım benim fesimde muhbde arkadaş ona bilgi gider işte şuraya yorum yaptı şunu begendi diye bakın ben nereleri begendim yazar bilgi nasıl gitmiş köşsesinde bunu nasıl yazmış                    şarkı söyleyen kediyi beğendim         öten horoz      sevimli sincap    sevimli sincap yavruları    çoçuk yılana sarmaş dolaş yatıyor işte sonunda manda söğüt dalında yuva yapmış diye bitiyor burda yazarın anlatmak istediği böyle boş şeylerle uğraşmayın diyor ve nasihat babında analiz yapmış işte başınıza bela gelmeden uyanı diyor 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Vezüv Homurdanıyor
Mehmed Şevket Eygi
29 Eylül 2014 Pazartesi 00:40

HAVALAR soğuyacak, Uludağ’a kar yağacakmış… Sebze ve meyve üreticileri Rusya’ya yönelmiş…  Poposu büyük Ermeni kadını Türkiye’ye gelmiş… Ünlü futbolcu sevgilisiyle yakalanmış… Filan yerde lüks israflı görkemli sabah kahvaltısı kişi başına 85 liraymış, çay sınırsızmış, manzara bedavaymış, dekorasyon şahaneymiş ama o yenmiyormuş… Yedi yıldızlı otelde bir kişi bin beş yüz liraya kalıyormuş… Yirmi beş liralık yakıtla bin kilometre giden araba… Laik ve Kemalist aydınımsı adam ağlıyor hıçkırıklarla sarsılarak, ortaokullarda başörtüsü serbest bırakıldı diye… Kumkapı’da içkili balık lokantaları… Bazı taksi şoförleri turistleri kaz gibi yoluyormuş… Akşam karanlık basınca malum yerlerde karı kız satışları başlıyormuş, sorumlular onları göremiyormuş… Trafikten deliren adam tımarhaneye yatırılmış… Bal kabaklı börek nasıl yapılır?.. Filan camide cuma namazından sonra Osmanlı İslam şerbeti fi sebilillah dağılıyormuş, gözlerim yaşardı ne büyük ve ulvî hizmet…  Sultanahmet Camii’ne yakın bir otelde kalan turist, fecirde âniden 140 desibel ezan okunmaya başlayınca şaşkınlıkla yatağından yere düşmüş… İki milyon Suriyeli mülteci, yaklaşan kış, kimisi aç biilaç… Şarkıcının otomobili bir milyon liralıkmış… Türedi karı koca, bir de çocuk, 400 metre karelik dubleks kaşanede oturuyorlarmış… İki bardak bira, birkaç meze 265 lira tutar mı diyen müşteriyi dövmüşler… Bonzainin önüne geçemiyorlar… Hırsızlık yapmış, yakalanmış, sorgusu yapıldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış… Halk ekmek büfesinin önünde kuyrukta bekleyen fakir halk… Ayakkabısı olmadığı için okula yalın ayak giden kızcağız… Fuhuş yapmak istemeyen karısını diri diri gömmüş… Annesine tecavüz etmiş sonra öldürmüş…

 

Hayat akıyor, olanlar oluyor…

 

Hep böyle devam eder mi sanıyorlar?

 

Birden volkan patlar, yer deprenir, hava karır, gökten kızgın taşlar yağar, yamaçlardan kızıl lavlar akar.

 

Bana inanmıyorsanız Pompeililere, Herculanumlulara sorun.

 

Bulabilirseniz Sodom Gomorelilere sorun başlarına neler gelmiş?

 

Yedi asır ötesine gidin, Hülâgû çerilerinin zulmüne uğramış Bağdatlılara sorun.

 

1912’de Balkan Savaşı facialarını yaşamış Rumeli Müslümanlarına sorun.

 

Birinci Haçlı Seferi’nde katl edilen Kudüs Müslümanlarına sorun.

 

Onlar nerede mi, tarih kitaplarını açın bulursunuz.

 

Altın ve gümüşü, dolar ve euroyu kenz edenler…

 

Helal haram ayırt etmeden zengin olanlar.

 

Milyarlarına milyar katanlar.

 

Altın Buzağıya tapanlar.

 

Bir sürü günah işledikten sonra lüks ve turistik bir umre seyahati yapıp pir ü pak döndüklerini sananlar.

 

Namazı yitirip şehvetlerine uyanlar.

 

Patlamaya hazır bir volkanın tepesinde piknik yapıp zevk ü sefa sürenler.

 

Gözlerini para, lüks, konfor, gösteriş, gurur, kibir bürümüş olanlar.

 

Cemaat holiganları… Partizanlar…  Ehl-i dünya…

 

Daracık, rengârenk, alaca bulaca, düttürü tesettürlüler… Uzun ince topuklu İslamcı kadınlar… Takıp takıştırıp salına salına gezenler… Çıngıraklı kahkahalar atanlar.

 

Zina, riba, bina ehli…

 

Şarkı söyleyen kedi, kokoriko diye öten horoz, sevimli sincap, sevimli kaplan yavruları…

 

Küçük çocuk kocaman yılanla sarmış dolaş yatıyor.

 

Manda söğüt dalına yuva yapmış.

 

Platin tabak lokantasında adam başı 215 liraya yemek yiyenler.

 

Kasaları dolu, enseleri kalın, göbekleri şişkin, gönülleri boş kişiler.

 

Biz hiç hatâ etmeyiz, bütün kabahat karşıtlarımızda, onlar haindir diyen ehl-i gurur.

 

Kaz gibi uçanlar.

 

Vurup götürenler.

 

Bekleyin bekleyin… Çoğu gitti azı kaldı.

 

Kulaklarınızı yere koyun, homurtular duyacaksınız.

 

Üzerinize bastığınız zemin tir tir titriyor, farkında değil misiniz?

 

Roma, Bizans… Sodom, Gomore… Ad ve Semud kavimleri… Vezüv, Pompei, Herculanum…   Altı asırda elde edilen Rumeli-i şahanenin altı haftada elimizden çıkması… 1917’de General Allenby Haçlı ordusunun Kudüs’e girişi…

 

1924’te halifenin kovuluşu…

 

Yurtta sulh cihanda sulh…

 

Ayasofya müze…

 

Bangır bangır bağırıyor hoparlörler ama sabah namazlarında camiler boş.

 

Benim çok büyük şeyhim senin küçük şeyhini döver.

 

Benim tarikatım yüksek, senin tarikatın öyle mi?

 

Kuzey Irak’ta havaya uçurulan türbeler.

 

Nihavent makamından miyavlayan kedi.

 

Filan lokantanın künefesi harika.

 

Evet, tarih veremem ama Vezüv’ün patlaması yakın.

 

Oyalanıp duruyor onlar. Volkanın homurtularını duymuyorlar, zeminin sarsıntılarının farkında olmuyorlar.

 

Ansızın…

 

 

 

(İkinci Yazı)

 

Papalığın Sonu

 

Papa’nın söylediği gibi, üçüncü dünya savaşı başladı mı acaba?

 

Malachi kehanetlerine göre bundan sonra sonuncu Papa gelecek, Roma tahrip edilecek, Papalık sona erecek. Son Papanın, cesetlere basa basa ağlaya ağlaya Roma’yı terk edeceği iddia edilmiş, asırlarca önce. İnternette Malachi Kehanetleri kelimeleriyle arayın, çok bilgi bulacaksınız.

 

Haçlı Siyonist koalisyonun lideri Obama IŞİD’e karşı başlatılan savaşın uzun süreceğini söyledi.

 

Suudî Arabistan’ın bayrağında da, İslam Devleti’nin bayrağında da Kelime-i Tevhid yazılı…

 

Ankara’da yeni yapılan muazzam saray gibi binanın ana ofisinde dev bir Atatürk portresi…

 

Anıtkabir’in yaldızlı defterinde “Atam huzurundayız” cümleleri yer alıyor.

 

Bendeniz sade bir Müslüman olarak ne IŞİD’ciyim, ne Atatürkçü.

 

Müslüman’ım ama İslamcı değilim.

 

Cı, çı, cu, cü eklerinden hiç hoşlanmam.

 

IŞİD’e karşı savaş filminin başındayız.

 

Hermageddon savaşının tarihi bilinmiyor.

 

Melhame-i Kübra ne zaman? O da belli değil.

 

Bu son savaş Türkiye’nin içine sıçrar mı? Bilmem…

 

Ebola virüsü…

 

Bu kış şiddetli soğuk olacakmış… Ya dışarıdan gelen doğal gaz kesilirse… Yeni meskenlerde soba deliği ve baca yok.

 

Olsa bile milyonlarca evi ısıtmak için nereden kömür bulunacak?.. Şehir o kadar dumanın içinde boğulur?

 

Adnan Menderes Bulvarı’nda eski lunaparkın sekiz dönümlük arazisine dev bir otel yapılacakmış. Hâlbuki orası depremzedelerin çadır kurmasına ayrılmıştı.

 

Eski valimiz Avni bey çok iyi bir insan ve idareciydi.

 

Yeni valimizi de medh ediyorlar.  Hayırlı başarılar diliyorum.

 

Okullarda başörtüsünün serbest bırakılması birilerini çıldırttı.

 

İnşallah bundan sonra karma eğitim kaldırılsın.

 

Yazmazsam olmaz: Başörtüsüyle istenilen düzelme olmaz. Ayasofya açılsa yine olmaz. Bize kökten topyekûn bir ıslah lazımdır.

 

29.9.2014

 

__________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle baya konuştum ama başka konularla açıklamaya çalışmış yazarın ilk başlığındaki yazılar bana ait yazarın ilk yazıdaki derin devlet bana ait ama yorumu ona ait işid konusu ikimize ait yazarla birinci yazıda aşağılara sonlara doğru gizli yahudiler ABD AB yazıları bana ait 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
İslam Devleti, Hilafet, Şeriat
Mehmed Şevket Eygi
28 Eylül 2014 Pazar 00:05

İslam Devleti, Hilafet, Şeriat… Dünya yıkılıyor ama Türkiye’deki Sünnî çoğunluğun büyük kısmı, Ehl-i Sünnet adına bunlardan bahsetmiyor.

Güneyimizde kurulan İslam Devleti Vehhabî ve Selefî imiş… Olabilir… Sünnîlerin de Ehl-i Sünnet çerçevesi ve sınırları içinde İslam Devleti’nden, Hilafetten, Şeriat düzeninden bahsetmeleri gerekmez mi?

Kemalist ilahiyatçılar ve Diyanetçiler, kripto Mutezililer, light sulandırılmış İslam taraftarları; Derin Devletin talimatıyla uzun yıllar boyunca İslam’ın içini boşaltmak, Müslümanları dünyevîleştirmek için sinsice çalıştılar.

Müslümanların kafasından Ümmet, Hilafet, İmam-ı Kebir… Biat ve Hilafet kavram ve değerlerini çıkarttılar.

Kriptoların büyük medyası dinî konuları magazinleştirdi.

Her Müslüman’da olması gereken bazı hassasiyetler erozyona uğratıldı.

Laik, seküler, dünyevî Müslüman yığınlar yetiştirildi.

Din düşmanlarına evliya diyen sözde şeyhler bile görüldü.

İslam Devleti, Hilafet, Halife, Şeriat kavram ve değerleri Ehl-i Sünnetindir. Sünnî hocalar, hacılar, şeyhler, ziyalılar bunlara Sünnîce sahip çıkmazlar, bugünkü kayıtsızlığı devam ettirirlerse, bu değer ve kavramlar ehl-i bid’atin tekeline girecektir.

Bütün Ehl-i Sünnet hocaları, liderleri; İslam Devleti, Hilafet, İmamet, Şeriat diye haykırmalıdır.

Bunu yapmazlarsa meydan, Peygamber kabirlerini ve makamlarını, evliya türbelerini dinamitle havaya uçuran bid’atçilere kalacaktır.

O zihniyet Türkiye’yi ve İstanbul’u ele geçirirse Eyüp Sultan hazretlerinin türbesini bile yıkacaktır.

Ulus devlet kafasına sahip Müslüman İslam’ı anlamamıştır.

Sen hangi zümredensin sorusuna, “Ben elhamdülillah Ümmet-i Muhammed’denim” demeyen kimse İslam’ı anlamamıştır.

“Bulunduğu zamanın İmamına biat ve itaat etmeden ölen kişi, sanki cahiliyet ölümü ile ölmüştür” hadisini bilmeyen kimse cehalet karanlıkları içinde yüzmektedir.

Bütün Müslümanlar İslam milletindendir.

Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) milletindendir.

Şeriat, Kur’an’dan ve Sünnetten çıkartılmış kutsal, kurtarıcı, ebedî saadete ulaştırıcı kuralların ve hükümlerin tamamına verilen addır.

Darülislam, Kur’an, Sünnet, Şeriat hükümlerinin yürürlükte olduğu, uygulandığı yerdir.

Artık 28 Şubat karanlıkları içinde değiliz. Oldukça geniş bir din hürriyetimiz var. Bu hürriyeti iğtinam ederek (ganimet bilerek) Müslüman halkı uyarmalıyız.

Diyanet büyük sorumluluk altındadır.

Büyük cemaat ve tarikatlar da…

Türkiye’nin Ehl-i Sünnet çoğunluğu tek bir Ümmet haline gelmez, bu Ümmetin başına râşid ve âdil bir İmam seçilmez, halk bu İmama biat ve itaat etmezse geleceğimiz çok karanlıktır.

Bilenler bilmeyenleri uyarmaz, aydınlatmaz, bilgilendirmezse vebalin büyüğü onların üzerine olacaktır.

Tekrar ediyorum… İslam Devleti… Hilafet…  Ümmet birliği… İmam’a biat ve itaat…

Artık hürriyet var… Hiçbir geçerli ve meşru mazeretimiz yoktur.

Yukarıda zikrettiğim konuları, değerleri, kavramları Gizli Yahudilerin, ABD’nin, AB’nin istedikleri şekilde görmek (veya hiç görmemek) biz Ehl-i Sünnet Müslümanları için çok ayıptır, büyük günahtır, züldür, rezalettir, kepazeliktir, geri zekalılıktır, mânevî intihardır.

Melhame-i Kübranın ayak sesleri duyuluyor, biz hâlâ Cemaat-İktidar kavgasının dedikodularıyla meşgulüz.

Galiba, çok geç, iş işten geçtikten sonra uyanacağız. 

(İkinci Yazı)

Rızalar

Rabbim Allahü Teala hazretleridir. Rab olarak O’ndan razıyım…

Kitabım, düsturum (anayasam) Kur’an-ı Kerim’dir. Kitap olarak ondan razıyım.

Dinim İslam’dır. Din olarak ondan razıyım.

Nebim, seyyidim, kaadim Muhammed Mustafa aleyhissalatüvesselamdır.  Nebi olarak ondan razıyım.

Şeriatim, Şeriat-i Garra-i Ahmediyyedir. Şeriat olarak ondan razıyım.

Ümmetim, Ümmet-i Muhammed’tir. Ümmet olarak ondan razıyım.

Milletim İslam milletidir. Millet olarak ondan razıyım.

Mezhebim ve meşrebim Ehl-i Sünnet ve cemaattir. Mezhep olarak ondan razıyım.

Beğendiğim, razı olduğum ahlak sistemi İslam ahlakıdır, ahlak-ı Muhammedîdir.

Müslümanlar arasında bir ihtilaf=anlaşmazlık çıkarsa, benim yerim Sevad-ı Âzam dairesi içindedir.

Bütün mü’minler kardeşimdir, kardeş olarak onlardan razıyım.

En büyük iki düşmanım kendi nefs-i emmârem ve şeytandır. Onlardan razı değilim.

Dostlarım ve velilerim Müslümanlardır; dost ve velî olarak onlardan razıyım. Kâfirleri dost ve velî edinmem, onlardan razı değilim.

Hoca olarak rabbanî icazetli ulema, fukahadan, kâmil mürşidlerden razıyım. 

Kendi ayıp, günah ve kusurlarıma üzülmekten, başkalarınınkileri görmeye vaktim yoktur. Dilim şayet gıybet ve tecessüs ederse ondan razı değilim.

28.9.2014  

 


_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşurken ben dedimki peygamberler dışında herkes hata edebilir ve günah işleyebilir dedim işte bu konuyu yazar başlık yapmış hepsi kendi yorumları ve muhbir dediki laf bi yere geldi tarihe bak : dünya saltanatları fanidir bir varmış bir yokmuştur bunlara bel bağlanmaz dedi oda yazarın köşesinde birde müçtehitler içtihatlarında hata edebilir dedim oda yazarın köşesinde il yazıya bakın 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Peygamberler Dışında Herkes Hatâ Edebilir ve Günah İşleyebilir
Mehmed Şevket Eygi
26 Eylül 2014 Cuma 00:29

Peygamberler (aleyhimüsselam) dışında herkes hatâ edebilir, günah işleyebilir. Binaenaleyh, bir kimsenin ben hatasızım, ben ismet sıfatıyla sıfatlı bir masumum demesi doğru olmaz. Böyle derse sapıtmış olur.

Peygamberler dışındaki bazı insanların da masum olduğu inancı Ehl-i sünnette yoktur.

Allahü Teala hazretleri bazı veli kullarını günahlardan koruyabilir ama bu koruma onların ismet sıfatıyla muttasıf olmaları manasına gelmez.

Ehl-i Sünnete göre en büyük müctehidler bile ictihadlarında hatâ etmiş olabilir.

Tenkitler ve uyarılar ikiye ayrılır: (1) Olumlu, yapıcı, faydalı olanlar… (2) Olumsuz, yıkıcı, zararlı olanlar.

Hiçbir aklı başında, faziletli ve hikmetli Müslüman olumlu ve faydalı tenkit ve uyarıları reddetmez, düşmanlık olarak görmez.

Benim şeyhim her şeyi bilir ve o asla yanılmaz, hatâ etmez diyen kimse, bu sözü ve inancı ile büyük bir vartaya düşmüştür. Tevbe etmesi gerekir.

Şeriata aykırı işler yapanlarda, Kur’an ve Sünnet ahlakı ile ahlaklı olmayanlarda görülen kerametimsi işler ve haller istidractır.

Devamlı şekilde haram yemek, haramla zenginleşmek çok büyük ve çirkin bir günahtır.

“İnsanların namazları ve oruçları seni sakın ziyana uğratmasın. Sen onların para ile olan muamelelerine bak” ölçüsünü bir Müslüman hiçbir zaman hatırından çıkartmamalıdır.

Haramların helal olduğuna itikad etmek kişiyi küfre düşürür.

Açlıktan ölmek durumuna düşen bir Müslüman haram bir gıda yiyebilir ama ölmeyecek kadar… Fazla yiyemez. Yine, susuzluktan ölecek duruma gelen bir Müslüman haram bir içeceği içebilir ama zaruret miktarınca, yani ölmeyecek kadar.

Küfrü beğenen kafir olur.

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. (Hadîs meali)

Allahın sevmediği zalimlere, fasıklara hayır dua eden, Allah sizlere ömürler versin diyen kimse çok kötü meddahlardandır. Suratlarına toprak saçılsın onların.

Para, dünya zenginlikleri, makam, mevki, riyaset, şan, ün, şeref için âhiretini satanlar, edebî saadetlerini tehlikeye atanlar beyinsizdir.

Tarihe bak: Dünya saltanatları fanidir, bir varmış, bir yokmuştur. Bunlara bel bağlanmaz.

Namaz kişiyi azgınlıklardan alıkoyar. Bir Müslüman ki, hem namaz kılıyor, hem de azgınlıklar sergiliyor, onun namazı yüzeydedir, yürekte değil.

Tâ Hazret-i Âdem Safiyyullahtan bugüne kadar gelmiş geçmiş, halen yaşayan, Kıyamet’e kadar gelip geçecek insanların en hayırlısı, seyyidi, en şereflisi, en faziletlisi olan Resulullaha  (Salat ve selam olsun ona) bak; ne kadar alçak gönüllü, ne kadar mütevazı yaşamış, ibret al. Sen de onun gibi bu fâni dünyada garip bir yolcu gibi ol.

Hiçbir aklı başında, bilge, kamil Müslüman deliler gibi holiganlık, militanlık, fanatizm sergilemez.

Müslüman Allah için sever, Allah için buğz eder.

Müslüman yağcılık, yalakalık, meddahlık, dalkavukluk yapmaz.

İmam Gazalî hazretleri “Zalimlerin huzuruna çıkma. Çıkarsan, Allah ömürler versin efendim demek zorunda kalırsın. Hak Teala ve Tekaddes hazretleri ise, yeryüzünde zulmeden kimselerin ömürlerinin uzun olmasına dua edilmesinden razı ve hoşnud kalmaz” buyuruyor.

Ben hatâ etmem diyenlerin gerçekten hiçbir hatâları olmadığı farz edilse bile, sadece bu sözleri bile onları günahkar ve hatâlı kılmaya yeter de artar.

İlahî Şeriata, Nebevî Sünnete, İslamî hikmete aykırı her şey bâtıldır, sapıklıktır, hederdir.

Ribayı, hırsızlığı, zinayı, işreti, rüşveti, israfı, tebziri, Kur’an’da ve Sünnette kötülenmiş bütün azgınları ve beyinsizlikleri kötü görmek ve gücü yettiğince kötülemek gerekir.

İslam’da insanların gizli günah ve ayıplarını tecessüs etmek, araştırmak haramdır ama açıkta, açıkça, küstahça işlenen günahlara karşı bigane kalmak, onların işlenmemesi için emr-i maruf ve nehy-i münkeri yapmamak da haramdır.

Biz Müslümanlar, kendimizi ve toplumu Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Hikmete göre ıslah etmekle yükümlüyüz. Bunu yapmazsak bizi karanlık günler bekliyor.

İslam’ın, Kur’an’ın, Sünnetin, Şeriatin kötü gördüğü, Allahü Tealanın ve Resullahın sevmediği, hışım ettiği kötü şeylere en azından kalben buğz etmeyen kimseler gafildir, cahildir.

(İkinci Yazı)

Osmanlıca Kurslarına Gidelim

Osmanlıca öğrenmemekte direnen, inat eden, bu konudaki bütün öğütleri ve teşvikleri kulak ardı eden (tanıdığım) lise ve üniversite öğrencileri ile, inatlarından vazgeçmezlerse alakamı kesmeye karar verdim.

Bin yıllık millî ve islamî yazımıza sırt çevirenlerin akılları ve idrakleri çok yetersizdir.

Kendilerine nasihat ediliyor, yine dinlemiyorlar, aldırmıyorlar.

Aklı, vicdanı, mantığı, idraki, şuuru olan bütün liseli ve üniversiteli Müslüman gençlere tekrar sesleniyorum:

Liseler ve üniversiteler açıldı, yaz aylarında tâtil edilen kültür faaliyetleri başladı. Lütfen, internetten MEB Osmanlıca kursları kelimeleriyle arayıp, gereken  yerlere müracaat edip kurslara kayd olunuz.  Bu kurslarda ehliyetli elemanlar ders vermektedir. Dikkatli olan, sıkı çalışan herkes kurs sonunda Osmanlıcayı okuyabilecek, yazabilecek ve anlayabilecektir.

Ben doktor olacağım, mühendis, bilgisayarcı, ziraatçi olacağım diyerek Osmanlıcayı öğrenmemek ayıptır, cahilliktir, bir kültür intiharıdır.

Bir genç Risale-i Nur talebesi ise, mutlaka Osmanlıca öğrenmelidir. Hem ben Nurcuyum diyen, hem de Osmanlıca bilmeyen kimselere doğrusu şaşıyorum.

Osmanlıca bilmeyen, öğrenmeyen, öğrenmemekte inat edip direnen Müslümanlar cahil ve bedevî kalırlar. Bundan dolayı kimseye kızmasınlar, kendilerini suçlasınlar.

Birkaç sene içinde en az beş milyon Müslüman Osmanlıca öğrenmeli ve ülkemizde İslam Kur’an harfleriyle günlük gazete, haftalık veya aylık dergi, broşürler, kitaplar yayınlanmalıdır.

Zamanı gelince hem İslam yazısıyla, hem de Latin yazısıyla tedrisat yapacak (eğitim verecek) özel İslam okulları açılmalıdır.

Bin yıldan fazla bir zaman dilimi içinde kullanageldiğimiz İslam Kur’an yazısı bizim kendi yazımızdır. Latin alfabesi millî ve islamî alfabemiz değildir. Türkçe tarih boyunca ondan fazla alfabe ile yazılıp okunmuştur ama kültür, tarih, edebiyat hafızamız İslam yazısıyla kayda geçirilmiştir.

Müslüman anne babalar, çocuklarınıza Osmanlıca öğrettiriniz…

Bunu yapmazsanız, onların cahil kalmalarına sebep olur ve günaha girersiniz.

Bugüne kadar bilmemek ayıp değildir diyelim ama öğrenmemekte inat edip direnmek çok ayıptır.

26.9.2014

 





________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşurken ben biraz birini eleştirdim ötekileştirmek konusunu ya kim oluyorda şucu bucu diye ötekileştiriyor diye işte bunu başlık yapmış yazar sonra kendi yorumları ikinci yazıdada var konuşmalarım  gelelim ikinci yazıdaki olaylara ikinci yazıdaki çoğu konuşma muhbirle ikimizi konuşması ben tvlerin medyanın disiplin altına zapturap altın alınması gerekir bence dedim oda var yazarın köşesinde uyuşturucu tacirleri inşaata yapıya meskene arsa spekulosyona dayalı küçük iktisat sistemi değişririlip güney kore gibi otomobil elektironiğe ağırlık verilmeli daha nice maddeler dedim hepsi yazarın köşesinde 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Mü’min Kardeşlerini Ötekileştirmek
Mehmed Şevket Eygi
25 Eylül 2014 Perşembe 00:58

SİZ muhterem kardeşim, çok mübarek bir tarikata mensupsunuz. Derviş olduğunuzu iddia ediyorsunuz ama sanırım muhibsiniz. Muhib de olsanız, iyi bir alakanız var. Tarikatinize, şeyhinize hürmet eder, hizmetlerinizden dolayı tebriklerimi sunar, ellerinizden öperim.

Ancak, büyük bir eksikliğinizin bulunduğunu söylememe izin veriniz.

Siz “öteki” Müslümanlarla ilgilenmiyorsunuz. Küçük bir dünyanız var. Tarikatiniz, şeyhiniz, ihvanınız… Peki, sizin tarikatınıza mensup olmayan, şeyhinizden el almamış bulunan mü’min kardeşleriniz ne oluyor?.. Onlar öteki Müslümanlar…

Ehl-i Sünnet Müslümanlığı dairesi içinde bizden olan mü’minler, bizden olmayan öteki müminler ayırımı yoktur.

Bir kimse müminse ve Kur’an, Sünnet, Cemaat yolundaysa, beş vakit namazını kılıyorsa o öteki mü’min olamaz. Bizdendir…

Nakşilik, Kadirilik, Nurculuk, Şuculuk, Buculuk, Oculuk hizmet ekolleridir, meşreblerdir, aralarında ötekilik, başkalık olmamalıdır.

Müslüman bir yayın kurumu düşünelim… Patronu Nakşî… Genel yayın müdürü Kadirî… Yazı işleri müdürü Risale-i Nur talebesi… Fikir ve sanat seksiyonu şefi Mevlevî… İstihbarat müdürü tarikatsız, sadece Şeriat Müslümanı… Diğer elemanları içinde Süleyman Efendi talebesi, Şazelî, Cerrahî olanlar var…  Öğle ezanı okunuyor, oradakiler hepsi mescide giderler ve beraberce saf olup, imamete en ehil olanın ardında cemaatle namaz kılarlar.

Bu kurumda şu veya bu dinî cemaate, tarikata, hizbe, fırkaya, meşrebe hizmet edilmez; İmana, İslam’a, Kur’ana, Sünnete, Şeriata, Ümmete, İmamete, İslam ahlakına, vatana, millete ve davet açısından bütün insaniyete hizmet edilir.

Bütün İslamî hizmet kurumları böyle olmalıdır.

Meşreb holiganlığı bir tür ırkçılıktır.

Bizim tarikattan, bizden diye ehliyetsiz bir elemana iş vermek ırkçılıktır.

Bütün islamî hizmetler Ümmet birliği şuuru içinde görülmeli, yapılmalıdır.

Bizim meşrepten veya cemaatten olmayan Müslümanları ötekileştirmek cahiliyet zihniyetidir.

İslam’da holiganlık, militanlık ve fanatizm yoktur.

Emanetler yani başkanlıklar, hizmetler, vazifeler, memuriyetler, müdürlükler, işler sadece ehil ve layık olanlara verilmelidir.

Bu kardeşimiz bizden, işi ve maaşı ona verelim diyerek ehliyetsiz bir kimseye iş vermek hıyanet olur, İslam’ı içinden yıkmak olur.

İslam’da çeşitlilik vardır. Bir kurumda, bir hizmette çeşitli meşreplerden Müslümanlar ahenk içinde çalışabilmelidir.

Sahih imanı olan, beş vakit namazı kılan, Ümmet birliği ve İmamet şuuruna sahip bulunan, ehliyetli, liyakatli, ahlaklı, ihlaslı, faziletli her Müslüman (tarikati, meşrebi ne olursa olsun) bizdendir.

 

(İkinci Yazı)

H a y a l l e r

ÖNCELİKLE bütün Ehl-i Sünnet Müslümanları tek bir Ümmet olmalı***Bu Ümmetin başında ‘âdil, râşid, muktedir, müdebbir, dahi (keskin zekalı, Şeytana pabucu ters giydirecek) bir İmam bulunmalı***Mü’minler bu zata biat ve itaat etmeli***Ümmetin gerçekten âqil ve hikmetli üyelerden oluşan Şûra Meclisi bulunmalı***Ümmet işleri ehil ve mu’temen kimselere danışılarak görülmeli***İcazetli ulema ve fukaha yetiştiren İslam Medreseleri açılmalı***Sağlam ve güçlü Tevhid, Kur’an, Sünnet, Şeriat eğitimi verecek mektepler açılmalı***Birbirinden kopuk bin parçadan oluşan İslam Protestanlığı kaos ve anarşisine son verilmeli***Halkın en az yüzde doksanı namaza başlatılmalı***Farz namazlar camilerde büyük cemaatlerle kılınmalı***Mihraplara, minberlere, kürsilere; icazetli, ehliyetli, karizmatik, etkili ulema  konulmalı***Yakında veya uzaktaki bir İslam ülkesi ile federatif bir şemsiye altında birleşilmeli ve İslam birliği yolunda ilk adım atılmalı***Tasavvuf tarikatları açılmalı ve bunların bazısı Şeyh Şâmil zamanında olduğu gibi müridizm  teşkilatı ve ordusu haline getirilmeli***Medya ve bilhassa tv’ler zabt u rabt, disiplin altına alınmalı***Yoğun bir halk eğitimi ile ahali ıslah edilmeli***Ülkenin şeffaflık, temizlik, ahlak, fazilet notu birkaç sene içinde  en az, 10 üzerinden 7’ye çıkartılmalı***Dünyanın her ülkesinden Türkiyeye beyin gücü ithalatı yapılmalı***Geri zekalıların ve kötü niyetlilerin Ümmet, ülke, devlet işlerine karışması mutlaka önlenmeli***Kokuşma mutlaka önlenmeli***İdam cezası geri getirilmeli***Başta uyuşturucu tacirleri, rüşvetçiler, soyguncular kesin şekilde tenkil edilmeli, tepelenmeli***Lüks, israf, sefahat, her türlü beyinsizlik, aşırı tüketim, saçıp savurma önlenmeli***İnsanların gizli özel hayatlarına karışılmamak şartıyla ahlak polisi kurulmalı***Müstehcen yayınlar, seks köleliği, kadın ve kızların rahatsız edilmesi önlenmeli***Bu maksatla onların rahatça, huzur içinde seyahat edebileceği  otobüsler, vagonlar, ayrı bölümler bulunmalı***Süper zekalı, yüksek kabiliyet ve istidat sahibi gençlere özel mekteplerde süper eğitim verilmeli***Kötülük, zulüm, haksızlık yapmayan herkes güven ve huzur içinde yaşayabilmeli***Nüfusu en az bir milyon olan Kripto Yahudiler ve yine en az bir milyon olan Kripto Haçlılar konusunda âdil ve insaflı bir çözüm bulunmalı***Ülkede, düşmanların bile üstünlüğünü kabul ve tasdik edecekleri, bütün İslam dünyasına ve insanlık âlemine örnek ve model olacak bir sistem kurulmalı***Baştaki İmam, Hz. Ömer gibi yaşamalı***Dünyanın sıkıntıya, zulme, baskıya uğrayan bütün seçkinleri Türkiyeye hicret etmeli***Din konusundaki bütün holiganlıklara, militanlıklara, fanatizmlere, tekelciliklere son verilmeli***İnşaata, yapıya, meskene, arsa spekülasyonlarına dayalı çürük iktisat sistemi değiştirilip, Güney Kore gibi yerli ve millî otomobile, elektroniğe ağırlık verilmeli***Tarım arazileri korunmalı***Lâlecilikte, çiçekçilikte, fidancılıkta Hollandanın önüne geçilmeli… (Ve daha nice maddeler…)

25.09.2014

 


_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz ama işte çokta muzip espri yapıyorum oda gülüyor işte şimdi burda ben gülldürdüm muhbiri oda yazar gülmekmi lazım diyor tiyatro diyor bende tiyatrocu gibi işte anlayın orda ben dıramada yaptım işte onuda almış ilk yazıda şimdi bu olayda not düşüyüm kanal7 de  deli deli küpeli diye bir filimde yayınlandı kemal sunalın ben çok muzip güldürürsem bu filim kesinlikle ertesi gün yayınlanır kemel sunlaın filimi  hatta not atlamışım açık mekende yaptım bu olayı muhbirle yazar ilk yazısında bakın açık mekenda diyor yazar ordaki olaya yorum getirmiş işte amaçaları eğitmek ya toplumu 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hayatın Tiyatrosu
Mehmed Şevket Eygi
24 Eylül 2014 Çarşamba 00:10

Tiyatro iki ana bölüme ayrılır.  Kapalı mekanlarda veya açık mekanlarda oynanan edebî eserler… Bir de gerçek tiyatro vardır, hayatın kendisidir.

Edebî tiyatro eserlerinin şaheserleri vardır, iyileri kötüleri vardır, berbatları vardır.

Gerçek tiyatrolar da böyledir.

Bugün Türkiye sahnesinde oynanan tiyatro, bence hiç de kaliteli değil.

Trajediyse kıymetli ve vasıflı olsun, komediyse yine kıymetli vasıflı olsun.

Türkiye’de oynanan gerçek tiyatro trajedi midir, komedi midir, belli değil…  Ağlamak mı lazım, gülmek mi, insan kestiremiyor.

Japonların sekiz saatten fazla süren klasik tiyatroları varmış…

Bir kere bizde oynanan piyesin üslubu hiç edebî değil.

Aktörlere ne dersiniz?

Sahnelerin dekoru?..

Nerede Shakespeare’in Hamlet’i, nerede bizim Hamlet’ler…

Hamlet’teki en önemli ve meşhur iki cümleden biri şudur:

Something is rotten in thestate of Denmark.

Bizim Hamlet’te böyle bir cümle  yok.

İkinci cümle:

To be or not to be, that is thequestion.

Bu da yok bizim metinde.

Çocukluğumda taşrada bir panayır tiyatrosu Hamlet’i oynamıştı. Şaheserin ırzına geçmişlerdi.

Hamlet birinci sınıf bir eser… Oyuncuları da birinci sınıf olmalı.

Bitmedi… Seyirciler de birinci sınıf olacak ki, tadından yenmesin.

Bizim sahici tiyatro pek grotesque…

Şimdi kaçıncı sahnedeyiz, bu ne bitmez oyundur böyle.

Şaban filmleri gibi…

Vodvilin en aptalcası ve eblehçesi…

Tosun Paşa… Telli Oğulları… Zilli oğulları… Yeşil Vâdi… Ah Yeşil Vâdi… Halide Pişkin… Hamamda karıların kavgası…

Telli Oğulları ile Zilli Oğulları Yeşil Vâdi’yi bir türlü paylaşamıyor.

Üç bin sekiz yüz yetmiş birinci sahne miydi neydi, Taksimde Gezi savaşları yapılıyordu. Aman ne savaş ne savaş…

Bizim piyesin Davalaciro’ları yaman mı yaman.

Gemi fırtınalar içinde dalgaları yara yara bata çıka ilerliyor.  Davalaciro kaptan köşkünden haykırıyor:

“Öyle bir şiddet-i tasmim ile çıktım ki yola, karşıma senk-i mezarım çıksa dönmem…”

Kaçıncı sahneydi, numarasını unuttum, birden bir patlama oldu, yerin dibinden üç yüz küsur tabut çıktıydı. Tam bir haile.

Beddualar, gök gürültüleri, şimşekler… Şiddetli bir yağmur… Denizde fırtınalar hortumlar… Dalgalarla boğuşan geminin camları kırılıyor, yolcular ciyak ciyak bağırıyor…

Yahu bu ne bitmez tükenmez oyundur bu.

Bu tiyatroyu hiç mi hiç sevmiyorum.

Trajedi olması fark etmez, keşke kaliteli, edebî bir şey olsaydı.

Tiyatro sanatı bakımından pek değeri yoktur ama Namık Kemal’in Vatan veya Silistre’sini bu oyuna tercih ederim.

Bizim oyun 1299’da küçük bir beylikte başlıyor. Akıl almaz bir şekilde bir cihan devleti kuruluyor; yükselmeden sonra duraklama, gerileme, batış… Cumhuriyet kuruluyor, çıktık açık alınla on yılda on savaştan, dağ başını duman almış, yurtta sulh cihanda sulh… Bir masa, billur karafta rakı, mezeler barbunya pilaki yalancı dolma beyaz peynir tarator kavun, bizim mestler uygarlık sohbeti yapıyor… Cumhuriyetin 91’nci yılındayız. Oyun devam ediyor.

 

(İkinci Yazı)

Başı Açık Namaz Kılma Bid’ati

Hatırlıyor musunuz bundan birkaç yıl önce reformcular, light ve ılımlı İslamcılar camileri sandalyelerle, taburelerle, sinema koltuklarıyla doldurma kampanyası başlatmışlardı. Bereket versin, o tarihlerde Diyanet Fetva Heyeti bu bid’atin aleyhinde fetva vermiş, camilerimizin kiliseleştirilmesini frenlemişti.

Secde edemeyecek derecede özrü olanlar yerde oturarak ve secdeyi ima ile yaparak pekâlâ namazlarını kılıyorlardı, bu tabure ve sandalya işini kimler çıkartmıştı?  Bu bid’at rastgele mi çıkartılmıştı, yoksa planlı mıydı?

Camileri erkek Müslümanlarla doldurmayı hatırlarına getirmeyen birtakım feministlerin, camileri kadınlarla doldurmak istemeleri de başka bir bid’attir. Ehl-i Sünnette kadınların vakit namazlarını evlerinde kılması efdaldir. Onlar sanki bunu bilmiyorlar mı?

Birkaç yıldan beri başı açık namaz kılanların sayısı artıyor.  Halbuki Müslüman erkeklerin namazda başlarının takke, sarık, arakiye veya buna benzer bir serpuş veya örtü ile kapalı olması hem sünnettir, hem de edebtendir.

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle namaz kılınız” buyurmuşlardır.

Efendimiz, hayatı boyunca (hac ve umre kıyafeti dışında) bir kere bile başı açık olarak namaz kılmamıştır.

Başı açık namaz kılmak kesinlikle bid’attir.

Efendimizin Sünnetini hafife almak, umursamamak küfre kadar gidebilecek bir laubalilik ve saygısızlıktır.

Hiçbir Ehl-i Sünnet Müslümanı bu Sünneti ihmal ve terk etmemeli,  namaz kılarken daima bu edebe riayet etmelidir.

Bu konuda en büyük vebal Diyanete aittir. Başkanlık imamlara talimat verse ve her Cuma hutbesinde namazda başın kapalı olması gereğini cemaate bir iki cümle ile hatırlatın dese bu Sünnet ihya edilmiş olur.

Sünnet düşmanı bazı reformcular takke makke ile ilgilenmezler. Onların özel misyonu vardır. Ehl-i Sünneti yıkmak, yerine ılımlı light Fazlurrahmanî Mutezilî bir İslam getirmek.

Camilerde, şurada burada cemaatler görüyorum. İmamın başı açık. Mecburen o cemaate katılmıyorum. Lakin imamın başında takke varsa katılıyorum.

Kaç kere yazdım, İnternette Çin Müslümanları ile ilgili görsellere bakınız. /China Muslims Eid Prayer/ diye yazarsanız hemen çıkar. Cemaatin bir kısmı taylasan sarıklıdır, bir kısmı ise takkelidir. Bir tek takkesiz yoktur. Şayet istisnâî olarak takkesiz birini görürseniz yabancıdır.

Bazı cemaat ve tarikatlar bağlılarına baş açık namaz kıldırtmıyor, onları tebrik ediyorum. Bazıları ise bu konuda tehâvün gösteriyor. Onlara da teessüf ediyorum.

Geçen gün üç kişi ile birlikte sabah namazına gittik. Üçünün de cebinde takkesi yoktu. Takkeleri yoktu ama cep telefonlarını canları, ruhları gibi yanlarına almışlardı.

Cahillik ve ihmal dolayısıyla başı açık namaz kılanların yanında bir de inadına başlarını açık bırakanlar var. Bu ikincilerin durumu kötüdür. Mutlaka uyarılmaları gerekir.

Bundan sonra, Osmanlıca öğrenmemekte ısrar ve inat eden ve namazda başlarını örtmemekte direnen gençlerle konuşmayacağım. Tabiî ki, önce bilgilendireceğim, nasihat edeceğim, uyaracağım, aydınlatacağım… Islah olmazsa ne halleri varsa görsünler.

Başı örtülü namaz kılmak çok kolay bir sünnettir. Bunu hayata uygulamayanda hayır yoktur.

Hiçbir Ehl-i Sünnet Müslümanının, namazda başını örtüp örtmemek konusunda tercih=seçim  hakkı yoktur. Fıkıh ne diyorsa o yapılacaktır.

Halkı dinî konularda uyarmayan, aydınlatmayan, bilgilendirmeyen sorumlulara ve vazifelilere teessüf ediyorum.

Çin Müslümanları Mao Deccalı silindirinin altında kaldılar ama şu anda hepsi başı takkeli veya sarıklı namaz kılıyor. Bizde ise sünnetlere ve edeplere büyük ölçüde riayet edilmiyor.

24.09.2014

 


____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuştuk işte karşılaşınca konu açıldı yazarın 1 nolu yazısındaki olay şehrin betona dönüşmesi çiçekler işte ağaçlar yeşillikler işte bunları istanbuldan örnek vermiş 2 nolu yazı sokaklardan bahsettik işte oda var sonra kendi görüşlerini katmış 3 nolu yazı parklardan bahsettik onuda almış   4 nolu konuda bana gel dedi muhbir çay .içelim soğbet dedi onuda almış kendisi olayı farklı anlatmış yrumunuda katmış  5 nolu yazıda ben bit pazarından bahsettim onuda kendi yorumuyla yazmış 6 nolu yazıda bit pazarının devamı 7 nolu yazı 9 nolu yazıda benim 12 nolu yazıda orda geçti kaldırım taşları 13 nolu yazıda yıkılacak evler 15 çiğ börek konusu oda bizim konuşmamız 16 nolu yazıda kepek ekmeği konusu beyez ekmek sonra hep kendi yorumunu katmış işte 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Sur içi İstanbul ile İlgili Bazı Projelerim
Mehmed Şevket Eygi
22 Eylül 2014 Pazartesi 00:18

İstanbul artık tek bir şehirden ibaret değil. Büyüdü, büyütüldü, belki yirmi şehir yan yana geldi. Bu yazımda asıl İstanbul olan tarihî yarımada ile ilgili bazı projelerimi sunuyorum.

1. Şehrin büyük kısmı iğrenç beton yığınlarından oluşuyor. Yan yana, çoğu iğrenç, bir kısmı çirkin, birkaç tanesi de güzel binalar. Şehri yatay olarak yeşillendirmek mümkün değil artık. Elden geldiği kadar, binaların çirkinliğini, tırmanan bitkilerle güzelleştirmek gerekir. Mor salkımlar, boru çiçekleri, tırmanan güller, sarmaşıklar. Dünyada böyle bir akım var. Tarihî İstanbul’da da birkaç güzel örnek gösterilebilir. Meselâ Sultanahmet’te Adliye sokağındaki İmparatoriçe Zoe butik otelinin cephesini kaplayan o şahane mor salkım... Bunu başarabilirsek şehrin çirkinliğini, monotonluğunu, betona esaretini tâdil etmek, telâfi etmek mümkün olur. Lâkin bu söylediğim iş normal bahçecilik parkçılık metot ve zihniyetiyle olmaz. Bazı yerlerdeki kaldırımlara bakınız, yalap şalap döşenmiş, karolar kırılmış, yağmur yağdığı zaman altında biriken sular taşın üzerine basıldığında etrafa sıçrıyor. Doğru dürüst kaldırım yapamayanlar şehri dikey usûl yeşillendiremez, çiçeklendiremez, güzelleştiremez.

2. Sur içinde, Ayasofya’nın arkasındaki Soğuk Çeşme sokağına benzeyen otuz kırk kadar Türk - Müslüman sokağı olmalıdır. İki tarafında cepheleri ahşap kaplı, saçaklı, tepe pencereli evler. Bu evlerde medenî, görgülü, İstanbul kültürlü aileler oturmalıdır. Çelik Gülersoy, Soğuk Çeşme sokağını yaptıysa, ondan daha fazla imkâna sahip olanlar niçin buna benzer başka sokaklar yapamasınlar? Böyle sokaklardaki evlerin projeleri dünya çapında büyük mimarlara hazırlatılmalıdır.

3. Sur içi İstanbul’unda en az 10 adet Gülhane Parkı’na benzeyen yeşil alanlar, korular, parklar yapılmalıdır. Rantçı zihniyete bunu anlatamazsınız. Onlar boş alanlara ne yapılmasını ister? Gökdelenler, AVM’ler, stadyumlar… Avrupa’da bütün medenî ülkelerin başkentleri, diğer büyük şehirleri parklarla, bahçelerle, korularla, göllerle süslenmiştir. Bendeniz Hannover’de yaşarken o yemyeşil şehrin parklarına giderdim. Huzur, sükûnet, mutluluk… Ağaçlarda sincaplar… Kuşlar bazı ihtiyarların avuçlarındaki yemleri yemeye gelirdi.

4. Şehre 1960’ların Beyazıt’taki Marmara Kıraathanesi gibi hem çay içilen, hem de kültür soluklanılan mekânlar kazandırılmalıdır. Gidiyorsunuz bazı üstâdlar, ağabeyler, yazarlar, akademisyenler gelmiş. Hem çay içiyorsunuz, hem onların sohbetlerinden yararlanıyorsunuz. Bu mekânlar on sekizinci yüzyıl İstanbul’undaki kahvelerin, Batılılar tarafından yapılmış gravürlerine bakarak hazırlanabilir. İstiyorum ama oraları şenlendirecek üstâdlar, yazarlar, edepli dinleyiciler bulunabilir mi? Bu konuda şüpheliyim. Yine de denenmeli. On dokuzuncu asrın sonunda meşhur gazeteci Üstâd Ahmed Mithat Efendi köprüdeki iskeleden kalkan yandan çarklı vapurla Beykoz’daki yalısına giderken vapurun arka tarafı küçük bir akademi oluşurmuş. Efendiden insanlar, kültür meraklısı gençler, toplanırlar Üstâd’a sorular yöneltir, sohbetinden istifâde ederlermiş.  Marmara kıraathanesini hasretle anıyorum. Böyle bir mekân olsa ben de arada bir giderim.

5. Sur içi İstanbul’unda dünyanın bütün medenî şehirlerindekilere benzer bit pazarları kurulmalıdır. Sakın bit pazarı sözüne gülmeyin. Bit pazarında bitten başka her şey bulunur. Berlin’de Başbakan Madam Merkel’in evine çok yakın bir yerde bit pazarı kuruluyormuş ve o güçlü devletin güçlü hükümet başkanı, “Kaldırın bu pis sergileri” demiyormuş. Dünyanın en büyük bit pazarı İspanya’nın başkenti Madrid’de kurulur. Üç yüz küsur sabit dükkân, yedi yüzden fazla sergi… İnternetten İngilizce, Fransızca, Almanca kelimelerle bit pazarı diye arayın, ne fotoğraflar göreceksiniz. Bendeniz zaman zaman Dolapdere’dekine gidiyor, kitap antika eşya topluyorum. Geçen ay evde üzerinde balık resmi olan bir porselen tabağım kırılmıştı. Onu telâfi etmek için Kasımpaşa Dolapdere’deki İki çan kuleli Rum Kilisesi civarında kurulan bitpazarına gittim. Bir sergiden elle boyanmış yedi Japon tabağı aldım… Bu arada, Şişli Belediyesi’ni, pazar günleri Dolapdere’de kurulan bitpazarına izin verdiği için tebrik ediyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. Bitpazarlarını bitli zanneden belediyeleri de kınıyorum. Madrid’de ve bütün medenî şehirlerde oluyor da, İstanbul’da niçin olmasın?

6. Sur içi İstanbul’unda büyük bir bina içerisinde, Türkiye’nin her yöresinde üretilen geleneksel el sanatı veya zanaatı ürünlerinin satıldığı bir çarşı oluşturulmalıdır. Kütahya çinileri her yerde bulunuyor… Lâkin bazı sanat veya zanaat ürünleri bulunmuyor. İşte bunların dükkânları olmalı. Kınık çömlekleri, ahşap üzerine oymalar, el dokuması kumaşlar havlular, boynuzdan yapılmış eşya, yumuşak volkanik taştan yapılmış figürler, neler neler… Devlet bunlardan vergi almamalı… Yerli halk, bunlara pek rağbet etmez, buralara turistler, turlar halinde getirilmeli. Önemli bir husus da şu, birtakım alavereci dalavereci kimseler buralardaki dükkânları kapıp hava parasıyla devretmek isteyeceklerdir. Bu haşarata da imkân verilmemelidir.

7. Dalan zamanında 1985’te Eminönü’nden Ayvansaray’a kadar sahildeki binaların tıraşlanması, yok edilmesi çok yanlış oldu. Bu sahile tek katlı binalar, tesisler kondurulmalıdır. Kafeler, restoranlar, küçük çarşılar, bedestenler… Ayvansaray’daki ahşap tekne tersaneleri canlandırılmalıdır.

8. Sur içinde klasik bir Türk evi yapılmalı, döşenmeli ve müze olarak halka ve turistlere açılmalıdır. Biz Osmanlıların torunları olduğumuzu iddia ediyoruz ama mekân konusunda gerçekten çok kötü durumdayız. Bülbülüz diyoruz, karga yuvalarında oturuyoruz. Böyle bir müze açılırsa, gençliğin bir kısmı belki gezer, ibretle bakar da ilham alır.

9. Şehrin büyük kısmı otomobil trafiğine kapatılmalıdır.

10. Bakü’de olduğu gibi caddelere zeytin ağaçları dikilmelidir.

11. Yeterli sayıda camiye bağlı kültür merkezleri, sanat atölyeleri olmalıdır.

12. Yaya kaldırımları en az yüz sene dayanacak şekilde estetik taşlarla sağlam şekilde kaplanmalıdır.

13. Eminönü’nden Ayvansaray’a doğru giderken yolun sol tarafında bir yığın harap, çürük çarık, ha yıkıldı ha yıkılacak binalar vardır. Bunların yerlerine güzel binalar yaptırılmalıdır. Balat’ta Yahudi hastanesinin karşısında harap bir eski zaman binası vardı. Restore edildi, ne güzel oldu. Bütün binalar böyle olabilir. Bizde niçin bu niyet, bu irâde, bu kültür yok?

14. Sur içi tarihî İstanbul bir huzur, sükûn, saadet, kültür, sanat, medeniyet mekânı hâline getirilmelidir.

15. Şehremini’nde Odabaşı Camii’nin arka tarafında Kırım kökenli vatandaşlarımızın çalıştırdığı bir çiğ börek dükkânı var. Son gittiğimde bir börek 1 liraydı. Bendeniz 3 börekle çok iyi doyuyorum. Yanında 1 liralık ayran, yekûn 4 lira. Sur içi İstanbul’unda yüzlerce çiğ börekçi olmalı. Öğrenciler, dar gelirliler çok ucuza karnını doyurabilmeli. Bunlar teşvikle olur… Aksaray’la Kumkapı arasında beş altı Uygur lokantası açıldı. Havuçlu etli Özbek pilavı, buharda pişirilen, içinde satırla dövülmüş et bulunan Özbek mantısı, etli samsa böreği ve daha neler neler… Kumkapı Nişancı Camii’nin yakınındaki Mihman lokantasına arada bir gidiyorum. Yemekler nefis, fiyatlar mâkûl… Yurdun her köşesinden farklı lezzetler sunan lokantalar açılmalıdır. Kebap ve lahmacun kültürünün yanında biraz da öteki yemek kültürleri olmalıdır. Son yıllarda birkaç Filistin lokantası açıldı. Birkaç ay önce dostlarımla birlikte, Fatih Kıztaşı Caddesi’ndeki böyle bir lokantaya gidip felâfil yedik. Ülkemizde 1 milyon Suriyeli mülteci var. Birkaç yüz Suriyeli lokantacıya imkân sağlansa, işyeri açtırılsa hayata yeni bir çeşni ve lezzet katılmış olur.

16. Devlet mi, Kültür Bakanlığı mı, Belediye mi, bazı vakıf ve cemaatler mi yapar?.. Sur içi İstanbul’una binlerce camekânlı kültür köşesi yapılmalı; bunlarda çok meraklı, çok faydalı resimler, fotoğraflar, özlü bilgiler paylaşılmalı. Halk ve gençlik aydınlatılmalı, yönlendirilmelidir.  Bu camekânlara siyaset girmeyecek, partizanlık girmeyecek, ideoloji ve cemaatçilik girmeyecektir. Kolay iş demeyin. Söylemesi, teklif etmesi kolay, yapması çok zor. Bu konuda bir teşebbüs olursa fikri ortaya atan bendeniz olduğum için sorulursa bir rapor yazar gönderirim, hattâ teşhir edilecek malzeme de yollarım. Zamanımızda halkın çoğu kitap okumuyor, televizyonlardan bir şey öğrenemiyor. Bari, (bakarlarsa) böyle camekânlardan faydalansınlar. Buralara konulacak yazılardan biri şu olmalıdır: “İçinde hiç kepek olmayan beyaz, bembeyaz, en beyaz ekmek tüketmek uzun vadeli bir intihardır. Vatandaş, sağlıklı yaşamak istiyorsan içinde katkı maddesi ve boya bulunmayan kepekli ekmek ye…” İster misiniz fırıncılar buna isyan etsinler?

17. İSMEK kurslarında geleneksel millî sanatlarımızı öğrenen ve ürün veren sanatkârlarımızın eserlerinin satılacağı en az beş dükkan açılmalıdır. Şehrin her yeri Çin eşyalarıyla dolu, bunların içinde sanatlı veya yarı sanatlı olanlar da var, ama bir tek İSMEK dükkanı yok. Olacak şey değil!.. Bu dükkânlardaki ürünler mâkul fiyatlara satılmalıdır. Çinli, seramik, porselen veya topraktan demlik yapıyor, İstanbul’da 5-10 liraya satıyor. Biz onun kadar güzel ve mükemmel olmayan eserlerimizi 50 liraya 100 liraya satmaya kalkarsak elbette alıcı bulamayız.

18. Yavuz Sultan Selim, Tebriz’i fethettiğinde oradaki sanatkârların bir kısmını İstanbul’a göç ettirmiş böylece şehrin kültürüne, medeniyetine, sanatına ilâvede bulunmuş. Günümüzde dünyanın her yerinden sanatkârlar İstanbul’a çekilmelidir. Başta Suriye… Irak… Azerbaycan… Afganistan… İran… Çin… Hindistan… Afrika ülkeleri… İstanbul’da el yapımı kağıt atölyeleri, sanat eseri çömlek ürünleri veren yerler, el dokuması tezgâhları, fes, arâkiye, takke… Tahta oymacılığı… Bunlara benzer yüzlerce atölye açılmalıdır. Turistlere mâkul fiyatlarla hatıra eşyası ürettirilmelidir. Arkeoloji müzelerindeki elli kadar çok enteresan eserin replikaları yapılmalı, bunlar özel metotlarla eskitilmelidir. Turistlerin gezdiği yerlerde çok sıkı, disipline tâbi olmak üzere bu eserler katlanır masalar üzerinde teşhir edilip, satılmalıdır. Bu işlere rüşvet, alavere dalavere, şehir eşkıyalığı karıştırılmamalıdır.  Bu sergilerde yabancı ülkelerden, Çin’den Hindistan’dan getirilen kaliteli veya kalitesiz pashmaniler satılmamalıdır. İstanbul’da halen faaliyet gösteren güçlü bir meydanlar mafyası vardır. Böyle işleri hemen kontrolü altına almak isteyecektir, buna da meydan verilmemelidir. Vatandaş emekli olmuş, ayda eline 900 lira geçiyor. Geçim sıkıntısı çekiyor. Böyle masalı bir sergi kurduğu takdirde ayda 600 lira ek gelir elde edecek ve geçimi düzelecek. Böyle mütevazı ticaretler… Hinoğlu hin, sergi kuracak, voliyi vuracak. Bu proje bu ikinci kafayla yürümez.

19. Sur içi İstanbul’unda en az on beş milyon kitaplık dünya çapında bir kütüphane ve bilgi merkezi kurulmalıdır. Dünyada İstanbul ile ilgili ne kadar kitap, broşür, ilmî makale, afiş basılmışsa, resim yapılmışsa, sanatlı fotoğraf çekilmişse, İstanbul ile ilgili ne kadar belge ve doküman varsa hepsinin asılları veya mikrofilmleri bir araya getirilmelidir.

20. Eminönü’nden Eyüp’e kadar tramvay hattı döşenmelidir.

21. Haliç’te nostaljik yandan çarklı turistik bir vapur işletilmelidir.

22. Sur içinden çıkacağız ama şu hususu da kayd etmeden geçemeyeceğim: Vaktiyle o semtte deniz kenarında, gözlere bakma ve görme zevki veren, bugün sadece gravürleri kalan  o şahane yalı da ihya edilmelidir. Bina okul, üniversite, sanat merkezi olarak kullanılabilir. Turistik otel olacaksa, bölgenin kutsallığı dolayısıyla içki satılmamalıdır. Sarayburnu’ndan Ayvansaray’a kadar sahile böyle birkaç yalı kondurulmalıdır. Eski gravürlerden ilham alınabilir…

22.9.2014

 


___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 deşifre olduğunu bilmeyen muhbirle konuşuyoruz işte konu itikat konusu açıldı ordan biri manyak manyak konuşuyor işte bende yapılacak ilk iş itikatı inaçları tahsis etmektir dedim yazar bunu ilk yazıda parentez içinde belirtmiş sonra yazarın birinci yazıdaki çoğu konuşma mantığı ordaki konuşmalar ayrı ayrı ben yazmıyım biz konuştuk yazar olayı biraz daha açmış neyse ikinci yazı var yazarın eğitim konusunu bahsehtik onuda ilk başlıkta almış kendi yorumlarını katmış ben milli kimlik dedim onuda oraya sıkıştırmış sonra hukuk ve adalet dedim onuda başlık yapmış kendi yazısı işte konuyu açmış neyse eses benim konuşmam iç barış ve toplumsal mutabakat işte ordaki hepsi benim konuşmam 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Kösler Çalsın
Mehmed Şevket Eygi
21 Eylül 2014 Pazar 00:00

ALLAH’ın selamı, rahmeti, bereketi, koruması üzerimize olsun… Söze başlamadan önce Müslümanların büyüklerinin ve küçüklerinin ellerinden öperim…

Büyük âhir zaman hadiselerinin arefesindeyiz…  Gaflet karanlıklarında kalmış olan kardeşlerimizi uyarmalıyız.

Yapılacak ilk iş itikadını (inançlarını) tashih etmektir.

İkinci iş, beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır.

Namaz ihlasla, sırf Allah rızası için kılınmaz, içine riya karıştırılırsa kabul edilmez.

Diğer ibadetler de böyledir.

Hayır hasenat, cihad, ilim öğrenip öğretmek, halkı uyarmak hep ihlasla olmalıdır.

Dini ticarete, benliğe, siyasî veya şahsî menfaat ve prestije alet edenler ihlaslı değildir.

Bütün Müslümanlar yangın, zelzele, savaş, âfet, salgın hastalık, açlık kıtlık zamanlarında yapılacakları bildiren talimatları nasıl öğrenmekle yükümlü iseler;  âhir zaman fitneleri gelip çatınca yapılması gereken vazifeleri de iyice öğrenmelidir.

Ey haram yiyenler, uyanın uyanın!

Ey namazları yitirip şehvetlerine uyanlar, uyanın!

Ey riba alanlar ve verenler, uyanın!

Ey bir tek Ümmet haline gelemeyen

Müslümanlar!

Ey boyunlarında biat ve itaat bağı olmayanlar!

Ey cahiller, ey gafiller, ey fâsık-ı mütecahirler!

Ey birbirlerini sevmeyen, desteklemeyen mü’minler!

Ey emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını tâtil edenler!

Ey İslam, Kur’an, Peygamber ahlakını ayaklar altına alanlar!

Modern Hülagû çerilerinin ayak seslerini duymuyor musunuz?

Onlar sizi yok etmek için geliyorlar?

Terör merör bahanedir, onlar İslam’ı ve Müslümanları istemiyor.

Müslümanlar!.. İş işten geçmeden uyanınız. Kur’an’ın, Sünnetin, Şeriatin, İslam ahlakının gölgesi altına giriniz.

Siyasî holiganlıklar bitsin artık…  Cahillikler gitsin, ilim ve uyanıklık gelsin… Tefrika ve çekişme gitsin, ittihad ve vifak gelsin… Husumetlerin yerini muhabbet alsın… Nifak gitsin, ihlas ve samimiyet gelsin…  Lüks, israf, gösteriş gitsin; tevazu, kanaat, alçak gönüllülük gelsin…

Zina ve riba… Haram yeme… Namazın terki… Paraya ve mala tapınış… Bunlar felaket, azab, zillet getirir.

Azgın, beyinsiz, sapıtmış, şaşkın, facir, fasık toplumların üzerine gökten taş yağar, ateş yağar.

Altın ve gümüşü, doları euroyu lirayı  Allahtan, Resulünden (Salat ve selam olsun ona), Allah yolunda cihattan, ibadetten, faydalı ilim öğrenmekten ve öğretmekten daha fazla sevenler, titreyin titreyin titreyin!..

Ey dünyanın fâni oyuncaklarına mübtela olanlar!.. Ey âhireti unutanlar!.. Ey hesap kitaptan mizandan Sırattan  Cehennemden korkmayanlar!..  Bilmem ki ne zaman uyanacaksınız…

Kösler çalınsın… Münadiler nida etsin… Ayakta uyuyanlar uyarılsın…

Başımıza taş ve ateş yağmadan…

Uyananlara müjdeler olsun…

Uyanmamakta direnenlere eyvah ki eyvah…

(İkinci Yazı)

Çok Önemli ve Hayatî Konular

EĞİTİM: Eğitimin düzgün olması için dört temel şart vardır. *Birincisi: Eğitim sistemi doğru, dürüst, düzgün olacak; millî kimlik ve kültüre hizmet edecek; hem bilgi verecek, hem de ahlak ve karakter terbiyesi. *İkinci olarak da estetik, sanat, güzellik kültürü ve boyutu kazandıracak. *Üçüncüsü: Öğretmenler çok kaliteli olacak. Ülkenin en zeki, ehliyetli, kabiliyetli, liyakatli, idealist, vatansever çocukları öğretmen yetiştirilecek.  Tıp, mühendislik, hukuk, elektronikten önce öğretmenlik tercih edilecek. *Dördüncüsü: Ders kitapları, Almanya’nın, Fransa’nın ve diğer medenî ülkelerininkilerden üstün olacak… Çocuklarına ve gençlerine 1928’den önce basılmış Türkçe kitapları, yine 1928’den önce vefat etmiş atalarının mezar kitabelerini okutamayan bugünkü Kemalist eğitim zavallı ve zararlı bir eğitimdir. Bu eğitim sistemi ile Türkiye intihar etmektedir.

HUKUK ve ADALET: Âdil olmak şartıyla yeterli şekilde cezalandır(a)mayan bir hukuk sistemi, ülkesini yıkılmaya, çöküşe, kaos ve anarşiye mahkum eder.  Dünyanın en büyük mahkeme binalarına, en büyük hapishanelerine sahip olan, halkının yarısı birbiriyle kavgalı bulunan, suçların patlamış olduğu, hapishanelerde yatacak yer kalmadığı bir ülke hukuk ve adalet bakımından hasta demektir. Bugünkü Medenî Kanun ile Ceza Kanunu Türkiye’nin temellerini dinamitlemektedir.

İÇ BARIŞ ve TOPLUMSAL MUTABAKAT: Bu iki değerin yürürlükte olmadığı bir ülke hastadır, çok hastadır. Türkiye’miz bir çeşitlilikler ülkesidir. Bu çeşitliliklerin yüzde 95’i birbiriyle barışık ve uyumlu olmalıdır. Ülkemizde 78 etnik kökene mensup bir çeşitlilik olduğu söyleniyor. Bunlar bir kültür zenginliği oluşturmalı, lakin asla tefrikaya, husumete, rekabete ve çekişmeye yol açmamalıdır. İslam kardeşliği bağı birliğin, ittihadın, tesanüdün, vifakın ana unsuru olmalı; gayr-i müslim azınlıklara da en geniş din, vicdan, düşünce hürriyeti sağlanmalıdır.

LİSAN ve EDEBİYAT: Bir ülkenin, bir toplumun, bir devletin vasıflı ve güçlü olabilmesi için günlük konuşma dilinin yanında, çok zengin yazılı ve edebî lisana sahip olması gerekir.  Liselerinde edebî lisan okutamayan bir eğitim sistemi kısır bir döngüdür.  İngiltere liseleri Shakespeare’yi, Alman liseleri Goethe’yi, İspanyol liseleri Cervantes’i öğrencilerine okutup anlatamazlarsa o kurumlara okul denilebilir mi?  Türkiye’nin bütün lise mezunları edebî, yazılı, zengin Türkçeyi bilmeli ve kullanmalıdır. Türkiye zengin yazılı edebî Türkçeye sahip olmazsa, lise mezunlarına Fuzulî Türkçesini öğretemezse ayakta duramaz.

KADINLAR: Nüfusun yarısı kadınlardan oluşuyor. Kadınları kızları seks ve şehvet köleliğinden kurtarmak gerekir. Eskiden Batı’da da vardı ama onlar büyük ölçüde kaldırdılar; bizim iffet ve namus değerlerimizi korumamız gerekir. Türkiye kültür bakımından Müslüman bir ülkedir, iffet giderse ayakta duramaz. Çok açık yazıyorum: Ülkemizde bugünkü müstehcen, azdırıcı, yıkıcı, ahlaksız, terbiyesiz yayınlar böyle devam ederse pek yakında korkunç bir çöküş olacaktır. Bunun baş sorumlusu da, ellerinde imkan ve hürriyet olduğu halde münker işleri engellemeye çalışmayan Müslümanlar olacaktır. İslamî kesimin bir kısmını da uyarıyorum: Şeytanî tesettür gerçek tesettür değildir. Kur’an’ın, Sünnetin, Şeriatın istediği tesettüre girilmedikçe bu farz yerine getirilmiş olmaz.  Bugün öyle başı örtülüler var ki, başı açıklardan daha fazla erkeklerin şehevî bakışlarını üzerlerine çekmektedir. Okullardaki karma eğitime en kısa zamanda son verilmelidir. İslam, Kur’an, Sünnet ve Şeriat büluğ yaşını geçmiş kız ve erkek çocukların karışık okumalarına izin vermiyor.

(Bu konuda daha yazacak çok madde ve konu var. Bugün bu kadarı yeter…) 

21.09.2014



___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY
mite bilgi akışını sağlayan muhbirlerle ne zaman karşılaşsak sabah bu yazarımızın köşesinde deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir ne oldu dedi bana ne olsun ya dedim adam otuz küsür yaşında kendisinden yaşça büyük birine küstahça utanmadan konuşuyor dedim terbiyesiz dedim işte bu yazarın ikinci yazısında ikinci satırda bu olayıda yazar başlık yapmış GÖRGÜ TERBİYE YERLERE SERİLDİ sonra ben çoçukların eğitimi diye konuştum en sonda analiz etmiş sonra ben bu yazar meil göndercem dedim oda yazar şöyle yazmış köşesinde bir genç bana meil göndermiş diye köşesinde 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Üzgünüm Huzursuzum Kırgınım
Mehmed Şevket Eygi
18 Eylül 2014 Perşembe 00:24

Sabah çayımı içerken bilgisayarda haberleri, yorumları okuyor, resimlere bakıyorum. Sade bir vatandaş olarak içimde büyük bir üzüntü ve öfke var. Kırgınım, kederliyim, huzursuzum, tedirginim.

Ana cadde üzerindeki üst köprü çöküyor, dev rezidansın asansörü düşüyor, yağmur yağınca seller oluyor… Yalova’da, başka şehirlerde su bitiyormuş…  Freni patlayan otobüsler… Bonzai’den ölen gençler… AVM tuvaletinde ırzına geçilen kadın… Hapishanede tecavüze uğrayan çocuk…

Köşe yazarları bir konuyu dile getirmiyor: Ayak sesleri duyulan büyük İstanbul depremi… Asansör kazasında ölen on işçi için çok ağlayanlar, isyan edenler, nedense bir milyon kişinin ölümüne yol açabilecek depremi konuşmuyor.

Yakın zamana kadar agresif muhalefet yapan gazetelerin internet sitelerine bakmıyordum. Artık okuyorum…

Yağcı ve yalaka medyayı takip etmekten vazgeçtim.

Doğruları yazan pembe gazetelere ihtiyacım var.  Pembe gazete hiç yok değil ama yazdıklarının çoğu doğru değil.

Suratlar asık… Kinli ve hırslı gözler kısık… Muhalifler alabildiğine acımasız… Yağcılar alabildiğine meddah…

1961’e dönebilsem, akşam yemeğinden sonra Marmara Kıraathanesi’ne çay içmeye, sohbet etmeye gitsem… Şeyh Muzaffer Efendi, Erol Güngör, Nuri Kayahöyüklü, Ali İhsan Yurt, Mükrimin Halil, Ziya Nur ve ötekiler… Nerelere gitti onlar? Cinnet Müstatili…

Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin

Bülbül hâmuş havz tehî gülsitan harab

Dev İstanbul’da zamanın çarkları çok hızlı dönmeye başladı. Zaman, her yerde aynı hızla akmaz. İstanbul’da fıldır fıldır, kimsenin gitmediği yaylada aheste aheste.

İstanbul civarında kıyıda köşede kalmış kör bir belde kaldıysa oraya göçmeli. Bir yayla da olabilir. Yüksek duvarlarla çevrili bir köy evi. Taşlıktan üst kata çıkan merdiven köhnemiş, basamakları gıcırdıyor.

Kışın büyük ocak yakılabilir. Odun parası fazla tutarmış. Biz zaten yanmışız.

Ezan okununca yakındaki camiye giderim. Namaz bitince, tesbihatı beklemeden eve dönerim. Birkaç meraklı buraya niçin geldin diye sormasın diye.

Haftada bir erzak almak için üç dört bin nüfuslu ilçeye giderim. Bu akşam mönüde tereyağlı tarhana çorbası ve erik hoşafı var. Beğenmediniz mi? Siz şehirde alinazik kebabı, üzerine künefe yiyin.

Yayla evinde semaver kaynıyor. Antika porselen demlikte Yunnan ve Darjeling karışımı çay.

Çayın yanında Proust’un madeleine’lerine benzeyen bisküviler. Yaylada böyle şeyler bulunmaz, Bebekten getirtirim. O kadar lüksüm olsun.

Yitirilmiş zamanı ararken…

Kaptanzade Ali Rıza beyin bir şarkısına bahçedeki kuş refakat eder…

Zamanın çarkları, camilerdeki eski antika saatler gibi ağır ağır gıcırdaya gıcırdaya döner.

Yaylada kışı düşünüyorum. Kar lapa lapa yağar, ben Cenab Şehabeddin’in Elhan-ı Şitasını okurum…Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, eşini gaib eden bir kuş gibi kar, geçen eyyam-ı nevbaharı arar…

Son perdenin son sahnesi:

Koro Nigâr Hanımın “Feryad ki feryadıma imdad edecek yok / Efsus ki beni gamdan azad edecek yok” gazelini şehnaz makamından okur, perde iner. Dışarıda kar sessizce yağmaya devam eder. Zavallı kuşlar…

Âsümandan kelebekler gibi nüzul eden karlar hâmuşâne dembedem ağlar…

 

(İkinci Yazı)

Görgü ve Terbiye Yerlere Serildi

ESKİ İstanbul edebî Türkçesi yerlere serildi. Âdab-ı muaşeret, terbiye, nezaket can çekişiyor.

Otuz yaşındaki genç adam, kendisinden hem yaş, hem de mevki itibarıyla yüksekte olan zata utanmadan “Demin arz ettiğiniz gibi” diyor.

Havalar henüz sıcak, sokaklarda ellerindeki dondurma külahlarını yalayan iyi giyimli gençler, kadınlar, erkekler…

Herkes sokakta, caddede, meydanda, kullandığı otomobilde telefonla konuşuyor.

Bazı gazeteler ve televizyonlar iğrenç müstehcen yayın yapıyor. İdare, yargı, toplum, Müslümanlar tepkisiz.

Bir genç bendenize mail göndermiş, “Sizi filan tarih ve saatte, izniniz olursa devlethanenizde ziyaret etmek istiyorum…” diye yazmış. Böyle yazan genç yüz binde bir çıkar mı? Okullarda niçin görgü dersleri okutulmuyor?

Gençliğin, halkın, toplumun görgüye ihtiyacı yok mu?

Evde sokakta iş yerinde çarşı pazarda her yerde görgü bize çok lazım.

Bir apartman dairesinde geceleyin çok gürültü yapılmış. Komşu dairedekiler yapmayın etmeyin demiş. Kavga çıkmış, şikayetçilerden ikisi öldürülmüş.

Bazıları ailesiyle, cedleriyle öğünüp duruyor. Bunun görgüsüzlük olduğunu bilmiyorlar mı?

Birtakım İslamcıların gemilerinde ne dümen var, ne pusula.

Şu kadın, geçen bayramda güneyde yedi yıldızlı otelde kaldık diye caka satarken hiç utanıp arlanmıyor.

Tanımadığı insanların arasında yediği lüks ve pahalı yemekleri anlatan görgüsüz kişi…

İtalya’dan sonbaharda terzi gelecek, ölçü alacakmış. Bir palto iki bin dolarmış. Bununla öğünen kimse ne kadar beyinsizdir.

Çok pahalı giysilere bürünenlerin sayısı az değil ama gerçekten güzel giyinenlerin sayısı az, pek az.

Adam zengin, büyük bir malikânede oturuyor. Evinde kütüphane yok.

Dinsiz cahil “fiski” içip duruyor.

Sözde dindar cahil geçen umrede Zam Zam Tower otelinde kaldım ve çok Zemzem içtim edebiyatı yapıyor.

İslamcı, muhafazakâr, millî kültür taraftarı ama ömründe bir kere bile Fuzulî ile tanışmamış.

Ramazanda kitap fuarında dokuz yaşında bir kız çocuğuna kitap imzaladım, isminin yanına … hanımefendiye diye yazdım. İnşaallah büyüyünce hanımefendi olur.

Kadınlar kaç kategoriye ayrılır?

Kadın… Karı… Bayan… Hanım… Hanımefendi…

Erkekler: Herif, bay, bey, beyefendi…

Erkek çocuklarımız beyefendi olmalı, kız çocuklarımız hanımefendi…

Toplum efendileşmeli…

Ailede, okulda, çarşıda pazarda çocuklara ve halka efendilik öğretilmeli.

Nereden başlanmalı biliyor musunuz, trafikte yeşil yanınca hemen bir salise bile beklemeden korna çalan görgüsüzlerden 500 lira ceza alınmalı. Gözünün yaşına bakmadan… Singapur’da öyle de bizde niçin olmasın?

18.09.2014

 






____________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle konuşuyoruz işte bana birini sordu bende ha omu dedim haram veya şüpheli gelirlerle bilmem kaç bin liralık lüks ve gösterişli bir otomobil almış kendisi hem sahtekar hemde beyinsi olduğu için ona böyle bir otomobil ile şeref haysiyet fazilet üstünlük olumlu itibar kazanamaycağını anlatamazsınız onu ve otomobili görenlerin kimi haset ediyor kimi gıpta zavallılar işte buraya kadar ilk konuşmam bu yazılar yazarın ilk başlığında yeni nesiller önce evde diye başlıyan yazı da bana ait sonra kadın hakları kadına pozitif ayrımcılık diye mangalda kül bırakmamacasına feryat edenler devletin tc başlıklı vesikalar vererek yapılan işten kdv alarak kapılarına koruyucu polisler bekleterek köleliğin en iğrenci olan sex köleliğine izin vermesini niçin görmüyorlar protesto etmiyorlar islam feministleri hangi deliğe girdi işte bu konuşmamda yazarın köşesinde aşağıya doğru uyuşturucuyu engelliyemiyorlar nerde devlet türistleri kazıklayan mafyalar sonra olay başka konuya geldi peki sence insanımızı nasıl yetiştirmeliyiz dedi bende birka bşey şöyledim bu konuşmayı yazar başlık yapmış ikinci balığı sonra kendi düşüncelerini açıklamış bir kaç da benim konuşmam var ikinci yazıda 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bayağılığın ve Beyinsizliğin Saltanatı
Mehmed Şevket Eygi
15 Eylül 2014 Pazartesi 00:33

HARAM veya şüpheli gelirlerle 250 bin liralık lüks ve gösterişli bir otomobil almış. Kendisi hem sahtekar, hem beyinsiz olduğu için ona böyle bir otomobil ile şeref, haysiyet, fazilet, üstünlük, olumlu itibar kazanamayacağını anlatamazsınız. Onu ve otomobilin görenlerin kimi haset ediyor, kimi gıbta. Zavallılar.

Yeni nesiller önce evde aile içinde, sonra okullarda eğitilir; hem bilgili olurlar, hem da ahlaklı ve yüksek karakterli. Aynı zamanda güzel olurlar.  Bizde güçlü bir aile ve okul terbiyesi var mıdır?

Eskiden Müslüman halk camilerde, bir kısmı ayrıca tekkelerde eğitilir, inceltilirmiş. O da yok artık.

Peki on milyonlarca Müslüman Türkiyeli nasıl adam olacak?

Bu işin çaresini çözümünü reçetesini bile var mı?

Aile terbiyesi kalmadığı, okullar ve eğitim sistemi iflas ettiği,  din,  eğitici gücünü ve fonksiyonunu kaybettiği için ülkemiz bir aşırılıklar yurdu haline gelmiştir.

Siyaset kirlendikçe kirlenmiş, çukurlara düşmüştür.

Yağcılıkların yalakalıkların sonu yok.

Yıkıcı muhalefetin sonu yok.

Azgınlıkların sonu yok.

Beyinsizliklerin sonu yok.

Hırsızlığın, suiistimalin, rüşvetin, irtikabın, haram yiyiciliğin  sonu yok.

Müstehcen yayınların sonu yok.

A’dan Z’ye kadar her şey bozuk.

Sadece trafiğe bakın, başka bozukluk aramaya lüzum yok.

Hukuk sistemi zelzele içinde sarsılıyor.

İnsanlığın bittiği limitlerdeyiz. Yağcılar, yalakalar her şey yolunda, her iş düzgün marşları okurken muhalifler her şey bozuk diye feryat ediyor.

Ortada hayata geçirilebilir derli toplu bir ıslah projesi, plan ve programı yok.

Türkiye’nin uluslararası şeffaflık ve temizlik notu, 5’ten en az 7’ye nasıl yükseltilebilecek? Bu konuda medyamızda, üniversitelerimizde, düşünce dünyamızda bir tek ciddî yazı, rapor, kitap yok.

Kadın hakları, kadına pozitif ayrımcılık diye mangalda kül bırakmamacasına feryat edenler; devletin TC başlıklı vesikalar vererek, yapılan işten KDV alarak, kapılarında koruyucu polisler bekleterek, köleliğin en iğrenci olan seks köleliğine izin vermesini niçin görmüyorlar, protesto etmiyorlar? İslam Feministleri, hangi sıçan deliğindesiniz?

İnternet aleminde dolandırıcılığın, haydutluğun bini bir paraya. Devlet,  zabıta, yargı bunları önleyemiyor.

Uyuşturucu, bilhassa bonzai millî bir afet ve bela halini almış. Neredesin devlet?

Kartal Pendik taraflarında akşam güneş batınca seks kölesi kadınlar bir yerde toplanıp müşteri bekliyorlarmış. Oradan otomobili ile geçen bir vatandaş durumu görmüş, sokaktaki bir kolluk memuruna söylemiş, aldığı cevap şu:  Orası onların normal iş yeridir…

Turistleri kazıklayan taksi mafyasına kim dur diyecek?

Turistlerden, yerli müşterilerden aldığı ücretin iki mislini alan lokantalar varmış. Onları kim hizaya getirecek?

Yahu soruyorum: Türkiyemiz doğrulukta, temizlikte, şeffaflıkta; Danimarka, Yeni Zelanda, İsveç, Norveç, Singapur seviyesine ne zaman çıkacak?

Şu soruyu yüksek sesle ve hep bir ağızdan ne zaman soracağız?.. 1999 zelzelesinden sonra, İstanbul’da ileride olması beklenen depremde halkın çadır kurup barınacağı meydanların yüzde 90’ına binalar, gökdelenler, AVM’ler yapıldı. Allah saklasın bir deprem olsa milyonlarca kazazede nerede barınacak, nereye çadır kuracak, nerede sahra hastahaneleri faaliyet gösterecek?

Ülkemizi niçin Japonya, Güney Kore, Tayvan, Singapur, Almanya, Avusturya, İsviçre, Finlandiya, Norveç ile ve diğer medenî ülkelerle kıyaslamıyoruz?

Beyinlerimizi attık, yerlerine birer bilgisayarlı cep telefonu koyduk.

O kadar beyinsizleştik ki, yahu Güney Kore bu telefonlarını yapıp dünyaya ihraç edip satarken biz niçin böyle aletler yapıp dünyaya satamıyoruz diye sormuyoruz.

Bugünkü yapı sektörü ile bu ekonominin aylakta duramayacağını, ileride korkunç bir çöküş olacağını bu halka kim anlatacak?

Türkiye’nin millî kimliğinin birinci faktörü İslam’dır.  Bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı, ılımlı ve light İslam,  BOP, Fazlurrahmancılık mezhebinin benimsenmesi, sahih hadîslerin AB normlarına ve kriterlerine göre ayıklanması, İslam Protestanlığı, bütün okullardaki mecburî ve aldatmaca  din kültürü dersleri  ile Türkiye’nin çökeceğini bu beylere nasıl anlatacağız?

Ülke olarak bizim IQ’muz kaçtır?..

Türkiye’nin bugünkü eğitim sistemi ve okulları ile bu ülke ayakta durabilir mi?

Türkiye’de, adaleti ve güvenliği sağlayacak bir hukuk sistemi, bir yargı var mıdır?

Bunca haksızlık, yolsuzluk, yanlışlık karşısında dilsiz şeytanlar gibi susanlarla felah, necat, kurtuluş, selamet ufuklarına koşabilir miyiz?

Ey aklı çalışanlar, ey ziyalılar, ey yeterli kültür ilim irfan sahipleri, ey basiretliler, ey hikmet ve vicdan ıssı olanlar, ey sorumlular, ey vebal altında olanlar!..

Ey Müslümanlar!..

Ey ülü’l-ebsar!..

Eyvah eyvah eyvah!..

 

(İkinci Yazı)

İnsanlarımızı Nasıl Yetiştirmeliyiz?

İNSANLARIMIZI öyle yetiştirmeliyiz, eğitmeliyiz, medenîleştirmeliyiz ki:

1. Beyninde, aklında, havsalasında, zihninde aynı anda en az on çok önemli,  yirmi beş orta derecede konuyu, meseleyi, gündem maddesini birlikte bulundurabilsin, geniş ufuklu, medenî olsun. Şifahî kültürlü, geri zekâlı olmasın.

2. Tek konuya kilitlenmesin.

3. Dedikodu magazini kültürüne iltifat etmesin.

4. Çok özet şekilde de olsa mantık kültürüne sahip olsun, mesela sebeplerle neticeleri birbirine karıştırmasın.

5. Mümkün olduğu kadar peşin hükümlerden (ön yargılardan) arınmış olsun.

6. Adalet ve insaf boyutuna sahip bulunsun.

7. Ötekileri, karşıtları anlamaya çalışsın.

8. Helal ve haramları bilsin ve haramlardan kaçsın.

9. Haram yemenin yaygınlaştığı bir İslam toplumunun iflah olmayacağını iki kere iki eder dört gibi bilsin.

10. Kendisinde emanet kavramı bulunsun; emanetlerin ehil olmayanlara verilmesinin toplumu yıkacak ölümcül bir kötülük ve günah olduğunu bilsin. (Emanetler: Başkanlık, başkanlıklar, makamlar, mevkiler, işler, vazifeler, memuriyetler, hizmetler…)

11. İslam’ın, Kur’an’ın, Sünnetin, Şeriatın kesin ve zarurî hükümlerine aykırı ictihad yapılamayacağını, fetva verilemeyeceğini iyi bilsin.

12. Çocuklarını İslam’a, Kur’an’a, Sünnete, Şeriata aykırı cahilî mekteplerde okutmanın Müslümanlar için intihar olduğunu, böyle yapanların çocuklarının mânevî katili olduğunu bilsin.

13. Kadın olsun erkek olsun, hiçbir Müslüman’ın Feminist olamayacağını, çünkü Feminizmin İslam dinine ve Şeriatına aykırı sapık bir ideoloji olduğunu bilsin.

14. Mü’min kardeşlerini, meşreb farklılıklarına rağmen sevsin, desteklesin, onlara yardımcı olsun.

15. Kuş kadar aklı olan bir Müslüman’ın futbol kulübü tutar gibi cemaat ve hizip holiganlığı ve militanlığı yapamayacağının bilincinde olsun ve böyle cahiliyet davranışlarından uzak dursun.

16. İlmihalini ve İslam ahlakını öğrensin ve içindeki bilgileri hayatına ve hayata uygulasın.

17. Esnaflık yapan, dükkanı bürosu veya atölyesi olan Müslümanlara, cuma ezanı okununca işyerlerini kapatmaları ticarete ara vermeleri ve camiye gitmeleri çok sağlam şekilde öğretilsin ve bu öğreti hayata uygulansın.

18. İslam kadın ve kızlarına Kur’an’a, Sünnete, Şeriata uygun tesettür öğretilsin; onlara şeytanî tesettürün ne olduğu anlatılsın ve şeytanî tesettür bezirganlarının tuzaklarına düşmemek için  uyarılsın, aydınlatılsın, bilgilendirilsin.

19. Zekat veren Müslümanların zekatlarını Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde, gerçek şahıslara temlik suretiyle vermeleri gerektiği anlatılsın, onlar zekat uğrularının şerlerinden korunsun. Derneklere, vakıflara, kurumlara, fırka ve hiziplere zekat verilemeyeceği bildirilsin. Zekat parasıyla cami bile yaptırılamayacağı söylensin.

20. Ahireti unutup veya ikinci plana atıp dünyevileşmenin küfre ve sapıklığa yol açacağı konusunda eğitilsin. Dünya vazifelerini yaparak, dünya imtihanında başarılı olmak için çalışarak ahirete dönük olmak gerektiği bildirilsin.

 

15.09.2014




___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle ben bir solcu tanırım ahirete inancı yok dedim baya konuştum işte yazarın birinci başlığa bakın 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Âhiret İnancı Zayıflarsa Rezillik ve Rüsvaylık Gelir
Mehmed Şevket Eygi
14 Eylül 2014 Pazar 00:00

İslam’ın temel inanç ve boyutlarından biri âhirete imandır. Müslüman, âhiret endişesine sahiptir, ölümden sonraki hayat ile ilgili düşünceleri, korkuları, ümitleri vardır. Ömrünün ölümüne imanla bitişmesi konusunda tir tir titrer…  Mahkeme-i Kübra hesap kitap sorgu sual mizan… Cennet cehennem…

Kuru kuruya ben öteki dünyaya inanıyorum demekle iş bitmiyor.

İnsan dünyada yapacağı her işin hesabını vereceğini çok iyi bilmelidir.

Yediğiniz yemeklerin bile hesabını vereceğiz. Helal de olsa fazla yemek israftır. İsraf büyük günahtır.

Bütün ahlaksızlıklar günahtır.

Kötü bakışlar günahtır.

Yalan söylemek ahirete zarar verir.

Kendisinde ahiret endişesi olmayan Müslüman’ın imanından şüphe edilir.

Müslüman halka, bilhassa gençlere ahiret dersleri verilmelidir.

Âhirete yönelik olmayanlar böyle dersler veremez.

Önce kendisi yönelik olacak ki, ötekilere tesirli vaaz ve nasihat edebilsin.

Ahirete gerçekten inanan ve Cehenneme atılmaktan korkan Müslüman haram yiyemez.  Onda iman varken haram lokmalar ağzından midesine inemez.

Hem Müslüman, hem da haram gelir elde ediyor, haramlarla zengin ve güçlü oluyor… Böylesinin Müslümanlığında büyük bir şüphe vardır.

Âhirete iman etmek, dünya faaliyetlerini hizmetlerini ihmal etmek mânasına gelmez. Âhirete dönük olarak dünya imtihanını kazanmak için neler yapması gerekiyorsa o dünya hizmetlerini yapacaktır.

Hadis-i şerifte “Dünya sevgisi bütün kötülüklerin, hatâların başıdır” buyrulmaktadır.

Resulullah (Salat ve selam olsun ona) insanlara en güzel örnek ve model olarak gönderilmiştir. Dünya ve âhiret konusunda onun gibi olmaya çalışmalıyız, ona tâbi olmalıyız.

Âhirete hakkıyla inananlar hiç namazı terk edebilir mi? Hiç haram yiyebilir mi? Hiç büyük günahları ve ahlaksızlıkları açıkça işleyebilir mi?

On milyonlarca Müslüman siyaset dedikodularına kapılmış… Kabir soruları içinde siyasî olanı yok. Rabbin kimdir… Nebin kimdir… Kitabın  hangisidir?.. Böyle sorular var. Âhirete,  hakkıyla inananlar  Kur’an’ı sadece okumakla kalmazlar, içindeki emirleri yasakları öğütleri hayata uygularlar.

Ölümü… Hüsn-i hâtime meselesini… Kabirde-berzahta başımıza gelecekleri… Sorgu meleklerini… Bize neler soracaklarını… İyiler için Cennetten bir bahçe… Kötüler için Cehennemden bir çukur…  Kıyametin kopması… Sûrun üfürülmesi… Ölülerin diriltilmesi… Mahşer meydanı… Mahkeme-i Kübra… Mizan… Hesap kitap… Sırat köprüsü… Cennet Cehennem… Bu konular,  beynimizdeki gündemin baş tarafında devamlı şekilde  yer almalıdır.

Halka, gençliğe, kadınlara âhiret derslerini kim verecek?

Ramazanda içkili otel veya restoranlarda papazlı iftar ziyafetleri verenleri kimler uyaracak?

Namazı terk edip şehvetlerine uyanların âhirette  zor hesap vereceklerini onlara kimler anlatacak?

Âyetlerin bir kısmına iman edip, bir kısmını inkar edenler nasıl uyarılacak?

Âhirete dönük olmak, dünya işlerinin ihmali mânasına gelmez. Dünyanın düzelmesi âhirete inanmakla olur. Müslümanların âhiretle ilgili inançları ve endişeleri küllenirse, onlar bu konularda  gaflete düşerlerse, hem burada, hem ötede rezil ve rüsvay olurlar.

Ey âhirete hakkıyla iman edenler, bu konuda gaflet içinde olanları niçin uyarmıyorsunuz? 

(İkinci Yazı)

Dünyevîleşmek

Dinsizliğe Köprüdür

Türkiye’de İslam’ı kökünden kazıyamayacaklarını anlayanlar, halkı dünyevileştirmek için şeytanın aklına gelmeyen planlar programlar uyguluyor.

Yüz bine yakın camiden beş vakit ezanlar avaz avaz okunsun… Halkın yüzde onu vakit namazlarını kılsın. Bu yüzde onun da bir kısmı camilere gidip cemaatle namaz kılsın. Ramazanlarda vur patlasın çal oynasın Ramazan şenlikleri, etkinlikleri, eğlenceleri yapılsın…  Okullarda tam sayfa Atatürk portreli, Beyanname’li sözde din dersleri verilsin… Aman aman aman, sakın Müslümanlar gerçekten dindar Müslümanlar olmasın… Ümmet birliği olmasın… İmamet olmasın, biat ve itaat olmasın… Şeriat şuuru olmasın…

Kadın ve kızların bir kısmı başlarına rengarenk eşarplar örtsün ama sakın sakın bakın gerçek şer’î tesettür olmasın.

Siyasal İslam ile Kemalizm nasıl iç içe… Anıtkabir ziyaretleri… Sayın Atam izindeyiz.

Dünyaperestler riba ile barışık.

Zinayı suç saymazlar onlar.

Takvimleri frenk takvimi… Yazıları Latin yazısı… Saatleri alafranga…

Latinlik, latincilik, alafrangalık iliklerimize kadar sızmış.

Çocuklarına en temel ilmihal bilgilerini öğretmeyen anne babalar İngilizce öğretmek için çırpınıyor.

Cuma ezanları okunuyor, kaç Müslüman dükkanını kapatıyor? Lokantanın sözde sofu patronu camide, lokantası açık… Giderken, aman çocuklar ben camiye gidiyorum, siz işlere sahip çıkın diyor. Bre gafil, sen Kur’an’ın “Cuma ezanı okununca alış verişi bırakın” emrini duymadın mı?

Mü’min için dünyevileşmek, sekülerleşmek ölümdür.

Mezhepsizlik, fıkıhsızlık da dinsizliğe köprüdür.

Sünnet düşmanlığı küfre götürür.

Öyle beyinsiz dünyaperestler var ki, ben Müslüman’ım ama Şeriatı istemiyorum diyor.

Protestan İslamcılar Müslümanları felakete götürüyor.

Çanlar bizim için çalıyor… Tehlike çanlarını duymuyor musunuz?

14.09.2014

 




___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
deşire olduğundan haberi olmayan mite bilgi akışışını sağlayan muhbirlerle ne konuşsam sabahleyin bu yazarın köşesinde okurum 18 yıldır hiç durmadan amaçları bizlerin eğitilmsi her konuda neyse dün cumaydı roporluydum akrabamım evine ziyaret için yola çıktım yoldayken biri bana bağırıyor kadir abiiii diye o napan sen ya ne olsun işte oda deşifre olduğundan haberi olmayan muhbir gel çay içelim olur dedim o sırada tlevizyonda işte işid olayları geçiyor bende o sırada dedimki AMARİKA KENDİNİ YIKIYOR dedim yazar bunu ilk başlık yapmış  neyse başladım konuşmaya ıraka bak ya bir milyon insan ölmüş milyonlarda yerinden yurdundan olmuş ülke parçalanmış anarşi kaos şiilerde sünnileri eziyor açlık sefalet güvensizlik kaos anarşi dedim ve bu konuşamalar yazarın ilk başlığında kelime kelime neyse ben başladım gene konuşmaya şehit saddam hüseyin zalim idi ama ancak bu kadar zalim olmamıştı dedim oda yazarın ilk satırlarında işte sonra gene devam ettim sonra yazar kendi yorumlarınıda katmış neyse 

İKİNCİ YAZI BAŞLIĞIDA BAŞKA OLAY deşifre olduğundan haberi olmayan akrabanın evine gittim akşam oldu ben akrabamın evine gittim geç saatlerde yazarın ikinci yazıdaki olay başlığına bakın ZİYARET ADABI neyse yazarın 1 nolu yazısına bakın 6 nolu yazısına bakın ben geç vakitte kapıyı çaldım 8 nolu yazıya bakın ben birde fazla zile bastım onuda muhatab almış yazıda 9 nolu yazıda kapı açılmazsa tekrar zile basılır diyor içerdeki muhbir olayı yanlış aktarmış  10 nolu yazı içeri girer girmez ben telefon elimdeydi onuda muhatab almış 11 nolu 12 nolu yazıda bana ait 13 nolu yazıda şöyle oldu ben içeri girer girmez yahu kusura bakmayın tuvalate gidebilirmiyim dedim 15 nolu yazıda be akrababa takıldım ev sizinmi diye oda yok dedi kira falan onuda muhabat almış 16 ben kızı hakkında konuştum onuda muhatab almış 17 nolu yazıda ben bir yere dikkatle baktım onuda muhatab almış 18 nolu olayda o sırada heb biri vardı orda ben ben deyip duruyordu onuda muhatab almış 19 nolu yazıda ben musade alıyım dedim onlarda daha dur yemek falan dediler salmadılar işte onuda muhatab almış yazısında okursanız 20 nolu yazıda kahve çay ikram edildi teşekkür ederim dedim onuda almış yazar 21 nolu yazı ben elinden tepsiyi almaya çalıştım onuda yazısında ele amış 22 nolu yazı ben çayı biraz hızlı içerim onuda muhatab alınmış  köşesinde 23 nolu yazı ben çayiçin dedimki taklıdım biraz neneyin abdets suyu gibi olmuş dedim onuda muhatab almış 
24 nolu yazı sofra geldi ilk yemekte bamya bamya biraz olmamış ama dedi yok ya güzel olmuş dedim o bamya olayıda yazar muhtab almış 25 nolu yazıda yahu kusura bakmayın akşama kadar hastahenedeydim yoruldum dedim ayak ayak üstüne atmak ayıp ama beni mazur görün dedim oda yazarın köşesinde lalu balu konuşmalardan hoşlanmam dedim onuda almış yazar 26 nolu yazı esnedik orda hepimiz çoçuk vardı esnedi herkes esnedi onuda muhatab almış ben yoruldum ellerimi arkaya attım kusura bakmayın dedim onuda almış yazar  27 nolu yazı o sırada nazım geçtiği için mendil istedim onuda muhatab almış 29 nolu yazı be ziyaretlerde gevezelik zevzeklik eden adamı sevmem dedim onuda muhatab almış 30 nolu yazı ben ziyarete gittiğim akrabanın ismini masustan yanlış söyledim takıldım biraz oda muhatab alınmıuş 31 nolu yazı o sırada ben cep telefonuım varken deftere not aldım onuda muhatab almış 32 nolu yazı o sırada bana dediki yahu dur kağıt veriyim not al dedi bende sağol dedim bende var onuda muhatab almış 33 noılu yazı bana ait o konuşma bana lütfettiniz beni kabul buyurdunuz 34 nolu yazıda 35 nolu yazıda kendi yorumları yazarın  
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Amerika_Kendini_Yikiyor/21446#.VBJgw9JdNus

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Amerika Kendini Yıkıyor
Mehmed Şevket Eygi
13 Eylül 2014 Cumartesi 00:00

Pax Amerıcana… Irak’a bakın, Irak’a bakın… Bir milyon insan ölmüş, milyonlarcası yerinden yurdundan olmuş, ülke parçalanmış, anarşi ve kaos, Şiîler Sünnileri eziyor, açlık sefalet, güvensizlik, kaos ve anarşi…

Şehid Saddam Hüseyin de zalim idi, ancak bu kadar zalim olamamıştı.

Pax Americana… Ferguson Ferguson… Hürriyet ve demokrasi… Guantanamo…

IŞİD’ciler iki Amerikalının kafasını kesmiş… Anladım, vahşet ve zulüm. Lakin beride uygarlık, demokrasi, hürriyet adına milyonlarca Müslüman öldürülüyor.

Amerika Amerika, sen bu zulümlerin hesabını nasıl vereceksin?

İkiz Kulelerin yıkılışından sonra ABD’deki ihtida vak’aları çoğalmış, kat kat olmuş, ya buna ne demeli?

Elbette adaletli, insaflı, vicdanlı, merhametli Amerikalılar var ama ipler onların ellerinde değil.

Evrensel bilgelik ne diyor?  Bir devlet âdil olmazsa yıkılmaya, çökmeye mahkumdur diyor. Bu gidişle Amerika yıkılacak. Roma imparatorluğu, Sovyetler Birliği gibi.

Yıkılacağını biliyorum da, nasıl yıkılacağını bilmiyorum.

ABD düzelir mi? Âdil, insaflı, vicdanlı olabilir mi? Çok zor.

ABD yıkılınca, parçalanınca,  çökünce İsrail de yıkılacak.

Bir Endülüs Yahudilerinin rahatına bakınız, bir de Filistin Müslümanlarının çektiklerine.

Müslüman ol, İsevî ol, Musevî ol, Allah’ın zulmü ve zalimi sevmediğini iyi bileceksin.

Ey Siyonist Yahudiler!.. Neturei Karta hahamlarını dinleyiniz, onlar sizi uyarıyor, büyük felaket ve kıyımdan kurtulmaya çalışınız.

Onlar uyarıyor: Siyonist ideoloji ve İsrail devleti Tevrat’a aykırıdır, büyük küfürdür, Filistin Filistinlilerindir…

Kur’an’a, Sünnete, Şeriata aykırı işler yapan Müslümanlar da uyarılmıştır.  Onların peşine düşen beyinsizler de büyük felaket ve kıyıma uğrayacaktır.

Kimler mi kurtulacak?

Allaha doğru şekilde iman edenler.

Kitabullaha iman edenler.

Resulullaha (Salat ve selam olsun ona) iman edip, Sünnetine uyanlar.

Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeye bağlananlar.

Allaha ihlasla ibadet edenler.

Ahlakı düzgün olanlar.

Âdiller, insaflılar.

İyi ve yararlı işler yapanlar.

Merhamet etmeyenlere merhamet edilmez.

Ey Siyonistler, ey kayıtsız şartsız  Siyonistleri destekleyenler, ey Siyonist Evangelistler!..  Ne olduk demeyin, ne olacağız deyin.

1941’de Hitler ne kadar muzaffer ve şendi… Dört sene sonra korkunç şekilde yanmış yıkılmış Berlin’de intihar etmişti.

Allah zalimleri, gaddarları, merhametsizleri, vicdansızları, Altın Buzağıya tapanları, masum çocuk kadın ve ihtiyarları vahşice katledenleri sevmez. 

(İkinci Yazı)

İstanbul İslam Kültüründe

Ziyaret Âdâbı

1. Zamanımızda herkesin cep telefonu var, mutlaka birkaç gün önceden randevu alınması gerekir.

2. Zaruret veya büyük lüzum olmadıkça aynı gün veya bir gün önceden randevu talep edilmemelidir.

3. Ziyaret edilmek istenen zat, bir özrü dolayısıyla isteği kabul edemezse ona düşman olunmamalı, makul karşılamalıdır.

4. Çok yakın dostlar, akraba, can ciğerler dışında çat kapı randevusuz ziyaret olmaz, ayıptır.

5. Kerahet vakitlerinde ziyaret olmaz. Mesela öğle namazı ve öğle yemeği vaktinde…  “Yarın saat birde gelebilir miyim?” demek yanlıştır. Ziyaret edilecek kimse kendisi “Öğleyin saat birde teşrifinizi beklerim, birlikte yemek yeriz…” derse, hemen kabul edilmez. Zahmet buyurmayın, bendeniz yemeğimi yer gelirim denir. Israr ederse kabul edebilirsiniz.

6. Kapı tam saatinde çalınır, ne önce ne geç.

7. Erken geldiyseniz evin önünde (daire kapısının önünde değil) vakti beklersiniz.

8. Kapı ziline deliler gibi zır zır zır birden fazla basmak ayıptır, terbiyesizliktir.

9. Kapı hemen açılmazsa, biraz beklendikten sonra tekrar basılır.

10. Kapıdan içeriye girmeden önce cep telefonu mutlaka kapatılır.

11. Yaşça veya mevkice büyük bir kimsenin yanına girerken cep telefonunu açık bırakmak ayıptır, terbiyesizliktir.

12. Ziyaret esnasında telefonu açık bırakmak, çalınca açıp konuşmak çok ayıptır, ev sahibine hakarettir.

13. Yaşlı, kendisine hürmet edilen bir zattan randevu aldınız, o da sizi kabul etti, siz arada “Efendim, tuvaleti kullanabilir miyim?” diye sorarsanız gerçekten ayıp ve kabalık etmiş olursunuz.

14. Ziyarette, abdest de tazelenmez.  Tuvalet ihtiyacı, abdest dışarıda halledilir, öyle gelinir.

15. Nezaketli kibar medenî ziyaretçi her soruyu soramaz. Bu ev sizin mi?.. Kiracı mısınız?.. Daireniz kaç metre karedir?.. Kaç çocuğunuz var?..

16. İslam ahlakında evin hanımı, genç kızı ile ilgili soru sorulmaz. Bunların bahsi bile açılmaz. Sorulursa çok ayıptır, densizliktir.

17. Ziyaretçi masanın, sehpanın, büfenin üzerindeki hiçbir gazeteye, dergiye, evraka, eşyaya el sürmez, dikkatle bakmaz.

18. Kibar ve nazik insanlar mütemadiyen (hiç durmadan devamlı olarak) kendilerinden bahs etmez, ben ben ben ben de ben demez.

19. İlk defa ziyarete gelen genç ve yabancı kimseler, önceden konuşulup tespit edilmişse ziyaret müddetini geçirmezler, vakit dolunca izin alıp giderler. Bir vakit tâyin edilmemişse, başlangıçta kibarca sorarlar, kendilerine ayrılan vakti öğrenirler ve onu geçirmezler.

20. Çay, kahve veya başka meşrubat, kurabiye, meyve ikram edilirse, teşekkür ederim, zahmet buyurdunuz derler.

21. Ev sahibi yaşlı ise, elinde ikram tepsisi olduğu halde kapıyı açınca, genç misafir hemen kalkar ve tepsiyi elinden alır.

22. Çaylar kahveler yavaş yavaş içilir. Boğazı teneke kaplıymış gibi bir bardak kaynar çayı kısa zamanda içmek hem ahlaka ve terbiyeye, ham sağlığa aykırıdır.

23. Gelen çay için, bu demli olmuş, biraz açar mısınız demek ayıp değil, çok ayıptır.

24. Yemek ikram edilirse herhangi bir yemeği beğenmemek görgüsüzlüktür. Efendim ben bamya yemem, ben kereviz yemem, ben pırasa yemem, ben balık yemem denilmemelidir. Bu gibi laflar hamlık ve görgüsüzlüktür…

25. Medenî İslam terbiyesinde ayak ayak üstün atmak, laubalilik, senli benli olmak terbiyeye aykırıdır.

26. Esnemek, kollarını ensesinin arkasında koyup gerinmek kabalıktır.

27. Mendil lazım olursa cebinden çıkarıp kullanmalıdır. Ev sahibinden istenmemelidir.

28. Ziyaretlere, vakit namazını kılmış olarak gelmek gerekir.  Efendim şuracıkta namazımı kılıvereyim demektense…

29. Ziyaretçi zevzeklik, gevezelik ve gerzeklik etmemelidir.

30. Ziyaret edilen şahsın ismini yanlış söylemek ona hakarettir. Mesela Şefik bey diyeceğine Şevki bey demek.

31. Bir bilgi alacaksa, onu cep telefonuna kayd etmek yerine bir deftere yazması doğrudur.

32. Genç veya yabancı birinin efendim bana lütfen bir kağıt ile kalem verebilir misiniz demesi ayıptır, görgüsüzlüktür. Her medenî insan ziyarete giderken cep defterini ve kalemini unutmaz.

33. Ziyaretçi, “Efendim lütf ettiniz bendenizi kabul buyurdunuz, size müteşekkirim” demeli, ayrıca ikramlara da teşekkür etmelidir.

34. Medenî, kibar, görgülü, terbiyeli, edepli, nazik insanlar ziyaret esnasındaki konuşmalarından, hal ve etvarından belli olur.  Bir genç bir büyüğü ziyaret etti. Gittikten sonra büyük onun hakkında “Kibar, terbiyeli  ve efendi bir gençti, Cenab-ı Hak işini rast getirsin…”  dedi.  Genç, ziyaret imtihanını kazanmıştır.

35. Önemli: Bir Müslüman için ziyaretçi ve misafir kutsaldır.  O(nlar)  iyi karşılanmalı, kendilerine önem verilmeli, az da olsa ikram edilmelidir.  Kesinlikle kalpleri kırılmamalıdır.  Kabalık yapsalar bile yüzlerine vurulmamalı, sabr ve tahammül edilmelidir. Arkalarından konuşulmamalı (gıybet edilmemeli),  gerçekten yanlış bir iş ettiyseler, ıslahlarına (içinden) dua edilmelidir.

Yukarıdaki maddeler İslam Osmanlı İstanbul ahlakı ile ilgilidir. Bir de dinden kopmuşların, yabancılaşmışların, İslam karşıtlarının, Osmanlı düşmanlarının, çağdaşların ahlakı var, onlarınki ile karıştırılmasın.

13.09.2014

 

___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

mite bilgi akışını sağlayan deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirlerle ne konuşsam bilgi olarak gider sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde amaçları bizi eğitmek ama bana biraz takıntılılar neyse bir ara tvde istanbulu seyrediyorum tvde muhbirle ikimiz ben dedimki İSTANBULU SEYREDİYORUM GÖZLERİM KAPALI dedim işte oda hangi istanbulu o istanbul kalmadı ki dedi bozuldu istanbul ya işte dedim peki BUNDAN SONRA DÜZELİRMİ İSTANBUL dedim belki dedi sonra bilgi olarak gitti perşembe günü sabahleyin köşesinde hatta ilerleyen yazısında ekiden istanbula çoçukken geldim diye yazısı neyse o sıralarda öğle ezanı okundu namaza gitmedim tabi beynamazım zaten onuda ikinci yazı başlığının ilk satırlarında ele almış nasihat babında öğle ezanı okununca camiye git diye 
_______________________________________________
neyse o sırada geçen kendisi aktardığı bilgiyi gösterdim oda bana sordu seni niye bu kadar milli istihbarat ciddiye alıyor benim doğa üstü güçlerim olduğunu biliyorlar ondan beni bir türlü teşkilata sokamadılar ben istemedim diye birazda bana takılılar dedim bilgi gitti ertesi gün yani bügün işte bakın linke tıklayın 
http://www.kanalturk.com.tr/sinema/1331/darbe
not yukaraki linke tıklanında filimin tanımtımı diye bir yer var oraya tıklayın bakın seyredin bu filmi yayına koymalarının nedeni böyle toplumda şeyler oluyor diye 

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Bundan_Sonra_Istanbul_Duzelir_mi/21428#.VBMEGdJdNus

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bundan Sonra İstanbul Düzelir mi?
Mehmed Şevket Eygi
12 Eylül 2014 Cuma 00:23

İstanbul düzelir mi?.. İstanbul kurtulur mu?.. Bence bugünkü nüfusuyla ve haliyle ne kurtulur ne düzelir…

İstanbul’da yaşıyorum, trafik bazı saatlerde içinden çıkılmaz bir halde. Birkaç yer dışında ne devlet var ne belediye ne zabıta. Düzeleceği de yok, her gün daha kötüye gidiyor.

Düşünebiliyor musunuz bütün trafik ışıklarına “yeşil ışık yandığında klakson çalmayınız” diye bir levha koydular. Demek ki sürücüler, halk bitmiş.

İstanbul trafiğinin düzelmesi için Singapur disiplininin ve ahlakının geçerli olması lazım. Singapur ahlakı yürürlükte olsa trafik cezalarından toplanan paralarla bütçe açığı kapatılır.

Siyasi iktidarlar yaygın suçların üzerine gitmiyorlar. Trafiği ihlal edenlerin hepsinden ceza alsalar gelecek seçimlerde oy değil hava alacaklarını biliyorlar. O zaman da trafik düzelmiyor.

İstanbul’da asayiş her geçen gün bozuluyor. İki türlü mafya var: Büyük mafyalar, mahalli küçük mafyalar. Bu küçük mafyalar İstanbul’u adım adım istila ediyor ve teslim alıyor.

Son on gün içinde bir fotoğraf gördüm, geceleyin çekilmiş; Eyüp’te bir mahalle halkı ellerinde baltalar, bıçaklar, hırsızlara karşı nöbet tutuyorlar.

Daha okullarla üniversiteler açılmadı. Daha yazlığa gidenlerin hepsi dönmedi. Hele bir dönsünler, trafiğin ne hallere gireceğini siz o zaman göreceksiniz.

Geçen gün öğleden sonra saat 4’te ziyaretime liseli bir genç geldi. Avrupa yakasının uç taraflarındaki evinden gelebilmek için tam iki saat yolculuk yapmış. Akşam dönerken iki saat daha, etti dört saat. Yahu, bu trafik çekilir mi?

Boğaza dördüncü beşinci köprüyü yapsalar, Marmara’nın altından ikinci üçüncü tüp geçidi inşa etseler trafik yine düzelmeyecektir.

Bütün haysiyetli üniversite profesörleri İstanbul’un alarm verdiğini beyan ediyor.

Yüksekten raya benzeyen bir yol üzerinde giden vasıtalar yapacaklarmış. Metrobüsü yaptılar da ne oldu?

İstanbul’a 1939’da küçük bir çocuk olarak gelmiştim. Nüfusu bir milyonun altındaydı. Boğaziçi Boğaziçiydi… Kadıköy tarafında Kızıltoprak’tan sonra köşkler başlardı. Bebek’e, Bostancı’ya, Çamlıca’ya tramvayla gidilirdi. Erguvanların açtığı günlerde boğazda buharlı Şirket-i Hayriye gemileriyle seyahat etmek meğerse ne büyük bir zevk ve mutlulukmuş.

Boğaziçi, Marmara üçyüz çeşit balık doluydu. Kırklı yılların başlarında bir kış günü lapa lapa kar yağmış, balıklar soğuktan baygın düşmüşler, elle kepçelerle balık tutulmuştu. Bunu gözümle gördüm. Yatılı okuduğum ilkokul Ortaköy’deydi. Dünyanın en lezzetli kalkan balıkları Beykoz’da tutulurdu.

İstanbul zaten şerefli bir şehirdir. Orada yaşayan faziletli, kültürlü, medeni insanlar ona bir kat daha fazilet katıyordu.

Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn demişler. Sesleri pek çıkmazdı ama, Osmanlı’dan kalma icazetli ulemâ, fukaha, meşâyıh vardı. Kırklı yıllarda Kadıköy vapurlarını hatırlıyorum; ne efendiler, hanımefendiler, küçük beyefendiler, küçük hanımlar vardı.

Yedikule’de bundan üç dört yıl önce Kayserili bir emlakçı ile görüşmüştüm, bana satılık bir evi göstermişti. Yirmi yıldır orada yaşıyormuş. Bir ara laf arasında eskiden burada hayli Rum yaşıyordu dedim, derin bir ah çekti “Rumlar gitti, medeniyet bitti” dedi. Bunu söyleyen, bir Müslümandı. Rum sever bir kimse de değildi. Rum nüfusun İstanbul’dan kaçırılması gerçekten büyük bir kayıp oldu, boşluk meydana getirdi.

Her zaman yazarım, İstanbul’un kaldırabileceği nüfus dört beş milyonu geçmez. Siz bunu 25 milyona çıkarırsanız olacağı budur…

Bundan yüz sene önce sur içi İstanbul’unun her yerinde pınarlar, kuyular, sarnıçlar varmış. Onları bile kurutup, yok ettik.

İstanbul, kaldırabileceğinden çok otomobile, motorlu vasıtaya sahiptir. Bunlar çekirge sürüleri gibi huzuru, sükûnu, rahatı bozuyor.

1999’da İzmit taraflarında büyük zelzele olunca İstanbul’da birtakım tedbirler alınmıştı. Birtakım meydanlar, parklar, alanlar, muhtemel bir depremden sonra kazazede halkın barınmasına ayrılmıştı. Onlar da yok artık.

İstanbul’da bundan sonra nasıl insan gibi yaşayacağız? İşte mesele burada…

İstanbul’u bu hale getiren aç gözlü rantçılar, sizin yatacak yeriniz yok.

 

(İkinci yazı)

Tacirlere Esnafa Açık Mektup

ÖĞLE ezanı okununca imamı gerçek ve sâlih bir imam olan yakındaki bir camiye gitmeli ve namazı cemaatle eda etmelisin.       

Cuma günü ezan okununca dükkanı mutlaka kapatacak, ticarete ara vereceksin.

Lokanta, kebapçı ve pastahane türünden bir dükkanın varsa Ramazan gündüzlerinde, iftar vaktine kadar dükkanı kapalı tutacaksın. Akşam ezanı okununca açabilirsin.

Sakın ticarete yalan karıştırma, çok zarar ve ziyan edersin.

Döner satıyorsan, “Döner bulunur” yaftası asabilirsin, dönerin nefis değilse “Nefis döner bulunur” diye yazma, ticaretine haram karıştırmış olursun.

Zekatını iyi hesapla ve Kur’an’a Sünnete Şeriata fıkha göre ver. Sakın derneklere vakıflara tüzel kişilere verme. Temlik suretiyle hakkeden gerçek kişilere ver.

Börek yapıp satıyorsan, herkes senin için “Bunun börekleri harika, nefis, fiyatı makul, aferin ona” desin.

Lokantacıysan, artan yemekleri eve götürebilmelisin. Çoluk çocuğuna yedirmeyeceğin şeyleri müşterilerine yedirme.

Malın kusurunu söylemeden satma,  ticaretin haram olur.

Kanaatli ol, kanaat tükenmez bir hazinedir.

Fazla para kazanınca sakın azma kudurma.

İnsan lüks ve pahalı otomobille fazilet ve rütbe kazanmaz. Şeytana uyup, ihtiyacının üzerinde lüks gösterişli otomobil alma.

Şeriatın ve fıkhın alış veriş, ticaret ile hükümlerini öğren.

Faizli kredi alma, belanın bulursun.

Dostlarının seni övmesi yetmez, düşmanlarının ve karşıtlarının bir kısmı da seni övmeli.

Din sömürücülerine yardım etme, destek ve para verme.

Zekat dışındaki hayır ve hasenatını, sadakalarını gizli ver. Öyle ki, sağ elinin verdiğini sol elin bilmesin.

Müridlerinden para toplamayan, para almayan kamil bir mürşid ara ve (bulabilirsen) ona bağlan. (Bu konuda bu fakire isim ve adres sorma.)

Haramlardan başka şüpheli işler muameleler vardır, onlardan da uzak dur.

12.9.2014

_____________________________________________________________________________________

BAŞKA OLAY 

yazarın birinci konudaki hoca efendini sağ kolu konusu baya karışık konuya girmeyim 

deşifre oloduğundan haberi olmayan muhbirle ayak üstü konuşuyorduk ben onda dedimki hadi seni pilav yedirmeye lokantaya götürüyüm dedim üstünede döner koyuyorlarya pialvın üstüne oda yok abi israfa gerek yok dedi evde yerim  işte bu olay yazarın ikinci yazı başlığındaki ilk satırlarda orda lokanta ev de yemek konusu pilav konusu işlemiş yazarın 1 nolu yazısında bakın neyse 3 noılu yazı olayı o sırada bir kadın geçiyor çok açık saçık giyinmiş onu konuşmaya başladım işte ordaki konuşmalar tatamı bana ait 8 nolu yazı tatamı  bana ait konu islam ahlakından açıldı 

 

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Hocaefendinin_Sag_Kolu/21417#.VBWpo5RdNus

 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Hocaefendinin Sağ Kolu
Mehmed Şevket Eygi
11 Eylül 2014 Perşembe 00:38

YILLARCA önce, sanırım on sene evvel, yakın dostlarımdan biri telefon etti, “Ağabey, Fethullah Efendinin yakınlarından biri ile beraber ziyaretinize gelmek istiyoruz” dedi.  Gün ve saat tespit ettik,  fakirhaneyi teşrif ettiler. Hatırımda kalmış, Pelit Pastahanesi’nden bir kutu kaliteli çikolata da getirmişlerdi.

Hâl hatır soruldu, çaylar içilmeye başlandı, Hocaefendinin sağ kolu zat, kibar ve edepli bir şekilde şöyle konuşmaya başladı:

—Ağabey bize çok yükleniyorsunuz?

—Aman efendim nasıl olur böyle bir şey… Bendeniz nâdir istisnalar dışında isim vererek tenkit etmem… Hele belli şahıs ve kurumlara fazla yüklenmek hiç adetim değildir… Tenkitlerim anonimdir. Niçin siz bu anonim tenkitleri üzerinize alıyor, sahipleniyorsunuz?..

Kırıcı konuşmadık, sakin bir sohbet oldu. Selamlar, hürmetler, merhabalar…

Sonra bana “Ağabey bize çok yükleniyorsunuz” diyen kardeşimiz Cemaatten koptu,  ona yüklenen yazılar kaleme almaya başladı. Bendeniz onun yanında çok mutedil kaldım.

Son on yıl içinde Fethullah Hocaefendiyi görmek için çok kişiler Amerika’ya uçtular, hakkında medihnameler yazdılar, sonra muhalif rüzigârlar esti ve bunların çoğu dün göklere çıkardıkları Hocaefendiyi ve Cemaatini yerin dibine batırdılar.

Çok önemli ve hayatî din kitaplarının tirajları bir iki bin iken, Hocaefendiyi öven kitaplar yüzbinlerce, hattâ bazen milyonlarca basılıyor ve satılmıyordu. Birileri telif ücretleriyle köşeyi dönmüşlerdi.

Hocaefendiyi ziyaret eden, gördüklerine hayran kalan,  Pensilvanya köşkünde geceleri teheccüt namazı kılınıyor diyen bir kimseye o zamanlar taaccüb etmiştim. Teheccüt namazı nafile bir ibadettir ve nafile ibadetlerin reklamı yapılmaz, onlar gösterilmez söylenmez, onlarla övünülmez.

Bundan bir iki yıl öncesine kadar Fethullah Hocaefendinin itibarı büyüktü, çok sayıda dostu ve hayranı vardı.

Şimdi bakıyorum, eksi dostların bir kısmı düşman oldu.

Dün övmekte yarışanlar, bugün yermekte yarışıyor.

Bendeniz sanırım değişmedim.

Bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanı olarak, elimin kalem tutması hasebiyle bazı anonim tenkitler ve uyarılar yapıyorum.

Allah katında tek hak, makbul, muteber, geçerli din İslam’dır inancı dinimizin iki kere iki eder dört kabilinden sağlam ve kesin hükümlerindendir.

Zamanımızda üç ibrahimî din yoktur, tek ibrahimî din vardır, o da İslam’dır.

Lâ ilâhe illAllah Muhammed Resulullah Kelime-i Tevhidi bir bütündür, parçalanamaz.

Kendilerine anlatılıp tebliğ edildiği halde Tevhid inancını,  Hz. Muhammed’in (Salat ve selam olsun ona) risaletini, Kur’an’ın bütün insanlığa hitap eden Kitabullah olduğunu, Din-i Mübin-i İslam’ın hak din olduğunu, Şeriat-i Muhammediyeyi kabul ve tasdik etmeyenler Cehennemliktir.

Cenab-ı Hak din konusunda cümlemizi Sevâd-ı Âzam dairesi içinde bulundursun, ayaklarımız kaymaktan muhafaza buyursun.

Ya Rabbi!.. Bizi aşırılıklardan koru…

 

(İkinci Yazı)

Açık Uyarılar

1. Sakın israf etme, Kur’an’da israf edenler için “Onlar şeytanın kardeşleridir” buyrulmaktadır. Devamlı olarak israf eden, bunu tabiî gören, günah addetmeyen kimse belasını bulur. Evde veya lokantada pilav yerken bir tek pirinci bile tabağında bırakıp çöpe atılmasına sebep olan kimse israf etmiştir. Allah, o pirinci çöpe atılsın diye yaratmadı, insanlar veya hayvanlar yesin diye yarattı. Gafil olma!

2. Medeni bir Müslüman olmak istiyorsan birkaç arkadaşınla birlikte MEB’in açtığı parasız mükemmel Osmanlıca kurslarına hemen katıl, okur-yazar Müslüman ol. “Bana Osmanlıca lazım değil, önce İngilizce öğrenmek istiyorum” gibi beyinsizlikleri terket. Sana, bir Müslüman olarak Latin Türkçesi yetişmez, İslam Türkçesi bileceksin. İngilizceden önce de zengin, derin, edebî, yazılı Türkçeyi öğreneceksin. Aksi takdirde cahilliği tercih etmiş olursun.

3. Müslüman hanım ve kızlara:  Başınıza bir eşarp bağlamakla Kur’anî tesettüre girmiş olmazsınız. Tesettür ikiye ayrılır: Şer’î tesettür… Şeytanî tesettür… Şer’î tesettürün ne olduğunu öğrenmeli ve elden geldiği kadar ona bürünmeli… Parlak ve cırtlak renkler, vücut hatlarını belli eden dar elbiseler, yabancı erkeklerin şehevî bakışlarını, açık kadınlardan daha fazla çeken eksantrik kıyafetler kesinlikle tesettür değildir.  Tesettürü şahsî menfaat ve ticaretlerine alet ederek şeytanileştirenler vebal altındadır. Tesettür ticareti yapmak istiyorlarsa Şeriata uygun şekilde yapsınlar. Aksi takdirde, İslam’a aykırı acayip kıyafetlere büründürdükleri ve doğru yoldan çıkarttıkları kadınların vebali onların üzerine olacaktır.

4. Her Müslümanın hiç olmazsa özet olarak ilmihalini bilmesi farzdır. Bir Müslümanın ilmihalini öğrenmek veya öğrenmemek konusunda tercih hakkı yoktur. Öğrenmekle mükelleftir, yükümlüdür. Bu onun için farz-ı ayndır… Sen bir Müslüman olarak bir yığın politikacı, futbolcu, gazeteci, şarkıcı, türkücü ismi öğren; lakin Allahü Teâla’nın on dört sıfatını öğrenmemiş ve ezberlememiş ol. Bu ne korkunç bir cehalet ve gaflettir!  Ülkemizde resmî bir Diyanet var, özel diyanetler, cemaatler, tarikatlar, İslamî hizip ve fırkalar var ve halk ilmihalini bilmiyor. Bu ne dehşetli ihmal, gaflet ve boşluktur.

5. Her Müslüman, imandan sonra ikinci madde olarak beş vakit namaza çok önem verecek ve bunları dosdoğru eda edecektir. Namazı yitiren dinini, imanını yitirebilir. Bilenlerin bu konuda bilmeyenleri çok sıkı şekilde uyarması, aydınlatması, korkutması gerekir. Hiçbir din hocasının, hiçbir şeyhin bağlılarını ve müritlerini namaz konusunda başıboş bırakmaya hakkı yoktur.

6. Şer’î bir özrü bulunmayan hür ve mukim erkekler farz namazları cemaatle kılmak zorundadır. Üç mezhepte bu farzdır, Hanefî mezhebinde farza yakın bir sünnettir. Özürsüz olarak terki caiz değildir. Zamanımızda cami imamlığının ücretli-maaşlı namaz kıldırma memurluğuna dönüştürülmüş olması, İslam’a ve ümmete indirilmiş büyük bir darbedir, büyük bir hıyanettir. Müslümanların, arkasında namaz kılınabilecek âbid, sâlih, muttaqi, alim, fakih, zâhid, icazetli imamlar arayıp bulup, ezan okununca onların camilerine gitmeleri gerekir.

7. Sabah namazlarında Müslüman halkın, bilhassa liseli ve üniversiteli gençlerin,sâlih imamların bulunduğu camilere gitmesi gerekir. Sabah namazını hiç kılmayan yahut münferiden kılan İslam toplulukları iflah olmaz, necat bulmaz. Bendeniz din alimi değilim, bu kadar yazıyorum. İcazetli din alimlerinin halkı ve gençliği bu konuda uyarması gerekir. Uyarmazlarsa vebal onların üzerine olur.

8. İslam yüksek ahlak dinidir. Ahlaksız bir Müslüman kötü değil, çok kötü bir Müslümandır. Onun imanını kaybetmesinden korkulur. Müslüman yalan söylemez, gıybet etmez, tecessüs etmez, laf taşımaz, gevezelik ve zevzeklik etmez, fitne ve fesat çıkartmaz, kibirlenmez, gururlanmaz, haset etmez, eliyle ve diliyle Müslümanlara zarar vermez, Müslüman holiganlık, militanlık, fanatizm yapmaz. Müslüman, insanların meleğidir. Müslüman, komşularına iyilik eder, onları üzmez, kırmaz. Zamanımızda ahlak konusunda büyük yıkım olmuştur. Müslümanları İslam ahlakı dairesine sokmak için yurt çapında seferberlik başlatılmalıdır.

İslam müjdeler ve uyarılar dinidir… İslam’ın iyi ve güzel haberleri vardır, korkutucu ihtarları vardır.

Müslümanlara çok açık, çok seçik şekilde:

İtikadınızı tashih edin…

Beş vakit namazı dosdoğru, farzlarını cemaatle kılın…

Allah’ın Kitabına uyun, ondaki emirleri yerine getirin, yasaklarından kaçının, öğütlerini tutun.

Resulullah (salat ve selam olsun ona) sizin için en güzel örnek ve modeldir, onun sünnetine sarılın, yolundan gidin, onun hoşlanmadığı işleri yapmayın.

Rabb olarak Allahu Teâla hazretlerinden razı olun…

Kitap, düstur, anayasa olarak Kur’an-ı Kerim’den razı olun…

Din ve nizam olarak İslam’dan razı olun…

 Nebi, Resul, Seyyid ve Kaaid olarak Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemden razı olun…

Şeriat olarak, Şeriat-ı Garra-i Ahmediyye’den razı olun…

Ümmet olarak Ümmet-i Muhammed’den razı olun…

Ahlak sistemi olarak İslam ahlakından razı olun…

İtikad konusunda sapıtanlar… Cahiliyet ahlakıyla ahlaklı olanlar… Beş vakit namazı yitirenler… Şehvetlerine uyup azanlar… Kur’an’a, Sünnete ve Şeriata aykırı beyinsizlikler sergileyenler… Ribaya, zinaya batanlar… İman kardeşliğini dinamitleyenler… Ümmet birliğini sarsanlar… Boyunlarında biat ve itaat bağı bulunmayanlar… İşte bunlar kötü yoldadırlar. Onları uyarmak bilenlerin, icazetli ulema fukaha ve meşayıhın vazifesidir. Onlar bu vazifeyi ihmal etme şansına sahip değillerdir.

11.09.2014