Benim Sitem

analiz hataları hakkında

 
                                                                                         AÇIKLAMA 
ön bilgi ben genelde deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirlerle konuşuyorum onların üstlerine ulaşmak için konuyu açıyorum  işte kızgınlığımı ifade ediyorum mit bunu olmuş olacak gibi algılıyor burda bu olayı tv kanalına  taşıyor ve topluma kendilerinin hiçte kötü bişey yapmadıklarını filimde anlatmaya çalışıyor olay bu bende kendimin anlaşılmadığımdan yakınıyorum iletişim bir türlü kurulamıyor deşifre olan kişiye şöyle desem sen deşifre oldun ben sizin teşkilata ilet benim şu sıkıntılarım var desem olmuyor not: burdaki filimler benim için yapılmış değil onu belirtiyim birde gazeteci yazara giden bilgilerin nasıl analiz edildiğine dair yazarın internetteki  köşesinden kopyala yapıştır yaptım orjinaldir yazarın kendi yazısı  ben size şunun için kızıyorum bu ülkede o kadar topluma kazandırılıcak insan varken bende bu kadar takılı kalmanız beni sinirlendiriyor o yüzden yeryer bilgi toplayan mubirlere kızıyorum işte anlayın ondan sonra olaylar olmadık yerlere ere geliyor şu aşağıdaki olayı bakın sonra anlarsınız bitler yazısı var 
_________________________________________________________________________________
SİZ OLSANIZ BURDA NE YAPARDINIZ AŞAĞIDAKİ YAZIYI OKUYUN 
 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbire kendisinin bir ara aktardığı bilgiyi gösterdim bu yazarın köşesinde konu ilk başta şöyle açıldı ben islamla ne medeni kapitalizim nede vahşi  kapitalizim bağdaşır dedim yazarın birinci başlığındaki ilk satırlar tatamı bana ait hatta marksist idolojiyi eleştirdim onnda muhatab almış kendiside katkıda bulunmuş neyse esas olaya geldim şimdi dedim baksana geçen ben muhbirle bir zaman bişey konuştum işte onu muhbir aktardı işte dedim onuda gösterdim yazarın köşesinde nasıl analiz  etti diye azımdan çıkıverdi  üçbini buldu dedim muhatab alması aslında 6 bindi ama işte azımda 3 bini buldu diyince bu bilgi olarak gitti tabi ertesi gün yazar gerekişrse 4 bin kere diye yazmış ikinci yazıda bakın oda dediki boşver abi alırsa alsın dedi bende BIKTIM DEDİM bu bıkma olayını yazar köşesinde işlemiş yazının sonlarında işallah bıkanlar az olur diye sonlardırmış  
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Allah Sultan Selahaddin’e Rahmet Eylesin
Mehmed Şevket Eygi
08 Eylül 2014 Pazartesi 00:50

İslam ile ne medenî kapitalizm, ne de vahşi kapitalizm bağdaşır…

Müslümanlar, kapitalist bir düzende, Marksist düzende olduğundan daha fazla İslam için çalışabilir. Çalışmak isterlerse… Hizmet edebilecek akılları, kültürleri, ahlakları varsa…

İslam ile demokrasi bağdaşmaz. Bir İslam demokrasisi olmaz. Müslümanlar, demokratik bir düzende İman, İslam, Kur’an için daha fazla ve daha güvenli bir şekilde çalışabilir. Demokrasi İslam’a geçişin köprüsü olabilir.

Yarı mühtedilerle İman, İslam, Kur’an, Şeriat hizmetleri yapılamaz. Yarı mühtedilerin bastıkları yerde ot bitmez…

Eskiden küffarla cihad yapılıyor, ganimet toplanıyordu.

Bugün İslam dünyasında Müslümanları soyarak, ülkeyi yağmalamak suretiyle güya ganimet toplayan sahte mücahitler vardır.

Küffardan alınan ganimeti ortaya koymayıp saklamaya, zimmetine geçirmeye gulül denir. Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Hayber savaşında bir çift deri ayakkabıyı sakladıktan sonra şehid olan birinin cenaze namazını kılmamıştır.

Riba öyle büyük ve çirkin bir günahtır ki, hadîs-i şerifte “Anasıyla yetmiş kere zina etmek kadar” iğrenç görülmüştür. Birbirleriyle riba muamelesi yapan ve riba yiyen Müslümanlar İmana, İslama, Kur’ana, Şeriata hizmet edemez.

Namazı ihlasla kılmayanın namazı yoktur.

Sırf Allah rızası için ihlasla cihat etmeyen gerçek mücahit değildir.

Din ilimlerini Allah rızası için ihlasla öğrenmeyen ve öğretmeyenler gerçek alim değildir, onlar Cennetlik de değildir, Cehennemliktir. (Sahih-i Müslimdeki ihlas hadisine bakınız.)

Allah rızası için ihlasla hayır hasenat yapmayan, insanlar kendisi için “Yahu bu ne hayırsever ve cömert zenginmiş” desinler diye iyilik yapanlar Cehennemliktir.

Din sömürüsü yaparak zengin olanlar, karı veya uyuşturucu satanlardan daha alçaktır.

Saçı bitmedik yetimlerin ve fakir halkın haklarını yiyenler dünyada ve âhirette rezil, rüsvay ve perişan olacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Cenab-ı Vacibü’l-vücud hazretleri Sultan Selahaddin’e rahmet eylesin. Vefatında on kadar ülkenin sultanıydı. Baş veziri Şam sokaklarında dellal gezdirmiş, şöyle bağırtmıştı:

“Ey ahali!... Bilmiş olunuz ki, şu şuşu ülkelerin Sultanı olan Selahaddin bugün âhirete intikal etmiştir. Terekesinden, techiz ve tekfin masraflarını karşılayacak miktarda parası çıkmadığından bu masraflar yakınları tarafından karşılanmıştır…”

 

(İkinci yazı)

Gerekirse Dört Bin Kere

BÜTÜN mü’minlerin tek bir Ümmet oluşturması zaruriyat-ı diniyedendir. Benim gibi Müslüman bir yazarın, Ümmet konusunu bir tek yazısında bir kere ele alması elbette yeterli olmaz. Efendim ben bu konuda 2001 yılının filan ayının falan gününde bir makale yayınlamıştım demekle işim, vazifem bitmez. Ne yapmalıyım? Bıktırmamak şartıyla devamlı olarak bu konuda yazmalıyım, Müslümanları Ümmet olmaya, birliğe, ittihada çağırmalıyım.

Peki bu konuyu sık işlemem  birilerini bıktırırsa?.. Burada iki ihtimal vardır: Bıktırmanın usandırmanın kabahatinin bir kısmı bendenize aittir, bir kısmı bıkanlara aittir.

Bir adama kırk gün sen delisin denirse delirirmiş…

Müslümanlara da kırk kere, yetmezse dört yüz kere, o da yetmezse dört bin kere tek bir Ümmet olun, birleşin, kenetleşin demek gerekir.

Ümmet birliği olması için, Müslümanların başında mutlaka bir İmam-ı Kebir veya Emîrü’l-Mü’minîn bulunması ve mü’minlerin o zata biat ve itaat etmesi gerekir.

Teoride kitaplarda var ama realitede Ümmet yok, İmam yok… Bu iki yokluk büyük bir felakettir.

Yeterli sayıda mü’minin kafasına bu iki kavramı yerleştirmeliyiz.

Sen kendini ne  sanıyorsun da böyle büyük laflar ediyorsun?.. Kendime değer ve pâye verdiğim yok, sadece çok önemli ve hayatî bir konuda Müslüman kardeşlerimi uyarmak istiyorum. Bu hizmet hem hakkım, hem vazifemdir.

Ümmet ve hilafet konusunda Müslüman halka şuur vermek bir hizmettir.

Ümmet birliği olmadan parçaların, cemaatlerin, tarikatların, hizip ve fırkaların fazla kıymeti olmaz.

Ümmetin Şûrası, Fetva Heyeti, Medreseleri, medyası, eğitimi ve mektepleri, Fütüvvet Teşkilatı, Mahalle Teşkilatı olması gerekir.

Bütün bu kurumlar orta zekalı insanlarla kurulmaz; mutlaka yüksek zekalı, yüksek kültürlü, yüksek ahlaklı, güçlü, vasıflı medenî Müslüman kadrolar olması gerekir.

Ümmet birliğine ve İmamete en fazla düşman olanlar din sömürücüleridir.

Din baronları birlikten nefret eder. Çünkü Ümmet birliğinde din sömürüsü yapılamaz, dini âlet ve istismar ederek şahsî veya siyasî nüfuz, menfaat, prestij elde edilemez.

Orta veya geri zekalı kimselerle ne Ümmet birliği olur, ne de İmamet hayata geçirilebilir.

Selim akıl, temiz vicdan, mantık, firaset Ümmet diyor, İmamet diyor.

Cahiliyet kültürü bunlarla ilgilenmiyor.

Ümmet, birlik, ittihad, vifak, tesanüd, teşkilatlanma, İmam, İmamet, biat ve itaat, yek vücud olmak demeye devam edeceğim.

İnşaallah bıkanlar az olur.

8.9.2014

 
 
 
__________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY  BURDADA ANALİZ HATALARI VAR 
ÇATIŞMA FİLİMİ HAKKINDA
yazara giden bilgileri okuyun bu çatışma filiminin koyulma nedenini anlarsınız 
( aynı bilgilerde tv8 gitti orda filim koyuldu swat timi diğer adı özel tim veya çatışma diye bir filim )
 
 
ayak üstü gezerken deşifre olmuş birini gördüm ona doğru yaklaştım işte dedimki aynı konular işte sivil alanda devletimiz için bilgi toplayan muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde halbuku bu ülkede o kadar ıslah edilmesi gereken insan topluğu varken niye benim izerimde duruluyor dedim işte bende başka adam yokmu bu ilkede dedim işte bu bilgiler gitmiş yazarın birinci başlığına bakın ıslah diyor hani ben ıslah edilmesi gereken var dedimya işte bunu başlık yapmış sonra konuyu ice açmış ve yazarın en sonlarında sövüp saymak yerine diye analize bakın işte bu olay yanlış analam neyse bu yayın tarihinde hemen akşamı tv 8 swat timi özel tim veya çatışma diye bir filim koyuldu benim kızdığımı anladılar işte 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Türkiye İçin Büyük Islah Projesi
Mehmed Şevket Eygi
10 Ağustos 2014 Pazar 00:47

TEZELDEN hem hızlı, hem düzgün yazabilen bir kâtip bulup “TÜRKİYE İÇİN TOPYEKÛN ISLAH PROJESİ” isminde bir kitapçık hazırlamak istiyorum. 
Ülkenin, devletin, halkın böyle projelere büyük ihtiyacı var. Vaktiyle, Prens Sabahattin de Osmanlının batmasına az kala “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” ismiyle bir kitap yazmıştı.
Zamanımızda her konu ve kesimdeki krizler o kadar vahamet kesp etti ki, “Türkiye nasıl kurtarılabilir?” sorusunun yerine “Türkiye kurtarılabilir mi?” diye de sorulabilir… 
Allah’tan ümit kesilmez. Allah’tan ümit kesmek küfürdür, lâkin halkın bir kısmından ümit kesilebilir.
Türkiye’de acilen, hemen kökten ıslah edilmesi gereken kurumlar nelerdir?
1. Eğitim ve mekteplerdir. Bugünkü ideolojik eğitim iflas etmiştir. Kökten değiştirilmesi gerekir. Yamalarla, palyatif tedbirlerle, eklerle ufak tefek tadilatla ıslahı mümkün değildir. Yapılacak ilk iş Türkiye’de, İngiltere’deki Eton Koleji ayarında bir İslam mektebi açmaktır. “Konya’da Mevlana Celâleddin Rumi İslam Mektebi” başlıklı yazımda bir nebze anlattığım mükemmel mektep… Kemalist eğitim sistemi bitmiştir, batmıştır, Türkiye’yi de batırmaktadır. En kısa zamanda çok güçlü, çok vasıflı İslam mektepleri açılmalıdır. Lafla söylemesi kolay, hayata geçirmesi çok ama çok zor bir projedir; çünkü İslam mekteplerini başarılı şekilde açıp yürütecek yeterli sayıda kalifiye idareciler ve öğretmenler yoktur.
2. Din işleri, hizmetleri, faaliyetleri de kökten ıslah edilmelidir. Devletin umum müdürlük seviyesindeki Diyanet’iyle bu iş yapılamaz. Ülkedeki yüz bine yakın camiin mihraplarına icazetli, ehliyetli, liyakatli, başarılı, idealist, muhlis=ihlaslı, muslih=ıslah edici, karizmatik, mücahid, mürşid, nâfiz, muttaki imamlar geçirilmelidir. Böyle imamlar yetiştiren medâris-i İslamiyye tekrar açılmalıdır. İslam medreseleri “Ehl-i Sünnet Ümmet Teşkilatı tarafından” idare ve kontrol edilmelidir.
3. Anadolu’ya İslam tasavvufla girmiş, tasavvufla fütuhat yapmış, tasavvufla yücelmiştir. Şeriat dairesi içinde hizmet veren bütün tarikatlar serbest bırakılmalıdır. Bunun için “Meclis-i Meşayıh” adında bir kurum tesis edilmeli ve bütün dergâhlar, tekkeler, zaviyeler, tasavvufi faaliyet ve hizmetler sıkı bir şekilde denetim altına alınmalıdır. Dinin, Şeriatın, mukaddesatın, tasavvufun, tarikatın, imanî ve Kur’anî hizmetlerin; paraya, siyasete, maddî menfaate, enaniyete alet edilmesine kesinlikle izin, imkân ve fırsat verilmemelidir. Bunları söylemek kolaydır ama hayata geçirmek çok zordur. Menfaati bozulanlar adamı boğarlar.
4. Medya, gazeteler, dergiler, televizyonlar, ıslah edilmelidir. Bugünkü dedikodu yayıncılığına, müstehcen neşriyata, ıvır zıvır, fasa fiso haber ve yorumlara son verilmezse Türkiye düzelemez. Büyük medya on milyonlarca halkı dedikodu ve polemik bağımlısı yapmıştır. On milyonlarca İslam evindeki televizyonları açıyorsunuz, ekranlardan içeriye günah, isyan, tuğyan, ahlâksızlık, faziletsizlik, mâlâyâni akıyor. Diyelim öteki kurumları ıslah ettiniz ama medyayı ıslah edemediniz, kötülük yine ortadan kalkmaz.
5. Siyaset mutlaka ıslah edilmelidir. Siyasetin vasıfsız=kalitesiz olduğu bir ülkede her şey dejenere olmaya mahkûmdur. Rahmetli Adnan Kahveci’nin “Türkiye’de Siyaseti Islah Projesi” vardı. Bu konuda yazılı bir metin var mıdır, bilmiyorum. Bu proje derhal hayata geçirilmelidir. Siyaset nasıl ıslah edilir? İngiltere’deki Eton Koleji, ülkesine on dokuz Başvekil kazandırmıştır. Böyle okullarımız olmazsa siyaseti ıslah etme işi lafta kalır. Bu konu üç yüz sayfalık bir kitapta bile özetlenemez. Siyasete bilgelik, fazilet, ahlâk, vatanseverlik, yüksek kültür hâkim olmalıdır.
6. Kadınlarını ıslahı meselesi… Ülkenin yarı nüfusunu hanımlar oluşturuyor. Onlar ıslah edilmezse hiçbir düzelme olmaz. Bugün kadınları bozmak için hem laik feministler, hem de İslamcı feministler gece gündüz çalışıyor. Birtakım samimiyetsiz, ikiyüzlü, riyakâr, münafık feministler kadınları hürleştirmekten, eşit kılmaktan bahsedip duruyor. Peki, bunlar devletin TC başlıklı vesikalarıyla birtakım kadınlara KDV’li yasal seks köleliği yaptırılmasından niçin rahatsız değiller? Riyakârlar!
7. M. Kemal, Millî Şef İsmet, Celal Bayar, askerî darbeler rejimlerinde bile aile yapısı bugünkü kadar dinamitlenmemiş, tahrip edilmemişti. Aile korunmaz ve kurtarılmazsa Türkiye de kurtarılamaz. Aile nasıl kurtarılır, korunur, ıslah edilir? Bu da kitap hacminde bir konudur.
8. Türkiye’nin başındaki en büyük bela M. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra uydurulmuş resmî ideolojidir. Bu ideoloji resmî olmaktan çıkartılmalı, özelleştirilmelidir. Komünist Partisi serbest bırakıldı, son mahalli seçimlerde küçük bir belediyeyi de kazandı. Kemalizm de öyle olmalıdır. Kemalistler partilerini kursunlar, çoğunluğun oylarını alabilirlerse iktidara geçip Türkiye’yi idare etsinler.
9. Milletimizin, devletimizin, ülkemizin bin yıldan fazla kullandığı millî alfabe serbest bırakılmalı ve istisnasız bütün okullarda öğretilmeli ve okutulmalıdır. Aksi takdirde tarihimizin en büyük ve vahim kültür kopukluğu ve ârızası sürüp gidecektir.
10. Türkiye hukuk ve yargı bakımından korkunç, dehşet verici, korkutucu bir kriz içindedir. Bu sahada da radikal ıslahat yapılması gerekir. Bugünkü Medenî Kanunla, Ceza Kanunu ile bu ülke ayakta duramaz. 
11. İş, ticaret, sanayi, ticari hizmetler sahasında büyük ahlâksızlar, hıyanetler görünmektedir. Bunların ıslahı için eski loncalara, ahilik teşkilatına, fütüvvet ahlâkına benzer kurumlara ihtiyaç vardır.
12. İç barış, sosyal mutabakat berhava edilmiştir. Türkiye’de birbirine düşman halklar oluşturulmuştur. Dış düşmanlarımız ve onların içimizdeki yardakçıları, Türklerle Kürtleri, Sünnilerle Alevileri, dindarlarla laikleri birbiriyle çatışır hâle getirmiştir. Olumlu çeşitlilikler içinde birlik, barış, mutabakat sağlanamazsa Türkiye parçalanmaya mahkûmdur. Bu birlik nasıl sağlanacak? Aydın, ziyalı, seçkin geçinenler projelerini ortaya koysunlar.
13. Bu memlekette uzun yıllar boyunca laiklik olmamış, din düşmanı agresif bir laikçilik sergilenmiştir. Laikçilik ortadan kaldırılmadıkça Türkiye’nin huzur ve güven içinde yaşaması mümkün değildir. Avrupa’da, anayasalarında laiklik yazan sadece iki ülke vardır. Demokrasinin beşiği İngiltere’de laiklik yok, din-devlet birliği vardır; orada hükümdar aynı zamanda millî Anglikan Kilisesi’nin başıdır. İngiltere’nin Büyük Britanya kısmında bütün kolejlerde derslere başlanmadan önce her sabah okulun kilisesinde ayin ve ibadet yapılır. Türkiye’deki laikçilik demokrasinin, insan haklarının, eşitliğin, adaletin önündeki en büyük engeldir.
14. Türkiye’de en az bir milyon Kripto-Yahudi, bir milyon da Kripto-Ermeni bulunmaktadır. Bu mesele halledilmedikçe Türkiye’nin ıslahı mümkün ve muhtemel değildir. Nasıl ıslah edilir? Herhangi bir projesi olan yazıp yayınlasın.
15. Türkiye’nin 2013 yılına ait şeffaflık ve temizlik notu, 10 üzerinden ancak 5’tir. Bu düşük notla ülkenin, devletin ıslahı mümkün değildir. En az 7 olması gerekir. Bu not ülkemize, devletimize nasıl kazanılacaktır?
16. Türkiye şifahî kültür statüsünden yazılı-medenî kültür seviyesine yükselmedikçe ıslah edilemez.
17. Türkiyenin devlet, halk, ülke olarak ıslah edilebilmesi için son yüz yıllık tarihimizdeki bütün ârızalar, kazalar, kopukluklar tâmir edilmeli; tarihî, sosyal, kültürel devamlılık mecrasına dönülmelidir. Böyle bir niyet, istek, irade olmadan ıslah gerçekleşemez, sadece edebiyatı yapılmış olur.
18. Türkiyenin ıslahı için, 1924’e kadar devletimizin, halkımızın, ülkemizin elinde bulunan Hilafet-i İslamiyenin tekrar ihya edilmesi gerekir. Katolik dünyasının Papası, Vatican’ı olabiliyor da, Müslümanların niçin bir Halifesi, İmam-ı Kebiri olmasın?
Müslümanlar ülkemizde halkın çoğunluğunu oluşturuyor. Müslümanlar bozulursa, şifahî kültürlü olursa, tuz kokmuş olur, ülkenin ve devletin korunması, kurtulması, yücelmesi mümkün değildir.
Gönül arzu eder ki büyük düşünürlerimiz, büyük filozoflarımız, büyük ziyalılarımız; Türkiye nasıl ıslah edilir, nasıl kurtarılabilir, konusunda ipe sapa gelir ciddî, kalıcı kitaplar yazsınlar, çareler ve çözümler göstersinler.
Saçma sapan polemiklerle, tencere dibin kara edebiyatıyla bir yere varılmıyor.
Bendeniz okur-yazar bir Türkiyeli olarak yukarıdaki yazıyı kaleme aldım. Beğenmeyenlerin, itiraz ve tenkit edenlerin, sövüp saymak yerine gerekçeli olarak tashih buyurmalarını istirham ederim.
10.08.20
 
 
 
_____________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY BURDADA ANALİZ HATASI VAR 
deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirle bazı bazı konuşuruz işte ona dedimki  samimi ülkücüleri severim onlar vatan saver insanlardır keşke herkes onlar gibi olasa bende dahil dedim orda biri ülkücülüğü kullanıyor kendi nefsi için dedim işte bunnu duymadığında eminim biraz gürültülüydü ortam oda ülükücüleri eleştiri gibi anladığından eminim neyse bu bilgiler gitti yazarın köşesine bakı aslında olay işid örgütünden çıktı ıraktaki işid örgütünden asıl konu buydu neyse ikinci konu başlığın bakın yazarın anlarsınız konu selefi vahhabi mantığıda vardı yazarın kendi görüşleri 
şimdi burdaki çatışma psikolojjisi  olarak değerlendirmeye alındı bilgi gitti tv 8 aynı tarihte bir filim koyuldu filimin ismi çatışma swat timine kafayı takan biri vardır genelde bu pisikoloji ile konuşurşam bu filim çok koyuluyor aşağıdaki linke bakın tv 8 http://www.tv8.com.tr/c-1482-0-ozel-tim--catisma  yayın tarihi 09 08 2014 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Müslüman Türkiye'de bir Müslüman
Mehmed Şevket Eygi
09 Ağustos 2014 Cumartesi 00:00

Bendeniz Türkiyeli bir Müslümanım. Irkçılık ve kavmiyetçilik yapmadan etnik kökenimin Türk olduğunu bildiririm. Türkiyeyi, vatanımı, memleketimi severim. İnsan zamanla ve mekanla kayıtlı bir yaratıktır. Vatanım olmasa ben ne yaparım.

Türkiye halkının çoğunluğu Müslümandır. Vatanımda, bir Müslüman olarak hür yaşamak isterim. Yaşım ilerledi, son seksen sene içinde çok kötü, çok kara, çok zulümlü günler gördü Müslüman çoğunluk. Kendilerine Kemalist diyen veya Kemalizm postuna bürünen egemen azınlıklar, vesayetçiler Müslümanlara sömürge yerlisi muamelesi yaptı. Sovyet Birliğindeki zulümlere paralel olarak, Türkiyede Müslümanlara kan kusturdular. On binlerce camiyi, medreseyi, tekkeyi, vakıf binasını yıktılar, kapattılar, kiraya verdiler, sattılar, gayesi dışındaki işlerde kullandılar; genç nesillere din eğitimi verdirtmediler, zikrullah yapanları, Risale-i Nur okuyanları, Kur’an ve iman hizmeti yapanları ezdiler, ağır cezalarda muhakeme ettiler, zindanlarda inlettiler.

Tarihî İslam kabristanlarının yüzde doksan yedisini yok ettiler.

Bir tek, kendi kabristanları olan Üsküdar Bülbülderesi Dönmeler mezarlığına dokunmadılar.

Dine savaş açtılar. Ezan-ı Muhammedîyi bile yasakladılar, okuyanları hapislere attılar.

Halkevlerinin aylık dergisi Ülkü’de, “En iyi din terbiyesi dinden hiç bahs etmemektir” diye yazdılar.

Çok şükür o kapkara günler geride kaldı, memlekete bir miktar hürriyet ve çoğulculuk geldi ama bu sefer de din sömürücüsü, mukaddesat bezirganı, yarı mühtedi, dini imanı para olan birtakım alçakların, G. Y.’lerin hücumuna uğradık.

Müslüman çoğunluk cahil bırakıldı. Öylesine cahil ki, beş vakit namaz kılan sıradan bir Müslümanı tarihî bir kabristana götürünüz, 1928’den önceki Türkçe mezar taşlarını okuyamaz.

Faşist egemen azınlıklar icazetli hoca yetiştiren İslam Medreselerini kapattılar.

Olgun Müslüman yetiştiren dergah ve tekkeleri kapattılar.

Müslüman toplumun temeli olan aile kurumunu dinamitlediler.

Riba, zina ve yüksek binayı yaygın hale getirdiler.

Ehl-i Sünnet İslamlığını içinden yıkmak için sahte dindarlar türettiler.

Mutezile mezhebini hortlattılar.

Müslümanların arasına ajanlar, casuslar, provokatörler soktular Ümmet birliğini paramparça edip, mü’minleri bin hizbe, fırkaya, İslamcılığa ayırdılar, birbirleriyle çekişip tepiştirdiler.

Bendiniz bu satırları 2014’te yazıyorum. Artık Türkiye Ehl-i Sünnet Müslümanları tek bir Ümmet değil. Başlarında kendisine biat ve itaat edilen âdil ve râşid bir İmam yok.

Müslümanların büyük çoğunluğu ilmihalini bile bilmiyor. On milyonlarca Müslüman var ama güç, vasıf ve keyfiyet yok.

Birkaç Dönme, Kripto, Pakraduni milyonlarca Müslümanı parmağıyla oynatıyor.

Kafirler ve münafıklar Müslüman yığınları şifahî kültürlü dedikodu mübtelası yaptı.

Ahlaksızlık, fuhşiyyat, azgınlık, içki, kumar, rüşvet, haram yeme, çıplaklık, müstehcen yayınlar, rant haydutluğu yaygınlaştı.

Kur’an, Sünnet, Şeriat gözlüğüyle bakılınca manzara fecaat, manzara dehşet.

Bir toplumu çökertmek mi istiyorsunuz, onun mekteplerini bozunuz, eğitim sistemini dejenere ediniz., başka bir şey yapmaya gerek kalmaz.

Evet bendeniz okur-yazar bir Müslüman olarak böyle bir memlekette, böyle bir toplum içinde yaşıyorum.

Zaman zaman şiddetli cemaat-iktidar kavgaları oluyor.

Müslümanlar o kadar dağınık ki, Ayasofya’yı bile camiye çevirtmekten acizler.

Çocuklarını misyoner mekteplerinde okutmak için çırpınan dindar anne babalar.

Cemaat veya tarikat holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapanlar.

Siyasî partisini dinin üzerinde tutanlar.

Din, iman elden gidiyor, cami şadırvanlarından Osmanlı şerbeti akıtmayı marifet sananlar.

Bugünkü bozuk düzeni iyi bir düzen sananlar. Hattâ bu günkü düzen eskisine göre çok iyidir diyenler.

Daha iyi meskenler, daha iyi yazlıklar, daha iyi otomobiller, daha iyi yemekler için çalışıp çabalayan milyonlar.

Sabah namazlarında (Eyüb Sultan Camii dışında) İstanbul camilerine gidip cemaati görünüz. Beş on ihtiyar… Bir tek dindar liseli veya üniversiteli               genç yok.

Geçen Ramazan İstanbul bir günahlar ve isyanlar şehriydi. Gündüzleyin yiyenin, içeninin haddi hesabı yoktu

Bizim hacı beyin umurunda mı hiç. Caminin şadırvanından şerbet akıttı ya, işler yolundadır onun için.

Din, iman, mukaddesat tehlikede. Bizimkiler lüks umrelerde.

Benim cemaatim senin cemaatinden üstündür.

Benim şeyhim senin şeyhini döver.

Bizim caminin hoparlörleri daha bağırtlak.

Yaza yaza dilimde tüy bitti. Ey Müslümanlar Irak’tan, Suriye’den, Libyadan ibret alın; en kısa zamanda Ümmet olun, başınıza râşid bir İmam seçip ona biat ve itaat edin diye bağırmaktan yoruldum. Hiç tepki yok.

Memleket bölünüyor, hattâ bölünmüş bile, aldıran yok.

Benim cemaatim, benim şeyhim…

Durum eskisine göre daha iyiymiş. Be geri zekalı nâbekâr, zinanın suç sayılmadığı bir İslam ülkesi nasıl iyi oluyormuş, bana bir anlatsana.

Halkın sadece yüzde onunun namaz kıldığı bir ülke nasıl iyi oluyor?

Bir İslam ülkesinde TC başlıklı vesikalarla serbest, yasal, KDV’li, polis nezaretinde seks köleliği yapılabilir mi?

Kur’ana, Sünnet, Şeriata, hikmete aykırı bunca isyan, tuğyan, açık günah olan bir ülke nasıl iyi oluyor?

(İkinci yazı)

Selefî İslam Devletinin Türbe Düşmanlığı

YENİ KURULAN Selefî İSLAM Devleti hakkında sayısız dezenformasyon yapılıyor. Bir ara bütün kızları ve kadınları sünnet ettirecekleri iddia edilmişti, sonra bu haberin yalan ve balon olduğu meydana çıktı.

Lakin onlar hakkındaki bir haber var ki, doğruluğu inkar edilemez. Bu da ellerine geçirdikleri bölgelerdeki enbiya, evliya türbelerini ve yanlarındaki camileri patlayıcı maddelerle havaya uçurmalarıdır.

Enbiya ve evliya türbelerinin şirk, küfür, sapıklık merkezi olduğu inanç ve iddiası çok aşırı bir görüştür.

Hiçbir islamî iktidar gerçek ulemaya, fukahaya, müftülere sormadan, onlardan fetva almadan bu gibi tahripleri, havaya uçurmaları yapmamalıdır.

Farz edelim, Selefî İslam devleti Medine-i Münevvereyi ele geçirdi. Oradaki Resulullah (salat ve selam olsun ona) kubbesini de mi yıkacaktır?

İstanbulu ele geçirirlerse Eyyub el-Ensarî radiyallahu anh efendimizin türbesini de mi dinamitlerle yıkacaklardır?

Hızlarını alamayıp yanındaki cami-i şerefi de mi tahrip edeceklerdir?

Konyada Mevlana Celalüddin Rumî hazretlerinin türbesini de mi yıkacaklardır?

Bağdad’ta Abdülkadir Geylanî’nin, İmam-ı Âzamın türbelerini de mi havaya uçuracaklardır?

İslam dünyasındaki ehliyetli, icazetli, muttaqi ulemadan, fukahadan, müftülerden fetva almadan Peygamberan ve evliyaurrahman türbelerinin yıkılması çok kötü bir davranış olmuştur.

Bu konuda Vehhabilerden, Selefilerden fetva alınmaz. Çünkü onlar, İslam dünyasında aşırı birer azınlıktır.

Kabirlerin, türbelerin, kubbelerin bazısı bid’at olabilir ama kesinlikle fetvasız ruhsatsız yıkılamaz.

Resulullah Efendimiz zamanında minare yoktu. Bugünkü minareleri, bid’attir diye yıkmak doğru olur mu?

İslam devleti âdil bir devlettir. İtaat eden Hıristiyan ve Yahudiler Ehl-i Zimmettir ve onlara asla zulm edilemez. Onlar İslam devletinin ve Resulullah Efendimizin ruhaniyetinin himayesinde dinleri, ırzları, can ve malları korunmuş olarak güven ve adalet içinde yaşayabilirler.

Osmanlı İslam devleti ve Hilafeti kuruluş ve yükseliş devirlerinde gerçek bir İslam devletiydi. Bir ara bu devletin Müslümandan çok Hıristiyan tebaası vardı ve onlar adalet ve güven içinde yaşıyordu.

Selefî İslam devleti enbiya ve evliya türbelerini, yanlarındaki camileri yıkarak çok kötü bir başlangıç yapmıştır.

Din-i Mübin-i İslamın temel prensiplerinden biri de işleri müşavere=danışma ile halletmektir. Ehl-i Sünnet ulemasına, fukahasına, müftülerine sormadan böyle radikal işler yapılamaz.

Namazı kıldırmak, kadınları tesettüre sokmak, fuhşiyyatı yasaklamak iyidir ama türbeleri, camileri havaya uçurmak iyi değildir.

Doğru İslam, Kur’anın doğru yorumu Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Ehl-i Sünnet Sevâd-ı Âzamdır. Ehl-i Sünnet Cadde-i Kübradır.

Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra Kur’ana, Sünnete en yakın islamî uygulama Osmanlının kuruluş ve yükseliş devrindeki uygulamasıdır. (Mekke Şafiî Reisüluleması Ahmed Zeynî Dahlan’ın Fütuhat-ı İslamiyye adlı kitabının Osmanlı devleti bölümünü okuyunuz.)

1400 yıllık İslam tarihindeki en yanlış cereyan Vehhabî hareketidir.

Vehhabilik hakkında fikir edinmek isteyenler, Muhammed ibn Abdilvehhabın kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhabın yazdığı Es-Savaiqu’l-İlahiyye fi’r-Red ‘ale’l-Vehhabiyye adlı kitabı okumalıdır.

Bir buçuk milyarlık İslam dünyasının ulemasının, fukahasının, meşayihinin, müftülerinin, ziyalılarının Selefî İslam Devleti sorumlularını uyarmaları gerekir. Lakin ortada böyle bir uyarı yok. Ne büyük bir eksiklik!..

Dünyada uzun süre devam etmiş iki Barış=Pax devleti olmuştur. Biri Roma imparatorluğu, diğeri Osmanlı İslam hilafeti. Hakka inanan, Hakka hizmet eden, gerçek bir barış sağlayan Osmanlıdır.

Vehhabî-Selefî hareketi nasıl başladı, nasıl gelişti, Ceziretü’l-Arab’a nasıl hakim oldu ve şu anda günümüzde 2000’li yıllarda hangi boyalara girdi?.. İz’anı, irfanı, vicdanı, firaseti olan Müslümanlar düşünsünler.

Arabistan petrollerinden elde edilen muazzam gelirlerle bırakın İslam dünyası, bütün insanlık alemi kurtulabilirdi.

İslam İslam demekle iş bitmiyor. Önemli olan Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına, İslam medeniyetine, İslam adaletine uygun âdil bir uygulama sergilemektedir.

İslamın en güzel uygulaması hangisidir: Bir kısım İslam düşmanlarının da övdüğü, beğendiği, tasdik ettiği, teslim ettiği uygulamadır.

Hollanda’da azılı İslam düşmanı bir politikacı vardı. Arnoud Van Doorn… Sonra bu zat ve bilahare oğlu Müslüman oldular ve eski düşmanlıklarına tevbe ettiler, şimdi İslam için çalışıyorlar.

Resulullah Efendimiz Mekkeyi feth edince ne yaptı? Affetti… Hakikî İslam onun yaptığıdır.

Hakkında idam kararı verilmiş olan, Ebu Cehil’in oğlu İkrimeyi bile daha sonra affetti Hz. Peygamber.

Haçlılar Kudüs’ü aldıklarında 70 bin Müslümanı ve Yahudiyi vahşice katl etmişlerdi. Selahaddin Kudüs’ü geri alınca bir tek Hıristiyanın bile burnu kanamadı ve taşıyabilecekleri miktarda mallarını alarak şehri selamet içinde terk ettiler.

09.08.2014

 
 
 
______________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY  BURDADA ANALİZ HATASI VAR 
deşifre olduğundan haberi olmayan ayakta bir yere gidiyordu ona sürekli mehmet şevket eygiye giden bilgileri nasıl analiz ettiğini gösteriyordum olayı biliyor yani dedimki iki gün önce bana giden bilgiye göre seni önceden bilirim sen eskiden mucahittin şimdilerde mütahit olmuşsun diyor kösesinde oda senmi mütahitmişsin hahaha dedi glmeye başladı bende yazara dedimki ihtiyar işte ne olacak dedim işte tabi bilgiler gitti sabahleyin köşsesinde sitem dolu yazısı başlığa  bakın tabi bu olayı ben öbür muhbire gösterdim oda güldü işte ha şurayıda anlatıyım deşifre oldunuz hadi anlatıyım dedimmi olmuyor bende bu yolu seçiyorum yani neyse ikinci konuda şunlardan açıldı akşama doğru akşam oldu yemek yedik işte bu konuyu yazar orda ikinci yazısında elel almış hatta orda biri ağzını şapırdatıyordu o bile var 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Sana Hakkımı Helâl Etmiyorum
Mehmed Şevket Eygi
08 Ağustos 2014 Cuma 00:00

Bu fakirin yanlışı hatâsı varsa elbette edep erkân dairesinde elbette tenkit edebilirsin, tashih edebilirsin. Hem de, (yine edep dairesi içinde olmak şartıyla) şiddetli bir üslupla… Nefsime ağır gelse de memnun olmaya çalışırım…

Sen kalkmışsın, tenkit edeceğine tahkir ediyorsun, bayağı ve rezil bir üslupla.

Yaşlı bir kimse olduğum için bana dinozor ve fosil demişsin…

Benim bildiğim, yaşlılar tahkir edilmez, aksine kendilerine hürmet edilir. Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam “Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize merhamet ve şefkat beslemeyen bizden değildir” buyuruyor.

Dünyada kimsenin doğum tarihini kendisi belirlemek, seçmek şansı yoktur.

Biliyor musun, bu fakir bazı konularda yanılmaz… Hangi konularda?.. İslamın iki kere iki dört eder mahiyetindeki temel, zarurî, muhkem konularda.

Beş vakit namaz kesin farzdır ve bütün Müslümanlar tarafından kılınmalıdır dediğim zaman yanılmam.

Zekat Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde verilmelidir dediğim zaman da yanılmam.

Resulullahı sevmek, ona itaat ve biat etmek, onun Sünnetine yapışmak, onun ahlakıyla mütehalli=ziynetli olmak, onu en güzel örnek ve model kabul etmek, ona salat ü selam getirmek farzdır dediğim zaman yanılmam mümkün müdür?

Yalan, iftira, gıybet, nemime, tecessüs, gurur, kibir, ‘ucb kötüdür derken yanılmam.

Şahsî fikir ve görüşlerimde hatâ edebilirim. İlim, irfan, edeb, hikmet sahipleri bu yanlışlarımı tashih buyururlarsa kendilerine minnettar ve müteşekkir kalırım.

Cemaat ve hizip taassubu ile saldırıp hakaret ettin. Hiçbir geçerli gerekçen yok.

Yaşlıymışım… Bu bir suç mudur?

Bir vakitler gençtim, zamanla yaşlandım.

Allah ömür verirse sen ileride ihtiyar olmayacak mısın?

Lütfen makul ol, medenî ol, edepli ve terbiyeli ol, görgülü ol, âdil ve insaflı ol… Cemaat ve hizip taassubunu, militanlığını, holiganlığını bırak.

Bu fakir saf bir kimseyimdir ama seninle polemik yapacak kadar saf değilimdir.

Elin kalem tuttuğu, biraz mürekkep yalamış mürekkep cahil biri olduğun için sana hakkımı helal etmiyorum.

(İkinci yazı)

Şifâhî Cahil Toplum

BİRİNCİ sınıf bir restoranda on kişilik bir masa… Bir zat dokuz arkadaşına ziyafet veriyor. Sessizlik hakim. On kişilik masada konuşulanları bitişik masadakiler duyamıyor. Çatal kaşık bıçak şakırtısı yok. Şapırtı şupurtu yok. Kahkaha atılmıyor. Hiçbir taşkınlık yapılmıyor. Sakin sakin edebiyat, tarih, sanat, kültür, mimarlık konularından bahs ediliyor. Hal hatır sormalar medenice… Tenkitler ve şikayetler medenice… Masa bir kibarlık, medeniyet, yüksek kültür, görgü, nezaket merkezi sanki.

BAŞKA bir restoranda yine on kişilik bir masa. Gürültülü, kahkahalı, haha ho’lu, bağırışlı çağırışlı… Çatal, kaşık, bıçak gürültüleri ayyuka çıkıyor. Öyle bir şamata var ki, masadakiler birbirlerinin ne söylediğini iyice duyamıyor. Şapırtılar, içeceklerin gluk gluk diye boğazlardan aşağı inmesi. Ağızlar avurtlarına kadar yemek dolu… Haha ho… En kaba siyaset dedikoduları… En fazla sarf edilen kelime ben ben ben…

Birinci masa medenî ve şehirli bir masadır.

İkinci masa şifahî toplum mensuplarının, bedevilerin masasıdır.

Türkiye son otuz yılda çok zenginleşti, çok “modernleşti”, maddî ve teknik açıdan çok kalkındı ama medeniyet, kültür, eğitim, sanat konularında, bırakın yerinde saymayı, çok geriledi.

Şu anda önümüzde bir uçurum var. Ahlak, fazilet, medeniyet, görgü, insanlık, adalet, bilgelik dipte; zenginlik, lüks, madde, teknik, şımarıklık, türedilik şahikada.

Hiçbir toplum, hiçbir ülke, hiçbir halk böyle bir durumda ayakta duramaz.

Faziletli fakir toplumlar yaşayabilir ama faziletsiz zengin toplumlar yaşayamaz.

Türkiye bir İslam ülkesidir ama nasıl bir İslam ülkesidir?

Ülkemizde ezanlar okunuyor, yüz bine yakın cami var, Ramazanda halkın yarıdan azı oruç tutuyor, Kur’an kurslarında çocuklar Kur’an okumasını ve hafızlığı öğreniyor, binlerce İmam-Hatip mektebi var, bir yığın da ilahiyat fakültesi… Evet ama bu Türkiye nasıl bir İslam ülkesidir?

Sağlıklı, örnek, aslına uygun bir İslam ülkesi mi?

Maalesef hayır…

Bir İslam ülkesinde Kur’an, Sünnet ve Şeriat hükümlerine, emir ve yasaklarına, öğütlerine, İslam ahlakına uygun bir hayat sürülür. İşte bizde bu yok.

Türkiyede Kur’anın yap dedikleri yapılmıyor, yapma dedikleri yapılıyor. Kur’an ribayı kesinlikle yasak ve haram kılmış. Türkiye gırtlağına kadar ribaya batmış. Paraların üzerinde bile ribalı banka ismi yazılı.

Kur’an, Sünnet, Şeriat zinayı yasak kılmış. Modern ve kalkınmış Türkiyede zina artık yasak değil, suç değil.

Türkiye bir İslam ülkesidir ama onun eğitimi cahiliyet eğitimidir.

Din kültürü kitaplarının başında besmele yerine resim vardır.

Otoyollar, hava alanları, limanlar, barajlar, yedi yıldızlı oteller, milyonlarca lüks otomobil, lüks meskenler ve yazlıklar, hızlı trenler, evlerde bir sürü cihaz, klimalar, doğal gazlı ısınma tertibatı, daha neler neler.

Lakin bu lüks Türkiye okuma yazma bilmez. 1928’den önce yayınlanmış Türkçe roman ve hikaye kitaplarını bile okuyamaz. Allah hiçbir topluma böyle bir cehalet ayıbı vermesin.

Türkiye Müslüman bir ülke ama Müslümanların çoğunluğu musalli değil, musalla Müslümanlarıdır.

Bu Türkiye nasıl medenî ve gerçek bir Müslüman ülkesi olacaktır?

Şifahî toplum olmaktan çıkıp, medenî Müslüman toplum olmadıkça ıslah=düzelme olmaz.

Bunun için bin yıllık millî islamî yazımızı öğrenmek gerekir.

Devletimiz bu maksatla bedava kurslar açmıştır ama çok az insanımız bunlara yazılıp gerçek Türkçeyi öğrenmiştir.

Japon yazısını bilmeyen, Japoncayı sadece Latin harfleriyle yazabilen ve okuyabilen bir Japon nasıl bir Japondur?

Japon yazısını bilmez, fazla bir işe yaramaz, yabancılaşmış uyduruk kıytırık bir Japondur o.

Türkiye Müslümanlarının kurtuluşu, şifahî Müslüman toplumu olmaktan çıkıp medenî Müslüman olmaktadır.

Cahillik, şifahîlik en büyük beladır.

Bunun farkında mıyız?

08.08.2014

 
 
 
______________________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY BURDADA ANALİZ HATASI VAR 
 
deşifre olduğundan haberi olmayana dedimki geçen cuma  günü 01 agustos 2014  akşam hani jandarma istihbarat şübesinden iki kişi benle temesa geçtiler onlarla konuşmuştum dedim evet dedi ben onlara beni istihbarat ciddiye almamasını söylemiştim gene olmadı o gün akşam görüşmelerim sabahleyin mehmet şevket eyginin köşesinde dedim o muhbire dedimki sana ogünkü konuşmamı gösteriyim dedim nasıl yazara ulaşmış bak nasıl analiz etmiş dedim hatta dedimki yazar eğer 10 yıl yaşarsa ben daha 10 yıl muhatab alınacam demektir dedim ama yazarı eleştirmedim işte bu konular yazara ulaşmış yazar kendine anlamış kızıp bağırıyor işte kendi uslubunca ikinci yazıda gene olayı uzatmış işte halbuki ben kendisini hiç eleştirmedim ama işte neyse birde muhbirle konuşuyorduk muhbir isviçreden konuyu baya açtı oda yazarın köşesinde yanlız burda olay biraz farklı oldu yazar kendisine anladığında benim yazılarımı okumayver derdi bu sefer yazarın son yazısına bakın neyse listeyi uzatmıyalım başınıza bir yığın iş gelecektir diyor işte bu başınıza bir çok iş gelecektir olayını ertesi gün yani 5 ağustosta gösterdim muhbire sordum bu ne dir sence abim seni öldürürler benden duymuş olma dedi işte bu olayı gördüya muhbir ertesi gün 06 08 2014 günü  şifre merkür filimi yayınlandı filimde istihbaratın şifresini kıran bir çoçuk konusu anlayın işte aşağıdaki linke tıklanırsa veya googleden bu filime bakılır şuraya not düşüyüm olayı bakın ben istihbaratın çalışmasını anlıyorum filimde aynı konu ama biraz değişik aşağıdaki yazara bakın bilgiler nasıl gitmiş bakın 
...................................................
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bir Dönmeye Açık Mektup: Uçuk Fikir ve Temennilerim
Mehmed Şevket Eygi
05 Ağustos 2014 Salı 00:00

BU fakirin bazı düşünce, tenkit, temenni, hüküm ve görüşlerinin sizce uçuk olmaları; onların gerçekten uçuk olduğundan değil, sizin zihin ve kültürünüzdeki uçukluklardan ve kopukluklardandır.

Siz, M. Kemal’in ölümünden sonra Dönmeler, egemen azınlıklar, vesayetçiler, yerli sömürgeciler, kriptolar tarafından fabrike edilmiş Kemalizm ideolojisini (ideoloji de sayılmaz ya…) bir din gibi benimsemişsiniz. Sizin bu kafa yapınızın benim çok doğru, çok gerçekçi düşünce ve görüşlerimi uçuk olarak vasıflandırmasını tabiî karşılamak gerekir.

Bendenizin uçuk fikirleri, görüşleri, keşifleri nelermiş?..

Laikçiliğe karşıymışım… Bir Müslüman olarak karşı olmayıp da taraftar mı olacaktım?.. Türkiyede laikçilik nedir, neler yapmıştır?...

On binlerce cami, mescit, medrese, tekke, vakıf binasının kapatılması, kimisinin yıkılması, satılması, kiraya verilmesi, harap edilmesi değil midir?

Din hizmetlisi yetiştiren medreselerin kapatılması, bir günde kırk bir talebe-i ulumun sokağa atılması değil midir?

Ezan-ı Muhammedî okumanın yasaklanması değil midir?

Zikrullah yapılan ve iyi Müslüman yetiştirilen tasavvuf ocaklarının kapatılıp yasaklanması değil midir?

Başta İskilipli Âtıf hoca olmak üzere binlerce din aliminin, tasavvuf büyüğünün, ziyalı Müslümanın idam edilmesi, zindanlara atılması, mahkemelerde süründürülmesi, memlekette terör kasırgaları estirilmesi değil midir?

Japonya kendi millî zor yazısıyla ilimlerde, fenlerde, sanayide, ticarette, eğitimde harikalar meydana getirirken, bizim bin yıllık millî yazımızı yasaklayıp Latincilik yaparak esfel-i sâfilîne düşmemiz değil midir?

Ben elhamdülillah faydalı ilimlere, kültüre, gerçek medeniyete taraftarım.

İlerleme, Batılılaşma, muasır medeniyet seviyesine yükselme perdesi altında dinsizliğe, densizliğe, donsuzluğa, ahlaksızlığa, şarlatanlığa, hokkabazlığa, rezilliğe karşıyım.

Japonlar gibi tarihî devamlılık taraftarıyım; her tür kopukluğa devrime, inkılaba karşıyım.

Kadın hürriyeti ve eşitliği perdesi altında kadınların ve kızların seks ve şehvet aleti yapılmasına, TC başlıklı vesikalarla yasal seks köleliğine kökten muhalifim.

On bir yaşında ağzı süt kokan kızların gebe bırakılmasına çok karşıyım.

Bu memlekette bir milyon Kripto Yahudi olduğunu çok iyi biliyor, onların da haklarını tanıyorum ama ülkemde bir dönmeler azınlık devleti ve rejimi istemiyorum.

Bir Müslüman olarak Kur’an, Sünnet, Şeriat, fıkıhtan yana olmamdan daha normal ve tabiî ne olabilir?

Hiçbir düşüncem, tenkidim, teklifim, temennim uçuk değildir. Uçuk olan sayın bay Dönme sizsiniz.

Benim size olan üstünlüklerimden biri, gerektiğinde Müslümanları da olumlu şekilde tenkit etmem, özeleştiri yapmamdır.

Yukarıda bahs etmiştim, bendeniz tarihî, kültürel, hukukî, sosyal devamlılık taraftarıyım. Siz ise kopukluk, ârıza, kaza, baskı, zorlama, realpolitik taraftarısınız.

Tarihe bakınız, nice ülkede kopukluklar, ârızalar, kazalar tâmir edilmiştir.

Bizde de öyle olacaktır.

Kemalist ideolojiniz özelleştirilecektir.

Sıkı durun:

Şeriat gelecektir.

Bin yıllık millî yazımıza dönülecektir.

Medreseler açılacaktır.

Tekkeler açılacaktır.

Kemalî eğitime son verilecek, Tevhidî eğitim veren İslam mektepleri açılacaktır. Bu mekteplerde beş vakit namazın cemaatle kılınması mecburî olacaktır.

Bütün Müslümanlar tek bir Ümmet olacak, başında kendisine biat ve itaat edilen râşid, âdil, âbid, muhlis, muslih, muktedir, müdebbir, muktedir, müeyyed min `indillah bir İmam-ı Kebir bulunacaktır.

Bütün İslam ülkeleri ve devletleri birleşecekler, İslam Dinarı onların ortak parası olacak, Müslümanlar bir ülkeden ötekine pasaport ve vizeyle değil, kimlik kartı göstererek gidip gelecektir.

Listeyi uzatmayayım, başınıza bir yığın “uçuk” iş gelecektir.

* (İkinci yazı)

İslam Birliği=İB=Dârülislam

SORU: Ümmet var mı?.. Hem var, hem yok… Kur’anda, Sünnette, din kitaplarında, tarihte var ama bugün hayatta, realitede yok.

Ümmet var diyen de, bugün yok diyen de haklıdır.

Ulus devletler ile Ümmet birliği olur mu?.. Kesinlikle olmaz.

Ümmet birliğini hayata geçirmek için Müslümanlar neler yapmalı?..

1. Önce iki ülke ve iki devlet birleşebileceği kadar birleşir ve Ümmeti teoriden fiiliyata döker. Bu devletlerin halkı vizesiz, pasaportsuz, sadece kimlik kartı ile seyahat eder. Tek para birimi olur. Alabildiğince iktisadî, ticarî, kültürel, turistik ilişkiler geliştirilir.

2. Sonra bu birliğe başka ülkeler ve devletler katılır.

3. Böylece bir ABD, bir AB olduğu gibi bir İB (İslam Birliği) kurulmuş olur.

4. Bu birliğe ileride DARÜLİSLAM adı verilir.

5. Federatif bir yapı kurulur.

6. Kurumlar: İslam Şûra Meclisi… Müşterek Fetva Meclisi… İslam Dünyası Âqiller Meclisi… İcra vekilleri heyeti…

7. İslam Birliğinde Kur’an, Sünnet, Şeriat ve fıkıh, İslam ahlakı hakim olur.

8. İslamî eğitim veren Tevhid mektepleri açılır. Bu okullar o kadar güçlü ve vasıflı olur ki, dış dünyadaki bazı gayr-i müslimler çocuklarını yazdırmak için kuyruğa girer.

9. Gayr-i Müslimlere, Ehl-i Kitaba din, inanç, kimlik, ırz, namus, ticaret güvencesi sağlanır.

10. İslam Birliğinin tek askerî gücü, federal ordusu olur.

11. Bütün mü’minler İB’nin tabiî üyesi sayılır.

12. İslam Birliğinde ilim, irfan, ahlak, fazilet, adalet, insaf, istikamet (doğruluk dürüstlük), temizlik, şeffaflık hakim olur. Bir iki yıl içinde İB, dünya temizlik ve şeffaflık anketinde, 10 üzerinden 9 küsur not alarak dünya birincisi olur.

13. Mühtediler ve gayr-i müslimler İB’de yaşamaya can atar, oturma ve çalışma izni almak için çırpınır. Böylece dünyanın en seçkin beyinlere İB’ye gelir ve hizmet eder.

Edebiyat yapmak kolay da, dünyadaki şeytanî ve tağutî şer güçleri böyle bir şeye izin verir mi?

Cevap: Verseler de vermeseler de mü’minler Ümmet birliğini kurmak ve inançlarına uygun bir hayat sürmek için var güçleriyle çalışmalıdır.

İslam Birliğinin başarılarını gören milyonlarca Amerikalı ve Avrupalı akın akın Müslüman olacaktır.

SORU: İslam ülkelerinde maalesef insan unsuru bozulmuştur. Bozuklar İslam Birliğine karşı çıkacaktır. Onlar nasıl tesirsiz hale getirilecektir?... Cevap: Bu sorunun cevabı Şeriattadır ve çaresi çözümü vardır.

Müslümanların birleşmeye Amerikalılar, Avrupalılar kadar hakları vardır. Avrupa Birliği var da, niçin İslam Birliği olamazmış?..

Avrupalılar çeşitli birlik ülkelerinde kolayca dolaşabiliyorlar, çalışabiliyorlar da aynı şey İslam Dünyasında niçin olamayacakmış?

İslam Birliğinde Kur’anın kısas ayeti geçerli olacak ve idam cezası (âdil olmak şartıyla) uygulanacaktır.

Şu hususu da belirteyim ki, İslam Birliğinde Haricilik, Vehhabilik, aktivizm gibi aşırı mezhepler hakim olmayacak, Osmanlıda olduğu gibi Şeriat dairesi içindeki tarikatlar da bulunacaktır.

İslam Birliğinin mânevî pîrlerinden biri Mevlana Celalüddin Rûmî olacaktır.

Şiî İran bu birliğe girmek istemezse?.. Üye olmasa bile onunla da çok sıkı işbirliği yapılacaktır. Bugün Avrupa’da iki ülke, İsviçre ve Norveç AB üyesi değildir.

İB’de DARÜLİSLAM adıyla, BBC’ye benzer en az on lisanda yayın yapan bir iletişim kurumu hayata geçirilecek; gazeteler, dergiler, kitaplar, televizyon, internet yoluyla Müslümanlara ulaşılacak ve mü’minlerin birleşip tek bir Ümmet olması için çalışılacaktır.

Arivistleri, münafıkları, din sömürücülerini, bozguncuları ne yapacaksın?.. Onlara asla fırsat verilmeyecek, gerektiğinde radikal şekilde engelleneceklerdir.

İB Kur’an, Sünnet, Şeriat, ahlak, fazilet, doğruluk, hikmet, güvenlik, mürüvvet, temizlik, saadet, huzur, adalet, insaf diyarı olacaktır.

Bu yazdıkların hayal, ütopya, kurgu değil mi?.. Evet, bir bakıma öyledir ama vaktiyle bir Theodor Herzl çıkmış, ortaya uçuk bir İsrail projesi atmış, bu projeyi Yahudilerin büyük kısmı bile kabul etmemiş ama aradan yıllar geçtikten sonra o uçuk hayal bir realite olmuştur…

05.08.2014

 
 
 
 
_________________________________________________________________________________
SİZ OLSANIZ BU OLAYDA NE YAPARDINIZ 
 
konya emniyet şubesinde çaylarıda içiyoruz abi dedim ben gene geldim işte dedim konu aynı ben konuya girdim işte bu ülkede
 o kadar topluma kazandırılacak insan varken aşayiş konusunda siyasi cizgiden çıkmış insan varken şuça meyilli
 insanların terbiye edilmesi gerekirken benim konuşmalarımı duydumu muhbirler sabahleyin milli gazete köşe yazarı
 mehmet şevket eyginin kösesinde dedim bana milli istihbarat takılı kaldı dedim oda haklısın dedi bende bu durumu 
üstlerinize bi iletin dedim oda iletilmiş say dedi ben musade alıyım dedim oda olur sen bilirsin dedi kapıdan çıkarken ha
 baksana sen o muhbirlerin yanında konuşma bakalım ne olacak dedi bende tabiki olur dedim bir kaç gün sonra takıldığım
 kafede karşımda bilgi toplayan muhbir duruyordu o gün hiç konuşmadım orda otururken  ayağımı çorap sıkıp duruyordu
 ve ayağımı   ( biraz kaşıdım  ve  hafifçe kaşıdım  ) bu köşesinde yazarın bakın biraz kaşınmakla  hafifçe kaşınır yazısı köşesinde bakın  neyse ordan ayrıldım sabahleyin gazeteye baktım birde ne görüyüm başlık yapmış kaşınmamı hatta ordaki kişilerin konuşması ilerideki yazılarda aşağıya doğru   
                                   ...............................................................................
                                    not yani kızmamın nedeni ne olayı anlatabildimmi 
 
 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Bitlere Pirelere Alışmışız Kaşınmıyoruz Bile...
Mehmed Şevket Eygi
18 Ocak 2008 Cuma 00:28

Temiz  bir insan bitlenince pirelenince son derece rahatsız olur. Sadece biraz kaşınmakla yetinmez. Hemen soyunur, dökünür; elbise ve çamaşırlarını haşerelerden arındırır. Güzel bir banyo yapar...
Kirli, pasaklı, düşmüş bir insan bitlenip pirelenince (1940'larda Türkiye'de böyle milyonlarca insan vardı maalesef...) bazen hafifçe kaşınır, bazen kaşınmaz bile; bitler, pireler üzerinde cirit atar, kanını emer, o da onlarla birlikte yaşar gider. Bunları kanıksamıştır, arınmaya mecali yoktur.
Toplumumuzda bin türlü pislik, fitne ve fesat, ahlâksızlık, edepsizlik, cins cins kirlilik görülüyor. Biz bunlara alışmış vaziyetteyiz.
Zaman zaman medyada haberler ve yorumlar yayınlanıyor: Okullarda uyuşturucu kullanma yaşı 11'e düştü... Öğrencilerin 10'da biri uyuşturucu kullanıyor... Bu korkunç haberler karşısında gerekli ve yeterli tepkiyi gösteriyor muyuz? Vah vah, tüh tüh deyip geçiştiriyoruz.
Hangi şehirde olduğunu unuttum, bir yerdeki tapu dairesi kapanmış. Sebebi mi? Ne siz sorun ne ben söyleyim... Bütün memurları rüşvetten tutuklanmış. Memur kalmayınca da tapu ve kadastro işlemleri durmuş. Bizim bu facia karşısında tutumumuz ne oldu. He he he... Dedik ve işi bitirdik.
Bir çete yakalanmış. Çetenin başı bir karıyla seks yaparken oğlu da kamerayla kaydetmiş... Babasının oğlu... Büyüyünce genelevler imparatoru olur... Bu rezalet karşısında bizim reaksiyonumuz?.. "Bu kadarı da olmaz... Ha ho hi..."
Bir yerde bir milyar liralık naylon (sahte) fatura çetesi enselenmiş... Çelebi bizde böyle şeyler olur... Hah hah hah... Kah kah kah...
Yakın tarihimizi düşünüyorum. Hani şu Türkiye'yi ısıtmak için Rusya'dan çok pahalıya alınan bir doğalgaz işi vardı, "Mavi Akım" mı ne diyorlardı. Bu millet bu Mavi Akım'ı protesto etti mi?
Başbakanlığı sırasında Tansu Çiller'i İstanbul'a, İTO'nun başarılı işadamlarına (ve kadınlarına) ödül verme törenine çağırmışlardı. Çiller bu davete icabet etmedi. Çünkü ödül alacaklar içinde, vergi rekortmeni çok sayın Madam Matild Manokyan bulunuyordu. Saygıdeğer Madam ne iş yapıyordu biliyorsunuz... Genelevler imparatoriçesiydi. Edebiyatçılığı da vardı: Akrostişli Ata şiirleri yazardı... Çiller o törene katılmadı ama başka bir başbakan katıldı.
Ve bu toplum ne madama resmen ödül verilmesini, ne de Türkiye başbakanının bu törene katılmasını protesto etti. Öyle ya vergilendirilmiş kazanç kutsaldır... Üzerinde TC anteti bulunan resmî "vesikalarla" Türk kadınları resmen fahişe olarak çalıştırılıyor, makbuz veriliyor, KDV ve Gelir Vergisi alınıyor, bu paralar bütçeye katılıyor. Diyanet İşleri Başkanının, müftülerin, imamların maaşları bile bu bulaşık ve frengili paraların aktığı bütçe havuzundan ödeniyor.
Rüşvet, kokuşma, nepotizm (akraba ve yakın kayırma), ihalelere fesat karıştırma, alavere dalavere, saçı bitmedik yetimlerin haklarını yemek, haram haram haram, soygun, hortumlama, yağmacılık, israf israf israf... Korkunç bir kara, haram, kirli, necis servet birikimi (kimseye nereden buldun diye soramazsın...) Biz bütün bunlara alıştık, normal buluyoruz. Hatta bir takım filozof iktisatçılar "Efendim liberal kalkınma esnasında böyle pislikler olması tabiîdir..." gibi laflar ediyor.
Velhasıl bit, pire, tahtakurusu, kene, sivrisinek ve başka -insanlara ve toplumlara musallat olan ne kadar haşarat varsa- bünyemizi istila etmiş. Biz bunlarla haşır neşir olmuş vaziyetteyiz. Öylesine alışmışız ki bazen kaşınmak ihtiyacını bile duymuyoruz. Biz memnun, bitler pireler memnun...
Benim çocukluğumda mecazî manadaki bitler değil gerçek bitler, ülkeyi Kars'tan Edirne'ye, Sinop'tan Adana'ya kadar sarmıştı. İnsanların saçlarında yuvalanan bitlerin yumurtalarına sirke, o yumurtalardan çıkan yavrumsu şeylere yavşak (metamorfoz) denirdi. Her yerde çok sık taraklar vardı. Bitlenmiş çocukların saçları bu taraklarla taranır, kum taneleri gibi bit, sirke ve yavşak dökülürdü. Mide bulandırıcıdır ama onu da anlatayım. Bit yakalayanlar onları tırnakları arasında ezerlerdi. Buna "bit kırmak" denilirdi. Bit kanıyla kızarmış tırnaklar. Öğğğ!..
CHP iktidarı halkı çok sevdiği için büyük boy bit afişleri bastırmıştı. Bunlar başta okullar olmak üzere resmi dairelere, bazı kahvehanelere astırılmıştı. Hindi büyüklüğünde bir bit resmi... Onun yanında bitle ilgili faydalı korunma bilgileri...
Bitlerin ülkeyi istilası yüzünden tifüs (lekeli humma) hastalığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi kasıp kavuruyordu. Sadece fakir ve ezilen tabaka değil seçkinler de zaman zaman tifüsten ölüyordu. Egzotik romanlar yazarı İskender Fahrettin Sertelli tifüsten ölmüştü. Rivayete göre tramvayda yolculuk yaparken bit kapmış, tifüse yakalanmış. O tarihlerde antibiyotik falan yok...
Çok şükür artık o eski bit, pire, tahtakurusu, kene bolluğu yoktur. Buna mukabil mecazî manada haşarat, bütün ülkeyi korkunç şekilde istila etmiştir. Pislik gırtlağa kadardır. Uyuşturucu, kaçakçılık rüşvet, bina zina, dehşetli kara para birikimi... Eskiden ülkenin büyük kısmında evlerde akarsu yoktu. Duvara asılı musluklu kaplar su ile doldurulur, onlar kullanılırdı, yahut ibrik, güğüm vesaire... Maşaallah şimdi evlere borular girdi, sular şarıl şarıl akıyor, doğalgazlar gürül gürül yanıyor... Sadece bunlar mı? Hanelere öyle aletler kondu ki basıyorsun düğmesine yahut zaplıyorsun bütün pislikler, bütün muzahfârat evin içine lağımlar gibi akıyor... Zap: Evli bir karı aşığıyla sevişiyor... Zap: Kumarbazlar lüks bir kumarhanede bakara oynuyor... Zap: Avret mahalleri açık avratlar baldır bacak dansı yapıyor... Dedikodu, gıybet, iftira, yalan dolan, fitne fesat, nifak şikak, dinsizlik, densizlik, donsuzluk, rezaletin her türlüsü...
Bizim Hacı Bey sofu geçiniyor, namazını kılmış sofraya oturmuş. Besmelesini çekiyor, yemeğe başlıyor. Karşıda televizyon açık, Hacı yemeğini yerken cihazdan evin içine sanki bir lağım akıyor. Umurunda bile değil. Alışmış, kanıksamış, İslâm'ın pislik olarak gördüğü şeylerle haşır neşir olmuş...
______________________________________________________________________________________
 
 BAŞKA OLAY   internette yayınladığım olayları mit görmüş deşifre olanların yanında konuşuyorum sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin kösesinde okuyorum diye bunu mitin dikkatini çekmek için yayınladım işte mitte görmüş yazarın 3 cü başlığına bakın aşağıdaki yazıma ilave yapılarak internette yayınlamışlar diye bende bunu okudum ben bunu deşifre olan mite durumu açtım haberi yok deşifre olduğundan ben konuya girdim benim yazımı mit görmüş dedim mehmet şevket eygi kızıyor dedim internette görmüşler dedim benim eskiden düzene karşı olduğumu şimdi ise düzenin rantlarını yediğimi yazmış dedim benim kişilik purofilim üzerinde durmuş ben eskiden düzene atar tutardım işte o konuyu almış dedim benim bu işte suçum ne halbuki ben emniyet istihbaratına dedim bu çalışmayı kesin bak kesmesseniz ben internette yayınlarım dedim onlarda yayınla dediler benden günah gitti işte bu konuşmayı yaptım ertesi günü en aşağıda yazar keramet değil istidractır başlığında olayı ele almış bendeki bu algılama olayını birde kendini yazar bunu niçini ortaya koymaya çalışmış bu olaya işte en aşağıda inanları uyarmalı bilgilendirilmesi gerektiğini ( not doğru buna bişey diyen yokta 6000 sayıyı buldu ben ona diyorum kızdığım ) neyse gelelim ikinci konuya ben emniyete dedimya çatışma piskolojisi işte o konuşmayı yaptım bu bilgiye görede star tvde 03 2013 cumartesi günü kadir gecesi günüydü akşam 20 sularında çatışma diye bir filim koyuldu filimin konusu svat timleri içinde çatışma burda yanlış analiz işte ben ne diyorum ne oluyor ben filimin hikayesini kesip kopyaladım aşağıdaki yazı ve linkinide atıyım faragmanıda var ve filimde izlenir en yukarıdaki linke tıkla birazdan açılır NOT.  bakın burda emniyet istihbartına telefon açmıştım benim hakkımda çalışmaları durdurun dedim ve kendilerini tehdit ettim anlayın işte filimde takıntılı biri vardır benim olayla pek ötüşmesede konu emniyete kafayı takmış emniyetten intikam almaya çalışan biri vardır halbuki bende takıntıda yok kendilerinde var bana karşı
 
ben genede startvdeki linki atıyım buraya aşğıdaki link fragmanı 
frağmanıda burda aşğıda 
ÇATIŞMA FİLİMİ HAKKINDA filimin hikayesi 
Anti-teror experti ve cok basarili Los Angeles polisi olan Paul Cutler (Gabriel Macht, Dusman Hatti) S.W.A.T takimina rehine kurtarma teknikleri hakkinda egitim vermek uzere Los Angelos'a davet edilir. Fakat her sey bir rehinenin hayatini kaybettiren kotu bir operasyonla degisir. Artik Cutler ve S.W.A.T ekibini yok etmeyi kafaya takmis bir suikastci vardir.sunfilmizle.com ailesi olarak iyi seyirler dileriz. ( NOT.) ayrıca şunuda belirtiyim ben bu muhbirler daha öncedende aynı psikoloji ile konuştuştum geçmisin intikamı diye filim koyulmuştu ceki ceynin başrolde oynadığı ve mel gibsonunun başrolde oynadığı intikam peşinde filimi anlaşılmıştır heralde not burda bu filimin yayına koyması mitin topluma bu filimle bişey anlatmaya çalışmasından ibaret biz ne dedik ne koyuldu işte anlayın NOT. eğer yukarıdaki linke tıklanınca açılmasa googleden aranıp bulunur özel tim çatışma diye yazın arattırın yukardaki filimin hikayesi yazısı var tutuyorsa bu filimdir svat timleri konusu

 
 
AŞAĞIDAKİ YAZAR MISIR YAZISI BURANIN DEVAMIDIR 
...................................................................................................................................
 
 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Mısırdan Beter Oluruz!
Mehmed Şevket Eygi
01 Ağustos 2013 Perşembe 00:59

TÜRKİYE Müslümanları Mısır faciasından… Mısırda mübarek Ramazanda yaylım ateşiyle şehid edilen kardeşlerimizden… Mısırdaki zulümden… Mısırda dökülen kanlardan… Can çekişenlerden… Morgların şehid cesetleriyle dolmasından… Hastahanelerin binlerce yaralıyı tedavi edememesinden… Büyük ve korkunç acılardan ibret alıp da toparlanmazlarsa artık onları hiçbir top uyaramaz.

İbret alıp toparlanmak ne demektir? Dağınık haldeki Müslümanların birleşmek için somut adımlar atmaları demektir. Kuru kuruya aman birleşelim edebiyatı yapmakla birleşme olmaz.

Türkiye Müslümanlarının teşkilatlı, intizamlı, hiyerarşili tek bir Ümmet olması için ne yapılması gerekiyorsa onları hayata geçirmek.

Din konusundaki bütün zararlı ihtilafları, tefrikayı, anarşiyi, bid’atleri bölünmüşlüğü, kaos ve anarşiyi ortadan kaldırmak.

Din sömürüsünü önlemek ve engellemek.

İçimizdeki, fitne ve tefrika tohumları eken İbn Sebe’leri kusmak…

Küfrün darbelerine karşı hazırlıklı olmak.

“Ötekilerle” görüşüp anlaşmak, iç barışı ve sosyal mutabakati yeniden kurmak.

Bilhassa tek kimlikli gerçek Alevî kardeşlerimizle anlaşmak.

Müslümanları bedevî şifahî kültürden, yazılı medenî kültür seviye ve statüsüne yükseltmek.

Evet, Mısır facialarından ders almaz ve birleşmezsek, bizim akıbetimizin de Mısır gibi olmasından korkulur.

Mısırda korkunç facialar yaşanıyor ve biz gaflet içinde seyrine bakıyoruz.

Mısır Müslümanları bu duruma nasıl düştüler?

Birlik ve beraberlik içinde olmadıkları için…

Tek bir Ümmet olmadıkları için…

Başlarında kendisine biat ve itaat edilen bir Emîrü’l-mü’minîn bulunmadığı için…

Mısırda birbirleriyle barışık olmayan İhvan ve Selefî partileri olduğu gibi bizde de nice İslamî parça birbirine karşıdır.

Şu anda Türkiye Müslümanları Mısır Müslümanlarından daha fazla parçalanmıştır.

Parçalanmış, bölünmüş Türkiye Müslümanları birleşmemek, Ümmet olmamak konusunda ittifak içindedir.

Bunun sonu Mısır gibi olmaktır.

 

(İkinci yazı)

Kurtuluşa ve Ebedî Saadete Dâvet

HİÇBİR iddiası olmayan, insanlardan herhangi bir menfaat talep etmeyen mütevâzı bir yazarım. Ne para isterim, ne makam mevki, ne de memuriyet başkanlık. Profesyonel gazeteci değilim. Sarı basın kartım bile yoktur.

Yirmi küsur yıldır nâçiz bir hizmet olarak bu sütunlarda yazıyorum.

Dinime, memleketime, halkıma hizmet etmek isterim.

Acaba sahiden hizmet edebiliyor muyum?

Takdir ve tebrik edenler var; tahkir ve tezyif edenler var…

Birer birer hepimizi, halkı, ülkeyi, devleti İslamın kurtaracağına inanırım.

Din konusunda kendi kafamdan şahsî fikirlerimi yazmam. Bendeniz bir

Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanıyım. Muteber ve güvenilir İslamî kitaplardaki bilgileri nakl ederim.

Bazıları yazılarımı Mızraklı İlmihale benzetiyorlar. Bununla iftihar ederim.

Günlük, gelip geçici, çok sebatsız, çok değişken, çok sathî=yüzeysel hava cıva konulardan hoşlanmam. Yazı ve fikir dediğin kalıcı olmalı. Yazılarım 10, 20, 50 sene sonra da okunabilmeli.

İsim vererek, şahıslara çatarak polemik yapmaktan nefret ederim.

Tenkit ederim ama tenkitlerim anonimdir. Ismarlama gömlek dikmem, hazır konfeksiyon gömlek dikerim. Kimin üzerine uyarsa onun olsun.

Nazarımda en büyük ahlaksızlık ve şerefsizlik, din sömürüsü, mukaddesat bezirgânlığı yapmaktır. Böylelerini karı satanlardan daha âdi görürüm.

Bendeniz icazetli din hocası değilim. İslamın iki kere iki eder dörtlerini yazarım, bunları yazmak için hoca olmak gerekmez, Müslüman olmak yeterlidir.

Okuyucularıma, muteber kitaplardaki bildirilen mutluluk ve kurtuluş yollarını beyan ederim.

İslamın iki kere iki eder dörtleri nelerdir?

Allah katında makbul sahih=doğru bir imana sahip olmak.

Beş vakit namazı dosdoğru kılmak.

Zekâtı Kur’ana Sünnete Şeriata fıkha göre dosdoğru vermek.

Fırka-i Nâciye ve Sevad-ı Âzam olan Ehl-i Sünnet dairesi içinde bulunmak.

İslamın cadde-i kübrasında yürümek.

Kur’an, Sünnet, Selef ahlakı ile ahlaklı olmak.

Ümmet ve Hilafet şuuruna sahip olmak.

Peygambere (Salat ve selam olsun ona) biatli ve onunla irtibatlı olmak ve ona itaat etmek.

Riba, zina, israf gibi azgınlıklardan uzak durmak.

Dünyayı imar ederken ve dünya hizmetlerini görürken ahirete dönük olmak.

Tefrikadan, nifak ve şikaktan, fitne ve fesattan kaçınmak.

Kendisine yetecek kadar ilmihalini öğrenmek.

Bunlara benzer konularda yazarım ve sık sık tekrar ederim.

Bu konular güvenilir ve muteber din kitaplarında vardır.

Din konusunda yeni bir şey söylemem.

Eğitim, İslam mektepleri, kültür, sanat, adam yetiştirme, şifahî bedevî kültürden yazılı medenî kültüre geçme konularını işlerim.

Kaç kere yazdım, tekrar ediyorum: Yazılarımdan hoşlanmayanlar okumasınlar.

İslamın iki kere iki eder dört kategorisindeki bilgileri tekrar ederken yanılmam mevzuubahs olamaz.

Her Müslüman beş vakit namazı dosdoğru kılsın derken nasıl yanılabilirim?

Naçiz yazılarımla bir tür emr-i mâruf ve nehy-i münker yaptığıma inanıyorum.

Mutezile, Vehhabî, Haricî, Rafızî, Fazlurrahman, Afganî mezheplerine bağlı bazı kimseler bendenize kızıyor. Yukarıda arz ettim, bu fakir Ehl-i Sünnet mezhebine mensubum, elbette o mezhebin inancını, fıkhını, görüşlerini yazacağım. Hem onlar gibi taqiyye ve kitman da yapmıyorum…

Muteber din kitaplarından nakl ettiğim bilgiler, uyarılar insanın kurtuluşuna ve ebedî saadetine vesile olur; ülke halk ve devlet de bu inanç ve fikirlerle yükselir.

Müslümanların uyanması, aydınlanması, doğru bilgilenmesi, Ümmet birliği içinde yerini alması, ehliyetli ve liyakatli bir İmam’a biat ve itaat etmesi konusunda; pek küçük, pek minik, pek nâçiz bir hizmet yapabiliyorsam maksat hâsıl olmuş demektir.

Yazılarımı faydalı bulanlara teşekkür eder, dualarını beklerim. Rahatsız olanlara da okuyup canınızı sıkmayın, hoşgörün derim.

Herkese selam ve hürmetlerimi sunarım.

 

(Üçüncü yazı)

Yazıma İlave Yaparak İnternet Piyasasına Sürmüşler

HABER aldığıma göre, isim vermeden anonim tenkitler yaptığım eski bir yazıma, birileri eklemeler yapmışlar ve internete sürmüşler… Bir yazarın, onun iznini ve rızasını almadan, yazısına ilave yapmak ahlaken ayıptır, kanunen suçtur, bir hak ihlâlidir.

Bendeniz bazı eski mücahidler şimdi müteahhit oldular derken isim belirtmiyorum.

Eskiden mücahidmiş, aradan yıllar geçmiş, çizgisinden sapmamış, yine mücahid… Böyle bir kişiye kim ne diyebilir?

Mücahid fi sebilillah olabilmek için mutlaka muhlis=ihlâslı olmak gerekir. Münafıktan mücahid olmaz.

Bendeniz gerçek bir mücahidi kötülersem, rüzgâra karşı tükürmüş olurum.

Bundan otuz kırk yıl önce radikal mücahidmiş, atıp tutuyormuş, esip tozuyormuş, bu düzen bozuktur, yerine hak bir düzen gelsin edebiyatı yapıyormuş; şimdi ise, vaktiyle bozuk dediği necis düzenin haram rant ve nimetlerini yiyerek, bin türlü dalavere yaparak semirmiş, büyük zengin olmuş… Böylesini, isim vermeden (bendeniz savcı, hâkim ve cellât değilim) tenkit etmemden tabiî ne olur.

Yazılarıma ilave yaparak piyasaya sürenleri mahkemeye vereceğimi duyururum.

            01.08.2013

..............................................................................................................................................................

 

NOT YUKARININ DEVAMIDIR 

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Keramet_Degil_Istidractir/16021#.Uv61gLJKNah

 

 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
Keramet Değil İstidractır
Mehmed Şevket Eygi
03 Ağustos 2013 Cumartesi 01:00

((Bugün saat 15 ile 18 arasında Beyazıt Kitap Fuarı BEDİR Yayınevi standında 
kitap imzalayacağım.))

İMAMI Gazalî hazretleri “Bir adam eliyle bir ağaca dokunsa ve ağacı altın etse, o kişinin itikadında bozukluk varsa, yaptığı keramet değil istidractır” mealinde bir sözü vardır.
Bütün gerçek mü’minler, bütün evliyaullah, bütün sâlih ve muhterem kişiler sahih=doğru itikad sahibidir.
Bütün gerçek ulemanın, fukahanın, eimmenin, kâmil mürşidlerin, evliyaurrahmanın ana itikadı, Hak Teala hazretlerinin kemal sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğu temel inancı üzerine kuruludur. 
Küfrü ve kâfirleri övmek…
Küfre rıza göstermek…
Kur’anın kesin şekilde nehy etmiş olmasına rağmen İslam düşmanı kafirleri dost ve velî edinmek…
Zaruriyat-ı diniyeden birini bile inkar etmek… 
Kişiyi dinden çıkartır.
Allah katında (hak) din İslamdır kesin ayetine muhalefet ederek, bu devirde üç hak ibrahimî din vardır inancına sahip olmak da kişiyi İslam dairesinden çıkartır.
Âhir zaman Peygamberi Muhammed Mustafayı (Salat ve selam olsun ona), onun getirdiği Kelamullahı, İslam dinini red, tekzib, inkar eden kimseleri ehl-i necat ve ehl-i Cennet görmek İslam ile bağdaşmaz.
İtikadı bozuk bir şahsın veya topluluğun zenginliği keramet değildir, istidractır.
Küfür ve bid’at ehlinin insanî hizmetleri onların, ehl-i necat olduğuna delil değildir.
Allahü Teala sahih iman sahiplerinin günahlarını dilerse afveder ama tevbe edip hidayete gelmeyen kafir ve müşrikleri affetmez.
Allaha eş, benzer, şerik=ortak, oğul, nazir, kız, zevce koşanlar müşriktir.
Müşriklerin hidayet üzere olduklarını iddia etmek, şirke rızadır.
Teslis ehli, Tevhid ehli Müslümanları, İslam dinini, Kur’anı, Peygamberimizi hak kabul etmez. Onlar Muhammed aleyhisselamı, Kur’anı, İslamı red ve inkar ederken; Müslüman geçinen bazılarının onları hak kabul etmeleri büyük bir çelişki ve kendini inkardır. 
İslam dini geldikten sonra önceki şeriatların hükümleri kaldırılmıştır. Müslümanların sorumluları ve vazifelileri, Tevhid dinini yani İslamı bütün insanlığa anlayacakları şekilde tebliğ etmekle mükelleftir. Bunu yapmazlarsa günahkar olurlar.
Kendisine İslam daveti ulaşan kimse, bu daveti kabul etmezse hidayeti reddetmiş olur.
Birtakım gayretkeşlerin, İslamı Hak din, Kur’anı hak kitap, Hz. Muhammed Mustafa’yı (Salat ve selam olsun ona) hak peygamber olarak kabul etmeyen Ehl-i Kitabı hak olarak görmelerine şaşılır.
İslamın tek hak din olduğu Kitab, Sünnet ve icmâ ile sabittir.
Gerçek ulema ve fukaha, kafirlerin ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğuna inananları uyarmalı, aydınlatmalı ve bilgilendirmelidir.
Bunu yapmazlarsa vebal altında kalırlar.
Tekrar ediyorum: Bozuk inançlıların başarıları keramet değil, istidractır.
En büyük ve temel keramet sahih itikattır.
Bozuk itikatlılarda görülen harikalar ve başarılar, Allah İslam dinini fasık veya facir kişilerle de te’yid eder hadîs-i şerifinin ışığında yorumlanmalıdır.

(İkinci yazı)
Hacı Bey çok üzülmüş, kahrolmuş…
Hacı Bey!.. Çok üzgünsünüz sizi anlıyorum 150 bin dolarlık lüks Mercedes’inizi sert bir maddeyle çizmişler. Bunu görünce kederden kendinizi kaybetmişsiniz. Biliyorum, lüks otonuzu çok seversiniz. Acaba onu bir Gezici mi çizdi?
Bizimki susamlı pideye bayılır. Akşamleyin çocuk susamlısını bulamamış, çörek otlu pide getirmiş. Kardeşiniz üzülmüş, sinirlenmiş. İftarını afiyetle yiyememiş. 
Kerraki Bey, kırsal kesimdeki yazlığının etrafını Çin Seddi gibi granit bir duvarla kaplatıyormuş. 
Ferraşi Bey, öyle lüks bir ziyafet vermiş ki, o çeşitlilik Nemrud’un ve Firavun’un sofrasında bile yokmuş. İsraf sınırları aşılmış, yenilmiş yenilmiş yenilmiş… Artanların bir kısmı da çöpe gitmiş. 
Tantuni Bey, çok üzülüyor. Meydan gelişmeleri dolayısıyla Mekke’deki Zamzam Tower yıkılacakmış. Hâlbuki o, her yıl lüks ve ihtişamlı bir umre yapar, Zamzam’ın kral dairelerinden birinde kalırmış. Yıkılırsa Zamzam’sız kalacak. Üzülmesin de ne yapsın? 
Mertebani Bey, ciğerparesini okutma konusunda tereddütler içindeymiş. Önünde her biri birbirinden lüks on beş pahalı ve lüks tağuti kolej listesi var, acaba hangisini seçse? Albert Koleji mi, Joseph Koleji mi, Fransuva Koleji’ni mi? Bunların acaba hangisi daha tağuti?
Hacı Umre Bey, en son gittiği iftar ziyafetindeki lüksü, ihtişamı, israfı gördükten sonra içinde camlar kırılmış. Bu ziyafet onun Deccal Tower otelinde verdiği ziyafetten üstünmüş, çok kahırlanmış.
Tesettürlü Kuşkonmaz Hanım, (bazı giysilerini Paris’ten getirtir) yürümekte güçlük çekiyormuş. Çünkü ayakkabılarının topukları çok yüksekmiş ve çok inceymiş, eşarbının altındaki saçını da deve hörgücü gibi yapıyormuş.
Tarçın Bey, teravih için büyük bir camiye gitmiş, caminin son kısmında kadınlar erkekler perdesiz, kafessiz namaz kılmışlar. Fıkha göre nice Müslümanın namazı fesada uğramış.
Zencefil Bey, bu sıcaklarda üşenmemiş; Samatya’da meşhur bir kebapçıdan hakiki nefis içli köfte ve çiğ köfte satın almış… Daha bitmedi!:. Oradan Haseki’deki Şarkî Türkistan lokantasından Özbek mantısı ve samsa böreği aldıktan sonra bir zahmet evine dönmüş. Evde zaten yemek gani… Ailecek kendilerine sultanî bir ziyafet çekmişler. Afiyet olsun Zencefil Ailesi. İnşallah arka sokakta bir odada yaşayan Münevver teyzeye de biraz yemek göndermişsinizdir. 
Kazım Bey, orucunu tutan, namazını kılan bir Müslümandır ama şu mübarek ramazanda sokakların, lokantaların, tatlıcıların, pastanelerin oruç yiyenlerle dolu olmasından rahatsızlık duymuyor. Kendisine “Farkında mısın, Müslümanların yüzde 60’ı açıkta oruç yiyor’’ dedim. “Ya öyle mi, hiç dikkat etmemişim’’ cevabını verdi. 
03.08.2013
 
 _____________________________________________________________________
BAŞKA OLAY KOD ADI KILIÇ BALIĞI FİLİMİ HAKKINDA 
bu konu biraz uzun bu olay şöyle oldu birgün önceden deşifre olduğundan haberi olmayan bilgiyi aktardı kendisine aktardığı bilgileri internette gösterdim halla halla dedi bu konuşmaları kim aktardıki şaşırdı bu olay internet olayı olunca benim bi hakır olabileceğim hususunda duruldu ertesi gün başka bi muhbir benim azımı aradı 
deşifre olduğundan haberi olmayan  muhbir elamanızla konuşuyorken   bana birden konu açtı abi ne yapacam biliyormusun evet dedim banka soyucam bende kendisinin muhbir olduğunu bildiğim için hiç durma seni tutanmı var dedim bu konuşmayı aktarmış ertesi gün ulusal kanalda  ulusal kanaldan kastım star atv show işte KOD ADI KILIÇ BALIĞI filimi yayınlandı filimin konusu (  Bağlanın... Hack edin... Herşeyi çalın...
John Travolta’nın delifişek bir gizli ajanı canlandırdığı film, CIA’in hapisten yeni çıkmış usta bir hacker aracılığıyla büyük miktarda parayı iç etme girişimini konu alıyor. Filmin anafikri şu: Şifreyi biliyorsan, heryere girebilirsin:
ABD çapında uyuşturucuyla mücadeleden sorumlu DEA, 'Kılıçbalığı' kod adlı operasyonunu 1986 yılında iptal edince, 400 milyon dolar gibi yüksek miktarda kara para, kimsenin kullanamayacağı bir biçimde açıkta kalmıştır. Aradan geçen 15 yıllık süre içinde faizlerle 9.5 milyara çıkan bu birikimde gözü olan biri vardır şimdi: Gabriel Shear. 
Shear, Kara Hücre adlı gizli bir anti-terör örgütünün karizmatik lideridir ve bu parayı uluslararası terörizme karşı vermekte oldukları mücadeleye kaynak olarak aktarmak istemektedir. Fakat paraya ulaşmak için, özel bir güvenlik kodunu kırmak gerekir önce. Usta bir hacker olan Stanley Jobson’ı bu işi yapmaya zorlar Shear. Tek arzusu kızı Holly’e kavuşabilmek olan bu hacker da, geçmişteki suçlarının kefaleti olarak önemli miktarda paraya muhtaçtır...
yukardaki linki tıkla izle eğer link videosu silinirse googleden bulunur
aşağıdaki fargman linki 
aşağıdaki linkte atvden aldım 
neyse bu olay gene cumartesi günü 15 mart 2014 günü deşifre olduğundan haberi olmayan karşıda duruyor bende biri yanımda telefoncu ya baksana dedim internete girelimde şu benim telefonumun ayarlarını internette bi ayarla ben kafam karıştı dedim işte bu bilgi aktarıldı ben bilgisayardan iyi anlanmı diye sordumya birine ertesi gün tv8 16 mart 2014 günü kod adı kılıç balığı filimi koyuldu pazar günü olay nerden nereye geldi aşağıya linki atıyım  
 not burdaki olay adi banka soygunu değil bakın eğer adi şuç olsaydı normal banka soygunu filimi koyulurdu sonunda hapsi boylardı filimde burdaki başka olay filimin hikayesini iyi okuyun 
_______________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 
 
milli istihbarat beni ilk algıladığımı farkına vardığı yıllar2000 li yıllar  ben kendilerine söyledimde öyle farkına vardılar  
 
1) deşifre olan daha doğrusu ilk sorgulamaya tabi tutan milli istihbarat elamanı beni ilk işyerime sorgulamaya geldiğinde  bana  işte sen hangi devletin ajanısın sen hangi devletin gizli servis elamanınsın diye şıkıştırdı baya üzerime geldi bende dedimki ben aslen türküm ne demek bunlar diye çıkıştığım oluyordu siz ne diyorsunuz diye bende karşılık veriyordum adamlar haklıydı algıladığım şey milli istihbaratın çalışmasını algılıyordum ondan beni parapsikoloji şavaşlarında kullanılan telepat sandılar karşı devletin ajanı medyum falan neyse sonra bana dediki bir ara geldi sen hissediyorsun dedi bana bende evet dedim hissediyorum bende anlaşılmışlık hissiyle memnun oldum evet sizin çalışmanızı anlıyorum dedim hatta size bu olayı ben açtım ajan olsaydım size ben bunu anlatmazdım dedim sizin haberiniz bile yoktu dedim neyse bu abi bi ara tekrar geri geldi çaılıştığımız yere bende iyi niyetle bir konu açtım bir  yerde bir kitap okumuştum politik psikoloji ben konuyu açtım demek istedimki ülkede o kadar rejim muhalifi var ben bu politik psikolojiyi kullanarak rejim muhaliflerini devlete kazandırılması lazım gelir dedim amacım samimi duyguyla idi neyse bu konuşmalar yaparken çayıda içti ben gidiyim dedi olur dedim gitti bilgide gitti  ertesi gün hulki ceviz oğlunun proğramında  arslan bulut  diye kıvırcık şaçlı gözlüklü bir köşe yazarı var hulki cevizoğluna konuşuyor ajan içimizde adam politik psikolojiden bahsediyor diyor politik piskoloji amarikada bile kimse bilmiyor bu adam nerden biliyor diyor orda adam biliyor ama adamın ismi yok anlayın işte bilgiyi aktaran bana hani sen ajansın ithamında bulunduya  arslan bulut ajan diyor  
 
 
BAŞKA OLAY AYNI MİT ELEMANIYLA 
 
2) bu mittte bilgi toplayan gene geliyor işyerime ben ona  devleti övüyorum işte niye bildiğim varda ondan mitte bilgi toplayanlar müslüman işte bende devlete saygım artıyor ondan devlete karşı bi fikir yürütmüyorum o zamanlarda silahlı mucadele veren örgüt bürosunada takılıyorum bu mitte bilgi toplayanda orda bazen karşılaşıyoruz işte  örgüt bürosunda 
konuştuğumuz oluyor mit benim devlete karşı gelmeyişim üzerinde durmuş dikkatini çekmiş demekki bu abi geldi gene işyerine bana devletle uğraşılmaz dedi demi dedi bende evet dedim ben gidiyim dedi olur dedim bilgide gitti ertesi gün doğu erbil diye gazateci abiyle biri konuşuyor benim devlete karşı gelmeyişim doğu erbil diyorki orda biriyle konuşuyor tvde   adam örgüt üyesi orduyla devletle uğraşmıyor bu kişi idolojik örgüt üyesi ama ilginç neden devletle uğraşmıyor bana ipuçları veriyor mafya olabilir bu konuşma olduktan sonra ertesi gün bilgiyi aktaran mit yanıma geldi dediki sana islami bankadan para çekelim dedi bende olurda ne için dedim işyeri açarsın dedi ben hemen anladım dünkü konuşulan kişi bendim mafya ipuçları veriyor diyor bu kişi diyor bana gelen mittte yem atıyor sana yüklü para çekelim  anlaşıldı dimi 
not: bu kişi bana her geldiğinde seni içeri atarız içerden cesedin çıkar  işte sen devletle uğraşıyorsun dediği oluyordu hem devletle uğraşıyorsun diyor hemde üstleri bu adam devletle uğraşmıyor diyor bizim mit teşkilatı böyle işte  
 
BAŞKA OLAY AYNI MİT ELAMANIYLA 
 
3 )  ben yahudilerin kaç bin yıl geçmiş olmasına rağmen devlet kurmalarını hayret ettim işte bu yahudiler nasıl olduda asimile olmadılarda nasıl bu zamana kadar ayakta kalabildiler diye aslında birazda hayranlık dudum desem daha doğru olur çünkü biz türk olmamıza rağmen bazı kültürel olayların etkisinde kalıyoruz diye düşünüyor  yahudilerin bu durumuna imremdim desem daha doğru olur o sıralarda benim takıldığım aşırı milliyetçi silahlı mucadele veren örgüt işte tabi bu düşünceyle ben sağda solda konuda açılırsa konuşuyorum yahudilerin tarihi hakkında bilgi araştırma yapıyorum tabi konuşurkende  bizim içimizde olan mite bilgi sağlayan konuşmalarımızı aktarıyor teşkilata tabi günler geçiyor bana gelen mit gene karşılaştık bana dediki sen  yahudiler  hakkında araştırma yapıyorsun dedi evet dedim ilgimi çeken olaylar var ondan dedim senin bu olaydaki yorumun niye sorduğunu biliyorum dedim ben yahudilere karşı toplumu kışkırtma yapmak istediğimi düşünüyorsun aslında düşündüğün gibi değil birde benim yahudilere karşı bir silahlı eylem yapabileceğimi düşünüyor üstleriniz ynlış dedim ben yahudilere karşı olduğum falan yok bu ülkede yaşayan ehli kitabın canı ırzı namusu bizden sorulur dedim tamam hah dedi aferin dedi bir on puan aldım oh  :)
 
_____________________________________________________
BAŞKA OLAY AYNI MİT ELAMANIYLA 
4 ) benim takıldığım örgütün içine sızmış bir mit elamanı benim azımı arıyor sakal diye bende keramet sakalda değil ebu cehildede var dedim birazda söğdüm  ama peygamber efendimizin sünnetine aşa ama bilgi olarak gitti teşkilata gene bana ilk gelen beni sorguya çeken mit gene geldi ertesi gün baksana sence sakal sünnet değilmidir sakala söğen bile oluyor  
 
__________________________________________________________
BAŞKA OLAY AYNI MİT ELAMANIYLA 
5) bir gün konya sokaklarında karşılaştık işte gene 100 kez bu mitle soğbetimiz oldu sokakta dedimki bi ara bilgiyi aktardınız ama ertesi gün hulki ceviz oğlunun proğramında yanlış analiz edildi dedim oda ne dedi konu ben istesem sizi kullanarak tevedeki bilgisayarlara girerim dedim düşünce gücüyle dedim bilgi gitti tabi hulki cevizoğlu birini karşısına almış konuşuyor işte birileri şu an bilgisayara girebilirmi  
 
 
______________________________________________________ 
BAŞKA OLAY AYNI MİT ELAMANIYLA 
 
 
6)  2000 yıllarında milli istihbarat benim ilk algıladığımı farkına vardığında ve beni 3 saat sorguya tabi tutan mit elamanını gördüm yanına yaklaştım oooo napan sen nerdesin napalım hocam işte çalışıyoruz dedim sizleri sormalı hadi biraz ayaklayalım dedi filan yer  kadar gidelim  ordan  ayak üstü yürüdük çoktan beri görmüyordum kendiside iyi insan konuşmaya başladık işte siyaset ülke gündemi  asıl gündem maddelerini konuşalım dedim başlığına bakın ben yazarın ilk başlığına bakın kuranın sünnetin kötü gördüğü diye başladım ve ikinci konuşmamda  medya hürriyeti var dedim yazmak serbest dedim buda yazarın ilk başlarında aktarmış milli eğitimden bahsettim oda yazarın köşsesinde mustafa kemalin ölümünden sonra üretilmiş kemalizimden bahsettim oda yazarın ilk başlarında sonra bop islamından bahsettim ılımlı islam oda akatrılmış oda yazarın köşesinde 1960 50 yıllarında edebi türkçe oda yazarın birinci yazısında imam hatibler varya dedim oda yazarın köşesinde kendi yorumuda katmış yani yazarın birinci köşesindeki hepsi benim konuşmalarım neyse çok konuştuk işte yazarın ikinci konuşamalarda bana ait yazarın biraz katkısı var neyse hocam ben musade alıyım dedim çalıştığınız teşkilata iletin ben ne zaman sizin çalıştığınız mit elamanlarıyla konuşsam deşifre olmuşkişilerle konuşsam sabahleyin  mehmet şevket eyginin köşesinde dedim bu 1997 yılından beri bu böyle dedim  bu ne demek siz beni 3 saat sorguya almıştınız hatta bu gazeteye giden bilgileri nasıl algılıyorsun diye eeee bu ne böyle dedim oda güldü hadi git işine artık dedi allaha emanet olunuz dedim ayrıldım sabahleyin yazarın köşesinde hepsi gitmiş   birde yazarın ilk yazısı sonlara doğru bakın ne yazmış yazılarımdan rahatsız olan bir zata diye hani beni sorgulayan mite dedimya bu ne böyle ben ne konuşsam bu yazarın köşesinde diye ona diyor   halbuki ben gazete köşe yazarına bişey demedim kendisine anlıyor 2013 geldik tam gaz maşşallah 
 
http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-asil-ve-gercek-gundem-maddeleri-6178.htm

Mehmet Şevket EYGİ

Asıl ve Gerçek Gündem Maddeleri

20 Ocak 2011 Perşembe

Kur'anın, Sünnetin, Şeriatin kötü ve çirkin gördüğü, haram kıldığı, kınadığı şeylerin tabiî ve normal görülmesi ve bunların yasal sınırları içinde protesto edilmemesi zamanımızın büyük fitnelerinden biridir.

Bugün ülkemizde, yüzde yüz olmasa da geniş bir medya hürriyeti vardır. Yazmak serbesttir. Müslümanların uleması, fukahası, ziyalıları (aydınları) fikir adamları, önderleri, âqil kişileri, sorumlu ve vazifeli şahsiyetleri dinimizin münker ilan ettiği kötülüklerle mutlaka mücadele etmelidir.

Türkiye'nin en bozuk müessesesi şu anda Millî Eğitim'dir. Müslümanlar eğitim konusu üzerine eğilmeli, Müslüman uzmanlardan ve iyi bilenlerden bu konuda bilgi ve izahat almalı ve gerekeni yapmalıdır.

Nedir bugünkü Tevhid-i Tedrisat eğitimi?

Bu eğitim ideolojik bir eğitimdir.

Mustafa Kemal'in ölümünden sonra üretilmiş Kemalizm resmî ideolojisine hizmet vermektedir.

Çocukları ve gençleri İslâm'dan uzaklaştırıp sekülerleştirmektir birinci işi.

Şimdi bazıları soracak: Peki bu okullardaki din dersleri ne oluyor?..

Cevap: Siz bu din derslerinin içyüzünü, mahiyetini biliyor musunuz?.. Bunlar bir aldatmacadır. İslâm ile Kemalizmi karıştırarak yeni bir din çıkartmak isteyenler var. Ilımlı İslâm, BOP İslâm'ı...

Zengin, edebî, yazılı Türkçemizi bozdular... 1950'li, 60'lı yıllarda Müslümanlar lisan konusuyla yakından ilgilenirdi. Şu anda günümüzde birkaç yazar ve düşünür dışında dil konusu üzerinde duran yok. Kuşa çevrilmiş, arı, duru, sade suya tirit Türkçeyi kabullenmiş gibiyiz.

Ahlaksızlık, faziletsizlik, iffetsizlik, müstehcen yayınlar, fuhuş ticareti korkunç boyutlara ulaştı. 1970'li yıllarda Müslümanların gündeminde "Müstehcen ve ahlaksız yayınlarla mücadele" maddesi vardı. O da gündemden çıkartıldı, unutuldu.

Türkiye Müslümanlarının gündemi nasıl olmalıdır? Elbette Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslâm ahlakına göre bir gündem olmalıdır.

Dinsizlerin kendi yapay gündemleri var da, Müslümanların niçin kendilerine mahsus İslâmî bir gündemleri olmasın?

Dinsizler için emr-i mâruf ve nehy-i münker diye bir konu ve madde yoktur. Bizim gözümüzde ise bu çok önemli bir maddedir.

Yeni nesillere, çocuklara, gençlere İslâmî eğitim verilmezse Türkiye Müslümanları asla kurtulamazlar.

İmam-Hatip mektebleri var ya!..

Kuzum siz o okulları gerçek İslâm mektepleri mi sanıyorsunuz?

Benim istediğim Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslâm ahlakına, İslâm'ın dünya görüşüne, İslâm talim ve terbiyesine uygun okullardır. Vaktiyle Bulgaristan'daki Şumnu Nüvvab Medresesi gibi.

Müslümanların bu memlekette tezelden bir "İslâm Mahalle Teşkilatı" kurmaları zaruridir. Bu konuda ne yapıyoruz? Bundan haberimiz var mı? Çare ve çözüm düşünüyor muyuz?

Kur'an kurslarında hafız yetişiyormuş... Hoparlörlerden günde beş kez yüksek ezanlar okunuyormuş... Filan mahallede kadınlar çarşaf giyiyormuş... Siz bunları yeterli mi sanıyorsunuz?

Yeni bir fırka çıktı. Onlar İslâm'ın tek hak din olduğunu kabul etmiyor, hayır üç hak İbrahimî din vardır, üçünün bağlıları da cümbür cemaat Cennet'e girecektir diyor. Müslümanlar bu yeni akımı tartışıp sonunda vâzıh bir karara vardılar mı?

Bir ilahiyatçı faiz konusunda aykırı bir fetva verdi. Bu konu tartışıldı ve bir neticeye bağlandı mı?

Niçin yurt çapında ve en medenî şekilde bir tesettür kampanyası başlatmıyoruz? En medenî şekilde dedim, çünkü bu konuda bedevî kültür ile bir şey yapılamaz.

Artık halk, bin yıl boyunca kullandığımız İslâmî yazı ile okumayı bilmiyor. Bu korkunç cehaleti ortadan kaldırmak için ne yapıyoruz?

Tutturmuşuz bir hizipçilik, fırkacılık, cemaatçilik... Başka konularla, maddelerle ilgilenmiyoruz.

Akıllar, vicdanlar dumura mı uğradı nedir?

(Yazılarımdan çok rahatsız olan bir zata: Rahatsızlığınızı önlemek çok kolaydır. Yazılarımı okumayınız ve tedirgin olmayınız, keyfinize bakınız, dert edinmeyiniz...)

* (İkinci yazı)
Biz Bunlara Layığız

Peygamberimiz "Layık olduğunuz şekilde idare olunursunuz" buyurmuşlardır.

Türkiye'de bize mahsus bir demokrasi vardır. Bu demokrasi bizim layık olduğumuz demokrasidir. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!

İstanbul'un yaya kaldırımlarına bakınız. Bu kaldırımlar bizim layık olduğumuz kaldırımlardır.

Bu ülke, bu halk bugünkü idareye ve sisteme değil, daha iyisine layıktır diyenler yanılıyor.

Daha iyisini istiyorsan, ona layık olacaksın... Nasıl olacaksın? İyinin ne olduğunu öğrenip bileceksin... İyiyi isteyeceksin... İyi için iyi şekilde çalışacaksın...

Bozuk bir toplum bozuk bir sistem ve düzenle yönetilir. Bozuk bir toplumun sistemi ve düzeni iyi olmaz. Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır.

Farz edelim, sihirli bir değnek ile Türkiye'ye İngiliz demokrasisi getirildi, İngiltere'de olduğu gibi insan hakları ve hürriyetleri yürürlüğe girdi. Bunlar bizde yürür mü? Kesinlikle yürümez. Biz bunları kısa zamanda dejenere eder, bozarız.

Peki, Türkiye'yi nasıl düzelteceğiz,nasıl ıslah edeceğiz? Önce kendimizi ıslah edeceğiz... Sonra ailemizi... Sonra küçük çevremizi, sonra da bütün ülkeyi ve halkı...

Kötülükleri, münker şeyleri gereği gibi protesto etmeyen, bunları değiştirmek için gereği gibi çalışmayan bir toplum elbette iflah olmaz.

Kurtulmak için mâruf ile emr edeceksin, münkerden de nehy edeceksin. Bunu yapmazsan boşu boşuna sızıldanır, tazallüm eder durursun.

Küçük, önemsiz gördüğümüz yaygın kötülükler var bizde.

Adam hem otomobil sürüyor, hem de cep telefonu ile konuşuyor. Böyle bir ülke elbette iflah olmaz.

Devlet var, belediyeler var, müfettişler var ama halka büyük miktarda domuz eti (dana eti diye) yediriliyor. Müslümanlar olarak buna razı mıyız? Değiliz ama gerekeni yapmıyoruz öyleyse layığız.

Dinimiz yalanı yasak kılmış. Müslüman ülke Türkiye yalanlara batmış vaziyette...

Dinimiz gıybeti, nemimeyi, iftirayı yasak kılmış. Lisan afetleri toplumda yaygın halde...

Dinimiz lüksü, israfı, saçıp savurmayı, sefahati, gururu, kibri, gösterişi kesin şekilde yasaklamış. Biz bu yasaklara uyuyor muyuz?..

Sakallı baba hacı, tesettürlü anne hâce (hacca gitmiş kadınlara hâce denir) ama oğulları, kızları evlere şenlik...

Herif lokantacı veya büfeci. En kalitesiz etlerden, soyadan, tavuk atıklarından döner yapıp satıyor, vitrinine "Nefis döner" diye yazmış. Yalancı!.. Halkı aldatıyor...

Karı gecenin tenha bir saatinde üst kattan pencereyi açıyor ve çöp torbasını sokağa atıyor...

İmam-Hatip'te öğrenci, namaz kılmıyor...

Politikaya girmiş, çevirmediği dolap yok.

Doktor olmuş, ilaç firmasından caize alarak lüzumu olmadığı halde firmanın ilacını yazıp duruyor.

Bozuklukların, kötülüklerin hangi birini sayayım...

"Biz böyle şeyler yapmıyoruz..."

Böyle diyenlere soruyorum: Yapmıyorsunuz ama bu münkeratı, bu bozuk ve kötü şeyleri gereği gibi protesto ediyor musunuz? Bunların ortadan kalkması için gereği gibi çalışıyor musunuz?

Evet, her toplum layık olduğu şekilde idare olunurmuş. Ben demiyorum, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) diyor.

Düzenin düzgün, iyi, doğru, âdil olmasını istiyorsak önce kendimizi düzeltmeliyiz.

Bu yazı toplam 1208 defa okunmuştur

 AYNI İSTİHBARATÇIYLA 10 TEMMUZ 2013 GÜNÜ GENE KARŞILAŞTIM YUKARDAKİ OLAYI ANLATTIM 

 

YUKARININ DEVAMI
   10 temmuz 2013 günü çarşıda geziyorum daha önceden ben sürekli algılamamdan dolayı sorgulayan mit elamanıyla ayak üstü karşılaştım kendiside çok temiz insan baya konuştuk işte hoş beş ben ayrılıyım dedi bende dedimki ayrılmadan size bişey diyimdi öyle gidin ben sizle daha önceden bir konu konuşmuştuk hani şu algılamamla ilgili evet dedi aktardığınız bilgide analiz hataları var be öyle demek istemedim ben konuşuyum sizin bilgi toplayan elamanlarla sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşsesinde yorum yapıyor ben gazete köşe yazarını eleştirmedim o niye öyle algılıyor dedim işte doğru söylüyorsun dedi ben gidiyorum dedi bilgide gitti tabi ertesi gün tv8 akşam daha izlemedim ama gazeteye baktım bi gelişme varmı diye gene parapiskolojik filim koyulacak ismi şeytanla anlaşma ben filimin link videosunu atıyım
not. ben burda bişeye dikkat çekiyim ben deşifre olan mitle şundan bahsettim geçmişte olan bi hadise filimde geçmişte olan bir sırdan bahsediliyor anlatabildimmi eğer filim açılmazsa googleden bulunur şaytanla anlaşma yazıp aşağıdaki filim hikayesi tutuyorsa bu filimdir 
filimim hikayesi
Spenser Akademinin öğrencileri arasinda farklı olan 4 kisi vardı. Birbirleri arasindaki bağ sadece farklı olmaları degil 300 yildir sakladikları sirlariydı. 17. yüzyilda cadilarla yaptikları anlasma sonucu hepsi birer büyücü olmuslardı. Uzun zamandir yasaklı olan 5. kardesleri sevdiklerini tehdit ederek ortaya çıkar. Yaptikları anlasmanin devam edebilmesi ve güçlerini kaybetmemek için düşmanları ile yüzlesme zamanı gelmistir.

 

____________________________________________________

 

not : aklıma gelirse yazarım çok olay var ama çoğunu unuttum 


___________________________________________________________________
BAŞKA OLAY 

ÖN AÇIKLAMA  BU OLAYLAR NASIL OLDUDA BURAYA KADAR GELDİ YANİ D-TOX FİLİMİNİ KOYULMA SEBEBİ AŞAĞIDAKİ OLAYLARI TEK TEK BAKIN 

bir gün üst düzeyede emniyet istihbaratındaki memurla karşılaştık işte nasılsın iyimisin hoş soğbet ettik bana dediki durumlar nasıl bizden muhbirlerden bi rahatsızlığın varmı dedi bende dedimki bilgilendirme çalışmanız var muhbirler konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde analiz ediliyor sürekli bende bıktım dedim ben ne için bu kadar muhatab alınıyorum dedim hatta birazda bir kaç muhbir var onların canına okuyacağım dedim fena kızıyorum dedim oda dediki boş ver dedi başını belaya sokma adam öldürmek kolay ama sonun ne olacak bende yapacağımdan dolayı değil kin besliyorum böylece konuştummu rahatlıyorum işte dedim tamam dedi gene bi sıkıntın olursa gel emniyete sana yardımcı olurum dedi bende kaç kez geldim emniyetin istihbarat şubesine hiç bi değişiklik yok dedim birazda gülüştük ayrldık tabi bilgiler gitti ertesi gün   sylveter stallone star teveye filimi koyuldu d-tox  filimin hikayesi bir adam var polis teşkilatından intikam almaya çalışıyor hani ayak üstü polise dedimya ben bir kaç muhbir var onlara yapacağımı bilirim dedimya analayın işte giden bilgiye göre koyulan filimin linki atıyım izleyin filimin hikayesi seyrederken alttta yazıda var NOT: koyulan bölümde şizofren manyak adam vardır işte halbuki polislerden intikam almaya çalışır koyulan bölümle benim durumum hakkında farklı ama gelde anlat ben aşayişi sağlayan polislere muhbirlere bişey demedim takıntılarına kızdım burda analiz hataları var 
aşağıda fıragman var 
AYNI MİT ELAMANIYLA DAHA ÖNCEDEN İSTİHBARAT ŞUBESİNDE KONUŞMUTUK AŞAĞIDAKİ OLAY 
06 mayıs 2008 de emiyet istihbaratına telefon açtım gel dedi ordaki konyanın en yetkli istihbaratçısı bende gittim odanın kapısını kilitledi istihbaratta bir oda abicim daha önceden konuşmuştuk işte konuşmalarımda ne varda sizin elamanlar konuşmamı duydumu sabahleyin milli gazeteye gidiyor konuşmalarımı analiz ediyor dedim bu ne oda lafı değiştirdi senin takıldığın islami aşırı milliyetçi silahlı mucadele veren örgüte getirdi bana ismleri ver onların bende biz kötü bişey yapmadık başladım kendimizi savunmaya biz marsist bir idolojiye karşı fikirsel mucadele verdik dedim konu kamboçyaya geldi başladım konuşmaya yazarın ilk başlığına bakın bilgiler eynen gitmiş yazarın birinci yazısındaki tüm konuşmalar bana ait birinci yazıdaki pkk lıların sünnetsiz olmaları fala benim konuşma başlığım birinci başlıktaki hepsi bana ait  hatta ordaki pkk fitnesi benim konuşma başlangıcım konu başlangıcı neyse konu açıldı  ikinci konu metres tutmak işte oradaki konuşmaların hepsi bana ait  ikinci başlığa bakın sahipsiz çoçuklar  evlilik dışı çoçuklar bunların hepsi gitmiş tabi ben gene dedimki üstlerinize iletin artık beni muhatab almayın dedim sabahleyin konuşmalarım gene yazarın köşsesinde  2013 oldu halen var hergün devam ediyor  
 
 
 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Marksist Pol Pot, Kamboçya'nın 6 Milyon Nüfusunun 2 Milyonunu Öldürtmüştü...
Mehmed Şevket Eygi
07 Mayıs 2008 Çarşamba 00:23

YAKIN tarihte (belki de bütün dünya tarihinde) en berbat, en kanlı, en rezil, en katil, en canavar, en korkunç diktatörlük Marksist bir rejim olan Pol Pot iktidarı idi. Pol Pot adındaki canavar, silahlı mücadele sonunda Kamboçya'yı ele geçirmiş; kısa zamanda toplam nüfusu 6 milyon olan halkın en az iki milyonunu feci şekilde katl ettirmişti. Yani ahalinin üçte birini öldürtmüştü.
Demokratik, çoğulcu, serbest bir rejimde yaşayan bir kısım Marksistler burnu kanayan bir yoldaşlarının hesabını cesaretle sorarlar, hak ararlar ama Kamboçya'daki Pol Pot soykırımını görmezlikten gelir, üzerinde fazla durmazlar.
Ülkemiz de yakın tarihte böyle tehlikeler atlatmıştır. Deniz Gezmiş'in mahkumiyetini isteyen savcı Baki Tuğ, Aksiyon dergisinde yayınlanan bir röportajda, o tarihte silahlı terör yapan çetelerin, gerekirse 3 milyon halkı öldürmek hususunda niyetli ve kararlı olduklarına dair belgeler ele geçirildiğini söylemişti. Birileri ise böyle teröristleri "ağzı süt kokan masum fidancıklar" olarak göstermeye çalışıyor...
Türkiye toprakları üzerinde Ermeniler hak iddia ediyor... Megali İdeacı Rumların da böyle iddiaları var. Bu iddialar sözlü değil, yazılıdır. İnternette arayıp öğrenebilirsiniz.
BOP'çular da (Büyük Ortadoğu Projesi) küçük bir Türkiye istiyor.
Durup dururken Türkiye'yi parçalayıp toprak kopartamayacaklarına göre ümitleri terörde, iç savaşta, kardeş kavgasındadır.
Çarpışmalarda öldürülen birtakım PKK'lıların sünnetsiz olmalarının hikmeti nedir acaba?
1984'te Ermeni terör örgütü ASALA birdenbire sahneden çekilmiş, yerini sözde Kürt teşkilatı olan PKK almıştı. Bu değişikliğin sırrı nedir acaba?
PKK terör hareketini kimler, hangi güçler başlatmıştır?
Bu konuda akıllara durgunluk verecek iddialar vardır.
Bu terör hareketi çoktan bitirilebilirdi. Niçin bitirilmemiştir?
PKK'yı ABD'nin, İsrail'in, bazı Avrupa ülkelerinin kurdurttuğu söyleniyor. Bu iddialardaki hakikat payı ne kadardır?
PKK fitnesinin gölgesinde, tozu dumanı içinde birileri yüz milyarlarca dolar kazanmıştır? Bu birileri kimlerdir?
Korkunç miktarda uyuşturucu/beyaz ticareti...
Müthiş silah, cephane, araç gereç ticareti ve kaçakçılığı...
Türkiye'de kriptolar vardır. Onların bu dönen dolaplarda rolü var mıdır? Yoksa kuzu kuzucuk, uslu uslu, sakin sakin, masum masum, fidancık fidancık köşelerinde oturup faciayı seyir mi etmektedirler?
Bir ara Devlet Güvenlik Mahkemeleri vardı. Bir Kürt vatandaş fikir ve görüşlerinden ötürü bu mahkemelere düşünce, bazı Avrupa devletlerinin konsoloslukları, kültür ataşeleri CD plakalı araçlarıyla mahkemeye gelir, davayı dinler, bir nevi güç gösterisi yaparlar, akıllarınca göz dağı verirlerdi. Aynı hürriyetsever diplomatlar, konsoloslar, CD'li arabalılar Müslüman bir vatandaş inanç ve fikirlerinden ötürü muhakeme edildiği vakit hiç ortalıkta görünmezlerdi.
PKK terörü devam ediyor... Fitne ve fesat yangını söndürülemedi. Çünkü 30 yılı aşan bir müddetten beri bu yangının üzerine birileri habire neft döküyor.
Birileri 30 küsur yıldan beri tavşana kaç, tazıya tut siyaseti ile Türkiye'yi parçalamaya, zayıf düşürmeye çalışıyor.
PKK terörünün içyüzünü bilenler var ama onlar konuşmuyor ve yazmıyor. Niçin niçin?..
Ermeniler... Megali İdeacı Rumlar... A grubu Kriptolar... B grubu Kriptolar... Beyaz/Uyuşturucu kaçakçılığı yapanlar... Silah ve cephane kaçakçılığı yapanlar... Terör ticareti yaparak yüz milyarlarca dolar kazananlar... Tavşana kaç, tazıya tut diyenler... ABD... İsrail... AB üyesi bazı devletler...
Cehennemî devr-i daim...
Çok Eşlilik, Metres Tutmak vs...
İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya o kadar büyük asker ve sivil kayıp vermişti ki, 1945'te kayıtsız şartsız perişan şekilde teslim olduğunda bir erkeğe yedi kadın düşüyordu. Batı medeniyeti, Pavlos Katolikliğinin görüşüne uygun olarak tek eşliliği kabul eder; zaruret olsa bile bir erkeğin birden fazla kadın almasına izin vermez. Alman kadınları o tarihte büyük acılar çektiler. Acımasız işgal kuvvetleri (Amerikalılar, İngilizler, Ruslar vs) zavallı sahipsiz kadın ve kızları ezdi, iki milyon nesebi bilinmeyen (piç) peydahlandı...
Bugün Türkiye'de erkek nüfus ile kadın nüfus hemen hemen eşittir. Çok az miktarda kadın fazlalığı vardır. Binaenaleyh her erkek istese bile birden fazla kadın alamaz. Çünkü yeterli sayıda kadın yoktur. Zaten erkeklerin çoğunluğu bir kadınla yetinmektedir.
Ülkemizde, bütün dünyada olduğu gibi az miktarda çok eşlilik görülmektedir. Bu sosyal bir realitedir. İnkâr edilemez.
Devlet, evlilik dışı doğmuş çocukları babanın nüfusuna kaydediyor ve böylece yavruları koruma altına almış oluyor.
Peki, ikinci eşleri niçin korumuyor? Onlar da kadın olarak, insan olarak, vatandaş olarak korunmaya muhtaç değil midir? Onların da bu konuda hakları yok mudur?
Türkiye'deki sistem bir erkek ile bir kadının evlenmeden, nikah yapmadan birlikte yaşamasına, çocuk yapmasına karışmıyor. Lakin bir erkek, dinî/şer'î nikahla bir veya birden fazla kadın alırsa bunu yasal kabul etmiyor.
Geçenlerde Müslüman bir iş adamı üç hanımla evli olduğunu, büyük bir dairede birlikte yaşadıklarını açıkça söylediği zaman bizim ilerici medyada kızılca kıyamet koptu. Bu, onlara çok aykırı geldi.
Şer'î nikaha hayır, metres tutmaya evet...
Birbirlerini seven bir çift... Kadının çocuğu olmuyor. Onun izin ve rızası ile erkek, çocuk sahibi olabilmek için ikinci bir hanım ile evlense olmaz mı? İlle boşaması mı gerekir?
Bunlar sancılı konular, doğru dürüst, sükunetle, mantık ve iz'an ile tartışmak ve müzakere etmek zor.
Herkes, kendi doğrusunun yegane doğru olduğuna inanmış, ötekinin düşünce, inanç, görüşlerinin doğru olabileceğini kabul etmiyor.
Yine de biraz ilerleme var. Üç hanımlı iş adamı, 1950'lerde, 60'larda konuşmuş olsaydı, hemen tutuklanırdı...
Bu iş adamının bu şekilde konuşması doğru mudur? Bence değildir. İki, üç, dört eş almış... Kimseye söylemesin, iftiharla ilan etmesin, otursun oturduğu yerde.
İslâm fıkhında nikah ilan edilir ama bu şekilde, aradan yıllar geçtikten sonra değil...
 
________________________________________________________
AYNI EMNİYETTEKİ ABİYLE BAŞKA ZAMAN GENE KARŞILAŞTIK emniyet istihbaratında birİ geçiyordu kafenin önünden gel abi çay iç dedim koyulduk konuşmaya deşifre olanlar varmı dedi baya var dedim konu ehli sünnet düşmanları var islamı içinden yıkmak isteyenler var dedim işte bunlarla uğraşmak lazım dedim hepsi gitmiş yazarın birinci yazısında birde konu açıldı türkiyede din hürriyeti vardır dedim oda pekala dedi din hürriyeti varsa neden 5 yıl silahlı mucadele veren örgütü takıldın dedi ben devlet bize müslüman olduğumuz için kızmıyor ben örgütün aşırı türk milleyetçisi olduğu için takıldım dedim sola karşı olmasından dolayı turan düşüncesini benimsedim dedim tabi ben din bu konuşmalar aktarılmış ben dedimki bir ricam var konuşmalarım yazarlara gidiyor bunu kesİN dedim tamam dedi sabahleyin gene köşesinde ikinci yazıda yazarın din hüriyeti yoktur diyor ben polise dedimya din hürriyeti vardır diye yazarda yoktur diyor

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. Şevket Eygi / Milli Gazete

İslâm'ı İçinden Yıkmak İstiyorlar

21 Kasım 2010 07:22

Açık ve net konuşuyorum. İddialarım şunlardır:

1. Sinsi, gizli ve derin çeteler Kur'ânı, içlerinde vahim yanlışlar ve çarpık yorumlar bulunan bozuk mealler, tercümeler ve tefsirlerle tahrif etmeye çalışıyor.

2. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinin işlerine gelmeyen önemli bir kısmını, "ayıklama" metoduyla tasfiye etmek istiyorlar.

3. Batı'dan aldıkları talimat gereğince, feminizm inanç ve ideolojisine uymayan sahih hadislere mevzudur damgasını vuruyorlar.

4. Kiliselere benzetmek için camilerin arka tarafına, gerekenden/ihtiyaçtan çok fazla tabure, sandalye koyduruyorlar.

5. Genç Kur'ân kursu kadın öğretmenlerinden, kadın vaizlerden, kadın personelden ilahi grupları kurarak erkeklere konser verdirtiyorlar.

6. Taqiyyeci, azılı Farmason, Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek, İranlı olduğu halde Afganım diyerek Müslümanları aldatan bulaşık, karışık Cemaleddin Afganî'yi büyük rehber, mürşid ve kurtarıcı olarak gösteriyorlar.

7. Sünneti ayıklayıp darbeleyerek mezhepleri ve fıkhı yıkmak istiyorlar.

8. İslâm Şeriatını ve fıkhını oyuncak etmek demek olan telfik-i mezahib fikrini yayıyorlar.

9. Zaruriyat-ı diniyeden olan, Kitab ile, Sünnet ile, icmâ-i ümmet ile sabit bulunan "Allah katında tek hak din İslâm'dır" temel inancını yıkmak; onun yerine "Üç hak ibrahimî din vardır. İslâm'ı, Kur'ânı, Hz. Peygamber'i inkâr ve tekzib de etseler Ehl-i Kitab Cennetliktir" batıl inancını getirmek istiyorlar.

10. Üç ibrahimî din vardır diyerek, tahrife uğramış, nesh edilmiş, hükümleri yürürlükten kaldırılmış dinleri de hak din olarak göstermek istiyorlar.

11. İmanın temel şartlarından olan kaderi inkâr ediyorlar, İslâm'da kader yoktur diyorlar.

12. Şefaati, kabir ahvalini, soru meleklerini inkâr ediyorlar.

13. Dall ve mudil olanlardan bazısı Kitab,Sünnet, icmâ ile sâbit tesettür farz-ı 'aynını inkâr ediyor.

14. Pakistan'da binden fazla ulemânın, fukahanın, müftülerin protesto ettiği Fazlurrahman adındaki adamın bozuk mezhebini Türkiye'ye hakim kılmak istiyorlar.

15. Bozuk fikirlerini yaymak, Ehl-i Sünnet Müslümanlığını yıkmak için yekun olarak çok büyük rakamlara ulaşan telif ücretleri dağıtıyorlar.

16. Müslüman halk kitlelerini sekülerleştirerek Dinden ve Şeriattan uzaklaştırmak istiyorlar.

17. Hak katından indirilmiş gerçek İslâm'ın yerine, uydurulmuş ılımlı bir İslâm türetmek istiyorlar.

Din düşmanları İslâm'ı, Ehl-i Sünneti dıştan saldırarak yıkamamışlardı. Şimdiki sinsi, gizli, derin şer güçler dinimizi mihraptan yıkmaya çalışıyor.

Dindar, ihlâslı, samimî Müslümanlara hitap ediyorum:

Hz.Peygamberin, Ashab-ı Kiramın, Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, Eimme-i müctehidînin icazetli ulemâ ve fukahanın, kâmil mürşidlerin yolundan ayrılmayınız.

Bütün yasal yollarla "ılımlı yeni bir İslâm türetme" hareketine karşı çıkınız ve protesto ediniz.

* (İkinci yazı)

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARININ DİN HÜRRİYETİ YOKTUR

Ezanlar okunmuyor mu? Camiler açık değil mi? İmam-Hatip mektepleri ve İlâhiyat Fakülteleri yok mu?..

Türkiye'de din hürriyeti olduğunu iddia edenler böyle konuşuyor.

Ezan okunuyor, camiler açık, lâik rejimin resmî din mektepleri var ama bunlar, tam ve gerçek bir din hürriyetinin olması için yeterli değildir.

Demagoglara soruyoruz:

Dinî inançları dolayısıyla başını örten üniversiteli kızlara niçin bunca yıl güçlük çıkartıldı?

Şu anda liseli kızlar okula başörtüsüyle gidebiliyor mu?

Millî Eğitim Bakanı, bir aile çocuğunu okula başörtüsüyle gönderirse o kızı ailesinden kopartıp alabiliriz dedi mi, demedi mi?

İçinde namaz kılınan, zikrullah yapılan, iyi insan yetiştirilen tasavvuf tekkeleri niçin hâlâ kapalıdır?

Onları Atatürk kapatmıştır açamayız mı diyorlar?.. Soruyorum: Atatürk'ün kapattırdığı Mason localarını onun ölümünden sonra açtınız da tarikatları niçin açmıyorsunuz?

Türkiye'de Robert Kolej, Saint Benoît gibi misyoner okulları var da, niçin Müslümanların özel İslâm okulları yok?

Müslümanlar niçin Kur'ân ve İslâm yazısıyla Türkçe gazeteler, dergiler, kitaplar yayınlayamıyor?

Ezan okunuyormuş da, camiler açıkmış da, namaz kılana kimse kışt demiyormuş da... Yahu siz kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz?

Bu ülkede tam ve gerçek bir din hürriyeti olması için:

Bağımsız bir İslâm Cemaati Teşkilâtı olması lazımdır.

Müslümanların Tevhidî tedrisat (eğitim) yapma, özel İslâm okulları, liseleri, üniversiteleri açması hakkı olması lazımdır.

Müslümanların başlarına bir İmam-ı Kebir yahut Emîrü'l-mü'minîn seçme hakları olması lazımdır.

İslâm ile bağdaşması ve uyuşması mümkün olmayan resmî ideolojiye din gibi iman etmek mecburiyetinin kaldırılması lazımdır.

Yahudilerin cumartesi günü, Hıristiyanların pazar günü hafta tatili yaptıkları gibi Müslümanların da Cuma günü hafta tatili yapabilmeleri imkânının sağlanması lazımdır.

Dinsizler tarafından baki bir din gibi algılanan lâikliğin veya lâikçiliğin rayına oturtulması lazımdır.

Tek kelime ile Türkiye Müslümanlarının, din konusunda İngiltere Müslümanları kadar serbest ve hür olması lazımdır.

Gerisi lâf u güzaftır!..

 

__________________________________________

AYNI EMNİYET İSTİHBARATINDAKİ POLİSLE GENE KARŞILAŞTIK 

4kasım pazar günü alaatinin karşısında eski iş bankasının önünde emniyet istihbaratında bir polisle karşılaştık telefon açmışsın emniyet istihbarat şubesine bana mesajın geldi dedi bende ara sokaklara girelim konuşalım dedim sizin bilgi toplayan elamanlardan karşılaşıyoruz deşifre olanların onların yanında konuşuyoruz bilgiler gidiyor sürekli milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim 2008 den beri sizle bu konu hakkında konuşuyoruz bir arpa boyu yol alamadık dedim peki sen şu şahışla konuştunmu dedi evet dedim facebookta sizin deşifre olanla konuştuk dedim vahhabiler efendizimiz türbesini yüz bulsalar dünya müslümanlarından yıkacaklar dedim peki tam anlat dedi vaktimiz var bende başladım ben şunları konuştum oda akatarmış mehmet şevket eyginin köşesinde dedim işte bu konuşmalarım yazar başlık yapmış yazarın birinci başlığındaki yazılar benimkonuşmam neyse gelelim ikinci konuşmaya abicim amaç toplumu bilgilendirmekse o zaman (halk bilgisiz bırakılıyor pkk konusunda toplumu bilgilendirin dedim benim konuşmalarımda ne var dedim sürekli muhabat alınıyorum gazatede dedim nasıl bilgisiz bıraklıyor halk dedi yani başladım konuşmaya toplumu halkı bilgilendirin pkk la nasıl mucadele edileceğini dedim işte bu konuşmalarım aktarılmış yazarın benim konuşmalarımı ciddiye alacağınıza dedim halkı bilgilendirin dedim tamam dedi ben üstlerime bu durumu anlatıyım seni muhabat almasınlar dedi sabahleyin gene konuşmaalrım yazarın köşseinde ))))))))))))

Mehmet Şevket EYGİ

Milli Gazete

 

Mehmet Şevket EYGİ

 

 
5 Kasım 2012
font boyutuküçülsünbüyüsün
 


Vehhabiler Resulullah Efendimizin Türbesini Yıkmak İstiyor mu?


VEHHABİLER Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) mübarek türbesini yıkmak istiyor mu? Onların bu istekleri konusunda kimsenin en küçük bir şüphesi bile olmamalıdır. İslam dünyasının tepkisinden korktukları ve çekindikleri için yıkamıyorlar.
Allahü Tebareke ve Teala hazretleri onlara bu fırsatı verir mi? Vermez ümidindeyim.
Medineyi Yahudiler ve Haçlılar işgal etseler, böyle bir saygısızlık ve zulüm yapmayı düşünmezler.
Şu anda bütün Suudî Arabistan ülkesinde, Efendimizin türbesinden başka hiçbir türbe mevcut değildir. Bütün Ashab-ı kiramın, Ehl-i Beytin, Ezvac-ı mutahharatın (Efendimizin muhterem zevcelerinin), Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, ulema ve fukahanın, meşayihin, evliyaullahın türbeleri yerle bir edilmiştir.
Suudîlerden önce o ülkede hüküm sürmüş devletlerin inşa ettirmiş oldukları binaların yüzde 95'i yıkılmıştır.
Osmanlıların yaptığı Şam-Medine demiryolunun rayları bile sökülüp yağmalanmıştır.
Suudî Arabistan İslam dünyasına Vehhabîlik propagandası için milyarlarca petrodolar akıtmaktadır.
Vehhabiler Osmanlı düşmanıdır. Bunda da hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Vehhabilikte tecsim inancı vardır.
Vehhabilik tasavvuf tarikatlarını şirk ve küfür olarak görür.
Tasavvuf evliyası onların nazarında evliyauşşeytandır.
Ehl-i sünnet uleması Vehhabiliği red ve cerh konusunda binlerce kitap ve risale yazmıştır.
Vehhabiler İbn Teymiye'yi imam kabul ederler ama ondan da ileri ve aşırı gitmişler, onun vur dediğini öldürmüşlerdir.
Libya'da ve Kuzey Mali'de Vehhabî-Selefîler nice evliya türbesini yanlarındaki camilerle birlikte yıkmışlardır.
Vehhabilik İslam'ın, Kur'anın ve Sünnetin sahih yorumu değildir.
Vehhabîlik bir bid'at ve gulüvv fırkasıdır.
Bir sufinin, kendisine müşrik-kafir diyen bir Vehhabî imamın ardında namaz kılması ne büyük bir gaflettir.
Vehhabiler müteşabih ayet ve hadisleri lügavî manalarına alarak Allaha noksan sıfatlar izafe ederler. Allahü Teala ise bundan münezzehtir.
İcazetli Sünnî ulema ve fukaha Müslüman halkı Vehhabiliğe karşı uyarmalı ve bilgilendirmelidir.
Arabistan halkının çoğunluğu Vehhabi değildir. Lakin orada din hürriyeti yoktur, Sünniler büyük ve ağır baskılar altındadır.
Vehhabilik aleyhinde ilk yazılan kitap, Muhammed ibn Abdilvehhabın kardeşi Sünnî alim Süleyman ibn Abdilvehhab'ın telif etmiş olduğu "Es-Savaiqu'l-İlahiyye fi'r-Red 'ale'l-Vehhabiye" adlı kitaptır. Türkçeye tercüme edilmiştir ve yakında yayınlanacaktır.
(Kral Suud Efendimizin türbesini yıkacakmış da M. Kemal Paşa ordumla gelir seni alaşağı ederim tehdidini savurmuş, kral pek korkmuş, yıkamamış... Lütfen böyle aptalca martavallara inanmayınız.)
* (İkinci yazı)
Halk Bilgisiz Bırakılıyor
ÜLKENİN diğer yerlerindeki on milyonlarca halka doğru bilgi verilmiyor...
Sivas'ın doğusunda savaş hali vardır.
Birçok yere ordu karayolundan asker gönderemiyor, uçaklarla gönderiyor.
PKK bir yerde baraj bile inşa etmiştir.
Nice yerde gündüz TC geceleri PKK Cumhuriyeti...
Dış dünyada Türkiye'yi bölen, parçalanmış gösteren haritalar yayınlanıyor.
Halkın durumun vehametinden haberi yoktur.
Birtakım beyinsizler verelim kurtulalım demeye başlamıştır. A akılsızlar! Nasıl verip kurtulacaksınız? Kürt nüfusu bir bölgede değil ki... İstanbul'da milyonlarca Kürt yaşıyor. Ege bölgesi Kürt dolu. Öyle bir durumdayız ki, ülkenin bölünme şansı ve imkanı bile kalmamıştır artık.
PKK terörü her geçen gün daha çözümsüz ve çaresiz hale geliyor.
PKK'nın gerçekte bir Kürt hareketi değil, bir Ermeni ve Siyonist hareketi olduğunu kaç kişi biliyor?
Pakratunilerdan kaç kişinin haberi var?
PKK tozu dumanı içinde kimler yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı yapmıştır?
Bu uyuşturucular bir ara hangi kurumun helikopterleri ile taşınmıştır?
PKK'ya, Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun ürettiği mermileri kimler peşkeş çekmiştir?
12 Eylülden sonra, bir kısmı dağa çıksın diye Kürtlere akıl almaz zulümler ve işkenceler yapanlar zâlimler kimlerdir?
TC'nin içinde, köşebaşlarında kaç Kripto, kaç Pakratuni vardır?
PKK başarılı olsun diye, Doğuda ve Güneydoğuda dinî değerler ve kurumlar nasıl kasıtlı ve planlı olarak darbelenip çökertilmiştir?
PKK birtakım hırsızlara, yiyicilere, soygunculara yekun olarak kaç milyar dolar kazandırmıştır.
İsimleri Müslüman olan şu şu şu kişilerin Yahudi ve Ermeni Kripto olduklarını bilen kaç kişi vardır?
 
 
______________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY  KOMPLO TEORİSİ FİLİMİ HAKKINDA 
bazen gınığa geliyorum  deşifre olanlara onlara diyorumki bakın üstleriniz iletin benimle bu kadar niye uğraşıyorsunuz amacınız ne dedimmi  bilgiler gidiyor ertesi gün  yerel veya ulusal kanallara  mel gibsonun başrolde oynadığı komplo teorisi filimi koyuluyordu ben mite ne diyorum mit ne yapıyor aşağıdaki linke tıkla izle filimin hikayesi filimin altında not: bu filim videosu açılmasa googleden komplo teorisi diye yazıldımı bulunur 
not eğer videoya tıklanınca video açılmazsa googleden arattırın  mel gibson komple teorisi 
 
_________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY  GEÇMİŞİN İNTİKAMI FİLİMİ HAKKINDA 
 
ben deşifre olduğundan habersiz milli istihbarat elemanlarına geçmişte bana mit şöyle yaptı şöyle etti dediğimde bu filim ertesi gün yayına koyuluyordu çok kez izledim amacım mite kızgınlığımı ifade etmek bu filimin hikayesi filimin altında yazıyor peki istihbarat giden gilgi mantığına göre bu filimi koymasında topluma ne mesajı vermek istedi hani ben mite kızıyorumya burda polis teşkilatını övüyor şuçluları kötülüyor halbuki ben aşayişi sağlayan mite polis teşkilatına kızmadım yanlış anlama var gelde anlat hatta başrolde oynayan ceki cen polis arkadaşlarının ölümünde kendini sorumlu tutar onların ölümüne dayanamaz içkiye verir kendini falan anlatın işte toplum mühendisliği burda milli istihbaratla aramda iletşim bozukluğu var empati bozukluğu ben diyorumki mitte bilgi toplayanlara benimle bu kadar uğraşmayın gidin topluma kazandıralacak o kadar insan var onları terbiye edin diyorum olmuyor bende kızıyorum işte anlayın aşagıdaki video linkine tıklayın bakın bu filim en az 10 kez izledim 
http://www.fullfilmizle.net/gecmisin-intikami
not. eğer linke tıklayınca video çıkmassa googlede şöyle arattırın jakkie chan geçmişin intikamı 
 
 
___________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY  İNTİKAM PEŞİNDE FİLİMİ HAKKINDA 
 
ben bazen milliistihbaratta deşifre olan muhbirler oluyor onlarla konuşuyoruz işte ahbablığımız oluyor genelde iyi insanlar görevleri bilgi toplama bende bazen atışıyoruz işte ben bazen kafamı bozma sıkarım bak sana tabi yapacağımızdan değil kızgınlımızı belirtmek bu konuşma oldumu bilgi gidiyor bakın dikkat edin hemen ertesi gün bu filim yayınlanıyor hatta ben bazen çok ileri gidiyorum baya baya bilgi toplayanı tehdit ettiğimde oluyor bu tehditeki amacım bu ülkede o kadar rejim muhalifi varken onları terbiye edilmesi gerekirken sizin bana takıntınız ne lan dediğimde hemen ertesi gün bu filim koyuluyor en son 8 mart günü koyuldu 2013 de daha önceleri bu filim en az 20 kez izledim hatta bu filimi seyretmek istesem ben gene muhbirlere takılıyordum ertesi gün izliyordum hatta bu filimi izlemek istesem gene muhbirlere kızıyordum gene ulusal kanallarda izliyordun en son atvdeydi heralde 8 mart 2013 de izledim bu filimin hikayesi fargmanın altındaki yazıda fıragmanın altında bir video daha var ordaki videoda tam ful yada tek parça yer var oraya tıklanınca izlenir  
not. eğer linke tıklanınca video silinmiş olabilir googlede şöyle arattırın . mel gibson intikam peşinde 
________________________________________________________________________
BAŞKA OLAY KONYA JANDARMA OLAYI TELOFONDA KONUŞMALARIM 
cumartesi günüydü işim vardı çarşıda işimi bitirdim işte konyada adliye sarayı var eski orda aklıma geldi ceptem jandarma istihbarat şubesini aradım işte dedimki bana istihbarat şubesini bağlarmısınız onlarda sağolsun bağladılar aslında basit bir mezu edicektim bir subay sağolsun buyur ne iştemiştiniz dedi ben kadir abi dedim buyur etti sağolsun abicim bir not alırmısın dedim evet dedi bir isim vericem tama dedi dinliyorum işte bir muhbriniz var çok önceden deşifre oldu onunla bir olayı konuşmuştuk dedim evet dinliyorum dedi ben süreki muhbirlerin yanında ister istemez konuşuyorum işte dedim evet sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim evet dedi bizi muhatab alması bizim gibi cahilleri eğitmek için muhatab alma var ben bunu normal karşılıyorum dedim ama bu  yazarın 6000 sayıyı buldu diğer olaylarda 27 senede 300000 bilgi analizini budu bunu bir kesssek olmazmı dedim kafam ağrıdı işte  haklısın dedi hatta o deşifre olan muhbirin azını aradım 70 milyonda bazı kişileri kiritere uyan kişileri istihbarat teşkilatı şeçiyor dedi muhbirinizden böyle bir bilgiyi aldım azından dedim emniyet istihbartındaki şu kişide bizi muhatab alması eğitmek için devlet bizi muhatab alıyormuş öyle söyledi dedim subayda dediki kadir kardeş sen o muhbi,rlerin yanında konuşmasan olmazmı dedi bende valla iyi bir konuya girdin dedim google arama motorunda ben hala kaşınıyorum diye yaz  bir vep sitem var oraya bir bakta beni belki anlarsın dedim  nasıl dedi yahu ben muhbirinizi yanında bişey konuşmadım ayağımı çarap sıkıyordu hafifçe kaşıdım bilgi olarak gitmiş sabahleyin yazar köşesinde muhatab almış dedim bitlendi pirelendik kaşınmıyoruz diye hatta hafiçe az bişey kaşınır sonra soyunur dmkünür banyo yapar diye yazısı var dedim oda sen pazartesi günü gel dedi bende izin alamam işyerinden 2006 beri bu şubeyle görüşüyorum olmuyor en son 2014 1 ağustostosta iki subay geldiler gene olmadı bu şubeye 2009 kaç kez geldim gene olmadı bende sinirlendim başladım  subaya tehdit etmeye oda kadir kardeş bizi tehdit etme dedi bende edersem ne olur dedim baya atıştık işte işte bu atışma olayı bilgi oarak gitmiş sabahleyin pazardı yazar kendini eleştirme gibi anlamış sitem ediyor falan işte hatta kendisine gelen bilgiyi jandarmadan değilde meil atılmış gibi yazmış hatta kendisinin meil adresi yok vermiyor hangi kişi meil attıysa hatta benim bir adresim var facede oraya bakın dedim anlarsınız dedim birde yazar imla hatası diyor işte yeteri kadar ben ilk okulda başka okumadım tabiki hata olacak neyse muhbir imam hatipliydi o konuyuda ele almış yazısında işte böyle gene muhatab alma var hatta ben subaya dedimki bu olaylar devam ederse internette yayınlarım dedim oda yayınla dedi kızdı oda bizi tehdit ediyorsun diye not: ikinci yazıda binalarda çatlaklar oluşmuş diyor o konuşmada saat  1 :30 civarında başka yerden konuşmamız ikinci başlık yazısında
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Halimiz Mail’lerden Anlaşılıyor
Mehmed Şevket Eygi
26 Nisan 2015 Pazar 00:00

HALKIN bir kısmının kültür ve ahlak durumu, gazete yazarlarına gönderilen mail’lerden anlaşılıyor. Bana bir mail gönder, ben senin kim olduğunu söylerim…

Üç bine yakın İmam-Hatip lisesi olduğu söyleniyor. Bu liselerde niçin güçlü bir kültür ve ahlak terbiyesi verilmiyor?

Liselerimizde niçin doğru dürüst mantık okutulmuyor. Mantıktan önce zengin ve edebî Türkçe’nin de okutulması öğretilmesi gerekir.

Mao zamanında Çin’de insanlar fakirlikte eşitlenmişti. Bizde de cahillikte eşitleniyor.

Fransada lise sonunda bitirme imtihanı, üniversiteye girebilmek için bakalorya sınavı veriliyor da bizde bunlar niçin yok? (Eskiden benim zamanımda vardı.)

Eski bir Maarif Nâzırı (Millî Eğitim Bakanı) “Şu mektepler olmasa Maarifi ne güzel idare edeceğim” demiş. Şimdi doğru dürüst mektep var mı yok mu?

Liselerde cebir geometri fizik kimya okutuluyormuş. Pöh!.. Önce edebî dil öğretsenize. Kaldı ki, cebir geometri de yeterli şekilde öğretilemiyor.

Parayı en büyük ana değer kabul eden, başka bir tabirle paraya endeksli bir halk elbette adam olmaz.

Siz, 1928’den öncesini okuyamayan cahil bir milletin medenî, kültürlü, üstün olacağını mı sanıyorsunuz?

Gazetelerdeki mail’lere göz atınız. Cümle düşüklükleri… Gramer ve noktalama hatâları… Mantıksızlıklar… Bazısında nezakete aykırı kaba ve hakaretâmiz bir üslup…

Birbirimize niçin efendice, saygılı, medenî üslupla hitap edemiyoruz?

Fikrini, görüşünü beğenmezsen elbette tenkit edebilirsin ama kısa da olsa gerekçeli bir şekilde ve efendice. Küfür etmek, sövüp saymak, aşağılamak, kaba ve galiz ifadeler medenî insanlara yakışmaz.

Tepeden tırnağa alay konusu olan insanlar başkalarını tahkir, tehcil ve tezyif ediyor.

Herkes böyle değil çok şükür. Efendice yazanlar da var. Bazı okuyucu maillerini okuyunca kibar üsluplarından dolayı yazanların ellerini öpesim geliyor.

Millî Eğitim, okullar gençlerimizi, yeni nesilleri iyi yetiştiremezse biz onları nerelerde yetiştireceğiz?

Efendim… Teşekkür ederim… Estağfirullah… demesini nerede ve nasıl öğreneceğiz?

Tenkit ettiğimiz kimseye beyefendi veya hanımefendi demeyi bize kimler öğretecek?

Bir örnek vermek istiyorum:

Kemalist yaşlı bir yazar, 1923’te kurulan cumhuriyetin laik bir cumhuriyet olduğu koca yalanını yazmış. Efendi bir Müslüman ona şu mail’i atıyor:

“Muhterem beyefendi… İddianız tarihî gerçeklere uymuyor. 1923 cumhuriyeti bir İslam cumhuriyeti idi. Devletin Dolmabahçe sarayında oturan resmî bir Halifesi vardı. Medenî Kanunu Mecelle idi. Hafta tatili cumaydı. Cumhurbaşkanının eşi Latife hanım sımsıkı tesettürlü idi. Toplu taşıma vasıtalarında kadınlarla erkeklerin yerleri ayrıydı. Medreseler, tekkeler, kadılıklar açıktı. Sizi gerçekleri çarpıtmamaya davet ediyorum. Saygılar… İsim soyadı.”

(İkinci Yazı)

Herif Biraz da İyi Şeyler Yazsana

BE herif biraz da iyi şeyleri yazsana, bu memlekette hiç iyi iş olmuyor mu, yok mu?

Peki şu sizin iyi şeyleri de yazayım:

Faiz aşağı faiz yukarı… Memleket Faizistan oldu…

İstanbulda mantar gibi gökdelen yapılıyor… AVM’ler de öyle…

Müstehcen yayınlar seks cinayetlerini ve tecavüzleri patlattı.

İnşa halindeki Körfez köprüsünün çelik halatı kopmuş… Japon mühendis intihar etmiş.

İstanbul’un kuzeyindeki şehrin akciğeri ormanlar yapılaşmaya ve betonlaşmaya açılacakmış…

Yurtta sulh cihanda sulh; kavga gürültü savaş çarpışma…

Enflasyon yükseliyormuş…

Zayıflamak isteyenler hiç ekmek yememeliymiş… Ne yesinler?.. Ekolojik sağlıklı pasta yesinler pasta…

Binanın her yerinde çatlaklar oluşmuş…

Gemi dalgaları yara yara, bata çıka, korkunç fırtınalar içinde yol alıyormuş…

Herifin iki diploması var, elifi görse mertek sanır…

Aşırı sür’at sonunda kaza yapan lüks otomobildeki zengin gençlerin üçü ölmüş, biri ağır yaralanmış.

Suriye yangın yerine dönmüş…

Yemende camiye bomba konulmuş, yüzden fazla Müslüman ölmüş…

Pakistan ordusu Taliban Müslümanlarına karşı hücuma geçmiş…

İrak’ta Şiî milisler IŞİD’tan zalim çıkmış…

Bazı laik gazetelerden başlıklar: Orgazm… Şehveti arttıran formüller… Yayında elbisesinin askısı kopan fingirdek kadının memeleri göründü… Turist karı İstanbulda birkaç gün içinde seksen erkekle yatmış… Leblebi peynir ve kadın satışları artmış…

Yaklaşan Ramazanda pideler susamlı mı olsun, çörek otlu mu?

Kızın biri fırında dört erkeğin arasında çırılçıplak yakalanmış. Polise, onlar bana hamur açmasını öğretiyordu demiş.

Çocuk benden değil diye haykıran herif karısını doğramış…

Arslanlar zebrayı parçalamış (Kanlı resimleriyle birlikte).

Adam kocaman bir ekmek lokmasını çiğnemeden yutmuş, ölümden dönmüş, ekmeğin içinde jilet varmış, vatandaşın derununu parçalamış.

Birinin sihirli formülü bir gecede en büyük göbekleri eritiyormuş… Formül sahibi zengin olmuş, içenler bir hoş olmuş…

Nevruz münasebetiyle İstanbul üniversitesi yangın yerine dönmüş…

İstanbulun çevresinde her yer yüksek inşaatla doluymuş. Bunlar iskana açılınca trafik düzelecekmiş…

Yahu aklım karıştı, ben iyi şeyler yazmayacak mıydım?

26.04.2015

 
Mehmed Şevket Eygi
 
 
Halimiz Mail’lerden Anlaşılıyor
Mehmed Şevket Eygi
26 Nisan 2015 Pazar 00:00

 
_______________________________________________________________________
JANDARMA İSTİHBARAT ŞUBESİYLE KONUŞMALARIM 
 
burası biraz karışık örtü gizleme yapılmış burda değişik şekilde yazıldı biraz anlaşılması zor olabilir 
kalabalık bir ortam ordan bizim arkadaş dediki yahu ben bayramda önce bir yere gittim kadınlar çırılçıplak sigara içen kişiler aruç yiyen adamlar of dedi şort giymiş kadınlar ta orası belli gözüküyor kasıklar işte bu konuşmalar yazarın başlığında birinci başlıta               
bundan sonrası başka olay akşam 9 sularında  ankara jandarma istihbarat şübesine telefon açtım ankaraya  o sırada bana telefon geldi 20 dakika geçmedi isimimi sordu  şumu evet dedim senmi telefon açtın evet tamam ben birilerini gönderiyorum olayı biraz açarmısın ben dedimki devletimiz için bilgi toplayan  deşifre olduğundan haberi olmayan muhbirlerin yanında ne konuşursam ertesi gün sabahleyin yani milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde dedim 1997 den bu yana hergün var dedim  tamam  dedi ben birilerini gödercem jandarma istihbaratttan 2 kişi  senle temesa geçecekler dedi not alacaklar  dedi bende bekledim telefonum çaldı ben jandarma istihbaratından dedi tamam dedim şu an nerdesin bende şurdayım dedim buluştuk bende olayın mantığını anlattım işte oda tamam  dedi deşifre olan muhbirlerin ismini istedi bende verdim o sırada bir yere gidelim dedi bende o sırada oturrurken  bir örnek için internette dünkü giden bilgiyi yazar mehmet şevket eygiye nasıl bilgiyi köşesinde analiz etmiş onu istihbaratçıya gösterdim bu bilgi olarak aktarılmış yazar diyorki namazdan eve dogru giderken bilgisayardan bir kaç gazeteye baktım diye yazısında bakın sonra ben birlik yok dedim ümmette yani konu konuyu açtı bunu konuştum onuda yazarın  birici yazısında ele almış o sırada milli istihbarat dedim benle niye bu kadar ilgileniyor dedim binlerce dağda bu memleketin insanı var dağdan indirebildinizmi dedim bunu yazar birinci yazıda ele almış sonra ben 10 yaşındayken   namaz kılardım  babam benle alay ederdi dedim    bu olay  yazarın köşesinde  anne babalar çoçuklara namaz kıldırmıyor yazısı bu namaz olayını bir konu için açmıştım sonra siyaset toz duman kırıcı saldırıklar dedim oda yazarın birinci başlığında süriyeli mültecilerden bahsettik onlara gereği gibi bakamıyoruz halleri perişan şimdi ben zamanında islami örgüte takılıyorum onu anlattım o örgütün ismini muhbirlere desem kesin yazar bunu şöyle  yazar köşesinde tc başlıklı genelevler bu örgüte takıldığımı bu istihbaratçıya anlattım bunu onuda muhatab almış yazar sonra ben istihbaratçıya yalaniftira atan  gıybet dedim onuda yazar muhtab almış 12 numaralı yazısında 
gelelim ikinci  başlık konusuna yazar ben istihbaratçıya dedimki sürekli  sizin elemalarınız benim konuşmamı duydumu sabahleyin yazarın köşseinde dedim oda sürekli muhbirlere bunu anlatırsam öyle yazar kendisini eleştiri gibi algılar sonra bana açık kimlikte açık adres verin der işte bunu ikinci başlıkta ele almış ikinci başlığın ilk yazıların bakın 4 nolu benim konuşma mantığım onuda muhatab almış 12 numaralı yazı benim istihbaratçının yanında konuşmalarım 14 nolu yazıda benim konuşmam 19 nolu yazıdaki proğram yazısı onu değişlik bir şekilde ele almış burayı atlamışım 5 nolu yazıyı benim kızım ezberleme yeteneği çok fazla dedim onu nasihat şekilinde ele almış 5 nolu yazıya bakın birde 9 nolu yazıyı atlamışım haram kirli para yeme olayı  14 nolu yazıda çoçukları iyi yetiştirme konusuda almış 16 nolu yazıda zır zır cep telefonuyla konuşmak oda var 20 nolu yazıda şöyle oldu ben bir konuya açıklık getirmek için benim karıma kızıma yan bakanın işte naparım dedim yazarda bunu genelleştirmiş değişik bir şekilde nasihat babında ele almış birde şurayı atlamışım ben not alan muhbire dedimki sizin bir elamanınız var o kişiye küfürlü konuştum yazara o bilgi gitmiş yazar o bilgiyi proğramlarda küfürlü diye yazısı var bakın sonra bana sordular şimdi senin bizden isteğin nedir ben muhatab alınmak istemiyorum dedim ama gene bilgiler yazarın köşesinde gece 22 sularından gece  1.45 kadar bu konuşma sürdü bu bilgiler nasıl yetişti hayret 

Mehmed Şevket Eygi
 
 
İstanbul Gazzesi
Mehmed Şevket Eygi
02 Ağustos 2014 Cumartesi 00:00

Ezanlar okunuyor, başka bir camiye gidecektim ama geç kaldığım için en yakındaki Sultanahmed camiine gidiyorum. Parkta çimenlerin üzerine yatmış yarı çıplak bir kadın… Giriş kapısının önünde açıkta karpuz dilimleri satılan bir tezgah… Duvarlara yaslanmış sigara içen kimseler… Şortları kasıklarına kadar açık birtakım karılar cami bahçesine girmek istiyor, koruma memuru engelliyor, namazdan sonra diyor…

Kutsal mabedin yanındaki bu manzara beynime Gazze bombaları gibi iniyor.

Namazdan sonra eve dönüyorum, bilgisayardan birkaç gazeteye bakıyorum. Bazıları şu mübarek günlerde sanki genelev bülteni gibi. İğrenç müstehcen fotoğraflar, magazin yazıları… Vicdanıma Gazze füzeleri düşüyor.

İkindiden sonra alış verişe çıkıyorum. Herkes açıkta yiyor içiyor, lokantalar, pastahaneler, kahvehaneler dolu… Gazze bombaları.

Evet Ramazan bayramına iki gün kala Müslümanlar yine bölük pörçük param parça… Birlik yok, ittihad vifak tesanüd yok. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor… Ümmet birliği yok, tefrika var… Bu hal öldürücü ve tahrib edici bir Gazze bombası.

Binlerce çocuğumuz dağlara gerilla olarak yetiştirilmek üzere çıkartılmış… Gazze bombaları.

Zina suç olmaktan çıkartıldı… Gazze fosforlu bombası.

Toplumun temeli olan aile dinamitleniyor, yıkılıyor, karısına kızıp yahu yeter artık diye bağıran koca mahkeme kararıyla evinden altı ay uzaklaştırılıyor ve yaklaşırsa kesin hapis cezası veriliyor… Gazze zehirli gaz bombası.

Cahil Müslüman anne ve babalar çocuklarına ilmihallerini öğrettirmiyor, on yaşından sonra namaz kıldırmıyor… Gazze bombaları.

Siyaset toz duman, çok sert ve kırıcı saldırılar… Gazze savaşları.

Şeriat elden gitmiş, din elden gidiyor, bayram tatilleri ve şenlikleri gırla gidiyor… Gazze’deki dinî imanî durum bu kadar vahim değil.

Ülkemizde bir milyondan fazla Suriyeli mülteci var… Bunların bir kısmı çok perişan vaziyette… Biz onlara gereği gibi bakamıyoruz… Gazze Gazze.

Kadın hakları ve haysiyetleri ayaklar altında, TC başlıklı resmî vesikalarla karılara KDV’li korumalı yasal seks köleliği yaptırılıyor. Bu rezalete Müslüman feministler bile itiraz etmiyor… Başımızda mânevî Gazze bombaları patlıyor.

Zina riba… Zina riba… Zina riba… Memleket sanki bir meyhane-i kübra… Gıybet yalan iftira fitne fesat… Ahlaksızlık diz boyu değil, gırtlağımıza kadar yükselmiş değil, boyumuzu aşmış boyumuzu… Bunlar Gazze bombaları ve füzeleri gibi çoluk çocuk kadın ihtiyar demeden yakıyor hepimizi.

Haram yemek yaygın hale gelmiş… Riba, rüşvet, ihalelere fesat karıştırmak, rant rant rant… Bunlar hep birer bombadır tepemizde patlayan.

Meydanlarda korkunç tunç sanemler dik dik bakıyor civardaki Müslümanlara, Gazze bombaları gibi bakışlar.

Gazzenin tepesinde patlayan Siyonist bombaları… İstanbul semalarında patlayan küfür, şirk, nifak, fısk, fücur, isyan, tuğyan, azgınlık, fuhşiyyat, riba, zina, haram rant bombaları…

Tefrika bombaları…

(İkinci yazı)

Kendilerine Zulm Eden Müslümanlar

MÜSLÜMANLARIN kendilerine yaptıkları büyük zulümler nelerdir? Eksik bir listesini aşağıda takdim ediyorum. Aksini iddia edenler, hayır bunlar zulüm değildir diyenler çıkarsa, açık isim ve adres vererek, sahih gerekçeler göstererek bendenizi tenkit etmeleri ve uyarmalarını rica ederim.

1. Birleşmememiz, tek bir Ümmet olmamamız, parçalanmışlık ve tefrika içinde yaşamamız, bunu tabiî görmemiz biz Müslümanların kendimize yaptığımız en büyük zulümdür. Ellerinde imkan ve fırsat olduğu halde Ümmet birliği için fiilen ve lisanen çalışmayan, bunu kalben arzu etmeyen muktedirler, ziyalılar, ulema, fukaha, etkili kimseler büyük vebal altındadır.

2. Âdil, râşid, kâmil, ihlaslı, ıslah edici, ehliyetli, liyakatli bir İmam’a biat ve itaat etmemeleri de Müslümanların kendilerine olan büyük zulümlerindendir.

3. Beş vakit farz namazların yitirilmesi, terk edilmesi de büyük zulümlerdendir.

4. Emr bi’l-mâruf ve nehy ‘ani’l-münker farzının terk ve tâtil edilmesi de büyük zulümdür.

5. Müslümanların ilmihallerini doğu olarak öğrenmemeleri, içindeki bilgileri ezberlememeleri ve hayata uygulamamaları da onların kendilerine yaptıkları büyük zulümlerdendir.

6. Gazzedeki büyük katliam, vahşet ve zulmü. Türkiyede keyf içinde yaşarken sadece lafla, edebiyatla, kuru sıkı atarak sözde protesto etmemiz de hem kendimize hem de ezilen kardeşlerimize yaptığımız büyük bir zulümdür.

7. Mü’minlerin birbirlerini sevmemeleri, desteklememeleri; vifak ve tesanüd içinde olmamaları da kendilerine yaptıkları bir zulümdür.

8. Parayı, malı, dünyayı çok sevmek, bir Müslümanın kendine yapacağı büyük zulümlerdendir.

9. Haram yemek, haram kara kirli necis ateşli şeytanî servet edinmek büyük bir zulümdür.

10. Kur’anın yap dediklerini yapmamak, yapma dediklerini yapmak büyük zulümdür.

11. Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine yapışmamak büyük zulümdür.

12. Yalan söyleyen, iftira atan, gıybet ve nemime yapan, diğer lisan günahlarını işleyen bir Müslüman öncelikle kendine zulm etmiş olur.

13. Mübarek Ramazan gecelerinde yatsı ezanları okununca camilere gidip veya cami dışında bir cemaat oluşturup, yatsı ve teravih namazı kılmamak; camiye gideceğine Ramazan fuarlarına, şenliklerine, eğlencelerine ve etkinliklere katılmak kendimize yaptığımız bir zulümdür.

14. Çocuklarımızı musalli= namaz kılan, itikadı sağlam, dindar, ahlaklı ve faziletli İslam evladı olarak yetiştirmeyip; onları dünyaperest, paracı, bencil, fasık, facir, günahkar yetiştirmek hem onlara, hem kendimize yaptığımız büyük bir zulümdür.

15. İsraf yapan, lüks bir hayat süren, saçıp savuran, ekmekleri çöpe atan, tabağında yemek bırakan, yaşamak için değil yemek için yaşayan, ünlü restoranlara avuçla para bırakan, hiç lüzum ve ihtiyaç olmadığı halde Nemrudî otomobillere kibir ve gururla binen Müslümanlar da kendilerine zulm etmiş olur.

16. Zır deliler, çılgınlar, beyinsizler gibi lüzumsuz yere günde saatlerce cep telefonuyla zevzeklik ve gevezelik edenler de, aziz ömürlerini şeytanî mükalemelerle ziyan etmiş ve mânen iflas etmiş olacakları için kendine zulm etmiş olur.

17. İlmi, ehliyeti, liyakati, irfanı, icazeti olmadığı halde futbol veya siyaset tartışması yapar gibi dinî tartışmalar yapan, dinî konuları mıncıklayanlar da kendilerine zulm etmektedir.

18. Fırka ve hizipleri, tarikat ve cemaatleri, parçaları; holiganca, militanca, fanatikçe, beyinsizce destekleyenler, bu asabiyetlerle mü’min kardeşlerine düşmanlık edenler, fitne ve fesat çıkartanlar da kendilerine zulm edenlerdendir.

19. Tv’lerdeki şeytanî, müstehcen, fitneli, günaha ve azgınlığa teşvik eden, çıplak karılı, küfür sözlü programları seyr edenler de kendilerine zulm etmiş olurlar.

20. Başkalarının karılarına, kızlarına, analarına, gelinlerine şehvet gözüyle bakan, göz zinası yapan, fırsat bulunca zina edenler de öncelikle kendilerine zulm etmiş olmaktadır.

21. Memlekette hürriyet olduğu halde, yeni Ceza Kanunundan zina suçunun kaldırılmış olmasını yasal sınırlar içinde protesto etmeyen Müslümanlar da kendilerine zulm etmektedir

02.08.2014

 
 
________________________________________________________________________
 
BAŞKA OLAY 
 
18 mayıs 2006 da evime gelen jandarmayla konuştuklarım
jandarma istihbarat şubesinden geldiler perşembe günüydü 18 mayıs benim istihbarat teşkilatının yaptığı çalışmarı nasıl anlıyorsun ne gibi yeteneklerin var 6 hissinmi var bize çalışırmısın diye konuşmada oldu hatta bomba patlamadan önce bilirmisin diye sordular  başladık konuşmaya bende 6 his yok ama anlıyorum diye bu konuşmalar aktarılmış yazarın birinci ilk başlarda bir yazısı var sezgi sahibiyim diye konuştum işte bana dedilerki sen daha önceden aşırı silahlı mucadele veren milliyetçi islami örgütün sempatizanıymışın hatta baya bi olaylar yapmışşsın dedi evet dedim sana bir soru soruyum danıştay silahlı olayı hakkında ne düşünüyorsun bende dedim bütün müslümanlar şuçlanamaz bu olay aktarılmış danıştay olayı hatta olayın pisikolojisi iyice muhatb alınmış benim gittiğim silahlı mucadele örgütün psikolojisi yazarın birinci yazısına bakın bana dediki sen yaparmıydın danıştayı vururmuydun ben devletle işim olmaz ben marksistlerle işim devlet severde döverde dedim birtakım hayacanlı kişiler yapabilir veya yaptırırlar dedim bu konuşmalar aktarılmış üçüncü yazıda casular ajanlar provakotörler kıraldan daha kıralcı yazarın birinci yazısında oda bana ait dördüncü konuşma bende pkkya karşı kurulan kürt islami haraketi siz kurdunuz sonunda feci şekilde ezdiniz dedim bizede öyle yaptınız bana azmı eziyet ettiniz diye sitemde ettim diye konuşmam oldu oda yazarın birinci yazısında beşinci konuşmada bir takım dini bütün şahışlarında istihbaratçılarla ilgisi var biliyorum dedim oda yazarın aşağıdaki yazısında bana dediki ülkede kaç çeşit istihbarat var dedi bende ne biliyim 5 çeşit vardır dedim ama bilgi trafiği tek dedim oda yazarın birinci yazıda sonlara doğru işte tabi bana soru gene sordu mossad cıa ile ilişkimizi biliyormusun dedi bende evet dedim hatta mit elemanlarıyla konuşuyoruz ertesi gün tevde izliyorum amarikadaki bazı siyasetçilier konuyu şöyle bi muhatab alıp geçiyorlar dedim birazda gülüştük işte tabi yazarın bu konuyal ilgili çoğu konuşmada bana ait tabi bu bilgiler sabahleyin gene yazarın köşesinde ilginç dimi yıl 2013 geldik halen devam ediyor bu olaylar  NOT:  bilgiler ertesi gün şavaş ay gazeteci ile tvde izledim ulusal kanalda jandarma bana algılamamla ilgili soru sormuştu ya işte o konularda medyum recep kaplan  şavaş ay soruyor adam herşeyi biliyor işte diyor adam diyor şavaş ay halbuki orda o adam dediği yok anlayın işte kendisine gelen bilgiyi böyle analiz ediyorlar analiz hatası burası işte 
birde ben jandarma istihbarat şubesine dedimki mehmem şevket eygiye bilgi gidiyor benim konuşmalarım sabahleyin analiz ediyor dedim bunu kesin dedim oda dediki sen kimsinde seni kim muhatab alıcak dedi aktardıkları bilgiler yazarın köşesinde  
Mehmed Şevket Eygi
 
 
İşi Çığırından Çıkartmak
Mehmed Şevket Eygi
19 Mayıs 2006 Cuma 10:10

ÇOK üzücü ve vahim bir hadise olmuş, Danıştay üyesi bir hakim bir avukat tarafından tabanca ile vurularak öldürülmüştür, birkaç da yaralı vardır.
Bazıları bu cinayeti çığırından çıkartarak, katilin dindar olması dolayısıyla bütün Müslümanları dolaylı şekilde suçlu göstermeye yeltenmektedir.
Dindar bir Müslüman, dinî duygularla bir kimseyi öldürdü diye bütün Müslümanları suçlu görmek, onlara saldırmak hukuka ve adalete uygun olmaz, medeniliğe yakışmaz.
Fail suçu tek başına işlediyse sadece o cezalandırılır.
Suç ortakları varsa, bunlar bulunabilir ve suçları kanunen isbat edilirse onlar da cezalandırılır.
Katili kışkırtanlar varsa, bulunup yakalandıkları ve kışkırtmaları sabit olduğu takdirde onlara da kanun dairesinde ceza verilir.
Bunun dışında, Danıştay'ın kararlarına kızan birtakım Müslüman vatandaşlar suçlu görülemez.
Hadiseden hemen sonra, sıcağı sıcağına birtakım politikacılar ve medyacılar yeni bir Menemen olayından ve Kubilay'dan bahs ettiler. Öyle düşünüyorlarsa, iyi bilsinler ki, Menemen olayı kışkırtma ve düzmece bir olaydır.Bana inanmayanlar, o tarihte Türkiye'de hizmet görmekte olan ABD büyükelçisinin hatıralarındaki bu konu ile ilgili satırları okusunlar.
Bu yeni hadise bir tertip eseri olabilir mi?
Konunun uzmanları iyi bilirler: Doğrudan doğruya değil, dolaylı şekilde, birtakım müsait ve heyecanlı kimselere telkinler yapılarak adam öldürmeleri, suikast tertiplemeleri, terör hareketlerine girişmeleri sağlanabilir. Bugün islâmî kesimde, hele "İslâmcı" camiada bir yığın casus, provokatör, manipülatör, kışkırtıcı, yönlendirici, istihbarat yapıcı ajan ve eleman bulunmaktadır. Bunlar asıl kimliklerini gizlerler, hangi camianın, grubun, cemaatin içindeyseler kraldan daha kralcı görünürler ve yapacaklarını yaparlar.
Çarşamba günkü cinayeti bir hukukçunun işlemiş olması son derece düşündürücüdür. Bu gencin hocalarının hiç sorumluluğu yok mudur?
1953'te Ankara'da Mülkiye'de (Siyasal Bilgiler) okuyordum. Bir sabah gazeteler Vatan gazetesi başmuharriri (başyazarı) Ahmet Emin Yalman'ın Malatya'da vurulduğunu yazdılar. Bir genç, yazılarından dolayı büyük ve derin bir infiale kapılmış ve gazeteciyi vurmuştu. Hadisenin akabinde iş çığırından çıkartıldı ve yurt çapında bir terör estirildi. Memleketteki dindarlar suçlu görüldü, o tarihlerde 33 adet islâmî gazete ve dergi yayınlanıyordu, bunların 30'u kapatıldı. Hattâ devrin başbakanı Adnan Menderes Yeşilköy havaalanında bir basın toplantısı yaparak "Şu kadar kara basın vardır, onların bir kısmını kapattık, geri kalanlarını da kapatacağız..."  meâlinde bir söz sarf etti. (Gazete koleksiyonları kütüphanelerde duruyor, arzu eden bakabilir...) Yalman'ın vurulmasından sonra ülke çapında bir terör estirildi. Maksat, Müslümanları yıldırmak, islâmî hareketin ve uyanışın belini kırmaktı. Bunda da muvaffak oldular. Olan Türkiye'ye oldu; devlete, millete, ülkeye oldu...
Yanlış anlaşılmasın, Yalman'ın vurulması doğruydu demiyorum. Elbette vahim bir suç işlenmişti, suçlular cezalarını görmeliydi. Ancak, hadise çığırından çıkartılmamalıydı.
1953'te Malatya'daYalman'ın vurulması (ölmemişti)hadisesi ile bugünkü müessif hadise arasında herhangi bir benzetme yapmıyorum.
Anlaşılan şudur:
Birtakım derinler düğmeye basmışlardır. Ülkedeki siyasî istikrarı bozmak, bir anarşi havası meydana getirmek istiyorlar.
Cumhuriyet gazetesine üç kere bomba atıldı. Failleri bulunmadı. Ölen ve yaralanan da olmadı. Maksat gürültü çıkartmaktı.
Son aylarda birtakım çevrelerde sinirlilik, tedirginlik, aşırı heyecan görülüyordu.
Bir ilçemizde, bir partinin yerel başkanı ciklet veya sakız çiğnedi diye tutuklandı...
Bir savcı, hazırladığı iddianameden dolayı meslekten atıldı.
Birtakım çevreler burunlarından kıl aldırmıyorlardı...
Strateji uzmanlarından bazıları son hadiseleri, iktidara "Artık git, yoksa çok fena olur senin için... En kısa zamanda erken seçim yapılsın..." mesajı verildiğini söylüyorlar.
Zaten sezgi sahibi olanlar önümüzdeki birkaç ayın çok hareketli geçeceğini tahmin ediyorlardı.
Endonezya'da Merapi yanardağı yakıcı dumanlar püskürtüyor, kızıl lavlar akıtıyormuş. Türkiye'de de patlamaya müheyya (hazır) yanardağlar vardır.
Ne oluyor, ne olacak bunları kesin şekilde bilmek mümkün değildir. Ancak bir husus çok iyi bilinmelidir ki, ortada önceden hazırlanmış, planlanmış bir TERTİP, bir SENARYO vardır.
Bu senaryonun temelinde, arka planında milyarlarca dolarlık rantlar vardır.
Bir düzenin veya sistemin her ne pahasına olursa olsun korunması kaygısı vardır.
Yakın tarihimizde görüldüğü gibi birtakım yeni cinayetler işlenebilir. Fâil-i meçhul cinayetler...
Yine tertipli, planlı, kasıtlı bir şekilde gürültüye ve yaygaraya müsait düzmece hadiseler meydana getirilebilir.
İslâmî kesimde bu gibi oyunlara gelecek dolaylı şekilde kışkırtılıp suç işletilecek heyecanlı veya dengesiz adam çoktur.
Hangi gruba, kesime, alt-kimliğe sahib olurlarsa olsunlar bütün sevgili vatandaşlarımız çok dikkatli olmalıdır. Birtakım gizli lobiler, egemen güçler, kendilerini halktan daha üstün ve imtiyazlı gören patrisyenler ülkemizi ve devletimizi yeni maceralara sürüklemek istiyorlar. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Danıştay hakiminin öldürülmesi, yaralananlar olması gerçekten çok üzücü ve vahim bir hadisedir. Bu hadisenin çığırından çıkartılması da çok vahimdir.
Dindar vatandaşlarımız ajanlara, casuslara, provokatörlere karşı son derece dikkatli ve uyanık olmalıdır. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bırakın yoğurdu üfleyerek yemeyi, bizim şimdi dondurmayı üfleyerek yememiz gerekir.
Başta sayın Başbakan ve diğer iktidar mensupları, korunmak istiyorlarsa bol bol sadaka versinler ve ihlasla hayır hasenat yapsınlar. Diğer bütün Müslümanlar da...
Yakın tarihimizde PKK'ya karşı İslâmî bir Kürt hareketi kurdurmuşlardı. Bu İslâmî Kürt hareketini kullandıktan sonra feci bir şekilde ezdiler, yok ettiler. Bunlardan her şey beklenir.
Birtakım sözde dini bütün şahıslar ve gruplar var. Bunların yaptıkları edebiyat bizi aldatmamalıdır. Bunların bazısının bazı istihbarat gruplarıyla ilgisi olduğu, işbirliği yaptığı erbabınca bilinmektedir. Hangi istihbarat grupları? Ülkemizde en az beş istihbarat grubu vardır, hangisi ne bileyim?..
Herkes uyanık olsun, fitne ve fesat hareketlerine en ufak bir şekilde katılmasın. Yanardağ patlamaya hazırlanmaktadır. Önümüzdeki aylar çok hareketli geçeceğe benziyor.
Bu işlerin altında ve ardında MOSSAD, CIA ve daha nice yabancı istihbarat da bulunmaktadır. Kambersiz düğün olur mu? Nerede fitne ve fesat varsa, onlar da orada mevcuttur.
"İşler çok iyiye gidiyor... Gelecek çok pembedir..." gibi aptalca edebiyatlar yapan birtakım safdiller acaba bu son gelişmelerden ibret alacaklar, akıllarını başlarına toplayacaklar mı?
______________________________________________________________________________________________
 
13 nisan 2009 konya jandarma istihbarat şubesine telefon açtım bi olay var buna bi anlam veremiyorum dedim oda gel dediler görüşelim saat 13 .30 orda oldum iki subayla jandarma istihbarat şubesiyle görüştüm konuyu anlatırmısın dediler 18 mayıs 2006 evime jandarma istihbaratından yani burdan iki kişi geldiler onlarla baya konuşmuştuk dedim ama gene olaylar devam ediyor dedim hatta orda bana amarikayla mossadla cıa ile ilişkimizi biliyormusun diye sordular ertesi gün milli gazate köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okudum konuşmalarım aktarılmış dedim bana konuyu aç dedi ya işte müttefik amarika birgün gelip çökeçek dedim sonlar yaklaşıyor dedim baya konuştum ilk konuşmalarım bunlardı hepsi gitmiş yazarın birinci yazısı bana ait tamamen ikinci konuşmada dedimki urfa ve fakı baba o olmasaydı pkk ya kaymaları önlenemeyekcti bu konuşmalarda aktarılmış yazarın ikinci konuşma başlığıda bana ait gelelim asıl meseleye ustacım ben1997 yılında fakına vardım milli istihbaratta bilgi toplayanların yanında konuşuyum sabahleyin milli gazete köşe yazarı mehmet şevket eyginin köşesinde okuyorum ben bunlara bi anlam veremiyorum 70 milyonluk ülkede mesele benmiyim benmi konuşuyorum dedim baya bağrıştık oda bana bağırma dedi ben nediyim üstlerimize iletiriz biz bişey yapamayız dedi ilet o zaman dedim bu konuşmalarda aktarılmış yazarın üçüncü yazısına bakın lütfen okumasınlar diye yazısı neyse ben jandarmaya gitme amacım beni devlet muhatab almasın bu kadar dedim gelde anlat gene konuşmalarım yazarın köşesinde sabahleyin  
http://www.habername.com/yazi-mehmet-sevket-eygi-sonlar-yaklasiyor-2163.htm

Mehmet Şevket EYGİ

Sonlar yaklaşıyor

14 Nisan 2009 Salı

Ömrü olanlar, pek uzak değil, önümüzdeki üç beş yıl içinde dehşetli değişiklikler, akıl almaz sonlar göreceklerdir.

Bunlardan biri ABD imparatorluğunun büyük bir değişime mâruz kalması olacaktır.

Obama, bugünkü bütün haliyle ABD'nin son başkanı olabilir.

"Aaaa nasıl olur, ABD gibi bir süper güç nasıl yıkılır?.."

Çok haklısınız, ABDhiç yıkılır mı? Sovyetler Birliği gibi o da, yıkılmadan bütün gücüyle, bütün satvetiyle, bütün ihtişamıyla yerinde duracak ve dünyayı idare edecektir...

Dünyanın büyük bir savaşın ateşleri içinde kalması büyük ihtimal dahilindedir.

"Aaaa savaş olur mu hiç, sen deli misin? Dünya barışa doğru dört nala gidiyor, sen neler saçmalıyorsun?.."

1938'de de İngiltere ve Fransa başbakanları "Savaş tehlikesini ve ihtimalini bertaraf ettik, önümüzde uzun barış yılları var..." demişlerdi. Aradan bir yıl geçmeden 2'nci Dünya Savaşı patlamış, insanlık âlemi altı yıl boyunca korkunç, kanlı, ateşli ve alevli cehennemî felâketler içinde yaşamıştı.

ABDniçin gücünü kaybedecek, niçin parçalanacaktır?

ABDhalkını suçlamıyorum, idarecilerini suçluyorum. Onlar yakın tarihte büyük suçlar işlemiştir. Irak'ta bir buçuk milyon Müslümanın öldüğü söyleniyor. Afganistan mahv u perişan oldu. Filistinlilerin anası ağlıyor. Başta Guantanamo olmak üzere Amerikan hapishanelerinde Müslümanlara korkunç, insanlık ve medeniyet dışı, vahşi işkenceler yapıldı. Kur'ân yırtıldı, sayfaları yerlerde çiğnendi, sonra süpürüldü ve tuvalete atıldı.

Kur'ân'a hakaret edenleri Allah çarpar. Allah'a kimse karşı koyamaz. Allah'ın gücü karşısında ABD ordusunun küçük bir sinek kadar, sinekten geçtim tek hücreli bir amib kadar hükmü yoktur.

Kur'ân'a saygı gösteren aziz olur, Kur'ân'a hakaret eden zelil, rezil ve muzmahil olur.

Yaylar gerilmiş, kaza okları hedefe doğru nişanlanmıştır. Kün emriyle oklar fırlayacak, muallak kader mübrem kaza olacaktır.

Papalığın, Roma'nın da sonu yaklaşmıştır. Bir Papa daha gelir, sonra akıl almaz bir bitiş ve yıkım.

Nice İslâm ülkesinde kökten değişiklikler olacaktır.

Firavunlar, maça beyleri... Sonlar sonlar sonlar...

İsrail de son bulacaktır.

Bunu ben söylemiyorum, uzun sakallı, şapkalı, redingotlu Neturei Karta hahamları söylüyor. Bana inanmıyorsanız onlara sorun.

Savaş suçlarının cezasını sadece Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi vermez. Zalimleri kahr eden Yüce bir Güç vardır. İhmal etmez, imhal eder. Vakt-i merhunu gelince sille iner.

Hak sillesinin sedası yoktur,

Bir vurdu mu hiç devası yoktur.

Atom bombaları ve füzeleri atılır mı acaba? Büyük ihtimalle atılacaktır. Ortadoğu'yu ve bütün dünyayı zehirli, öldürücü radyoaktif dumanlar, bulutlar kaplayacaktır.

Nice Sodom Gomore, nice Babil yıkılacak, sernigûn ve hak ile yeksan olacaktır.

Âsümana doğru uluyanlar, siz o günlerde ne yapacaksınız?

Urfa ve Fakıbaba

Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba'nın Urfa Belediye Başkanı seçilmesi demokrasinin, sağduyunun, halk iradesinin bir zaferi olmuştur. Kendisini ve Urfalı seçmenlerini tebrik ediyor, hayırlı başarılar diliyorum.

Urfa'da niçin PKK'yı destekleyenler başarılı olmamıştır da, bağımsız bir aday başkan olmuştur?

Fakıbaba'yı destekleyen bir aşiret yoktu. Niçin yine de o seçilmiştir?

Urfa'mız dünyanın en eski şehridir.

Urfa, atamız Halilullah İbrahim aleyhisselâmın makamının bulunduğu kutsal şehirdir.

Urfa, Fakıbaba'yı belediye başkanı seçerek bütün Türkiye'ye örnek olmuş, çok güzel bir ders vermiştir.

Faziletli bir insan olan Fakıbaba, kendisine düşmanlık ve haksızlık yapanlara karşı elbette aynı şeyleri yapmayacaktır.

Urfa, kendisine hizmet edenlere vefasını göstermiştir.

Keşke bu son seçimlerde ülkemizin otuz büyük şehrinde bağımsız adaylar kazanmış olsalardı.

Yakın tarihimizde, merhum Özal'ın devrim denilebilecek teşebbüs ve yenilikleriyle belediyeciliğimiz büyük hamleler yaptı, büyük hizmetler gördü. Ancak, bu faaliyet ve hizmetlere paralel olarak dehşetli bir kirlilik, israf, partizanlık, rantçılık da görüldü.

Hizmetlerin artarak devamını, kirliliğin sona ermesini istiyoruz.

Ergenekoncu zihniyete sahip olmamak, Ergenekonculuk yapmamak şartıyla, hangi partiden olursa olsun başarılı belediyecileri tutar ve desteklerim.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, başarılı belediye başkanlarımızdandır. Solcuymuş... Keşke bütün solcular onun gibi olsa.

Bakarsınız Sarıgül bir sabah camide namazdadır... Birkaç gün sonra onu bir cemevinde görürsünüz. Bir ara Pazar günleri Edirne'ye bedava otobüs kaldırıyor, imkansız vatandaşlara tarihî ve kültürel gezi imkânı sağlıyordu. Kendi bölgesindeki herkesin derdine derman olmak için çalışır. Halkın içinde, halkla haşir neşir bir başkandır.İlgilenmediği konu yoktur. Hastalarla ilgilenir, devamsız öğrencilerle ilgilenir. Bu yüzden halk kendisini sever ve seçer. CHP'nin başına geçebilmiş olsaydı, siyasetimizde devrim çapında bir değişim ve iyileşme olacaktı. Randevu alıp bir gün ziyaretine gideceğim.

Urfa'ya 1960'ta merhum Bediüzzaman SaidNursî hazretlerinin cenazesinde bulunmak için gitmiştim. Aradan yarım asra yakın bir zaman geçti, kimbilir ne büyük değişiklik olmuştur. Tahmin ediyorum, güzelim eski evler yıkılmış, yerlerine korkunç korkunç apartmanlar yapılmıştır. Keşke eski mimarî uslübumuzu koruyabilmiş olsaydık.

Fırsat bulabilirsem Urfa'ya iki günlük bir seyahat yapmak istiyorum. Şehri gezmek konusunda rehberlik etsinler, başka bir şey istemem. İkram olarak bana bir bardak çay yeter de artar.

Urfa'da sanat, kültür, zanaat olarak ne gibi hizmetler yapılabilir? Dr.Ahmet Eşref Fakıbaba'ya düşündüklerimi ve tekliflerimi bir rapor halinde takdim edeceğim.

Lütfen okumasınlar

Çok rica ve istirham ediyorum, yazılarımdan rahatsız olanlar lütfen okumasınlar. Bazılarının bendenize yaptıkları hakaretlere üzülmem ve kızmam, böyle şeylere alışkınım. Birtakım Müslüman kardeşlerimin haline acıyıp üzülüyorum.

Yazımı, fikirlerimi, görüşlerimi beğenmiyor; bunları adam gibi tenkit edeceğine küfür ediyor, hakaret ediyor...Bu, acınacak bir hal değil midir?

Varsa tutarlı bir gerekçen onu yaz.

Fıkıh diyorum, mezhep diyorum...muhalif olan kişi sen fitne çıkartıyorsun diye sövüyor...

Böylelerinin üzülmelerine, öfkelenip çileden çıkmalarına ben de üzülüyorum, onlara acıyorum.

Evet, okumasınlar, üzülmesinler. Ne halleri varsa huzur içinde görsünler.

Ne zaman okuyabilirler?.. Benimsemedikleri fikir ve görüşlere edeple, terbiye ile, mantıkla, tutarlı gerekçelerle cevap verecek hale gelinceye kadar...

Kaynak: Milli Gazete

Bu yazı toplam 1662 defa okunmuştur