Benim Sitem

diğer yazarlar 3


TESEDÜFMÜŞ  
milli istihbaratta deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirlerle heryerde karşılaşırım onların yanında konuş ertesi gün ya tvde yada gazetede bilgiler analiz amaçları bizleri eğitmek bizleri ondan muhatab alırlar neyse benim cep telefonum çalmaya başladı bana biri dediki bir dakika kadir bey  sizi ekrem kızıltaşa bağlıyorum dedi olur dedim ekrem kızıltaş siz kadir beymisiniz  evet dedim sizin meiliniz bana ulaştı siz milli istihbaratta deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirler konuşmanızı duydumu ertesi gün milli gazetede ve ayrıca milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde analiz ediliyor demişş,niz bu 1997 yılından bu yana hegün var öylemi dedi evet ekrem bey hergün var dedim ama nasıl olur bu mümkün değil dedi bunlar tesedüftür dedi nasihat etti telefonu yüzüme kapattı allahın işine bakbir kaç gün sonra iki mit elamanıyla kafede oturuyoruz çaylarıda yudumluyoruz o sırada konu açıldı osmanlıdan cumhuriyete geçtiğimizi türkiye cumhuryetini korumak gerektiğini konuşmaya başladım iki mit elemanıda bizi dinliyor hatta onlarda devreye giriyor yeryer bu konuşmalar gitti sabhaleyin ekrem kızltaş başlık atmış cumhuriyeti korumak yazarın sayfasındaki çoğu konuşma bana ait azda kendi eklemesi var


http://www.timeturk.com/tr/makale/ekrem-kiziltas/cumhuriyeti-korumak.html



Cumhuriyeti korumak...

12.08.2009

Ekrem Kızıltaş

İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş üzerine çok şey söylenmiş ve çok şey yazılıp çizilmiştir. Söylenen ve yazılıp çizilenlere muhatap olanların akıllarında kalan şey, imparatorlukta insanların Padişah'ın birer kulu oldukları; dolayısıyla o ne derse herkesin uymak zorunda olduğu ve Cumhuriyetle bu durumun değişerek, kişilerin eşit haklara sahip vatandaşlar haline geldikleri şeklinde bir klişedir.

1946'ya hatta 1950'ye kadar geçen yıllar, vatandaşların sahip olacağı varsayılan haklar ve özgürlüklerin bir türlü sağlanamadığı yıllardır ve yukarda vermeye çalıştığımız klişeyi savunanlar açısından; bu yıllar, düzenin oturması açısından çeşitli faaliyetler yürütülmek mecburinde kalındığı için, istisna sayılması gereken yıllardır...

Tek kişinin sultasından kurtarıldıkları iddia edilen insanların, bir grup kişinin sultası altınasokulmuş ve uzun süre böyle devam edilmiş olmasının, istisna kavramı ile açıklanması, belli ki mecburiyetten.

1950 sonrası birazcık olsun solunmaya başlanılan demokrasi havasının, özelliklepadişahlıktan cumhuriyete geçişin kulluktan vatandaşlığa geçiş olduğunu savunanlar tarafından hazmedilememiş olması ise işin en ilgi çekici taraflarından.

Demokrasi yolunda düşe-kalka yapılan yolculuğun uğradığı kesintilerin, en azından teşvikçilerinin bu kesimden çıkmış olması, belli ki tesadüf değildir.

Kulluk-vatandaşlık üzerine ahkam kesenlerin; insanların kendilerini vatandaş zannedecekleri ama kulluğun geçerli olduğu iddia edilen dönemden daha ağır baskılar altında yaşamak zorunda kalacakları bir yönetim şeklini arzu ettikleri rahatlıkla söylenebilir.

Çoğunluğun yönetimi olarak kabul edilen cumhuriyetin demokrasi ile ne gibi farkları olduğu karmaşık bir mesele. Ancak imparatorluktan cumhuriyete geçişi arzu eden ve bunu gerçekleştirenlerin, nihai olarak demokrasiyi ve hatta cumhuriyeti arzu edip etmedikleridaha da karmaşık...

Ergenekon iddianameleri sayesinde, 1930 ve bundan daha çok 1940'lı yıllara hasret duydukları anlaşılan zevatın söz ve niyetleri hususunda geniş çapta bilgi sahibi olabiliyoruz.

Bu zevatın, sözlerine, yapıp ettiklerine ve esas olarak da yapmayı arzu ettiklerine baktığımız zaman, bizi padişaha kulluktan kurtardıklarını iddia edenlerin, yönetimi çoğunlukla paylaşmaktan çok, kendi arzularına uygun bir yönetim arzu ettiklerikanaatine kapalıyoruz.

Sadece yönetim mi? Hayır.

Bu zevatın yönetimi mutlaka ellerinde bulundurmak sevdasının yanında, ülke sathındakibütün insanların ne yapıp yapmayacağına ve neleri nasıl yapacaklarına bile karışma niyetinde olduklarını görüyoruz.

İşte asıl vahim olan da, bu.

İsimleri Ergenekon davasıyla ilişkilendirilenlerin, vatanseverlik başta olmak üzere birçok konuda mangalda kül bırakmadıklarını ve ama Milletimiz ve özellikle de onun değerleri sözkonusu olduğu zaman amansız birer hasım kesildiklerini müşahede ediyoruz.

Güya yüksek idealler adına hareket ettiğini söyleyen bu kişilerin, cumhuriyetle ilgili nutuklar atmaya bayılıyor olmaları, işin en ilgi çekici tarafı.

O zaman, 'her tanım bir tahriftir' sözü akla geliyor ve şunu sormak kaçınılmaz oluyor:

Cumhuriyet denilen şeyden, -daha önce anlatılanlar muvacehesinde- bizim, yani Milletimizin anladıklarıyla, bu zevatın anladığı şeyler arasında derin farklar mı vardır acaba?

Söyledikleri, yapıp -ettikleri ve yapıp etmeye niyet ettiklerine baktığımızda, Milletimizin arzu ettiği ya da edebileceği hiçbir şeyi yapmadıklarını ve bundan sonrası için de, bu türden niyetlerin ajandalarında yer almadığını görüyoruz çünkü...

Cumhuriyete sahip çıkmak sözü, bu durumda yeni bir anlam kazanıyor: Cumhuriyeti, çoğunluğu kafalarına göre yönetmek zannedenlerden korumak gerek...



    

    YORUM YAZ

YORUMLAR

YAZARIN TÜM YAZILARI

13.02.2011   Firavun'un ibretlik sonu...
19.05.2010   “Üçüncü büyük tehdit!”
21.04.2010   Bizim hikayemiz...
18.04.2010   Peki siz kimden yanasınız?..
28.03.2010   Millet menfaati mi?..
17.03.2010   Kirli işbirliği...
03.02.2010   Sadede gelmek…
01.02.2010   Kaynaşma fırsatı...
20.01.2010   Eğitim şart ama...
10.01.2010   Zurnanın ‘zırt’ dediği yer...
04.01.2010   Söyleyene değil söyletene bak!..
30.12.2009   ‘Hadi oradan’ diyebilmek!..
12.08.2009   Cumhuriyeti korumak...
07.06.2009   Velev ki...
13.04.2009   Domuz eti, içki ve laiklik...
07.01.2009   Dünya sahipsiz değil!..
29.09.2008   Dışardan gazel okuyanlar...
09.06.2008   Hep üzülenlerden olmak!..
 
 
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
 
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR